Vatan Hainleri!

Türk’ün Ekmeğini Yiyip de Türk’e kılıç Sallama!!

  • a

  •  

    Haziran 2007
    M T W T F S S
    « May   Jul »
     123
    45678910
    11121314151617
    18192021222324
    252627282930  
  • Son Yazılarımız

  • İstatistikler

    • 756,248 Tıklama
  • Gocunanlar

Haziran, 2007 için Arşiv

Bazı Zat-ı Muhteremler…

Yazan: vatanhainleri Haziran 27, 2007

Değerli okuyucularım…

Uzun bir süredir sizlere yazamıyorum… Sebebini birazdan sizin de anlayacağınız gibi, bazı konuları gün ışığına kavuşturmak için çok derin araştırmalar yapmak zorunda kaldım. Bu yazının kimler için yazıldığı hiç önemli değil! Ama bu yazı muhakkak her Türk Yurttaşının okuması zorunlu bilgilerdir… Bu yüzden bu yazıyı ulaştırabileceğiz kadar çok kişiye ulaştırın!

Sitemiz kısa denebilecek bir zaman içersinde kurulmasına karşın, sizlerin büyük ilgi ve alakası sebebiyetiyle her gün ortalama bin ziyaret gerçekleştiriliyor. Bu bazen üç binin üzerine bile çıkabiliyor…

Ayrıca sizlerden aldığımız yoğun tebrik mesajlarına çok teşekkür ederiz.

Bize olan güveninizi ve desteğinizi, tabiri caizse “2. Kurtuluş Savaşı”mızı verdiğimiz şu günlerde bizlerden eksik etmiyorsunuz. Hepinize ayrı ayrı teşekkürü bir borç biliriz.

Yapılan yorumlardan birkaçına değinmek istiyorum. Mesela RTE ve ABD Gül hakkındaki yorumlar ilgimi çekiyor.

Denilen o ki bizler “Amerika’nın Kurduğu Partiyi” çekemiyormuşuz ve yaptıkları işleri kıskanıyormuşuz. Atatürk bile kendi zamanında hain ilan edilmiş, bizde bu saydığım iki kafadarı suçlayarak aynı işi yapıyormuşuz…

En çok kızdığım nokta, bunları söyleyebilen bir kişinin hangi akla hizmet Atatürk ile bu zatları kıyaslayabilir? Bizleri düşman işgalinden kurtaran büyük bir kumandanı, yaptığı devrimlerle, giriştiği işlerle karanlıkla, cahillikle savaşmaya kendisini adamış bir liderin hangi akla hizmet bu iki kişi ile aynı kefeye konabilir?

Yani bu kişiler hiç mi birkaç kitap okumaz, çevresine şöyle bir göz atma zorunluluğu duymaz?

Sizlerden çok özür dileyerek, Ulu Önder Atatürk’ün yaptıklarıyla, Bu zatı muhteremlerin yaptıkları arasındaki benzerlikleri(!) ortaya koyan bir yazı kaleme aldım… Özür diliyorum çünkü Atatürk gibi Milleti için çalışmış bir insanı, şu ucubelerle kıyaslıyorum. Sizlerden de isteğim o ki, bu bilgileri ezberleyin, adınız soyadınız gibi… Kimin kim için çalıştığı, ne yaptığı, kimin Milleti refaha götürdüğü ortaya çıksın!

Önce internette dolaşan, ve çok anlamlı bir yazı ile Atatürk’üm yaşamını anlatmak istiyorum;

“7 yaşında babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.8 yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.10 yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde,yeni okuldaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.24 yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay başına bir hücrede hapis yattı.25 yaşında sürgüne gönderildi.27 yaşında kendisinin bir yaş büyük meslektaşı kendisinin de üyei olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken kendisi hiç önemsenmiyordu. Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.30 yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.

30 yaşında amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen hastalığından Viyana’da 2 ay hasta ve yalnız halde yattı.

37 yaşında komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.

38 yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden alındı.

38 yaşında bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.

38 yaşında beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.

39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.

Sonra mı ne oldu?

42 yaşında Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı oldu!”

Bu yazı Mümin Sekman’ın Alfa Yayınlarından çıkan “Her Şey Seninle Başlar” adlı eserinden alındı…

Evet şöyle bir bakılacak olursa – yaptığı devrimlere, kanunlara bakılmadan dahi – Atatürk’ün gerçekten büyük bir kişilik olduğunu söylemek mümkün.

Atatürk bir komutan, bir siyasi lider olması yanında aynı zamanda bir bilim adamıdır da… Atamızın Özel Kütüphanesi’nde 3,144 cilt kitap bulunmaktadır. Bu kitapların hepsinin satırlarında Atatürk’ün çeşitli renkli kalemlerle notlar bulunmaktadır.

Ayrıca Atamız iyi derece de Fransızca, orta derecede Almanca bilmektedir. Bunların yanında Osmanlıca’yı ve Türkçe’yi saymıyorum bile..

Gençken askeri alanda çeviriler yapan Atatürk’ün kendi yazdığı bir Geometri kitabı ve Vatandaşlık ders kitabı bulunmaktadır. 2 ciltlik “Nutuk” eseri ise Kurtuluş Savaşımızın dipdiri bir destanıdır.

Atatürk Cumhuriyet dönemi iktisadi politikaları da kendisinin eseridir. Atatürk’ün karşısında olan iki ideolojiyi de iyice incelediği ve sonunda ne “Liberalizm“i ne de “Komünizm“i benimsemediği biliniyor. Bunların yerine ikisinin de Türk Milleti’ne uygulanabilecek taraflarını alarak üçüncü bir ekonomik program ortaya çıkartmıştır. Bu ekonomik modele “Kemalist Devletçilik” denir.

Sizlere Atatürk zamanının Ekonomi politikası ile ilgili okuduğum birkaç kitap önereyim;

Atatürk’ün Ekonomi Politikası, Prof. Dr. M. A. Aysan, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 6. Basım, İstanbul,2000
Vatandaş İçin Medeni Bilgiler ve Kemal Atatürk’ün El Yazıları, Prof. Dr. Afet İnan, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1939
Devletçilik İlkesi ve Türkiye Cumhuriyetinin Birinci Sanayi Planı, Prof. Dr. Afet İnan, 1933, Türk Tarih Kurumu, Ankara, 1972
Devletçilik ve Günümüzdeki Sonuçları, Atatürk Döneminin Ekonomik ve Toplumsal Sorunları, 1923-1938, Prof. Dr. Emre Kongar, İTİA, İstanbul, 1977

Bu modelle Atatürk Cumhuriyet’i Döneminde;

  • Türkiye İş Bankası açılmış ve böylece ulusal bankacılığın ilk adımı atılmıştır.
  • Uşak’ta şeker fabrikası kurulmuştur.
  • Kayseri’de uçak fabrikası kurulmuştur.
  • Bünyan Dokuma Fabrikası açılmıştır.
  • Ereğli Bez Fabrikası açılmıştır.
  • Nazilli Bez Fabrikası açılmıştır.
  • Aşar vergisi kaldırılmış ve Türk köylüsü ağır bir yükten kurtarılmıştır.
  • Anadolu Demiryolları satın alınarak Ulusallaştırılmıştır.
  • Ulusal Ekonomi ve Araştırma Kurumu kurulmuştur.
  • Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası kurulmuştur.
  • Gemlik Suni İpek Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası, Kayseri İplik ve Bez Fabrikası, Eskişehir Şeker Fabrikası gibi pek çok kurum ve kuruluş oluşturulmuştur.
  • Ticaret ve Sanayi Odaları kurulmuş, daha sonra da Türkiye Ticaret ve Sanayi Odaları Kongresi toplanmıştır.
  • Bakırköy Bez fabrikası, Isparta Kükürt ve Gülyağı Fabrikası, Turhal Tütün Fabrikası açılmıştır.
  • İzmit Birinci Kağıt ve Karton Fabrikası, Karabük Demir ve Çelik Fabrikası kurulmuştur.
  • Ereğli Kömür Şirketi, Sirkeci – Edirne Demiryolu Şirketi devletçe satın alınmıştır.
  • T.C. Ziraat Bankası yeniden kurulmuştur.
  • İstatistik Umum Müdürlüğü kurulmuştur.
  • Hükümete iktisadi konularda fikir vermek amacıyla çeşitli meslek kuruluşlarının temsilcilerinden oluşan Ali İktisat Meclisi kurulmuştur.
  • Birinci ve İkinci Kalkınma Planları oluşturulmuştur.
  • 1927 Yılında Teşviki Sanayi Kanunu çıkarılmıştır.
  • 1930 Yılında Sanayi Kongresi, 1931 yılında da Ziraat Kongresi toplanmıştır.

Sizlere çok daha fazla ayrıntı sunabilirim… Ama zaten yeteri kadar icraat ortaya koydum.

Peki ya Atatürk Osmanlı’dan hangi ekonomik zemini teslim almıştı?

“Demiryolları bizim değildi!
Kömür, şehir ışıkları ve suları, rıhtımlar, limanlar bizim değildi!

“Bu memleketin size ait olduğunu söylüyorsunuz. Neniz var bu topraklarda?” deseler, öz canımızı ve camilerimizi gösterebilirdik!
Değil bankamız, bankalarda çalışan Türk memuru yoktu!
İtalyan, Balkan, 1. Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı sırasında iç ve dış tahriklerle irili ufaklı 60 kadar isyan olmuştu!
Padişah, halife, vezirler ve paşalar millete ihanet etmişlerdi!
Nice edebiyatçılar, şairler halka sövmüşlerdi!..”
(“Bir gece Karanlığında idi”, Kemalizm ( Atatürk Ülküsünün Bayraklaşan Adıdır) Dergisi, Falih Rıfkı Atay, Türkiye Kemalistler Teşkilatı’nın Fikir ve Yayın Organı, Yıl:1 Sayı:3, Ekim 1962, s.5)

Durum aslında bugünkü ile aşağı yukarı aynı..
Türkiye’ye sadece geçen yıl gelen 17 milyar 817 milyon dolarlık yabancı sermayenin %39,3′ü finansal aracılık, %37’si de taşımacılık, depolama ve haberleşme sektörüne girdi.

Ülkemiz yağmalanıyor… Nasıl mı?

“Amerika’nın Kurduğu Parti” kısa adıyla “AKP” ülkemizde ki hazır kurulu fabrika ve tesislerimizi satmıştır.

Nerde mi kanıtı? Yukarıda söylediğim, 2006′da Türkiye’ye gelen 17 milyar 817 milyon doların sadece 1,8 milyar doları yeni yatırımdır!

“AKP” dönemi icraatlarının en çirkin tarafını söyleyeyim mi?

Türkiye’deki yabancı şirketlerin “%60′ı” AKP döneminde faaliyete geçti…

Ülkemizdeki bankacılık sektöründe, son olarak OYAK Bank’ın satılmasıyla, yabancı payı %50′ye tırmandı…

Ancak ya diğer ülkelerde?

Diğer ülkelerdeki bankacılık sektöründe yabancı payı
Almanya’da %5
İtalya’da %8
İspanya’da %10
Hollanda’da %11
Danimarka’da %17
Fransa’da %19
Yunanistan’da %20

Bankacılık sektörünün yanı sıra sigortacılık sektöründeki 10 büyük şirketin 7’sinde yabancılar hakim ortaklar…

Ülkemize son 5 yılda 10 Bin 527 yabancı şirket geldi.. Peki ya diğer ülkelerde durum nasıl?

Yorumu size bırakıyorum…

Ve ekliyorum; Ülkemiz borsasının %70-80 kadar payı da yabancılar elindedir

AKP 5 yıllık iktidarı boyunca;

1. TAKSAN,
2. GERKONSAN,
3. SEKA Afyon İşletmesi,
4. SEKA Balıkesir İşletmesi,
5. SEKA Çaycuma İşletmesi,
6. SEKA Kastamonu İşletmesi,
7. SEKA Aksu İşletmesi,
8. SEKA Taşucu Tersane Alanı,
9. SEKA’ya ait 4 taşınmaz,
10. TZD Sakarya İşletmesi,
11. THY USAŞ,
12. TDİ Trabzon Limanı,
13. TDİ Dikili Limanı, 14. TDİ Kuşadası Limanı,
15. Sümer Holding’e Ait Merinos Halı Fabrikası,
16. SÜMER HOLDİNG’E Ait ERYAĞ,
17. SÜMER HOLDİNG’E Ait Adıyaman İşletmesi,
18. SÜMER HOLDİNG’e ait 117 adet taşınmaz,
19. KBİ’ye ait 103 arsa, 89 lojman,
20. EBÜAŞ-MEYBUZ,
21. EBÜAŞ’a ait 54 taşınmaz,
22. TEKEL Kaya Tuz,
23. TEKEL’e ait 30 taşınmaz,
24. ESGAZ,
25. BURSAGAZ,
26. ETİ BAKIR,
27. ETİ GÜMÜŞ,
28. ETİ KROM,
29. ETİ ELEKTROMETALURJİ A.Ş,
30. Çayeli Bakır İşletmeleri A.Ş,
31. KBİ Samsun İşletmesi,
32. KBİ 65 adet taşınmaz,
33. DİV-HAN A.Ş,
34. Amasya Şeker Fabrikası,
35. Kütahya Şeker Fabrikası,
36. SÜMER HOLDİNG’e ait TÜMOSAN,
37. SÜMER HOLDİNG Malatya İşletmesi,
38. SÜMER HOLDİNG Bakırköy İşletmesi,
39. SÜMER HOLDİNG Diyarbakır İşletmesi,
40. SÜMER HOLDİNG Çanakkale Deri İşletmesi,
41. SÜMER HOLDİNG’E Ait 108 Adet Taşınmaz,
42. SÜMER HOLDİNG Ortadoğu Teknopark A.Ş,
43. SEKA Karacasu İşletmesi,
44. SEKA Ankara Alım Satım Binası Müdürlüğü,
45. SEKA Ardanuç İşletmesi Varlıkları,
46. TÜGSAŞ,
47. TÜGSAŞ Gemlik Gübre San. TAŞ,
48. TÜGSAŞ-İGSAŞ HİSSELERİ % 100,
49. TÜGSAŞ Urfa Depoları arazisi,
50. TÜGSAŞ’a ait 23 taşınmaz,
51. İGSAŞ Kütahya Gübre Varlıkları ,
52. TEKEL Alkolü İçkiler San. A.Ş,
53. TEKEL’e ait 60 adet taşınmaz,
54. TEKEL İnegöl Kibrit Fabrikası T.A.Ş,
55. TEKEL Gemlik Sun.İp.Mües. T.A.Ş,
56. TEKEL Tuzluca Tuzlası,
57. TEKEL Sekili Tuzlası,
58. EBÜAŞ Samsun Soğuk Hava Deposu,
59. EBÜAŞ Manisa Kombinası,
60. EBÜAŞ Manisa Arsası,
61. EBÜAŞ’a ait 101 adet Taşınmaz,
62. TDİ ANKARA FERİBOTU,
63. TDİ Samsun Feribotu,
64. PETKİM 2adet taşınmaz,
65. TEDAŞ 1 arsa, 1 adet trafo binası,
66. TEDAŞ 1 adet taşınmaz,
67. ATAKÖY Turizm A:Ş,
68. ATAKÖY Otelcilik A:Ş,
69. ATAKÖY Marina Ve Yat İşletmesi,
70. SÜMER HOLDİNG Beykoz İşletmesi,
71. SÜMER HOLDİNG İstanbul İmar LTD.ŞTİ,
72. SÜMER HOLDİNG 2 adet Taşınmaz,
73. TDİ Karadeniz Gemisi,
74. TEKEL Kristal Tuz Rafinerisi,
75. TEKEL Kağızman Tuzlası,
76. TEKEL’e ait 49 adet taşınmaz,
77. TÜPRAŞ 2 adet taşınmaz,
78. TDİ 1 Adet Taşınmaz,
79. SEKA 5 Adet taşınmaz,
80. KÖY HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Tasfiye Edildi),
81. SSK Hastaneleri (Tasfiye Edildi),
82. SSK Eczaneleri (Tasfiye Edildi),
83. SEKA Kocaeli Fabrikası ve arsası

AKP’nin satmak üzere olduğu ve 2005 yılında satmak istedikleri;

1. Sümer Holding Sarıkamış İşletmesi, Sümer Holding Bergama Pamuk İpliği Fabrikası,
2. Sümer Holding Sivas Dokuma Fabrikası,
3. Sümer Holding Manisa Pam. Men. A:Ş,
4. Sümer Holding Makine Ve Teçhizat,
5. Sümer Holding 32 Adet Taşınmaz,
6. TÜGSAŞ Samsun Gübre Sanayi A.Ş,
7. Tekel 5 Adet Taşınmaz,
8. Araç Muayene İstasyonları 1. Bölge,
9. DSİ ERCİYES Sosyal Tesisi,
10. Bayındırlık Ve İskan Bakanlığı ERCİYES Sosyal Tesisi,
11. Karayolları ERCİYES Sosyal Tesisi,
12. TEKEL Sigara Fabrikaları,
13. TEKEL Sigara Fabrikalarına Ait Taşınmazlar,
14. TEKEL Puro Fabrikaları,
15. TEKEL Alkol İşletmelerine Ait Taşınmazlar,
16. Tercan Ayakkabı İşletmesi,
17. TCDD Mersin Limanı,
18. Adapazarı Şeker Fabrikası,
19. Ereğli Demir Çelik Fabrikası,
20. İskenderun Demir Çelik Fabrikası,
21. Ereğli Limanı,
22. İskenderun Limanı,
23. Yarımca Limanı,
24. Yarımca Porselen Fabrikası,
25. Romanya’daki Silisli Sac Fabrikası,
26. Divriği Demir Madeni,
27. Hekimhan Demir Madeni,
28. Kırıkkale Çelik Çekme Boru Fabrikası,
29. BORÇELİK,
30. TÜPRAŞ, (satıldı)
31. PETKİM, (satıldı)
32. TÜRK TELEKOM, (satıldı) 33. KIBRIS TÜRK HAVA YOLLARI,
34. TÜGSAŞ Toros Gübre Fabrikası,
35. TÜGSAŞ Tekirdağ, Tarsus, Fatsa Depoları,
36. Seydişehir Eti Alüminyum A.Ş,.
37. OYMAPINAR BARAJI,
38. ETİ Alüminyum’a Ait Madenler,
39. Emekli Sandığı Ankara Emek İşhanı,
40. Emekli Sandığı İstanbul Hilton Oteli
41. Telsim (satıldı)
Liste uzayıp gidiyor…

Ama satılmakla bitmiyor Türkiye! “Babalar gibi satanlar” olduğu sürece bu Millet daha pek çok hain görecektir…

AKP Dönemindeki Bankalarımızın akıbeti ise şöyle;

Türk Ekonomi Bankası, Fransız BNP Paribas ile ortak oldu,
Dışbank, Fortis’e satıldı,
Denizbank, Dexia’ya satıldı,
Finansbank, Yunan Milli Bankası NBG’ye satıldı,
Garanti Bankası’nın yüzde 25,5 payı GE’ye satıldı,
Yap Kredi Bankası, Koç-UniCredito’ya satıldı,
C Bank, İsrail bankası Hapoalim’e satıldı,
Şekerbank, Kazakistan bankası Turan’a satıldı,
Tekfenbank, Yunan bankası EFG’ye satıldı MNG Bank, Lübnanlı Hariri ailesine satıldı,
Adabank, Kuveyt bankası The İnternational Investor’a satıldı,
Ordu ve Yardımlaşma Kurumu’nun Bankası Hollandalı INC’ye satıldı.
Akbank’ın %20 payı, Alternatif Bank ve Halk bankası ise sırada bekliyor…

Sadece satmak mı?

