Vatan Hainleri!

Türk’ün Ekmeğini Yiyip de Türk’e kılıç Sallama!!

  • a

  •  

    Mayıs 2012
    Pts Sal Çar Per Cum Cts Paz
    « Ağu    
     123456
    78910111213
    14151617181920
    21222324252627
    28293031  
  • Son Yazılarımız

  • İstatistikler

    • 1,342,682 Tıklama

‘Fettoş Gülen’ Kategorisi için Arşiv

Her gün milyonlarca bedave gazete nasıl dağıtılıyor?

Posted by vatanhainleri Haziran 11, 2007

Değerli okuyucularım,

 biliyorsunuz, Fethullahçılar bugün Amerika’daki bağlantıları ile, tüm dünyaya yayılmış okullarında yetiştirdiği ajanlar ile Türkiye’de de çok büyük bir rol oynuyor! 

Ülkeyi gerilere sürüklemeye, amerikanlara satmaya sözzde müslümanlık yapan ama hrıstiyan misyonerleriyle ortak çalışan fetullahçılar her gün Türkiye’de 1 milyon 300 bin adet gazeteyi bedava dağıtmaktalar…

Peki düşündünüz mü değirmenin suyu nereden geliyor?

Bedava diye sattıkları gazete aslında sizlerin cebinden çıkıyor sevgili halkım! Cebinizde ki parayı gazsp eden sonra da paralarla bin bir türlü karanlık işler çevirenler Türkiye üzerinde çok büyük oyunlar oynuyorlar…

Hepimiz artık gözümüzü açmalıyız…

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Dinci Yayınlar, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 65 Yorum »

Işık Evlerinde Uygulanan Prosedür ve Yemin Metni

Posted by vatanhainleri Mayıs 29, 2007

Nurettin Veren bir dönem Fetullah Gülen cematine en yakın kişilerden biriydi. Nurettin Veren Fetullah Gülen cemaatinin iç yüzünü medyaya açıklamak istedi, medyamız yayınlamadı. Biz de Nurettin Veren‘in Nisan 2007′de Siyah Beyaz Yayınlarından çıkan ”Kuşatma -  ABD’nin Truva Atı Fethullah Gülen” adlı eserinden sizlere alıntı yapıyoruz

“Işık Evleri, belli bir disiplin içinde namaz kılan, içki ve sigara içilmeyen, Risale-i Nur okunan evlerdi. Hatta, Fethullah Gülen’in kendisi de haftada bir defa gelip Risale-i nur okuyordu evlerde.

Gülen, bir süre sonra, bu evlerin disiplini için bizi yemin etmeye çağırdı.

“Bakın bu, ciddi bir iştir. Bugün beş-on ev olabilir ama ileride sayı artabilir.” dedi.

18 maddelik kuralları kağıda kendisi yazmıştı. Bunun yanında yemin metni hazırladı. Yemin edenler, hazırlanan prensiplere uymakla mükellef olacaktı.”

Şimdi sizlere Fethullah Gülen’in yazdığı ve Işık Evlerinde uygulanan “18 maddelik prosedürü” ve “yemin metnini” açıklıyorum:

  1. Finansman kaynaklarının tekele verilmesi, şahsi tasarruflar yapılmaması;
  2. Finansman kaynaklarının derneğe verilmesi;
  3. Lüksten kaçınmak, israf yapmamak;
  4. Dershanelere nezaret eden arkadaşlar, evde kalanlara her türlü adap ve edep kaidelerini öğretecek;
  5. Şahsi işlerimizi dahi görüşüp kararın varıldığı istikamette işleri yapmak;
  6. Dahilde ve hariçte kim vazifelendirilirse o vazifeye o gidecek, başkası o işe karışmayacak;
  7. Herkesin nereye, ne zaman gideceği bir sisteme bağlı olarak yürütülecek (dışarıya gitmeler, içteki ziyaretler) ;
  8. Kusurlarını birbirine hatırlatmak için kardeş edinme;
  9. Bu kadroyu etrafa empoze etme, kuvvet kazandırma, çok kuvvetlı gösterme (içte ve dışta olacak) ;
  10. Arkadaşların birbirlerini kabul ettirmesi ve ittifak ettikleri o mevzuda aynı şeyleri söylemesi;
  11. On beş günde bir, bir araya gelip arıza ve pürüzlere bakılması (pazar günü ikindi-akşam arası) ;
  12. Bilumum dışarıya giden arkadaşların tenkidinin 15 günlük toplantıda görüşülmesi;
  13. Acil durumlarda o mevzu ile alakalı olan arkadaş toplantı gününü beklemeksizin Hocaefendi’ye duyurabilir;
  14. Şeriat fikrinin müdafii olma, Risale-i Nur ve Üstadı şeria- ta muvafık şekliyle arzetme, Tesbihat ve evrad-ı ezkara ehemmiyet verme, bunların büyüklüğünü anlatma;
  15. Karara bağlanan bir şeyin hiçbir zaman aleyhinde bulunmama (ima ihsas yoluyla dahi olsa). Aksine fikir olursa hakk-ı hayat tanımama;
  16. Her arkadaşın resmi, gayriresmi bir işinin olmasına ihtima;
  17. İstişareden sonra fikir beyan etmeme, alınan kararları infaz etme. İstişareyi kimlerle yapacağını bitme (Ashab-ı rey);
  18. Kendi kardeşlerimize hakta öncelik tanıma. Bir kardeşin aleyhinde söylenecek söz vs’de onu müdaafa, söyleyeni de toplu olarak istintaka tutma, şiddetle bu iftirayı reddetme.
    Not: Bu şartlardan birine riayet etmeyen kendi kendini azletmiş olacak, talebe durumuna düşecek. Bu kadro evdekilerden ve halktan gizli tutulacak, kimse bilmeyecek.”

Yemin Metni

  • Gücüm yettiği kadar Kur’an’ı (bu orijinal metinde Fethullah Gülen’e idi. Sonra tepki çeker, uygun olmaz görüşü ile Kur’an olarak değiştirildi) hayatıma gaye edineceğime;
  • Kardeşlerime karşı sadakat izinde bulunacağıma
  • Halkın ve talebe arkadaşların izzet ve onurlarını izzetim ve onurum kadar yükseltmeye çalışacağıma;
  • Kusurlarımın hatırlatılması karşısında memnuniyet ihzar ede
  • Dahilden ve hariçten gelen bilumum taarruz ve tenkidleri nefsime yapılmış gibi red edeceğime, bilumum karar listesindeki esaslara riayette bulunacağıma
  • Hizmet adına uhdeme aldığım vazifeleri veya kararla bana tahmil edilen mükellefiyetleri itirazsız yerine getirmeye çalışacağıma;
  • Kur’an’a (bu orijinal metinde Fethullah Gülen’e iken, sonradan değiştirilmiştir) sadakatten hiçbir surette ayrılmayacağıma;
  • Münferid hareket edip bu kararlara muhalif davrandığım an ihtiyarımla bu kadrodan kendimi iskat edip herhangi bir talebe gibi dershanede gibi vazifeme devam edeceğime;
  • VALLAH-BİLLAH kasemleriyle yemin ediyor ve bu yeminin La Yenkatı olmasına CENAB-I HAKKI istişhadda bulunuyorum

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 29 Yorum »

Kurtuluş Savaşımızın kahramanlarına “kahpe” diyen zihniyete daha ne kadar katlanılacak?

Posted by vatanhainleri Mayıs 22, 2007

Sadık Albayrak, Tayyip’in İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde danışmanlığını yapmış, belediye şirketi olan Kültür A.Ş’nin başına getirilmişti. Arkadaşlıkları Milli Türk Talebe Birliğine dayanıyor, Tayyip onun için “Benim idolüm” diyordu.

Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde dünürü olan ve Yeni Şafak Gazetesi yazarlığı da yapan Sadık Albayrak, “Şeyhülislam Mustafa Sabri” adlı kitabında Ulusal Kurtuluş Savaşımızın kahramanları hakkında işgal kuvvetleri ile aynı dili konuşuyordu;

 “…İki paralık Mustafa Kemal kuvvetinin baskısına boyun eğerek İngilizlerin, Fransızların ve sair devletlerin İstanbul’dan çekilip gitmelerini ancak Kemalistlerin idam ettiği Türk aklı kabul edebilir…”

Potamyalı Tayyip’in Danışmanlarından ve hatta kızını verdiği dünürü AKP’li Sadık Albayrak kitabında Türkleri “Cibilliyetsiz ve Milliyetsiz” olarak tanımlıyor ülkeyi yönetenlerin kimliği hakkında ipuçları veriyordu.

“.. Mustafa Kemal’in ve Ankara Hükümetinin kahpeliklerini, sahtekârlıklarını şu ufacık mukaddimeye (önsöz) sığdıracak değilim. Demek isterim ki, bu şekil değiştirmeleri, bu zıtlıkları işleyebilmek için insan utanmamazlıkta da kahraman olmalıdır. Hele dinsizlik olmadan haksızlığın, hayasızlığın  bu derecesi tasavvur olunamaz..”

Aynı Sadık Albayrak, “Hilafet Ve Halifesiz Müslümanlar” adlı kitabının 131 ve 132. sayfalarında; Halifeli şeriat devletine olan özlemlerini anlatıyor, kurtuluşun halifeli şeriat devletinde olduğunu vurguluyordu:

“…Bu esaslar ışığında düşünülürse Müslümanların birliği, iktisadi ve içtimâi hayatlarının tanzimi şeriat yönünden sağlanmadığı devirlerde, Müslümanların bir halifeye ihtiyaçları vardır.

Dünyada bir buçuk milyara varan Müslümanların, uydurma hudutlarla ayrılıp beşeri sistemlerin esaretinde yaşayıp devam etmeleri fikren cahiliyet devrini daha tamamlamadıklarını gösterir.

Müslümanı, oturduğu hiçbir topraktaki idare tatmin edemediğine ve çoğu yerde laik-kapitalist, sosyalist ve kavmiyetçi sultalar hâkimiyet tesis ettiğine göre XX. asrın başından itibaren halifeli cemiyet-ümmet haline gelmeleri İslam şeriatının ana esaslarından biri ve en önde gelenidir.

Batıl sistemleri yıkmak, Müslümanlarca yaşamak ancak İslam’ın devlet yapısını teşkil eden halifeli şeriat devletine adım atmakla olur.

Ehl-i Sünnet Müslümanlarının önderi durumunda bulunan âlimlerin, Müslümanların cahiliyet ölümünden kurtulmaları için gösterecekleri bir başka yol yoktur…”

Yunan Turizm Bakanı ile Sirtaki oynadığı Sisam Adası’na giderken, “Kurtuluş bayramı, kafayı çekme günü” diyen, AKP’li Kültür Bakanı Atilla Koç, Aydın’ın Yunan işgalinden kurtuluşunun kutlandığı 7 Eylül 2006 yılında  “Yabancı işgal etti diye kutlama olmaz” diyebiliyor, kimlerle hangi kulvarlarda yürüdüğünü gösteriyordu.

Tayyip’in dünürü olan Sadık Albayrak‘ın kitabında Kurtuluş Savaşı kahramanlarına nasıl hakaretler yağdırılıp, 1923 Türkiye’si hedef alınıyorsa, Fetullah Gülen’e yakınlığı ile bilinen “Sızıntı” dergisinin yazarlarından Nihat Dağlı, yine aynı grup tarafından çıkarılan “Bu Kavga Kimin” adlı kitabında, yok etmek istedikleri hedeflerinin 1923 yılında kurulan “Cumhuriyet” olduğunu, hilafet ve şeriat özlemlerini açık bir şekilde ifade ediyordu. Bu kitaptan alıntılara geçmeden önce Gülen’in talebelerinden Şemsettin Nuri‘nin “Kırık Tayflar” adlı kitabından “Sızıntı” ile ilgili bilgileri ilk ağızdan, Fetullah Gülen’den izleyelim:

“…Bu mevkute, neşrettiğin (hitap Bediüzzaman Hazretlerinedir) ışığa tercüman olma mülahazasıyla yola çıktı. Varılacak yer uzak, yollar da tekin değildi. Cinler, ifritlerle beraber taarruza geçti…”

Gülen, Kürt Said’in sözde yaydığı ışığa tercüman olma amacıyla yani tamamen onun fikirleri doğrultusunda “Sızıntı” dergisini çıkardıklarını söylüyor, şunları da ilave ediyordu:

“Sızıntının ilk onbir senesinde 132 sayı risalelerden sadeleştirilerek yapılan iktibaslar vardır. Bir yönüyle bu iktibaslar Sızıntının çıkış gayesine denk ölçüde önemlidir. Bazı çevreler Risalelerin sadeleştirilmesine sıcak bakmazlar ve bunu tenkit malzemesi olarak kullanırlar…”

Gülen ve talebesi Şemsettin’e göre, Sızıntı; İslam devletinin yeniden kuruluşunun destanı:

“Birinci cihan harbiyle batıp giden İslam Devleti, zamanın ana rahminde yepyeni bir tarihi doğuşa hazırlanıyor. Ne muhteşem bir doğuştur bu, nefsin ve şeytanın radyasyon sızıntılarına mukabil, ruhun ışık sızıntıları, kutlu tayflar halinde toplanıp kalplerde yoğunlaşarak hidayet lazerleri halinde küfrün, karanlığın urlarını, kanserlerini kuruta kuruta geliyor. Nefs kışının inkâr kefenlerini yırtıp, ruhun bahar filizlerini vere vere ilerliyor. İşte sızıntı’da böyle bir gelişin destanı sunuluyor.”     

