Vatan Hainleri!

Türk’ün Ekmeğini Yiyip de Türk’e kılıç Sallama!!

  • a

  •  

    Nisan 2007
    M T W T F S S
    « Mar   May »
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    30  
  • Son Yazılarımız

  • İstatistikler

    • 766,102 Tıklama
  • Gocunanlar

Nisan, 2007 için Arşiv

Üzülüyorum…

Yazan: vatanhainleri Nisan 29, 2007

Bugün olağanüstü bir şey oldu…
Aslında gelişi ta 15 gün önce Ankara’dan seslendi bize…
Kimileri için kapkara bir gündü…
Kimileri içinse bayram yeri gibiydi!
Aslında içim içime sığmıyor!
O kadar insanı bir arada görmek… Kilometrelerce ötede aynı amaçla toplanan insanların olduğunu bilmek seslerini işitmek..
Parçalanmaz bir azimle laikliğe, vatana, Ata’ya sarılmak..

Vurulmak ama yıkılmamak bu olsa gerek!
Kolumuzu kanadımızı kırdılar… Satılmadık ne fabrikamız ne madenimiz ne de toprağımız kaldı..
Ama unuttukları birşey var!
Bizler onlardan çok daha güçlü çok daha büyük bir düşmanı yenmiş bir milletin çocuklarıyız…

Üzülüyorum… Çok üzülüyorum..
Orda olamayanlar için çok üzülüyorum!
Omuz omuza yürüyemediklerimiz için bizim safta olmayanlara acıyorum…
Damarlarındaki asil kanın kıymetini bilmeyenlere üzülüyorum…

Aynı cevherin çocukları, torunlarıyız… Ama egemenliğin, bağımsızlığın ve laikliğin ne demek olduğunu kavrayamayanlara üzülüyorum…  Orada olmak ve içten bir şiir okumak gibi aynı anda şehit kanı Türk Bayrağını göklere yüceltmek…
İşte bu duguyu yaşayamayanlara ve yaşayamayacak olanlara üzülüyorum…
Çok efkarlıyım..

Yaşam ve ölüm arasında Vatan için Millet için Bağımsızlık için bir şey yapamayanlara yapamayacak olanlara çok üzülüyorum…

Bugün ikinci bir tarih yazdık…
Düşünüyorum acaba Atatürk bugünü görseydi ne derdi acaba diye…
Sonra tutamıyorum, yaşlar iniyor gözlerimden…
Dalgalandırmak semalarda Türk Bayrağını bağımsızlığın rengini…
Sonra haykırmak “Atam izindeyiz!” diye!!!

Üzülüyorum, üzülüyorum…
Damarlarında dolaşan asil kanın farkına varamayanlara çok üzülüyorum…

Bu yazım bugün 29 Nisan Mitingine katılanlara ve Yüce Türk Milleti’ne armağan olsun…
Güzel günler göreceğiz…

Yazı kategorisi: Genel | 19 Yorum »

Abdullah Gül Kimdir?

Yazan: vatanhainleri Nisan 29, 2007

- ABD’nin güvenini kazanmış bir “ılımlı İslam temsilcisidir”.

- Washington’ın Ortadoğu politikalarına, “şov yapmadan, en güçlü desteği sessiz ve derinden sağlayan kişidir”.

- Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde Brüksel’in taleplerini bir bir yerine getirirken önde hiç görünmeyen; hatta Tayyip Erdoğan ve Ali Babacan ‘ın kırdığı potları tamir eden insandır.

- İslam Kalkınma Bankası’nda ve örgütlerindeki deneyimini, “İngiltere’de aldığı altyapı ile tamamlayan” kişidir. Hem de Osmanlı dönemindeki Anglo-Arap modeline uyan bir biçimde…

- “Batı’ya güven veren” bir kimlik yanında Sünni Arap dünyasının da bel bağladığı insandır. İngiltere, ABD, Arap üçgeninde önemli bir kişidir.

- ABD’nin üst düzey yetkilileri ve AB kurumları ile “AKP dönemindeki en önemli ve kritik anlaşmalara” imza atan biridir.

- Rand Corporation ‘ın1996′daki Türkiye öngörüsünde, “Tayyip Erdoğan’la birlikte adı geçen insandır”.

- Ve Abdullah Gül 1979′da Sakarya Üniversitesi yönetiminin birkaç aylığına bana tahsis ettiği bir asistandır; 5 Ocak 1982′de İktisat Fakültesi’ndeki doktora jürisinde bulunduğum kişidir, 20 Temmuz 1996′da Başbakan Necmettin Erbakan ‘ı, benim ricam üzerine KKTC’ye ite kaka getiren genç bakandır.

- Yine 1995 ve 1996 yıllarında TBMM’de yaptığı çok çarpıcı konuşmalarda, “Benim AB ve Gümrük Birliği konusundaki değerlendirmelerime tam destek veren bir milletvekilidir”.

Abdullah Gül 1996′daki hali ile kalsaydı acaba;

- Tayyip Erdoğan’la birlikte AKP’yi kurabilir miydi?

- AKP iktidara gelebilir miydi?

- Abdullah Gül Dışişleri Bakanı olabilir miydi?

- Ve şimdi AKPmin cumhurbaşkanı adayı olarak belirlenebilir miydi?

Eğer 1996 öncesindeki Abdullah Gül aynen kalsaydı bunların hiçbiri olmazdı. ABD 28 Şubat ile değişenleri kendi tarafına aldı ve operasyonlarını uygulamaya koydu.

Değişmesi gerekirdi…
Bütün bunların olabilmesi için Abdullah Gül’ün değişmesi gerekirdi. Washington’ın ve Brüksel’in taleplerine hiçbir zaman karşı çıkmayan; onların Ortadoğu ve Türkiye üzerindeki isteklerine boyun eğen bir kimliğe dönüşmesi kaçınılmazdı. Kısacası anti-Amerikancı kimlikten Amerikancı Abdullah Gül’e dönmesi gerekiyordu.

Sanki AKP yönetimince Cumhurbaşkanlığı’na getirileceğini tahmin etmişçesine son kitabımda ona bir bölüm ayırdım. (*) Kendisini enine boyuna inceledim. Onun kimliğinde AKP’nin “serbest piyasa üzerinden İslamcı yapılanmaya geçiş yöntemini” sorguladım.

AB konusunda beni 1995 ve 1996′da destekleyen Gül’ün değişiminin arkasındaki nedenleri gözler önüne serdim. Bunun gerisinde Batı’nın yeni politikalarının Türkiye’yi biçimlendirmek isterken “seçtiği aktörlerin rollerini ele aldım”.

ABD ve AB, Türkiye’yi değil ama Türkiye içindeki oligarşiyi değiştiriyordu. “Siyasal sermaye yanında siyasal İslam, oligarşiye dahil ediliyordu.” Abdullah Gül işte burada sahneye çıkıyor ve bu senaryoda bana göre, “en önemli misyonu” üstleniyordu.

AKP iktidara geldiğinden beri Abdullah Gül Türkiye’nin iç ve dış dengelerinde çok önemli işler yaptı. Medya Tayyip Erdoğan’ı, Bülent Arın ç’ ı, Abdüllatif Şener ‘i konuştu.

Gölgede kalıp saklanan güç ise Abdullah Gül’dü. Batı, işlerini Abdullah Gül ile yürüttü. O medyaya çıkmadı, geride kaldı. Hatta “iyi polis” rolünde oldu; Tayyip Erdoğan, Rauf Denktaş ‘a en ağır sözleri söylerken Gül gidip onun koluna girdi, el ele resimler çektirdi.

ABD’ye büyük ödünler verilirken hiçbir şey yokmuş gibi resim verdi.

Gölgedeki adam şimdi öne çıkarıldı. Washington ve Brüksel memnun; onu çok iyi tanıyorlar ve güveniyorlar; kendilerinden biri gibi görüyorlar. Ilımlı İslam için ideal bir lider.

Üstelik Sünni Arap dünyasında da fiilen çalışmış, kaynaşmış bir kişilik. Bu durum Batı için biçilmiş kaftan, arasan bulamazsın.

Türkiye’de herkes Erdoğan’ı, Arınç’ı, Şener’i konuşuyordu; Ama Batı Abdullah Gül’ü tanıyor ve onunla yüz yüze geliyordu.

Bu sadece AKP liderliğinin değil Washington ve Brüksel’in de seçimiydi. Kulağınızı verip dinleyin bakalım; Batı’ya yakın iş çevreleri ve medyası nasıl el ovuşturacaklar görün… Hepsi Abdullah Gül’ü göklere çıkaracaklar: Türkiye’nin değil ama Batı’nın penceresinden görülen manzara bu…

(*) “Avrupa’yla Derin Bağlar” , Sayfa 50-75, Truva Yay, 2007

Erol MANİSALI, Cumhuriyet/27 Nisan 2007

Yazı kategorisi: Abdullah Gül, Aldatma ve Karalama Partisi | 77 Yorum »

Genelkurmay’ın uyarısı

Yazan: vatanhainleri Nisan 29, 2007

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, düzenlediği basın bilgilendirme toplantısı için 12 Nisanı seçmesinin ”özel bir anlamının bulunmadığını” belirterek, ”Yapacağım açıklamalar, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünü ve geleceğine ilişkin güvenlik sorunlarıyla ilgilidir” dedi.

Göreve başlamasının üstünden yaklaşık 8 ay geçtiğini ve bu süre içinde bir basın bilgilendirme toplantısı düzenlemediğini hatırlatan Orgeneral Büyükanıt, bu sürede kamuoyu ve Türk Silahlı Kuvvetlerini (TSK)ilgilendiren birçok olay meydana geldiğini söyledi.Bu süre içinde maalesef arzu edilmeyen şeyler olduğunu, ancak soğukkanlı olmayı yeğlediklerini kaydeden Orgeneral Büyükanıt, gelinen noktada bazı konuların kamuoyuyla paylaşılması gerektiğine inandıklarını ve bu nedenle bu basın toplantısını düzenlediğini belirti.”Bu toplantının neden 12 Nisan 2007′de düzenlendiğini sorabilirsiniz. Bu tarihin özel bir anlamı yoktur” diyen Orgeneral Büyükanıt, Nisan ayı başında yapmayı düşündüklerini, ancak yoğun faaliyetleri, programları nedeniyle bunun gerçekleşemediğini söyledi. Ardından Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısının hazırlıklarının gündeme geldiğini ve bu toplantının da sona ermesini beklediklerini ifade eden Orgeneral Büyükanıt, toplantıda yapacağı açıklamaların 5 başlık altında toplanabileceğini kaydederek, şunları söyledi:

”En başta terör olayı. Kuzey Irak’taki durum ve son gelişmeler, TSK’yı yıpratmaya yönelik faaliyetler, Türkiye’de azınlık yaratma çabaları, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Bir dergide yayınlanan eski bir kuvvet komutanımıza ait günlük ve basındaki akreditasyon uygulamalarıyla ilgili bazı düşüncelerimizi sizlerle paylaşacağım.” Orgeneral Büyükanıt, bir konuyu özelikle vurgulamak istediğini belirterek, ”Yapacağım açıklamalar Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünü ve geleceğine ilişkin güvenlik sorunlarıyla ilgilidir. Bizim asli faaliyet Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, ”Etnik bir yapının üzerine siyasi amaçlı bir söylem yüklerseniz bu etnik bir milliyetçilik oluşturur. Esasen, bu etnik milliyetçilik, teröre giden yolun da başlangıcıdır” dedi.

Orgeneral Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda düzenlediği basın bilgilendirme toplantısında, bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı en büyük sorunlardan birinin terör sorunu olduğunu söyledi. ”Terör dediğimiz zaman bu kelimeden hepimiz aynı anlamı çıkarabiliyor muyuz? Yoksa farklı algılamalar var mı?” diyen Orgeneral Büyükanıt, bu konu üzerinde durmak istediğini söyledi. Orgeneral Büyükanıt, şunları kaydetti:

”Önce, PKK terörü nedir, bunu cevaplandırılmamız lazım. Bu bağlamda soracağımız diğer bir soru da ‘etnik yapı nedir’ sorusu. Etnik yapı bilindiği gibi insanın iradesi içinde olmayan, doğal ve sosyolojik bir olgudur. Siyasi bir yönü yoktur. Bir ülkede yaşayan değişik etnik yapılarda insanlar olabilir. İkinci olarak şunu sorabiliriz, etnik bir yapı, etnik bir milliyetçiliğe nasıl dönüşür? Bunun cevabı basit. Etnik bir yapının üzerine siyasi amaçlı bir söylem yüklerseniz bu etnik bir milliyetçilik oluşturur. Esasen, bu etnik milliyetçilik, teröre giden yolun da başlangıcıdır. Üçüncü soru, etnik milliyetçilik, nasıl bölücü bir terör örgütüne dönüşür? Bu sorunun cevabı çok açıktır. Siyasal amaçlı etnik milliyetçiliğin üzerine belirli bir amacı, şiddete dayalı, silaha dayalı gücü olarak gerçekleştirmek isterseniz etnik milliyetçiliğe dayalı bölücü bir hareket ortaya çıkar. Başka bir ifadeyle ırkçı bir terör örgütü ortaya çıkar.

Bugün, Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorun bu dur. Etnik milliyetçiliğe dayalı, şiddete dayalı bir terör olayıdır, ırkçı bir harekettir.”

IRKÇI, ÇAĞ DIŞI, ŞİDDETE DAYALI TERÖR

Irkçı, çağ dışı, şiddete yönelik bir terörle karşı karşıya bulunduğunu kaydeden Orgeneral Büyükanıt, ”Ülkemizde halen gerçek anlamda bir ırkçı terör örgütü varken PKK… Türk toplumunun ulusal değerlerine sahip çıkacak şekilde gösterilen en ufak bir tepkisine bile ‘Türkiye’de milliyetçilik yükseliyor’ şeklinde yorumlar yapılmasının ulusal güvenliğimize çok zarar vermiştir” diye konuştu. Orgeneral Büyükanıt, sözlerini şöyle sürdürdü:

 ”Türkiye’de ‘milliyetçilik yükseliyor’ endişeleri Atatürk’ü tanımamanın, anlamamanın bir itirafıdır.

Bizim milliyetçiliğimiz Atatürk milliyetçiliğidir. Bu da hiçbir zaman etnik temele dayalı bir milliyetçilik anlayışı olmamıştır. Bizim milliyetçiliğimiz kendi insanımızı, vatanımızı, bayrağımızı, devletimizi sevmek demektir. Yani bizim milliyetçiliğimiz, vatanseverliktir. Bunda endişe duyulacak hiçbir şey yoktur. Tam aksine bu milliyetçilik, gurur duyulacak, ifade edildikçe mutlu olunacak bir milliyetçiliktir Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka ‘Türk’ denir demiştir. Hiçbir etnik ayrım yapmamıştır. Zaten Anayasamız da bu anlayıştadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, hiçbir zaman soydaşlık esasına dayalı bir Anayasa değildir, yurttaşlık esasına dayalı bir Anayasa’dır. Bu coğrafyada yaşayan bütün insanların hepsini birden kapsar, etnik ayrımcılık yoktur.

Türkiye’de bizim anladığımız milliyetçilik anlayışıyla Avrupa olaya farklı bakar. Bugün İngiltere’de milliyetçilik dediğiniz zaman, nasyonal ırkçılık algılanır, yabancı düşmanlığı olarak algılanabilir. Bugün bir çok ülkede siyahi futbolcular sahaya bile çıkamıyor yuhalanıyorlar. Türkiye’de hiçbir zaman böyle bir olmamıştır. Bundan sonra da olmaz. Irkçılığa dayalı bir yaklaşım, Türk milletinin yapısına da terstir.”

TERÖRLE İLGİLİ GENEL DEĞERLENDİRME

Orgeneral Büyükanıt, ”Bu genel yaklaşımdan sonra terörün bugün geldiği noktadaki genel değerlendirmeleri özetle ifade etmek istediğini” söyledi.Orgeneral Büyükanıt, ”Unutulmamalıdır ki, terör çok boyut bir sorundur. Terör, sadece silahlı mücadele sorun değildir. Terörün, sadece askeri ve güvenlik boyutu yoktur. Ekonomik, sosyal, siyasal ve toplumsal boyutları vardır. Bu boyutların tümünde gerekenler yapılmazsa terörle mücadele başarılı olma şansı düşük olacaktır” diye konuştu. Orgeneral Büyükanıt, şunları kaydetti:

”Bu nedenle terörün tüm boyutlarıyla aynı zamanda mücadele edilmesi kaçınılmaz bir sorumluluktur. TSK, bugün tüm gücüyle terörle mücadeleye devam ediyor. Bu konuda kararlılığı kesindir. Üzülerek ifade ediyorum, bu mücadelenin tabiatında olan acılarını da çekiyoruz. Bin teröristi etkisiz kılsak ve karşılığında bir şehit versek biz üzülürüz ve ızdırap çekeriz. Son günlerde Son günlerde 10 şehit verdik, karşısında 29 teröristi etkisiz hale getirdik. Bu bizim için bir teselli değildir. Ancak mücadelemiz devam edecektir ve maalesef bu acıyı çekmek terörle mücadelenin tabiatında bu vardır.”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, seçilecek cumhurbaşkanının aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) de başkomutanı olduğunu belirterek, ”Hem vatandaş hem TSK’nın bir personeli olarak cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil özde bağlı olan bir kişinin cumhurbaşkanı seçilecek olmasını umut ediyoruz” dedi.Orgeneral Büyükanıt, Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’nda düzenlediği basın bilgilendirme toplantısının son bölümünde, cumhurbaşkanı seçimine ilişkin görüşlerini dile getirdi. Konuşması bittiğinde ilk olarak hangi sorunun sorulacağını bildiğini kaydeden Orgeneral Büyükanıt, o konudaki görüşlerini açıklamak istediğini söyledi. Orgeneral Büyükanıt, şöyle devam etti:

‘Şimdiye kadar bu konuda hiçbir şekilde, hiçbir zeminde, hiç kimseyle konuşmadım. Bir hususu belirtmek istiyorum: Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yalnız basın mensupları değil Türk milleti de yakından tanıyor. Bizim temel düşünce yapımızı, inandığımız temel değerleri, cumhuriyet ilkelerine, laiklik ilkesine bağlılığımızı bilmeyen kimse yoktur herhalde. Olamaz… Bu konulardaki hassasiyetimizi Türk milleti biliyor. Onun için bunları tek tek saymaya gerek yok. Bu değerler manzumesine sahibiz. Bir diğer önemli husus, seçilecek cumhurbaşkanı aynı zamanda TSK’nın başkomutanıdır. Bu yönüyle TSK’yı yakından ilgilendirmektedir. Biz hem cumhurbaşkanımızın hem de aynı zamanda başkomutanımızın Silahlı Kuvvetler ve Türk milletinin sahip olduğu cumhuriyetin temel değerlerine, anayasamızda ifadesini bulan laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti idealine, devletin üniter yapısına bağlı ama sözde değil özde, bunu davranışlarına yansıtacak şekilde bir cumhurbaşkanının oraya seçileceğine olan inancımı belirtmek istiyorum. Tabii ki yasal mevzuatı, anayasayı, hukuku, cumhurbaşkanı nasıl seçiliyor, bunların hepsini biliyoruz. Hem vatandaş hem TSK’nın bir personeli olarak cumhuriyetin temel değerlerine sözde değil özde sahip olan bir kişinin cumhurbaşkanı seçilecek olmasını umut ediyoruz. Bunu biz bilemeyiz. Karar Meclis’in kararıdır. Cumhurbaşkanlığı konusunda zaten bundan başka da bir şey söyleme durumunda değilim. Hukuken de hakka sahip değilim.”

Yazı kategorisi: Genel | 7 Yorum »

İhsan Arslan’ın Gerçek yüzü

Yazan: vatanhainleri Nisan 26, 2007

Arslan’ın, 1991 yılında Musa Anter, Ömer Vehbi Hatipoğlu, İsmail Beşikçi, Hüseyin Okçu, Azad Germiyani, Ali Bulaç gibi isimlerle Güneydoğu meselesi ile ilgili sorulara verdiği cevapların toplandığı ‘Kürd Soruşturması‘ isimli kitaptaki görüşlerinin temeli devlet düşmanlığına oturuyor.

Devletin, Güneydoğu politikasının yanlış olduğunu, devletin Kürtler’i ezdiği, baskı yaptığı gibi iddiaları ortaya atan AKP’li milletvekili, doğum yeri olan Batman’ın Sason İlçesi’ni ‘Kürdistan’ toprağı olarak niteliyor.

PKK’lı teröristlere ‘gerilla’ diyen Arslan, PKK’nın vahşetlerini ise ‘Ulusal Kurtuluş Savaşı’ olarak değerlendiriyor. PKK eylemlerini “alkışlanacak bir başkaldırı” olarak niteleyen Arslan, Misaki Milli sınırlarının ise “hiç bir şey ifade etmediğini “ söylüyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kürtleri 70 yıldır ezdiğini savunan AK Partili vekil, Türkiye’nin tamamında “Eyalet Sistemi” uygulanmasını istiyor.

İşte İhsan Arslan’ın gerçek zihniyeti;

- İster TC’nin zulmünden, devletin teröründen bahsedelim, ister PKK’nın Kurtuluş Mücadelesi’ne dönüşen eylemleri yahut sivillere yönelik katliamlardan bahsedelim, ister bu gelişmeler karşısında bölgede Müslümanlar’ın takınması gereken tavrın ne olması gerektiğinden, netice değişmiyor…

- İğneyi kendinize, sonra çuvaldızı karşınızdakine batırın. Bu inkarcı ve kanlı politikalar karşısında siz olsaydınız ne yapardınız? Son İslam devletini, hilafet makamını ve onun müesseselerini hangi sebeple olursa olsun ortadan kaldıran ve yegane politikası İslam’a düşmanlık ve onu yok etme esası üzerine kurulan bir zihniyet ve otoriteye karşı girişilen tüm isyan ve baş kaldırıları alkışlamak gerekir.

- Mücadelenin ilk günlerinde bir köye gece gizli gidebilen gerilla timleri, artık gündüzleri gitme imkanı bulmuştur…

- Zulme karşı verdiği mücadele sonunda halkın mazlumiyeti yanında ve onun yegane koruyucu ve destekçisi konumuna giren gerilla hareketi, bu imajı ile bölge halkının gözünde muteber bir kişiliğe sahip olmuştur.

- Başlangıçta silahlı mücadele ile şiddet uygulayan devlet arasında bocalayan halk, daha sonra ulusal kurtuluş mücadelesi verdiği kabul edilen PKK hareketi yanında yer almaya başladı.

- Çeşitli iç ve dış mahfillerin hesap ve senaryosu sonucu HEP Temsilcileri SHP bünyesinde parlamentoya girme fırsatı elde etti. Bu Kürd milletvekilleri de parlamentoyu ulusal mücadele için bir cephe yapmaktan geri kalmadılar.

- Devlet geçen 70 yıl boyunca Kürdler’e haksızlık yapıldığını açıkça itiraf ederek Kürdler’in sosyal ve siyasal yaşamda kendilerini ifade etmelerine imkan tanınmalıdır…

- Askeri önlemlerin çare olmayacağı düşüncesinden hareketle bölgedeki tüm ilave askeri birlikler geri çekilmeli, Özel tim ve koruculuk sistemi kaldırılmalıdır.

- Ve son olarak Özal ile aynı öneride bulunmanın sıkıntısını duymakla birlikte, kısa vadede alınması gerekli yegane önlemin (aynı zamanda yegane çözümün) Türkiye’nin tamamına uygulanacak yeni bir ‘EYALET SİSTEMİ’ olduğunu hatırlatmak isterim.

“Benim vatanım Kürdistan”

AKP Diyarbakır Milletvekili M. İhsan Arslan’ın, Kürd Soruşturması isimli kitaptaki, hakaret içeren sözlerinden bazıları da şunlar:

- Kemalist, laik ve demokratik ilkeler, TC Anayasası’nın ilk ve temel ilkeleri, Türkiye’de yaşayan herkese zorla dayatılmaktadır. Yani Türkiye’de varolan herkes, bu ilkelere iman etmek ve yaşamının her safhasında ona uygun amel etmek zorundadır.

- Yapmaya çalıştığım izah çerçevesinde, doğduğum yer olması itibariyle Kürdistan vatanımdır. Halen yaşamakta olduğum yer itibariyle de Türkiye vatanım durumundadır. Ayrıca Ay ve Merih’te değil de dünya coğrafyasında yaşıyor olmam nedeniyle de dünya vatanımdır…

- Şuraya gelmek istiyorum. Müslümanların vatanı neresi ise orayı korumak, orayı kurtarmak ve vatan diye orasını isimlendirmek gerekir. Bu manada Türkiye coğrafyasının Misak-ı Milli ile çizilen sınırları hiçbir anlam ifade etmemektedir…

Bu düşüncelere sahip bir Akp milletvelilinin hükümetin Güneydoğu Anadolu’da izlediği politikalarda Tayyip Erdoğan’a danışmanlık görevinde bulunması Akp’nin ülkenin bölünmez bütünlüğü üzerinde nasıl bir tehlike unsuru oluşturduğunu ispatlamıyor mu…? Ülkenin bölünmez bütünlüğü en son hangi hükümet sırasında bu kadar tartışılır konuma geldi…Tayyip Erdoğan’ın akıl hocalarının zihniyetlerini okuyunca geldiğimiz durumun vehametine şaşmamak gerek ..

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, PKK ve Kürdistan Meselesi, Recep Tayyip Erdoğan, İhsan Arslan | 7 Yorum »

Tayyip Asker’de Yan Gelip Yatmış mı?

Yazan: vatanhainleri Nisan 20, 2007

 Sevgili okuyucularım…

Bilmiyorum, yani bu topraklar Milyonlarca Şehidin kanıyla ıslanmış mukaddes bir topraktır! Türk ordusunun temeli 2128 yıl önceye ta Cengiz Han’a dayanır! Türk’ler doğuştan cengaver mert, pek civanmert insanlardır! Er meydanında bileğini bükecek yoktur!

Ancak son yıllarda Türk Silahlı Kuvvetlerimize karşı ağır saldırılar ve haksızlıklar yapılmaktadır! Bunları bizzat “Sayın” Başbakan yürütmekte desteklemektedir…

Bu da yetmezmiş gibi Şehitlerimize Şehit analarına Şehit Ailelerine söyledikleri ise Türk Milleti’nde derin bir yara açmıştır!

Kendisini atayan Amerika’ya ise uygun  işler yapmaktadır!!!