Atatürk’ün Konya’da açtığı “uçak fabrikası”nın “gazoz fabrikasına” çevrilmesi gibi pek çok işletme de önce başka sektörlere kaydırılıyor, sonra da kapatılıyor…

1985’ten bu yana satılan kurumlardan SEK Kastamonu işletmesinde alıcı, orman ürünleri üretiyor. Sümerbank, Etibank, ÇİNKUR, Köytaş Tarım makineleri Fabrikası, Bursa Soğuk Depoculuk, Ankara meşrubat Fabrikası, Niğde Meyve Suları Fabrikası, SSK tasfiye edildiler.

Güneysu, KÜMAŞ, Gümüşhane Çimento, Yarımca Porselen, Et ve Balık Kurumunun Afyon, Kars , Bayburt, Bursa, Kastamonu ve Gaziantep Kombinaları, ORÜS’ün Ayancık, Bartın, Düzce, Pazarköy, Ulupınar, Bafra, Antalya, Demirköy ve Şafşat İşletmeleri, Süt Endüstrisi Kurumunun Afyon İşletmesi, Bayburt İşletmesi, Erzincan İşletmesi, Erzurum İşletmesi, Çanakkale İşletmesi, Hafsa İşletmesi, Sinop İşletmesi, Burdur İşletmesi, Muş İşletmesi, Adilcevaz İşletmesi,Elazığ İşletmesi, Bolu İşletmesi, Kastamonu ve Giresun İşletmeleri,SEKA’nın Dalaman, Aon ve Akkş Fabrikaları, SÜMEROLDİNGİN Adana, Erzincan, şanlıurfa, Denizli, Bakırköy, Çanakkale, Beykoz Malatya İşletmeleri , TESTAŞ Aydın Tesisi, TZD Manisa Kükürt İşletmesi, TZD Sakarya Traktör Fabrikasının faaliyetlerine son verildi.

Önümüzdeki yıllarda GERKONSAN, ETİ KROM, ETİ ELEKTROMETALURJİ, SEKA Aksu İşletmesi, SEKA Kastamonu İşletmesi, SEKA Karacasu İşletmesi ve TAKSAN’ın faaliyetlerine son verecekler.

Son duyumlarımıza göre “otoyollarımız, köprülerimiz, viyadüklerimiz” de özelleştirilecekmiş…
Yüce Türk Ulusu!

Bu fabrikalar yalnızca senin benim para kazandığımız, alın teri döktüğümüz ticari işletmeler değildir.

Bu fabrikalar geleceğimizin teminatıdır!

Bu fabrikalar çocuklarımızın rahatça yaşayabilmeleri için, bizden sonraki nesillere bir “Vatan” bırakabilmemizin teminatıdır!

Bu fabrikalar senin, benim bileğimin gücüyle, alnımın teriyle kuruldu… Ama başa gelen kendini bilmezler, aymazlar, para babaları senin emeğini, ekmeğini müslümanım diye diye gavura sattı!

Özelleştirdiler sen, ben bu ülkenin insanları aç kaldı, işinden oldu:

Özelleştirmelerle, Çimento Fabrikalarından 3028, Et ve balık kurumlarından 691, ORÜS’lerin 2341 çalışanının 2080’i , Sümer Holding’in 4807 çalışanın 2153, PETLAS’ın 1102 çalışanının 631’i, POAŞ’ın 3822 çalışanının 2783’ü, TÜSTAŞ’ın 73 çalışanının 33’ü, KÖYTAŞ’IN 44 çalışanının 41’i, SEK Süt’ün 1359 çalışanının 845’i, Ordu Yağ Sanayinin 181 çalışanının 73’ü, Kardemir’in 5417 çalışanının 1498’i, ÇELBOR’un 201 çalışanının 101’i son 7 yılda işlerini kaybetmişlerdir.
Var mı bundan daha kısa anlatımı…?

Evet var!

İşte Size 5 yıllık AKP Dönemi Tablosu:

Gördüğünü gibi:
2002 yılındaki 219,3 milyar dolarlık “Toplam Ülke Borcu”, 2007 yılı Mart ayı sonunda %86 (188,7 milyar dolar) tırmanarak 408 milyar dolara çıkmıştır.
• 2002 yılında 3,164 dolar olan “Kişi Başına Toplam (Kamu + Özel) İç ve Dış Borç Yükü” AKP iktidarında %76,7 (2,427 dolar) artarak, Mart 2007 sonu itibariyle 5,591 dolara tırmandı!
• 2002 yılında “İhracatın İthalatı Karşılama Oranı” %69,9 iken, 2007 Mart sonu itibariyle %66,5’e gerilemiştir.
• Vergi Gelirlerinin GSMH içindeki payı 2002 yılında yüzde 21,7 iken, 2006 yılında %26’ya yükseltildi. Böylece Son 12 yılda %67 artan Türkiye’de dolaylı vergilerin payı da %72,3’e tırmandı. Diğer ülkelerde bu oran; ABD %17,6, Japonya%20,1, İsviçre %22,6, Belçika %24,6, Fransa %25,4, Kanada%26,3, İsveç %26,4, Almanya %29,2, Hollanda %30,8’dur.
• 2005 itibariyle ülkemizin en zengin 3,7 milyon insanı, en fakir 3,7 milyon insanından en az 23,6 kat daha zengin.
• Bugün 20 milyon yurttaşımız Yoksulluk Sınırının altında yaşamaya çalışıyor, 1 milyon insanımız da Açlık Sınırında yok olmamama mücadelesi veriyor.
• Ülkemiz tarım sektöründe 2002 yılında %6,9 oranında büyüdü, ama AKP’nin 5 yıllık ortalama büyüme oranı %1,4.

Yeter mi?

Yetmez!
2001-2002 yılları arasında okullaşma oranı %99,4 iken 2005-2006 yılında bu oran %95,4’e geriledi.
• Milli Eğitim Bakanlığı ile ilgili 14 kanun, 87 yönetmelik, ve yönetmelik değişikliği ve yönerge değişikliği yapılarak 605 imamın kurumlar arası nakil yoluyla Milli Eğitim Bakanlığı’na geçişi sağlandı…
• 2001’de şüpheli çocuk sayısı 43,808 idi. 2004’de bu sayı 51,900’e çıktı.

Siz bana RTE’nin ve ABD Gül’ün icraatlarını kıskandığımı söylüyorsunuz… Çekemiyormuşum!

Utanın bari de biraz sesiniz kısılsın…

Türk Halkı’nın parasını çaldınız!
Türk Halkı’nın dinini çaldınız!
Türk Halkı’nın emeğini çaldınız!
Türk Halkı’nın umutlarını çaldınız!
Türk Halkı’nın geleceğini çaldınız!
Türk Halkı’nın yarınını çaldınız!

Utanın bari de biraz sesiniz kısılsın…

Ben bu zat-ı muhteremleri bi özetliyim,

Avrupa Birliği’ne giremeyeceğimizi bas bas bağıranlar vardı Meclis kürsüsünde… Aynı zat-ı muhterem şimdi AB’nin kapısında yatar oldu…

Bazı zat-ı muhteremlerin eşleri Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Dava etti!

Bazı zat-ı muhteremler de, kişisel giderlerini devlet’e ödetmekle hakkında fezleke düzenlendi, sonra “bu ülkeye baş olmak istiyorum” dedi…

Gelip bu ülkenin çiftçisine, işçisine, öğretmenine, doktoruna, mühendisine, emekçisine çattınız, artistlik yaptınız, ama nedense kanı bozuk bir it, Türkiye’ye kafa tutarken sizler kuyruğunu kıstırmış kediler gibi kaçarak, şekeri elinden alınmış bir çocuk gibi zırlayarak Amerikalı ablalarınıza, ağabeylerinize şikayet ettiniz!!!

Türk evladı bu ülke için şehit olmuş yatarken, bazı zat-ı muhteremler “yan gelip yatma” dedi… Ama aynı zat-ı muhterem askerliği için üye olduğu partisinin büyüklerine yalvararak torpil istedi: kantinci oldu! Çocuğuna da çürük raporu aldı ve askere göndermedi!

“Şehitlik en kutsal mertebedir!” Bunu bari ağzınıza dolamayın dedik; bazı zat-ı muhteremler Şehitlerimize “kelle”, Terörist başına “sayın” dedi!

Her gün cami avlusunda “din elden gidiyor!”, “Müslüman isen bize oy ver! Kafir düzeni yıkacağız! Bize oy verirsen cennete gidersin” dediniz; şimdi aynı cami avlusuna bazı zat-ı muhteremler arka kapıdan giriyor!

Vatana şehit vermiş analar, babalar, oğullarının cenaze de bazı zat-ı muhteremlerin ellerini sıkmadı ama aynı eller, Amerika’da Yahudilerden ödül alırken birer vantuz gibiydi…

Atatürk’ün mücadele ettiği kişileri yenerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açtı; bazı zat-ı muhteremler o meclisi “Atatürk’e saldıran hainlerin” torunlarıyla doldurdu, onları danışman yaptı…

Şimdi ise siz bana kalkmış RTE ve ABD Gül beyin “Türk’ün Atası Atatürk” ile eş değer olduğunu söylüyorsunuz…

Buna ben bir tarafımla güler, sonra da acı acı ağlarım…

Yahu siz hangi liderden bahsediyorsunuz?

Sloganınız “Ne Tandoğan, Ne Çağlayan, İnadına Erdoğan!”

Yazık ettiniz beyler…

Bu vatana yazık ettiniz…

Yazı kategorisi: ABD Uşakları, Abdullah Gül, Aldatma ve Karalama Partisi, Cüneyt Zapsu, Genel, Kemal Unakıtan, Recep Tayyip Erdoğan, Yabancılara Toprak Satışı, Yolsuzluk | 8 Yorum »

KDV ve Vergi Rezaleti

Yazan: vatanhainleri Haziran 27, 2007

Değerli Okuyucular…

Bugün de size KDV de yapılan rezaleti ortaya dökmek istiyorum!

1 Ağustos 2004 tarihinde bir kanun çıktı… Bu kanunla sağlık, eğitim, gıda harcamaları KDV’ye tabidir…

Ama;

KDV’si o tarihe kadar %18 olan pırlanta, elmas, yakut, zümrüt ve incinin bugünkü KDV’si %0!

Yani,

Çocuk emziği %18 KDV’ye tabi, Pırlanta %0!

Odun, kömür %18 KDV’ye tabi, Zümrüt %0!

Tezek ve gübre %18 KDV’ye tabi, Yakut %0!

Tükenmez kalem %18 KDV’ye tabi, Elmas %0!

Son kararnameye göre de “havyarın” KDV’si %8’e indirdiler ama “köylünün gübresi” hala %18!

Asgari ücret vergiye tabi, ama 2 milyar dolara banka hissesi satanlar, vergiye tabi değil!

Ayrıca son olarak AKP’nin çıkardığı 4811 sayılı “Vergi Barışı Yasası” ile, devletin 8 milyar YTL’lik (8 Katrilyon lira) alacağı silindi…

Peki kim için yapıldı bu barış?

1 Bakan,
2 Siyasi Parti Lideri,
15 Milletvekili,
132 AKP’li il ve İlçe başkanı,
48 “Yeşil Sermaye” Patronu,
172 işadamı,
15 sanatçı…
Ayrıca vergi kaçırdıkları gerekçesiyle yargılanan 15 bin kişi…

Dahası mı?

Vergi Gelirlerinin GSMH içindeki payı 2002 yılında yüzde 21,7 iken, 2006 yılında %26’ya yükseltildi.

Böylece Son 12 yılda %67 artan Türkiye’de dolaylı vergilerin payı da %72,3’e tırmandı. Diğer ülkelerde bu oran; ABD %17,6, Japonya%20,1, İsviçre %22,6, Belçika %24,6, Fransa %25,4, Kanada%26,3, İsveç %26,4, Almanya %29,2, Hollanda %30,8’dur.

Benden söylemesi…

Ben size hangi partiye oy kullanmanız gerektiğini söyleyemem ama “Amerika’nın Kurduğu Parti’ye” oy atmayın…

Her şey için çok geç olabilir…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Yolsuzluk | 3 Yorum »

Zapsu’dan son Haberler

Yazan: vatanhainleri Haziran 27, 2007

Başbakan Erdoğan’ın Danışmanı olduğu söylenen ancak Başbakanlığın CHP Adana Milletvekili Kemal Sağ’ın verdiği soru önergesine verdiği yazılı yanıtta,

“Cüneyt Zapsu adında bir personelin Başbakanlık danışmanı olmadığı kayıtlarımızdan anlaşılmıştır”

denilerek, ne idüğü meçhul bir kişi olarak ortalıkta dolaşan, Cüneyt Zapsu hakkında son havadisleri sizlere aktarmak istiyorum!

Cüneyt Zapsu, bilindiği üzere 2002 seçimlerine “Alman vatandaşı olduğu” ortaya çıktığı için AKP’den aday olamamıştı…

El-Tayyip, 22 Temmuz seçimlerinde Zapsu’yu aday göstermek istedi. Ancak “Alman vatandaşlığı” kaldırılması, yani Zapsu’nun ikinci vatandaşlığını terk etmesi gerekiyordu.

Erdoğan’ın bu işi bir “vatanseverlik örneği” olarak lanse etmeyi ve “ülkesi için ikinci vatandaşlığı bırakan danışman” imajı ile hem Zapsu’yu aklamayı, hem de “zenginler kulübünden” oy almayı planlamıştı…

Ancak Zapsu, Erdoğan’ın bu isteğine haftalarca cevap vermedi!

Aday listelerine son şekil verilirken de Zapsu’dan cevap gelmedi…

Yani sizin anlayacağınız “Vatanseverlik örneği” Zapsu, “ikinci vatandaşlığı olan Alman vatandaşlığından” feragat edemedi…

AKP’lilere saygı ile duyrulur!!!

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Cüneyt Zapsu, Recep Tayyip Erdoğan | 4 Yorum »

İfade Özgürlüğü

Yazan: vatanhainleri Haziran 27, 2007

Sevgili okuyucularım,

Bugün sizlere Türkiye’de ifade özgürlüğün olup olmadığını, sözde o medeniyet projesi olan Avrupa Birliği Devleti’nin ne kadar medeni olduğunu ve ifade özgürlüğünün ne kadar bulunduğunu, Türkiye’deki AB yalakacılarının ve sözde Türklerin barbar ve yasakçı bir zihniyet taşıdıkları için eleştiren, Avrupa’daki insanların ise aşırı gelişmiş sanki birer uygarlık abidesi olduğunu sanan sözde aydınların uygulamalarını ve faaliyetlerini incelemeye çalışacağım…

Orhan Pamuk’un söyledikleri,

Roman yazdığı ve edebiyatçı olduğu söylenen Orhan Pamuk, İsviçre’nin Tagesanzeiger’le yaptığı bir konuşmada, Türkiye’de 1915-1917’de Ermenilere yönelik etnik temizlik yapıldığından ve 1984 yılından bu yana da Kürtlere kötü davranıldığından söz ederek şöyle dedi:

“Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü ve benden başka hiç kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor. O halde ben yapıyorum ve bu yüzden benden nefret ediyorlar.”

Bu konuşmada Orhan Pamuk Avrupa’yı “düşünce özgürlüğü ve demokrasisi” için övüyor ama Avrupalı gazetecinin sorularına sinirleniyor ve onu da Avrupalı saymıyor!..

“Sizi kutlarım!.. Bu söyleşide, kendimi Avrupalı değil de, bir Türk gazetecinin karşısına oturuyorum gibi hissettim.”

İsviçreli gazeteci “kendisinin Türk’e benzemediğini” söyleyince, Pamuk “Hayır ama, bu ülkede 2-3 yıl önce hortlayan milliyetçiler gibi konuşuyorsunuz…” diyor! Yani ona göre ülkeyi sevmek ölmüş bir duygu! “Milliyetçilik” ilkesi sanki Atamızın bize mirası değil, üç beş yıllık bir fikir!

En yukarıdaki sözü içinde (sözde soykırım hakkındaki sözleri) Avrupalı gazetecinin sağduyulu,

“Ama siz hala konuşuyorsunuz. İlle de başınızı derde mi sokmak istiyorsunuz?” sorusu üzerine, Orhan Pamuk “Evet…” diyor!

Başını derde sokmaya meraklı olan Orhan Pamuk’un bu sözleri Aktüel dergisinde yayımlanınca, hakkında, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 310-1 maddesi uyarınca 1 yıla kadar hapis istemiyle, 30 Haziran 2005 tarihinde dava açıldı. Böylece Pamuk istediğini gerçekleştirmiş oldu..