Sızıntı dergisinin yazarlarından ve bu cemaatın bir üyesi olan Nihat Dağlı, “Bu Kavga Kimin” adlı kitabında Cumhuriyet dönemini, 1923 kimliğini şiddetle red ederek, zorla şapka giydirildiğini, harf devrimleri ile insanların cahil bırakıldığını iddia ediyor, adeta kinini kusuyor, o da Gülen ve Kürt Said’i göklere çıkarıyordu.

“Cumhuriyet döneminde İslamla barışık olmayan yeni sistem, batıda olduğu gibi doğuda da var olan bütün İslami müessese ve Müslüman şahsiyetleri hedef almıştı. Latin harflerinin kabulü ile başlayan yeni vetirede medreseler illegalliğe itiliyordu. Oysa medrese, doğuda hayatla eş anlamlıydı. Medresesiz bir doğu düşünülemezdi. Yeni anlayışın estirdiği yabancılaşmanın tesirini, ancak medreseler kırabiliyordu. Latin harflerinin kabulü medreselerin dokusunu koparıyordu. Bölgedeki huzursuzluğun ortaya çıkışını hazırlayan sebeplerden birisi de bu olsa gerek. Zira, bölgenin tümüne yayılmış bir hayat dokusunun koparılması bahis mevzuydu….” 

Sızıntı ailesinin de üyesi olan Nurcu yazar, kitabın 22. sayfasında Cumhuriyet rejimine olan düşmanlığını iftiraları ile sergiliyordu:

“… 1923 hareketi modernizmi esas alan bir hareketti. Maziye kin duyuyordu. Dinden arındırılmış bir vetire başlatıyordu. Bu vetirede din, referans alınmıyor ve fırsat nispetinde hayattan kovuluyordu. Kıble, modernizmi din derecesinde kabullenen batı olmuştu. Batılı değerlerle yeni bir insan şekillendirmek suretiyle, yeni bir toplum öngörülüyor ve dini kurumlar üst değer olmaktan çıkarılıyordu. Bu süreçte, bütün müesseseler batılı değerler perspektifinde tanımlandı ve bunun ışığında faaliyet sahaları belirlendi.”

Kitabın 39. sayfasında ise halifeliğin kaldırılmasının, tekke ve zaviyelerin kapatılmasının, harf devriminin yapılmasının, geçmişle bağın kopartılması olarak tanımlanıyordu:

“Cumhuriyetin kuruluşundan sonraki söylem ise, İslam’a karşı konulan radikal bir çıkıştı. Halifeliğin kaldırılması, medrese ve tekkelerin kapatılması, sosyal hayatta yeni düzenlemelere gidilmesi, harf devrimi yapılarak geçmişle olan bağın kopartılması vs…. Bütün bunlar Osmanlının şahsında ‘İslam’a hayır’ın ifadesiydi…

Bu bir tenakuzdu, Kuvay-ı Milliye ruhuyla ters düşmekti. Zira kurtuluş savaşında, batılı değerlerin saldırısından hareketle İslami değerlerin savunulması gerektiği öne sürülerek, insanların yardımı isteniyordu. Ancak 1923′ten sonra, batılı değerlerin savunulması ve yerleşilmesi adına İslam kapı dışarı edilmişti. Eğer dini sömürü gibi bir anlayıştan bahsedilirse ilk sömürü cumhuriyetin o yıllarında yapılmıştır…

 … Millet huzursuzdu ve Ankara’ya kırgındı. Soğukluklar başlamıştı. İsyanların oluşumunu sağlayan bir zemin ortaya çıkmıştı. Bu acınası bir durumdu. O güne dek ehl-i salib’e duyulan kinler, ifade edilmese bile yeni oluşuma yönelmeye başlamıştı. Ankara ise, ihtimal dâhilinde olan bu gelişmelere mani olmak için yeni düzenlemelere gidiyordu. Provoke hadiseler bahane edilerek yurt sathında İstiklal Mahkemeleri kuruluyordu. Cumhuriyet Halk Fırkası’nın bir uygulaması olan bu mahkemeler, hukuki hiçbir dayanağa dayanmıyor; sadece sindirme, korkutma ve olası bir hareketin sahiplerine gözdağı verme düşüncesiyle hareket ediyorlardı…”

Gülen’in Sızıntı dergisinin yazarı, İngilizlerin çıkarlarına hizmet için kiralanan insanların çıkardıkları ve ayrı bir kürt devleti kurma bahanesi ile yapılan isyanları savunuyor, bu isyanları 1923 kimliğine bir başkaldırış olarak vurguluyordu:

“Eğer o dönemde isyanların varlığından söz ediliyorsa, bunun en büyük sebebi, yeni oluşumun savuna geldiği ve dayattığı yeni kimliktir. Bu kimliğe, ciddi bir itiraz vardı. Bu ülkenin mümin insanları, dipçikle şapka giymeyi, Kur’an’ın bir suç unsuru olarak telakki edilmesini hak etmediklerini düşünüyorlardı. Bu bir zulümdü…

Olan isyanlar, ifade edildiği gibi başka sebepleri olmakla birlikte ağırlıklı olarak dine gelen saldırılar sebebiyle ortaya çıkmıştı. Mesela Şeyh Said hadisesi bunlardan biridir. Her ne kadar resmi ideoloji bu isyanı farklı tanımlasa da Şeyh Said hadisesi, yeni kimliğe olan bir itirazdır, dini karşısına alan laik yapılı Cumhuriyet idaresine karşı Osmanlı idaresini talep etmeyi ifade etmişti…”

Nurcu yazar, Kürt Said’in bir öldüğünü ancak bin olarak dirildiğini de iddia ediyor, devletin Said’i sürekli olarak rahatsız ettiği görüşünü savunuyordu:

 ”…Vazifeli insanlar vazifelerini yaparlar. Allah dilemedikçe hiçbir güç onları vazifelerinden alıkoyamaz. Bediüzzaman Hazretleri de bir hizmet sistematiğinin dellalıydı. O vazifesini bitirecekti. Bu sebeple 1960′a kadar 1923 zihniyetinin takibatından kurtulamayacaktı. Koskoca bir devlet, ailesi dahi olmayan, insanlara hak ve hakikati ulaştırmaktan öte bir gayeyi gütmeyen Bediüzzamanı sekerat anında bile rahatsız etmekten çekinmeyecekti. Ve Said bir olarak Rahman’a kavuşacak, ancak Anadolu’nun bağrında bin olarak dirilecekti. Eserleri belde belde dolaşacak, dillere çevrilecek, inkar düşüncesi onların ışığında boğulacak ve milyonlar imanın kutlu iklimiyle buluşacaktı….”

“Dış tehlikelere karşı kurulan, ona göre yapılandırılan ordu, Cumhuriyetle birlikte devrimlerin bekçiliği rolüne de girmişti. Böylece oluşturmaya çalışılan yeni devletle yeni kimlik, ‘birlik ve bütünlük’ ordunun teminatı ile sağlanmış oluyordu” şeklinde alıntı yapılan kitapta, Nurcuların Türk Silahlı Kuvvetleri hakkındaki düşünceleri de açığa çıkıyordu:

“Birlik ve bütünlük sağlanmış mıydı yoksa öyle mi görünüyordu? Öyle göründüğü kanaatındayım. Çünkü birlik ve bütünlük’ gönülde, yani dipçik ve silahın uzanamadığı sevgi ikliminde kurulur. Oysa söz konusu olan ne sevgiydi ne de birbirini anlama esası üzerinde bir araya gelmeydi. Zora dayanılarak yapılan inkılaplar yine zora dayanılarak korunuyordu ve bugün de korunmaya devam ediliyor…

Fetullah Gülen’in redaktörlüğünü yaptığı Nil yayınlarından Mehmet Kafkas adına çıkan “Geçmişi Bilmek” adlı kitapta, 31 Mart isyanlarını bastıran Atatürk’ün Kurmay Başkanı olduğu ordu için; “Haçlı Ordusu” ifadesi kullanılıyor, “başıbozukların ve serserilerin katıldığı ordu”… Hatta, “adları kötüye çıkmış Bulgar ve Rum gönüllülerini barındıran ordu” tanımlaması yapılıyordu.

Yine aynı kitabın 161. sayfasında,

“Yıldız Sarayını yağmalayan, İstanbul’a girer girmez yolda rastladıkları alim ve salih kişileri öldürmeye başlayan, her türlü zulüm ve zorbalık yapan hareket ordusunun subayları arasında  Atatürk, Rauf Orbay, Ali Fethi Okyar, İsmet İnönü de bulunuyordu…” deniyordu.

Tüm bu oluşumlar ve hareketler Laik Demokratik Cumhuriyet’in engin hoşgörüsü altında gelişiyor, dallanıp budaklanıyordu. Tabi ki nereye kadar?..

Ergün Poyraz’ın “Musa’nın Çocukları” adlı eserinden alınmıştır.

Yazı kategorisi: Aldatma ve Karalama Partisi, Atilla Koç, Din Tüccarları, Dinci Yayınlar, Fettoş Gülen, Mehmet Kafkas, Nihat Dağlı, Nil Yayınları, Nurcular, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Sadık Albayrak, Sızıntı | 20 Yorum »

Bir Fethullah Maduru anlatıyor:

Posted by vatanhainleri Mayıs 7, 2007

Benim adım Eyup K****. Ben Turkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşıyım. 27 ocak 1978′ de İstanbul’da doğdum. Fethullah Gülen Cemaati ile kez 1990 yılında, 12 yaşımda iken tanıştım. O yıllarda ben bir devlet lisesinde okuyordum…

Bu cemaat sizin de öğrenebileceğiniz gibi dünyadaki en güçlü cemaattir. Onlar (yani cemaat mensuplari) her yerdeler, ordu’da, 20% polisin içinde, valiler ve yerel yoneticilerin arasındalar (76 il valisi içinden 30′u, devlet yonetimi mevkilerinde, binlerce cemaat mensubu ve sempatizani,yüzlerce yerel belediye başkanıve yonetimi). Her politik partinin, ekonomik, sosyal ve medya kuruluşlarınınn ve sivil toplum örgütlerinin içinde mevcutlar.

En önemli ise bu tür kuruluşları kendileri kurabiliyor ve yonetebiliyorlar. Fethullah Gulen Cemaati’nin dini plandaki amaci; butun dini cemaatleri, legal ve hatta illegal yapilanmalari hatta tarikatlari, onlarin ”kaynak sakirtler” dedikleri cemaat mensublari kanali ile bir cati altinda toplamak yani kontrol edebilmek (1997 FKM-Istanbul Konferansi”Bütün cemaatleri bize tabi ettireceğiz. Etmeyeni de yumruğumuzla ettiririz”)…

Tabi ki bu sadece isin çok ufak kısmı. Fethullah Gülen Cemaati’nin dünya’nın her tarafinda okullari var. Asagi-yukari her ulkede, basta eski sovyet cumhuriyetleri olmak uzere, kesinlikle bir kompleksleri var. Universite, lise, degisik okullar, dil, surucu,rehberlik, bilgisayar okullari gibi. Tabi ki cemaatin ticari mensuplari da bu ulkelerdeler(sadece yurt disinda 300 okul). 8 Aralik 1998 tarihinde ABD anlayisi kapitalizmin ve bizatihi ABD’nin destekledikleri ve desteklemedikleri konusunda bizler icin bir mihenk tasi olan(ABD bu anlayisi bizzat kendisi oturtmustur) Radio Liberty’ de Fethullah Gulen ve O’nun okullari hakkinda yayinlanan ve cemaatin yayin organlarindan biri olan Zaman gazetesinde ertesi gun bildirilen program soyledir;”Soguk savas doneminde Bati’nin komunist bloktaki halklar icin faaliyete gecirdigi ozgurluk radyosu, Hocaefendi ve ozel okullari konu edindi: Radyonun dun aksamki yayininda, halkin destegi ile dunyanin bir ulkesinde ozel okullar actiran Hocaefendi’nin dunya barisinin temini icin onemli bir altyapi hazirladigi belirtildi. Okullarin acilmasiyla Turkiye’nin sempatisinin arttigi vurgulanirken, Rus ogrenci ve velilerin ailevi ve sosyal hayatlarinda meydana gelen degisiklikler dile getirildi. Renk, din, dil, irk ayrimi yapilmadan 52 ulkede cok sayida okulun kuruldugunu haber veren Radio Liberty program sunuculari, yakin bir zamanda bu okullarla ilgili genis kapsamli bir program yaparak dinleyicilerine sunacaklarini bildirdiler…”

“Fethullah Gulen ilk kez resmi olarak, basina da haber verilerek 1995 yilinda zamanin basbakani Tansu Ciller ile gorustu. Elbete ki Hocaefendi o zamana kadar hic bir resmi sahsiyetle gorusmedi mi? Elbete ki gorustu. Cumhurbaskanlari ile, basbakanlarla, bakanlarla. Ama butun bunlar bir gizlilik icinde olmustu. Hatta Turgut Ozal’dan sifirlari yazilmamis cekler bile aldi Hocaefendi. Bu isler Ekrem Pakdemirli araciligiyla yapilmistir. Hatta Ekrem Pakdemirli’nin 1995 lerde kucuk oglu cemaatin icinde idi. ”Ciller’in cevabi buna merkez sagci politikalarina geri donmek, organize olmus islami gruplarla koalisyon kurmak,en onemli islami cemaat’in ruhani lideri olan Fethullah Gulen ile bulusmasini resmi olarak aciklamak, Fethullahcilarla” (Turkey:Islam and the crisis of Kemalizm., Athens., 1997., sayfa 97).