Peki bilin bakalım “Sayın” Başbakanımız askerliğini nasıl yapmıştır? Yan gelip yatmış mıdır?

İşte Cevabı:

Demek ki “Askerlik Yan gelip Yatma Yeri Değilmiş ayakta Kantinci olmakmış…”

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 27 Yorum »

Şehitlerimiz Namusumuzdur!

Yazan: vatanhainleri Nisan 20, 2007

Kasım 2005

Jandarma Er Oğur Parparoğlu, Uludere’de teröristlerle çatışırken yaralandı. Babasını cep telefonuyla aradı.

“Alo baba, arkadaşlarımın hepsi şehit oldu. Ben vuruldum. Vücudumu hisstemiyorum. Bende şehit olacağım, hakkınızı helal edin. Annem üzülmesin.”

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yanıtı;

“Askerlik yan gelip yatma yeri değildir, canım kardeşim.”

Aralık 2005

Piyade Onbaşı Halil Kömür, Şemdinli’de şehit düştü. Gaziantep’te toprağa verildi. Baba Ahmet Kömür;

“Vatan sağolsun, bir olum daha var, o da vatana feda olsun, Türklüğünden utanan Başbakan utansın.” dedi.

Başbakan RTE, bu sözleri nedeniyle acılı babaya, 11 ay 25 gün hapis cezasıyla sonuçlanan bir dava açtı!!!!!!

Eylül 2006

Jandarma Asteğmen Burak Okay, Şırnak’ta şehit düştü. Yüreği yaralı annenin çığlığı yayıldı.

“Oğlumu bisiklete bindiremedim ben, kaza yapıp ölür diye. Devlet okulunda okutmadım döverler diye. Ben oğlumu askere gönderdim. Ben oğlumu bunun için mi yetiştirdim?”

Başbakan RTE’den yanıt hemen geldi.

“Bu şeiht annesine özellikle telofon açmadım. Yakınmalar, Komutanın yakasına yapışmalar. Eeee şimdi telefonda aynı durumla ben karşılaşırsam bunu mu dinleyeceğim?”

Ey halkım! Sen ki bin destanla yaratmışsın bu ülkeni! Sen ki binlerce şehit kanıyla yazmışsın yazgını…

Bir avuç bedbaht’a sildirme o koca tarihini!!!

Bastığın yerleri ‘toprak’ diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 13 Yorum »

NURSUZLAR 1

Yazan: vatanhainleri Nisan 20, 2007

“Cumhuriyet savcıları, Meriç kıyılarında çakışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz!”
Mahmut Esat Bozkurt
1 .Dönem Bakanı

FETULLAH’IN GERÇEK YÜZÜ

Saf Müslümanların din duygularını sömürerek çıkar elde etmek ve karanlık emellerini “düşmanımın düşmanı dostumdur” metoduyla gerçekleştirmek uğruna her türlü yalanı, takiyyeyi, riyayı, kısacası her türlü aracı kendileri için mubah görenler, Cumhuriyet tarihi süresince dershaneleri, yurtları, okulları, sermayeleri, fabrikaları, militanları, cemaatleri, tarikatları ve partileriyle hep var olmuşlardır. Bunlar, toplumu tepeden tırnağa kendi anlayışları doğrultusunda şekillendirmeye çalışırken, çağdaş toplumsal kuralların karşısına, kendi ilkel düşüncelerinin referansları ile çıkmakta ve bunu yaparken sürekli olarak ezilmiş ve mazlum rollerine bürünmeye azami gayret göstermektedirler. Bundan yaklaşık yetmiş küsür yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün “Efendiler; Türkiye Cumhuriyeti devleti, şeyhler meczuplar, mensuplar ve müritler memleketi olamaz.” Dediği yurdumuz, adeta bir şeyhler, meczuplar, mürşitler ve müritler ülkesi haline getirildi…

1946 yılından itibaren hızlanan dinin yeniden siyasallaştırılması yönündeki politik tavır, Cumhuriyet düşmanı gerici çevreleri harekete geçiriyor, din adamlarının yeniden eski ayrıcalıklı sınıflar üstü sınıf olma özlemleri, iştahlarını kabartıyordu.

Din ve dinden çıkar sağlamanın yolları 1940’lı yılların sonlarına doğru siyasilerce yeniden hatırlanır hale geldi. O tarihlerdeki siyasal iktidarın seçim yatırımı amacıyla dizginleri iyice elden bırakması sonucunda, “din” siyaset malzemesi olmaya başladı.

Mayıs 1948’de “Sebilürreşat” adlı İslami bir dergi “Allah’ın inayetiyle Sebilürreşat’a başlıyoruz” başlığıyla ve Eşref Edip’in imzasıyla yayın hayatına giriyordu. Dergi; 1923 Cumhuriyeti’ni ve devrimleri hedef alıyordu.

Bir yanda eğitimlerini aynı hocalardan ve aynı kaynaklardan alan Cemalettin Kaplan (Kara Ses), Mehmet Kırkıncı ve Fethullah Gülen yetiştirilirken; diğer yanda Demirel, Erbakan ve Özal İstanbul Teknik Üniversitesi’nde buluşuyorlardı. Molla Said’in ders vermek için erzuruma gönderdiği şahsın dizinin dibine çökenler arasında Fethullah Gülen ve Milli Gazete yazarlarından Mehmet Şevket Eygi’de vardı. Diğer yandan Milli Görüş’ün üstadı Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su ortalıkta boy gösterirken, Fethullah Gülen’de kendi çapında bu derginin dağıtımını yapıyordu.

Demirel, Nurcuların yayınladığı “İslam, Demokrasi, Laiklik” adlı kitapta kendisine sorulan: “Meclisin açılışında milletvekillerinin okuduğu yemin metninde yer alan ‘Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma’ ibaresi, demokratik prensipler açısından nasıl değerlendirilebilir?” sorusuna verdiği cevapta aynen şunları söylüyordu:

O yemin metninin hangi şartlar içinde meydana getirildiği, kimsenin meçhulü değildir. Bunlar hep müdahale sonucu askeri idarenin yaptığı şeylerdir. Onların ufuneti geçip de, zihinler açık olup tartışma ortamı açılıncaya kadar bir emrivaki şeklinde bunlar gider.

Demirel, “1920’ler sonrasının devleti, millet için değildir.” Derken, milletinde devlete küstüğünü söylüyor ve şunları anlatıyordu:

İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Pakistan İslam Cumhuriyeti vardır. Böyle birkaç memleketin başında İslam kelimesi yer almıştır. Aslında 1924 Anayasasında da “Türk devletinin dini, din-i İslam’dır” denildiğine göre o günkü devlet de bir İslam Cumhuriyeti’dir. 1923’te kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti bir İslam devletidir. ‘Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet elden gidiyor’ şeklindeki beyanların, bence iyi bakıldığı zaman tutarlılığı yoktur. Atatürk’ün kurduğu devlet laik devlet değildir. İslam devletidir.

Fethullah Gülen amaca ulaşmak için her yolu mubah olarak görüyor, Çağdaş Eğitim Vakfı’nda izlediğimiz bir kasetinde, cemaatine “on milyonluk tazminat davasını kazanmak için milyarlar harcayın, biz bunu karşılarız, Avukat kiralayın hakim kiralayın” diyordu.

DOĞUMU

Fethullah Gülen, 1938 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesi, Korucuk Köyünde doğdu. Babası Ramiz Hoca, bir camii imamı; annesi Rabia Hanım ise ev kadınıdır.İlk okulu kendi söylediğine göre dışarıdan bitirmiştir.

1966 yılında İzmir’e vaiz olarak atanan Fethullah Gülen, 1971 geçirdiği kavuşturmadan, çıkan af kanunu ile kurtulmuştur; 1986 yılında güvenlik güçlerince aranırken kendi tabiri ile Özal’ın jesti sayesinde serbest hayata yeniden dönmüştür.

Fe-T-ullah mı, Fet-H-ullah mı ?

31.01.1986 yılında İzmir Nüfus Müdürlüğünden, değişme sebebi ile aldığı 1881 kayıt nolu kimliğinde ismi; Fe-T-ullah tır. Daha sonra adına bir H harfi ekleyip Allah’ın fetihçisi anlamına gelen Fet-H-ullaha dönüştürerek saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmaya çalışmıştır.

FETHULLAH GÜLEN VE EVLİLİK

Fethullah Gülen, niçin evlenmediği konusunda şunları söylüyordu:

…Dinin emirlerine kılı kırk yararcasına riayet etmek mahfuz. İşte size, O’nun tilmizlerinden biri ve asrın dertlisi! Kendisine niçin evlenmediği sorulunca, cevap verir: “Ümmet-i Muhammet’in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç vaktim ve fırsatım olmadı” Evet, işte Nebi ve Nebi’ye varis olanların hali! Zannediyorum bugün dünyada bu türlü dertlileri beklemektedir…

Fethullah Gülen’in şeyhi Said-i Nursi’nin en önemli özelliklerinden birisi de- amcasının oğlu Abdurrahim Nursi tarafından kaleme alınan ve kendince de onaylanan “Bediüzzaman’ın Hayatı” adlı kitapta belirtildiği üzere- soyut olmak, yani hiç evlenmemek’tir.. Hayatı boyunca bu prensibine bağlı kalan Molla Said hiç evlenmemiştir.

Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerektir. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır. Rüyasında kendisine bildirilen “evlendiği gece ölür, bende cenazesine gelmem” açıklamasının altında, o gece karşılaşacağı durumun olduğu açıktır. Öyle ya, tüm Müslümanlara: “Evlenin çoğalın, bende çokluğunuzla ve sizinle övüneyim” diyen Hz. Peygamber Fethullah Gülen’e niçin evlenmeyeceksin desin?..

“İkinci Diriliş”i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra, eller aşağıya doğru çevrilerek, şu dua yaptırılır:

Allahümme ecirna min şerri nisa, Allahümme ecirna min belain nisa, Allahümme ecirna min fıtnetin nisa… Yani; Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..

Fethullah Gülen alçak gönüllülüğünü sergilerken bile kendisini göklere çıkarıyor:

…Ancak, acaba biz, o sultanlara sultanlığı öğreten Gönüller Sultanı’nı istenilen bilebildik mi? Sizi ne diye karıştıracağım? Beş yaşından beri başını secdeye koyan ve O’nun boynu tasmalı, kapısının “Kıtmir”i olduğunu söyleyen ben, O’nu tam anlayabildim mi? …Fethullah Gülen, burada bir yandan kendini Yedi Uyarlar denen Ashab-ı Kehf’in köpekleri Kıtmir’e benzeterek kendisine alçak gönüllü dedirtmeye çalışırken, bir yandan da “beş yaşından beri alnı secde de” olduğunu vurgulayarak kendini övmektedir.

SAYGI ANLAYIŞI

Fethullah Gülen saygı konusundaki görüşlerini şöyle dile getiriyor:

“…Halis bize çok iyiliği dokunan Avlar ağalarından birinin oğluydu.Yine beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı. Çok dar bir yerdi. Burada unutamadığım bir hatıram şudur:

Yatmam istediğimde baktım ayağımı arkadaşlardan birine doğru uzatmam gerekiyor; saygısızlık olur düşüncesiyle ona doğru ayağımı uzatmadım. Diğer tarafta kitaplarımız duruyordu. Kitapla doğru da ayaklarımı uzatmam doğru değildi. Beri taraf kıbleye denk geliyordu. Ayağımı uzatabileceğim bir tek yön vardı; orası da Korucuk istikametini gösteriyordu. Ve ben babam Korucuk’ta olabilir ve ona karşı saygısızlık etmiş olabilirim o tarafa da ayağımı uzatmadım. Birkaç gece böylece hiç uyumadan oturdum.”

Her konuda bu derece saygılı olduğunu açıklayan Fethullah Gülen, camii de yaptığı konuşmasının sonucunda burnunu sildiği mendilin cemaatten birinin “at” demesi üzerine “değmezsin” diyerek minberden cemaatin üzerine atıyordu.

Fethullah Gülen ve Batı

“Sonsuz Nur” adlı kitabında Batı’yı, Avrupa ve Asya’yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, “Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu” adlı kitapta; Batı’ya övgü yağdırıyordu:

Ufuk Turu kitabından Batı yandaşlığı:

Mutlak manda, bila kaydü şart bir Batı düşmanlığı, zannediyorum bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz….

…Onlardan alacağımız şeyler güzellik olur. Ve Batı’dan alınacak bir çok güzellik var. Mehmet Akif; “alınız Garb’ın ilmini” diyor. Üstat Bediüzzaman’ın bu şekilde yaklaşomları var. Ben bu anlamda bir Garp’lı, Batı’lı olmada hiçbir mahzur görmüyorum.

Sonsuz Nur kitabında Batı düşmanlığı:

…Avrupa’nın kafir ve zalimleri, Asya’nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O, günde beş defa nam-ı celiline dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar Sultanı, bir gün mutlaka bütün kalplere girecek ve herkesin sevgilisi, mahbubu, mergubu olacaktır…

FETHULLAH GÜLEN’İN SARIK PROPAGANDASI

Eski gezici vaiz Fethullah Gülen bir ev toplantısında yaptığı konuşmasında, bir hoca arkadaşı gibi kendisini aklı çeyrek, bağnaz bir tip olarak tanımlıyordu.Aynı konuşmada Allah’ın herkese ayrı görevler verdiğini ima ediyor, Mahmut Hoca’ya da,”benim Mahmutçuğum; sen fazla dalma o türlü şeylere… sen çarşafı, sen şalvarı, sen cübbeyi, sen sarığı propaganda et…” dediğini anlatıyordu.

Nurculuk,Atatürk ve Devrimler

Nurcular, Atatürke, ilkelerine ve Türkiye Cumhuriyetine karşıdırlar. Nurculara göre Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Nitekim Saide göre mutlak istibdata Cumhuriyet, mutlak din sapkınlığına rejim, mutlak sefahata medeniyet, keyfi cebre kanun adı verilerek kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti sadece İslama değil, ahlakada aykırıdır. Öyle ki bu cumhuriyette, camiler mihrapsız, köyler imamsız, şeyhler fırkasız, müritler başsız bırakılmıştır. Hâlbuki olması gereken devlet bir din devletidir.

Gülen’in Kâbuslu Günleri: ASKERLİK

Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için,ordunun yemeğinin kendisine caiz olmadığını düşünerek yemeden içmeden kesildi Fethullah Gülen,”Küçük Dünyam” adlı kitabında, teskere gününü şu cümlelerle anlatıyor:

“Hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti.İki sene ihtilaller ve ihtilal teşebbüsleri ile yüzyüze yaşadığım ve korkulu bir rüya görüyorum, uyanınca geçecek diyerek kendimi ikna ettiğim ve bu ikna ile sabredebildiğim askerlik artık bitmişti.”

Fethullah Gülen askerlik günlerini kabus olarak nitelendirse de yine kendi anlatımlarındannöbet tutmadığını, eğitim yapmadığını, herkes 24 ay askerlik yaparken onun 17 ay yaptığını, günlerini kitap okuyup, gece-gündüz Kuran dinlayerek geçirdiğiniöğreniyorduk.Fethullah Gülenin kabusu her Nurcu gibi askerliğin felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanıyordu

Fethullah Gülen’in Takiyyeye Yönelik Sözleri:

* “Hz. Muhammed Mustafa’nın askerleri, Cindullah; Allah ordusu… HİZBUL-LAH; Allah cemaati, tabiri caizse Allah Partisi… “
  * “Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan mutlaka birisine kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünya, hem ukba nimetlerine kavuşacaktır. İşte bu cihadda bir de böyle bereket var….Cihad sözcüğü; içinde bulunulan asır ve şartlara göre değişiklik arz eden geniş kapsamlı bir kelimedir. Gün olur, mal mülk her şey feda edilerek bu vazife yerine getirilir, zaman gelir, yollar gider bir can pazarına ulaşır ve can alınır verilir.”
  * “Cihad, bir müminin uğruna canını feda edebileceği en tatlı mefkûre ve en yüksek bir idealdir.”

Fethullahçı takiyyecilerin iddia etikleri gibi, cihaddan murat, insanın kendi nefsiyle mücadelesiyle, kanlı abdest alma, can pazarında can alıp verme, mezhep terörü, Hizbullah övgüsü de, herhalde bu mücadelenin, masım ve iyi niyetli ritüel ve taktikleri olsa gerek…

“Fethullah GÜLEN’in Ölçü (1) adlı kitapçığının 60. sayfasında “Yerinde durup mevziini koruma, düşmanı alt etme ve hedefe en birinci vesilesidir, cepheyi terk edip ayrılanlar ise yerlerinden ayrıldıkları andan itibaren kaybetme yoluna girmiş sayılırlar” tarzındaki telkin ve ciddi bir “cephe” faaliyetinin varlığına işaret edilmekte ve bu stratejinin mevcut çalışma sürecinin içersinde uygulandığı müşahade edilmektedir.

Bu anlatım, geçmiş yıllarda yaşadığımız “davadan döneni vurun” anlatımı da PKK’nın davadan ayrılan militanlarına yönelik yapmış olduğu tehditlerle paralellik arz etmektedir.

Devletin Anayasal nizamını değiştirerek yerine şer’i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı hedeflediği değerlendirilen Fethullah Gülen ve yandaşları, 28 Şubat kararının alınmasından sonra ve özellikle soruşturma ile ilgili yazışmaların başlamasıyla birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya zarar vermemek için faaliyetlerini mevzi koruma kuralına uyarlamışlardır.

Şu anda birçok örgüt mensubu ve talebeleri aile evlerinde örgütsel faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Gülen örgütünün ekonomik boyutu da göz önüne alındığında, gelecekte ülkemizi bekleyen tehlikenin büyüklüğü endişe verici boyuttadır.

Kendine ve kadrolarına Türkiye ve Dünyayı kurtarma misyonu biçmesi, buna inanmaları; bunun dışında Allahın peygamber’in, Meleklerin kendilerini destekledikleri iddia ve saplantısı içinde bulunması, kendilerinin “ Allah’ın Ordusu” olduğuna, kurtuluşun cemaate tabi olmakla ve ışık evlerinde yetişmekle mümkün olacağına inanması, Türkiye’yi nasıl bir tehlike ve karmaşanın, nasıl bir çılgınlığın beklediğinin somut işaretleridir.

Hocaefendilerin tümünü ‘masum’ sayalım: A.B.D’de ikametin yasayla belirlenmiş katı koşulları bulunmaktadır hiç kimse yasal olarak, resmi başvuru yapmaksızın ve de gerekçesini belgelemeksizin –defactor statüsü hariç- bu ülkede altı aydan uzun bir süre kalamaz. Kaldı ki bu hoca efendilerin en ünlüsü, Haziran 1999’da Show TV’de Reha Muhtar’a yaptığı bir saati aşan açıklamada, 14 gün sonra Türkiye’ye döneceğini taahhüt etmiştir. Tabiki hem de kamuoyuna yapılan bu taahhüt sahibi tarafından bugüne kadar hala yerine getirilmiş değildir. hocaefendilerin tümünün yeşil karta sahip olmaları teknik açıdan olanaksız, çünkü yasal koşullar uymamaktadır. Bu ülkede yaşayanlar, sıradan insanlar için lotarya şansı (!) dışında yeşil kart almanın zorluğunu ve formalitelerini çok iyi bilmektedirler. Gerçekte, ABD’de derin devlet koruması altındaki Hocaefendilerin, “kaç” komutunu aldıkları andan itibaren CIA “İltica ve Taraf Değiştirme Departmanı” nın acil planına dahil olarak kendilerine tanıdığı kolaylıklardan yararlandıkları bilinmektedir. Bu arada, Merve Kavakçı gibi ABD vatandaşlığına alınmışlarsa o başka. O zaman her şey apaçık ortada olacağı için bu irdelemenin ayrıca bir anlamı kalmaz. Bu arada, ABD Büyükelçiliği ve Konsoloslukları, hocaefendilerini ziyaret amacıyla cemaatten usulüne uygun gönderilen tüm ziyaretçilerin vize problemini -10 yıllık vize vererek- çözümlemektedir.

Fethullahçı yapılanma, CIA’nın öngördüğü tarikat (sözde sivil toplum cemaati) modeline tıpatıp uymaktadır. Modelin amacı, tarikatları, birer sivil toplum örgütü (NGO) olarak yeniden yapılandırmak; küreselleşme sürecinde mevcut düzene karşı çatışma görünümünü yaratmadan uysallaştırmak…

Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre, hocaefendileri, yakın zaman öncesine kadar Türk devletinin istihbarat örgütüne ajanlık yapmaktaydı; bir başka ifadeyle gerekli ve önemli bulduğu sakıncasız bilgileri –sırf gizli ilişkilerin ve amacın örtülmesine yönelik olarak- Türk ilgili makamlarına iletmekteydi. CIA ile bağlantının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti, statüsü içinde bir süre daha iletti. CIA bağlantısı, fethullahçıların ve de hocaefendilerinin yerinde yani kendi vatanlarında taraf değiştirmeleri sonucuna yol açtı; ta ki bu çarpık ilişkiyi Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT fark edinceye kadar kamuoyu onları 2barışın, hoşgörünün, uzlaşmanın’ simgesi olarak tanımaya devam etti…

Fethullahçıların Üniversitelerdeki kadrolaşma hareketi, Yüksek öğretim Kurulu’nun kurulmasıyla birlikte ivme kazanmıştır. Geleceğin mürit akademisyenlerini yetiştirme programı doğrultusunda, onbinin üzerinde müridini Y.Ö.K ve M.E. B kontenjanlarından A.B.D, İngiltere, Fransa gibi ülkelere gönderen fethullahçılar, şimdilerde iki önemli avantaja sahip olmuşlardır: Eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye dönenler, akademisyen olarak, mevcut Fethullahçı kadroları daha da güçlendirirken; yurtdışında kalmak isteyenler de, iş bularak kaldıkları ülkelerde mevcut cemaati takviye etmişlerdir.

Fethullahçıların tanıtım ve propaganda amaçlı kullandıkları sitelerden neredeyse tamamı, yurtdışındaki adreslerden yayınlarını sürdürmektedir.Fethullahçı istihbaratçıların, “hasım”larına karşı kullandıkları en etkin internet sitesi, CIA’ın teknik, propaganda ve benzeri lojistik desteğiyle yayınını sürdüren ve bu sayede internet dünyasında “ en çok ziyaret edilen” siteler arasında gösterilen Mehmet Eymür’ün sitesidir.(www.atin.org)

Fethullahçıların “hasım” kategorisinde değerlendirdiği Türk Silahlı Kuvvetleri de, karşı propaganda faaliyetlerinden nasibini almaktadır.Örneğin, kamuoyu anketlerine göre “en güvenilir” kamu kurumu ve kuruluşları içinde başta gelen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu imajını gölgelemek, kamuoyu nezdinde itibar kaybı sağlamak, bir başka ifadeyle zan ve töhmet altında bırakmak amacıyla kurulan sitenin adresi şudur: www.yolsuzluk.com. Bu sitedeki linkler arasında yer alan sitelere bakınca, ilginç ittifaklar ve müttefikler olduğunu göreceksiniz.Tohuma kaçmış dinozor cinsinden Kemalist siteler bir şey diyeceğimiz yok.Ama linkler kısmının ilk başında http://www.kurtuluscephesi.com isimli terör örgütünün sitesi yer alıyor.Terör örgütünün sitesinde ise Lenin, Trokiç vs. gibi komünist liderlerin hayat ve görüşlerine link veriliyor.

DEĞİRMENİN SUYU WASHINGTON’DAN

Fethullah Gülenin bugün hükmettiği güç, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1998 basında hazırlanan bir raporda söyle sıralanmaktadır: “Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayınlanan 14 dergi, 15 ülkede yayınlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan 2 radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; Yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kurulusu” bulunmaktadır.

Gülenin müritlerinin sahip olduğu 300e yakin şirketle 600 trilyon liraya hükmettiği hesaplanıyor. Yurtdışındaki okullarının yıllık gideri ise, Fethullahçılar tarafından 1.5 milyar dolar olduğu açıklandı. 1986 yılında, Özal tarafından gıyabi tutululuktan kurtarılan Gülenin 12 yılda bu kadar büyük bir güce ulaşmasının izahı da uluslararası bağlantısıdır.

AMERİKA’YLA ENTEGRASYONA KATTİYEN KARŞI DEĞİL

Fethullah Gülen, ne zaman başı sıkışmışsa ABDye kaçmıştır. 28 Şubat’ta da ABDye uçmuştu. Ankara DGM Bassavciliginin hakkında soruşturma başlatacağını öğrenince de hastalık bahanesiyle Amerikaya gitti. Simdi hakkında kırmızı bülten hazırlanıyor.

Esasen Gülen, ABDyle ilişkilerini gizlemeye gerek görmüyor. Aksine bu ilişkiyi güçlülüğünün bir kanıtı olarak kullanıyor. Kendi tarikatına ait Zaman gazetesinin 4 Eylül 1997 tarihli sayısında Bati ile ilişkiler hakkında su değerlendirmeleri yapıyor:

“Bu manada inanmış bir insanin Bati karsısında, Batı’yla entegrasyon karsısında, Amerikayla entegrasyon karsisinda olması katiyen düşünülemez.”

MOON TARIKAT’I VE FETHULLAH GULEN

Dinlerarasi Diyalog, Fethullah Gülenin CIA ile ilişkilerini sürdürmede kullandığı örtünün adi. Ama bu örtüyü bile kendisi icat etmiş değildir.

1950′lerden itibaren dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatoruglunu sürdürmek için, her kıtasal din içinde kendisine bağlı bir tarikat örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi de ayni: Dinlerarasi diyalog.

CIA denetiminde yürütülen bu faaliyetin ilk basarili örneği Moon tarikatıdır. 1951de Koreyi işgal eden ABD, Güney Koreyi sömürgeleştirirken, sömürgeleştirmenin aracı olarak bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. CIAnin misyonerleri, bu tarikatı kullanarak Güney Kore nüfusunun yüzde 40ini, Budistlikten vazgeçirip Hıristiyan yaptılar. Moon, iste bu tarikatın adidir. Resmi adıyla söylersek; Birleştirme Kilisesi.

CiA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligini örgütledi. Türkiyede Komünizmle Mücadele Dernekleri, Dünya Anti Komünist Liginin uzantıları olarak kuruldu.

www.istiklalmahkemesi.com

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 25 Yorum »

Atatürk Suikasti Sanıklarını kim Affetmek İstedi?

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Evet Türkiye’nin aydın inançlı insanları… Atatürkçü insanları!