Yalan aynı yalan sayılar şişirme!

“Beyoğlu’nda 2 Kasım 1918’de Rumlar şenlikler yapar, Türkler elemden ağlarken Patrikhane’de mühim bir toplantı olmuştur. Burada alınan kararlara uygun olarak Aydın mebusu Emanuelis, İzmir mebusu Mimaroğlu ve Çatalca mebusu Dimitriyadis ertesi gün, üyesi bulundukları Osmanlı Devleti’nin Parlamentosu’nda, Damat Ferit’in önce temas ettiği, azınlıkların katliamı konusunu bir takrirle getirmişler, suçluların cezalandırılmasını istemişlerdir. Türkler’in bir milyon Ermeni’yi imha ettiklerini, “40 asırdan beri memleketin medeniyet unsuru” olduğunu söyledikleri Rumlar’dan 500 bininin imha, sürgün ve emlakinin de müsadere olunduğunu iddia etmişlerdir.” (16 Mayıs 1919, İstiklal Harbi Gazetesi)

Sözde soykırım şimdi de Kürtlere yapılmış… Heyhat!

Hrant Dink’in Söyledikleri,

Türkçe ve Ermenice yayımlanan Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Yahudi Soykırımı ile sözde Ermeni soykırımını arasında benzerlik olduğunu belirttiği “Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı yazı dizisinde, 13.02.2004 tarihinde şunları yazdı:

“Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”
“Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kansorejen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.”

Bu ifadeler nedeniyle Hrant Dink hakkında, eski Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi uyarınca, “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan dava açıldı. Yargılama yapıldı ve Hrant Dink 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza ertelendi…

Elif Şafak’ın söyledikleri,

“Baba ve Piç” adlı romanı okudunuz mu? Aylarca liste başı kaldı bu kitap… Hangi gazetenin kitap ekine baksam liste başı… Bu kadar gaz verilir mi birine? Veriliyor işte! Bu kitapta Türkleri “soykırımcı kasap” olarak gösteriyor yazar Elif Şafak:

“Bütün akrabalarını 1915’te kasap Türkler’in ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum.”

Bu cümleden dolayı Elif Şafak’a 301. maddeden yargılandı ve suçsuz bulundu! Nasıl mı?

“Roman karakteri bunu söylüyor, ben değil” diyerek…

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr.(!) Atilla Yayla’nın söyledikleri,

“Amerika’nın Kurduğu Parti”nin bir gençlik kolu etkinliğinde konuşan Atilla Yayla:

“Kemalizm gericiliğe karşılık gelir.” Dedi…

Bir sürü tartışma çıktı, yaygara kopartıldı.. Peki sonuçta ne oldu? Hiç… Atilla Yayla hala Gazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır, ve profesör ünvanı yerli yerinde…

AKP’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik’in söyledikleri,

Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu evi ziyaretten dönerken, otobüste Atatürk ile alay ve hatta hakaret eden bu AKP’li zat ne oldu?

Cuma Bozgeyik’in anlattığı bu fıkrayı buraya alamam. Çünkü bu yayın ilkem ile bağdaşmaz! Kalleşler kalleşlik yaptıkları yerde kalacaklar!

Ertuğrul Özkök’ün söyledikleri,

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, sanırım Türk Milleti’nin kutsal saydığı üç şeyi bilmiyor olsa gerek ki, “Üç Güzel Bayrak ve Milli Marş” adlı 8 Mart 2006 tarihinde bir yazı yazdı:

“Türkiye’de milli marşın okullarda zorunlu olarak öğretilmesini gerektiren bir kanun var mı? Dün bu konuyu araştırdım ve olmadığını öğrendim.”

Özkök! Kanun olmasına gerek var mı? Bu Millet’in başından geçen olayları anlatan en güzel yapıttır “İstiklal Marşı”mız ve her Türk evladının öğrenmesi gereken bir eserdir.

Bir Milleti Millet yapan en önemli üç şey:

• Vatan’dır
• Bayrak’tır
• Milli Marş’tır

Ayrıca Milli Marş’ımız, Anayasamızın daha 3. maddesinde güvence altına alınmıştır. Siz herhalde yasaları sondan okumaya başladınız…

Yaşar Kemal’in söyledikleri,

Yaşar Kemal, pek çok defa Nobel Ödülü’ne aday gösterildi… Ama söyledikleri Orhan Pamuk kadar etkili olamamış ki Orhan Pamuk ödül alırken Yaşar Kemal de hava gazı almıştır…

13 Ocak 2007’de “Gerillanın adını terörist koyduk!” diyerek PKK’yı açıkça savunan Yaşar Kemal, Türk Ceza Kanunu’na göre, ”terör ve teröristi alenen övme” kapsamında yargılanmadı… Ama söyledikleri bununla kalmadı:

“Gerillanın adını terörist koyduk. Bundan da bir umut bekledik. Sözcükler her zaman, her koşulda değişebilir ve bir gün işe yaramaz olur.(..) Kendi halkıyla savaşan bir ülke olduk.(..) Ey milliyetçi ırkçılarımız, dünyada bir tane dostumuz varsa, o da Irak Kürtleridir.(..) Bir insana, bir halka ne yaparsanız yapın, ama onuruyla oynamayın. Bu benim gençliğimden bu yana dilimde pelesenk ettiğim bir sözümdür. Bizim yöneticiler bunun tersini yaptılar. Halka etmediklerini bırakmadılar. Yüreğim yanıyor bunları söylerken, ben bir yazarıyım çünkü bu halkın.” (Gerillanın Adını Terörist Koyduk, Hürriyet Gazetesi, 14 Ocak 2007 s.1 ve 22)

Başkent Ankara’da Nadire İçkale’nin İçkale Oteli’nde yapılan ve DTP (Demokratik Toplum Partisi), İHD ( İnsan Hakları Derniği), ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ön plana çıktığı “Türkiye Barışını Arıyor” adlı toplantıya, Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay’ına bir dönem başkanlık yapmış olan Sami Selçuk da katıldı ve konuşmaları dinledi!

Yaşar Kemal bu toplantı da böyle konuştu:

“Binlerce çiçekli bu bahçeden bir çiçeği kopararsanız bir kokudan, bir renkten mahrum kalırsınız” dedi.

Leyla Zana’nın söyledikleri,

1991 seçimleri sonrası 6 Kasım Çarşamba günü TBMM’de milletvekili yemin töreni yapılıyor… Koalisyon ortağı SHP listesinden milletvekili seçilen eski HEP (-Halkın Emekçi Partisi- tescilli hainlerin örgütü PKK’nın siyasi organı olarak çalışıyordu, 1990 yılında SHP’den ayrılan 10 milletvekili tarafından Fehmi Işıklar başkanlığında kuruldu; Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma tehlikesine karşı 1991’de adını DEP –Demokratik Halk Partisi- olarak değiştirdi) milletvekilleri “Kürtçe yemin” ediyordu…

TBMM’ye gelen Leyla Zana, Hatip Dicle ve beş arkadaşı, PKK’yı simgeleyen renklerden oluşan yaka mendilleri, saç bandı ve PKK rozetleri taşıyorlardı!…( Erkek milletvekillerinin ceketlerinin mendil ceplerinde PKK bayrağının rengini taşıyan sarı-yeşil-kırmızı renklerden oluşan mendiller, yakalarında ise PKK rozetleri, Leyla Zana’nın başında da aynı renklerden örülmüş bir bant ve yakasında da iğnelenmiş bir mendil bulunuyordu. Hatta Diyarbakır SHP milletvekili ve Divan üyesi Sedat Yurttaş yakasında da PKK rozeti vardı.)

Leyla Zana Genel Kurul’da İstiklal Marşı okunduktan sonra, salona girdi. Ayrıca Aykut Edibali, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan da İstiklal Marşı okunduktan sonra Genel Kurul salonuna girdiler… Leyla Zana’ya yemin sırası geldiğinde, önce Hatip Dicle kürsüye çıktı ve aynen şunları söyledi:

“Biz ve arkadaşlarım bu metni, Anayasa baskısı altında okuyoruz!”

Bu sözlere SHP ve özellikle ANAP sıralarından hiçbir tepki gelmedi. DYP milletvekilleri ise masalara vurularak, sürekli olarak protesto ettiler. Hatip Dicle’yi konuşturmadılar.

Hatip Dicle, milletvekili yemin metnini iki kez okudu ve her defasında “Anayasamıza aykırı olarak” eklemeler yaptı ve yemini geçersiz sayıldı. Saat 18:14 sıralarında kürsüye gelen Leyla Zana ise “Kürtçe yemin etti ve sonunda Kürtçe slogan attı!..”

Leyla Zana’nın Kürtçe ne dediğini kimse anlamadı. Katipler de Kürtçe bilmediği için zabıtlara

“Leyla Zana anlaşılmayan bir dilde bazı kelimeler kullandı!” diye geçirdi…

Tüm bunların yaşanmasının nedeni, yani bu PKK’lı teröristlerin Türk Ulusu’nun Meclisi’ne girmelerinin sebebi, SHP’nin HEP’lilerle koalisyona gitmeleridir. SHP’nin başında oturan İsmet Paşa’nın oğlu Erdal İnönü her ne pahasına olursa olsun meclise girmek istiyordu… Sonunda bu amacına ulaştı. Bu nedenle parti içindeki liderlik yarışında muhalifi Deniz Baykal’a karşı Ocak’ta toplanacak Olağanüstü Kongre’de bir tek oya bile ihtiyacı vardı. İnönü, oy kaybına uğramamak için HEP’liler ne yaparsa yapsın onlara şirin gözükmek istiyordu… Yani oy karşılığı ülkenin bütünlüğüne resmen kastediyordu!

Leyla Zana bilindiği gibi “Bölücü terör örgütüne üye olmak ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozmak” suçundan mahkum olmuştu…

Ama daha önce Cumhurbaşkanı Özal’ın geleneksel yılbaşı resepsiyonlarının birincisi 8 Ocak 1992 Çarşamba akşamı Çankaya Köşkü’nde verdiği yemeğe katıldılar…

Yani dağdaki haydut, eli kanlı teröristler meclise girmekle kalmadı, Atamızın ikamet ettiği köşke, Çankaya’ya da adım attılar!!!

Hatip Dicle’nin söyledikleri,

SHP’nin milletvekili Hatip Dicle, “Türkiye’yi böleceklerini” ve “bağımsız bir Kürt Devleti kuracaklarını” yurt dışında açıkları.

Dicle, Belçika’da yayınlanan Le Libre Belgigue Gazetesi’ne verdiği demeçte,

“1923’ten bu yana ulusal Kurtuluş Savaşı verdiklerini, Lozan Antlaşması’nın Kürdistan’ı böldüğünü, bir Kürt Kürdistan’ı olmadığını” söyledi…

Ayrıca;

“Türkiye’ye NATO silahı vermeyin. Türkiye NATO silahını Kürtlere karşı kullanıyor. Bu silahları Türkiye’ye vermemek lazım. Silahı sevmeyiz ama kendimizi savunmak için bizim silahlanmamız lazım. Barış ve siyasi çözümden yanayız. Türkiye’nin gelip bizimle konuşması lazım. Ben ve 21 Kürt arkadaşım, her an ölüm cezasına çarptırılabiliriz. Türkiye Parlamentosu’ndayız ama parlamentoda demokratik tartışma ortamı yoktur. Alernatif yok. Silahlı gerillayı desteklemek zorundayız.”

Değerli arkadaşlar,

Bunca konuşmayı bir araya derledim… Görüyorsunuz! Öylesine bir demokrasi ve ifade özgürlüğü var ki ülkemizde, herkes konuşuyor… Ama konuştuklarının cezasını çekmeye gelince nedense hep Avrupalı medeni(!) ağabeylerine sığınıyorlar, gözyaşı döküyorlar… Ceza alıyorlar AB affedin diyor…

Teröristler Türkiye Meclisi’ne giriyor, çıkar uğruna… Ne olmuş güzelim Vatanıma? Ne yapmışlar? Bunlar gizli kapaklı olan olaylar değildir. Bunlar alenen olmuş, yaşanmış olaylardır… İşte buraya da bunları yazıyoruz ki Türk Milleti’ni hala aptal olarak görenler utansın, Millet’i cahil görenler utansın!

Biz Türkler her devirde uygarlığa örnek olmuş bir milletiz! Dünya bizimle medeniyete ve kültüre ulaşmış! Ancak kendilerini çok ileri sayan Avrupalılar bizzat teröre destek vermişler, terör yaratmışlar, sırf para, güç uğruna dünyadaki tüm insanlığı kirli oyunlarına alet etmişlerdir! Bunun acı bilançosu ise iki Dünya savaşı ile özetlenebilir:

  1. Dünya Savaşı; Batılı devletlerin çıkardığı bu savaşın sonucunda 50 milyon kişi ölmüştür…
  2. Dünya Savaşı; Yine Batılı (sözde medeniyet abideleri) devletlerin çıkardığı bu savaşın bilançosu ise 30 milyon kişidir…

Evet neyse yine dönelim konumuza… Ülkemiz tam bir haklar ve özgürlükler cenneti! Diğer Avrupalı Devletlerin yasalarını inceledikten sonra hayretler içinde kalmamak mümkün değil! Bizim sözde aydınlarda yukarıda saydığım kişilerin ceza almasından pek bir muzdarip! Neymiş efendim! Tam özgürlükmüş… Neymiş efendim sınırsız ifade özgürlüğüymüş… Yahu siz hiç sınırsız özgürlük diye bir şey gördünüz mü ki? Bize ilkokuldan beri kişi hak ve özgürlüklerimizin, bir başkasının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde bittiği öğretilmedi mi? Siz hangi sınırsızlıktan bahsediyorsunuz?

  • Atatürk’e, O eşsiz kumandanın eserlerine sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Türk’e, Türklüğe sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Türkiye’ye, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne, Ulusal Egemenliğe karşı çıkmak mı ifade özgürlüğü?
  • Şehitlerimize, gazilerimize sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Gece biz rahat rahat ”yan gelip yatalım” diye nöbet tutan askere, orduya, kumandanlara sövüp, teröristleri övmek mi ifade özgürlüğü?
  • Terörist başlarına, bölücülere, vatan hainlerine, hükümet şakşakçılarına, Yahudi uşaklarına, ABD hayranlarına, ABperestlere ödüller vermek, veren elleri alkışlamak mı ifade özgürlüğü?

Kahrolsun böyle ifade özgürlüğü… Olmaz olsun!

O sizin çok övdüğünüz Avrupa Birliği Devletlerinin yasalarına bir bakalım şimdi, nedir bu ifade özgürlüğü hangi ülkede ne kadar var?

Fransa

Avrupa Birliği Kurucu Üyesi,

Fransız yasaları;

  • Dinci ve ırkçı nefreti ifade eden yazı yazılmasını yada halka bu yönde konuşulmasını yasaklamıştır.
  • Nazi Almanya’sında Yahudi soykırımı (Holocaust) yağıldığını inkar etmeyi yasaklamıştır.
  • Türkiye’nin Ermeni Soykırımı yapmadığını söylemek yasaklanmıştır.
  • Kişilere cinsel tercihleri nedeniyle nefret içeren söz söyleme ve yazı yazma yada şiddet uygulama, hapisle cezalandırılacak bir suçtur.
  • Hükümet, yayın ruhsatı bulunan radyo ve televizyon kanallarına bile kısıtlama getirme hakkına sahiptir.
  • Devletin resmi belgelerinde ve yayınlarında, Fransızca’nın dışında bir dile ait kelimelerin kullanılması yasaktır. Ayrıca, ticari söylemlerde, yani reklamlarda da Fransızca dili dışında bir dilin kullanılması yasaktır. (Ama nedense bize gelince diğer dillerde eğitim hakkı, bilmem ne hakkıyla Türkçe yok edilmeye çalışılıyor! Devletin bakanlıkları bile İngilizce yayın yapıyor, rapor hazırlıyor. Size ilginç bir anekdot daha: Diyarbakır Belediyesi’nin Internet sayfası Türkçe, İngilizce ve Kürtçe…)

Almanya

Almanya AB üyesidir.

Alman Anayasasında;

  • Kişisel hakaretler ve nefret söylemleri (Volksverhetzung) yasaktır.
  • Neo-Nazi propaganda ve Gamalı-Haç gibi Nazi sembollerinin kullanılması yasaktır.

Polonya

Polonya AB üyesidir.

  • Katolik Kilise’sinin dinsel görüş duygularına hakaretin cezası ya hapse çarptırılmak yada en az bir gün gözaltında tutulmaktır.

İrlanda

İrlanda da AB üyesidir.

  • İfade özgürlüğü, kamu düzenini ya da kamunun ahlakını bozacak ya da Devletin otoritesini sarsacak biçimde kullanılımaz.

Vay anasını!

Herifler de öyle bir özgürlük var ki;

  • Devlet’e, Devlet’in kurucusuna/kurucularına, kurtarıcılarına sövebilirsin!
  • Ülkeyi bölebilecek yayın yapabilirsin!
  • Kendi milletine de sövebilirsin!
  • Dilini de, kültürünü de yerden yere vurabilirsin…

İşte o sizin hayran olduğunuz uygar(!) devletler ve yasalarındaki “ifade özgürlüğü”

Bizim bu yukarıda saydığımız kişilerin, Orhan Pamuk, Hrant Dink, ve Leyla Zana, ortak bir yönü var…

Ne olduğunu merak ediyor musunuz?

Orhan Pamuk, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra “Nobel Ödülü” aldı…
Hrant Dink, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra Norveç Edebiyat ve İfade Özgürlüğü Akademisi tarafından 13 Ekim 2006’da “ödüllendirildi.”
Leyla Zana, Avrupa Parlamentosu’ndan “Sakharov Barış Ödülü” aldı. (Zana’ya ödül 1995’te verilmişti ama o yıllarda hapiste olduğu için ödülü 9 yıl sonra 2004’te aldı.

Yani Devletimizi bölmek parçalamak isteyenler ödüllendirildi! Kim tarafından?