Fethullah Gulen 1997 yilinda Ortodoks Patrigi Bartholomeos ile ve hemen ardindan 1998′de Roma Katolik Kilisesi Papasi II. Jean Paul ile gorustu. Hocaefendi once Papa’ya bir mektup yazdi ve ”Papalik misyonuna KATILMAK istedigini beyan etti”. Mektubun iletilmesi ve gorusmenin saglanmasi Vatikan’in (Holy See) Turkiye temsilcisi Monsenyor George Morovitz tarafindan saglandi. Her iki bulusma da ”Dinlerarasi Dialog” adi altinda yapildi(Tabi ki Fethullah Gulen’in anladigi manada). Ifade etmek istedigim; Fethullah Gulen’in ve cemaati’nin spesifik bir dialog ve hosgoru anlayislari vardir. Herkesden sozum ona hosgoru isterler (oturdugunuz ev de buna dahildir), ama onlar kimseye sabredemezler.Dunya’nin merkezinin kendileri oldugunu zannederler. Fethullah Gulen hakkinda en ufak bir yaziya bile sabredemez. O yazari haddini bildirmek icin ne lazim ise yaptirir. 17 Mayis 2001′de Fethullah Gulen’in 2 no’lu Ankara DGM sindeki davasina devam edilecek. Davanin gecen celsesinde Fethullah Gulen’in avukatlari Vatikan’in temsilcisi George Morovitz’ i sahit olarak gosterdiler. Yani benim gibi kendini aciz ve bir hic sayan muslumani bile samimiyetle soyluyorum cok uzdu. Bir muslumanin sahidi Papa’nin temsilcisi!!! Cok yazik!!! Vatikan bu gune kadar hangi muslumana ve devlete yardim etmis de Hocaefendi’ye edecekmis? Sunun bilinmesini isterim ”uc kurusa bes kofte olmaz”. Sayin Bartholomeos ise, bilgilerime gore ayni teklifi almis, yani sahit olmasi i cin Fethullah Gulen’e. Fakat reddetmis.

Bravo!!! Sayin Patrik gercekten tahmin ettigim gibi bir insanmis. Ne diyeyim? Musadenizle tekrar anlatimima donmek istiyorum. Fethullah Gulen Cemaati ilk once beni Cin’e gondermek istedi. Fakat istisarelerin sonunda Tacikistan karar kildilar. En sonun da ise beni ”Kizil Rusya’ nin merkezi” dedikleri Urallar’ a, Baskortostan Ozerk Cunhuriyeti’ne gonderdiler. Bu cumhuriyet Rusya Federasyonu bunyesinde bir cumhuriyetti. Gidis vizem ”ogretmen” diye gosterilerek alinmisti. 1992de ise ogrenim hakkim elimden alinarak, ana-avrat kufurler yigerek, pasaportuma el konularak, Turkiye’ye gonderildim. Dayaklar yedim. Hatta Turkiye’nin orada rezil olmasini bile hice saydilar. Izmir’den Fethullah Gulen’in gonderdigi mufettisi bile oradaki Usame Ekiz, Harun Dogan ve O’nun buyuk yardimcilari, ikna etmisler, ogrencilere Kayseri esnafindan gelen paralarin verildigini soylemislerdi. Altlarina Jipler aliyorlardi. Bir cirkef duzen kurulmustu. Turkiye’den cok farkliydilar. Ve en sonunda beni 1997 de buraya zorla gonderdiler. Kayseri esnaf abileri bile aldatiliyorlardi ama bu az bucuk vicdan sahibi sakirdin kabul edemeyecegi birseydi…

Kendi kendime sorardim bazen; eger bugun hizmet adina uyusturucu satacagiz deseler kabul edilir mi? 8-9 Nisan 1997 tarihinde benim hakkimda ve Fethullah Gulen cemaati hakkinda Cumhuriyet gazetesinde kose yazilari cikti. Son dort senedir, yani bu cemaatle mucadeleye basladigimdan beri aileme ve sahsima devamli mahiyette olum tehditleri geliyor. Telefonumuz dinleniyor ve heryerde takip ediliyorum. Eger bu cemaatin ic yuzunu anlatmak, Fethullah Gulen’in Kendini Vatikana savunduracagini ogrenince ”bir musluman ve Turk olarak cok ama cok uzuldugumu soylemek” suc ise, evet ben sucu yapiyorum. Cunku Vatikan’in ne manaya geldigini biliyorum. Vatikan’a DALKAVUKLUK yaparak nicelerinin ulkeleri yonettiklerini goruyorum. Ama inanin herseye ragmen Turkiye’de yanlis anlasilmaktan endise ediyorum…

6 Kasim 1998 tarihinde Kanal 6 televizyonundaki ”Ceviz Kabugu”programina konuk oldum. Elimden geldigince, acizane orada Fethullah Gulen, cemaati ve uluslararasi baglantilarindan konusmaya calistim(Bugun de aynini tekrarliyorum: Fethullah Gulen Cemaati’nin tum dunyadaki baglantilari ortaya cikarilmadan mucadele edilemez. Hele hele madalyonun diger yuzunu gormeden ‘Dinlerarasi Dialog’ sozune inanarak onlari sevivermek imkansizdir. Bu ayni zamanda dinin ruhuna da cidden terstir. Dialog dialogtur ama Papa’nin misyonunun parcasi olmak icin can atmak ayridir.) Elimde 4 saat gibi az bir sure vardi ve yetersizdi. Ama afaki konusmadim.

HELE HELE YALAN HIC SOYLEMEDIM. NE KONUSUYORSAM BUNU ISPATLARIM. HEM ALLAH’IN HUZURUNDA HEM DE KULUN.

Ayrıca Sayın Hulki Cevizoğlu’nun arabasına bomba konulmuştu program öncesi. Zamanın İstanbul Valisi Kutlu Aktaş ise Fethullah Gulen adinin bu bomba isine karistirilmamasi gerektigini dusunuyordu. Neden? Cunku; Fethullah Gulen bir tarikat seyhi degildi. Kartlarini hep gizliyordu ama yedekte kart saklaniyordu Vatikanda O’nun adina. Programin yayinlanacagi gunun sabahindan baslayan bir sansur girisimi yapildi ‘Ceviz Kabuguna’. Turkiye’nin en etkili ve yetkililerinden isimler devreye girdiler. En sonunda ise Fethullah Gulen careyi bizzat Hulki Cevizogluna telefonu kendisi etmekte buldu.Ama bundan da bir netice alamadi.

Tam tersine Sayin Cevizoglu daha cesur bir sekilde programini yayinladi. Gel gor ki, daha sonra calistigi kanalindan ayrilmak zorunda kaldi. 1999 yilinda Sayin Cevizoglu ”Nurculuk” adi altinda yayinladigi kitabinin 197-335. sayfalarinda benim konuk oldugum programa yer verdi. Bu kitabin yayinlanmasindan sonra cemaat tarafindan gelen tehditler birden bire artti.

Bu tehditler neticesinde annem 1999′da ”STAR TV” nin aksam haberlerine konuk oldu. O geceki Cevizkabugu programi ve yayin oncesi-sonrasi olan olaylar hakkinda Yunanistan’in en onemli ve ciddi ekonomik-politik dergisi olan ”Oikonomikos Tahidromos” un 1999 yili ekim sayisinda yayinlandi. Su an benim annem olan Arife K****, Fethullah Gulen’in avukati olan Orhan Erdemli tarafindan mahkemeye verilmistir ve maalesef yargilanmaktadir. Annemin mahkeme de yaptigi, kendine hakim olamayarak ”fevri” bir haraket yapmistir. Mahkemesi son iki senedir devam etmektedir. Gorulen o ki daha da devam edecektir.Bu cemaatin ”hedefteki olana aman vermeden nefes aldirmama ve mumkun olan her enstrumani kullanarak baski altinda tutma taktigidir”. Zira bu davayi Sayin Orhan Erdemli muvekkili olan Fethullah Gulen’in vekaleti ile ve onun adina acmistir. Cemaatin dedigi gibi bu dava Fethullah Gulen’in siradan bir sahis aleyhine actigi ilk davadir. 1999 yilindaki Buyuk Marmara Depremi’nin oldugu gece herkes gibi evimizden sokaga ciktigimiz esnada plakasini alamadigim bir otomobil beni ezmek istedi. Bu gorgu sahitlerinin de beyanlari ile sabittir. Bu olaydan kisa bir sure sonra MIT tarafindan ve Polis tarafindan yapilan tehditler hergecen gun cogalarak artti. Annem Istanbul Gayrettepe’deki Polis’in Politik Suclar Arastirma Merkezine goturulmek istendi.

2000 yilinda, bugunde oturdugumuz apartmanimizdaki ust katimiza yeni bir komsumuz tasinmisti. Bu komsumuzun sozum ona karisi Kazakistan kokenli bir bayandi. Sokagimizdaki komsularin ifadeleri ile sabittir ki; Turkiye dogma buyume olan bu sahis asker kacagidir, Fatih Iskenderpasa Ilkogretim Okulu’nun o zamanki Fethullah Gulen hayrani mudurunun bilgisi dahilinde okul onunde ogrencilere uyusturucu satmaktadir, karisinin arkadaslarini ”Natasa” olarak pazarlamaktadir.

Evet, bu sahis butun bu olayalar esnasinda ust katimizda oturdugu icin komsu kiliginda huzursuzluk yapmaya baslamistir. Aylarca bu devam etmistir. Onlarca kez bu durum ”Ulkemizin Asayis ve Emniyetinin Bekcileri” olan Ahmediye Polis Karakolu’na bildirilmis olmasina karsin birkez dahi olay mahalline gelmemislerdir. O dairede ”Uyusturucu pazarlanmis, Natasalar satilmis, keyfi olarak ailem rahatsiz edilmis fakat buna Polisimizin ve o sirada annemin pesindeki takipcisi olan Sayin MIT Ajani Atilla Beyimizin (ismi mahfuzdur) ILGI VE ALAKASINI cekmemistir”. Tam tersine onlarda tehdit etme yolunu secmislerdir. Bir gun ust katimizdaki bu malum sahis (komsumuz) evimizin kapisini calmis ve anneme ”seni de oglunu da Hocam adina oldurecegim” diyerek bagirmistir.

Bu sirada cok ozur di leyerek soyluyorum, banyo yapmakta olan babam disari cikmis ve bu komsumuzu apartmandan cikarip sokagimizin sonuna kadar doner bicagi ile kovalamistir. Ve her nedense BU OLAYA DA POLIS TESRIF ETMEMISTIR. Simdi soruyorum o dengesiz, satilmis, kadin satarak ve cocuklara uyusturucu satarak gecinen o adami gonderen o assalik ve haysiyetini Fethullah Gulen gibi bir insana vermeyi yegleyen insanlara; Eger babam bu olay sonrasi hapse atilsaydi memnun olacaklarmiydi?

Butun bunlar bu cemaatin insanlik ve dava anlayisinda seviyesinin ne kadar dustugunu gostermektedir. Oyle sempatiyle kendilerine bakanlara lanse edildigi gibi degillerdir. Sizlerinde anladiginiz gibi maalesef ve maalesef devletin bazi kurum ve kisileri bana ve aileme karsilar. Bunu BIZIM HAKLARIMIZI SAVUNMAYARAK gosteriyorlar. MIT, Polis, Emniyet Genel Mudurlugu, Istanbul Valiligi telefonlarimizin dinlendigini, tehdit ve takip edildigimizi, Fatih Cumhuriyet Savcisi Basri Aydin devamli suretle tarafindan tehdit ve agir hakarete maruz kalindigini, kendini anneme ve apartmanimizdaki diger komsularimiza Polis diye tanitan, Icisleri kayitlarinda hakkinda polis olduguna dair kayda rastlanmayan Ozkan Ozel adli surekli SSRI, Antiepileptik, tefer, sulpir kullanan, posttravmatik stress bozuklugu olan sahsin annemi surekli tehdit ettigi, bu sahsin ifadesine basvuran ”Devletimizin Savunucusu Savci Basri Aydin” bu adi gecen hasta sahsin ”bu kadin akil hastasi, butun aile bunlar akil hastasi” demesiyle annemin tehdit aldigi gerekcesi ile vermis oldugu savcilik dilekcesini hukumsuz kilmistir.

Su an burada sayamacagim bir suru hadise cerey an etmis ve su anda zaman zaman cereyan etmektedir. Evet butun bunlar gerekli yerlere bildirilmesine karsin hicbirsey yapilmamaktadir. Anlasildigi uzre bazi kurum, kurulus ve sahislar benim ve ailemin haklarini korumuyor degil, bu haklarin korunmasina mania cikariyorlar ve bunu ‘muridane bir anlayis icinde yapiyorlar’. Hatta bana karsilar. Size bununla alakali bir pasaj tercume etmek isterim…

”Hatta sekularizm anlayisinda inatci olarak bilinen Mr. Ecevit dahi, Turkiye’nin en guclu ruhani ve tarikat liderlerinden biri olan Fethullah Gulen’in DGM’deki yargisinin baslamasina olan hosnutusuzlugunu saklayamadi. Mr Gulen hakkinda tutuklanma karari ciktigi vakitte kendisi ABD’ye tibbi tadaviye gitti. Bunun ardindan Mr Ecevit ‘ bu konuda cok uzgunum, umarim Sayin Gulen bu surecten temizlenerek cikar ‘ dedi ”. Evet bu pasaj Eylul 2000′de The Economist de ‘Uppity soldiers (Kustah Askerler)’ basligi altinda yayinlanan bir yazidan alintidir. Buradan Sayin Ecevit’in ”BAGIMSIZ YARGIYA OLAN NOTR POZISYONUNU KORUMA CABASINI” ibretle izliyoruz.

Herkesin de hatirlayacagi gibi 1999 yilinda Kultur Eski Bakani Prof. Ahmet Taner Kislali menfur bir saldirida hayatini kaybetmistir. Ilk bakildiginda ‘basit bir orgut isi’ gibi gorunmesine ragmen ‘tam bir profesyonel saldiridir’. Olaya basitlik havasi verilmesi sadece bir kamuflajdir. Sayin Kislali’nin son yazisi Fethullah Gulen hakkinda olmustur.