Bu yazımda da sizlere elimden geldiğince Türkiye’de neler dönüyor anlatmaya çalışacağım!

Bu akşamki konum Aldatma ve Karalama Partisinin Bayındırlık ve İmar Bakanı ve birkaç arkadaşının yaptığı icraatleri anlatmak olacak…

Refah Partisi Milletvekili Hasan Mezarcı (daha sonra kendisini mehdi ilan etti) , Ocak 1994′te Refah Partisi Zeki Ergezen, Kemalettin Göktaş ve sekiz Refah Partisi milletvekilinin imzasıyla bir önerge verirler.

Önerge ile “Atatürk’e 1926 yılında İzmir’de suikast girişiminde bulundukları için İstiklal Mahkemesi’nde yargılanarak idam edilen milletvekilleri ve subayların itibarlarıının iadesi amacıyla Meclis araştırması açılması…” istendi!!!

Önergenin gerekçesi ise şudur: “Türkiye’de Mustafa Kemal Paşa tabu haline getirilmiştir. Kemalist laik diktatörlük, rejim muhaliflerine yeraltına inmek veya dağa çıkmaktan başka yol bırakmıyor…”

O zaman da Refah Partisi Milletvekili olan Zeki Ergezen bugün AKP Bitlis milletvekili ve Bayındırlık ve İmar Bakanı‘dır. Bu önergede imzası bulunan o günlerin RP milletvekili Kemalettin Göktaş ise bugün AKP Trabzon Milletvekilidir.

Dikkat edin… Atatürk’e suikast girişimi sonrasında İstiklal Mahkemesi’nde yargılanan kişilerin bazıları şunlardır: “Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Bekir Sami Bey, Cafer Tayyar Eğilmez, Adnan Adıvar, Vasıf Karakol…” Ancak bu kişiler zaten beraat etmiştir.

İsam edilenler ise şunlardır: “Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf, Çopur Hilmi, Şükrü Bey, Ayıcı Arif, İsmail Canpolat” gibi isimler..

Rauf Orbay!a ise gıyabında 10 yıl hapis cezası verildi. Yurtdışında olduğu için cezası uygulanmadı…

Öneri teklifini veren kişilerin amacı ne olabilir? Hainleri aklamak mı?

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Zeki Ergezen | 9 Yorum »

Fethullah Gülen’in Sırrı 3

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Bu da son bölüm arkadaşlar… İbret olsun!

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 24 Yorum »

Fethullah Gülen’in Sırrı 2

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 45 Yorum »

Fethullah Gülen Kimdir?

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Fethullah Gülen:

Ramis oğlu, 1942, Erzurum doğumlu.

1968 yılı itibariyle İzmir Merkez Vaizi, İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Öğrenci Yetiştirme Derneği Kestanepazarı Kuran Kursu öğreticisi görevlerinde bulunmuştur.

1969 Ağustos ayı içinde İzmir Buca’da kendi yönetiminde olan dernek ve Kestanepazarı Kuran Kursu’nda okuyan 100 öğrencinin katılımıyla açılan bir kampta, Kuran okumanın yanı sıra Risale i Nur eğitimi yapmıştır.

Aynı yıl içinde Said i Nursi için Isparta’da okutulan mevlüde katılmıştır.

1970′de İzmir’de Nurculuk üzerine programlar yapmış, ayrıca toplantılarda eğitici görevini üstlenmiştir.

1971 Ocak ayı içinde, İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle dernek idare heyetinden çıkarılmıştır.

Aynı yıl itibariyle Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ifadesi alınarak hakkında dava açılmıştır.

Anılan komutanlıkça açılan davası sonucunda vaaz etme yetkisi alınmıştır.

1972 Eylül ayı içinde Erzurum’a gitmiş, anılan ilde Nurcu liderle görüşmüş ve çeşitli Nur toplantılarına katılmıştır.

1973 yılı itibariyle Edremit’e tayin edilmesine karşın, İzmir’de ikamet ederek her hafta cuma günleri Edremit Alemzade Camii’nde vaaz vermiş ve her gelişinde ayrı ayrı Nur medreselerinde Nur toplantıları düzenlemiştir.

Aynı yıl itibariyle Edremit Merkez Vaizi görevi sırasında yaz aylarında Edremit civarında açılmış olan ve Nurcu öğrencilerin iştirak ettiği kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etmiştir.

1974 Eylül ayı içinde Merkez Vaizliği’ne tayin edilmiştir.

1974 1976 yılları arasında yurt çapında çeşitli konularda konferanslar vermiştir.

1976 Temmuz ayı içinde Aydın çevresinde açılması planlanan Nur kamplarında F. Gülen’in fıkıh dersi vereceği öğrenilmiştir.

1976 Ağustos ayı başında İzmir Bornova ilçesi vaizliğine atanmıştır.

Münfesih MSP yanlısı olan Nurculardan Fethullah Gülen, İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye’de İslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem vermektedir.

İzmir Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlayarak Nurculuk propagandası yapmıştır.

19.04.1980′de İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde “Huruç harekatı” (Atılım harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslam harekatının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını” belirtmiştir.

1980 yılında İzmir’de bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; “Huruç harekatının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yükseköğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvalarını vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye’deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini” ifade etmiştir.

24.06.1980 tarihinde, “Denizli Merkez Akyazılı Köyü Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı” Denizli Şubesi’nin açılışında yaptığı konuşmada; “Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür. Rusya, Müslümanlığın giderek azalması ve komünizmin yayılması amacıyla, Türkiye’ye her yıl yardım göndermektedir. Ahlaksızlık, zina ve anarşi almış yürümüştür” tarzında ifadeler kullanmıştır.

Yazıcı Nurcuların lideri olan Fethullah Gülen, Bornova Merkez Camii’nde verdiği vaazlarında, hükümetin icraatlarını eleştirmiştir.

1980 yılında İzmir’de Nurcuların yayın organı “Sızıntı” adlı dergide zaman zaman “MFD” rumuzu ile yazılar yazmıştır.

12.09.1980 tarihinde Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca kendisini yakalamaya yönelik operasyonu haber alması sonucu, İzmir’den Erzurum’a kaçmıştır.

16.10.1980 tarihinde müstafi addedilmek için Erzurum’dan 20 günlük, daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi’nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü’ne göndermiştir.

1980 Aralık ayında İzmir Bornova Merkez Vaizliği’nden Çanakkale’ye tayinini yaptırmıştır.

1981 Ocak ayı itibarıyla Isparta ili Uluborlu ilçesinde bulunan Islah Sitesi’ndeki “İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği” merkezinde gizlenmiştir.

27.02.1981 tarihinde Eyüp İstanbul Hükümet Tabipliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nce 20 günlük rapor almıştır.

22.03.1981 tarihinde Çanakkale Müftülüğü Merkez Vaizliği’nden istifa etmiştir.

1981 yılında Ankara’da Nurcu liderlerden “Toprak Diş Kliniği” sahibi Hayrettin Toprak‘ın evinde saklanmıştır.

1982 Mayıs ayında Konya’daki Nurcu liderlerle bir toplantı düzenlemiştir.

7.8.1982 tarihinde Keşan’ın bir köyünde gizlenerek “Molla” ve “Dahhak” takma isimlerini kullanmıştır.

Aynı yıl itibariyle Sızıntı grubuna mensup şahıslarca, Mekke’de kiralanan bir dükkanda adı geçenin bantları hac süresince Türk hacılarına satılmıştır.

10.06.1983 tarihinde Menemen Helvacıköy’de Y.İ.E. öğrencisi Yaşar Erdoğdu’nun yanında saklanmıştır.

Ege Ordu ve İzmir Antalya illeri Synt. Komutanlığı’nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde yer almıştır.

18 Mayıs 1985 tarihi itibariyle, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul/Altunizade’de bir konuşma yapmış ve özel okullara maddi yardımda bulunmaları için etkileyici öğütlerde bulunmuştur.

23 Eylül 1985 tarihi itibariyle Çanakkale ili Biga ilçesinde mukim Fethullah Gülen grubuna mensup Nurculardan Sabri Kadıoğlu, Abdülkadim Zellüm adlı yazarın “Hilafet Nasıl Yakıldı” isimli eserini, Nurcular ile Milli Görüş mensuplarına ücretsiz olarak dağıtmıştır.

1 Ekim 1985 tarihi itibariyle; Hizb üt Tahrir mensubu Muhammed Kürdi, parti merkezinden aldığı emir üzerine, İzmir’de tahsilini yaparken, Fethullah Gülen ile bir görüşme yapmış, ancak bu görüşmede müspet bir netice alınamamıştır.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan 15 Nisan 1985 gün ve 7130 97/85/Synt. İstihbarat Hrk. Ş. Ks. sayılı aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar arasında yer almıştır.

1987 yılında, İstanbul’daki evinde, imamlarına eğitim vermeye başlamıştır.

Ağustos 1987 ayında ders verdiği öğrencilerine yaptığı konuşmada; “Alparslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş’ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istediğini, onun da kabul ettiğini” ifade etmiştir.

6 Eylül 1987 günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal’ı desteklemek maksadı ile Nurcuların hayır oyu kullanmalarını sağlamıştır.

Şubat 1990 tarihinde Korkut Özal’ın dünürünün İstanbul’daki evinde, “ANAP’ın geleceği ile ilgili” toplantıya katılmıştır.

Mart 1990 ayı içerisinde Türkiye’deki İslami faaliyetleri tek bir merkezden koordine etmek amacıyla oluşturulan İslam Şurası içerisinde yer almıştır.

1990 yılı içerisinde rahatsızlığı sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkmıştır.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler arifesinde münfesih MÇP’ye 3.5 milyar yardımda bulunmuş ve seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP’yi desteklemiştir.

Nisan 1992 ayı içerisinde, Azerbaycan‘a giderek anılan ülkede TV kurma çalışmalarını başlatmıştır.

Aynı tarihte ABD’deki Risale i Nur Enstitüsü’nün çalışmalarını yönlendirmek maksadıyla gizli olarak anılan ülkeye gitmiş, ardından Avustralya’ya geçerek Türk öğrencilerin akademik eğitim gördüğü okul ve kaldıkları yurtları ziyaret etmiştir.

Ayrıca kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla söz konusu ülkelerdeki çeşitli profesörlerle de görüşmüştür.

1992 yılı içerisinde MÇP’den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmalarına giren Muhsin Yazıcıoğlu’na maddi ve manevi destek vermektedir.

19 Ocak 1994′te Ankara’da kurulan “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’‘nın kurucuları arasında yer almaktadır.

1995 yılı içerisinde ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçileri tarafından ayrı ayrı ziyaret edilmiştir.

Ağustos 1995 tarihi itibarıyla basında çıkan devlet yanlısı beyanları nedeniyle İBDA C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edilmiştir…

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 1,487 Yorum »

Fetullahçı Okulların İç yüzü

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

1-) Dinlediğim pek çok Azeri kadın, göz yaşları içinde, Fethullahçıların okullarında eğitim gören çocuklarının kendilerinden koparıldığını, onları kaybetmek üzere olduklarını söylediler. Çocuklarının geleceği için,Azeri okullarına göre eğitim kalitesi bir hayli yüksek olan Fethullahçı okulları tecih eden,büyük maddi fedakarlıkta bulunan Azeri kadınlar, bir süre sonra çocukların anne ve babalarını inançlarını sorguladıklarını, hatta aşağıladıklarını, neşe ve canlılıklarını , çocukluklarını kaybettiklerini anlattılar.

2-) Orta Asya’da, Afrika’da, Amerika’da, Avusturalya’da kısacası dünyanın her tarafında “Türkiye’nin kültür misyoneri” olduklarını iddia ediyorlar. Programlarında haftada 3-8 saat Türkçe’ye yer verirken, 25 saat İngilizce verdikleri için ingiltere’den “üstün hizmet ödülü” alıyorlar. (Türkiye’de ise bu çocukların İstiklal Marşımızı nasıl Türkçe okuduklarını yüzlerce kez göstererek kamuoyunu yanıltıyorlar.)
ABD’den ise “kırmızı pasaportlu CIA çıkışlı” öğretmen takviyesi ve siyasal dokunulmazlık, ekonomik güç desteği görüyorlar.Buralarda Türkçü, çağdaş, aydın gençler yetiştirmek yerine, sadece milli kimliğini bilmeyen, Türklük bilincinden yoksun molla yetiştiriyorlar. Ama bu okullardaki Türk olmayan öğrencilere hiç karışmıyorlar; dini eğitimden kesinlikle kaçınıyorlar; ulus biçimlerini etkilemeye çalışmıyorlar. Fethullahçıların yurt dışındaki okullarında Türk olmayan öğrencilere Türkçe eğitimi sadece şeklen veriyorlar. Türk kültürü asla öğretilmiyor. Belki şaşıracaksınız İslamiyet’de anlatılmıyor;öğretilmiyor. Bu okulların programları itibariyle ABD ya da İngiliz kolejlerinden hiç bir farkı yok!… ABD bölgesel hesapları gereği haritada nereyi işaret ediyorsa, Fethullahçı maşalar oraya gidiyorlar ve okul açıyorlar.

3-)  Sonuçta, Kırım’da, Azerbaycan’da, Orta Asya’da ve Rusya Federasyonunda ya da Türklerin yaşadıkları diğer ülkelerde, Türk çocuklarını önce ailelerinden, sonra Türklüklerinden kopararak mollalaştırıyorlar. En yeteneklilerini ve başarılılarını daha sonra Türkiye’ye getirerek yüksek öğretim süresince beyinlerini yıkamaya devam ediyorlar. Bu gençler gerçekten güvenilir mürit olduktan sonra tekrar kendi ülkesine gönderip burada stratejik makamlara gelmek üzere yerleştiriliyorlar; Türklüğe hizmet için değil, Fethullahçı organizasyonun çıkarlarına hizmet etmek üzere… Kısacası Fethullahçılar böylece Türklüğe ihanet ediyorlar!…

4-) Fethullahçılar Azerbaycan bürokrasisine oldukça hakimler. Tıpkı Türkistan ‘da olduğu gibi iki bakan yardımcısının Fethullahçı olduğu ifade ediliyor. Ticaret, endüstri, eğitim ve gümrükle ilgili birimlerde tüm yetkililerin Fethullahçılar tarafından “maaşa bağlandığı” iddialar arsında.
Fethullahçıların aylık maaşa bağladıkları arasında Haydar Aliyev’in ve de hükümet yetkililerinin yanı sıra , iktidar partisinin ve muhalefetteki tüm partilerinde yer alması, ister istemez gerçek patron ABD’nin geleneksel politikasını çağrıştırıyor: “İktidar kadar,yarın iktidara gelebilecek potansiyele sahip muhalefete de yakın ve organik ilişki kurmak…”

5-) Diyebiliriz ki, okullar bu yüzden mafyayı çağırıştıran çıkar çarkının sadece kılıfı. Fethullahçılar, yerleştikleri ülkelerde, yönetimi ve bürokrasiyi elde ettikten sonra ekonomik anlamda da kökleşmeye başlıyorlar. Yaklaşık 280′in üzerinde şirket ve holdige, 25 milyon dolarlık mal varlığına ve yıllı 600 trilyon liralık iş hacmine sahip olan Fethullahçı organizasyon, karlı gördükleri alanlarda bu ülkelere girmeye başlıyorlar. Suyun başı tutulduğu için de rüşvet,haraç ve benzeri engellere takılmıyorlar….

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 213 Yorum »

Fetullah Gülen’in Sırrı

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Eminim ki izlerken tüyleriniz diken diken olacak…

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 90 Yorum »

Atam Seni Özlüyoruz…

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

“Köylü Millet’in Efendisidir!”

Bu söz aslında Mustafa Kemal’in Türk köylüsüne Türk çiftçisine nasıl bir gözle baktığının açık göstergesiydi… Büyük Önder’in hayatı Türk halkı’nın arasında onların dertlerini dinleyerek geçti… İşte öyle bir günde çekilmiş bir fotoğraf:

Evet işte görüyorsunuz yanında ne koruması var ne de başka bir şey…

O ki koskoca parçalanmış bir imparatorluktan, onuru ve şerefi ayaklar altına alınmış bir devletten yepyeni, tam bağımsız bir devlet kurdu.. Ama böbürlenipte halkına köylüsüne bağırmadı!!! Hakaret etmedi!

Müjde!!! 21. yüzyıla girdik… Sanki Türkiye Cumhuriyeti’ne çok birşey vermiş gibi kalkıp köylüye bağıran azarlayan Başbakanımız oldu!!!

Hayırlı uğurlu olsun!!!

Dahası var ne mi?

Bir soysuz teröriste “Sayın” dedi…

Pes doğrusu!!!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 6 Yorum »

“Başbakanlık Yan Gelip Yatma Yeri Değildir…”

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Sevgili Vatanseverler!

Asil Türk Milleti!

Bu yazımda sizlere önemli bir şeyler daha anlatma gayreti içersindeyim!

Türkiye’nin başında Org. Yaşar Büyükanıt’ı tasfiye etmek için düzmece bir iddaname hazırlayıp Genelkurmay Başkanı olmasını engelleyen bir Başbakan var…

Ayrıca hala da Yaşar Büyükanıtla uğraşanlar Sebatayist (yahudi dönmesi) iddalarını karalamalarını yürütüyorlar…

Yüksek Askeri şura Kararları’ndan, irtica faaliyetleri sebebiyle ordudan atılanlarla ilgili olanlarla sürekli aleyhte şerh koyan bir Başbakan..

Amerikan Birlikleri 4 Temmuz’da Süleymaniye’de ki Türk Özel kuvvetlerinin karargahında bir baskın düzenleyip düzenleyip, 11 Türk askerini 60 saat rehin alıp, bileklerine kelepçe, başlarına çuval geçirdiğinde; Dışişleri Bakanı ile Kayseri’de Sakatatçılar Çarşısını açıp, ardından haremlik – selamlık düzeyindeki İl Kongresine katılan bir Başbakanımız var…

Böyle bir vahim olay karşısında, ABD ile ikili ilişki kuramayan, NATO Konseyi’ni derhal toplantıya çağırıp, ikili ilişkiye iletemediği düşüncesini ittifak çerçevesi içersinde, diğer müttefiklerin gözü önünde ABD’ye anlatamayan bir Başbakan…

Bunları zaten biliyorsunuz!

Ben size bilmediğinizi ya da hatırlamadığınız şeyi anlatayım:

Bu olay yaşanırken, ABD’nin özür dilemesi gerektiğini söyleyenlere “ABD süper güçtür. Özür dilemek ancak eşit güçler arasında beklenebilir.” diyen Dışişleri Bakanı’nı destekleyen bir Başbakan var…

Bu ciddi saldırı karşısında; Amerikalılara bir protesto notası vermesi gerekirken “Gazete ve televizyonların ufak bir konuyu abartmaları yüzünden, neredeyse ABD ile dostluk ilişkilerimiz bozulacaktı. ABD’ye nota ver! diyorlar. Bu müzik notası mı ki, her olur olmaz şeye nota verelim?” diyen bir Başbakan!!

“Kıbrıs’taki Türk askeri Lübnan’daki Suriye varlığına benzer.” diyerek Türk askerini işgalci durumuna düşüren bir Başbakan var…

Pardon “Askerlik mi???”

“Başbakanlık, yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim!”

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 6 Yorum »

Ulusa Serzeniş 4

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan, Ulusa Serzeniş | » yorum bırak;

Ulusa Serzeniş 3

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan, Ulusa Serzeniş | » yorum bırak;

Ulusa Serzeniş 2

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan, Ulusa Serzeniş | » yorum bırak;

Ulusa Serzeniş 1

Yazan: vatanhainleri Nisan 19, 2007

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan, Ulusa Serzeniş | 1 Yorum »

Mektup

Yazan: vatanhainleri Nisan 18, 2007

Dr..Paul Wolfovitz
Savunma Bakan Vekili
Pentagon
Washington DC, 20301
Ford
4 Kasım 2002

Değerli Dr.Wolfowitz,
Ülkelerimiz arasındaki tarihsel ortaklık ve dostluğun gelecekte de sürmesi ümidimi paylaşmak için, bu mesajımı ortak dostlar aracılığıyla dogrudan size ulaştırmak isterim.

Seçim sonuçlarının bizim genelkurmay saflarında biraz rahatsızlık yaratmiş olabileceğinden, resmi konumunuz gereği, hiç kuşkusuz haberdarsınızdır. Bilmenizi isterim ki, onların Türkiye’nin müreffeh, seküler (çağdaş) ve birinci dünya topluluğunun güvenilir bir üyesi olması ümitlerini partim ve ben de paylaşıyoruz. Ve geçmişte hiç olmadığı kadar birleşmiş olan ülkemizin çıkarları için en iyisi olacak şekilde birlikte çalışabileceğimiz kanaatindeyim.

Bu amaçla, Org. Özkök ile mümkün olduğu kadar kısa sürede mahrem, özel bir toplantı yapabilmeyi ümit ediyorum. Özel cep numaram şudur: 0533 7…
Bu yardım ve ülkeme geçmişte gösterdiğiniz dostluk için çok teşekkürler.
Sizinle kişisel olarak görüşmeyi sabirsizlikla bekliyorum.

Samimiyetle sizin olan,
Recep Tayip Erdogan
Genel Baskan

Evettt bu ne demek…? Size bir soru!

Hemen mektubu verdim okuyun ve ne mana çıkardınız?

Mektubu yazan, başbakan olmak istiyor ve bunun için ABD Savunma Bakan Yardimcısı’na başvuruyor. Bu mektup, Türkiye başbakanının Washington’dan belirlendiğini gösteren acıklı bir kanıt oluyor…

Sonra mı ne oldu?

RTE başbakan olmadığı halde, hiçbir resmi sıfat taşımadığı halde, parti başkanı ve ya milletvekili olmadığı halde Genelkurmay Baskanı Org. Hilmi Özkök tarafından 14 Kasim 2002 günü kabul edilmiştir..

Daha sonrası mı?

Daha sonra Türk Anayasası ve kanunlar delik deşik edilmiş, Anayasa Mahkemesi hiçe sayılmış, Yüksek Seçim Kurulu’ndan istenen kararlar çıkartılmış, Siirt seçimleri görülmedik yöntemlerle iptal edilmiş ve RTE Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanlık koltuğunu zaptetmiştir!!!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 1 Yorum »

Bağımsızlığımızı kim koruyacak -2-?

Yazan: vatanhainleri Nisan 18, 2007

Daha önceki yazıda Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın nasıl bir duruma konduğunu gösterdim… Şimdi ise Başbakanın kendisinin Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü nasıl tehdit ettiğini açıklamaya ve irdelemeye çalışacağım…

“Şu anda Türkiye’de yirmi yedi etnik grup yaşamakta. Bu yirmi yedi etnik grubun varlıklarının tanınması gerekmektedir.”

“Bu durumda belki Osmanlı Eyaletler Sistemi benzeri bir şeyler yapılabilir.”

Şimdi sormak gerekir:

Dokuz milyonunu kadın ve çocukların oluşturulduğu, on üç milyonluk bir toplumun, emperyalizme karşı topsuz, tüfeksiz, kurşunsuz Kurtuluş Savaşı vererek kurduğu Bağımsız bir Türk Devletini paramparça ayırmaya dönük bu zihniyet Devletimizin Bağımsızlığını nasıl koruyacak?

Büyük Ortadoğu Projesine “Eş Başkanım” diyen bir Başbakan Bağımsızlığımızı ve toprak bütünlüğümüzü nasıl koruyacak?

Vatanın bölünmezliği için şehit olmuş binlerce milyonlarca insanımız için “askerlik yan gelip yatma yeri değildir canım kardeşim” diyen birisi Bölünmez bütünlüğü ülkemizde nasıl sağlayacak?

BM listelerinde terörist olarak belirlenmiş olan teşkilat, kişi, ve firmalarla işbirliği yapan ve üstüne önlerinde diz çöken birisi Ulusal Bağımsızlığımızı nasıl ayakta tutacak?

Bunlara cevap verebilecek birisi varsa buyursun lütfetsin yorum yapsın!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 1 Yorum »

Bağımsızlığımızı kim koruyacak?

Yazan: vatanhainleri Nisan 18, 2007

Sevgili okuyucular…

Biliyorsunuz bir devletin bağımsızlığını egemenliğini koruma ve kollama yetkisi en başta Cumhurbaşkanı olmak üzere Başbakan, bakan ve milletvekilleri ve tabiki ordu ve Millet’in kendisidir…

Türkiye’de ise durum budur…

Devlet’in en başında Cumhurbaşkanı oturur… Sonra Meclis Başkanı sonra Başbakan sonra bakanlar ve sonra milletvekilleri…

Ama eğer RTE  Cumhurbaşkanı olursa devletin bağımsızlığını ve kayıstız şartsız egemenliğini koruyabilir mi?

Biz cevabını verelim:

“…Bu adam dürüst bir adam… Lütfen şunu yapmaya çalışın… sömürmek kötü bir kelime, ama kullanmak… Bence onu devirmeye çalışmak, delikten aşağı koymak yerine onu kullanın… Burada ve Avrupa’da bundan yararlanmalısınız… Teklifim budur…”

Kim diyor ki bunu???

Bir utanmazlığın ifadesi olan bu sözler kimin?

Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanını bu duruma getiren hangi zihniyet?

Bu sorunun cevabını da verelim:

“Başbakanın danışmanı Cüneyd Zapsu”

Bu lafın Amerikalılara söylenebilmesini içine sindirebilen, bu laflardan rahatsız olmayan bir Başbakanımız var…

Bu başbakanın temsilcisi olduğu AKP zihniyeti Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığını, milletin kayıtsız şartsız egemenliğini koruyabilir mi?

Yorum sizin…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Cüneyt Zapsu, Recep Tayyip Erdoğan | 2 Yorum »

Recep Tayyip Erdoğan’ın değişmeyen değişimi

Yazan: vatanhainleri Nisan 17, 2007

Yeni bir görüntü elime geçti…

buyrun Efendiler!!!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 9 Yorum »

“Kuş Yumurtası”

Yazan: vatanhainleri Nisan 17, 2007

İstihbarat dünyasında “kuş yumurtası üretmek” diye bir deyim vardır. Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene Sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provakatörler lazım ve en güvenilir provakatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir “yumurta” bulunur.

Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim görevlisi daha sonrada medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir Profesör  haline getirilir. Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir.

Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur ve ona olan saygıları artar.Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir.

Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır.

Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalarda farklı faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.

Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye.