AB… Yani Avrupa Birliği Devleti!

Türkiye, Avrupa Birliği’nin sanki daimi üyelik adayı… Sonu gelmez! Tam anlamıyla bitmeyen oyun!

Yukarıda belirttiğim kişiler Avrupa Birliği’nden ödül aldılar. Peki ya diğerleri?

Diğerleri de sıradalar… Merak etmeyin onlarda çalışmalarının karşılığını alır! Bol bol ödül var zaten hepsine yeter…

Birde sözde Ulusalcı ve Atatürkçü geçinen bazı Cumhuriyet gazetesi yazarlarına bikaç şey söylemek istiyorum…

Mesela Başta Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Selçuk’a!

Orhan Pamuk’a ve Hrant Dink’e dava açıldığında, köşesinden;

“Pamuk’un ve Dink’in cezalandırılmalarına tümüyle karşıyız” (Bir Bardak Suda Fırtına.., İlhan Selçuk, Pencere, Cumhuriyet Gazetesi, 14.10.2005) diyen Selçuk…

Sonra yine bir Cumhuriyet Gazetesi yazarı Oral Çalışlar’a;

“Hrant’ın mahkum olan yazısında ne söyleyip ne söylemediğini tartışmayacağım. Sonuç olarak düşüncesini söylemişti. Bu düşünceler bir kısım insanın hoşuna gitmeyebilir.”

“Düşünce ülkemizde hala suç olmaya devam ediyor. Hala yazanlar, çizenler, konuşanlar, sırf düşündüklerini söyledikleri için yargılanmaya ve mahkum olmaya devam ediyor.” (Arkadaşım Hrant Dink, Cumhuriyet, 08.10.2005) diyerek nesnellikten çok öznel bir yaklaşımla “ifade özgürlüğünü kullanan Çalışlar..

Fethullahçı Atatürkçü(!) Profesörümüz Toktamış Ateş’e;

“Hrant Dink’in 6 ay mahkumiyetine yol açan yazısını okumadım. Fakat Türklüğe hakaret ettiğini hiç sanmıyorum.

Orhan Pamuk’un o talihsiz beyanatı neden verdiğini anlayamadım. Zaten o zaman, bu konudaki “bilgi eksikliğini” vurgulamıştım. Ancak “Orhan Pamuk bazı şeyleri yanlış biliyor ve gereksiz konuşuyor.” Diyerek, Orhan Pamuk’u mahkum etmenin anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Eğer bu ülkede düşünce özgürlüğü varsa insanların, doğru yada yanlış, her türlü düşüncelerini dile getirme özgürlüğü olduğunu düşünüyorum.” (Düşünce Özgürlüğü ve Hrant Dink” Arayış, Cumhuriyet, 11.10.2005) diyerek tam bir laf salatası yapmış olan ve söylediklerinden kendisi de bir şey anlamayan profesörümüz Ateş’e..

Cumhuriyet’in baş yazarı Ali Sirmen’e,

“Özgün görüşlerini savunan, gazeteci Hrant Dink 2005 yılında, Türklüğe hakaretten, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, cezası 6 ay ertelendi. Hrant Dink kendine özgün görüşlerin ve cesur tavırlarıyla, çok kişiye, hatta kimi zaman artık bir avuç kalmış Ermeni cemaatinin kimi üyelerine de aykırı bir insan.

Şahsen ben, “1.5 milyon Ermeni’yi kestik” diyen Orhan Pamuk’un bu sözlerinden çok, velev ki, belgesiz ve dayanıksız olsun, bu fikri açıkladığı için kovuşturulmasını toplum için tehlike olarak görüyorum.” (Atilla İlhan’dan Hrant Dink’e Türkiye, Cumhuriyet, 13.10.2005)

Yine bir Cumhuriyet yazarı Zeynep Oral’a,

“Lafı dolandırıp durmayayım: Hayır, asılacağından falan değil, sırf mahkum olduğu için günlerdir Hran dink ile atıyor kalbim.

Orhan Pamuk hakkında “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan, üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Evet birileri Türkiye’yi ve Türklüğü fena halde alenen aşağılıyor… Ama kim?
Dilerim şu günlerde Hrant Dink’le ve Orhan Pamuk’la karşılaşmam… Karşılaşmam ki, özgürlüğümden utanmayayım!”
(Özgürlüğümden Utanmak, Esintiler, Cumhuriyet, 16.10.2005) diyen ama diğer arkadaşlarıyla nesnel bir inceleme yapmaktansa gene öznel ve duygusal bir açıklama yapmayı yeğleyen Oral’a..

Cumhuriyet gazetesi yazarı Vecdi Sayar’a,

“Önceki gün, bir grup arkadaş Hrant Dink’i ziyarete gittik, Agos Gazetesi’ne. Dostluğundan her zaman gurur duyduğum Ermeni bir yurttaş, seçkin bir aydının “Türklüğü aşağılamaktan” hüküm giymesine tepkisiz kalamazdık elbette.

Şimdi de, Orhan Pamuk benzer suçlamalarla karşı karşıya. Umarım, uluslar arası yazar örgütleri ve Avrupa Birliği’nin uyarıları etkili olur da benzer bir akıbetle karşılaşmaz Pamuk.” (Çok İşler Oldu İstanbul Şehrinde, Kedi Gözü, Cumhuriyet, 14.10.2005) diyerek Avrupa Birliği’nin zaten içişe olan ilişkilerimize daha da baskı yapmasını isteyen, tüm devletlerin yıkımlarında baş neden olan azınlıklar üzerinden siyaseti yeniden hortlatmaya çalışan şu cümlelerle Sayar’a…

Görüyorsunuz ya, profesörler bile bu ülkede okumuyorlar, okumadıkları yazı hakkında fikir beyan ediyorlar! Böyle olmamıştır da şöyle olmuştur… Yapmaz canım, yapmaz kesinlikle! Sanki çocuklarının kötü bir işe bulaşıp, sonra haber verildiğinde “hayır benim çocuğum öyle biri değil, yapmaz kesinlikle” diye kol kanat geren ebeveynler…

Ne günlere düştük?

Sizler bu ülkenin “aydın” kişilerisiniz… Oturmuşsunuz size verilen “ifade özgürlüğü” denilen şeylerden yararlanıyorsunuz. Hem de teröristlerin ve bölücülerin kullandığı “ifade özgürlüğünden”…

Yazın çizin bakalım belki size de bir “ödül” verirler…

Yazı kategorisi: ABD Uşakları, Anavatan Partisi, Avrupa Birliği Devleti, Elif Şafak, Ertuğrul Özkök, Genel, Hatip Dicle, Hrant Dink, Leyla Zana, Orhan Pamuk, PKK ve Kürdistan Meselesi, Sözde Ermeni Soykırımı, Turgut Özal, Yaşar Kemal, İçimizdeki AB Yalakacıları | 10 Yorum »

Türk Olmak!

Yazan: vatanhainleri Haziran 26, 2007

Değerli okuyucularım,

Bugün size bir hainliği tescil etmeyeceğim… Ancak kendimizi ne olarak görmek istediğimizi ve gerçekte ne olduğumuzu anlamaya çalışmamız gerek!

Bugün devletimize olduğu kadar, tarihimize, kültürümüze ve dilimize sahip çıkmalıyız! Aksi taktirde emperyalistlerin gölgesi altında köle olarak, Ulus bilincinden yoksun yaşarız…

İngiliz Başbakanı William Edwart Gladstone;

“Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz. Türklerin yaptıkları kötülükler yalnız bu suretle ortadan kaldırılabilir; kendileri yok olmakla..”

İzmir’i işgal edildikten sonra Yunan Metropolit Hrisostomos;

“Asker evlatlarım, Elen çocukları!
Bugün ecdat topraklarını yeniden fethetmekle, İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp, içerseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara karşı kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım. Haydi, buyurunuz, bütün Azizler sizin arkanızda olacak. Atalarınızın toprakları sizleri bekliyor.”

Lord Curzon;

“Türkler Avrupa’dan atılmalıdır. Amerikalı senatör Lodge’un dediği gibi İstanbul Türklerden tamamen alınmalı, bir veba tohumu olan, harplerin yaratıcısı, komşuları için bir küfür olan Türkler Avrupa’dan silinmelidir.”

Jean Louis Carra;

“Türkleri Avrupa’dan kovmak gerekir. Ancak önce taksim konusunda anlaşılmalıdır.”

Martin Luther;

“Bugün Türklerin ayakları altında ezilip inleyen Hıristiyanlar, zamanı gelince onları yargılayıp, cezalandıracaktır. Türk ordusu şeytan ordusudur.”

27 Şubat TV8 Pazar Sohbetleri adlı programda Mehmet Ali Birand;

“Türkiye AB’ye girmeyi başaramazsa, eski milliyetçi fikirler hakim olur, kötü günler geri gelir… Allah’tan üye olursak, temel kararları Türkiye vermeyecek, Avrupalılar verecek, çünkü biz beceriksiziz.”

Evet… Türkler sözde medeniyet abideleri olan Avrupalı insanlara ve bunlara aldanmış Türk(!)lere göre, barbar, asi,beceriksiz, hastalık insanlar!

Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk ise Türklere atılan tüm bu yalan ve iftiralara tek kalemde şu karşılığı veriyordu;

“Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir seçkin varlığın yüksek belirlemesine, sahne oldu. Bu sahne 7 bin yıllık, en aşağı, bir Türk beşiğidir. Beşik, doğanın rüzgarlarıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk, doğanın yağmurlarıyla yıkandı; o çocuk gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları doğanın babası tanıdı; onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlayan güneştir.” (Prof. Dr. Utkan Kocatürk, Atatürk’ün fikir ve Düşünceleri, Genişletilmiş 2. Basım, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara, 2005, s.301)

Batılılar, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden yola çıkarak, bir “kültür emperyalizmi” oluşturmuşlardır. Kurdukları üniversitelerde bilim ve araştırma üreterek tüm dünyaya kendilerine göre bir kültür, tarih ve dil biçmekteler.

Ama işe yarıyor mu diye soracak olursanız evet işe yarıyor. Bugün ülkemizdeki ders kitaplarına bir bakın… Türk tarihi acaba kaç yılında başlıyor? Tarih kitaplarında “1071 Malazgirt Savaşı”nı “Anadolu’nun Türklere açılması olarak” anlatmıyor mu?

Ama Başkumandanımız Atatürk yukarıda alıntıladığımız konuşmasında Türklerin Anadolu’da 7000 seneden beri bulunduğunu söylemiyor mu:

“Bu sahne 7 bin yıllık, en aşağı, bir Türk beşiğidir.”

Batı “11. Yüzyıldan önce Anadolu’da Türk yoktur.” Diyor bizde bunu ders kitaplarına geçiriyoruz…

Ancak tarih bilimi; Anadolu’da ön Türk kültürüne ait bulguların geçmişinin 9 bin yıl öncesine kadar dayandığını ve Türk’ün 15 bin yıl yaşında olduğunu ortaya koyuyor; yani Atamız 90 yıl önce bize bir gerçeği anlatıyordu…

Peki anlatıldığı gibi Türkler barbar mı? Medeniyetin hastalığı mı?

Milattan önce 3200’lerden Milattan sonra 10. yüzyıl ortalarına kadar uzanan çok geniş bir zaman dilimi içersinde Türkler medeniyete çok önemli katkılarda bulunmuştur.

Tarihte bilinen en eski Türk Kavmi Hunlar değildir ve Türk Tarihi Hunlar ile başlamaz.

Tarihimizde kurduğumuz devletler arasında “Türk” adını taşıyan ilk siyasi yapılanma, “Göktürk Devleti” değildir. Akad çivi yazılı belgelerden anlaşıldığı üzere, günümüzden yaklaşık 4200 yıl önce Doğu Anadolu’da kurulmuş olan “Türki Krallığı”, “Türk” adını taşıyan en eski Türk devletidir.

Milattan önce 2000 yıl başlarında Asur çivi yazılı kaynaklarda da, sık sık “Turukkular” adı verilen bir kavimden bahsedilmektedir. Gördüğünüz gibi burada da “Türk” adı mevcuttur.

Sümerlerin filolojik, antropolojik teolojik ve arkeolojik belgelerle, en eski Türk kavimlerinden biri olduğu kanıtlanmıştır. Böylece anlaşılabilir ki, yazıyı icat etme onuru da Türklere aittir.

“Emekte ve nimette müştereklilik” olarak özetleyebileceğimiz ve “Teokratik Sosyalizm” yada “Manet Sosyalizmi” denilen rejimi ilk tasarlayan ve uygulayanlar da Sümerlerdir. Yani ilk sosyalist rejimi oluşturanlar Türklerdir.

Mezopotamya’da Milattan Önce 2650-2550 yılları arasında tarihlenen “Er Sülaleler II” devrinde, Sümer kentlerinde din ve devlet işleri birbirinden ayrılarak, dünya tarihinin ilk “laik” devlet sistemi meydana getirilmiştir. Kısacası “laik” sistemin kökü Antik Yunan’a değil, Antik Türklere aittir. Görüyorsunuz ya bizim kültürümüzü çalıp, benimseyenler şimdi medeni, hala “laik” sistemi savunan ve yaşatan Türkiye ise geri bir ülke oluyor… Kültürümüze sahip çıkmalıyız!

Devam edelim…

Gelenek hukukunu yazıya döken ilk toplum da Mezopotamya’da yaşayan Sümerlerdir. Urukagina Kanunları (MÖ. 2375), Ur-Nammu Kanunları (MÖ. 2060), Ana İttuşu Kanunları (MÖ. 2060-1960) ve Lipit-İştar Kanunları (MÖ. 1900), Sümerce olarak kaleme alınmış olan kanunlardır, ayrıca ilk yazılı kanunlardır. MÖ. 1750 olarak tarihlenen Babil Kralı Hammurabi kanunları ise gördüğünüz gibi binlerce yıl sonra oluşmuştur. Dahası Babil Kralı önceki yasaları ilham ve kaynak olarak almıştır.

Mezopotamya medeniyetlerinden olan Kas’ın ve Elamlar’ın da Türklerle akraba oldukları ispatlanmıştır. Bunun delili olarak iki kavmin de, Türkçe’ye çok yakın hatta aynı dili konuşmaları gösterilir.

Ayrıca Sümerler, sütun, kemer ve kubbe gibi mimari yapıları Batı’dan 5000 bin yıl önce kullanmıştır. Böylece tarihe de mimari alanda pek çok eser bırakmıştır. Mısırlıların yaptıkları piramitler, Sümerlerin yaptıklarından yüzyıllarca sonradır ve Sümerlerin tapınak ve mabetleri Mısırlılarınkinden çok daha büyüktür.

Mezopotamya’da Milattan Önce 2350-2150 yılları arasında büyük bir imparatorluk olan Akadlar’ı yıkan Guti’ler (Gud’lar) yani Oğuzlar olduğu, dolayısıyla Oğuz Türklerinin tarihinin günümüzden binlerce yıl öncesinde başladığı kanıtlanmıştır.

Anadolu, 1071 Malazgirt Savaşından sonra Türkleştiğini söylemek tamamen akla ve mantığa aykırı olduğu kadar tarihe, bilime de aykırıdır. Türklerin Anadolu’daki varlıkları Milattan Önce 6000 yıldan daha eskidir.

Çünkü, yazılı kaynaklara göre, Milattan Önce 3000 yıldan itibaren Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşadıkları kanıtlanan Hurriler’in Türk olduğu anlaşılmıştır. Bölgede Milattan Önce 5000-3000 yılları arası olarak tarihlenen Neolitik kültürün de Huri Türklerinden kalma olduğu açıklanmıştır.

Milattan Önce 9. ve 6. yüzyıllar arasında Van Gölü ile İran’ın Urmiye Gölü arasındaki topraklarda yaşayan ve bu toprakları vatanları olarak kabul eden, Urartular da Hurriler’in torunlarıdır ve bölgedeki Türk varlığını devam ettirmiştir.

Görüyorsunuz ki bölgede çok eski bir varlıktır Türkler. Bugün sözde Kürdistan masalları ile başkalarına verilmek isteniyor atalarımızın toprakları… Varın siz düşünün.

Anadolu’dan İtalya’ya göç eden Troyalılar ile Avrasya’dan göç eden Saka Türkleri, İtalya’da karışıp kaynaşmışlar ve Sonucunda Etrüskler yada Tursaklar adı verilen kavmi meydana getirmişlerdir. Roma İmparatorluğu bu kavime çok şey borçludur.

Tarihe Hititler yada Atamızın deyişiyle Etiler olarak geçen Türk topluluğu, Bronzu keşfederek bunu alet yapımında kullanmıştır.

Ayrıca tarımı ve tekerleği bulan topluluklar da Türk soyundan gelmektedir.

Yani sözün kısası Türkler, yazıyı, ilk yazılı yasaları, mahkemeleri, para kullanan, ilk okul açan, tekerleği, bronzu vb. bulan ilk ulustur.

Bugün çoğu bilim adamının kabul ettiğine göre, Aztek, Maya, İnka, Toltek, Zapotek, Olmek, Kızılderililer, Sümerler, Etiler, Oğuzlar, Akadlar, Troyalılar, Asurlular, Macarlar ve Finliler Türk soyundan gelmektedirler. Ayrıca Almanların ve İtalyanların Türklerle oldukça benzerliği vardır. Çünkü bu iki toplumun bulunduğu coğrafya, tarihte Türk göçlerine sahne olmuştur…

Gördüğünüz gibi biz Türkler tarih boyunca yüksek bir kültür ve medeniyet sahibi insanlar olmuşuz. Batılıların cahilliği, geri kalmışlığı, sahteciliği bizim üzerimize yıkmaları anlaşılabilir. Çünkü onlar bunca şeyin Türkler tarafından yapıldığını bilmektedirler. Bizleri medeniyet dışarısında gösteriyorlar ve bunca kültür mirasının üzerine kendileri konuyorlar. Bizim bilim adamlarımız da her şeyin kökenini ya Antik Yunan!a dayandırıyorlar, yada Rönesans ve Reform hareketlerine…

Atamızın dediği gibi;

“Büyük devletler kuran atalarımız, büyük ve geniş kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuşlardır.
Bunu aramak, incelemek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizim için bir borçtur.
Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

Yazı kategorisi: Avrupa Birliği Devleti, Genel, M. Ali Birand, İçimizdeki AB Yalakacıları | 1 Yorum »

Vakit Gazetesi 88 yıl önce de aynı…

Yazan: vatanhainleri Haziran 18, 2007

Sevgili okuyucularım,

Sizlerle yıllar öncesine gitmek istiyorum… Tam 88 yıl önceye!