Bu Ne Tesaduftur, Ne Istir? 1999 yili kasim ayinda, Ankara Emniyet Muduru’nun Fethullah Gulen ve Cemaati hakkinda hazirladigi raporda sahsim hakkinda da ciddi atiflar mevcuttur. Bu rapor ulkemizin butun gazetelerinde yayinlanmistir. Yine ayni yil cemaatin yayin evlerinden biri olan Timas Yayincilik tarafindan basilan Maskeli Balon adli Ferhat Baris tarafindan yazilan kitapta ben ve eski arkadasim Nurettin Ozturk’un kasa soydugumuz yazmaktadir.

Cemaatten kopmalari durdurmak ve kinlerini kusmak icin boyle SEREFSIZCE, ASAGILIKCA bir yola tenezzul etmislerdir. Mert insanlara Mertlik yakisir, Haysiyetsizler de kendi seviyelerini gosterirler. Allah ta ve Baskortostan’daki butun arkadaslar da sahittir ki BOYLE BIR SEREFSIZLIK YAPILMAMISTIR. Benim babam iscidir ve seyyarlik yapar. Ben ise ilkokul ikinci siniftan beri bugunume hem okuyarak hem calisarak geldim. YEDIGIM TEK BIR KURUSTA HARAM YOKTUR. Bunun hesabini da hem bu dunyada hem de Allah’in huzurunda vermeye hazirim.

Hatta kendini diger cemaatlere yumusak kisiligi ile gosteren Hekimoglu Ismail bile boyle bir seye alet olmasi gercekten uzucudur. Ama ”sah damarimizdan daha yakin O Allah” herseyi bilmektedir. Hem eger ki boyle birsey varidiyse, neden DGM huzurunda bu ifade edilmedi? Yoksa delil isteneceginden mi korkuldu? Eger gercekten boyle bir sey olsaydi cemaat beni gazetelerinde ve televizyonlarinda rezil etmezlermiydi?

Ayrica adi gecen benim eski arkadasim Nurettin Ozturk tekrar cemaat tarafindan satin alinmis ve Amerika da, Minneapolis’te universite okumaya gonderilmistir. Ferhat Baris denen yazara gelince; boyle bir sahis benim tahminime gore yoktur. Bu sadece bir basit kamuflajdir. Bu isim adi altinda bir sahis degil belki bir komisyon mevcuttur. Bugunde ev telefonumuz dinlenmektedir, ve tahmin ettiginiz gibi kim tarafindan oldugu bulunamamaktadir.

Subat 2000′de Bakirkoy Merkezi Yayindaki Belediye Otobus Duraginda, annemin uzerine maskeli uc kisi bicaklarla saldirmistir. Olay aksam yedi siralarinda olmustur. Otobus duragina yuz metre mesafedeki Bakirkoy Merkez Polis Karakolu yetkilileri olayi gormusler ama bina icerisine girmisler, gormemezlikten gelmislerdir. Annemin yardimina cevredeki halk yetismistir.

Annemin ”YASASIN VATIKAN DOSTU FETHULLAH GULEN”,demesi uzerine cevresindekiler tarafindan evine kadar birakilmistir. Buyuk bir ihtimalle adi gecen polis karakolunda bu olayin zabti mevcuttur. Maalesef Istanbul Valisi Sayin Erol Cakir’da bu ise girmek icin can atmisa benzemektedir. Onbes yasinda olan kardesimin ayda on milyon olarak aldigi bursunu kesmis, hatta biriken yedi aylik bursunu da vermemistir. Annemin kendisiyle konusmaya gitmesi sirasinda, kendisinin Kalem Mudurunun ‘bu kadin Eyup K****’in annesi’ demesi uzerine Vali BEYIMIZ susmustur. ELBETTE KI BU TABLOLAR COK IBRET VERICI TABLOLARDIR.

Sahsim tarafindan acizane yazilmis olan bir kitap mevcuttur. Bu kitap 1990-1997 yillari arasi cemaatteki olaylari, ayrica gunumuze kadar Fethullah Gulen’in ve Cemaati’nin yapilanmasindan, hiyerarsisine, yurt disi baglantilari ve faaliyetlerinden, strateji ve taktiklerine kadar genis bir kapsamdadir. Maalesef bu kitabi da basacak hic bir ilgili bulamamanin uzuntusunu yasamaktayim. Umarim bu degisir.

Yukarida da ifade ettigimiz gibi su an Fethullah Gulen Ankara 2′Nolu DGM de yargilanmaktadir. Sahsim ve annem bu davaya mudahil olarak kabul edilmis bulunuyoruz. Bu konuda Sayin avukatimiza minnettariz. Zira dort senedir hic bir avukat bizim yanimizda olmadi, davamizi almadi, korkutuldu veya sindirildi (bu avukatlar icerisinde ulkemizin alti buyuk partisi arsina gelen bir partinin de davalarina giren bir isim mevcuttur)

Bu mahkeme ve benim hakkimdaki cok detayli da olmasa bilgileri 28, 29,30 Ocak 2001 tarihli gazetelerde bulabilirsiniz. Fethullah Gulen’in avukatlari 16 Ekim 2001 de yapilan makeme celsesinde Fethullah Gulen’in Amerika Birlesik Devletlerindeki adresini su sekilde basina vermislerdir:

”C/O Jacob Ddive Perrineville, New Jersey 03835 USA”. Fakat benim sahsi istihbaratima gore bu adreste Fethullah Gulen degil, O’nun, orada ailesi ile yasayan bir talebesi oturmaktadir. Su an Fethullah Gulen avukatlarinin beyan ettigine gore; tibbi tedavi icin Pensylvania – Amerika’daki Mayo Klinik’dedir. Fethullah Gulen Amerika’ta ucmak icin gereken davetiyeyi Mayo Klinikten tedarik etmistir. Yine sahsi istihbaratima gore Fethullah Gulen Amerika’da yakinda Televizyon Kanali acacak. Zaten su siralar New York Times gibi gazetelere roportaj vererek bu alanda pratik yapiyor. Kim bilir belkide yakinda CNN’in en populer programlarindan bir olan ”The Larry King Show”da da konuk olabilir.

Şçyle bir soru akla gelmektedir: Halihazir zamanda da Fethullah Gulen’in oturum iznini orada uzatan yine MAYO CLINIC midir? Yoksa bu tur hastalar konusunda uzman bir merkez kabul edilen ” CIA CLINIC ” midir? Ozellikle bu asamadan sonra Fethullah Gulen kendisi aleyhinde hicbir ses – soluk istememektedir. Bu ozellikle yurt disinda (Turkiye disi iliskiler konusunda benim gibi kisilerin susturulmaya calisilmasi) ciddiyet kazanmaktadir.

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 28 Yorum »

Fethullah’ın Atatürk Düşmanlığı

Posted by vatanhainleri Mayıs 6, 2007

Fethullah Gülen’in Turgut Özal’la hiç bir ilişkisi yoktu. Özal, sadece Devlet planlama teşkilatı (DPT)’nda görev yaparken bir kez fettoşun vaazını dinlemeye gelmişti. Sonradan bir de özel olarak ziyarete gelmişti yine memuriyti sırasında 1986′da, Özal’ın Başbakan olduğu dönemde, “Kendi okulunu kendin yap” kampanyası başlamıştı ve kampanyayı dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren açmıştı. Özal, vakıfların, derneklerin de özel teşebbüs olarak okul açabilmesi için yasal düzenlemeye gidince fetullaha okul açma önerisi gelir. Ama ilk başlarda eski nurcular ve gülen pek sıcak bakmıyorlardı.

Okul açma önerisine şu şekilde karşı çıkmıştı gülen:

“Atatürk büstü koymadan okul açılmaz. Okul açıp Atatürk büstleri koyarsak millet bize ne der? Allah bize gazap verir.”

Gülen, söz konusu tepkileri gerekçe göstererk okullara tereddüt gösterdi, fakat dışarıya karışı şu açıklamayı yaptı:

“Biz yapamayız… Öğretmenimiz yok, okul idaresinden anlamayız. Yetişmiş elemanımız idari ve eğitim kadromuz yok..”

Buna rağmen, İzmir’in Bozkaya semtideki talebe yurdunu “Yamanlar Koleji” adıyla koleje çevirdiler ve böylece ilk fesat tohumu ülkeye atıldı..

Buna rağmen fettoş rahat değildi, nasıl “putu” yani “Atatürk büstünü ve resmini oraya koyarız diye…”

Nitekim okulun bir tarafından arkadan lambayla aydınlatıldığında görülebilen camdan bir siluet halinde yapıldı Atatürk portresi… Bir yetkili okula geldiğinde, lamba yakılıyor ve Atatürk portrresi görülüyordu. Yetkili gittiğinde ise duvarda siyah bir cam görülüyordu sadece!!!

1980′lerin ikinci yyarısındayken Atatürk’ün resmine bile tahammül düzeyi bu kadardı…

Bir gün, yukarıda anlattığımız Atatürk portresinin bulunduğu yerde, kablo ateş aldıve yangın çıktı. Fettoş o derece Atatürk düşmanıdır ki olayı şöyle açıkladı:

“İşte “bu adamın” yüzünden! Allah’ın hoşuna gitmedi ve o da yandı. İşte görüyorsunuz, Allah razı değil!”

“Bu adam” dediği, Yüce Atatürk’tü…

Gülen, Kestane pazarında da kayıt yapacağı öğrencilere soru olarak “Atatürk’ü sevip sevmediklerini” sorardı. Sevdiği cevabı veren öğrencilerin kaydını da tabi ki yapmıyordu.

Gülen şimdi televizyonlarda Atatürk’ün ne kadar büyük bir asker olduğunu anlatıyor.. Oysa seneler boyunca yaptığı Atatük düşmanlığı biliniyor. Hoca CHP’yi de “cehennem partisi” olarak adlandırıyordu.

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 36 Yorum »

Fethullah Gülen okulları Ajanlıkla Suçlanıyor!

Posted by vatanhainleri Mayıs 6, 2007

Sevgili okuyucular, Fethullah hakkında yazdığım yazılara en çok yorum olarak “bu adam kaç okul açtı biliyor musun” diye geldi. Bende sizlerle bu okulların hangi amaş-çlar doğrultsunda açıldığını ve kullanıldığını açıklamaya çalışacağım.

Fethullah Gülen okulları için, Türkiye içinde olduğu gibi, yurtdışındaki okullarla ilgili olarak negatif tepkiler ortaya çıkmıştır. Okulların yurtdışında adeta bir “Amerikan Üssü” gibi çalıştığını ve Amerika’nın buralarda kendi ideolojisnin yaymaya çalıştığı ifade edildi. Hatta, Özbekistan yöntimi bu okulları kapattı ve yöneticilerini de casuslukla suçlayarak hapse attı.

İnsanlarımız, yaptığı iyiliğin ötesinin kendisini ilgilandirmediğini düşünür. Ancak, bu tutum bırakın sevap kazandırmayı, ileride onu daha büyük sıkıntılara sokacaktır. Turtdışındaki okullara yardım edenler, iyilik yaptığını, fakir insanlara yardım ettiğini sanıyor. Uluslararası güçlerin buraları bir atlama tahtası olarak kullandığını hesaplayamıyor!

Ne var ki yapılan iyilik, yardım Allah rızasına ve insanlık yararına değilse, bunun değil sevabı, çok büyük günahı vardır. ABD, söz konusu okulları Asya’nın enerji kaynaklarını kontrol etmek, kendi hakimiyetinin önünü açmak amacıyla Rusya’nın ve Çin’in önünü kesmek için destekliyor. Bunun kanıtı da görüldüğü kadarıyla nedir? Bütün okullarda “İngilizce öğretmeni” kimliği içinde, yeşil ve kırmızı pasaporlu Amerkian vatandaşı öğretmenler vardır. Ne işi var Amerikan, İngiliz pasaportlu sözde öğretmenlerin Fethullahın okullarında? Hani bu okullar fakir öğrencilere yardım okullarıydı?

Bahsettiğimiz kırmızı pasaportlu öğretmenleri ilk fark eden Özbekistan lideri Kerimov oldu. Fethullah ve yönetimi bunu reddetti ama olay böyleydi.

Kerimov fethullah okullarını kapattıktan sonra şunları açıkladı (Cumhurbaşkanı Demirele):

1- Gönderilen öğretmenler öğretmen değil casusmuş,

2- Okullarda kız çocukları İran’daki gibi başı örtülmeye zorlanmış,

3- Özbekistan’da dini içerikli toplanyı yapılmış, bütün sarıklı, sakallı adamlar bu toplantıya gelmiş

Yani çok övdüğünüz Fethullah okulları yurtdışında Amerkian casusluğu yapmaktadır!

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 67 Yorum »

Çok mu korktunuz?

Posted by vatanhainleri Mayıs 4, 2007

Değerli Vatanseverler,

Sitemizi yaptığımız 3 aydan beri toplam 25bin tıklamayla kat be kat büyüdük… Siteyi Türk halkının kanını emenlere bir ders vermek, Atatürk İlke ve Devrimlerinin kimler tarafından yıkılmak istendiğini açıkça gözler önüne sermek için yaptık… Bundan rahatsızlık duyanlar oldu mu elbette ki oldu! Bundan sonra da olacaktır! Yazılarımızı, siteyi ve sizler ve bizleri karalamaya çalışacaklar elbette ki çıkacaktır!