Ferit Orhan Pamuk Beyin (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı Ferit’tir) aslında ülkesine bu kadar muhalif olmasına bir sebep yoktur. Hani fakir ve hayatını zorluklar içinde geçirmiş, içerde yatmış birisi olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece aristokrat tabakasına mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir.

Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle Atatürk,İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur. Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuğun zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır.

Peki Orhan Pamukta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba “yapay” bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım..

Orhan Pamuğun hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve sırf askerliğini kısa dönem yapmak için Gazetecilik okumuş bir insan. İlk başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor. Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek istemediği romanlar yazıyor. Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği anda sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuğun kitapları satmaya ve yurtdışında tanınmaya başlıyor.

Peki bu sihirli değnek acaba nerede değmiş olabilir. Benim kanaatimce bu değneğin izini Amerika‘da sürmek lazımdır.

Amerika’ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuğun erkek kardeşi Şevket Pamuk’tur.

Şevket Pamuk, Orhan Pamuğun ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı bir insan. Amerika’da Yale, Berkeley gibi sağlam üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye’de bir çok üniversitede ders veren Şevket Pamuk, Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman. Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş.

Bu üniversitelerden en ilginci İsrail’de bulunan Negev Ben Gurion üniversitesi. İsmini İsrail’in ilk başbakanı, İsrail’in kurucularından ve hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin’den kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Guriondan almıştır.

Üniversitenin derslerini MOSSAD‘ın da ilgiyle takip edip raporlar hazırlattığı bir “Ortadoğu Çalışmaları“ bölümü bulunmakta. İşte sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde (!!!) ders verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız.

Ben Gurion üniversitesinin başında 14 sene Dünya Bankası’nda çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof.Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuğun kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.

Evet biz Orhan Pamuğun Amerika yolculuğuna dönelim gene.

1985-1988 arasında tam üç sene Amerika’da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika’da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi. Bu kurs Iowa üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs.

Kursun amacı: “Dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları.”

Bu “iyiliksever” programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar ağırlanıyor.

İşte Orhan Pamuğun bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun deyimiyle “Bir kursa gitti hayatı değişti”. Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de MAHİR AKTAŞ, aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak…

İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye.

Cevabı basit.

Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri Bakanlığı.

Orhan Pamuğun şansı Amerika’da bundan sonra oldukça açılıyor.

Baktığımız zaman Orhan Pamuğun Amerika’da basılan kitaplarının tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House.

Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann yayıncılık. Bertelsman’ın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden. Bay Mohn İkinci Dünya Savaşı’nda general Rommelin Afrikakorps birliğinde asteğmen olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansasda bir esir kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn biranda kitap sever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar basmaya başlıyor. İşte Bertelsmanın kuruluşu böylesine mütevazi.

1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük yayıncılarından ve kendisi de karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen Mohn’a esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor bir anda. Bertelsman’ın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holding’le 2001 senesinde Müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğanın kızı Hanzade tarafından yapıldı. Buna göre şu an Türkiye’de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu ortaklığın sayesinde Türkiye’ye ulaşıyor.

İşte bu büyük grup Orhan Pamuğu çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.

Orhan Pamuğun en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü IMPAC Dublin ödülünü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil tabii ki. Çünkü ödül jürisi “Benim adım Kırmızı” kitabını öylesine beğenmiş ki birde hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler.

Peki bir Türk yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim?

Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.

IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir Amerikan şirketi. Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat hizmetleri verdiği de bilinir. Şirketin başındaki Dr James Irwin İrlanda’yı ve kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya çıkarmış ve her sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor.

Edebiyatsever dostumuz bay Irwin de çok aktif birisi. Kendisi Amerika’nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri akademisi West Point’den üstün hizmet ödülü almış.

Orhan Pamuğa verilen ödülün sponsoru bay James Irwin “International Democratic Union” derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Bu dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş.

Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George Bush, Helmut Kohl ve Jack Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.

Derneğin Türkiye’den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya’nın Amerikan yanlısı başbakanı John Howard.

James Irwin bunun dışında Washintonda bulunan “Center for Democracy” derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.

Orhan Pamuğun otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek. Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor. Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor.

Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biride Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber di. Bu şahsiyeti hafızası güçlü olanlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu insan hakları izleme komitesini temsilen Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü. Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığını iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça “serseriler” diye hitapta bulunulmuştu.

Bu kitabın çevirisini yapan Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber onlara destek vermek için hemen Türkiye’ye gelerek mahkemelere katılmıştı.

Herhalde Sayın Orhan Pamuğun fikirlerinin oluşmasında Jeri Liberle özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur….

Pamuk roman yazarlığını bir kenara bırakıp, tarihçiliğe soyunarak bir İsviçre gazetesine, “Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü. Kimse söylemiyor, bari en söyleyeyim…” diye bir beyanat verdiğinde ise kayaya çarpmıştır. Osmanlı Ekonomisi konusunda uzman, dolayısıyla tarhini de iyi bilen ağabeyi Şevket Pamuk dururken, hiçte konusu ile alakalı olmayan Orhan Pamuk’un bu demeciyle ne yapmak istediği pek yakında anlaşıldı…

Orhan Pamuk Nobel alan ilk Türk(!) yazar oldu…

İşte gerçek bir kuş yumurtası… Hemde gıdaklayan cinsten!!!

Yazı kategorisi: Sözde Ermeni Soykırımı | 1 Yorum »

Ah Bir Cumhur olsamm!!!

Yazan: vatanhainleri Nisan 17, 2007

 Tayyip Erdoğan, 4 kez mahkemeye verdiği, dinlemeye bile tahammül edemediği Erkan Mumcu’dan randevu talep etti

“Aman” dileyecek
Tayyip Erdoğan, değil görüntüsüne, sesine bile tahammül edemiyordu Erkan Mumcu’nun. Erdoğan, Mumcu Meclis’te kürsüye geldiği zaman makam odasına geçiyor, açık bulunan Meclis TV kanalını da hemen değiştiriyordu. Başbakan, “yenilir yutulur” olmayan sözleri yüzünden Mumcu’yu 4 kez mahkemeye vermişti…

Ben ettim sen etme
Ancak ne olduysa, Tayyip Erdoğan, ANAVATAN Genel Başkanı Erkan Mumcu’dan randevu talep etti. Bugün buluşacaklar. 354 sandalyeye sahip Erdoğan, cumhurbaşkanılığı seçiminde mahkemelik olmaktan kurtulmak için 367’ye yani Mumcu’ya muhtaç. “Ben ettim sen etme” diyecek, Meclis’te destek bekleyecek…

Erdoğan’a neler demişti
- Bu ülkeyi yönetmek için bilgi, birikim ve beceriye sahip değil
- Başbakan PKK’ya can üfledi. Başbakan PKK’nın değirmenine su taşıyor.
- TC tarihinde halkına yalan söyleyen ve yalanını itiraf eden tek Başbakandır Erdoğan.
- Sayın Başbakan’ın partisine geçen milletvekillerinin herhangi bir pazarlık olmaksızın partisine geçtiklerini, ihale karşılığında partisine geçilmediğini söyleyecek cesareti var mı?
- Başbakan muhafazakâr değil, haricidir… İstifa et ahiretini kurtar.
- Ben tutarsızlığın, sahteliğin, kibirliliğin böylesini görmedim.

367 için herşeyi unuttu
“Hakaret ediyor. Ne görüşeceksiniz ki” diyerek Baykal’la temas kurmayı reddeden Başbakan, 4 kez tazminat davası açtığı Mumcu ile biraraya gelecek.

Hukukçuların “Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin gerçekleşebilmesi için Genel Kurul’da en az 367 milletvekili olması gerekiyor” iddiaları, TBMM’de 354 saldalyesi olan  Başbakan Erdoğan’ı harekete geçirdi. Daha önce AKP’li vekillerle yaptığı toplantılarda, partisinden koparak Anavatan’ın Genel Başkanı olan Erkan Mumcu ile görüşmeyeceğini söyleyen Başbakan Erdoğan, geri adım attı.

Baykal’a randevu yok

Almanya’ya giderken gazetecilerin sorularını cevaplayan Erdoğan “Şahsıma yönelik hakaretamiz açıklamaları oldu. Böyle düşünen biri ile ne konuşacaksınız ki” sözleriyle CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’la görüşmeyeceğini açıklarken, Erkan Mumcu ile temas kurabileceğini söyledi ve özel kalem müdürü aracılığıyla Anavatan Lider’inden  bugün için randevu aldı.

İlk görüşme

Bugüne kadar, kendisine en az Baykal kadar ağır ifadelerle yüklenen Anavatan lideri ile göz göze gelmekten bile çekinen Başbakan Erdoğan’ın, Mumcu’dan randevu alması “AKP 367 için çıkış arıyor” yorumlarına neden oldu. Eğer Başbakan Erdoğan, bugün gerçekleşecek olan buluşmada TBMM’de 20 sandalyesi olan Erkan Mumcu’yu destek konusunda ikna edebilirse, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılabilmesi için gerekli olan 367 milletvekili sayısına ulaşmış olacak. Öte yandan görüşme gerçekleşirse Başbakan Erdoğan, Genel Başkanlık sıfatıyla Erkan Mumcu ile ilk defa görüşmüş olacak

Bu sözleri Mumcu söyledi
Anavatan Genel Başkanı Erkan Mumcu, Başabakan Erdoğan ve kabinesini en sert ifadelerle eleştiren siyasilerden birisi. Kullandığı ifadeler nedeniyle Başbakan Erdoğan’la 4 kez mahkemelik olan Mumcu’nun kullandığı ifadelerden bazıları şöyle:

  • Ülkeyi yönetmek için bilgi, birikim ve beceriye sahip değil
  • Başbakan PKK’ya can üfledi
  • Emanete sadakat ahlakından uzaklaşanlar, ihanet edenler memleketin temel meselelerini konuşmak yerine Sami Ofer’lerle alışverişde olanların hesabını millet soracaktır.
  • TC tarihinde halkına yalan söyleyen ve yalanını itiraf eden tek başbakandır Erdoğan. 
  • İstifa et ahiretini kurtar
  • Başbakan muhafazakâr değil, haricidir.
  • Başbakan YİMPAŞ mağdurlarına ’sahtekâr’ dedi. Asıl sahtekar ’Sensin’
  • Türkiye Cumhuriyetinde hiçbir başbakan öğlen inkar ettiğini akşam itiraf etmek zorunda kalmadı. 
  • Siz, kesinlikle, gayrimillî politikaların girdabında sürüklenen bir Hükûmetsiniz.”
  • Mahkeme kararlarını muhalefetteymişsiniz gibi eleştiriyorlar. Ben tutarsızlığın, sahteliğin, kibirliliğin böylesini görmedim. “
  • Başbakan her gezisinde bir şeyleri pazarlıyor. (…)(Başbakan ve birkaç bakanı kastederek) Şebekenin kare ası orada.” 

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 1 Yorum »

Bir Bülent Arınç Klasiği…

Yazan: vatanhainleri Nisan 17, 2007

Türkiye Devrim Tarihinin icraatlarını ve Atatürk’ü karalamayı görev sayan Bülent arınç gene aynı uslupla konuştu…:

“TBMM’nin açılışının 87. yıldönümü nedeniyle düzenlenen bazı etkinliklerin ardından gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, bir gazetecinin “Sayın Sezer’in bir takım açıklamaları oldu Harp Akademilerinde” demesi üzerine “Hangi Sezer’in” diye sordu. Aynı gazetecinin, “Cumhurbaşkanı Sezer’in” karşılığını vermesi üzerine Bülent Arınç, “İki tane var da onun için soruyorum” dedi.”

Aklı sıra HALA CUMHURBAŞKANI OLAN AHMET NECDET SEZER’i küçümsüyor, sanki o yokmuş gibi davranıyor!!!

“Şeyini şey ettiğimin şeyi” gibi laflarla halk önüne çıkıp ben siyasetçiyim diyenlerin gerçek yüzleri birbir açığa çıkıyor… Nasıl mı işte burada

Zaten “anasına bak kızını al” sözü gibi “dedesine bak torununu al” atasözümüz ne kadar da doğru… Neden mi İşte burada

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Bülent Arınç | 1 Yorum »

Korkuyorlar…

Yazan: vatanhainleri Nisan 17, 2007

Bu bloğun sağlayıcısı tarafnıdan alınmış olsun, daha pek çok site ve blog blog irticayı yobazlığı konu etmiş birçok internet paylaşım noktası var…

Bu blokların temel görüşü Cumhuriyet’i, Atatürk’ü, Atatürk Devrimlerini, Atatürkçülüğe ve Cumhuriyet’e sahip çıkanları, din yolu ile karalamak, aşağılamak ve kirletmekten başka bir şey değildir…

Zaten sayfalarını ilk açtığımızda karşımıza çıkan şey Allah, Peygamber, Kur’an… Peki altta neler var? Atatürk, Cumhuriyet Gazetesi, Sol görüşü, Vatana ve millet’e sahip çıkanları karalamak…

Peki bu adamlar neden Allah’a, Kur’an’a, müslümanların temiz inançlarına neden ihtiyaç duyuyor?

Nedeni basit… Çünkü bunlar dini emellerine alet ediyorlar…! Bunlara Din piyasacıları, Din sömürücüleri, Din simsarları, Din şarlatanları denir!

Aslında bunların Din ve İman ile işleri yoktur! Zaten olamaz da..

Bunlar anca Cübbeli Ahmet Hoca gibi müridlerine vaazlarında “Denize girmemelerini” öğütler… Ama kendileri ülke dışında jet-ski’ye binerler…

İşte Din piyasacıları Din tüccarları buna denir!

14 Nisan’ı içlerine sindiremiyorlar!!!

Oradaydık! O coşkuyu ben de yaşadım!

Peki 14 Nisan ile neden dalga geçme ya da küçümseme eğilimine girdiler..?

Çünkü korkuyorlar..

Atatürkçülerin, Vatan’ı seven, fedakar Vatandaşların Cumhuriyet Rejiminini ne kadar benimsediğini gördüler…

Çünkü çok korkuyorlar…

Ellerine yüz yılın fırsatı geçti.. Atatürk’ü ve Atatürkçülüğü yıkmak için Atatürk’ün koltuğuna oturma fırsatını yakaladılar…!!!

Ama çok korkuyorlar! Ulus’un büyük istenç ve direnci karşısında hırçınlaştılar!!!

Menemen’de Kubilay’ın kafasını kör bıçakla kesen Derviş Mehmet’in torunu, Bülent Arınç’ın dün ve bugün medyaya verdiği demeçlere bir bakın…

Korku yüzlerinden okunuyor!!!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Bülent Arınç, Dinci Yayınlar, Genel, NamaZ Gazetesi, Recep Tayyip Erdoğan, Vakit Gazetesi | 6 Yorum »

PKK ile duygu bağı da ne?

Yazan: vatanhainleri Nisan 17, 2007

Sevgili okuyucularım…

AKP İl Başkanı Mustafa Bilici’yi ziyaret eden DTP’lilerin başında bulunanlardan biri yani DTP İl Başkan Vekili Veysi Dilekçi, “PKK ile organik değil, duygusal bağımız var. Çünkü PKK üyelerinin aileleri bu ülkede yaşamaktadır” demiş…

Sormak lazım Asker’de şehit olan binlerce “vatan evladının” ailesi nerede yaşıyor? Biz nerede yaşıyoruz? Anamız, babamız, kardeşimiz, sevgilimiz, eşimiz, çocuğumuz, amcamız, dayımız, yeğenimiz, kuzenimiz, torunumuz hangi topraklarda yaşıyor?

Sen “Türk’ün ekmeğini yiyip Türk’e kılıç sallayanla” terörist hainlerle aynı duyguları paylaşıyorsan, sende teröristsin!

Gitmişsin oturmuşsun öcalan’a sayın diyenin partisinin yandaşları yanına… Konuşur durursun elbet!

PKK ile duygu bağın mı var?

     

daha da devam etmiycem!!!

Şimdi sizlere soruyorum!!!

Bu insanlık dışı vahşeti yapanların, kundaktaki bebeklere kurşun yağdıranların, Mehmetçiğin yoluna haince mayın döşeyenlerin, kadın, yaşlı, çoluk çocuk demeden katledenlerin “duygular var mı ki” sen kalkıp onlarla bir duygusal bağ kuruyorsun?

Ey Türk! Silkin ve kendine gel!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, PKK ve Kürdistan Meselesi | 2 Yorum »

PKK İşbirlikçisi…

Yazan: vatanhainleri Nisan 16, 2007

Ahmet Kaya’nın ne mal olduğu zaten biliniyor ama hatırlamakta fayda var!!!

Söze gerek yok görüntüler herşeyi anlatıyor!!!

Bu itlere para kazandırmayalım…

Gelecek yazılarımda bunun gibi hainlere yardım yataklık yapanları afişe etmeye devam edeceğim..

Yazı kategorisi: PKK ve Kürdistan Meselesi | » yorum bırak;

Hain biri daha M. Ali Birand!!!

Yazan: vatanhainleri Nisan 10, 2007

Bilin bakalım neler olmuş???

bizim namuslu titiz ve vatansever gazetecimiz M. Ali Birand teröristler ile birlikte yemek yiyorlar…

Şaşırmayın!!! İşte kanıtı:

Hem bu olay da bu hain herifin ilk icraatı değil!

Sizlere daha çok şey anlatacağım… Hepsi bir bir ortaya çıkacak…

Yazı kategorisi: Avrupa Birliği Devleti, Görüntüler, M. Ali Birand, PKK ve Kürdistan Meselesi, İçimizdeki AB Yalakacıları | 40 Yorum »

Recep Tayyip Erdoğan Kimdir?

Yazan: vatanhainleri Nisan 10, 2007

R.T.E, Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergahının mensubudur ve kendisi, bu dergahın lideri Şeyh Mehmet Zait Kotku’nun hayranıdır… Belediye başkanı olduğu dönemde, Fatih’deki “Sarıgüzel Caddesi”nin ismini “Mehmet Zait Kotku Caddesi” olarak değiştirmiştir ve başbakan olduktan sonra bile bazı cuma namazlarını Ankara’daki Şeyh Mehmet Zait Kotku Camii’nde kılmaktadır.

R.T.E döneminde belediye olanakları uluslararası köktendinci örgütlerle temaslar, İslami konferans ve toplantılar için seferber edilmiştir…

R.T.E ‘nin belediye başkanlığı döneminde İstanbul’da ağırlanan bu örgütlerin temsilcilerinin otel masrafları İstanbul Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden Ulaşım A.Ş. tarafından ödenmiştir(Ulaşım A.Ş’nin o dönemde genel müdürlüğünü yapan Abdurrahman Gündoğdu, bugün R.T.E hükümeti tarafından THY’ye genel müdür olarak atanmıştır).

— R.T.E, ATATÜRK’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözü ile ilgili görüşlerini bakın nasıl açıklamıştı:

“Sen ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dersen,doğal olarak etki tepkiyi doğurur ve o da ‘ne mutlu kürtüm diyene’ der. Yahu milletin bütünlüğü ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ifadesi ile sağlanır mı? Osmanlı 30′u aşkın etnik gurubu ümmet düşüncesiyle bir arada tuttu.Biz de inanç birliği ile tutacağız”…

Bir başka örnek de ATATÜRK’ün “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” sözüne karşı söyledikleri:

“Ben müslümanım diyenin ‘aynı zamanda da laikim’ demesi mümkün değil. Niye?..Çünkü müslümanın yaratıcısı Allah, kesin hakimiyet sahibidir. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ koskoca bir yalan! Egemenlik kayıtsız şartsız Allah’ındır”…

İrticai faaliyetleri nedeniyle YAŞ kararı ile TSK ile ilişkileri kesilen kişilere kucak açarak onlara belediye şirketlerinde iş veren kişi dönemin İstanbul B.Ş Belediye başkanı R.T.E ‘dir!

“Partilerin değil, düzenin(Kemalizm) alternatifiyiz”

diyen R.T.E, 1994 yılında İstanbul B.Ş. Belediye Başkanlığı döneminde yaptığı konuşmada şöyle haykırmaktaydı:

“Bu sistem 70 yıldır kadınları Kötü söz kullanımı yasaktır yapmıştır, erkekleri de deyyus!..”.

R.T.E, T.C Anayasası’nı yerden yere vururken Kürtçülük yapmayı da ihmal etmiyordu

“Bu anayasa ırkçıdır!..Bir taraftan Türklük aleyhine konuşturtmuyor, bir kürdün kalkıp da Türk aleyhine konuşmasını suç unsuru telakki ediyor, ama bir kürdün aleyhine konuştuğun zaman onu suçlamak değil alkışlıyor!..”

— Yıl 1991…İlk Körfez Savaşı’nın ardından, R.T.E’nin gazetelere vermiş olduğu demeç:

“Bu savaş, ABD’nin, emperyalizmi ve siyonizmi dünyaya hakim kılmak için yaptığı bir savaştır. ABD, Rusya sorununu çözdükten sonra bütün dünyayı kendi emrinde tek bir devlet yapma kararı aldı. Böylece siyonizmin egemenlik planı yürürlüğe konuldu… Bu savaş için Türkiye’nin, BM kararına uyduğunu ifade ederek ABD’ye yardımcı olması, milleti aldatmaktır… Türkiye’deki üslerin NATO maksatları dışında kullanılmayacağı, yasaların hükmüdür. Fakat bugünkü uygulamada bu üsler NATO’ya değil, ABD’nin emrine verilmiştir.”

— Aynı R.T.E, 31 Mart 2003 tarihinde(ABD’nin Irak işgalinin ilk günlerinde) Wall Street Journal’a verdiği demeçte ise şöyle demektedir:

Kahraman genç kadın ve erkek Amerikan askerlerinin, olabilecek en az kayıpla evlerine dönmeleri için dua ediyorum..”

— Bakın bizim R.T.E bir zamanlar Eyüp belediye binasının balkonundan insanlara nasıl sesleniyor:

“AT’ye girmemek için geliyoruz! Bak Avrupa Topluluğu’nun yöneticileri talimat verdiler. Ne dediler: ‘Bayrağınızı değiştirin’…Vay dangalak vay!..Bu bayrağın rengini bu milletin dedesi verdi…Gerçek ölçüyü, bizi yaradan Allah koyuyor; Siz onların dinini kabul etmediğiniz müddetçe onlar sizi kendilerinden kabul etmezler. Kafirleri dost edinmeyiniz!”

Şimdi acaba kenidisi neden bu kadar AB’ci oldu diye sormak gerek…

— Ve bugün,

“Hedefe ulaşmak için papaz elbisesi giyerim”

sözlerinin sahibi de R.T.E’den başkası değildir!..

Tayyib, Siirt’te halkı isyana teşvik amacıyla okuduğu şiir sonucu hak ettiği cezayı alınca ilk yırtınan nedense ABD oluyordu!..

Tayyib’i sık sık ziyaret etmesiyle ünlü ABD İstanbul başkonsolosu Caroline Huggins, Tayyib’in aldığı ceza için 28 Eylül 1998’de şunları söylüyordu:

“Bu tür gelişmeler, Türk demokrasisine olan güveni zayıflatır!”

16 Temmuz 2000 tarihinde, mapushaneden yeni çıkan R.T.E, ABD’ye gider.

American Jewish Comitte(Amerikan Yahudi Komitesi)’nin davetlisi olarak orada bulunmaktadır. Ayrıca burada JINSA(Yahudi Ulusal Güvenlik Enstitüsü) yetkilileri ile de görüşmeler yapar…

(Bu geziden kısa süre önce yine Amerika’ya gitmiş olan Tayyib, uzun süredir orada yaşamakta olan Fethullah Gülen “hocaefendi”sini de ziyaret etmişti.)

2 Temmuz 2001 tarihinde ise Bakkallı adlı lobi şirketi vasıtasıyla Recep Tayyip Erdoğan’a New York’tan gönderilen memorandumda belirtilen “Türkiye’nin şehir devletlerine ayrılması planı”, Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne hemen hemen aynı ifadelerle geçirilmiştir.

(Bakkallı Lobi Şirketi, ABD’nin eski Türkiye Büyükelçilerinden Abramoviç tarafından yönlendirilmektedir. Abramoviç ise CFR üyesidir. Lobi şirketinin sahibi olarak görülen Ayla Bakkallı ise uzun yıllar önce Türkiye’den Amerika’ya göç etmiştir. Ayla Bakkallı, 2002 yılında Güney Afrika’da düzenlenen ve başkan Bush’un da katıldığı “Dünya Forumu”nu da yöneten kişidir.)

2 Temmuz 2001’de kendisine gönderilen memorandumun hemen ardından R.T.E, 4 Temmuz 2001’de özel davetle ABD’ye çağırılır…

Dünyayı yönetmeye soyunmuş elit, bu amacına ulaşmak için önünde engel olarak gördüğü milli devletleri parçalamak ister. Bunun için şehirleşme adı altında eski Yunan tarzı şehir devletleri modelini gündeme getirir ve Tayyip Erdoğan’a da,

“bu politikaya uyması halinde destek göreceği”

söylenir. Erdoğan da onları kırmaz ve “küreselleşmenin şehir devletleri planı”nı, parti programı haline getiriverir!.. AKP Programı ve Tüzüğü, memorandumda belirtilen küreselleşmenin olmazsa olmaz kuralları olarak anlatılan hükümler gereğince hazırlanmıştır…
İşte New York’tan Recep Tayyip Erdoğan’a gönderilen söz konusu memorandum:
“Mr. Erdoğan,
Sizin küreselleşme ile demokrasi ilişkilerini bağdaştırma yönündeki adımlarınız, Türkiye’ye kriz sırasında destek olan uluslararası güçler tarafından da kabul görecektir. Ankara, küreselleşmenin gerekliliğini anlamak ve dünyada geçerli olan kurallara uyum sağlamak zorundadır. Ankara şunu da anlamalıdır ki, uygun gördüğü kuralları uygulayıp, kendi çıkarlarına uymayanları reddetmesi mümkün değildir…Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir. Bu memoranduma göstereceğiniz ilgiden dolayı takdirlerimizi sunarız…”

Belgede “dünya” kelimesiyle kastedilen, uluslararası güç merkezleridir. Yani dünya hükümeti kurmaya çalışan örgütlerdir. “Ankara” kelimesinden de Genelkurmay anlaşılmalıdır!