Daha TBMM kurulmamış, Ulusal Direniş başlamamış, hatta Atamız Samsun’a ayak basmamış… Ama kalleşler iş başında, satılmışlar Rum’a, İngiliz’e, Fransız’a, Amerikan’a hizmet etme yarışında! Başta korkak, aciz ve haysiyetsiz bir padişah!

Ve gün gün illerimiz vatanımız işgal ediliyor.. İzmir’in işgalinden sonra tüm “Vatansever, Milliyetperver” insanlarımız kan ağlarken, emperyalizmin yerli işbirlikçileri işgali kutsal sayıyor, destek veriyor!

Gazetenin ismi şu günlerde çok manidar: “Vakit Gazetesi”! Dün de, bugün de üslubu değişmemiş.. Yine “Ulus” bilincinden yoksun, yine hükümet yalakası…

Bu bilgiye Hulki Cevizoğlu’nun “İşgal ve Direniş” adlı eserinden ulaştım… Eğer okumadıysanız bu kitabı mutlaka okuyun …

İzmir’in İşgal’inden 2 gün sonra, 17 Mayıs 1919:

VAKİT GAZETESİ: “İŞGALE KARŞI ÇIKMAYALIM!..”

“İzmir askeri tesislerinin Yunanistan işgali altına alınması kamuoyu üzerinde korkunç bir sır etkisi yaptı.(!..) Hükümetin basına dağıttığı resmi açıklama metni, bu sırrın çözümünü kolaylaştırmaktan çok biraz daha üzerini örtmektedir.(..)

Gerçi bugün İzmir havalisinde müttefiklerin çıkarlarını tehdit edecek bir durum bulunduğuna ilişkin hiçbir şey yoktur. Bununla birlikte, böyle bir işgal bize göre gereksizdir. Fakat madem ki İtilaf Devletleri kendileri için böyle bir durum olduğunu zannetmişler. Zararı yok, karşı çıkmayalım (engellemeyelim). Nihayet mütareke süresince devam edecek olan böyle bir önlem almalarına bir şey demeyelim.

Eğer İzmir’i işgal eden asker İngiltere, Fransa, Amerika, İtalya devletlerinden birine mensup olsaydı, bu biçimde bir akıl yürütme geçerli ve mantıklı olabilirdi. Fakat gerçek bu merkezde değildir. İzmir limanına çıkarılan asker Yunan kuvvetlerinden oluşmaktadır. Sırf bir Mütareke namenin uygulamasını biçim ve niteliğinde olsa bile İzmir’in Yunan kuvvetleri tarafından derin bir üzüntü ile karşılamak yeterlidir. Bununla beraber sorun bundan ibaret kalsaydı, bugüne kadar derin acılara katlanan Anadolu Türk ve Müslümanlar buna da geçici olarak sabır ve sükut ile katlanmayı göze alırdı. Ne yazık ki böyle değildir. İzmir’in işgalinin anlamı, bundan daha başka daha acı bir gerçeği içerir. Amiral Kaltorp (Calthorpe) tarafından merkezi hükümete verilen notaya göre, İzmir’in işgali Mütarekename’nin değil, belki Paris Barış Konferansı’nın hakkımızda aldığı kararlar arasındaki bir maddenin uygulanmasından ibaret olduğu anlaşılmaktadır.

İşte bütün Anadolu’yu en derin endişe ve azaplar içinde kıvranmaya mecbur eden şey, meselenin bu yönüdür.(…)

Türkiye meselesi basit bir iş değildir ve en pürüzlü mesele Harp’ten (1. Dünya Savaşı) önceki Türkiye’nin ihtiva ettiği çeşitli milletlere verilecek yeni yönetimlerin biçimi ve içeriğini belirtmektir. Sırbistan, Suriye, Irak, Kilikya, Ermenistan, İzmir, Trakya, İstanbul meselelerinin her biri bir ırk ve millet meselesidir.(…)

Mehmed Asım”

Evet… Vakit Gazetesi yazarı Mehmed Asım’ın yazısı bu şekilde!

İşgal’e üzülmeyen Mehmed bey, işgalin nedenine dayalı olarak çok üzülüyormuş…

Bu üzüntüsünü de “İşgal’e karşı çıkmayın!” diyerek gösteriyor…

Ne diyelim, “Vakit Gazetesi” işte…

Yazı kategorisi: Dinci Yayınlar, Vakit Gazetesi | 11 Yorum »

“İki Yüzlülük” Bu kadar olur ancak…

Yazan: vatanhainleri Haziran 11, 2007

Ne diyor Dışişleri Bakanı ABDullah Gül 8 Mart 1995 tarihinde RP grubu adına TBMM’de yaptığı konuşmada?

“Böyle önemli bir anlaşmanın, bu şekilde imzalanmasına, biz Refah Partisi olarak, metot, usul ve esas yönünden kaşı olan tek grubuz, tek partiyiz. Şurada “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” yazıyor. Bunun anlamı nedir? Bu kadar önemli bir karar alınırken, milletin bu konuda bilgisi olması ve milletin bunu bilmesi gerekir. Bunun anlamı budur. Şimdi soruyorum: Türkiye Gümrük Birliği’ne girdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin en önemli antlaşmasına imza atan bu hükümet, halka gerçekten bir bilgi vermiş midir? Parlamentoya bilgi vermiş midir? Bu, demokratik bir anlayış mıdır?

Türkiye’nin Avrupa Birliğine giremeyeceği kesindir. Bunu Avrupalılar söylemektedir. Çünkü, Avrupa Birliği bir Hıristiyan Birliğidir.

Avrupa, Türkiye’yi işte kendi avantajlarından faydalandırmayarak bir mekanizma bulmuştur ve Türkiye’yi Gümrük Birliği’ne böyle sokmuştur. Birçok sanayi, özellikle orta ve küçük ölçekli sanayi Türkiye’de batacaktır. Yarın göreceksiniz, batan sanayi karşısında, odanıza iş diye gelen insanların sayısı on misline çıkacaktır. Bugün, sanayi ile uğraşan büyük sanayiciler, göreceksiniz yarın sanayiden vazgeçecek. Avrupa’da, onlar ithalatçı durumuna düşecek ve ithal ettikleri malı satacaklar. (…) Bu da Tanzimat Fermanından Mustafa Reşid Paşa ile başlayan zihniyetin devamıdır. Bunun için halka sormaktan korkulmuştur. (…) Düyun-i Umumiyeyi hatırlayın, tekparti devrinin ideologları, onları tenkit ede ede bu halkın beynini yıkadı; fakat, ne yazık ki aynı duruma Türkiye’yi düşürmekle meşguller.”

Bugün…? Bugün AKP denen satılık parti AB’nin kapısında yatıyor.. ABDullah Gül ve partisinin genel başkanı… Refah Partisi zamanında az saydırmıyorlardı AB için “Hrıstiyan” Birliği diye…

Ne oldu dünden bugüne ne değişti? Avrupa Birliği bir Hrıstiyan Kulübü olmaktan vaz mı geçti? Yoksa “Elhamdülillah Şeriatçıyız.” diyenler “papazlarla” sarmaş dolaş olup “hrısityan” mı oldu?

AB’ye girmek için “Türkler’den nefret eden bir “aziz” in heykeli altında imza atan Başbakan” 2002′de Vatikan’ın da merkezinin bulunduğu Roma’ya gittiğinde Berlusconi’ye ne demişti?

“AB’ ile KAtolik nikahı olsun ki, hiç bozulmasın!” (Mengi, Güngör, “Siyasetin Cilvesi” (“Anket ve Lider” başlıklı makalenin alt başlığı), Vatan Gazetesi, 23 Kasım 2006, s.3)

Böyle olacağı zaten belli değil miydi?

“Papaz elbisesi dahi giyerim”

Eee bize laf düşmez…

Yazı kategorisi: Abdullah Gül, Aldatma ve Karalama Partisi, Avrupa Birliği Devleti, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan, İçimizdeki AB Yalakacıları | 12 Yorum »

Her gün milyonlarca bedave gazete nasıl dağıtılıyor?

Yazan: vatanhainleri Haziran 11, 2007

Değerli okuyucularım,

 biliyorsunuz, Fethullahçılar bugün Amerika’daki bağlantıları ile, tüm dünyaya yayılmış okullarında yetiştirdiği ajanlar ile Türkiye’de de çok büyük bir rol oynuyor! 

Ülkeyi gerilere sürüklemeye, amerikanlara satmaya sözzde müslümanlık yapan ama hrıstiyan misyonerleriyle ortak çalışan fetullahçılar her gün Türkiye’de 1 milyon 300 bin adet gazeteyi bedava dağıtmaktalar…

Peki düşündünüz mü değirmenin suyu nereden geliyor?

Bedava diye sattıkları gazete aslında sizlerin cebinden çıkıyor sevgili halkım! Cebinizde ki parayı gazsp eden sonra da paralarla bin bir türlü karanlık işler çevirenler Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynuyorlar…

Hepimiz artık gözümüzü açmalıyız…

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Dinci Yayınlar, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 59 Yorum »

Zeki Ergezen’den birkaç demeç…

Yazan: vatanhainleri Haziran 10, 2007

Irz ve Namus düşmani sağcılar ve solcular

AKP’li Bakan Zeki Ergezen, sağcı ve solculan “Irz ve namus düşmanı, taciri” olarak suçlarken, düzenin de yıkıldığını iddia ediyordu:
“… Dört-evlilik; Kur’an dört evliliğin nasıl yapılacağını tarif ediyor. Müslümanlardan kaç tanesi böyle olabilir?… Ama kendileri gayri meşru yaşantılarını devam ettirebilmek için Müslümanları akılarınca köşeye sıkıştırmaya çalışıyorlar… Halbuki, kendileri gayri meşru hayat yaşıyorlar. Ne dörtte kahyor, ne kırk dörtte kalıyor…
Namus, ırz düşmanı bunlarl.. Namus, ırz tüccarları bunlar!, Sağcısı da solcusu da böyle!…
Bu düzen yıkılmıştır da fakat Müslümanlar batının oyununa geldikleri için, kendi nizamlarını takdim edemedikleri için mevcut düzenin yerine kendi nizamlarını nasıl kuracaklarını halka anlatamadıkları için, bu düzen payandalarla durduruluyor. Çünkü bu düzenin ayakta durması mümkün değildir…”

Türkiye’de siyah köpekler var

“Ordu bize karşı müdahale yapamaz, yaparsa ağızlarına burunlarına dolaşır” diyen, Zeki Ergezen, bir konuşmasında da şunları söylüyordu:
“… 70 yıldır Türkiye’de siyah köpekler var. Bu siyah köpeklerden kurtulmalıyiz- Ben Laik değilim. Kur’an sade ve sade Ramazan ayında okunmak için gelmemiştir. Kur’an sa­de ve sade gelinlik kızlarımızın boyunlarına asılmak için gelmemiştir. Kur’an bir hayat nizamıdır. Hayat ve hayatin tüm safhalarına tatbik edilmek için gelmiştir. Kur’anı rehber, Hz- Mühammedi önder yaparak yürümeliyiz—
Fatih ne demiş?.. devlet ile din, et ve kemik gibi birdir.”

Ortak Payda; Türklük düşmanlığı

Milli Görüş kökeninden gelen, Ak Parti ve Saadet Partisi saflarında Atatürk, Türklük, Laiklik, Demokrasi ve Cumhuriyet düşmanlığı ile tanınan kurucu üye, yönetici ve milletvekilleri toplanıyordu.
Saadet Partisi Diyarbakır Milletvekili Ö. Vehbi Hatipoğlu, Almanya da; Güneydoğu Anadolu bölgesini “Kürdistan” olarak tanımlarken, Kur’an’ın Kürdistan’i uyaracağını vurguluyor, Allah’ın bütün lrklar için geçerli bir nizamı indirdiğini, onun da “Şeriat ve Kur’an nizamı” olduğunu söylüyordu.
Hatipoğlu, “Ne Mutlu Türküm diyene’ diye dağlara taşlara, betonlara yazdılar. Ama milletin yüreğine, beynine nakş edemediler…” diyerek, Tayyip’in “Ne Mutlu Türküm Diyene ne demek” şeklindeki sözlerine katılıyordu.

PKK’lıların şehit ettiği her asker ve polisin ardından keyiflenen ve baklava ziyafetleri düzenleyen PKK’lılara “Aynı amaçta çarpıştığımız gerilla kardeşlerimiz” diyerek destekler yağdıran, Tayyip Erdoğan’ın bayram tebriki gönderdiği IBDA-C’nin yayın organlarına her firsatta demeçler veren, AKP Bitlis Milletvekili ve Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen de Türklüğü tahkir eden sözleriyle onlarla aynı kulvarda koştuğunu gösteriyordu:

“…Gelin dağa taşa, ‘Ne Mutlu Türküm’ diye yazacağımıza, gelin dağa taşa ‘Ne Mutlu Müslüman’im’ diye yazalım…”

Ergün Poyraz – Hilafet Ordusundan Arap Kürt Partisine – sf:252

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, PKK ve Kürdistan Meselesi, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Zeki Ergezen, İBDA/C Örgütü | 2 Yorum »

BU NE KÜSTAHLIK?

Yazan: vatanhainleri Haziran 9, 2007

Sitemize 100000 tıklamanın onuruna bir yazı yazacaktım… Ancak posta kutuma gelen bir e-posta ile fikrimi değiştirdim!

Birileri Büyük Türk Milleti’nin KANIYLA ÇİZİLMİŞ OLAN KIRMIZI SINIRLARINI BİR KUKLA DEVLETİN UĞRUNA YOK ETMİŞ!

BU NE KÜSTAHLIK!! BU NE KENDİNİ BİLMEZLİK! SEVGİLİ OKURLARIM! VERECEĞİM BU SİTEYE PROTESTO MESAJLARI ÇEKİNİZ! İNGİLİZCE, FRANSIZCA, ALMANCA BİLEN ARKADAŞLARIMIZ BU DİLLERDE YAZDIKLARI PROTESTO MESAJLARINI ÇEVİRSİNLER!

 SİTE ADERSİ http://www.eurominority.org/

SÖZDE SİTE KÜRDİSTANI BÖLÜCÜLÜK TARAFTARLARINA EKLEMİŞ ANCAK BÖLÜCÜLÜĞÜ KENDİSİ TÜRKİYE’NİN TOPRAKLARINI KÜRDİSTAN OLARAK GÖSTEREREK YAPMIŞ!

BU HARİTA DA TÜRKİYE’NİN SINIRLARI DİĞER AVRUPALI DEVLETLERİN YANINDA YARISI KALLEŞÇE BAŞKA BİR ADLA VERİLMİŞTİR! BUNU DERHAL ENGELLEYİNİZ! HER DUYARLI TÜRK VATANDAŞININ YAPMASI GEREKEN ŞEY BU SİTEYE MÜMKÜN OLDUĞU KADAR ÇABUK BİR PROTESTO MESAJI ATINIZ!

BU ADRES İSE SÖZDE TÜRKİYE’Yİ VE TÜRKLERİ TANITAN ADRESTE:

http://www.eurominority.org/version/eng/minority-detail.asp?id_minorities=262

HAYDİ ARKADAŞLAR İŞ BAŞINA!

ÜLKEMİZİN SINIRLARINI KANLA ÇİZDİK MÜREKKEPLE KARALAYAMAZLAR!

Yazı kategorisi: Avrupa Birliği Devleti, Genel, PKK ve Kürdistan Meselesi | 8 Yorum »

7 canın, 7 Halk cocuğunun yakınlarının acıları BİZİM ACIMIZ….

Yazan: vatanhainleri Haziran 8, 2007

Meclis kapanıyor, listeye de girememiş, bir daha oturamıyacağı koltuk için ağlıyor…

Yazıklar olsunnnnn.. Derken, Adapazarından görüntüler geldi ekrana… Ahmet Kaya fotoğraflı tişört giyen iki-üç genç linç edilmeye çalışılıyor…

Emniyet güçleri onları kaçırıp sorguluyor linç girişiminde bulunanlar serbest. Olmuyor.. Böyle olmamalı…

O iki genç değilki bizim duşmanımız…
Onlar bizim kardeşlerimiz… Onlar bizim zenginliğimiz…
Düşman karıştırılmamalı…

OYUNA GELMEMELİYİZ…

Senoryoyu yazanların istediği zaten bu….

Kardeş kardeşi vursun…

BIR KEZ DAHA AYNI OYUNA GELMIYECEĞİZ.

12 Eylül öncesi yaşadık ve izledik biz bu filmi…

14 Nisan da Anıtkabir’de, Sonra Çaglayan da, Edremit’te, Çanakkale’de, İzmir’de, Samsun’da, Manisa’da, Samsun’da, Denizli’de kısaca tüm Türkiye’de bayrağını eline alıp gelen tüm halkımız AYNI OYUNA GELMİYECEĞİNİ ANLATMAK için kol kola, omuz omuzaydı… Gerçek düşmanın, TÜRKİYE, TÜRKLERE BIRAKILAMAYACAK KADAR ÖNEMLI diyenlerin, TÜRKLER ORTA ASYA STEPLERİNE SÜRÜLMELÜ diyenlerin kim olduğunu bildiğimizi haykırmak için,YERLİ İŞBİRLİKÇİLERİNİN kimler olduğunu, Ali Kemal’lerin, MANDACILARIN kimler olduğunu haykırmak için, Kısacası, SEVR’i tekrar bize dayatmaya çalışanlara karşı,

ULUSAL ONURUMUZA SAHİP ÇIKMAK ve BU ÜLKENİN SAHİPSİZ OLMADIĞINI Haykırmak için doldurduk o meydanları…

Bundan sonra hiç birşey eskisi gibi olmamalı. Kısa dönemde hesabı SANDIKTA GÖRMELİYİZ…

MUTLAKA OYUMUZU KULLANMALI, ve OYUMUZUN SAHİBİ OLARAK HESABINI BİZİ YÖNETMEYE ÇALIŞACAKLARDAN HER FIRSATTA SORMALIYIZ!!!