İşte bunu göz önüne aldığımız zaman aşağıdaki gibi bir yazı ortaya çıkıyor! Kendisinin ismi “Vatan” olan ancak Vatan’a ihanetle bir olan ABD ile gizli anlaşmalar yapan ABDullah gülü desteklemek için kampanya açan bir siteden aldığımız yazıyı buraya taşıyorum:

“WordPresste Vatan Hainleri Adlı blogun bölücü ve rencide edici yazılarına bir son vermesi ikazıyla satırlarımıza başlıyoruz.Bahsi gecen siteden alıntıladığımız örnek konuyada Kırmızı Fontla Aşağıda verildi…Şimdi gelelim konunun önemine..

Yıllardır Atatürkçü düşünce ,çağdaş yaşam ,batılılaşma gibi kavramları özde değil sözde benimseyen bir takım gruplar ülkeyi karıstırmaya, maddi ve manevi olarak çöküşe sürüklemeye [kasten yada cahiliyetlerinden] devam etmekte.

Buna binaen bazı gruplar “Din elden gidiyor” bazılarıda “Laiklik elden gidiyor” nidalarıyla ,basın yayın organlarında halkı bilinçsiz yonlendirmeye çalışıyor.Ülkemizi savunan Mehmetçiği Milletin Vekilleriyle birbirine sokuyor.Antidemokratik darbeci zihniyetin yolunu acıyor.Aslında bizi bu hale getiren , ülkemizin her zerresinde gözü olan bir takım dış mihrakların, içimizden birini türlü oyunlarıyla ve beyin yıkama operasyonlarıyla kendi hedeflerine ulaşmakta kurdukları sistemin bir parcası olarak ülkemizin ekonomik siyasal yada medya alanlarının önemli kademelerine yerleştirmekte.

Amaç nedir?
1.Ülkeyi bölmek
2.Bitmek tükenmek bilmeyen mandacılık sömürgecilik isteklerini yerine getirmek.Süper güç olmak.
3.Kıyamet kopana dek hak sayılan islam dinini parcalamak.

Bu amaca bu hainler neden bir âma gibi hizmet eder?

1.Cehalet
2.Dünya zevklerini tatma isteği
3.Maddi ve manevi boşluk

Ülkemizdeki hainler kimler?

Biz slogancı gençlik değiliz.Bizleri slogancı genclik yapan geçmişimizdeki günümüzdeki cahiller dönmeler ajanlar .. hainler..Kim bunlar …? Baykal hain mi? Erdoğan Hain mi? Gül ,Mumcu ,Arınç,Ağar …. hangisi hain? Bu yanıtı şimdi verebilmek çok güç.Halk bu cevabı gereken yerde gerekli ölçüde vercektir.

Ülkemi hızla kalkındıran canla başla çalışan önderlerimize ne oldu ?

Asıldılar,zehirlendiler,hapislerde çürüdüler,maddi manevi baskılarda bulundular, Darbeler..,İftiralar atıldı,Düşünce fikir özgürlüklerine anti demokratik çelme taktılar,sürüldüler.. Menderes ,Özal,Serdengeçti,Erbakan .. ve daha adını zikredemediğimiz bir cok vekilimiz..”

Hemen cevaplamaya başlayalım:

Yazılarımızdan rahatsız olduysanız kafanızı başka yere çevirin! Görmek istemeyenlere zorla gerçekleri anlatamayız! aYrıca siz kalkıp RTE’nin ya da ABDullah gül’ün ya da herhangi birinin propagandasını yapacak, biz Vatan’a sahip çıkanları karalayacaksınız ama biz susacağız öyle mi? Yeter artık bu Milleti’i kandırdığınız! Halkı çok aptal mı görüyorsunuz? Alanlarda milyonlarca kişi toplanıyor siz haddiniz olmayarak burada toplanmış insanlarla alay ediyorsunuz! Geldiniz de mi gördünüz oraları? Bir gelseydiniz dünya gözüyle Türk Halkı’nın AKP’ye karşı emperyalizm’e karşı ikinci şahlanışını görseydiniz!!!

Hayır! Bu siteyi kesinlikle kapatmayacağız! Bu site kapansa da bilgi ve birikimimle başka yerlerde savaşıma devam edeceğim!

Bu arada bizler bölücü değiliz… Miting alanlarında ki kaynaşmayı ve kucaklaşmayı gördünüz(!)… Demek ki Türk Milleti’nin kaynaşacağı ve buluşacağı yegane yer Atatürk’ün ilke ve Devrimleri’dir!

Bütünleşmeden yanayız! AKP’ye karşı tüm Türk Halkı’nın birleşmesinden yanayız! Dedelerimizin ve nenelerimizin bilek gücü ile yapılmış her şeyi satan, gizli anlaşmalarla Türkiye’yi pazarlayan, yolsuzluk ve kaçakçılık yapan, türk köylüsüne ve aziz Türk Şehitlerine hakaret edenlere karşı birleşmeden yanayız!

Bizler sözde değil özde Atatürkçüyüz, ki sizlerin propaganlarınıza ve tek yönlü yansıtmalarınıza karşı işte ayaklanıyoruz!

Ülkeyi karıştıran sizin zihniyetinizdir! Sizler büyük bir aymazlıkla, Türkiye’yi İnsan Hakları Mahkemesine şikayet eden, Türk halkının parasını kendi özel işlerine kullanan kalleşlerin arkasında durduğunuz sürece bu ülke karışır! Neden mi? Siz büyük Türk Milleti’inin uyuduğunu mu sanıyorsunuz? Elbette ki bu utanmazlığa bir son vermek için o büyük kitle hareket edecektir! Elbette ki kendi kaynaklarını sömüren bir şaşkına gereken cevabı verecektir!

Çok mu korkuyorsunuz yazılarımızdan? Buyrun aynı kalem sizde de var yazın! Bu sitede yazılmış olan ve yazılacak olan bir bilginin yanlış olduğunu çıkın da yazın! Çok mu zor? Zaten şakşakçı takımlığı yapıyorsunuz! Zaten Vatan’ı satanlarla işbirliği yapıyorsunuz! Bunları da yazın!

Halkı kötü yönlendirenler sizlersiniz! Neden yazmıyorsunuz ABDullah Gül’ün ABD ile 2 sayfalık -kimsenin haberdar olmadığı- bir antlaşma yaptığını? Neden yazmıyorsunuz “SAYINé Recep Tayyip beyin BAŞBAKAN olabilmek için Paul wolfowitz’ e mektup yazdığını, dünya da aranan bir terörist’in ayakları dibinde poz verdiğini? Neden yazmıyorsunuz “Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu gelmiştir.” diyen bir takkiyecinin Cumhurbaşkanı olamaycağını?

Bize oturmuş mertlik taslıyorsunuz! Güya biz bölücü propaganda yapıyormuşuz… Senin yaptığın Vatan’ı bölmek isteyenlerle işbirliğidir!

Biz Mehmetçiği “Milletin Vekilleriyle” birbirine sokuyormuşuz… Yahu bu adamlar bir terörist’e -ki herhangi bir terörist değil bu terörist başıdır bu hain – “SAYIN” diyor… Mehmetçiğe “KELLE” diyor! Ben mi birbirine sokuyorum? Ben bunları yazmıyacağım ama Vatan’ı savunmak için ölen şehitlerin anaları babaları akrabaları gene bu hainlere oy verecek öyle mi? Askerlere “Yan gelip yatma” diyen kişilere oy verecek öyle mi?

Anti-demokratik darbecilermişiz… Kardeşim! Benim tüm ailem 1980 darbesinde gözaltına alındı işkence gördü! Kim istiyor darbe olmasını? Bizim 29 Nisan’daki sloganımız “Ne şeriat yeşili, ne ordu yeşili istiyoruz demokratik Türkiye istiyoruz” değilmiydi? Sen hangi darbeden dem vuruyorsun? Anti- demokratik, faşist, kimseye hesap vermem havası içinde olanlar AKP hükümetidir! Gözcü gazetesini kapatan, Sabah gazetesi ve ATV’ye, Star’a el koyan AKP zihniyetidir! 1Mayıs’ta 34 kişinin üstüne kurşun yağdırıp, sonra da 30 yıl sonra onları yad etmek isteyenlere jop kullanan gösteriye katılmasınlar diye yolları kesen zihniyet mi demokratik???

Sevsinler sizin demokrasinizi!!!

Bizim bu topraklarda gözü olanlarla işbirliği içinde olduğumuzu söyleyene bakın hele… Acaba Ege Denizini bile toptan kiraya veren, Ülkemizin tüm stratejik noktalarını yabancılara satan, taşımaz mülklerin yabancılara satılmasını sağlayan AKP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizlersiniz Türk Halkı’nın gözünü boyayan! Ülkeyi parçalama projesi olan BOP’a eşbaşkanlık eden bir hainin arkasında duruyorsunuz! Halkın beynini yıkıyorsunuz!

Bizim amacımız nedir biliyor musun?

Bizim amacımız “Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak!” Bizim amacımız “Türkiye’yi parçalamak isteyen dış mihrakların maşaları olanları Türk Halkı’na göstermek!”
Bizim amacımız “Atatürk İlke ve Devrimlerini korumak ve kollamak!”

O saydıkların anca sen ve senin gibilerin amacı olabilir!

Biz geleceği şimdiden görme yetisine sahip Yüksek Türk Milleti’in evlatlarıyız! Düşmanımızı da dostumuzu da iyice biliyoruz!

Ülkemizi canla başla kalkındırmaya çalışanlara ne oldu sor bakalım bunu kendine???

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Necib Hablemitoğlu’na ne oldu bir hatırla…

Senin saydığın Menderes, Özal, Erbakan bu ülkeye değil kendi ceplerine çalışmışlardır!!!!Ve var olan statükoyu yıkmak için!

Bunu anlayabilmen için “Karşı Devrim Kronolojisi adlı makalemizi iyice bir oku da kafana yerleştir!”

Evet dedesinin eli kanlı bir Cumhuriyet katili olması Bülent Arınç’ın da katil olduğunu göstermez… Ama içinde bulunacağı zihniyeti gayet tabi bir şekilde gösterir… Öyle olmasaydı bugün ülkeyi satanlara başkanlık eder miydi? Cumhuriyet Rejimine karşı söylemlerde bulunur muydu?

Sen ve senin gibiler… Beni iyi dinleyiniz!!!

Halkın aydınlanma önüne koyduğunuz taşı ya kaldırırsınız ya da o taşı biz parçalarız…

Sizler başka devletlerden destek alıyorsunuz! Ama bizlerin beslendiği yegane kaynak Yüce Türk Milleti ve büyük insan Mustafa Kemal Atatürktür!

Sizler gibi korkak olmayacağız!

Yazı kategorisi: 12 Eylül Çocukları, Abdullah Gül, Aldatma ve Karalama Partisi, Ali İhsan (Mücahit) Aslan, Avrupa Birliği Devleti, Ömer Çelik, Bülent Arınç, Cüneyt Zapsu, Din Tüccarları, Dinci Yayınlar, Egemen Bağış, Fettoş Gülen, Genel, Kemal Unakıtan, Kıbrıs, M. Ali Birand, NamaZ Gazetesi, PKK ve Kürdistan Meselesi, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Sözde Ermeni Soykırımı, Vakit Gazetesi, Yolsuzluk, Zeki Ergezen, İçimizdeki AB Yalakacıları, İhsan Arslan | 24 Yorum »

NURSUZLAR 1

Posted by vatanhainleri Nisan 20, 2007

“Cumhuriyet savcıları, Meriç kıyılarında çakışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz!”
Mahmut Esat Bozkurt
1 .Dönem Bakanı

FETULLAH’IN GERÇEK YÜZÜ

Saf Müslümanların din duygularını sömürerek çıkar elde etmek ve karanlık emellerini “düşmanımın düşmanı dostumdur” metoduyla gerçekleştirmek uğruna her türlü yalanı, takiyyeyi, riyayı, kısacası her türlü aracı kendileri için mubah görenler, Cumhuriyet tarihi süresince dershaneleri, yurtları, okulları, sermayeleri, fabrikaları, militanları, cemaatleri, tarikatları ve partileriyle hep var olmuşlardır. Bunlar, toplumu tepeden tırnağa kendi anlayışları doğrultusunda şekillendirmeye çalışırken, çağdaş toplumsal kuralların karşısına, kendi ilkel düşüncelerinin referansları ile çıkmakta ve bunu yaparken sürekli olarak ezilmiş ve mazlum rollerine bürünmeye azami gayret göstermektedirler. Bundan yaklaşık yetmiş küsür yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün “Efendiler; Türkiye Cumhuriyeti devleti, şeyhler meczuplar, mensuplar ve müritler memleketi olamaz.” Dediği yurdumuz, adeta bir şeyhler, meczuplar, mürşitler ve müritler ülkesi haline getirildi…

1946 yılından itibaren hızlanan dinin yeniden siyasallaştırılması yönündeki politik tavır, Cumhuriyet düşmanı gerici çevreleri harekete geçiriyor, din adamlarının yeniden eski ayrıcalıklı sınıflar üstü sınıf olma özlemleri, iştahlarını kabartıyordu.

Din ve dinden çıkar sağlamanın yolları 1940’lı yılların sonlarına doğru siyasilerce yeniden hatırlanır hale geldi. O tarihlerdeki siyasal iktidarın seçim yatırımı amacıyla dizginleri iyice elden bırakması sonucunda, “din” siyaset malzemesi olmaya başladı.

Mayıs 1948’de “Sebilürreşat” adlı İslami bir dergi “Allah’ın inayetiyle Sebilürreşat’a başlıyoruz” başlığıyla ve Eşref Edip’in imzasıyla yayın hayatına giriyordu. Dergi; 1923 Cumhuriyeti’ni ve devrimleri hedef alıyordu.