Şimdi de Ak Parti Program ve Tüzüğü’ne bir göz atalım:
Ak Parti’nin kuruluşuna temel dayanak olarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası yanında,

“başta İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ile, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi olmak üzere TBMM tarafından onaylanmış uluslar arası belgeler” gösteriliyor(Ak Parti Tüzüğü, S.15)…

Oysa, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türkiye’de kurulan bir siyasi parti için yeterli bir dayanaktır. Uluslararası belgelerin bir siyasi parti kuruluşuna dayanak olarak gösterilmesi ilk defa rastlanan bir durumdur!
Tüzükte,

“Ak Parti, insanların farklı inanç, düşünce, ırk, dil, ifade etme, örgütlenme ve yaşama gibi doğuştan var olan tüm haklara sahip olduklarını bilir ve saygı duyar. Farklı olmanın, ayrışma değil, pekiştirici kültürel zenginliğimiz olduğunu kabul eder”

deniliyor(Ak Parti Tüzüğü, S.17).
Kurucular Kurulu kitabının 10′uncu sayfasında

“Toplum içindeki farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesini ve çoğulculuğu takip edilmesi gereken sosyal ilkeler olarak görürüz”

denilerek aynı bakışın altı çiziliyor…
Bu ifadelerden anlaşılan, milletin ortak değerlerini öne çıkarmaya dayalı uluslaşma süreci yerine, milletin farklı özelliklerini ortaya çıkarmaya dayalı küreselleşme adlı şehir devletleri sürecinin benimsenmesidir…

Parti programının 16′ıncı sayfasında

“Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı, toplumumuzun çimentosudur”…

Programın 15′inci sayfasında

“Resmi dil ve eğitim dili Türkçe olmak şartıyla, Türkçe dışındaki dillerde yayın dahil kültürel faaliyetlerin yapılabilmesini, partimiz ülkemizdeki birlik ve bütünlüğü zedeleyen değil, güçlendiren ve pekiştiren bir zenginlik olarak görmektedir”…

Parti kurucularının tanıtıldığı Kurucular Kurulu kitabının 8′inci sayfasında

“Partimiz merkeziyetçi devlet anlayışından vazgeçilmesini öngörür”

denilmektedir… Merkeziyetçilikten vazgeçileceğinin öne çıkarılması, söz konusu memerandumda “küreselleşme” diye dayatılan politikaların uygulanacağının bir başka göstergesidir!..

Yine Kurucular Kurulu kitabının 11′inci sayfasında da

“Partimiz küreselleşmenin gerektirdiği yapısal dönüşümlerin kaçınılmazlığını ve en az maliyetle gerçekleştirilmesini savunur”

denilmektedir…
Hemen arkasından 12′nci sayfada,

“Partimiz, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesinden ve özelleştirilmesinden yanadır”

ifadeleri ise, “eğitimde birlik” anlayışına son verme isteklerinin bir göstergesidir..

Programın 35′inci sayfasında,

“Çağımız bir yönüyle küreselleşme çağı, diğer yönüyle yerelleşme ve yerel yönetimlerin devlet sistemleri içindeki ağırlıklarının arttığı bir çağıdır”

denilmesi, Tayyip Erdoğan’a verilen memorandumdaki taleplerin birebir kabul edildiğini ortaya çıkarmaktadır…
Erdoğan’ın, kendisine verilen memorandumdaki dayatmaları aynen kabul ettiğinin bir göstergesi de, programın 35′inci sayfasındaki,

“Partimiz, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartına uygun olarak, anayasal sistemimize yerel yönetim hakkının dahil edilmesini sağlayacaktır. Yerel yönetimlerin yargı yoluna gidebilme hakkı dahil ilgili tüm düzenlemeleri gerçekleştirecektir”

ifadesidir…

Kısacası, Ak Parti programı, tüzüğü ve Kurucular Kurulu kitaplarından yaptığımız bu alıntılar göstermektedir ki; R.T.E, kendisine gönderilen memorandumdaki

“Küreselleşmenin bir adı da şehirleşmedir. Ankara, yerel yönetimlere otonomi vermek ve milli hükümetin fonksiyonlarını yerel düzeyde merkezi olmaktan çıkarmak zorundadır. Dünya, bütün hükümetlerden bunu istemektedir”

talebine itaatsizlik etmemiştir!

8 Ağustos 2001’de, İngiltere’nin İstanbul Başkonsolosu Roger Short, parti kurma hazırlıklarını sürdüren eski İstanbul B.Ş. Belediye başkanı R.T.Erdoğan’ı ziyaret eder…Ziyaretin ardından yaptığı açıklamada Short, şunları söylemektedir:

“Bildiğiniz gibi biz, çoğulcu demokrasiden yanayız. Bu parti(AKP) de bu düşünceyi destekliyor. Böyle bir partinin kurulması bizi mutlu eder”…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 529 Yorum »

Başbakan Diz çöküyor…

Yazan: vatanhainleri Nisan 10, 2007

Daha önce sadece resimi koymuştum bu da görüntüleri…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 15 Yorum »

Başbakan ve çiftçi tartışması

Yazan: vatanhainleri Nisan 9, 2007

Bizim başbakan teröristlere “Sayın” der…

Çiftçiye ne der?

İşte böyle…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 3 Yorum »

Tayyip Diyor ki..? Görüntülü

Yazan: vatanhainleri Nisan 9, 2007

Evet bu görüntü de çook önce yazdığım bir yazıyı içeriyor:

yazımı okumak isteyen buraya dokunabilir…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 3 Yorum »

Kürt – İslam Faşistlerine!!!

Yazan: vatanhainleri Nisan 9, 2007

Sevgili okuyucularım…Bugün gene araştırma karıştırma işleri ile meşgul iken “büyük ortadoğu projesi” aklıma geldi ve “sayın” başbakanımızın dedikleri…ne demiş bizim başbakanımız bir kere daha izleyelim:

buralarda dolaşan geçen gün bloğuma küfür yazan bir ziyaretçi ile karşılaştım… yazdıklarıma çizdiklerime çok gocunmuş.. epey bir saydırmış bana!! Kendisinin bloğunu ziyaret ettiğimde bir müslüman Türk sentezcisi olduğunu anladım… Kendisinin bloğunda Kürtlere Amerikanların “Bağımsız bir Kürt Devleti” kurmak için yardım ettiğini dahası Kürt Devleti’nin projesini Amerikanların hazrıladığını idda ediyor..

Ben de sitemde Tayyip Bey hakkında yazıp çizince kendisi dayanamamış küfürlerle dolu mesajlar bırakmış yazılarıma.. Ama kendisinin çok bependiği Tayyip bakın ne diyor:

“yani Diyarbakır istiyorum ki yani Amerikan’ın da hani  düşündüğü “Büyük Ortadoğu Projesi” varya, “Genişletilmiş Ortadoğu” yani bu proje içersinde Diyarbakır bir yıldız olabilir bir merkez olabilir. BUNU BAŞARMAMIZ LAZIM!”

İşte buyrun bir görüntü daha size:

Burda ne diyor çok övdüğünüz Tayyip Bey?

Yanlış mı duyuyoruz ki biz?

“Biz Ortadoğu Projesinin Eş Başkanıyız!”

Hay Allah yoksa Tayyip de mi Amerikalı???

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, PKK ve Kürdistan Meselesi, Recep Tayyip Erdoğan | » yorum bırak;

Ah Vatanım! Vah Vatanım!

Yazan: vatanhainleri Nisan 8, 2007

Sevgili okuyucularım…

Yılmaz Dikbaş’ın “Avrupe Birliği Tabuta çakılan son çivi” adlı eserini daha yeni bitirdim ve kitaplığıma koydum! İnanın muhteşem bir eser, bir başucu kitabı, bir açık kaynak!

AB’nin ne mal olduğu ne sütü bozuk olduğunu öğrendim… Hepinize şiddetle tavsiye ederim.

Kitap içerisinde inanamayacağınız türden belgeler mevcut… Bizim aydın dediğimiz insanların AB konusunda ne kadar “aydınlandığını” açıkça okudum şahit oldum.

Bu çalışmasından ötürü  Yılmaz Dikbaş’a sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum..

Ancak tabi ki bu yazımızda “Vatana İhanet Eden” Yılmaz Dikbaş değil!!! Tersine o her asil Türk insanının davranması gerektiği gibi davranarak “Vatana İhanet Edenleri” belgelemiştir!

Burdan sorum ve itirazım kimlere? Burdan sorum ve itirazım Yılmaz Dikbaş’ın sitesini “MAHKEME KARARIYLA” dikkat ediniz: “MAHKEME KARARIYLA” erişimini engelleyenlere…

Neden böyle bir gereksinim duyuldu? Yargı artık Vatanı savunanlara, Hainlerin yüzlerine ikiyüzlülüklerini çarpanlara mı ceza verir oldu?

Bu yargı Türk yargısı değil midir?

Hatırlayın! yunanlılar youtube adlı görüntü sitesine ATATÜRK’e hakaret eden video koyduklarında tüm duyarlı TÜRKler yunanlıları ve youtube’u protesto için siteye akın etmiş ve yunanlılara gereken cevap verilmişti…

Ama Türk yargısı ne yaptı? TÜRKlerin siteye girmesini engellemek için “MAHKEME KARARI” aldı…

Hangi akla hizmet böyle bir karar alında TÜRK kamuoyu tabi ki bilgilendirilmedi ve yapılan büyük tepki aldı…

Buradan da görüyoruz ki “VATANA HİZMET” artık “VATAN HAİNLİĞİ” olmuş… Türkiye’nin çıkarlarını savunsan seni “MAHKEMEYLE” susturuyorlar artık!

Ah be Vatanım!

Ne diyeyim sana ben…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Avrupa Birliği Devleti | 1 Yorum »

30 AYLIK AKP İKTIDARI DÖNEMİNDE GERÇEKLEŞTİRİLEN, 60 AK YOLSUZLUK DOSYASI

Yazan: vatanhainleri Nisan 7, 2007

1-İZMİR TCDD LİMAN TAŞIMA İHALESİ 

TCDD İzmir Liman’ı için, yıllık 70 milyon $’lif yükleme-boşaltma isleri için ihale hazırlığı yapılıyor. Daha sonra ihaleden vazgeçiliyor. İhalesiz olarak 15 yıllığına Reha Denizcilik ve Raden Lojistik isimli 2 şirkete veriliyor. Şirketlerin, 15 yılın sonunda arzu ettikleri takdirde 15 yıl daha ise devam edebileceği sözleşmede yer alıyor. (Toplam 30 yıl süreli) Toplam 2 milyar 100 milyon $’lif is ihalesiz veriliyor. Bu firmalardan biri, sözleşme tarihinden 2 gün önce kuruluyor, diğeri de ayni gün kurulusu gerçekleşiyor. Bu şirketin büyük hisseli ortaklarından biri AKP’nin Bakırköy İlçe Başkanlığı’nı yapmış olan Rahmi Genç. Sözleşme imzalandıktan sonra bu kişi, hisselerini devredip, ayrılıyor. Olayın usulsüzlüğü dile getirilince, TCDD Reha Denizciliğin sözleşmesini iptal ediyor. Bu şirketin Genel Müdürü de, diyor ki; “TCDD’nin aleyhine dava açtık, davayı TCDD kaybederse 225 milyon $ tazminat ödeyecek, haberleri olsun.”SONUÇ: TCDD yapılan islerin usulsüz olmadığını açıklıyor. 

2-İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ ARAÇ SİGORTA İHALESİ 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ağır taşıtlar için, sigorta ihalesi açıyor. Bu ihale, 197 milyar lira ile AKP İstanbul Milletvekili Alaattin Büyükkaya’nin, önceden ortağı olduğu Büyükkaya Sigorta Aracılık A.S’ye veriliyor.SONUÇ: İstanbul Büyükşehir Belediyesi, ihalenin usule uygun olduğunu açıklıyor. 

3-TCDD İSTASYON YENİLEME İHALELERİ 

TCDD’den 10 istasyon yenileme ihalesi AKP Kadın Kolları MKYK Üyesi Emine Alioglu’na veriliyor. Bu AKP’li müteahhit hanim, ayni zamanda yeşil kart sahibi. Önce devletten yeşil kartı alıyor, sonra da 10 İstasyon yenileme ihalesini alıyor.SONUÇ: TCDD ihalelerin usule uygun olduğunu açıkladı. 

4-GEBZE AKARYAKIT KAÇAKÇILIĞI OLAYI 

5 trilyonluk bir hadise. Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Kemal Albayrak dahil, bir çok bürokrat halen yargıda. Kemal Albayrak, AKP Kurucular Kurulu üyesi ve AKP Kırıkkale eski Milletvekili. Türkiye’de, yılda 1,5 milyar $’lif akaryakıt kaçakçılığının olduğu açıklanıyor.SONUÇ: Halen dava yargıda devam ediyor. Olayı ortaya çıkartan Kocaeli Emniyet Müdürü bilahare görev yeri değiştirildi. 

5-TMSF OTEL İHALESİ 

TMSF, Ceylan Grubu’ndan, banka borcuna karşılık 52,5 milyon $’a Antalya’daki Deluxe Resort Otel’i alıyor. Devir öncesi otel fiyatı, ekspertif raporunda bu şekilde belirtiliyor. TMSF, ayni oteli bu sefer 25.3 milyon $’a satıyor. Ulu soy Grubu alıyor. 27 milyon $ devlet zarar ediyor.SONUÇ: TMSF, yapılan işlemin usule uygun olduğunu açıkladı. 

6-DERİNCE ARAZİ ALIMI OLAYI 

Özelleştirme İdaresi, Yarımca Porselen Arazisi’ni, 30.5 milyon $’a bir özel şirkete satıyor. Erdemir, 82 milyon $’a ayni araziyi, bu sefer söz konusu özel şirketten satın alıyor. Devlet, 52 milyon $ kendi arazisinden zarar ediyor. Ve Erdemir yönetimi, 2 yıldır bir liman için arazi aradıklarını ifade ediyor, 20 gün içinde en pahalısını seçiyor.SONUÇ: Erdemir, yapılan işlemin usule uygun olduğunu açıkladı. 

7-BALIKESİR SEKA KAĞIT FABRİKASI İHALESİ 

Fabrika, 30 Haziran 2003′te 1.1 milyon $’a Albayraklar A.S’ye satılıyor. Özelleştirme İdaresi, piyasa değerini 51 milyon $ olarak belirliyor. Sonra Selüloz-Iş Sendikası, mahkemeden satışı iptal ettiriyor. Bu arada ihale iptal edildiği için, bu parayı Özelleştirme İdaresi talep ediyor. Şirket bununla ilgili henüz ödemede bulunmuyor. 12.7 trilyonluk bir varlık kaybı tespit ediliyor. ( Yaklaşık 10 milyon $’lif ) Bu rakam stoktaki malların satılmasından ve alacakları tahsil etmesinden kaynaklanıyor. Mahkemenin iptal kararı Nisan 2004′te. Yani 10 ay sonra.SONUÇ: Maliye Bakanı, gerekenin yapılacağını açıkladı. 

8-HALKBANKASI’NDA 30 MİLYON $’LIK KREDİ ZARARI OLAYI 

Devlet Bakanı Ali Babacan’a, Net Holding’in 30 Milyon $’lif kredisinin geri alınamayacağı ve hemen müfettiş görevlendirilerek olaya el konulması, aksi takdirde zaman asımına uğratılacağı, TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu’nca ve resmi yazılarla uyarıldığı halde, bir işlem yapılmamış ve30 milyon $ gibi bir alacak zaman asımına uğruyor. Benzeri bir iddia ile, 57. Hükümet’in Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan ve Devlet Bakanı Recep Önal’ın, Yüce Divan’da yargılanmakta oldukları bilinmektedir.SONUÇ: Bakan ile ilgili herhangi bir işlem yapılmadı. Müfettişle ilgili, görevi ihmalden dava açıldı. 

9-TEKSTİLDE 1 KATRİLYONLUK HAYALİ İHRACAAT OLAYI 

2004 yılında, 915.3 trilyonluk Katma Değer Vergisi tahsil edildi. Buna karşılık, 2 katrilyon 83 trilyonluk vergi iadesi yapıldı. Yaklaşık 1 katrilyonluk hayali ihracata yapıldığı iddiası var. Bu konu ile ilgili Maliye Bakanı Unakitan; “Denizli’de 50 milyon $ ihraca ati olan bir firma, inceleme görmüş. 100 bin $’lif Rusya’ya yaptığı ihracaatlarin alicisi bulunamıyor. Yahu Rusya’da kimi buluyorsun ki? Arasan Rusya’da Başbakan’ı bile bulamazsın. Bu adamın adi olmuş hayalici. İnceleme yapılmış. İnceleme elemanı böyle demiş. İnceleme elemanı kim Allah askına? Maliye Bakanı adına inceleme yapıyor. Maliye Bakanı kim? Yahu Bakan benim ya!” diye konuşabilmiştir.SONUÇ: Bu konu ile ilgili bugüne kadar resmi bir soruşturma açılmamıştır. 

10-MAVİ AKIM DOGALGAZDA EK PROTOKOL OLAYI 

19 Kasım 2003 tarihinde, Ruslarla ek protokol imzalanıyor. Türkiye, “F1 Formülü” nden vazgeçip, Rusların istediği Fo’i kabul ediyor. Ve 1 Nisan 2005 tarihi itibariyle 8,5 milyar dolar fazladan ödemeye Türkiye razı oluyor. Ana Muhalefet Partisi, konuyla ilgili gensoru verdi. Sayın Başbakan bizzat oylamaya katılıp, gensorunun reddedilmesini sağladı.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. Ayni ve benzeri konudan, geçen dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer’in, formül değişikliği yaptı diye ve sonucunda devleti 257 milyon $ zarara uğratılmasına sebep olduğu iddiasıyla, Yüce Divan’da yargılanmakta olduğu biliniyor. 

11-281 MILYARLIK “HUZURLU ORTAM BULMA” OLAYI 

Atilla Basoglu’nun Adana’da şirketi var. Şirketinde Maliye vergi incelemesi başlatıyor. Atilla Basoglu’nun ailesine ait Adana-Yüregir’deki “Yüksel Tekstil” de, vergi kaçırdığı gerekçesiyle, bir süre önce baskın yapılıyor. Ve usulsüzlük dolayısıyla şirkete, 600 milyarlık ceza kesiliyor. Atilla Başoğlu CHP Adana Milletvekili. Bir müddet sonra CHP’den istifa edip, AKP’ ye geçiyor. Ve AKP’ ye geçtiginde ” huzurlu bir ortam buldum” diye bir açıklama yapıyor. AKP Adana Milletvekili Atilla Basoglu’nun aile şirketiyle ilgili 600 milyarlık cezasının, 319 milyara indirildiği ifade ediliyor.SONUÇ: Bu olay kamuoyuna “281 milyarlık huzur ortamı” diye yansıyor. 

12-İZMİR HALKAPINAR KAPALI SPOR İNŞAATI İHALESİ 

İzmir’de yapılacak Kapalı Spor inşaatı ihalesi için, ilan verilmemiş. 30 trilyonluk bir is. AKP Çankaya Belediye Başkan Adayı’nın sahibi olduğu şirkete, usulsüz olarak verildiği ileri sürülüyor. Hatta 2004 yılı Yatırım Programı’nda, söz konusu salon için, ödeneğin bulunmadığı da ifade ediliyor.SONUÇ: İhalenin usule uygun yapıldığı açıklandı. 

13-ULUSAL MARKER TEMİN İHALESİ 

Enerji Piyasası Denetleme Kurulu (EPDK) 2002-2004′te ihale sürecini başlattı. EPDK önce Ekim 2004′te bir yeterlilik ilanına çıktı ve denildi ki; “ben bu ihaleyi 1 Ocak 2005′te bitireceğim ve marker kullanımına başlayacağım”. Bu ilandan sonra, 3 defa yeni teknik ve idari şartlar getirildi. Ve 2 ayda 200 adet detektör temin etme zorunlulugu getirildi. Tek firmaya yönlendirildi. O da “John Hogg” adli İngiliz firması. 100 trilyonluk iş.SONUÇ: İhale bitirildi. Onaylanma safhasında. 

14-SSK’DA İLAÇ YOLSUZLUĞU OLAYI 

Roche’un, SSK’ya piyasaya sattiginin 2-3 misli fazla fiyatla ilaç verdigi tespit edildi. Bu konuyla ilgili dava açıldı. Dava sürecinde, SSK’nin 2 üst düzey yöneticisi tutuklandi. 16 sanikli dava, Istanbul 10 Agir ceza Mahkemesi’nde devam ediyor. Savcilik iddianamesinde, SSK’nin nasil batirilmaya çalisildigina yer verildi. Ve Türkiye’nin, ilaç sirketlerine fazladan 6 milyar $ ödedigi ifade edildi.SONUÇ: Yargilama devam ediyor. 

15-AYCELL-ARIA BİRLEŞMESİ KONUSU 

İtalya Basbakani Silvio Berlusconi’nin ricasi üzerine, AYCEEL-ARIA birlesmesinden dogan AVEA’nin yaklasik 3 milyar $’lif zarari, Hazine’ye yüklendi. Ileri sürüldügüne göre; ” Başbakan Recep Tayyip Erdogan, Basbakanlik Teftis Kurulu’nun, kamuyu zarara ugratan ve “hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal suçu” isledigini öne sürülen Aycell yöneticilerinin, Savciligin soruşturma istemine onay vermedi. Erdogan eski yöneticilerin uyarilmasina, haksiz edinildigi düsünülen bir paranin tahsiline onay verdi. Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK) Aycell’e iliskin 2003 yılı raporuna göre, sirkette Genel Müdür, Genel Müdür Yardımcısı ve Danismanlar’a, “ortalama yasal ücret tavanindan” fazla ücret baglandi. Bu konuda YDK’nin istegi ile Hazine’ce yapılan uyarilara ragmen Türk Telekom A.S. ve Aycell yasalara aykiri bu durumu sürdürdü. Bunun üzerine YDK, “ivedi durum raporu” hazirladi. Bu rapor üzerine, Basbakanlik Teftis Kurulu soruşturma başlattı. Hazirlanan raporda, Basbakanlik ve Hazine’nin bagli olduğu Devlet Bakanligi’nin talimati ve mevzuata aykiri olarak, Aycell yönetiminin yüksek serbest ücretlere soruşturma asamasinda da yüzde 15 zam verdigi ve bunu uyguladığı bilgisi yer aldı. Raporda, “Şirket yönetiminde yetkilerine verilen kamu kaynagini sorumlulukla kullanmayan, bu suretle kamu zararina yol açan Aycell Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyeleri’nin durumunun, “hizmet nedeniyle emniyeti suiistimal” hükümlerine uydugu cihetle haklarinda kamu davasi açilmasi ve gereğinin takdir ve ifasi için raporun Ankara Cumhuriyet Bassavciligi’na gönderilmesi istendi. Ancak, Başbakanlığa sunulan bu onay teklif yazisi, Erdogan tarafindan, “raporun Ankara Cumhuriyet Bassavciligi’na gönderilmesi” sikki hariç, digerleri “uygun” görülerek, onaylandi. Oysa, Devlet eski Bakanı Hüsamettin Özkan’i Yüce Divan’a gönderen olayda da, YDK raporlarina göre, Halkbankasi’ni zarara ugratan bürokratlarla ilgili olarak Teftis Kurulu’nca hazirlanan raporun geregi yapılmamış ve bir buçuk yil Özkan’ın masasında bekletilmişti.”SONUÇ: yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi. Aycell ile Aria kanun çıkartılmak suretiyle birleştirildi. 

16-İKTİSAT GAYRİ MENKUL YATIRIM ORTAKLIĞI OLAYI 

İktisat Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı şirketi, Güneş Turizm Seyahat A.S.’ye18 milyon 250 bin $’a satılıyor. 30 Aralık 2004′te. Para 4 yıl vadeli ödenecek, bir açık arttırma yapılmıyor. Güneş Turizm, “Albayraklar Grubu”nun bünyesinde bir şirket. 31 Aralık 2004′te TMSF bir portföy raporu hazırlıyor, bağımsız denetim kurulu raporu çıkartıyor. İstanbul ve Bodrum’da bina,arazi,otel toplam değeri 38 trilyon.( Resmi rapora göre) 31 Aralık 2004′te kasada 10.9 trilyon nakit var olduğu ifade ediliyor. Bunu 30 Aralık 2004′te satıyor. Toplam 48 trilyonluk şirket, 25 trilyona satılıyor. 23 trilyon zarar edildiği ifade ediliyor.SONUÇ: yapılan işlemin usule uygun olduğu açıklandı. 

17-AYCELL-SIEMENS ANLAŞMASI OLAYI 

Siemens’ten alacağı 10 milyon Euro’nun tahsili için harekete geçen Aycell, Bakan Binali Yıldırım’ın engeline takıldı. Aycell, 2001 yılında Siemens ile sözleşme imzaladı. Ancak, Siemens yükümlülüklerini yerine getirmedi. Konuyu araştıran Aycell Komisyonu ve Hukukçular, bu nedenle Siemens’in günlük 96 bin Euro ceza ödemesi gerektiğini belirledi. Miktar artınca, Aycell alacağını tahsil etmek için girişimlere başladı. Bu aşamada devreye Bakan Yıldırım girdi. Aycell Yönetimi, apar topar değiştirildi. Yönetim Kurulu Başkanlığı’na, Bakan Yıldırım’ın Gemi Sanayi A.S.’de beraber çalıştığı Cahit Paksoy getirildi. Bu sırada Siemens de, milletvekillerine Aycell hattı karşılığında bedava cep telefonu dağıttı. Bunun ardından alacaklar rafa kaldırıldı.SONUÇ: Konu ile ligimi yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi. 