OYUMUZU kullanıp bir köşeye çekilmek, bir dahaki seçime kadar beklemek yok ARTIK. BU ÜLKENİN İÇERDEKİ VE DIŞARDAKŞ DÜŞMANLARINI, İŞBİRLİKÇİLERİNİ BİLECEĞİZ,

DOSTLARIMIZLA KUCAKLAŞACAĞIZ, DAYANIŞMA İÇERSİNDE OMUZ OMUZA OLACAĞIZ.

Yılgınlık yok….Tarih bize göstermiştir ki Anadolu toprakları bizden başkasına yar olmamıştır. Eskiden böyleydi…Şimdi de böyle… Bundan sonrada böyle kalacak…

Kalbi bu ülke için çarpan tüm dostlara selam olsun…

Sevgi ve Saygılarımla,
Mehmet Demirkol

Yazı kategorisi: Genel, PKK ve Kürdistan Meselesi | 2 Yorum »

Cüneyt Zapsu kimdir?

Yazan: vatanhainleri Haziran 8, 2007

Hasan Cüneyt Zapsu, 1956 yılında İstanbul’da doğdu. Alman Lisesi‘ni ve İstanbul Üniversitesi’ni bitirdi. Münih Üniversitesi’nde İş idaresi eğitimi gördü. Babası Pertev Zapsu 1980 yılında öldü. Annesi Gaye Zapsu hala yaşıyor ve aile ilişkilerinde çok önemli bir rolü var: Uzel Makine’nin sahibi İbrahim Uzel’in kızı. Ailenin büyük oğlu Aziz Zapsu, BİM’in yönetim kurulu başkanı…

BİM‘in, Yasin El Kadı, Mehmet Fatih Saraç ve Mohammed Omer A. Zubair‘in ortak olduğu, kuruluş sözleşmesini Yasin El Kadı adına Tayyip Erdoğan’ın da avukatı olan Faik Işık’ın imzaladığı Caravan Dış Ticaret ve İnşaat Limited Şİrketi’ne para yatırdığı ortaya çıkıyordu.

BİM’in büyük ortağı ise Amerika merkezli Yahudi sermayesinin başarılı finans şirketlerinden Merrill Lynch. BİM’in yönetim kurulunda AKP’lilerin ağabeyi Korkut Özal, Cüneyt Zapsu, terörist Yasin El Kadı, George Bitar, M. P. Kassamali Merali, Ekrem Pakdemirli, Başbakan Tayyip Erdoğan’a kızının kına gecesini evinde yapacak kadar yakın olan Nakşibendi tarikatı’nın önemli isimlerinden Mustafa Latif Topbaş yer alıyordu…

Kadı ile ilişkiler gündeme geldiğinde BİM’deki bazı ortaklar gözden kaçıtılıyordu… Bunlar; 2000 yılında ortak olan Bank of Amerika, International Investment Corparation, 1999 yılında ortak olan Merrill Lynch Global Emerging Marketing Partuens, World Wide Limited…

MASAK raporu’na göre El Kaide’nin elemanı Yasin El Kadı ile para ilişkileri olanları açıklamıştık… Bu raporda Hasan Cüneyt Zapsu’nun 60 bin dolar, Annesi Gaye Zapsu’nun 250 bin dolar Yasin El Kadı’nın Al Baraka Türk’teki hesabına para yatırdıkları ortaya çıkıyordu.

31.03.2004 tarihli Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun Raporuna göre Yasin El Kadı ile para ilişkisi olan Nimet Gıda’nın yönetim Kurulu Üyeleri;

Mehmet Fatih Saraç, Osman Faik Bilge, G. Abdülaziz Zapsu, Mustafa Rıza Yazan, Ahmet Erdoğan, Tayfun Ergün, Mustafa Latif Topbaş, Hasan Cüneyt Zapsu…”

Yine aynı rapora göre Ahsen Plastik’te Kadı ile para ilişkisi içindeydi. Ahsen Plastik Yönetimi şu isimlerden oluşuyordu:

G. Abdülaziz Zapsu, Tayfun Ergin, M. Fatih Saraç, Hasan Cüneyt Zapsu, M. Latif Topbaş…”

Yasin Al Kadı ile para ve ortaklık ilişkisine giren bir başka şirket ise Ülker Gurubuna dahil AK Gıda idi: AK Gıda‘nın Yönetim Kurulunda;

Mustafa Latif Topbaş, Murat Ülker, Zeki Ziya Sözen, İbrahim Halit Çizmeci, Metin Yurdagül, Sabri Ülker, Orhan Özokur…” gibi isimler yer alıyordu.

Neyse gelelim biz Cüneyt Zapsu’nun kim olduğuna… Cüneyt Zapsu Azizler Holding, Balsu, Massey Ferguson ve Uzel traktör fabrikası doğrudan etkili olduğu kuruluşlar. BİM’i saymıyorum bile… Üye olduğu kuruluşlar ise ayrı bir kitap yazılacak boyutta: TÜSİAD, MÜSİAD, Türk – Amerikan İş Konseyi, Dünya Ekonomik Forumu ve daha pek çok uluslararası örgüt.

Baba Pertev Zapsu bir süre Almanya’da yaşıyor. Oğulları burada okula başlıyor. Aile önce Almanya’da sandiviç satıyor, buradan iplik ticaretine giriyor bu alanda büyüyor.

Aile 1966 yılında Türkiye’ye dönüyor. Uzel Makine’de ortaklığı olan Zapsu ailesi yakın tarihte bu ortaklıktan ayrılıyor, fındık işine giriyorlar. Uluslararası alana taşınan fındık işi Cüneyt Zapsu’nun alanında kalıyor; BİM marketler zinciri ise ağabeyi Aziz de…

Anne Gaye Zapsu, “Türk Müslüman Kadını” portresi olarak, sağın ünlü Atatürk düşmanı Necip Fazıl Kısakürek’in çıkardığı Büyük Doğu dergisine kapak oluyor. Gaye hanım ayrıca “kadın hat sanatçısı.”

İstanbul ve Almanya’da işletme ve iş idaresi eğitimi alan Cüneyt Zapsu, İstanbul’a döndüğünde, ağabeyi Aziz Zapsu ile ticaret yapıyor. 13 Haziran 1977′de İstanbul Ticaret Odası’na kayıtlı Azizler Holding’i kuruyorlar. Söz konusu holding’in yönetim kadrosu ise kağıt üzerinde şöyle;

“Aziz Zapsu, Hasan Cüneyt Zapsu, Kenan İsmail Öktener, Gaye Zapsu.”

Cüneyt Zapsu hala INC (International Nut Council) Başkanlığını yürütüyor. INC, merkezi İspanya ve ABD olan, dünyanın 40 ülkesinden 500 civarında, kabuklu meyve (badem, fındık, mahun cevizi, antepfıstığı, çamfıstığı, kestane, ceviz, pecan…) sektör temsilcisi bu örgütte yer alıyor. Aralarında dünyaca tanınmış markalar var: California Almond Board, Çin kestane üreticileri, Mac Farm, Planters, Blue Diamond, Kraft, İtalyan FerreroÜyelerinin sadece işlenmemiş tarım ürünü cirosu 5 milyar dolar civarında. INC, WHO (World Health Organisation) ve AB Codex Alimentarus, yani gıda standartlarında tek belirleyici muhatap kabul edilmekte.

Ticarete atılan Zapsu ailesi bu yıllarda Türkiye’nin tanınmış iki ailesiyle yakın ilişkiler kurmaya başlıyorlar: Özal ve Topbaş aileleri. Özal ailesinden Korkut Özal, Topbaş ailesindense Mustafa Latif Topbaş ile ilişikiler sürekli gelişmiş

Mustafa Latif Topbaş, 2000 ve 2001 yılında vergi rekortmenleri olarak ilk yüze girmiş. Ancak Yahya Murat Demirel, Hayyam Garipoğlu ve diğer sanıklarla birlikte vergi kaçakçılığından yargılanmış. Ülker’in kurduğu Link içeceklerinin yönetim kurulunun başkan vekili. Natura ve Ak Gıda kendisine ait.

Bu iki ailenin ortak özellikleri ise, Naşibendi olmaları. Özal, İskenderpaşa; Topbaş ise Erenköy cemaatine bağlı. Topbaş ve Zapsu ailesi gelişen ilişkiler sonucu, 1995 yılında BİM mağazalar zincirine ortak oluyorlar. Zincirin bir diğer halkası ise, Nakşibendi şeyhlerinden Emin Saraç’ın oğlu Fatih Saraç. Özal ve Zapsu ailelerinin ilişkileri 1990′lı yıllarda başka bir oyut kazanıyor: Korkut Özal Demokrat Parti’nin başına geçiyor, Başkan vekili ise Cüneyt Zapsu!

Bedirhan Aşireti

Osmanlı ve Cumhuriyet Türkiye’si döneminde Kürtçülüğün iki ana kola ayrıldığı görülüyor. Birincisi ve en fazla taraftar toplamayı başaran Nakşibendi Tarikatı şeyhlerinin başını çektiği özerklik yanlıları olduğu görülüyor. İkincisi ise, Osmanlı Türkiye’sinde başını Bedirhan aşiretinin çektiği Cemilpaşazadeler ve Babanlar’ın destek verdiği Cumhuriyetin ilk yıllarından sonra yeraltında kayan, 27 Mayıs 1960 Anayasası’nın gölgesinde “Doğu Kültür Ocakları”, değişik sosyalist gruplar ve nihayet PKK’ının başını çektiği “tam bağımsızlık” yanlıları.

Bedirhan aşiretinden çok sayıda ünlü isim günümüz Türkiye’sinde siyasi, akedemik, sanat, sanayi ve ticaret ortamında yerini almıştır. Prof. Emre Gönensay ile birlikte Cüneyt Zapsu ilk akla gelen isimlerden. Gönensay, Tansu Çiller’in Başkanlığında Dışişleri Bakanı olarak görevde bulundu. Cüneyt Zapsu ise Recep Tayyip Erdoğan’ın “aklımın yarısı” olarak kanse ettiği baş danışmanı.

Gazateci Çiğdem Toker Maliye Bakanı Kemal Unakıtan‘a herkesin içinde bir soru sordu:

“Cüneyt Zapsu ile Yasin El Kadı arasındaki kara para trafiğini belgeleyen MASAK raporunu sümen altı ettiğiniz ve işleme koymadığınız söyleniyor. Bu kouda ne yaptınız?”

Unakıtan bu soru üzerine şaşırdı, kızdı, bozardı – ki bu pişkin ve utanmaz adamın 80 yıllık fabrikalarımızı satarken neler söylediğini göz önünde bulundurun- ve şu yanıtı verdi:

“O raporu savcılığa gönderdik. Savcılıkta”

Ertesi gün Zapsu yazılı bir açıklama yaptı:

“Benim böyle bir savcılık soruşturmasından bugüne kadar bilgim olmadı. Böyle bir şeyin olduğunu da zannetmiyorum.”

Cumartesi günü ise gazetelerde bir haber vardı. Başbakanlık, CHP Adana Milltvekili Kemal Sağ’ın soru önergesine verdiği yazılı yanıt:

“Cüneyt Zapsu adında bir personelin Başbakanlık Danışmanı olmadığı kayıtlarımızdan anlaşılmıştır.” diyordu.

Sevgili okuyucularım!!!

Şu olaylara bakar mısınız??? Adam Başbakan adına dünyayı geziyor. ABD yönetimiyle bile toplantılara katılıyor ve Başbakanlık kendisnin Başbakan Danışnmadı olmadığını söylüyor!!!

Bedirhan Aşireti hakkıdaki bilgilere devam edelim… Esma Gündoğdu’nun, Yerini Aktüel dergisinin 25 Ekim 2005 tarihli sayısında yer alan yazısına göre, şöhretli Bedirhaniler’den bazıları;

Eski Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar, Tarihçi yazar Cemal Kutay, eski Galatasaray Spor Klübü Başkanı Tevfik Ali Çınar, senarist Ayşe Şaşa -Şaşa eski Marksist sonra dinci-, İbrahim Alaattin Gövsa, Menderes dönemi Dışişleri Bakanı Fatin Rüşdü Zorlu, Ürdün Kralı Hüseyin’in amcaoğlu Rakan Haşimi gibi isimler…”

Cüneyt Zapsu’nun akrabalarına devam edelim;

20 Eylül 1992′de, Diyarbakır’da faili meçhul bir siyasi cinayete kurban giden Kürtçü Musa Anter Zapsu, Cüneyt Zapsu’nun eniştesi. Musa Anter öldürüldüğünde kuduz it Abdullah öcalan başsağlığı mesajı yayınlamıştı. Musa Anter’in İsveç’te yaşayan oğlu Dicle Anter’in Vatan Gazetesi’nin Kürt asıllı yazarı Ahmet Tulgar’a 30 Ekim 2005 tarihnde verdiği röportajdan öğreniyoruz ki Musa Anter 49′lar davası sırasında, 1959 yılında Kürtçe şiir yazmış. Bu 1938′den beri Kürtçenin ilk kez gündeme gelmesiymiş.

Babanne hidayet Zapsu, Bedirhan Paşa ailesinden. Baba Mustafa Pertev Zapsu’nun babası ise Said’i Nursi’nin talebelerinden ve Dar’ül Hikmey-il İslamiye üyesi, yazar, şair ve Birinci Dünya Savaşı’nda Ruslara esir düşmüş Abdurrahim Zapsu. Abdurrahim Zapsu’nun annesi Zeliha Hanım Arvasi aşiretinden Seyyit Muhammed Arvasi’nin oğlu Muhyiddin Arvasi’nin kızı, babası ise Seyyit Pertev Bey. Van ‘dan İstanbul’a Said Nursi ile gelen Abdurrahim Zapsu çeşitli Kürt derneklerinde görev aldı.

Zapsu ailesinin en meşhuru ise Cüneyt Zapsu’nun dedesi: Abdurrahim Zapsu’dur. Çünkü Abdurrahim Zapsu ayrılıkçı Kürt Teali Cemiyeti’nin Kurucularından… Ayrıca en yakın arkadaşlarından biri tescilli hain Şeyh Sait, biri de Said Kurdi (Nursi)…

Said-i Nursi’nin öğrencisi olan Abdürrahim Zapsu, Bedirhan Aşireti lideri Kürt Bey’i Bedirhan Paşa’nın torunlarından Hidayet Hanım’la evlendi. Bu evlilikten 4 çocuğu oldu, Cüneyt Zapsu’nun babası Mustafa Pertev bunlardan biridir.

Kürt Talebe Hevi (Ümit) Cemiyeti’nin on sekizinci sıradaki kurucusuydu. Birinci Cihan Harbi’nin Türk-Osmanlı devletinin aleyhine gelişmesiyle birlikte Said Nursi ve Abdürrahim Zapsu Doğu Cephesine gitti. Ruslara esir düştüler.

Rusya’daki 1917 Bolşevik İhtilali’nden sonra Türkiye’ye dönen Said Nursi İslam Akademisi Dar-ül Hikmet-il İslamiye üyeliğine seçildi. Burada Nursi’nin öğrencisi olan Abdürrahim Zapsu, Bedirhan Aşireti lideri Kürt Bey’i Bedirhan Paşa’nın torunlarından Hidayet Hanım’la evlendi. Bu evlilikten dört çocuğu oldu. Cüneyt Zapsu’nun babası Mustafa Pertev bunlardan biridir. Abdürrahim Zapsu bir yandan devlette, maliyede çalışırken diğer yandan Ehl-i Sünnet dergisini çıkarıyordu.

Cüneyt Zapsu’nun dedesi Abdürrahim Zapsu Necip Fazıl Kısakürek’in öncülüğünde kurulan Büyük Doğu Cemiyeti’nde kurucu üye oldu. Bu arada, aynı zamanda İstanbul’da, Dicle Talebe Yurdu’nun yöneticiliğini yaptı. Yurt İstanbul’a üniversite öğrenimi için gelen “Kürt gençleri”nin kaldığı bir yerdi. Cüneyt Zapsu’nun dedesi Abdürrahim Zapsu bu yurtta tanıdığı ve ta o zamanlar Kürtçü olan Musa Anter’e kızı Ayşe Hale’yi verdi. Ayşe Hanım Avusturya Lisesi’ni bitirmeden bıraktı.

Bu ilginç bir durumdu. Abdürrrahim Zapsu dindardı, Musa Anter ise Marksist ve ateist. Acaba kızını verecek kadar kendine yakın hissetme sadece “Kürtçü”lük dürtüsüyle olabilir mi? Musa Anter “49′lar olayı”nda diğer Kürtçülerle tutuklanacak kadar Kürtçülük faaliyetlerinin içinde.

Said Nursi’nin Afyon-Emirdağ’daki sürgün ve mecburi ikamet günlerinin ziyaretçilerinden biri Abdürrahim Zapsu. Bilahare Nursi Laleli’deki evinde Abdürrahim Zapsu’ya iadeyi ziyarette bulunuyor ve burada Musa Anter ile tanıştırılıyor.

Abdürrahim Bey, oğlu Musataf Pertev’i “Masey Ferguson” traktörlerinin Türkiye’deki imalatçısı Uzel ailesinin kızı Gaye Uzel ile evlendiriyor. Bu evlilik Azizler Holding’in temelinin atılmasına vesile olmuş.

27 Mayıs 1960 ihtilalinden sonra Menderes hükümetinin yönetimden uzaklaştırılması üzerine, Mustafa Pertev Zapsu, Cüneyt Zapsu’nun ifadesiyle “soyadından dolayı nasıl olsa baskı göreceğini” bildiği için Türkiye’yi terk ediyor. Önce Marsilya’ya, sonra Rotterdam ve sonra da Münih’e geçen Mustafa Pertev Zapsu, Almanya’da iplik ticaretine başlıyor. Aile Münih’te bir araya geliyor.