Bir yanda eğitimlerini aynı hocalardan ve aynı kaynaklardan alan Cemalettin Kaplan (Kara Ses), Mehmet Kırkıncı ve Fethullah Gülen yetiştirilirken; diğer yanda Demirel, Erbakan ve Özal İstanbul Teknik Üniversitesi’nde buluşuyorlardı. Molla Said’in ders vermek için erzuruma gönderdiği şahsın dizinin dibine çökenler arasında Fethullah Gülen ve Milli Gazete yazarlarından Mehmet Şevket Eygi’de vardı. Diğer yandan Milli Görüş’ün üstadı Necip Fazıl’ın Büyük Doğu’su ortalıkta boy gösterirken, Fethullah Gülen’de kendi çapında bu derginin dağıtımını yapıyordu.

Demirel, Nurcuların yayınladığı “İslam, Demokrasi, Laiklik” adlı kitapta kendisine sorulan: “Meclisin açılışında milletvekillerinin okuduğu yemin metninde yer alan ‘Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı kalacağıma’ ibaresi, demokratik prensipler açısından nasıl değerlendirilebilir?” sorusuna verdiği cevapta aynen şunları söylüyordu:

O yemin metninin hangi şartlar içinde meydana getirildiği, kimsenin meçhulü değildir. Bunlar hep müdahale sonucu askeri idarenin yaptığı şeylerdir. Onların ufuneti geçip de, zihinler açık olup tartışma ortamı açılıncaya kadar bir emrivaki şeklinde bunlar gider.

Demirel, “1920’ler sonrasının devleti, millet için değildir.” Derken, milletinde devlete küstüğünü söylüyor ve şunları anlatıyordu:

İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Pakistan İslam Cumhuriyeti vardır. Böyle birkaç memleketin başında İslam kelimesi yer almıştır. Aslında 1924 Anayasasında da “Türk devletinin dini, din-i İslam’dır” denildiğine göre o günkü devlet de bir İslam Cumhuriyeti’dir. 1923’te kurulmuş bulunan Türkiye Cumhuriyeti bir İslam devletidir. ‘Atatürk’ün kurduğu laik cumhuriyet elden gidiyor’ şeklindeki beyanların, bence iyi bakıldığı zaman tutarlılığı yoktur. Atatürk’ün kurduğu devlet laik devlet değildir. İslam devletidir.

Fethullah Gülen amaca ulaşmak için her yolu mubah olarak görüyor, Çağdaş Eğitim Vakfı’nda izlediğimiz bir kasetinde, cemaatine “on milyonluk tazminat davasını kazanmak için milyarlar harcayın, biz bunu karşılarız, Avukat kiralayın hakim kiralayın” diyordu.

DOĞUMU

Fethullah Gülen, 1938 yılında Erzurum’un Pasinler ilçesi, Korucuk Köyünde doğdu. Babası Ramiz Hoca, bir camii imamı; annesi Rabia Hanım ise ev kadınıdır.İlk okulu kendi söylediğine göre dışarıdan bitirmiştir.

1966 yılında İzmir’e vaiz olarak atanan Fethullah Gülen, 1971 geçirdiği kavuşturmadan, çıkan af kanunu ile kurtulmuştur; 1986 yılında güvenlik güçlerince aranırken kendi tabiri ile Özal’ın jesti sayesinde serbest hayata yeniden dönmüştür.

Fe-T-ullah mı, Fet-H-ullah mı ?

31.01.1986 yılında İzmir Nüfus Müdürlüğünden, değişme sebebi ile aldığı 1881 kayıt nolu kimliğinde ismi; Fe-T-ullah tır. Daha sonra adına bir H harfi ekleyip Allah’ın fetihçisi anlamına gelen Fet-H-ullaha dönüştürerek saf insanlar üzerindeki etkisini arttırmaya çalışmıştır.

FETHULLAH GÜLEN VE EVLİLİK

Fethullah Gülen, niçin evlenmediği konusunda şunları söylüyordu:

…Dinin emirlerine kılı kırk yararcasına riayet etmek mahfuz. İşte size, O’nun tilmizlerinden biri ve asrın dertlisi! Kendisine niçin evlenmediği sorulunca, cevap verir: “Ümmet-i Muhammet’in bunca dert ve ızdırabını düşünmekten, evlenmeyi düşünmeye hiç vaktim ve fırsatım olmadı” Evet, işte Nebi ve Nebi’ye varis olanların hali! Zannediyorum bugün dünyada bu türlü dertlileri beklemektedir…

Fethullah Gülen’in şeyhi Said-i Nursi’nin en önemli özelliklerinden birisi de- amcasının oğlu Abdurrahim Nursi tarafından kaleme alınan ve kendince de onaylanan “Bediüzzaman’ın Hayatı” adlı kitapta belirtildiği üzere- soyut olmak, yani hiç evlenmemek’tir.. Hayatı boyunca bu prensibine bağlı kalan Molla Said hiç evlenmemiştir.

Fethullah Gülen, evlenmemek konusundaki açıklamalarında ustaca bir taktik kullanarak şeyhini ve kendisini Hz. Peygamberin varisleri olarak gösteriyor. Oysa evlenmemesinin altında yatan gerçek, hastalığı ile ilgili olsa gerektir. Zira, Fethullah Gülen çok eskilerden beri şeker hastasıdır. Şeker hastalığının etkilerinden birisi de insanı iktidarsız yapmasıdır. Rüyasında kendisine bildirilen “evlendiği gece ölür, bende cenazesine gelmem” açıklamasının altında, o gece karşılaşacağı durumun olduğu açıktır. Öyle ya, tüm Müslümanlara: “Evlenin çoğalın, bende çokluğunuzla ve sizinle övüneyim” diyen Hz. Peygamber Fethullah Gülen’e niçin evlenmeyeceksin desin?..

“İkinci Diriliş”i gerçekleştirmek amacıyla faaliyet gösteren Işık Evlerinde kalan gençlere sabah namazından sonra, eller aşağıya doğru çevrilerek, şu dua yaptırılır:

Allahümme ecirna min şerri nisa, Allahümme ecirna min belain nisa, Allahümme ecirna min fıtnetin nisa… Yani; Allahım kadınların şerrinden, Allahım kadınların belasından, Allahım kadınların fitnesinden bizi koru ve esirge!..

Fethullah Gülen alçak gönüllülüğünü sergilerken bile kendisini göklere çıkarıyor:

…Ancak, acaba biz, o sultanlara sultanlığı öğreten Gönüller Sultanı’nı istenilen bilebildik mi? Sizi ne diye karıştıracağım? Beş yaşından beri başını secdeye koyan ve O’nun boynu tasmalı, kapısının “Kıtmir”i olduğunu söyleyen ben, O’nu tam anlayabildim mi? …Fethullah Gülen, burada bir yandan kendini Yedi Uyarlar denen Ashab-ı Kehf’in köpekleri Kıtmir’e benzeterek kendisine alçak gönüllü dedirtmeye çalışırken, bir yandan da “beş yaşından beri alnı secde de” olduğunu vurgulayarak kendini övmektedir.

SAYGI ANLAYIŞI

Fethullah Gülen saygı konusundaki görüşlerini şöyle dile getiriyor:

“…Halis bize çok iyiliği dokunan Avlar ağalarından birinin oğluydu.Yine beş-altı arkadaş kalıyorduk. Eğer birinin misafiri gelirse, yatacak yerimiz kalmazdı. Çok dar bir yerdi. Burada unutamadığım bir hatıram şudur:

Yatmam istediğimde baktım ayağımı arkadaşlardan birine doğru uzatmam gerekiyor; saygısızlık olur düşüncesiyle ona doğru ayağımı uzatmadım. Diğer tarafta kitaplarımız duruyordu. Kitapla doğru da ayaklarımı uzatmam doğru değildi. Beri taraf kıbleye denk geliyordu. Ayağımı uzatabileceğim bir tek yön vardı; orası da Korucuk istikametini gösteriyordu. Ve ben babam Korucuk’ta olabilir ve ona karşı saygısızlık etmiş olabilirim o tarafa da ayağımı uzatmadım. Birkaç gece böylece hiç uyumadan oturdum.”

Her konuda bu derece saygılı olduğunu açıklayan Fethullah Gülen, camii de yaptığı konuşmasının sonucunda burnunu sildiği mendilin cemaatten birinin “at” demesi üzerine “değmezsin” diyerek minberden cemaatin üzerine atıyordu.

Fethullah Gülen ve Batı

“Sonsuz Nur” adlı kitabında Batı’yı, Avrupa ve Asya’yı yerin dibine geçiren Fethullah Gülen, “Fethullah Hocaefendi ile Ufuk Turu” adlı kitapta; Batı’ya övgü yağdırıyordu:

Ufuk Turu kitabından Batı yandaşlığı:

Mutlak manda, bila kaydü şart bir Batı düşmanlığı, zannediyorum bizi çağın dışına iter. Ve zaman tarafından elenirsiniz….

…Onlardan alacağımız şeyler güzellik olur. Ve Batı’dan alınacak bir çok güzellik var. Mehmet Akif; “alınız Garb’ın ilmini” diyor. Üstat Bediüzzaman’ın bu şekilde yaklaşomları var. Ben bu anlamda bir Garp’lı, Batı’lı olmada hiçbir mahzur görmüyorum.

Sonsuz Nur kitabında Batı düşmanlığı:

…Avrupa’nın kafir ve zalimleri, Asya’nın insanlığı istismar eden münafıkları ve içimizdeki gafiller istemeseler bile, sikkeyi basan, tuğrayı elinde tutan ve peygamberlerce Sultan-ül Enbiya olarak kabul edilen, O, günde beş defa nam-ı celiline dünyaya ilan ettiğimiz Sultanlar Sultanı, bir gün mutlaka bütün kalplere girecek ve herkesin sevgilisi, mahbubu, mergubu olacaktır…

FETHULLAH GÜLEN’İN SARIK PROPAGANDASI

Eski gezici vaiz Fethullah Gülen bir ev toplantısında yaptığı konuşmasında, bir hoca arkadaşı gibi kendisini aklı çeyrek, bağnaz bir tip olarak tanımlıyordu.Aynı konuşmada Allah’ın herkese ayrı görevler verdiğini ima ediyor, Mahmut Hoca’ya da,”benim Mahmutçuğum; sen fazla dalma o türlü şeylere… sen çarşafı, sen şalvarı, sen cübbeyi, sen sarığı propaganda et…” dediğini anlatıyordu.

Nurculuk,Atatürk ve Devrimler

Nurcular, Atatürke, ilkelerine ve Türkiye Cumhuriyetine karşıdırlar. Nurculara göre Türkiye Cumhuriyeti bir askeri istibdat ve sapıklıktır. Cumhuriyet, onlara karşı hücum etmek için girişilmiş bir zındık hilesidir. Nitekim Saide göre mutlak istibdata Cumhuriyet, mutlak din sapkınlığına rejim, mutlak sefahata medeniyet, keyfi cebre kanun adı verilerek kurulmuştur. Türkiye Cumhuriyeti sadece İslama değil, ahlakada aykırıdır. Öyle ki bu cumhuriyette, camiler mihrapsız, köyler imamsız, şeyhler fırkasız, müritler başsız bırakılmıştır. Hâlbuki olması gereken devlet bir din devletidir.

Gülen’in Kâbuslu Günleri: ASKERLİK

Askerliğini zor şartlar altında yapmadığı için,ordunun yemeğinin kendisine caiz olmadığını düşünerek yemeden içmeden kesildi Fethullah Gülen,”Küçük Dünyam” adlı kitabında, teskere gününü şu cümlelerle anlatıyor:

“Hayatımın en kabuslu günleri sona ermişti.İki sene ihtilaller ve ihtilal teşebbüsleri ile yüzyüze yaşadığım ve korkulu bir rüya görüyorum, uyanınca geçecek diyerek kendimi ikna ettiğim ve bu ikna ile sabredebildiğim askerlik artık bitmişti.”

Fethullah Gülen askerlik günlerini kabus olarak nitelendirse de yine kendi anlatımlarındannöbet tutmadığını, eğitim yapmadığını, herkes 24 ay askerlik yaparken onun 17 ay yaptığını, günlerini kitap okuyup, gece-gündüz Kuran dinlayerek geçirdiğiniöğreniyorduk.Fethullah Gülenin kabusu her Nurcu gibi askerliğin felsefesine olan inançsızlığından kaynaklanıyordu

Fethullah Gülen’in Takiyyeye Yönelik Sözleri:

* “Hz. Muhammed Mustafa’nın askerleri, Cindullah; Allah ordusu… HİZBUL-LAH; Allah cemaati, tabiri caizse Allah Partisi… “
  * “Cihad bir hayır kapısıdır; o kapıdan giren iki hayırdan mutlaka birisine kavuşacaktır. Evet, ya şehit olup ebedi bir hayat, ya da gazi olup hem dünya, hem ukba nimetlerine kavuşacaktır. İşte bu cihadda bir de böyle bereket var….Cihad sözcüğü; içinde bulunulan asır ve şartlara göre değişiklik arz eden geniş kapsamlı bir kelimedir. Gün olur, mal mülk her şey feda edilerek bu vazife yerine getirilir, zaman gelir, yollar gider bir can pazarına ulaşır ve can alınır verilir.”
  * “Cihad, bir müminin uğruna canını feda edebileceği en tatlı mefkûre ve en yüksek bir idealdir.”

Fethullahçı takiyyecilerin iddia etikleri gibi, cihaddan murat, insanın kendi nefsiyle mücadelesiyle, kanlı abdest alma, can pazarında can alıp verme, mezhep terörü, Hizbullah övgüsü de, herhalde bu mücadelenin, masım ve iyi niyetli ritüel ve taktikleri olsa gerek…

“Fethullah GÜLEN’in Ölçü (1) adlı kitapçığının 60. sayfasında “Yerinde durup mevziini koruma, düşmanı alt etme ve hedefe en birinci vesilesidir, cepheyi terk edip ayrılanlar ise yerlerinden ayrıldıkları andan itibaren kaybetme yoluna girmiş sayılırlar” tarzındaki telkin ve ciddi bir “cephe” faaliyetinin varlığına işaret edilmekte ve bu stratejinin mevcut çalışma sürecinin içersinde uygulandığı müşahade edilmektedir.