18-BAŞBAKANLIK TADİLATI İLE İLGİLİ KONU 

Başbakanlık Yeni Bina, Başbakanlık Konutu ve Başbakanlık Merkez Bina’da büyük çaplı tadilatlar yaptırıldı. Ana Muhalefet Partisi, 3 Kasım seçimlerinin ardından, 58 ve 59′ncu Hükümetler döneminde, Başbakanlık Yeni Bina, Başbakanlık Konutu ve Başbakanlık Merkez Bina’da yapılan bu büyük çaplı tadilatları, TBMM gündemine taşıdı. Ana Muhalefet Partisi, 2003-2004 bütçelerinde bakim-onarım için cüzi ödenekler dışında bu tür bir tadilat için kaynak ayrılmazken, bu is için hangi kalemden ne kadar ödenek kullanıldığı ve ihale açılıp açılmadığı sorularının Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından yanıtlanması için bir soru önergesi verdi. Verilen soru önergesinde, Erdoğan’a su sorular yöneltildi:” -2003-2004 yıllarında yenilenen Başbakanlık Merkez Binası, Başbakanlık Konutu ve Başbakanlık Yeni Binası’nda yapılan tadilat ve yenileme için hangi kalemden, ne kadar ödenek ayrılmıştır?-Bu yenileme ve tadilatlar için ihale açılmış midir? Bu isler hangi yöntemle verilmiştir? Hangi şirket veya şirketler ne kaderlik bedeller söz konusu isi üstlenmişlerdir?-Merkez Bina’nın sil alanı içinde olması sebebiyle yenilenmesi için Anıtlar Yüksek Kurulu’ndan izin alinmiş midir?-İşlemleri Mücahit Aslan mi yaptı? Önergesinde, bu yenileme ve tadilat işlemlerinin Başbakanlık Danışmanı Mücahit Aslan’ın koordinasyonuyla yapıldığını öne süren Ana Muhalefet Partisi, Erdoğan’a “Mücahit Aslan’la cezaevinde birlikte hapis yattınız ve sonrasında Aslan’ı yanınıza Danışman olarak aldığınız doğru mudur? Doğruysa Aslan’ın cezaevinde yatma sebebi nedir? diye sordu.-Ödemeler örtülü ödenekten mi? Yine önergede, yenileme ve tadilat için müteahhitlere ödemelerin Vakifbank’taki bir hesaptan yapıldığının belirtildiği de ifade edilerek, “Bu hesap hangi hesaptır? Bu islerle ilgili tutarla örtülü ödenekten mi yapılmıştır? “SONUÇ: Bu konuyla ilgili bugüne kadar bir açıklama yapılmadı. 

19- EMLAK GAYRİ MENKUL YATIRIM ORTAKLIĞI OLAYI 

Emlak Gayri Menkul Yatırım Ortaklığı (GYO) A.S.’nine, 2003-2004 yıllarında gerçekleştirdiği kat karşılığı arsa projelerinde, 1.1 milyar YTL (katrilyon lira) tutarındaki kamusal servetin müteahhit firmalara “örtülü kazanç” seklinde aktarıldığı ileri sürüldü. TOKI’ YE ait Emlak GYO’nun projeleriyle ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu ile SPK’nin ortak soruşturma yapması istendi. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu (YDK), 2003-2004 yıllarında ihale edilen ve inşaatı devam eden yedi projeyle ilgili özel inceleme raporu hazırladı. Besi İstanbul Atasehir’de, ikisi de İzmir Mavisehir ve İstanbul Yukarı Dudulu Köyü’ndeki projelerde, Emlak GYO’nun arsalarının gerçek değerinin altında gösterildiği, müteahhitler tarafından yüklenilen inşaat maliyetlerinin ise şişirildiği ileri sürüldü.SONUÇ: Konu ile ligimi yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmedi. 

20-KAYSERİ ELEKTRİK DAĞITIM ŞIRKETİ KATKI PAYI KESİNTİSİ OLAYI 

Kayseri Elektrik A.S.’de, %10′luk enerji fonu katkı payı kesintisi Enerji Bakanı Hilmi Gülercin oluruyla %1′e indiriliyor. Oysa Bakanlık Teftiş Kurulu’nun bu şirkete açtığı davadan 74 trilyonluk alacağı var. 2002′den beri devam ediyor. Sadece böyle bir şey Bakanlığın aleyhine yıllık 20 trilyonluk bir fondan vazgeçme anlamına geliyor. Söz konusu firmanın daha önce Genel Müdürlüğü’nü yapmış olan ve halen AKP Kayseri Milletvekili olan Taner Yıldız’ın, bu kararda etkisinin olup olmadığı merak ediliyor.SONUÇ: Kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

21-BİNGÖL DEPREM KONUTLARI OLAYI 

Bingöl’de Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nca 2016 konut insaf ediliyor. Tanesini 38 milyardan yaptırıyorlar. TOBB de ayni yerde ve ayni projeyle 480 konut yaptırıyor ve ayni konutu 30 milyara mal ediyor. 1 konutta 8 milyar fark ediyor. Toplam TOKI, 12 trilyon fazla ödemede bulunuyor. Başbakan’ın da katıldığı görkemli törenle teslim edilen konutların daha içine girmeden çürüdüğü ileri sürülüyor.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

22-TEKEL TOKAT SİGARA FABRİKASI MAKİNA İHALESİ 

Tekel, 10 Haziran 2004 tarihinde Tokat Sigara Fabrikası’na, sert paket kutulu sigara paketleme makineleri alimi için ihale açıyor. Ve sözleşme şartnamesinde “makinelerin kullanılmamış ve yeni olması koşulu” bulunuyor.13 milyon 840 bin Euro’ya malalan makinelerin bazılarının yeni, bazılarının da kullanılmış olduğu anlaşılıyor. Tekel’e tanesi, 1,7 milyon Euro’ya satılan bu makineler, Beyaz Rusya’ya 570 bin Euro’ya satılmış. Bu fark edilince AKP, Meclis’e Torba Yasası ile bir madde getiriyor. Tekel tarafından ithal edilen kullanılmış makinelerin, satın alınmasına izin verilmesi öngörülüyor. Bu isi örtbas etmek için, Tekel ile ilgili maddenin yürürlük tarihi ihale öncesine çekiliyor. Böylelikle, yaklaşık 24 trilyonluk kullanılmış mal satan İspanyol Firması’ndan alınan makineler, aklanmış hale getirilmek isteniyor.SONUÇ: Tekel’in bu ihalesi, “Tütün,Tütün Mamulleri ve Alkollü İçkiler Piyasası Düzenleme Kurumu (TAPDK)” ca iptal ediliyor. Tekel Yönetim Kurulu da, makinelerin iade edilmesi kararını alıyor. Ancak, konu ile ilgili tazminatların miktarı ve bunun sorumlularının kimler olduğu konusu, henüz sorusturulmus değil. 

23-HUMMER CİP’Lİ 9.8 TRİLYONLUK İHALE OLAYI 

Adalet Bakanı Cemil Çiçek’in oğlunun düğününe, Milli Eğitim Bakanı’nın esi Şahsenem Çelik’le birlikte, Hammer Cip’le giden Melek İpek’in ortak olduğu şirketin, okullarda dağıtılan bedava kitap kampanyasına katıldığı ve bedava kitap ihalesine katılıp, 9.8 trilyonluk ihale aldığı ifade ediliyor.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan açıklama, kamuoyunu tatmin edici olmamıştır. 

24-ULAŞTIRMA BAKANI’NIN OĞLUNUN GEMİ KİRALAMA OLAYI 

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın 24 yasındaki oğlu Erkan Yıldırım, ihalesiz olarak Ankara Feribotu’nu alıyor. Santur isimli şirket almış oluyor. Bu feribotun, günlüğü en az 15 bin $’dan kiralanması gerekirken, 9 bin $’a kiralandığı ifade ediliyor. Burada önemli bir konu da, Çeşme- Bindisi arasında Devlet, Samsun Feribotu’nu isletiyor. Madem bu hat is yapıyor da, Devlet 2 feribotu neden isletmiyor? Ankara Feribotu ucuza kiralandığı için, bilet fiyatlarında indirim yapılıyor. Ankara Feribotu, 740 yolcu ile Çeşme’ye gelirken, Samsun Feribotu 400 yolcuda kalıyor.SONUÇ: Konu ile ilgili Ulaştırma Bakanı’nın yaptığı açıklamalar, kamuoyunu tatmin edici olmamıştır. 

25-İZMİR SORU KİTAPÇIĞI İHALESİ OLAYI 

İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü, seviye tespit sınavı soru kitapçığı için, 320 bin öğrencinin durumunu belirlemek üzere, ihale açıyor. İhale; öğrenci basına 265 bin lira teklif veren firma yerine, 470 bin lira teklif veren, Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen’in kardeşi Ömer Faruk Ergezen’e ait “Sarakuska” adli şirkete veriliyor. İhalenin teknik şartnamesinde yer alan “kesinleşmiş SSK ve vergi borcu bulunmadığına dair belge istendiği” maddesiyle ilgili evrak, 14 Aralık’ta Milli Eğitim Müdürlüğü’ne geliyor. Ancak, 13 Aralık’ta sözleşme imzalanıyor. 120 milyarlık bir is.SONUÇ: Kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

26-THY 36 AİRBUS UÇAK ALIMI KONUSU 

THY’nin, Özelleştirme kapsamında iken halka arzı, %51′den fazlası amaçlandığı halde THY’nin uçak alimini, özelleştirilmeden sonra gerçekleştirilmesi beklenirdi. THY, Mayıs 2004 tarihine kadar Kamu İhale Yasası’na tabii idi. Çıkartılan bir yasa ile THY uçak alımlarını, İhale Yasası’na tabi olmadan gerçekleştirilmesi imkan dahiline getirildi. THY Genel Müdürü, uçaklara 1,5- 2 milyar $’lif bir ödeme yapılabileceğini söylemişti. AirBus ise, rakamın 3 milyar $’i geçecegini açıkladı. Uçakların kaç liraya alındığını, başka firmalarla bir görüşme yapılıp, fiyat istenip istenmediği açıklanmıyor.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan resmi açıklamalar, kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

27- BOTAŞ’IN FERNAS ŞİRKETİ’NE İHALESİZ 24,5 MİLYON $’LIK İŞ VERİLMESİ OLAYI 

Fernas şirketi, CHP’den Akü’ye geçen Batman Milletvekili Mehmet Nezir NASIROGLU’nun kuzenine ait. İhalesiz is sözleşmesini BOTAS yapıyor. BOTAS Genel Müdürü; ” İsi yapsa da, yapmasa da Fernas şirketi’nin 24,5 milyon $ ödeyeceğini ve bunun doğru bir karar olduğunu ” savunuyor.SONUÇ: yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

28- MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI 62 İLKÖĞRETİM OKULU İHALE OLAYI 

Konuyla ilgili Ana Muhalefet Partisi, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin ÇELİK hakkında soruşturma önergesi veriyor ve bizzat Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın talimatıyla, AKP Grubu çoğunluğu ile soruşturma açılmasını reddediyor. Bilindiği gibi, Milli Eğitim Bakanlığı (Yatırımlar ve Tesisler Daire Başkanlığı), 07.06.2004 tarihinde, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nın (IMKB) 8 yıllık Temel Eğitimi desteklemek amacıyla, kendi kaynaklarından sağladığı 500 trilyon liralık kaynak ile, 44 farklı ilde toplam, 958 bin 166 metre karelik, 135 adet ilköğretim okulu inşaatı ile ilgili bir paket içinde 62 adet ihaleyi yaptı… Akabinde, Bakanlık değerlendirmesini tamamlayarak sonuçları ihaleyi kazananlara bildirdi… Bir taraftan, farklı illerde, ayni sınıf ve standartta inşaatlar için çok farklı fiyatlar onaylanırken; diğer taraftan ayni ihalede teklif edilen en düşük fiyatlar gözerdi edilmiş, kabul edilen teklifler, daima ortalamanın üstünde fiyat veren firmalara ait olmuştur… En düşük fiyatlı teklif, BIRINCI sıra olmak ve tüm tekliflerin küçükten büyüğe sıralanması halinde, toplam 62 ihale içinde, örneğin, “en ucuz teklif sıralamasında” BIRINCI, IKINCI ve ÜÇÜNCÜ firmalara HIÇ IHALE VERILMEMISTIR… Sonuç olarak; Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, EN YÜKSEK TEKLIFLERI ONAYLAYARAK, (KDV hariç) 86 trilyon 291 milyar liraya kadar bir Kamu kaynağı kaybına yol açacak işlemlere göz yummakta hiç bir sakınca görmemiştir. – M.E.B.’nine ONAYLADIGI Fiyatlarla İhale toplamı.. 379.944 milyar TL. -M.E.Banin REDDETTİĞİ, En düşük Fiyatlarla İhale toplamı 293.653 Milyar TL. -Kamu kaynağı KAYBI………………..: 86 trilyon 291 milyar TL. -KDV dahil, Kamu kaynağı KAYBI.. : 101 trilyon 823 milyar TL.SONUÇ: Resmi açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

29- 2. BEYAZ ENERJİ YOLSUZLUĞU OLAYI 

Enerji davasında 3 AKP’li var. Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Enerji Bakanlığı’ndaki ihale yolsuzluklarıyla ilgili dava açtı. İddianamede, 18 sanık, “çete kurmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet”le suçlanıyor. İddianamede ayrıca, işadamı İbrahim Selçuk’un AKP Genel Sekreter’i Idris Nadim Şahin’le görüşerek, Bakanlığın Teftiş Kurulu’nu etkilemek için, baskı yaptığı da yer aldı. Ankara Cumhuriyet Savcısı Şemsettin Özcan’in hazırladığı iddianamede, sanıklarla ilgili ulaşılan sonuçlar söyle yer aldı: ” İbrahim Selçuk’un, Enerji Bakanlığı’nda aldığı siyasi güç ve çeşitli yöntemlerle oluşturduğu baskı, şiddet ve tehdit sonucu çıkar amaçlı suç örgütü oluşturduğu, bu örgütü yönettiği, örgüt adına faaliyette bulunduğu anlaşılmıştır. Bu faaliyetler doğrultusunda Bakanlığa bağlı anonim şirketler tarafından çıkarılan tüm ihalelerle ilgilendiği, ihaleleri kendi şirketi Ezgi adına almasa dahi, şirket sahibi diğer sanıklar adına alınması için, yoğun çaba sarfettigi, bu amaçla ihalelerin ertelenmesini, şartnamelerin değiştirilmesini temine yönelik faaliyetlerde bulunduğu ortaya çıkmıştır.” İddianamede, işadamı İbrahim Selçuk’un, AKP Ağrı Milletvekili Cemal Kaya ile olan telefon görüşmelerine vurgu yapıldı. Kaya’nın, Selçuk’u arayarak esi üzerine kayıtlı Aram Şirketi’ne, EÜAS’dan ihale alma girişiminde bulunduğunun anlatıldığı iddianamede, “Bu amaçla Karga mis, Özlüce ve Urca ihaleleri ile ilgili ayrıntılı görüşmeler yaptıkları, bu görüşmelerde sanık Selçuk’un, Milletvekili Cemal Kaya’ya yapması gereken kırımları dahi söylediği, Cemal Kaya’nın teklif edilen bazı ihaleleri küçük bularak, kendisine daha büyük ihaleler vermesini istediği ifade edildi. İddianamede, Selçuk’un, müfettişlerce hazırlanan teftiş dosyasının Adliye’ye intikal ettirilmemesi için Teftiş Kurulu Başkanı Cevdet Malkoç’a baskı yapması için, AKP Genel Sekreteri Idris Nadim Şahin’le görüştüğü ve Malkoç’a Şahin aracılığıyla baskı yapıldığı dosyanın halen Teftiş Kurulu’nda incelendiği kaydedildi.SONUÇ: Yargılama devam ediyor. CHP’den Akü’ye geçen ve iddianamede suçlanan Ağrı Milletvekili Cemal Kaya, Milletvekilliği’nden istifa etti. AKP Genel Sekreteri Idris Nadim Şahin ile ilgili herhangi bir fezleke düzenlenmedi. 

30-JOKEY KULÜBÜ’NDEN SHÇEK PAYININ ALINMAMASI OLAYI 

Türkiye Jokey Kulübü, at yarışları hasılatından %1′lik payın, SHÇEK’ alınmamasının engellenmesi olayı. SHÇEK Kuruluş Yasası’nın 18.maddesinin h bendine göre, “kanuna göre şans oyunları tertip eden kurumların, hasılattan %1′lik payın SHÇEK’ verilmesi” gerekir. Türkiye Jokey Kulübü, bu parayı ödememiş ve Tarım Bakanlığı’nı mahkemeye vermiştir. Ankara 6. İdare Mahkemesi, SHÇEK lehine karar vermiş ve bu kararın uygulanmaya konulması beklenirken, Devlet Bakanı Gül dal Akait, özel bir avukatlık bürosunun talebi doğrultusunda, yasaya aykırı işlem yapılması talimatını veriyor. Bu özel avukatlık bürosunun ortaklarından birisinin Murat Aksu olduğu ve babasının da, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu olduğu anlaşılıyor. Kanunu uygulamayan Tarım ve Köy isleri Bakanı Sami Güçlü ile görevini kötüye kullandığı için Devlet Bakanı Gül dal Akait için, Ana Muhalefet Partisi tarafından soruşturma açılması isteniyor. Fakat, Meclis’te AKP Grubu’nun çoğunluğu tarafından reddediliyor.SONUÇ: Konuyla ilgili yapılan resmi açıklamalar, kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

31- MALİYE BAKANI’NIN OĞLUNUN MISIR İTHALİ OLAYI 

Maliye Bakanı Kemal Unakitan’in oğlu, Gümrük Vergisi % 70′e çıkmadan hemen önce, 4 bin ton çerezlik mısır ithal ediyor. Ve ithalden sonra, Gümrük Vergisi miktarı yükseltiliyor. Maliye Bakanı, konu ile ilgili yaptığı açıklamada “oğlum o mısırları, tavuklarına yedirecek” diye ilginç bir görüş sergiliyor. İfade edidigine göre, 4 bin mısırla bir yıl boyunca 175 bin tavuğun beslenmesi söz konusudur. Ve bu miktarda bir tavuğun da olmadığı ileri sürülmektedir. Yine ifade edildiğine göre, mısır ithalinden 360 milyar kar elde edilmiştir. İleri sürüldüğüne göre, 17 Nisan 2003′te mısır İthali’nde Gümrük Vergisi %20′ye indiriliyor. 15 Temmuz 2003′te 4400 ton ADB menselli mısır ithal kontrol belgesi alıyor ve 4 Ağustos 2003′te 4000 ton mısır ithal ediliyor ve Gümrük Vergisi hemen bu ithalden sonra yükseltiliyor. 8 Ağustos 2003 tarihinde % 45′e yükseltiliyor. Daha sonra da söz konusu vergi, % 70′e yükseltilmiştir.SONUÇ: Maliye Bakanı’nın açıklamaları kamuoyunu tatmin edici olmamıştır. 

32- MALİYE BAKANI’NIN KAÇAK VİLLASI VE RESMİ MÜHÜRLERIN SÖKÜLMESİ OLAYI 

Üsküdar Belediyesi’nin 3 kez mühürlenmesine rağmen, mührü kırarak oturduğu viladin bahçesine bir de kaçak villa inşa eden Unakıtan, depreme dayanıklı bina yaptırmak için belediyeye başvurunca, kaçak viladin hikayesi de ortaya döküldü. Kaçak villanın şikayet konusu olması üzerine, İçişleri Bakanlığı Başmüfettişi Şahin Demir, olayı incelemeye başladı. Bir gün sonra Üsküdar Belediyesi, bir gazeteye villanın yıkılması için ilan verdi. Gerekçe olarak da, evin bulunamadığı belirtildi. Yıkım için verilen ihale ilanına başvuran kimse de çıkmadı. Demir, raporunda önemli ifadelere yer verdi. Raporda, “Belediye Başkanı, bu olayda görevini kötüye kullanarak, adeta ruhsatsız inşaatın bitirilmesi için gayret göstermiştir. İnşaat, kalitesi ve mevkii açısından son derece rantı yüksek bir halde tamamlanmıştır. Bu durum da dikkate alındığında kaçak yapının tamamlanmasında ilgililer ile inşaat sahibi (Kemal Unakitan) arasında yasal olmayan ilişkilerin olabileceğini akla getirmektedir” denildi.SONUÇ: Maliye Bakanı, oğlu ve kızının villalarının kaçak olduğunu; ancak Belediye’nin kendisine düsen hizmetleri yerine getirmediği için kaçak duruma düştüklerini açıkladı. 

33- TÜPRAŞ İHALE OLAYI 

2004 yılında 15 milyar $ cirosu bulunan ve 500 milyon $ net kar eden TÜPRAS’in, Zorlu Grubu ve Rus TAF-NEFT Konsorsiyumu’nun iptal edilen satışında, değeri 1,3 milyar $ idi. Bilahare TÜPRAS’in % 14.7’si 446 milyar $’a satılıyor. Bu durumda TÜPRAS’in bu fiyattan hesap edildiğinde, toplam piyasa değeri yaklaşık 3 milyar $ ediyor. Yani ayni TÜPRAS’in çok kısa bir süre içerisinde, fiyatı ortalama % 50 artmış oluyor . ve halen TÜPRAS, AKP iktidarı tarafından satılmaya devam edilen bir kurum olarak ortada duruyor. TÜPRAS gibi, stratejik bir kurulusun, yangından mal kaçırır gibi satılmaya çalışılmasının amacının ne olduğunu ve eğer mahkeme yapılan satışı iptal etmeseydi, meydana gelen yaklaşık 1,5 milyar $’lif zararın sorumluluğunun kimlere ait olacağı merak edilmektedir.SONUÇ: İktidardan, kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

34- ÇORLU MOTİF TEKSTİL A.Ş.’NİN TPAO’YA BORCU KONUSU 

Çorlu’daki Motif Tekstil San.Tic.A.S., TPAO’dan doğalgaz alıyor. Borcu 1,5 trilyonu asıyor ve ödeme yapmıyor. Bunun üzerine TPAO, doğalgazı kesiyor ve söz konusu firmayı icraya veriyor. İddiaya göre, Başbakan Recep Tayip Erdoğan devreye giriyor. Verdiği talimatla gaz tekrar bağlanıyor. Ve konu resmi yazışmalara da yansıyor. Merak edilen hususlar şunlar; -TPAO’ya 1,5 trilyon borç takan ve hakkında icra işlemleri başlatılan bu firmaya, gazin bağlanması konusundaki emir, bizzat Başbakan tarafından verildi mi? Verilmişse sebebi nedir? -firmanın sahipleri kimlerdir? Bunların Başbakan’la ve AKP ile bir siyasi yakınlığı var midir? firmanın sahipleri, Başbakan’a nasıl ve kimleri aracı koyarak ulaşmışlardır? -Söz konusu firmanın borcunun daha sonra 3 trilyona yükseldiği söyleniyor. Bu doğru mudur?Söz konusu olan firmanın, TPAO’ya olan borcunu ödemeden kapandığı ileri sürülüyor. Bu gerçek ise, Devlet burada ne kadar zarara uğramıştır? V e bunun sorumluları kimlerdir? eğer Başbakan bir talimat vermemişse, Basbakan’nin ismini kullanıp belge düzenleyenlerle ilgili bir soruşturma açilmismidir?SONUÇ: Konu ile ilgili herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 

35- TOKİ’DEN BAKAN KARDEŞİ’NİN İHALE ALMASI OLAYI 

TOKI 24 Mart 2004′te toplam bedeli 1 trilyon 580 milyar lira olan İstanbul Halkalı 3.Etap Konut Projesi’nin sosyal donatı, alt yapı ve çevre düzenlemesi isi için ihaleye çıktı. İhaleyi Ticaret Sicil Kayıtları’nda Fatih Demir yürek ve Dede Sahbudak’in ortak gözüktüğü Demars İnşaat şirketi % 31,69 fiyat kirimi yaparak kazandı. 8 Ekim 2004′te teslim edilmek koşulu ile 7 Mayıs 2004′te şirket ile sözleşme imzalandı. Ancak, teslim tarihi geçmesine rağmen is tamamlanamadı. İhaleyi kazanan Demars İnşaat’ın kağıt üzerinde gözükmemesine rağmen, asil sahibinin Ömer Faruk Ergezen olduğu ifade edildi. Ömer Faruk Ergezen’in, geçen hafta görevden alınan Bayındırlık Bakanı’nın Zeki Ergezen’in kardeşi’nin olduğu ve kardeş Ergezen’in TOKI’nin yani sıra Adalet Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’ndan da ihaleler aldığı ileri sürülüyor. İfade edilen Bayındırlık Eski Bakanı Zeki Ergezen’in kardeşinin ihalelerde kayrıldığı seklindedir. Geçen hafta görevden alınan Bayındırlık Eski Bakanı Zeki Ergezen, Milliyet Gazetesi’nden Safiha Çolak’a yaptığı açıklamada; ” Ye yiyen Bakan’ı görevden alırlar, ye da yedirmeyeni ” demişti. Ulaştırma Eski Bakanı Yasar Topçu, Zeki Ergezen’in Bakanlığı döneminde kendisine geldiği ve kardeşi için kendisinden ihale istediğini de açıklamıştı.SONUÇ: Konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmamıştır. 

36- DATA TEKNİK ŞİRKETİ’NİN İHALE ALIMLARI OLAYI 

Ülker Grubu Şirketleri’nden Data-Teknik Bilgisayar’a, bazı kamu ihalelerinin usulsüz olarak verildiği ileri sürülmektedir. PTT Genel Müdürlüğü’nün otomasyonu için 3 bin, büro için de bin olmak üzere toplam 4 bin adet bilgisayar Data-Teknik Bilgisayar kazandığı, PTT’nin bu bilgisayarlar karşılığında Data-Teknik’e 4 trilyon 348 milyar ödeyeceği ve Data-Teknik’in30 Eylül 2004′te başlamak üzere 4 yıl içinde söz konusu sözleşme süreci içinde teslim edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Ayni şirketin Adalet Bakanlığı’nın 20,5 trilyon lira bedelli teknik donanım ihalesini kazandığı ve Türk Telecom’a ADLS kurulumu ve servis desteği ihalesini yine Data-Teknik tarafından kazanıldığı ve ayrıca Adalet Bakanlığı’nın UYA kapsamında Mahkeme Kalemleri’ne dağıtılmak üzere 10 bin masa üzeri bilgisayar, Hakim ve Savcilar’a verilmek üzere 8 bin diz üstü bilgisayar temini isini de üstlendiği ifade edilmiştir. İleri sürüldüğüne göre, Ülker mamullerinin dağıtım ve pazarlamasını yapan şirkette Başbakan Recep Tayip Erdoğan’ın da bir müddet öncesine kadar ortak olduğu, bu nedenle söz konusu ihalelerde belirtilen firmanın kayirildigi ileri sürülmektedir.SONUÇ: Konu ile ilgili herhangi bir soruşturma ve açıklama bugüne kadar yapılmamıştır. 

37- EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ GİYİM İHALESİ 

İçişleri Bakanlığı’nın açtığı, toplam 22,8 trilyonluk ihalenin büyük bir bölümü Albayrak Turizm İnşaat A.S.’nine aldığı ve 12 trilyon 680 milyar liraya 200 bin adet polis monte dikimi isini, SIYASI NEDENLERLE söz konusu firmaya verildiği ileri sürülmektedir. Yine, Sümer Holding A.S.’ye ait TÜMOSAN ihalesini de Albayraklar Şirketleri’ne bağlı ALÇELIK yapı Is.A.Senin aldığı ve bu ihalenin de sorusturulmasi gerektiği ifade edilmiştir.SONUÇ: Bu ihalelerle ilgili herhangi bir soruşturma ve açıklama yapılmamıştır. 