Mustafa Pertev Zapsu’nun “iplik ticareti”ni seçmesi tamamen tesadüf müdür, yoksa o günün şartlarında Türkiye’de iplik ticaretini büyük ölçüde kontrol altında tutan “grubun” yardım ve desteği olmuş mudur? Bunu ancak aile bilebilir. 1966 yılında Türkiye’ye dönen ailenin çocukları Aziz ve Cüneyt Zapsu öğrenimlerini Alman Lisesi’nde devam ettiriyor. Cüneyt Zapsu, duvarları Einstein , Beethoven’in resimleriyle süslü bu okulda “her şeyi sorgulamayı” öğreniyor. Dedesinin ve babasının çocuklarını yabancı okulda okutması da bununla ilgili. “Robot gibi değil, daha açık fikirli olmamızı istedikleri için Alman Lisesi’ne gönderdi bizi” diye sözlerini tamamlıyor Cüneyt Zapsu.

14 Aralık 1987′de baba MustafaPertev Zapsu öldüğünde Azizler Holding iyice güçlenmişti. Aziz ve Cüneyt Zapsu: “Babamız her zaman, korkulan, çekinilen isimlere evinin kapısını açtı. Öyle günler yaşadık ki, Arvasiler kendilerini Arvasi diye tanıtamıyordu. Soyadlarını “Eryuvası” diye söylerlerdi.”

Aziz ve Cüneyt Zapsu’nun bu yorumu Handan Arvas tarafından yalanlanmaktadır. Chicago üniversitesi’nden Dr. Hakan Özoğlu’nun Handan Arvas’a dayandırdığı bilgiye göre, Şeyh Şefik Arvasi, soyadı kanunu çıktıktan sonra nüfus memurunun yaptığı bir yanlışlık sonucu “Eryuvası” soyadını almıştır.

Ailenin bir de gölgede kalan ismi var. Kürt Bedirhan Paşa’nın oğlu Murat Remzi Çınar’ın torunu Hidayet Zapsu. Babası ise Aziz Çınar. Arusi tarikatı’nın şeyhi Aziz Çınar, Hidayet Zapsu’nun babasıydı. Bedirhan Aşireti mensubu Aziz Çınar, bir deniz subayı olan Ömer Mardin’den almıştı şeyhliği. Mardin de soyadından anlaşılacağı gibi Mardinizadeler ailesindendi. Ömer Mardin’in şeyhi ise, Can Kıraç’ın eşi Nazlı Kıraç’ın dedesi, ünlü Şeyh Küçük Hüseyin efendi’ydi. Can Kıraç, Koç Holding’in eski üst düzey yöneticilerinden olup Vehbi Koç’un damadının kardeşidir. Gaye Zapsu, Esma Gündoğdu’ya anlatıyor:

“Kayın pederim, -Abdürrahim Zapsu- Abdulhakim Arvasi Hazretleri’ne bağlı Nakşibendî’ydi. Eşim de babasından dolayı aynı dergâhtandı. Benim ailem ise bir başka Nakşibendî şeyhinden, Bursalı Mehmet efendi’den ders aldı. Yani Mehmet Zahit Kotku Hazretleri’ne bağlıydı.”

Cüneyt Zapsu’ya göre, “tasavvuf Anadolu’nun büyük kazancı. Bugün Balkanlar’da yaşayan milyonlarca Hıristiyan varlığını Mevlanalara, Yunuslara borçludur”. Cüneyt Zapsu’nun bir ayağı yakın akrabaları gibi Güneydoğu’dan çok Amerika’da.

Yazı kategorisi: Abdullah Öcalan, Aldatma ve Karalama Partisi, Cüneyt Zapsu, Demokrat Parti, El Kaide, Faik Işık, Kemal Unakıtan, Korkut Özal, Mustafa Latif Topbaş, Nakşibendi Tarikatı, PKK ve Kürdistan Meselesi, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Yasin El Kadı, Yolsuzluk, Ülker | 53 Yorum »

TÜRK ASKERİ BÖYLE YATAR!!!

Yazan: vatanhainleri Haziran 5, 2007

 

İNGİLİZ BELGELERİNDE; DÜN İNGİLTERE, BUGÜN İSE R.T. ERDOĞAN’IN SÖZÜNÜ ETTİĞİ YAN GELİP “BOYLU BOYUNA” YATAN TÜRK ASKERİ BULUNDU!…

İlgili resim, Dr. Mehmet ÇEVİK Bey’in özel arşivinden alınmıştır. İşte Türk askeri ancak böyle “yan gelir yatar”, dedirtecek kadar vardır. Onun için “bu vatan için şehit olan bütün askerlerimizin ruhuna şad olsun”, diyorum.  Görmüş olduğunuz resim, Dr. Mehmet ÇEVİK bey tarafından İngiltere devlet arşivi Rublik Record Office‘te bulunmuş ve özel arşivinde bulunmaktadır. İstanbul’daki İngiliz yüksek komiseri tarafından dışişleri bakanı Lord Curzon’a 19 Mayıs 1919′da gönderilen resim ile ilgili İngiltere yüksek komiserine sunuş ve resmi tasvir eden yazı ise aynen şöyledir. İngiliz Yüksek Komiserliği, İstanbul 19 Ekim 1919

“Efendim,

Ülkedeki genel politik durumu gözden geçirdiğim 10 Ekim tarihli 1836 / m / 1031 numaralı telgrafımla ilgili olarak ilişikte komite yada sözde komite lehine çalıştırılan ve geniş bir okuyucu kitlesine sahip günlük resimli bir gazetede basılacakken birkaç gün önce müttefik sansür işleri (komisyonu) tarafından engellenen çizimin fotografik bir örneğini göndermekten onur duyarım.

Bu çizim, çarpıcı bir biçimde ‘Milli Hareketin’ ruhunu ve ideallerini göstermektedir. Zatıalinizin de takdir edeceği gibi, haritada boylu boyunca uzanan geniş ve yenilmemiş Türk mukavemetinin ayakları Trakya’ya kuvvetle basmaktadır. İstanbul ve Boğaziçi (askerin) diz bağının altındadır. Çekilmiş süvari kılıcı Konya, Aydın ve İzmir’i, işgalcilerden temizlemeye hazırdır ve sol kolu, beşparmakla işaret parmağı arasında Van olmak üzere muhtemel Ermenistan ve Kürdistan üzerine yayılırken, yiğit bedenin gövdesi Orta Anadolu’da rahatça istirahat ediyor. Gölgesi, Diyarbakır üzerinde kapkara ve güneye doğru Suriye’ye yayılıyor. Yabancı olmayan Azerbaycan haritada işaretli ve İran sınırından Karadeniz’e doğru genişliyor. Kılıcının kını Kilikya’ya uzanıyor, anlamlı ve tehditkar bakışları Mezopotamya’nın uzaklarına dikilmiş durumda. Sadık dostunuz.”

Kaynak: tepkimiz.net

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 4 Yorum »

T.C. BAŞBAKANI EL-KADI’YA NEDEN KEFİL OLUYOR?

Yazan: vatanhainleri Haziran 5, 2007

Yasin El Kadı’nın mal varlığı, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin terörü finanse edenler listesinde 39. sırada yer alması nedeniyle, Bakanlar Kurulu kararı ile 22 Aralık 2001 tarihinde dondurulmuştu.

Nedim Şener, “Hayırsever Terörist” adlı kitabının 38. sayfasında “Cumhuriyet Savcısı; ‘kadı ve Jelaidan hayırsever iş adamları’ başlığı altında Kadı’nın Savcılıklardan nasıl kurtulduğunu anlatıyordu:

Değişik “siyasi ve bürokratik” engellemelerle ilerleyen rapor bir süre MASAK’ta bekledi. Nihayet iki ay sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderildi.

MASAK raporu çerçevesinde başlatılan soruşturmalardan bir tanesi “kara para aklama”, diğeri “terör örgütü El Kaide’ye üye olmak ve yardım etmekten” açıldı.

2004/22072 hazırlık numarasıyla açılan “kara para aklama” soruşturmasını yürüten Savcı Sadi Yoldaş, Yasin El Kadı’nın ortağı Mehmet Fatih Saraç’ın ifadesini aldıktan sonra verdiği belgeleri, iki haftalık bir süre sonunda MASAK’a göndererek incelemenin yeniden yapılmasını talep etti.

MASAK bu kez daha önceki raporun tersine bir rapor daha yazdı. Yasin El Kadı, Jelaidan ve Mehmet Fatih Saraç hakkındaki yeni incelemeyi 11 Kasım 2004 tarihinde yeni bir raporla savcılığa gönderdi.

Rapora, Mehmet Fatih Saraç’ın ifadeleri damgasını vurdu. Caravan Dış Ticaret Ltd. Şti’nin Albaraka Türk‘te açmış olduğu hesaplara yatan paralar bizzat Yasin El Kadı’nın kendisi tarafından yatırılmıştı. Yine Saraç’ın ifadesine dayanarak, Al Baraka Türk’teki Yasin El Kadı hesabına yatan paraları dünyanın bir çok yerinde yatırımı olan Yasin El Kadı’nın Türkiye’de yatırım yapmak için getirip kendi hesabına yatırdığı belirtildi.

Raporda Baş Müfettiş Hamza Kaçar tarafından düzenlenen 31 Mart 2004 tarihli raporun sonuç bölümünde belirtilen hususla ilgili olarak, hesap ekstrelerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda, 1 milyon USD’nin 13 Ekim 1997 tarihinde nakit teslimat olarak Yasin El Kadı’ya ait 143100 numaralı hesaba yatırıldığı ve yine bu hesaptan 14 Ekim 1997′de ‘Yasin El Kadı’ açıklamasıyla ‘Abrar Global Asset M’ adına Bank Of New York unvanlı bankaya havale edildiği, kanaat ve sonucuna varıldığı bildirildi.

Bu bilgilerin elinin altında olduğu İstanbul Cumhuriyet Savcısı Sadi Yoldaş, 24 Aralık 2004 tarihinde, “Sanıklar hakkında unsurları oluşmayan müsnet suçtan takibata yer olmadığına” karar verdi.

Böylece El Kadı ve Saraç hakkındaki soruşturma “kara para” yönünden “Takipsizlikle” sonuçlanmış oldu.

Maliye Bakanlığı’nın karara itiraz etmesi gerekirken etmediği ortaya çıkıyordu. Nasıl etsin ki, çıkardıkları af ve benzeri kararlarla bu zatlara en az 5 trilyon kazandırmışlardı.

Kara para yönünden verilen bu takipsizlik kararını eski adı Devlet Güvenlik Mahkemesi olan, yeni adıyla özel görevlendirilmiş İstanbul Cumhuriyet Savcılarından İdris Ermeydan’ın tartışmalı kararı izledi.

Danıştay 10. Dairesi’ne başvuran Yasin El Kadı, isminin listeden çıkarılmasını mal varlığının serbest bırakılmasını istiyordu. Danıştay 10. Dairesi 20 Temmuz 2006 tarihinde bire karşı dört oyla Kadı’nın isteği doğrultusunda karar verdi.

Danıştay’ın bu kararında muhalefet şerhi olan üye; “BM sözleşmesini imzalayan ülkelerin, BM’nin aldığı kararlara uyma yükümlüğünün olduğunu vurguluyordu. Yasin El Kadı’nın ismi BM kararlarında yer aldığı sürece dondurma kararının kaldırılamayacağını ifade ediyordu. 

31 Ağustos 2006 tarihinde Başbakanlık 1. Hukuk Müşavirliği Danıştay’ın bu kararını temyiz ediyordu.

“Dilekçelerin ortak konusu; BM’nin kararları doğrultusunda haksızlığa uğradığını iddia eden kişilerin BM nezdinde itiraz yollarının açık olduğu belirtiliyor, ve şöyle deniyordu:

“Yasin El Kadı’nın Türkiye’deki mal varlıklarının dondurulmasıyla ilgili olarak alınan Bakanlar Kurulu Kararı’nın aksi yönde karar alan Danıştay 10. Dairesi’nin kararının uygulanması halinde, Türkiye uluslararası anlaşmalardan doğan yükümlülüklerini yerine getirmeyen bir ülke durumuna sokulacaktır. Bu durum da telafisi güç ve imkânsız zararlar doğuracaktır…”

Başbakan, Danıştay kararının temyiz edildiğini öğrenince yaygarayı basıyordu. Yasin El Kadı’nın ortağı Mehmet Fatih Saraç ile Ansiklopedi çıkaran Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer devreye giriyor, temyiz dilekçesini hazırlayanları azarladığı iddiaları gündemi oluşturuyordu.

5 Eylül 2006 tarihli temyizden feragat dilekçesi Dışişleri Bakanlığı’ndan geliyordu. Oysa Dışişleri Bakanlığı aynı gün Danıştay’ın kararını temyiz etmişti. 6 Eylül 2006 tarihli Başbakan adına Müsteşar Yardımcısı Mustafa Çetin imzalı temyizden feragat dilekçesini veren kurum Başbakanlık oluyordu… Böylece Başbakanlık ve Dışişleri Bakanlığı Yasin Al Kadı davasını temyiz etmek istemiyordu…

Kadı davasını temyiz edemeyen Bakanlık Hamza kaçar’ı bildik yöntemlerle saf dışı etme gayretine giriyordu.

Biz bu filmi daha önce görmüştük

Ankara 6. İdare Mahkemesi’nde dava açan Hamza Kaçar, 16 Aralık 2004 tarihinde verilen mahkeme kararıyla hukuk mücadelesini kazanarak eski görevine geri döndü. Eski görevine dönen Kaçar, yarım kalan soruşturmaları tamamlamak istedi ve ne olduysa bundan sonra oldu. Bildik senaryo oyuna kondu ve Hamza Kaçar, “Genelkurmay dâhil binlerce hesaba inceleme yaptı” diyerek görevden alındı.

Bu olay, bize Fetullah Gülen hakkında soruşturma açan DGM’ye rapor gönderen Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, Yardımcısı Osman Ak’ın ve arkadaşlarının başına gelen uydurma “Telekulak” skandalını hatırlattı. Gülenciler bu müdürlerin başını yemek için uydurma dosyalar oluşturmuş, “Genelkurmay dâhil her yeri dinlemişler” diyerek yaygara yapmış, her tarafı ayağa kaldırmışlardı. Oysa dosyalar incelendiğinde 1800‘lü(!?) yıllarda telefonların dinlendiği, bazı numaraların hiç olmadığı, 0(sıfır) dakika gibi zaman dilimlerinde dinleme yapıldığı şeklinde uydurma evraklarla dosyalar oluşturulmuştu.

Gerek Osman Ak gerekse Cevdet Saral yıllardan beri atılan bu çamuru temizlemeye çalışırken, Fetullahçılar önlerindeki en büyük engelden kurtulmuşlardı.

Şimdi aynı senaryo ile Ülker-Al Kadı, Unakıtan-Al Kadı, Tayyip-Al Kadı ilişkilerini gün yüzüne çıkaran Baş Müfettiş Hamza Kaçar susturulmak isteniyordu.

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Anavatan Partisi, Cüneyt Zapsu, El Kaide, Faik Işık, Kemal Unakıtan, Korkut Özal, Mustafa Latif Topbaş, Nakşibendi Tarikatı, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Yasin El Kadı, Yolsuzluk | 14 Yorum »

Ülker, Ülker, Ülker!!!

Yazan: vatanhainleri Haziran 5, 2007

Ülker’den Kadı’ya,
Kadı’dan El Kaide’ye

Yasin El Kadı’nın hakkındaki iddialardan en önemlisi, zengin işadamlarından topladığı paraları yönetimindeki Muvaffak Vakfı Aracılığı ile El Kaide ile bağlantılı kişilere ve kurumlara “Yardım” başlığı altında aktarması geliyordu. MASAK raporunda Hasan Cüneyt Zapsu’nun 60 bin dolar, Annesi Gaye Zapsu’nun 250 bin dolar Yasin Al Kadı’nın Al Baraka Türk’teki hesabına para yatırdıkları ortaya çıkıyordu.

Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun hazırladığı rapora göre Yasin Azizüddin Kadı ile para ilişkisi olan şirketler arasında Ülker gurubu da yer alıyordu. Aynı dönemde Murat Ülker sakal bırakmış, hatta sakallı fotoğraflarını resmi belgelerde bile kullanmıştı. Eskinin izlerini silmek için olacak şimdi Masonlarla dans etmekte.

Yine aynı raporda; Al Baraka Türk’ten 18 Ocak 2001 tarihinde Muvaffak Vakfı’na 210 bin dolar, Usame Bin Ladin’in en yakın adamı Wael H. Jelaidan adına da 27 Ocak 1994 tarihinde 210 bin dolar gönderildiği belirtiliyordu.

MASAK raporuna göre Yasin El Kadı, Mehmet Fatih Saraç ve Mohammed Omer A. Zubair’in ortak olduğu Caravan Dış Ticaret’ten BİM’e para aktarılmıştı. BİM’in Yönetim Kurullarında AKP’lilerin ağabeyi Korkut Özal, Yasin El Kadı, Cüneyt Zapsu, George Bitar, M.P. Kassamali Merali, Ekrem Pakdemirli, Başbakan Tayyip Erdoğan’a kızının kına gecesini evinde yapacak kadar yakın olan Nakşibendi tarikatının önemli isimlerinden Mustafa Latif Topbaş yer alıyordu.