Bu anlatım, geçmiş yıllarda yaşadığımız “davadan döneni vurun” anlatımı da PKK’nın davadan ayrılan militanlarına yönelik yapmış olduğu tehditlerle paralellik arz etmektedir.

Devletin Anayasal nizamını değiştirerek yerine şer’i esaslara dayalı bir İslam devleti kurmayı hedeflediği değerlendirilen Fethullah Gülen ve yandaşları, 28 Şubat kararının alınmasından sonra ve özellikle soruşturma ile ilgili yazışmaların başlamasıyla birçok örgüt evini boşaltmış, örgütsel yapılanmaya zarar vermemek için faaliyetlerini mevzi koruma kuralına uyarlamışlardır.

Şu anda birçok örgüt mensubu ve talebeleri aile evlerinde örgütsel faaliyetlerini sürdürmektedirler.

Gülen örgütünün ekonomik boyutu da göz önüne alındığında, gelecekte ülkemizi bekleyen tehlikenin büyüklüğü endişe verici boyuttadır.

Kendine ve kadrolarına Türkiye ve Dünyayı kurtarma misyonu biçmesi, buna inanmaları; bunun dışında Allahın peygamber’in, Meleklerin kendilerini destekledikleri iddia ve saplantısı içinde bulunması, kendilerinin “ Allah’ın Ordusu” olduğuna, kurtuluşun cemaate tabi olmakla ve ışık evlerinde yetişmekle mümkün olacağına inanması, Türkiye’yi nasıl bir tehlike ve karmaşanın, nasıl bir çılgınlığın beklediğinin somut işaretleridir.

Hocaefendilerin tümünü ‘masum’ sayalım: A.B.D’de ikametin yasayla belirlenmiş katı koşulları bulunmaktadır hiç kimse yasal olarak, resmi başvuru yapmaksızın ve de gerekçesini belgelemeksizin –defactor statüsü hariç- bu ülkede altı aydan uzun bir süre kalamaz. Kaldı ki bu hoca efendilerin en ünlüsü, Haziran 1999’da Show TV’de Reha Muhtar’a yaptığı bir saati aşan açıklamada, 14 gün sonra Türkiye’ye döneceğini taahhüt etmiştir. Tabiki hem de kamuoyuna yapılan bu taahhüt sahibi tarafından bugüne kadar hala yerine getirilmiş değildir. hocaefendilerin tümünün yeşil karta sahip olmaları teknik açıdan olanaksız, çünkü yasal koşullar uymamaktadır. Bu ülkede yaşayanlar, sıradan insanlar için lotarya şansı (!) dışında yeşil kart almanın zorluğunu ve formalitelerini çok iyi bilmektedirler. Gerçekte, ABD’de derin devlet koruması altındaki Hocaefendilerin, “kaç” komutunu aldıkları andan itibaren CIA “İltica ve Taraf Değiştirme Departmanı” nın acil planına dahil olarak kendilerine tanıdığı kolaylıklardan yararlandıkları bilinmektedir. Bu arada, Merve Kavakçı gibi ABD vatandaşlığına alınmışlarsa o başka. O zaman her şey apaçık ortada olacağı için bu irdelemenin ayrıca bir anlamı kalmaz. Bu arada, ABD Büyükelçiliği ve Konsoloslukları, hocaefendilerini ziyaret amacıyla cemaatten usulüne uygun gönderilen tüm ziyaretçilerin vize problemini -10 yıllık vize vererek- çözümlemektedir.

Fethullahçı yapılanma, CIA’nın öngördüğü tarikat (sözde sivil toplum cemaati) modeline tıpatıp uymaktadır. Modelin amacı, tarikatları, birer sivil toplum örgütü (NGO) olarak yeniden yapılandırmak; küreselleşme sürecinde mevcut düzene karşı çatışma görünümünü yaratmadan uysallaştırmak…

Bizzat kendi yandaşlarının açıklamalarına göre, hocaefendileri, yakın zaman öncesine kadar Türk devletinin istihbarat örgütüne ajanlık yapmaktaydı; bir başka ifadeyle gerekli ve önemli bulduğu sakıncasız bilgileri –sırf gizli ilişkilerin ve amacın örtülmesine yönelik olarak- Türk ilgili makamlarına iletmekteydi. CIA ile bağlantının gelişmesinden sonra bu tür enformasyon hizmeti, statüsü içinde bir süre daha iletti. CIA bağlantısı, fethullahçıların ve de hocaefendilerinin yerinde yani kendi vatanlarında taraf değiştirmeleri sonucuna yol açtı; ta ki bu çarpık ilişkiyi Türk Silahlı Kuvvetleri ve MİT fark edinceye kadar kamuoyu onları 2barışın, hoşgörünün, uzlaşmanın’ simgesi olarak tanımaya devam etti…

Fethullahçıların Üniversitelerdeki kadrolaşma hareketi, Yüksek öğretim Kurulu’nun kurulmasıyla birlikte ivme kazanmıştır. Geleceğin mürit akademisyenlerini yetiştirme programı doğrultusunda, onbinin üzerinde müridini Y.Ö.K ve M.E. B kontenjanlarından A.B.D, İngiltere, Fransa gibi ülkelere gönderen fethullahçılar, şimdilerde iki önemli avantaja sahip olmuşlardır: Eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye dönenler, akademisyen olarak, mevcut Fethullahçı kadroları daha da güçlendirirken; yurtdışında kalmak isteyenler de, iş bularak kaldıkları ülkelerde mevcut cemaati takviye etmişlerdir.

Fethullahçıların tanıtım ve propaganda amaçlı kullandıkları sitelerden neredeyse tamamı, yurtdışındaki adreslerden yayınlarını sürdürmektedir.Fethullahçı istihbaratçıların, “hasım”larına karşı kullandıkları en etkin internet sitesi, CIA’ın teknik, propaganda ve benzeri lojistik desteğiyle yayınını sürdüren ve bu sayede internet dünyasında “ en çok ziyaret edilen” siteler arasında gösterilen Mehmet Eymür’ün sitesidir.(www.atin.org)

Fethullahçıların “hasım” kategorisinde değerlendirdiği Türk Silahlı Kuvvetleri de, karşı propaganda faaliyetlerinden nasibini almaktadır.Örneğin, kamuoyu anketlerine göre “en güvenilir” kamu kurumu ve kuruluşları içinde başta gelen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu imajını gölgelemek, kamuoyu nezdinde itibar kaybı sağlamak, bir başka ifadeyle zan ve töhmet altında bırakmak amacıyla kurulan sitenin adresi şudur: www.yolsuzluk.com. Bu sitedeki linkler arasında yer alan sitelere bakınca, ilginç ittifaklar ve müttefikler olduğunu göreceksiniz.Tohuma kaçmış dinozor cinsinden Kemalist siteler bir şey diyeceğimiz yok.Ama linkler kısmının ilk başında http://www.kurtuluscephesi.com isimli terör örgütünün sitesi yer alıyor.Terör örgütünün sitesinde ise Lenin, Trokiç vs. gibi komünist liderlerin hayat ve görüşlerine link veriliyor.

DEĞİRMENİN SUYU WASHINGTON’DAN

Fethullah Gülenin bugün hükmettiği güç, Genelkurmay Başkanlığı tarafından 1998 basında hazırlanan bir raporda söyle sıralanmaktadır: “Yurtiçinde, 85 vakıf, 18 dernek, 89 özel okul, 207 şirket, 373 dershane, yaklaşık 500 öğrenci yurdu ve biri İngilizce yayınlanan 14 dergi, 15 ülkede yayınlanan 300 bin tirajlı Zaman gazetesi, ulusal düzeyde yayın yapan 2 radyo ve uluslararası yayın yapan Samanyolu televizyonu; Yurtdışında, 6 üniversite ve yüksekokul, 236 lise, 2 ilkokul, 8 dil ve bilgisayar merkezi, 6 üniversiteye hazırlık kursu ve 21 öğrenci yurdu olmak üzere toplam 279 eğitim kurulusu” bulunmaktadır.

Gülenin müritlerinin sahip olduğu 300e yakin şirketle 600 trilyon liraya hükmettiği hesaplanıyor. Yurtdışındaki okullarının yıllık gideri ise, Fethullahçılar tarafından 1.5 milyar dolar olduğu açıklandı. 1986 yılında, Özal tarafından gıyabi tutululuktan kurtarılan Gülenin 12 yılda bu kadar büyük bir güce ulaşmasının izahı da uluslararası bağlantısıdır.

AMERİKA’YLA ENTEGRASYONA KATTİYEN KARŞI DEĞİL

Fethullah Gülen, ne zaman başı sıkışmışsa ABDye kaçmıştır. 28 Şubat’ta da ABDye uçmuştu. Ankara DGM Bassavciliginin hakkında soruşturma başlatacağını öğrenince de hastalık bahanesiyle Amerikaya gitti. Simdi hakkında kırmızı bülten hazırlanıyor.

Esasen Gülen, ABDyle ilişkilerini gizlemeye gerek görmüyor. Aksine bu ilişkiyi güçlülüğünün bir kanıtı olarak kullanıyor. Kendi tarikatına ait Zaman gazetesinin 4 Eylül 1997 tarihli sayısında Bati ile ilişkiler hakkında su değerlendirmeleri yapıyor:

“Bu manada inanmış bir insanin Bati karsısında, Batı’yla entegrasyon karsısında, Amerikayla entegrasyon karsisinda olması katiyen düşünülemez.”

MOON TARIKAT’I VE FETHULLAH GULEN

Dinlerarasi Diyalog, Fethullah Gülenin CIA ile ilişkilerini sürdürmede kullandığı örtünün adi. Ama bu örtüyü bile kendisi icat etmiş değildir.

1950′lerden itibaren dünyanın efendiliğine soyunan ABD, kıtalararası imparatoruglunu sürdürmek için, her kıtasal din içinde kendisine bağlı bir tarikat örgütledi. Bu tarikatların hepsinin söylemi de ayni: Dinlerarasi diyalog.

CIA denetiminde yürütülen bu faaliyetin ilk basarili örneği Moon tarikatıdır. 1951de Koreyi işgal eden ABD, Güney Koreyi sömürgeleştirirken, sömürgeleştirmenin aracı olarak bir de Hıristiyan tarikatı kurdu. CIAnin misyonerleri, bu tarikatı kullanarak Güney Kore nüfusunun yüzde 40ini, Budistlikten vazgeçirip Hıristiyan yaptılar. Moon, iste bu tarikatın adidir. Resmi adıyla söylersek; Birleştirme Kilisesi.

CiA, Moon tarikatını kullanarak Dünya Anti Komünist Ligini örgütledi. Türkiyede Komünizmle Mücadele Dernekleri, Dünya Anti Komünist Liginin uzantıları olarak kuruldu.

www.istiklalmahkemesi.com

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 33 Yorum »

Fethullah Gülen’in Sırrı 3

Posted by vatanhainleri Nisan 19, 2007

Bu da son bölüm arkadaşlar… İbret olsun!

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 48 Yorum »

Fethullah Gülen’in Sırrı 2

Posted by vatanhainleri Nisan 19, 2007

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 89 Yorum »

Fethullah Gülen Kimdir?

Posted by vatanhainleri Nisan 19, 2007

Fethullah Gülen:

Ramis oğlu, 1942, Erzurum doğumlu.

1968 yılı itibariyle İzmir Merkez Vaizi, İzmir İmam Hatip ve İlahiyatta Öğrenci Yetiştirme Derneği Kestanepazarı Kuran Kursu öğreticisi görevlerinde bulunmuştur.

1969 Ağustos ayı içinde İzmir Buca’da kendi yönetiminde olan dernek ve Kestanepazarı Kuran Kursu’nda okuyan 100 öğrencinin katılımıyla açılan bir kampta, Kuran okumanın yanı sıra Risale i Nur eğitimi yapmıştır.

Aynı yıl içinde Said i Nursi için Isparta’da okutulan mevlüde katılmıştır.

1970′de İzmir’de Nurculuk üzerine programlar yapmış, ayrıca toplantılarda eğitici görevini üstlenmiştir.

1971 Ocak ayı içinde, İzmir İmam Hatip ve İlahiyat Öğrenci Yetiştirme Derneği içinde Nurculuk faaliyetleri yürüttüğü gerekçesiyle dernek idare heyetinden çıkarılmıştır.

Aynı yıl itibariyle Nurculuk faaliyetlerinden dolayı İzmir Sıkıyönetim Komutanlığı tarafından ifadesi alınarak hakkında dava açılmıştır.

Anılan komutanlıkça açılan davası sonucunda vaaz etme yetkisi alınmıştır.

1972 Eylül ayı içinde Erzurum’a gitmiş, anılan ilde Nurcu liderle görüşmüş ve çeşitli Nur toplantılarına katılmıştır.

1973 yılı itibariyle Edremit’e tayin edilmesine karşın, İzmir’de ikamet ederek her hafta cuma günleri Edremit Alemzade Camii’nde vaaz vermiş ve her gelişinde ayrı ayrı Nur medreselerinde Nur toplantıları düzenlemiştir.

Aynı yıl itibariyle Edremit Merkez Vaizi görevi sırasında yaz aylarında Edremit civarında açılmış olan ve Nurcu öğrencilerin iştirak ettiği kamplarda Nurculuk faaliyetlerini organize etmiştir.

1974 Eylül ayı içinde Merkez Vaizliği’ne tayin edilmiştir.

1974 1976 yılları arasında yurt çapında çeşitli konularda konferanslar vermiştir.