38- TOKİ’NİN 280 TRİLYONU ASYA FİNANS’A YATIRMASI KONUSU 

Toplu Konut İdaresi’nin (TOKI) Bütçe Yasası’ndaki “kamu kurumları, kaynaklarını kamu bankalarında tutar” ilkesini çiğneyerek, 280 trilyon lirasını özel finans kurumu (ÖFK) Asya Finans’ta tuttuğu belirlendi. Faizsiz bankacılık yapan Asya Finans ilişkisiyle ilgili belge ve dokümanların da üzerine “gizli” damgası vurularak, Erdoğan’a iletildiği öğrenildi. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu’nun (YDK) TOKI faaliyetleriyle ilgili raporunda, kurum yönetiminin “kamu zararına neden olduğu” sonucuna varildi. Birçok konunun “iz bırakılarak” ifade edildiği ana raporun ekinde, İstanbul ve Ankara’da özel firmalarla ortak inşa edilen toplu konutlara “özel inceleme raporunda” yer verildi. TOKI, hızlı toplu konut üretimi amaçlı projelerde “gelir paylaşımı modeli” Nis esas aldı. İstanbul Halkalı, Ataköy, Ümraniye ve Kozyatagi’nda, Ankara Eryaman’da gerçekleştirilen 10 bine yakın konut üretilmesini amaçlayan 10 proje için açılan ihalelerde firmalar, tekliflerini “idareye bırakacakları paylar” üzerinden hazırladı. İhaleler sonuçlandığında, geçmiş yıllarda yüzde 50′nin üzerindeki “TOKI paylarının” yüzde 25-30 civarına çekildiği ortaya çıktı. Bir firmadan gelen istek üzerine, sözleşmelerin “satış hasılatını kullanma yöntemini” düzenleyen hükmünde değişiklik yapıldı.”Yüklenici, İdare’nin uygun göreceği bir bankada İdare adına TL hesabi açacaktır” seklindeki hüküm “bir bankada veya bir özel finans kurumunda hesap açılacaktır” seklinde değiştirildi. Böylece, satış hasılatının Asya Finans’ta tutulmasının yolu açıldı. Hukuk Müşavirliği ile İdari Mali İsler Dairesi’nin karsı çıkması sonuç vermedi. TOKI Başkan Vekili Erdoğan Bayraktar ise, yaptığı açıklamada, ÖFK’lara yatırılan paranın kuruma ait olmadığını belirterek, “O para bizim paramız değil. Müteahhitlere “paranızı oraya yatırmayın” diyemeyiz” demişti. YDK, kurum parasının bir ÖFK’ da tutulmasının, kamu kurumlarının bütün kaynaklarını kamu bankalarında tutulmasını (kamu haznedarlığı) öngören Bütçe Yasası’nın 10.maddesi’ne uygun olup olmadığının belirlenmesini, durumun soruşturma konusu yapılabileceğini ifade etti. Bütçedeki kamu haznedarlığı hükmü, istisnai uygulamalar için Başbakan’ın iznini şart koşuyor. TOKI’nin ise, Asya Finans’ta hesap açmak için izin de almadığı belirlendi.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

39- – THY’DA E-POSTA VE İHALELER KONUSU 

THY’nin, çeşitli alim ve hizmetlere ilişkin yapmakta olduğu ihalelerin, Kamu İhale Yasası uygulamaları dışında, ilginç metotlarla yapıldığı ifade edilmektedir. bazı ihalelerin gerçekleşmeden önce, THY Yönetim Kurulu Başkan Vekili Hamdı Topçu tarafından bazı işadamları, bazı kamu görevlileri, bazı gazeteciler, bazı milletvekillerine ihale bilgileri içeren e-postalar gönderdiği ifade ediliyor. Konu KIT Komisyonu’nda THY hesapları incelenirken gündeme getiriliyor. AKP’LI Hemze Albayrak, Hamdı Topu’nun E-posta adresinden 40 kişiye gönderilen ve THY tarafından 19 Nisan-25 Mayıs 2004 tarihleri arasında açılan ihalelerle ilgili bilgileri içeren notları dağıttığı, buna mukabil THY Yönetim Kurulu Başkanı Candan Karlitekin’in “Bütün ihaleler davul zurna ile ihale edilir. Bütün ihale duyurularını elimizden geldiğince ese dosta gönderiyoruz. Böylece varsa ihale mafyasının kafasını kırıyoruz” diye açıklama yaptığı ifade edilmektedir. Cevabi aranan sorular şunlardır:” Bu 40 özel kişi kimlerdir? Bunlar, bunların yakınları veya bunların aracılık yaptığı yakınları THY’nin açtığı ihalelere girmismidir? Girmişlerse ihale almışlar midir? THY ile bağları naladır? Hangi ölçülere dayanarak bu40 özel kişiye E-posta göndermişlerdir? İhale süreci Internet sitesinde neden yer almamıştır? E-posta gönderilenlerin arasında AKP yakınlığı ile bilinen bir gazetenin Ankara Temsilcisi de var midir? Ve yine cevap aranılan bir diğer soru; Kıt Komisyonu’nda AKP’li bir milletvekili, E-posta ile bildirilen ihalelerin araştırılması için önerge veriyor ve bu önerge diğer AKP’lilerin oyları ile reddediliyor. Neden? “SONUÇ: Hükümetten konu ile ilgili hiçbir açıklama yapılmamıştır. 

40- TCDD İSKENDERUN LİMAN BAKIM – ONARIM İHALESİ 

İskenderun Limanı sınırları içindeki yaklaşık 11 bin 16 m2′lik kizaklama tesisinin, ilave yatırımlar ile mevcut amacına uygun islerde ve tersane nitelikli olarak kullanılmasına yönelik 1 Nisan 2004 tarihinde yapılan ihaleyi, TESKO Endüstriyel isimli firma aldı ve tesis 30 yıllığına bu firmaya kiralandı. TCDD ile TESKO Endüstriyel arasında yapılan yap-islet-devret sözleşmesine göre, sözleşmeyi takip eden ilk 6 aylık sürede, firmanın aylık kira bedeli olarak 4.7 milyar lira ödemesi ve bu süre zarfında Liman’a 1 trilyonluk yatırım yapması karar altına alindi. TCDD’ye ait kilavuzlama hizmeti veren deniz araçlarının bakim onarım hizmetlerini eskiden kendi personeli ile gören TCDD, bu hizmetin TESK O’YA devredilmesinin ardından ilk 6 ayda firmaya 1 trilyon 200 milyar lira ödedi. Buna karşılık firma TCDD’ye ilk 6 ayda kira bedeli olarak toplam 28.2 milyar lira ödedi. TESK O’NUN en büyük ortağı Sadık Bal, Reha Denizciliğin de ortakları arasında yer alan bir isim. Reha Denizcilik, TCDD İzmir Limanı yıllık 70 milyon $’lif yükleme boşaltma isini ihalesiz olarak, 30 yıllığına alan 2 şirketten birisidir. TCDD İzmir Limanı olayında, AKP Eski Bakırköy İlçe Başkanı’nın da isminin yer almış olması dikkat çekmektedir. İskenderun’daki ihaleye sadece TESK O’NUN teklif verdiği ve 6 aylık süre içinde tesislere 1 trilyon liralık yatırım yapma sözü vererek isi aldığı, ama buna mukabil söz konusu süre içerisinde bu yatırımın yapılmadığı öne sürülmektedir. Yine ifade edildiğine göre, TCDD’nin denize girişi bile sakıncalı bulunan, 30-40 yıllık ekipmanlarını kullanmaya devam eden TESK O’YA yatırım yapacağı için kirada da kolaylık sağlandı. Tesisin 23 milyar lira olarak belirlenen kira bedeli, 6 aylık süre için 4.7 milyara düşürüldü.SONUÇ: TCDD, konu ile ilgili yaptığı açıklamada yapılan işlemlerin usule uygun olduğunu bildirdi. 

41- ÖZÜRLÜLER İDARESI’NIN KİTAP İHALESİ KONUSU 

Özürlüler İdaresi Başkanlığı “İşlevsellik ve Sağlığın Uluslararası Sınıflandırılması” baslıklı bir kitap hazırlıyor. Nehir Yayınevi ihaleyi alıyor. Ve 21.12.2004 tarih ve 821672 numaralı fatura ile 12 milyar 750 milyon liralık faturayı, ÖIB’den tahsil ediyor. ÖIB’nin Başkan Vekili’nin Mehmet Aksoy olduğu, kitabin basımı için olur verenin de, ayni ismin bulunduğu, Aksoy’un “AB Sürecinde Özürlüler Politikası” ve “Geleneksel Sonrası Toplum Üzerine” isimli kitapların, yayınlanmış olduğu basımevinin “açı kitaplar” olduğu ve ÖIB’den ihale alan Nehir Yayıncılık ile açı Kitaplar firmasının, ikisinin de adresinin “Ankara Cad. Vilayetler Han Cagaloglu-İstanbul” da bulunduğu ileri sürülüyor ve yine iddia edildiğine göre, söz konusu yayınevinin eski ortakları arasında, Devlet Bakanı Besin Atalar bulunmaktadır. İddiaya göre, ÖIB söz konusu Bakanın eski yayınevini ihalelerde kollamaktadır.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir soruşturma ve açıklama yapılmamıştır. 

42- ENERJİ BAKANLIĞI AVUKATLIK BÜROSU SÖZLEŞME KONUSU 

Enerji Bakanlığı’nın bünyesinde güçlü bir hukuk müşavirliği ve çok sayıda resmi avukatları bulunduğu halde, Enerji Bakanlığı’nın dava takipleriyle ilgili olarak bir özel hukuk bürosu ile avukatlık sözleşmesi imzaladığı ifade edilmektedir. Coşar Hukuk Bürosu’nun, bu anlaşma gereği, ÇEAS,KEPEZ davasını 1 trilyon 262 milyar lira vekalet ücreti ile almış olduğu ifade edilmektedir. Bakanlığın söz konusu büroya, konu ile ilgili olarak 631 milyar ödemede bulunduğu anlaşılıyor. Coşar Hukuk Bürosu’nun sahibinin Av.Aydın Coşar olduğu ve Başbakan Erdoğan’ın Danışmanı ve AKP Kurucuları’ndan Cüneyt Zapsu’nun da ayni zamanda avukatlığını yaptığı ifade edilmektedir.SONUÇ: Konuyla ilgili Enerji Bakanlığı’ndan kamuoyunu tatmin edici bir açıklamada bulunulmamıştır. 

43- MALİYE BAKANI’NIN BEYKOZ’DAKİ ORMAN ARAZİSI KONUSU 

Maliye Bakanı Unakitan’in, Beykoz Çavusbasindaki biri 34 dönüm, diğeri 17 dönüm olmak üzere toplam 51 dönüm, 2 B orman arazisini zilyetle üzerine geçirdiği ifade edilmektedir. Bugünkü parasal değerinin 10 milyon $ olduğu ve tapusunun bulunmadığı bu arazinin, Başbakan Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, 16 Haziran 1997′de zilyetle aldığı söylenmektedir. TBMM Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, raporunda “Orman arazileri, rant grupları ve arazi mafyaları tarafından parsellenerek, köy el senetleriyle, orman köylüsüyle hiç ilgisi olmayanlara satılıyor” denilmiş idi. Bilindiği gibi AKP iktidarı, 2B orman arazileri satışlarını kolaylaştıran bir yasa çıkartmış ve kanun Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla veto edilmişti. Kanunun yeniden çıkması halinde Unakitan’in söz konusu orman arazisinin de tapu alınır hale getirileceği ifade edilmiştir.SONUÇ: Maliye Bakanı’nın konu ile ilgili açıklamaları kamuoyunu tatmin etmemiştir. Ve iktidar 2B orman arazileri ile ilgili yasayı çıkartma gayretlerini sürdürmektedir. 

44- SSK FAKTÖR-8 VE SU İHALESİ 

Hemofili hastalarının kanamalarını durdurmak için kullanılan Faktör-8 ilacının ve suyunun birlikte satılması gerekirken, SSK’ya ayrı ayrı satıldığı ve bu şekilde Kurumun 3 trilyona zarara uğratıldığı iddia ediliyor. SSK’nın İstanbul satın Alma Müdürlüğü aracılığıyla, 22 Aralık 2003′te açılan ve SSK Yönetim Kurulu’nun 23 Ocak 2004′te onayladığı, KDV hariç 78 trilyon liralık ilaç ihalesinde Faktör-8 ilaç alımlarında usulsüzlük yapıldığı ifade edilmektedir. KDV hariç toplam 8 trilyon liralık Faktör-8 alimi ihalesinin şartnamesinde garip bir şekilde Eritropoietin (NeoRocorman ve Eprex) ve Interferon (Roferon) kalemlerinde, olduğu gibi alınacak üniteler ayrı ayrı tanımlanmış, ( 250 IÜ, 500 IÜ, 1000 IÜ gibi) bu da yetmiyormuş gibi, kurutulmuş Faktör-8 fraksiyonunun sulandırılması için kullanılan distileraf) su miktarları da ayrı ayrı belirlenmiştir. 5 ml, 10 ml ve 20 ml olarak ayrı ayrı tanımlama yapılarak 10 firmanın rekabet ettiği bu pazarda, SSK’nın rekabetle fiyat kırma gücü azaltılmıştır. İhale Komisyonu,12 Ocak’ta uyarı yapmasına rağmen, 23 Ocak’ta SSK Yönetimi onay vermiş ve İhale komisyonu, ihalenin teknik şartnamesinin hatalı yazılması nedeniyle başlangıçta 8 trilyon lira olan Faktör-8 alim tutarındaki yanlısı, son anda görerek, tuttuğu tutanakla bir ölçüde hatayı telafi etmeye çalışmıştır.SONUÇ: Konuyla ilgili SSK’dan herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 

45- BAŞBAKAN IÇIN SATIN ALINAN VIP UÇAĞI KONUSU 

Başbakan’ın kullanımı için İtalya’dan alınan AIRBUS JIJI -319 tipi uçağın Türkiye’ye maliyetinin ne olduğu ve uçağın aliminin niçin ihalesiz gerçekleştirildiği açıklanmamıştır. Bir iddiaya göre, tadilatlarıyla birlikte yaklaşık 50 trilyona malalan uçağın, ihalesiz alınması, bazı usulsüzlük iddialarını da gündeme taşımıştır. Konu ile ilgili kendisine yöneltilen sorulara Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım yazılı olarak verdiği cevapta; ” Havacılık sektöründe uçak alim ve kiralamalarına ilişkin mali hususların gizliliği temel kuraldır. Gizlilik hususu tüm uçak alim-satım sözleşmelerinde zorunlu olarak yer alan bir madde olup, uçak fiyatlarının açıklanması mümkün olmamaktadır. Ancak, söz konusu uçağın fiyatı makul piyasa rayicinin bir miktar altındadır.” İleri sürüldüğüne göre, uçağın esas fiyatının açıklanmamasının esas sebebinin, alim fiyatının normal piyasa şartlarının çok üzerinde olduğu içindir.SONUÇ: yapılan açıklamalar kamuoyunu tatmin etmemiştir. 

46- ASYA KALKINMA BANKASI GENEL KURUL İHALESİ 

Asya Kalkınma Bankası’nın 38.Genel Kurul Toplantısı ihalesiyle ilgili usulsüzlük yapıldığı, ihalenin kamu ihale mevzuatına tabi tutulmadığı ve isin doğrudan temin yöntemleriyle yapıldığı ifade edilmektedir. Teknik şartnameye göre belirtilen kalemler için, ihalede en düşük teklifi veren Lavada Tomur- Symeon Turizm Konsorsiyumu 1 trilyon 380 milyar vermiş iken, yerine en yüksek teklifi veren Seter- Visitur Ikın Konsorsiyumu 4,5 trilyona verildiği ileri sürülmektedir. KDV dahil, toplam rakam yaklaşık 6 trilyonu bulan bu ihalenin usulsüz olduğu iddia edilmektedir.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

47- TCDD ANKARA-ESKİŞEHİR TREN YOLU İHALESİ 

TCDD, Ankara-Eskişehir tren yolu ihalesi yapılmış, 206 km.lik yolun yapımı için maliyet, 435 milyon $ olarak belirlenmiştir. İfade edildiğine göre, ek islerle söz konusu ihale 600 milyon $’a ulaşmıştır. Yine ileri sürüldüğüne göre, projeyi yapan firma ile imalatı yapan firma ayni firmadır. Bir firmanın hem projesini, hem de isin maliyetini üstlenmesi İhale Yasası’na uygun olmadığı, böyle bir durumda, proje maliyetine yansıyacak imalat rakamlarını da firmanın çıkarları doğrultusunda belirleneceği ve hiçbir yerde bu tarzda bir ihalenin yapılmadığı ifade edilmektedir. Dolayısıyla, söz konusu ihalede usulsüzlük olduğu ve kamunun ciddi manada zarara uğratılacağı ileri sürülmektedir.SONUÇ: Konuyla ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

48- ISKUR’DAKİ EĞİTİM İHALESİ KONUSU 

Uskur Ankara İl Müdürlüğü, 31.01.2003 tarihinde “Özelleştirme Sosyal Destek Projesi” kapsamında Dünya Bankası Kredili, Yönetici Sekreterlik Eğitimi için ihale açmıştır. 63,5 milyar liralık bu ihalenin usulsüz olarak Denge Bilgisayar Şirketi’ne verildiği ileri sürülmektedir. Yine ileri sürüldüğüne göre, Uskur bünyesinde bazı ihaleler konusunda, baskı gördüğü için Uskur’da Şube Müdürü olarak çalışan Ali han Turan’ın, bu ihale baskılarına dayanamayıp, beyin kanaması geçirmek suretiyle öldüğü ve bu konuyla ilgili olarak da esinin açtığı davanın halen sürdüğü ifade edilmiştir. İddiaya göre, bu ihalelerde usulsüzlük ve kayrılma vardır.SONUÇ: Konu ile ilgili olarak resmi bir açıklama yapılmamıştır. Ancak söz konusu Denge Bilgisayar şirketi, kazandıkları ihalede herhangi bir usulsüzlük olmadığını ifade etmiştir. 

49- ÇAYKUR NAKLİYE İHALESİ 

Çay İsletmeleri Genel Müdürlüğü’nün (ÇAYKUR) 2005 yılı çay nakliyesi isinin, Başbakan Erdoğan’ın yakınları iki tasıma kooperatifi ile 2 nakliye firmasına ihalesiz bir biçimde ve yüksek fiyatlar karşılığında verildiği iddia edildi. Aküyüz Uluslararası Nakliyat’ın sahibi Sayım Aküyüz, olayı suç duyurusu ile yargıya taşırken, durumu mektupla Başbakan ve Bakanlara şikayet etti. Çay kur, toplam 70 bin 500 tonluk 2005 yılı paketli çay nakliyesi için 1,2 ve 3 Şubat 2005 tarihlerinde İstanbul, İzmir, Ankara, Kayseri, Samsun, Mersin, Diyarbakır ve Erzurum hatları için ihale açtı. Ankara, İstanbul, İzmir, Samsun ve Mersin için en düşük teklifi Aküyüz Nakliyat verdi. Ancak, Aküyüz İnşaat kısa bir süre sonra ihalelerin iptal edildiğini öğrendi ve iptal gerekçelerinin bildirilmesini talep etti. Birkaç hafta önce ikinci en iyi teklifi verdiği hatlar için Akyüz’e “fiyatı aşağı çekebilir misiniz?” diye soran Çay kur, iptal gerekçesinde kurumun tüm nakliye isinin tek bir firmaya verilmesinin “riskli” olacağı endişesinin kararda etkili olduğunu ifade etti. Aküyüz Nakliyatlar’in yıllardır 7-8 katrilyonluk TEKEL ürünlerini taşımakta olduğunu ifade eden Aküyüz, iptal gerekçelerinin hiçbirinin doğru olmadığını söyledi. Aküyüz, 25 Mart’ta yazdığı bir mektupla, olayı Başbakan Erdoğan’a da şikayet etti. İadeli taahhütlü gönderilen mektubuna, Erdoğan’ın “Yolsuzluğu kim yaparsa, bizim getirdiğimiz adamlar dahi olsa kafasını koparacağız” sözünü anımsatarak başlayan Aküyüz, “Bilginiz olmadığına inandığımız, size yağcılık adına yapılan ihale yolsuzluğu ile Hazine’ye milyarlara malalan olayı arz etmek istiyoruz” dedi. Çay kur ise, suç duyurusuna konu olan olayla ilgili sessiz kalmayı tercih etti.SONUÇ: Konuyla ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

50- 30 TRİLYONLUK BUĞDAY VURGUNU DOSYASI 

şirketler Toprak Mahsulleri Ofisi’nden (TMO) 140 bin liraya ihracata yapmak kaydıyla, aldıkları 10 bin ton buğdayı ortalama 300 bin lira fiyatla iç piyasaya sürdüler.Trilyonluk vurgunda, Toprak Mahsulleri Genel Müdür Vekili İsmail Kemaloglu ise, şirketlerin haksiz kazanç sağlamasını “ihraç etmek için ucuza alınan buğdaylarla şirketler, istediğini yapabilir” diye savundu. TMO, Kırşehir Kaman, Adapazarı, Konya, Bolu, Ankara, Aksaray’da Dahilde İsleme İzin Belgesi (DIIB) kapsamında, yani ihracata yapılması kaydıyla piyasanın yari fiyatına, bazı özel şirketlere buğday sattı. Un yaparak ihraç etme sözüyle, buğdayları ucuza alan şirketler, buğdayları iç piyasada sattı. Bu kapsamda, Ocak-Şubat ayları içinde, Kırşehir Kaman’da TMO tarafından, Satışlar Emirler Gıda Sanayi, Kısmet Un Sanayi ve Fatoglu firmasına toplam 10 bin ton buğday satıldı.TMO buğdayları, üreticiden 290-390 bin lira arasında almıştı. Ancak, söz konusu firmalar, ihracata sözü verdiği için buğdayların kilosu için yaklaşık 140 bin lira ödedi. Ihracaat taahhüdünde bulunan firmaların, kısa bir süre sonra buğdayların büyük bir kısmini iç piyasada sattığı ileri sürüldü. Kırşehir ve Mucur civarında, şirketlerin ihracata yapmak için aldıkları buğdayları sattıklarının ortaya çıkmasının ardından, Kırşehir Kaman Ziraat Odası Başkanı Selamı Kayhan durumu önce Kaman’daki TMO ajansı ile görüştü, ancak buradaki yetkililer emrin TMO Genel Müdürlüğü’nden geldiğini belirttiler. Durumu Tarım Bakanı’na ve TMO Genel Müdürlüğü’ndeki yetkililere aktaran Kayhan’a, TMO Genel Müdür Vekili İsmail Kemaloglu imzası ile bir bilgi notu gönderildi.bilgi notu, İç Ticaret Şube Müdürü Hafit Tekin, Ticaret Daire Başkanı Faruk Mor tas imzalı üst yazı ile gönderildi. Yazıda, TMO’nun Kaman’da DIIB kapsamında 10 bin tonluk buğday satışı yaptığı, bu buğdayı ise Satışlar Emirler, Kısmet ve Fatoglu firmalarının aldığı ifade edildi. Yazıda, “Firmalar zaman zaman piyasadan mevcut fiyatlarla aldıkları buğdayı isleyerek, un ihraç etmektedirler. Bu firmalar, DIIB kapsamında ihraç ettikleri un karşılığında, hak ettikleri buğdayı TMO’dan aldıklarında, tekrar un ihraca ati söz konusu değil ise aldıkları bu buğdayları istedikleri şekilde değerlendirme imkanına sahiptirler” denildi. Yazıda, ucuza alınan bu buğdayların ülke içinde satılmasında bir sakınca olmadığı ifade edildi. Yazıda, “sistem içerisinde bu uygulama zaman zaman yapılmakta olup, firmaların ne şekilde hareket edecekleri firmaların tercihidir” denilerek, TMO’nun konu ile ilgisinin sadece firmalara DIIB kapsamında buğday satışından ibaret olduğu ifade edildi. Kaman Ziraat Odası Başkanı Selamı Kayhan, TMO’nun bu buğdayları 360-390 bin lira arasında bir fiyatla üreticiden aldığını dile getirerek, bu buğdayların zararına şirketlere satılıp, devletin zarara uğratıldığını belirtti. Kaman’da devletin zararının 30 trilyon lirayı bulduğunu ve üreticinin emeğinin şirketlere peşkeş çekildiğini dile getiren Kayhan, yaşananların dünyada bir örneğinin daha olmadığını söyledi.

SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

51- ERZURUM’DA PASİNLER SİGARA FABRİKASI VE ARAZİSİ OLAYI 

Erzurum’un Pasinler İlçesi’ne bağlı Cögender Köyü’nde, trilyonlar harcandıktan sonra yarim bırakılan Pasinler Sigara Fabrikası ve arazilerinin, usulsüz olarak MÜSIAD Üyeleri’nden kurulduğu söylenilen bir şirkete verildiği iddia edilmektedir. 27 yılı askın süredir ekilip, biçilemeyen 1000 dönümden fazla fabrika arazisine organik tohum üretimi yapmak için bir araya gelerek, Cögender A.S.’yi kuran köylüler, araziyi satın almak, kiralamak, tahsis yapılmasını sağlamak için ilgili makamlara ve Özelleştirme İdaresi’ne 2003 yılından bu yana 7 kez başvurmuşlar. Buna karşılık söz konusu fabrika ve arazileri ortakları MÜSIAD üyesi olduğu ileri sürülen EGES A.S.’ye bedelsiz olarak verildiği ileri sürülmüştür. Ve konuyla ilgili 9 Mayıs’ta Güneş Gazetesi’nde bir ilan yayınlatmışlar. İlanda “Arazisi köyümüze ait iken, yöre insanından 400 kişi çalıştırılacak vaadiyle, değerinin altında istimlak edilen Pasinler Sigara Fabrikası, hayata geçirilemedi. Atıl kalan arazide AÜ Ziraat Fakültesi’nin görüşleri doğrultusunda organik tohum üretmek için köy halkı, Çögender A.S.’yi kurdu. Araziyi satın almak, kiralamak ve tahsis kapsamı dahilinde isletmek üzere ilgili bütün makamlara ve Bakanlıklara müracaat ettik. Yedi resmi müracaatımıza rağmen bize menfi veya müspet cevap vermeyenler, 4 ay önce kurulan ve isminin önünde “MÜ” olan SIAD’in bir ay önce kurduğu EGES A.S.’ye bedelsiz olarak peşkeş çekmekte,katkılarından dolayı; Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ı, Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’i, Tarım Bakanı Sami Güçlü’yü Milletvekilleri Ömer Özyilmaz, Mustafa Ilıcalı, Muzaffer Gül yurt’u, Vali Cehalettin Güvenç’i ve MÜSIAD Erzurum Şubesi’ni kınıyoruz” demişlerdir.SONUÇ: Erzurum Valisi, arazinin karşılıksız, içindeki binaların ise kira karşılığında EGES’ verileceğini açıklamıştır. Konu ile ilgili başkaca bir soruşturma söz konusu değildir. 