Çok ilginçtir Kadı ile ilişkili isimler gündeme geldiğinde BİM’deki bazı ortaklar gözden kaçırılıyordu. Bunlar; 2000 yılında ortak olan Bank Of Amerika, İnternational İnvesment Corparatıon, 1999 yılında ortak olan Merrill Lynch Global Emerging Marketing Partuens, World Wide Limited…

31.03.2004 tarihli Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun Raporuna göre yasin Al Kadı ile para ilişkisi olan Nimet Gıda’nın yönetim Kurulu Üyeleri; Mehmet Fatih Saraç, Osman Faik Bilge, G. Abdülaziz Zapsu, Mustafa Rıza Yazan, Ahmet Erdoğan, Tayfun Ergün, Mustafa Latif Topbaş, Hasan Cüneyt Zapsu…

Yine aynı rapora göre Ahsen Plastik’te Kadı ile para ilişkisi içindeydi. Ahsen Plastik Yönetimi şu isimlerden oluşuyordu:

“G. Abdülaziz Zapsu, Tayfun Ergin, M. Fatih Saraç, Hasan Cüneyt Zapsu, M. Latif Topbaş…

Yasin Al Kadı ile para ve ortaklık ilişkisine giren bir başka şirket ise Ülker Gurubuna dahil AK Gıda idi: AK Gıda‘nın Yönetim Kurulunda; Mustafa Latif Topbaş, Murat Ülker, Zeki Ziya Sözen, İbrahim Halit Çizmeci, Metin Yurdagül, Sabri Ülker, Orhan Özokur… gibi isimler yer alıyordu.

MASAK raporunda tespit edilebilen hesaplar

31.03.2004 tarihli Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu’nun Raporunun, 16 Sayfasında: “Caravan Dış Ticaret Limited Şirketi ile bu şirketin ortakları Yasin El kadı ile  M. Fatih Saraç’ın tespit edilebilen hesaplarına ilişkin bilgiler aşağıda açıklanmıştır” deniliyor ve şöyle devam ediliyordu:

“Caravan ve Ella şirketleri ile bu şirketlerin ortakları Yasin Kadı ve M. Fatih Saraç’ın Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş, nezdinde Türk lirası ve döviz hesapları bulunmaktadır. Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş tarafından gönderilen hesap ekstrelerinin çok sayıda olması nedeniyle, aynı kişiler adına birkaç kalemde yapılan işlemler (Hesap hareketleri) toplanarak tek kalemde yazılmıştır. Ayrıca Türk lirası ve döviz hesapları arasında gerçekleşen havale ve ya EFT işlemleri mükerrerliği önlemek amacıyla mahsup edilmiştir.

Caravan Dış Tic. Ltd. Şti’nin tespit edilebilen hesaplarına ilişkin bilgiler

Caravan Şirketi tarafından Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş nezdinde açılan hesapların açılış tarihleri, hesap numaraları, hesap cinsi (Türk lirası veya döviz) ve çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan (gelen) ve çekilen (gönderilen) paraların toplamının özet dökümü yıllar itibarıyla aşağıda yapılmıştır.

Caravan Dış. Tic. Ltd. Şti. tarafından Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş nezdinde 04.10.1995 tarihinde açılan 011201-142322 no’lu ABD Doları döviz hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibarıyla aşağıda açıklanmıştır.

1997 yılında Yasin Kadı; 7.559. 941 Dolar, Caravan; 28.894 Dolar yatırıyordu.

1998 yılında; Yasin El Kadı: 2.699.945 Dolar, Caravan:723.044 Dolar, M. Fatih Saraç; 20.000 Dolar, Caravan 66.800 Dolar, Dış işlemler havalesi:607.211 Dolar…

1999 yılında; Yasin Al Kadı: 808.754 Dolar, Caravan 1.056.075 Dolar, M. Fatih Saraç: 479.950 Dolar, Nimet Gıda: 36.050 Dolar, Ecmel Tekstil:70.000 Dolar, Ak Gıda 38.300 Dolar, Sağlam İnşaat: 5.450 Dolar, Virman: 16.916, Diğer işlemler havale:2.837.525 Dolar…

2000 yılında; Yasin Al Kadı:1.375, Caravan: 2.048.775, M. Fatih Saraç:5.000, Nimet Gıda: 25.000, Sağlam İnşaat:877.700, Virman:28.400, Dış İşlemler havale:539.947 dolar…

2001 yılında;Yasin Kadı:107.250, Caravan:85.252, Sağlam İnşaat:9.500, Dış İşlemler havale: 84.252, Caravan: 74.128 Dolar…

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda para aktarılan şahıslar yıllar itibarıyla aşağıda gösterilmiştir:

1997 yılında; Nimet Gıda:34.311, Dış İşlemler Havalesi 620.151, Caravan: 1.619.465, Caravan 24499 hesaba 5.214.617, Yasin Kadı: 50.363 Dolar….

1998 yılında; Dış İşlemler Havalesi; 437.123, Yasin Kadı: 200.000, Caravan 24499 TL Hesabı 3.474.288 dolar…

1999 yılında; Sağlam İnşaat; 624.228, Ella; 63.900, Ecmel Tekstil; 13.000, Nimet Gıda; 23.650, Caravan; 902.392, İktisat Bankası Maslak şb. 128.000, Dış İşlemler Havale; 100.000, Yasin Kadı; 84.110 Dolar…

2000 yılında; Sağlam İnşaat: 929.050, Ella: 42.310, M. Fatih Saraç; 77.200, Nimet Gıda; 25.000 Dolar…

Bu hesaptan, 1997-2001 yılları arasında;

Orhan ÖLÇEN, Hilmi YILMAZ, Remzi ÇAKIROĞLU, İzzet ÖZKALAYCI, Savaş SAĞSÜS, Serkan KIZILAY, Bülent AKSOY, Mehmet TARI, Abdurrahman ŞEKER, İrfan AKICI, Sema ÇETİN, Saim OĞUZCAN ve Davut ÇOŞKUN, adlı şahıslara da çeşitli tarihlerde, muhtelif defalar ve miktarlarda ödemeler yapıldığı tespit edilmiştir.

B-Caravan Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. nezdinde 23.02.1995 tarihinde açılan 011200-024499 no’lu Türk Lirası hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı şu şekildedir.

Caravan                              : 242.564.365.000 TL

Yassin Kadı                         :     6.951.380.000 TL

Dış İşlemler Havalesi          :   29.497.526.000 TL

Ahsen Plastik                      :   10.690.000.000 TL

Caravan 242383 DEM Hs.  : 122.395.421.000 TL

Caravan 242392 DEM Hs.  : 137.346.288.000 TL

Caravan 142322 USD  Hs. : 863.978.865.000 TL

1997 yılında: 1.418.782.510.000 TL Al Baraka Türk’teki hesaba yatırılmıştı…

1998 yılında: Caravan: 106.006.708.000 TL, Caravan 242392; DEM Hs: 302.861.208.000 TL, Caravan 242383 DEM Hs.: 30.905.762.000 TL, Caravan 142322 USD  Hs.: 920.619.144.000 TL. yatırılmıştı. Yasin El Kadı’nın hesabına 1998 yılında toplam1.372.052.044.000 TL yatırılmıştı.

1999 yılında Caravan: 51.731.195.000 TL, Sağlam İnşaat:10.180.446.000 TL, Nimet Gıda :6.916.760.000 TL, Dış İşlemler Havalesi; 269.568.000.000 TL, Caravan 142322 USD Hs.: 796.964.439.000 TL, toplam; 1.140.982.850.000 TL yatırılmıştı…

2000 yılında; Caravan:  12.918.466.000 TL, Ahsen Plastik:3.000.000.000 TL, Nimet Gıda:4.030.000.000 TL, Aksal İnşaat:7.950.000.000 TL, ONLY Havalesi: 8.950.625.000 TL, Dış İşlemler Havalesi: 21.217.608.000 TL, Caravan 142322 USD Hs: 48.444.784.000 TL, olmak üzere toplam 108.361.483.000 TL yatırılmıştı….

2001 yılında; Aksal İnşaat :7.950.000.000 TL, Ella Film: 25.800.000.000 TL, Dış İşlemler Havalesi: 23.932.233.000 TL, Caravan 142322 USD Hs: 33.273.530.000 TL, 2001 yılı yatırılan miktar;191.955.763.000 TL idi.

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda para aktarılan şahıslar yıllar itibariyle aşağıda gösterilmiştir.

1997 yılında Kadı’nın Caravan şirketi hesabından para aktarılan isimlere de rastlanıyordu:

Bim              : 335.828.500.000 TL

Ak Gıda        : 417.800.107.000 TL

Ella Film      :   51.482.300.000 TL

Sağlam İnş. : 221.215.515.000 TL

Ahsen Plast :   24.930.847.000 TL

Ecmel Teks.            :   35.890.720.000 TL

Nimet Gıda  :     7.545.881.000 TL

Vefa Mühen :   50.825.000.000 TL

1998 yılında, Bu hesaptan para aktarılan şahıslar:

Bim              :   64.901.498.000 TL

Ak Gıda        : 457.399.808.000 TL

Ella Film      :   12.188.987.000 TL

Sağlam İnş. : 549.153.161.000 TL

Ecmel Teks.            :   16.386.492.000 TL

Nimet Gıda  :   27.917.645.000 TL

Kadı’nın Caravan şirketi ve çevresinde para transferleri durmak bilmiyordu. 1999 yılına geldiğimizde bu hesaptan para aktarılan başını Ülker gurubuna bağlı AK Gıda’nın çektiği şirketler şöyle sıralanıyordu:

Ak Gıda        : 236.600.000.000 TL

Ella Film      :   19.035.054.000 TL

Sağlam İnş. : 257.677.936.000 TL

Ecmel Teks.            :   21.374.486.000 TL

2000 yılında Ella Film’e,   28.530.566.000 TL Bu hesaptan para aktarılırken, 2001′de Sağlam İnşaata,  17.500.000.000 TL,  Ecmel Tekstile ise, 2.825.000.000 TL. gönderiliyordu.

Bu hesaptan 1991-2001 yılları arasında; Sinan Vaizoğlu, Walter Malate, Hasan Erbaş, Halil Bulut, Mehmet Tarı, Solmaz Ayarslan, Orhan Akçay, Ragıp Çakar, A. Rıza Akçay, Yaşar Altun, Hasan Akçaoğlu, Ahmet Erdoğan, Nazlı Aksoy, Ali Hacınoğman, Mehmet Güven, Erdal Uzgör, Cengiz Biçici, Muhsin Yorgancı, Atilla Yaman, Musa Orduhan, İrfan Akıcı, M. Rıza Yazan, Mehmet Hakan, Engin Çacın, Necip Dost, ABS Dış. Tic. Ltd. Şti., YAPKİM A.Ş., Favori Çamaşırları, Işıl Çamaşırları, Azim Tekstil San. Ve Tic.Paz., Mustafa Şeker, İzzet Özkalaycıoğlu, Hüsnü Kutuç, Metin Yıldız, Kubilay Sargın, İrfan Çakıcı, Selim Çay, Hümmet Can, Mecit Yıldız, Kayhan Pekşen, Adem Aktaş, Kadir Şahin Yıldız, M. Nezir Tatlı, Saim Oğuzcan, Yılmaz Dalgıç, Erol Akınsu, Tahsin Bayram, Bora Yeniay, Nihat Gün Hüseyin, Harun Özkara, Bülent Aksoy, Yaşar Günday, İsmail Şen, Ahmet Hakan, Serkan Ercan, Hasan Zeynel, Fazıl Ahmet Kahya, Savaş Sağsüş, Cem Sevin, Selma Erkal, Mehmet Evgin, A.Rıza Yazan, Fahrettin Polat, Nazan Kandemir, Sema Çetin, Risale Basın Yayın Turizm Ltd. Şti., Nihan Yılmaz, Dursun Ali Çıbaş, Yaşar Topuzoğlu, isimli şahıslara da çeşitli tarihlerde, muhtelif defalar ve miktarlarda ödemeler yapıldığı tespit ediliyordu.

C- Caravan Dış Tic. Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. nezdinde 22.07.1997 tarihinde açılan 011204-242392 no’lu Alman Markı (DEM) hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibariyle şu şekilde  yer alıyordu:

1997 yılında Yassın Kadı tarafından1.405.292 DEM yatırılıyordu.

1998 yılında;Yassın Kadı: 779.756 DEM, Caravan: 1.409.492 DEM, Sarmany LTD:      57.510 DEM yatırılıyordu.

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda Alman markı olarak para aktarılan şahıslar yıllar itibariyle aşağıda gösterilmiştir.

1997 yılında bu hesaptan Caravan’ın 24499 TL Hesabına: 1.405.292 DEM yatırılıyordu. 1998 yılında; Caravan 24499 TL Hesabına: 2.246.758 DEM aktarılıyordu.

Caravan Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş. nezdinde 14.07.1997 tarihinde açılan 011204-242383 no’lu Alman Markı (DEM) hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibariyle aşağıda açıklanıyordu:

1997 yılında; Yassın Kadı tarafından 1.383.879.DEM yatırılmıştır.

1998 yılında;  Yassın Kadı:77.224 DEM, Caravan: 275.976 DEM yatırılmıştır

Aynı hesaptan çeşitli zamanlarda para aktarılan şahıslar yıllar itibariyle aşağıda gösterilmiştir.

1997 yılında; Bu hesaptan para aktarılan şahıslar başlığı altında; Caravan 24499 TL Hs : 1.383.879 DEM bilgisi yer alıyordu.

1998 yılında bu hesaptan para aktarılan şahıslar, 217.795 DEM ile Caravan 24499 TL Hesabına… 135.405 DEM, Ulusoy otomotiv hesabına…

Caravan Ltd. Şti. tarafından Albaraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş nezdinde 14.07.1997 tarihinde açılan 011201-144408 no’lu Alman Markı (DEM) hesabına çeşitli kişiler tarafından çeşitli zamanlarda birkaç işlemde yatırılan paralar toplamı yıllar itibariyle şöyle açıklanıyordu:

2000 yılında toplam 22.000 DEM yatırılıyor, bunun15.000 DEM’i Yassın Kadı tarafından, 7.000 DEM’ Caravan’dan geliyordu.

2000 yılında; Aynı hesaptan Sağlam İnşaat’a 22.000 DEM  aktarılıyordu.

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Anavatan Partisi, Cüneyt Zapsu, El Kaide, Faik Işık, Kemal Unakıtan, Korkut Özal, Mustafa Latif Topbaş, Nakşibendi Tarikatı, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Yasin El Kadı, Yolsuzluk, Ülker | 11 Yorum »

AKP’nin özelleştirme peşkeşleri…

Yazan: vatanhainleri Haziran 5, 2007

Birçok arkadaşımız maillerinde bizlere ulaştırdıklarına göre TMSF, özelleştirme ekonomi konularında araştırmalar yapmamızı istiyor..

Bizde konuyla ilgili araştırmalarımızı sürdürüyoruz…

Aşağıda güzel bir görüntü var bunu izleyip kabaca ülkemizin kamu kurulum ve kuruluşlarının nasıl “peşkeş” çekildiği, nasıl bazılarına hediye edildiği anlatılmıştır…

 Artık bundan da bir ders edinmek gerekir ve bu “hain kadrosu” derhal 22 Temmuz’da def edilir…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Yolsuzluk | 7 Yorum »

“Kellelerimiz” Saygıyla Anılır…

Yazan: vatanhainleri Haziran 5, 2007

Fazla söze gerek yok her şeyi anlatıyor bu deliller zaten…

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 1 Yorum »

Rum’lardan AKP’ye Tam Destek!

Yazan: vatanhainleri Haziran 5, 2007

Hatırlayacaksınız, ABD dışişleri bakanının AKP’ye verdiği destekten sonra Rumlar da AKP’ye destek verme kararı aldı…

İlginç bir karar mı sizce?

Buyurun nedenini izleyelim:

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Görüntüler, Recep Tayyip Erdoğan | 3 Yorum »

RTE’nin 1 milyon YTL’lik evi varmış(!)

Yazan: vatanhainleri Haziran 3, 2007

Hatırlayacağınız gibi bizlere hizmetten başka bir gayesi olmayan şu fakir Başbakanımızın!!! çocuklarını iş dünyasının önde gelen isimleri burslu olarak okutmuştu. O çocuklar şimdi büyüdü, birer trilyoner oldu ve girişimcilikte üstlerine yok.

Yakın tarihte aşırı hızdan dolayı bir vatandaşımızın ölümüne sebep olan Başbakanımızın oğlu hızından bir şey kaybetmemişe benziyor.Kamuoyu henüz 3.500.000 YTL’lik gemi şokunu üzerinden atamamışken şimdi de 1.000.000 YTl’lik ev tapusu ile sarsılacak. İşte o evin tapusu
İstanbul İli, Üsküdar (3. Bölge) İlçesi, Kısıklı Mahallesi, Avcı Kazım Sokağı, 157 numaralı pafta, 788 numaralı ada ve 3. parselde yer alan; bahçeli kâgir ev ve arsa 5020 metrekare büyüklüğünde ve satış değeri ise 1.000.000 YTL. Paradan altı sıfır atıldıktan sonraki bir rakam.

Sıfırları karıştıranlar ve YTL’ye henüz alışamayanlar için hatırlatalım 1.000.000.000.000 TL yazı ile – bir trilyon Türk Lirası- Buraya kadar her şey gayet normal görünmektedir.

Benzeri ve daha değerli yerler İstanbul’da bulunmaktadır. Ancak ev, yakın bir zamanda, daha henüz o kadar birikimi yapacak yaşı olmamasına rağmen, bir gemi alan gence ait. Üstelik bu gencin babası da Türkiye Cumhuriyeti’nin başbakanı.

 

Eveeet. Resimde tapusu görünen evin sahipleri RTE’nin Ahmet Burak Erdoğan ve Necmeddin Bilal Erdoğan isimli iki oğludur. 30.06.2005 tarihi düşülen satış işlemini karşılayacak kadar burs almalarının olanaksız olduğu düşünüldüğünde, evin ödeme bedeli için geriye kalan seçenek baba desteğidir. Gerçi babaya sorulduğunda evin ödemesi için gerekli para, servet açıklamasında olduğu gibi, oğlunun düğününden! edinilmiş olabilir.

Henüz bu birikimi edinemeyecek yaştaki iki gencin böyle bir ev ve arsaya sahip olmaları, yolsuzluk iddialarının hat safhada olduğu günümüz hükümeti döneminde akılları karıştıracak nitelikte.

Şimdi ki gençler bir harika! Demekten başka bir şey düşmüyor bizlere .Üstelik babalarına bile borç verebilecek kadar girişimci ruha sahipler.Babaları Başbakan bile olsa.

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Recep Tayyip Erdoğan | 6 Yorum »