1976 Temmuz ayı içinde Aydın çevresinde açılması planlanan Nur kamplarında F. Gülen’in fıkıh dersi vereceği öğrenilmiştir.

1976 Ağustos ayı başında İzmir Bornova ilçesi vaizliğine atanmıştır.

Münfesih MSP yanlısı olan Nurculardan Fethullah Gülen, İran’da gerçekleştirilen devrimin Türkiye’de de gerçekleştirilmesini arzulamakta olup, Türkiye’de İslami bir devrim için yurt sathında teşkilatlanmaya önem vermektedir.

İzmir Bornova Merkez Vaizi olduğu dönemde vaaz bantlarının yurt sathında dağıtılmasını sağlayarak Nurculuk propagandası yapmıştır.

19.04.1980′de İzmir’de gerçekleştirilen bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; birkaç gün içerisinde “Huruç harekatı” (Atılım harekatı) başlatılacağını, bu harekat için hemen hemen her ilde liderlerin tespit edildiğini, İran’da yapılan İslam harekatının Türkiye’de de böylece başlamış olacağını” belirtmiştir.

1980 yılında İzmir’de bir Nur toplantısında yaptığı konuşmada; “Huruç harekatının başarıya ulaşması için bütün yurtta kendi binalarında ve kiralayacakları müsait yerlerde orta ve yükseköğrenim gören öğrenciler için yurt binalarının açılması, yurtlarda eğitilen öğrencilerin meyvalarını vermesi, kendi fikirleri doğrultusunda çeşitli kitap ve dergilerin basımının gerçekleştirilmesi ile özellikle Türkiye’deki öğretmenlerin büyük bir bölümünün kendi yönlerinde faaliyet göstermeleri gerektiğini” ifade etmiştir.

24.06.1980 tarihinde, “Denizli Merkez Akyazılı Köyü Orta ve Yüksek Eğitim Vakfı” Denizli Şubesi’nin açılışında yaptığı konuşmada; “Milletimiz içinde bulunduğu zelil duruma, şeytanın uşakları muallimler ve onların yetiştirdiği inançsız talebeler nedeniyle düşmüştür. Rusya, Müslümanlığın giderek azalması ve komünizmin yayılması amacıyla, Türkiye’ye her yıl yardım göndermektedir. Ahlaksızlık, zina ve anarşi almış yürümüştür” tarzında ifadeler kullanmıştır.

Yazıcı Nurcuların lideri olan Fethullah Gülen, Bornova Merkez Camii’nde verdiği vaazlarında, hükümetin icraatlarını eleştirmiştir.

1980 yılında İzmir’de Nurcuların yayın organı “Sızıntı” adlı dergide zaman zaman “MFD” rumuzu ile yazılar yazmıştır.

12.09.1980 tarihinde Ege Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı’nca kendisini yakalamaya yönelik operasyonu haber alması sonucu, İzmir’den Erzurum’a kaçmıştır.

16.10.1980 tarihinde müstafi addedilmek için Erzurum’dan 20 günlük, daha sonra Kayseri Tıp Fakültesi’nden 45 günlük rapor alıp Bornova Müftülüğü’ne göndermiştir.

1980 Aralık ayında İzmir Bornova Merkez Vaizliği’nden Çanakkale’ye tayinini yaptırmıştır.

1981 Ocak ayı itibarıyla Isparta ili Uluborlu ilçesinde bulunan Islah Sitesi’ndeki “İmam Hatip Lisesi Öğrencilerini Koruma ve Yetiştirme Derneği” merkezinde gizlenmiştir.

27.02.1981 tarihinde Eyüp İstanbul Hükümet Tabipliği, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Kliniği’nce 20 günlük rapor almıştır.

22.03.1981 tarihinde Çanakkale Müftülüğü Merkez Vaizliği’nden istifa etmiştir.

1981 yılında Ankara’da Nurcu liderlerden “Toprak Diş Kliniği” sahibi Hayrettin Toprak‘ın evinde saklanmıştır.

1982 Mayıs ayında Konya’daki Nurcu liderlerle bir toplantı düzenlemiştir.

7.8.1982 tarihinde Keşan’ın bir köyünde gizlenerek “Molla” ve “Dahhak” takma isimlerini kullanmıştır.

Aynı yıl itibariyle Sızıntı grubuna mensup şahıslarca, Mekke’de kiralanan bir dükkanda adı geçenin bantları hac süresince Türk hacılarına satılmıştır.

10.06.1983 tarihinde Menemen Helvacıköy’de Y.İ.E. öğrencisi Yaşar Erdoğdu’nun yanında saklanmıştır.

Ege Ordu ve İzmir Antalya illeri Synt. Komutanlığı’nın 7 Şubat 1985 tarihli yazısı ile arananlar listesinde yer almıştır.

18 Mayıs 1985 tarihi itibariyle, kendisini maddi yönden destekleyen zenginlere hitaben İstanbul/Altunizade’de bir konuşma yapmış ve özel okullara maddi yardımda bulunmaları için etkileyici öğütlerde bulunmuştur.

23 Eylül 1985 tarihi itibariyle Çanakkale ili Biga ilçesinde mukim Fethullah Gülen grubuna mensup Nurculardan Sabri Kadıoğlu, Abdülkadim Zellüm adlı yazarın “Hilafet Nasıl Yakıldı” isimli eserini, Nurcular ile Milli Görüş mensuplarına ücretsiz olarak dağıtmıştır.

1 Ekim 1985 tarihi itibariyle; Hizb üt Tahrir mensubu Muhammed Kürdi, parti merkezinden aldığı emir üzerine, İzmir’de tahsilini yaparken, Fethullah Gülen ile bir görüşme yapmış, ancak bu görüşmede müspet bir netice alınamamıştır.

Genelkurmay Başkanlığı tarafından çıkarılan 15 Nisan 1985 gün ve 7130 97/85/Synt. İstihbarat Hrk. Ş. Ks. sayılı aranan şahıslar kitabının 2. kategori, 15. sayfa ve 588 sırasında arananlar arasında yer almıştır.

1987 yılında, İstanbul’daki evinde, imamlarına eğitim vermeye başlamıştır.

Ağustos 1987 ayında ders verdiği öğrencilerine yaptığı konuşmada; “Alparslan Türkeş ile görüştüğünü, Türkeş’ten cemaatini şeriat doğrultusunda yetiştirmesini istediğini, onun da kabul ettiğini” ifade etmiştir.

6 Eylül 1987 günü yapılan seçim yasaklarıyla ilgili referandumda, Turgut Özal’ı desteklemek maksadı ile Nurcuların hayır oyu kullanmalarını sağlamıştır.

Şubat 1990 tarihinde Korkut Özal’ın dünürünün İstanbul’daki evinde, “ANAP’ın geleceği ile ilgili” toplantıya katılmıştır.

Mart 1990 ayı içerisinde Türkiye’deki İslami faaliyetleri tek bir merkezden koordine etmek amacıyla oluşturulan İslam Şurası içerisinde yer almıştır.

1990 yılı içerisinde rahatsızlığı sebebiyle birkaç kez yurtdışına çıkmıştır.

20 Ekim 1991 tarihinde yapılan genel seçimler arifesinde münfesih MÇP’ye 3.5 milyar yardımda bulunmuş ve seçimlerde MÇP ile ittifak yapan RP’yi desteklemiştir.

Nisan 1992 ayı içerisinde, Azerbaycan‘a giderek anılan ülkede TV kurma çalışmalarını başlatmıştır.

Aynı tarihte ABD’deki Risale i Nur Enstitüsü’nün çalışmalarını yönlendirmek maksadıyla gizli olarak anılan ülkeye gitmiş, ardından Avustralya’ya geçerek Türk öğrencilerin akademik eğitim gördüğü okul ve kaldıkları yurtları ziyaret etmiştir.

Ayrıca kuracağı üniversitelerde ders verdirmek amacıyla söz konusu ülkelerdeki çeşitli profesörlerle de görüşmüştür.

1992 yılı içerisinde MÇP’den ayrılarak yeni bir parti kurma çalışmalarına giren Muhsin Yazıcıoğlu’na maddi ve manevi destek vermektedir.

19 Ocak 1994′te Ankara’da kurulan “Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’‘nın kurucuları arasında yer almaktadır.

1995 yılı içerisinde ABD, Almanya, İngiltere ve Rusya’nın Türkiye’deki büyükelçileri tarafından ayrı ayrı ziyaret edilmiştir.

Ağustos 1995 tarihi itibarıyla basında çıkan devlet yanlısı beyanları nedeniyle İBDA C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu tarafından ölümle tehdit edilmiştir…

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 2.276 Yorum »

Fetullahçı Okulların İç yüzü

Posted by vatanhainleri Nisan 19, 2007

1-) Dinlediğim pek çok Azeri kadın, göz yaşları içinde, Fethullahçıların okullarında eğitim gören çocuklarının kendilerinden koparıldığını, onları kaybetmek üzere olduklarını söylediler. Çocuklarının geleceği için,Azeri okullarına göre eğitim kalitesi bir hayli yüksek olan Fethullahçı okulları tecih eden,büyük maddi fedakarlıkta bulunan Azeri kadınlar, bir süre sonra çocukların anne ve babalarını inançlarını sorguladıklarını, hatta aşağıladıklarını, neşe ve canlılıklarını , çocukluklarını kaybettiklerini anlattılar.

2-) Orta Asya’da, Afrika’da, Amerika’da, Avusturalya’da kısacası dünyanın her tarafında “Türkiye’nin kültür misyoneri” olduklarını iddia ediyorlar. Programlarında haftada 3-8 saat Türkçe’ye yer verirken, 25 saat İngilizce verdikleri için ingiltere’den “üstün hizmet ödülü” alıyorlar. (Türkiye’de ise bu çocukların İstiklal Marşımızı nasıl Türkçe okuduklarını yüzlerce kez göstererek kamuoyunu yanıltıyorlar.)
ABD’den ise “kırmızı pasaportlu CIA çıkışlı” öğretmen takviyesi ve siyasal dokunulmazlık, ekonomik güç desteği görüyorlar.Buralarda Türkçü, çağdaş, aydın gençler yetiştirmek yerine, sadece milli kimliğini bilmeyen, Türklük bilincinden yoksun molla yetiştiriyorlar. Ama bu okullardaki Türk olmayan öğrencilere hiç karışmıyorlar; dini eğitimden kesinlikle kaçınıyorlar; ulus biçimlerini etkilemeye çalışmıyorlar. Fethullahçıların yurt dışındaki okullarında Türk olmayan öğrencilere Türkçe eğitimi sadece şeklen veriyorlar. Türk kültürü asla öğretilmiyor. Belki şaşıracaksınız İslamiyet’de anlatılmıyor;öğretilmiyor. Bu okulların programları itibariyle ABD ya da İngiliz kolejlerinden hiç bir farkı yok!… ABD bölgesel hesapları gereği haritada nereyi işaret ediyorsa, Fethullahçı maşalar oraya gidiyorlar ve okul açıyorlar.

3-)  Sonuçta, Kırım’da, Azerbaycan’da, Orta Asya’da ve Rusya Federasyonunda ya da Türklerin yaşadıkları diğer ülkelerde, Türk çocuklarını önce ailelerinden, sonra Türklüklerinden kopararak mollalaştırıyorlar. En yeteneklilerini ve başarılılarını daha sonra Türkiye’ye getirerek yüksek öğretim süresince beyinlerini yıkamaya devam ediyorlar. Bu gençler gerçekten güvenilir mürit olduktan sonra tekrar kendi ülkesine gönderip burada stratejik makamlara gelmek üzere yerleştiriliyorlar; Türklüğe hizmet için değil, Fethullahçı organizasyonun çıkarlarına hizmet etmek üzere… Kısacası Fethullahçılar böylece Türklüğe ihanet ediyorlar!…

4-) Fethullahçılar Azerbaycan bürokrasisine oldukça hakimler. Tıpkı Türkistan ‘da olduğu gibi iki bakan yardımcısının Fethullahçı olduğu ifade ediliyor. Ticaret, endüstri, eğitim ve gümrükle ilgili birimlerde tüm yetkililerin Fethullahçılar tarafından “maaşa bağlandığı” iddialar arsında.
Fethullahçıların aylık maaşa bağladıkları arasında Haydar Aliyev’in ve de hükümet yetkililerinin yanı sıra , iktidar partisinin ve muhalefetteki tüm partilerinde yer alması, ister istemez gerçek patron ABD’nin geleneksel politikasını çağrıştırıyor: “İktidar kadar,yarın iktidara gelebilecek potansiyele sahip muhalefete de yakın ve organik ilişki kurmak…”

5-) Diyebiliriz ki, okullar bu yüzden mafyayı çağırıştıran çıkar çarkının sadece kılıfı. Fethullahçılar, yerleştikleri ülkelerde, yönetimi ve bürokrasiyi elde ettikten sonra ekonomik anlamda da kökleşmeye başlıyorlar. Yaklaşık 280′in üzerinde şirket ve holdige, 25 milyon dolarlık mal varlığına ve yıllı 600 trilyon liralık iş hacmine sahip olan Fethullahçı organizasyon, karlı gördükleri alanlarda bu ülkelere girmeye başlıyorlar. Suyun başı tutulduğu için de rüşvet,haraç ve benzeri engellere takılmıyorlar….

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Radikal İslam Hareketleri | 319 Yorum »

Fetullah Gülen’in Sırrı

Posted by vatanhainleri Nisan 19, 2007

Eminim ki izlerken tüyleriniz diken diken olacak…

Yazı kategorisi: Din Tüccarları, Fettoş Gülen, Görüntüler, Radikal İslam Hareketleri | 129 Yorum »

 
Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.