52- İSTANBUL İL SAGLIK MÜDÜRLÜĞÜ’NDEKİ 750 MİLYARLIK USULSÜZLÜK OLAYI 

İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı’nın, Sağlık ocağı yaptıracağım diye usulsüz olarak 750 milyar para topladığı ve sonra bu parayla alınan malzemeleri sattığı ileri sürülmektedir. Sağlık ocaklarından sorumlu İstanbul İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Celal Şahin hakkında, Güngören’de, Akıncılar Sağlık Ocağı’nı yaptırmak için çeşitli şirketlerden makbuz karşılığı para topladığı, elde edilen miktardan kalan 750 milyar liralık tıbbi malzeme ve inşaat malzemesini gazete ilanı ile satışa çıkardığı iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Sağlık ocağı yanına, kayınbiraderi eczane açan Dr. Şahin, makbuzların sahte, imzasının da taklit olduğunu öne sürerek, “Bunları İstanbul dışına, rüşvet aldıkları için sürdüğüm iki teknisyen yapıyor. Akıncı Sağlık Ocağı’nın yerinde market vardı, marketi sağlık ocağı ve eczaneye dönüştürdük. Esnaftan 30-40 milyar lira bağış topladım. Bağışçıların ismini de pirinçten bir plakayla, Sağlık Ocağı’nın girişine astım. diğer makbuzlardaki imzalar bana ait değil, sahte” dedi. Sağlık Müdürlüğü’nde memurluk yapmaya maddi olarak ihtiyacı olmadığını öne süren Dr. Şahin, “Benim Sentez Temizlik şirketim, Melihan medikal malzeme firmam, Zeytin burnu’nda bir polikliniğim vardı. Bu islerimi devrettim. Ben bu görevde isteyerek durmuyorum. Temizlik İhale Komisyonu Başkanıyım. İstesem çatır çatır ihale alırım. Bir ihale 3-4 trilyon lira, ama almıyorum” diye konuştu.SONUÇ: Konu ile ilgili soruşturmanın sürdüğü ifade ediliyor. 

53- ÇEVRE VE ORMAN BAKANLIĞI BÜROKRATLARININ İHALE KAZANAN FİRMA TARAFINDAN AĞIRLANMASI OLAYI 

Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Bünyemin Kara ve Devlet Meteoroloji İsleri Genel Müdürü Adnan Ünal, Bakanlığın ihalelerine giren VAISALA firması tarafından, Finlandiya’da ağırlandıkları ve bütün faturaların söz konusu firma tarafından ödendiği ifade edilmektedir. 6-10 Haziran 2004 yılında Finlandiya’da ağırlanan söz konusu bürokratların tüm harcamalarının, Bakanlıktan çok sayıda ihale alan VAISALA firması tarafından ödendiği, daha sonra konu kamuoyuna intikal edince de, söz konusu bürokratların, söz konusu firmaya bu paraları geri ödedikleri ileri sürülmektedir. Yine bir başka iddia, açılan bir ihalenin iptal edilmesi ile ilgilidir; “Çevre ve Orman Bakanlığı, Devlet Meteoroloji İsleri Genel Müdürlüğü (DMI) 10 adet havsalanda Otomatik Meteoroloji sistemi satın almak üzere, Ağustos 2004′te ihale açar. Bu ihale için 4 Ekim 2004 tarihinde VAISALA firması ile 1.674.590 Euro bedel karşılığı sözleşme imzalanmış. DMI yine 2004′te 76 adet Otomatik meteoroloji istasyonu için ihale açılmış. Bu ihaleye üç firma katilmiş. Jinyang firması 1.631.066 ABD Doları, Elice firması 1.820.000 ABD Doları, Vansala firması 2.376.360 ABD Doları teklif vermiş. Bu ihaleyi en yüksek fiyatı verdiği için VAISALA alamaz. Bunun üzerine “Ödenek yetmedi, fiyatlar biraz pahalı” gibi gerekçelerle, ihale tamamen iptal edilir.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

54- TOKİ’DE MİLLETVEKİLİ AYRICALIKLARI KONUSU 

Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, TOKİ’de usulsüzlükler saptadı. Cumhurbaşkanlığı DDK müfettişleri Toplu Konut İdaresi’nde gerçekleştirdikleri denetimlerin sonuçlarını raporlaştırdılar. Rapora göre, 26 Eylül 2003 günlü 1059 şayili Başkanlık onayıyla, Bilkent 3′ncü Etap, C3 ve C4 Blok konutlarının açık satış yöntemiyle satışa çıkarılmasına karar verildi. açık satış, ilk gelenin konutu alması biçiminde uygulanıyor. satışı ilan edilen lüks konutlarla ilgili olarak milletvekillerinin giriştiği usulsüzlük rapora söyle yansıdı: “satışı ilan edilen konutlarla ilgili olarak “bir grup milletvekili adına” bir milletvekili, 8 Ekim 2003 tarihli bir dilekçeyle İdareye başvurarak, C1,C2,C3 ve C4 tipi konutlardan 19′unun “blok satış” yöntemiyle kendilerine satılmasını istemişlerdir. Önerilen fiyat, idarece belirlenen satış bedelinin çok altında olmasına karsın, İdare Başkanı’nın 8 Ekim 2003 günlü onayıyla 21 konut satıştan çekilmiştir. Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Raporu’nda konunun eleştirilmesi üzerine, satıştan çekilen konutlar 19 Şubat 2004 tarihinde “açık arttırma” ile satışa sunulmuştur. ilan edilen ve devam eden bir ihalede bir kişim konutun satıştan çekilmesinin dayanağı yoktur. Konut satışlarında rekabeti esas tutan, hiçbir gruba ayrıcalık tanımayan yöntemler kullanılması gerekmektedir.” Söz konusu olay, raporun “Usulsüz Olarak satıştan Çekilen Konutlar” baslıklı bölümünde yer aldı. Olayda AKP’li bir milletvekilinin de adı geçmişti. Milletvekilinin TBMM’nin en önemli komisyonlarından birinde Başkan olduğu belirtilmişti.SONUÇ: Konu ile ilgili yapılan açıklamalar, kamuoyunu tatmin etmemiştir. Söz konusu daire satışlarındaki ayrıcalığının kaldırıldığı ve işlemlerin usule uygun sürdürüldüğü açıklanmıştır. 

55- YÜKSEK İHTİSAS HASTANESİ PERSONEL TAŞIMA İHALESİ 

Yüksek İhtisas Hastanesi’nin ayni koşullarda yaptığı iki ihale arasında, yüzde bine yakın fark olduğu ifade edilmiştir. Hastane’nin, 2004′te gece vardiyası personel tasıma isi, 7 kişiden oluşan ihale komisyonunun beş üyesinin “yüzde 92 pahalı” muhalefetine karsın 420 milyar 480 milyon liraya verildi. 2005 yılı için ayni isin ihalesinin ise 43 milyar 690 milyon liraya verilmesi dikkat çekici bulundu. Hastane’nin 2004 yılı gece vardiyası personelinin taşınması isi için ihaleye çıktı. 29 Aralık 2003 tarihindeki ihaleye 2 şirket katildi. Kokar Turizm Taşımacılık 481 milyar, Koçlar Turizm Taşımacılık Limitet şirketi ise 420 milyar 480 milyon lira teklif verdi. Kokar Turizm Taşımacılık şirketi eksik belgeleri tamamlamadığı gerekçesiyle ihale dişi bırakıldı. Koçlar Turizm’in 420 milyar 480 milyon liralık teklifini, 7 kişiden oluşan ihale komisyonunun Başkan da dahil, 5 üyesi ” geçen yıla göre yüzde 92″ daha yüksek olduğuna ilişkin şerh koyarak karsı çıktılar. Ancak, ihalenin ita amiri olan Prof. Dr. Adnan Çobanoglu ihaleyi uygun görerek onayladı. Ayni isin 2005 yılı ihalesine ise 10 şirket katildi. İhale komisyonu verilen tekliflerden 6’sini geçerli bularak incelemeye aldı. Komisyon, en düşük teklif olan 43 milyar 690 milyon 500 bin lirayı veren Onursal Otomotiv Turizm Sanayi ve Ticaret Limitet Şirketi’ne ihalenin verilmesini uygun buldu. İki ihale arasındaki farkın kaynağı, merak konusu olmuştur.SONUÇ: Konu ile ilgili Sağlık Bakanlığı’ndan herhangi bir açıklama yapılmamıştır. 

56-SAĞLIK BAKANLIĞI BÜROKRATLARININ İLAÇ ŞİRKETİ TARAFINDAN YURTDIŞINDA AĞIRLANMALARI OLAYI 

Yurtdışındaki gezilere Sağlık Bakanı’nın onay vermesinin ciddi kuşku uyandırdığı ve ilaç şirketlerinin Sağlık Bakanlığı üzerinde etkin bir rol oynadıkları iddia edilmektedir. Sağlık Bakanlığı’nda ruhsatlandırmadan sorumlu üç bürokratın Pfizer İlaç firması sponsorluğunda Almanya’ya gönderildiği ifade edilmiştir. Pfizer İlaçları Limitet şirketi, 16 Aralık 2003′te Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Necdet Ünü var’a yazı yazarak, Bonn kentinde 12-13 Ocak 2004 tarihleri arasında toplantı yapılacağı bildirdi. Müsteşar’dan, toplantıya, İlaç Eczacılık Genel Müdürlüğü’nde ruhsatlandırmadan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı ile onun uygun göreceği, iki ruhsatlandırma görevlisinin gönderilmesini isteyen Pfizer, tüm masrafların firma tarafından karşılanacağını iletti. Sağlık Bakanı Recep Akdag ve Müsteşar Ünü var ise, 7 Ocak 2004 tarihinde, İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü İlaç ruhsatlandırma Dairesi’nden sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Mahmut Tokaç ile ruhsatlandırma Dairesi Şube Çalışanlarından Eda Cindoglu ve Ahu Güney’in toplantıya görevli olarak katılmasına olur verdi.SONUÇ: Konuyla ilgili bir açıklama yapılmamıştır. 

57-EÜAS SEYİTÖMER,AFSİN-ELBİSTAN SANTRALLERİ’NDEKI İHALELER 

Elektrik Üretim A.S. Genel Müdürlüğü Malzeme ve Yönetim Ticaret Dairesi Başkanlığı’nın 2004 yılı içinde yaptığı Seyitömer Termik Santral İsletme Müdürlüğü personel tasıma ihalesi için Kamu İhale Kurumu’na başvuruda bulunuldu. yapılan incelemelere Elektrik Üretim A.S.’nine isteklilere ihale sonucunu bildirmeden sözleşme imzalamış olduğu belirlenerek, bu yöntemle ilgili firmaların şikayet haklarının dahi ellerinden alındığını saptandı. Kurum, usulsüzlükler için suç duyurusunda bulunma kararı aldı. EÜAS’in 2003-2004 yıllarında gerçekleştirdiği Seyitömer Termik Santrali’nin bakim ve onarım ihalesi, Afşin- Elbistan B Termik Santrali Tesis Müdürlüğü’nün hizmet alimi ihaleleri de başvuru üzerine, Kamu İhale Kurumu tarafından denetime alindi. Yasaya aykırılıklar nedeniyle iki ihalenin de iptal edilmesi benimsendi. EÜAS’in 2004′te gerçekleştirdiği “120 bin ton kıraç tası alimi” ne ilişkin ihaleyse, başvuru yapılmasına karsın, Kamu İhale Kurumu’nun yetkisi dışında kaldığı için incelenemedi.SONUÇ: Bakanlıktan konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmadı. 

58- TOKİ’DEKİ TAŞIT VE PERSONEL ALIMI OLAYI 

Toplu Konut İdaresi (TOKİ) ve Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nca “hasılat paylaşımı” ile yaptırılan yedi adet toplu konut projesinde, 773 trilyon lira tutarındaki kaynağın müteahhitlere aktarılarak, kamunun zarara uğratıldığı müfettişlerce saptanırken, konut şantiyeleri için müteahhitlere aldırılan taşıtların da makam aracı olarak kullanıldığı belirlendi. TOKİ, son iki yılda 70 sözleşmeli personeli de sınavsız, duyurusuz ise aldı. TOKİ’nin hasılattan aldığı payın yüzde 30′lar seviyesinde kaldığı, bazı projelerde bu oranın yüzde 23′lere kadar gerilediği belirlendi. Bu şekilde sözleşmeyle bağlanan 2.3 katrilyon liralık 7 projede, kamunun 773.9 trilyon lira zarara uğratıldığı saptandı. Konut ihaleleri yoluyla TOKİ’nin zarara uğratıldığı YDK raporlarına yansırken, konut projeleri şartnameleri kapsamında müteahhitlere aldırılan taşıtların da sözleşme hükümlerine aykırı olarak şantiyelerde kullanılmadığı, TOKİ yöneticilerine tahsis edildiği belirlendi. Bu yöntemle müteahhitlere satın aldırılan ve her türlü bakim ve akaryakıt ihtiyacı müteahhitlere karşılatılan 37 araçtan ikisi TOKI Başkanı Erdoğan Bayraktar’a, üçü Başkan Yardımcıları’na, besi Bayraktar’ın Danışmanları’na, diğerleri de Hukuk Müşaviri, Daire Başkanları, Şube Müdürleri’ne tahsis edildi. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı’nın kuruma personel alımında da sınav şartını asmak için isçi ve memur yerine sözleşmeli personel yöntemine başvurduğu belirlenirken, 70 kişinin bu yöntemle ve ülke çapında herhangi bir duyuru yapılmadan alındığı ileri sürüldü. İdarenin 2003 ve 2004 yıllarında iktidar partisi milletvekilleri ile Başkan Erdoğan Bayraktar ve başkan yardımcısının, akraba, es-dost ve hemsehrilerinin ise yerleştirildikleri iddia ediliyor.SONUÇ: Konuyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmadı. 

59- TRT’DEKİ İZLENMEYEN BAZI DİZİLERE 10.5 TRİLYON LIRA ÖDENMESİYLE ILGILI KONU 

TRT’de 2004′te 28 diziye 10 trilyon 448 milyar lira harcandığı, “Paydos, Üvey Ana, Dudaktan Kalbe, Yol Palas Cinayeti, Aşk Mahkumu ve Sihirli Lamba” Programları’na 944 milyar ödendiği, yayını devam eden dizilerin program basına maliyeti, 1 trilyon 403 milyar olduğu, basarisiz olan programların da çoğunun yayından kaldırıldığı ileri sürülmektedir. Yine ileri sürüldüğüne göre, TRT’ye yapım satan şirketlerin kurucuları ve ortaklarının arasında, TRT’de görev yapan müşavirlik, danışmanlık hizmeti veren kişiler ve yakınlarının var olduğu ileri sürülmektedir. Ve yine TRT’de birçok yerli-yabancı film ve dizilerin usule uygun olmadan ve fazla fiyatla satın alındığı ileri sürülmektedir.SONUÇ: Konu ile ilgili kamuoyunu tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. 

60- MALİYE BAKANI’NIN HAYALİ İHRACAAT DOSYASI 

Devlet Bakanı Kür sat Tümen’e bağlı olan Gümrük Müsteşarlığı Teftiş Kurulu Başkanlığı, bir soruşturma raporu hazırlıyor. Bu raporda, 1 milyar 162 milyon $’lif hayali ihracata olayının gerçekleştirildiği ifade ediliyor. Ve yine bu raporda, Kemal Unakitan’in 1995-1998 yılları arasında Albaraka Türk Yöneticisi iken, yaklaşık 200 trilyonluk bir hayali ihracattan sorumlu olanlar içinde ismi zikrediliyor. Teşekkül halinde hayali ihracata yapmak ve evrakta sahtecilik iddiasıyla yargıya intikal ettirilmesi isteniyor. Maliye Bakanlığı, hayali ihracata yapan firmalara aracılık eden firmalardaki yöneticilerin cezai sorumluluğunun kaldırılmasını öngören bir kanun tasarısı hazırlıyor. eğer tasarı bu şekilde kanunlaşır ise, Unakitan ile ilgili yeni bir af çıkacağı ifade ediliyor.SONUÇ: Maliye Bakanı’nın açıklamaları, kamuoyunu tatmin etmemiştir. Affın çıkartılması çabası sürdürülmektedir.

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Ali İhsan (Mücahit) Aslan, Kemal Unakıtan, Recep Tayyip Erdoğan, Yolsuzluk | 153 Yorum »

Bırak Bu İşleri!!!

Yazan: vatanhainleri Nisan 2, 2007

img254/9484/tayyipppossxl3.jpg

Evettt bu akşam gene tayyiposumuz hakkında bilgi araştırıyordum sevgili okuyucularım…

bir baktım ki resimde de gördüğünüz gibi tayyipin sitesi varmış!!!

hemen tıkladım (kahretsin heriflere para kazandırmış olduk neyse) açıldı sayfa bir baktım bu resim…

arkada ŞEHİTLERİMİZİN KANIYLA SULANMIŞ AL BAYRAĞIMIZ önünde 30000 şehitimizi katleden ite “SAYIN” ŞEHİTLERİMİZE ise “KELLE” diyen bir adamın “KELLESİ” duruyor…

Hatırlayın bu resimin üzerine “KURBAN OLAYIM AYINA YILDIZINA” sloganıyla çoğu ile astırmış bizim başbakan… Ama kendisine “Sayın” dediği itin uğraş verdiği ile (diyarbakır) astıramamış posterleri…

Niye ki? “Sayın” başbakanımız “öcalana’a” çok saygılıydı… Acaba pkk neden destek vermez erdoğana???

yahu bu ne biçim pişkinliktir!!! bu ne biçim kendini bilmezliktir!

sen kalk “ŞEHİT ANASINA” “askerlik yan gelip yatma yeri değildir” de… O ananın VATAN uğruna kan akıtmış, can vermiş oğluna “kelle” de… Sonra da çık böyle bayrak önünde fotoğraf çektir…

yani ben birşeyler demek istiyorum ama siz beni zaten anlıyorsunuz…

Yükselen Milliyetçilikten prim almak isteyen “aldatma ve karalama partisi” bu kadar ucuz numaralarla Türk Milliyetçilerini ve Türk Milleti’ni kandırabileceğini sanıyorsa… söyleyebileceğim tek söz ”havanızı alırsınız”!

Türk Milleti zannettiğiniz kadar aptal değil! senin gibi Vatan’ı satanlardan da elbet birgün hesap sorar!…

Sanma ki hep o ceylan derisi koltuklarda oturacaksın…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 4 Yorum »

Buna da bir Nobel verin…

Yazan: vatanhainleri Nisan 1, 2007

Önce Haberimizi okuyalım:

“Taner Akçam’dan tartışılacak sözler!
Soykırım yapıldığını iddia etti. “Ermeni tasarısının geçmesini istiyorum.” dedi!

01.04.2007 03:30
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermeniler’e soykırım yapıldığını iddia eden Türk Tarihçi Taner Akçam, Columbia Üniversitesi Ortadoğu ve İnsan Hakları Enstitüsü tarafından düzenlenen “Utanç Verici Bir İş: Ermeni Soykırımı ve Türklerin Sorumluluğu Sorunu” isimli bir konferans verdi.

Minnesota Üniversitesi Tarih bölümünde görev yapan Taner Akçam, ABD Kongresine sunulan Ermeni tasarısı hakkında Zaman Gazetesine konuştu.Akçam,” Tasarıyla çok yakından ilgilenmiyorum, fakat ben geçmesini istiyorum.Bu Çin işkencesi bitmeli,Türkiye yıllardır işkence çekiyor geçecek mi,geçmeyecek mi? Aynı işkenceyi Ermenistan’da yaşıyor.Çıksada bizde kurtulsak.Bu işin çözümü buralardan geçmiyor.Tasarının geçmesi psikolojik olarak Ermenilere çok büyük fayda sağlayacak. Herkes bu meseleye bir futbol maçı gözüyle bakıyor. Tasarı çıkarsa Ermeniler çok iyi bir gol atmış olacak.Ve böylece oh çekecekler.Bir ülkeyi daha kazandık diyecekler.Amerikan senatosu ve Beyaz Saray’da Türklerin yaptığı soykırım değildir diyen yok ki.Herkes bu bir soykırımdır; diyor fakat Türkiye’yi üzmek istemiyor.Türkleri üzmeyelim diye tasarı bugüne kadar geçmedi.Yaşanan tartışmada 1915 üzerine değil. İncirlik üssünü kullanacakmıyız kullanmayacakmıyız tartışması.Tasarı geçerse Türkiye İncirliği, ABD’ye kapatacak.” dedi.

Hükümetin son dönemdeki girişimlerinide değerlendiren Taner Akçam,”Hükümetin bu konuda daha cesur adımlar atmasını umut ediyorum.Yeteri kadar cesur değiller.Mesela Kıbrıs konusu ancak ve ancak Denktaş bir kenara konulduğu zaman halledilebilir.Türkiye’nin Ermenistan’la olan problemide ancak Yusuf Halaçoğlu,Gündüz Aktan,Şükrü Elekdağ gibi isimler bir kenara konulursa halledilebilir.Bu isimler devlet politikasını belirliyor.Bu insanlar bir kenara konulmadığı sürece bir çözüm olaçağını zannetmiyorum.”dedi. Türkiye’de Ermeni meselesinin bir tabu olduğunu ifade eden Taner Akçam, şahsına yönelik sistemli bir kampanya yürütüldüğü belirtti. Akçam,” Şahsıma yönelik aleyhte bir kampanya yürütülüyor.Geçmişte tehdit telefonları da alıyordum.Bu sıralar bu tarz bir şey yok.”dedi.

Columbia Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsünde düzenlen konferansa 50 civarında dinleyici katıldı.2 saatin üzerinde süren programa rezervasyon yaptıranlar alındı.Okul güvenlik görevlilerin sıkı önlem aldığı etkinliğe Ermeniler’den daha fazla Türkler ilgi gösterdi. Akçam son kitabı ‘A Shamefull Act ‘ pasajlardan oluşan bir metni okuyarak konferans verdi. Programın sonunda soru cevap kısmına geçildi. Birbirinden ilginç sorular muhatap olan Taner Akçam, Doğu Perinçek’in İsviçre’de aldığı ceza hakkında sorulan bir soruda Perinçek’i İtalyan diktatör Musolini’ye benzetti.Her türlü ırksal ayrımcılığa karşı olduğunun da altını çizdi.

Milleti Sadıka ismini verdiği bir topluma karşı Osmanlı neden soykırım yapsın ? sorusuna kaçamak cevap veren Akçam,” ‘Millet-i Sadıka’ neden ‘Milleti Problem’ oldu ona bakmak lazım.” Diyerek soruyu cevapladı.Konuşmasında geçtiğimiz günlerde öldürülen gazeteci Hrant Dink’ten de bahseden Akçam,Dink’in bir halk figürü olduğu ifade etti.Cenazesinde toplanan kalabalığın katilleri bile şaşırttığını ifade etti.Protestoyu yapanların Türkiye’de bir Kürt ve Ermeni sorunu olmadığını söyleyebilir mi ? diyen Akçam kendisininde 301 maddeden yargılandığı ve davasının dün düştüğü ifade etti.301 madde ile ilgili konuşurken yazar Elif Şafak’a gönderme yaptı.Taner Akçam, “Elif Şafak ‘İlk mahkemede ben bunları söylemiyorum. Kitabın kahramanı söylüyor.’ dedi.Bende savcıya gittim. Evet bunlar benim sözlerim.Benim konuşma özgürlüğüme dava açmak istiyorsanız açın dedim.Açılan davalar düştü.Bu pozitif bir gelişme.” dedi.

(Mehmet Demirci-ZAMAN)”

kaynak:http://www.haberturk.com/haber.asp?id=18946&cat=110&dt=2007/04/01

şimdi bu amerika’da yaşayan alim(!) oturduğu yerden ahkam kesmiyor mu?
kullandığı cümleler çok ilginç:
“Tasarının geçmesi psikolojik olarak Ermenilere çok büyük fayda sağlayacak.”
bu laf zeten bu adamın kimden tarafa olduğunu ortaya koymaktadır!
bilimsel verileri çarpıtan yok sayan bu geri kafalı vatan hainleri Türkiye’yi büyük bir kıskaç içerisine sokmaktadır! Ermeni meselesi eğer gün gelir de Türkiye’ye kabul ettirilmeye çalışılırsa ermenilerin aziz Vatan’dan toprak ve Türkiye’den tazminat isteme hakları doğacak… ki zaten bunun için çalışmaktadırlar!

bu Türk(!) bilim(!) adamı(!) da mı bir nobel istiyor acaba? belli ki bu satılık adam ödülünü ya almış ya da alacak…

Mustafa Kemal Atatürk:
“Tarihte emsali görülmemiş olan bu vahşetin faili Ermeniler olup, Müslümanlar ancak namus ve hayatlarını muhafaza kaydıyla mukavemet ve müdafaada bulunmuşlardır. Yirmi gün devam eden Maraş katliamında Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların bu hadise hakkında Amiral Bristol’a çektikleri telgraf, facia sebeplerini, tekzip edilemez bir şekilde tayin etmektedir. General Keret’in geri çekilmesiyle neticelenen bu muharebelerden sonra Kuvayi Milliye’ye teslimiyet arz eden muharip Ermeni kuvvetlerine karşı hiçbir ceza tatbik etmeyip bilakis onları şefkatli sinesine ve himayesine alan milletimizin alineceplığını Maraş Ermenileri de minnet ve şükran ile teyit etmektedirler. Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir. (20 Şubat 1920)

Yazı kategorisi: Sözde Ermeni Soykırımı | 10 Yorum »