Vatan Hainleri!

Türk’ün Ekmeğini Yiyip de Türk’e kılıç Sallama!!

Archive for the ‘Sözde Ermeni Soykırımı’ Category

İfade Özgürlüğü

Posted by vatanhainleri Haziran 27, 2007

Sevgili okuyucularım,

Bugün sizlere Türkiye’de ifade özgürlüğün olup olmadığını, sözde o medeniyet projesi olan Avrupa Birliği Devleti’nin ne kadar medeni olduğunu ve ifade özgürlüğünün ne kadar bulunduğunu, Türkiye’deki AB yalakacılarının ve sözde Türklerin barbar ve yasakçı bir zihniyet taşıdıkları için eleştiren, Avrupa’daki insanların ise aşırı gelişmiş sanki birer uygarlık abidesi olduğunu sanan sözde aydınların uygulamalarını ve faaliyetlerini incelemeye çalışacağım…

Orhan Pamuk’un söyledikleri,

Roman yazdığı ve edebiyatçı olduğu söylenen Orhan Pamuk, İsviçre’nin Tagesanzeiger’le yaptığı bir konuşmada, Türkiye’de 1915-1917’de Ermenilere yönelik etnik temizlik yapıldığından ve 1984 yılından bu yana da Kürtlere kötü davranıldığından söz ederek şöyle dedi:

“Bu topraklarda 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü ve benden başka hiç kimse bunu söylemeye cesaret edemiyor. O halde ben yapıyorum ve bu yüzden benden nefret ediyorlar.”

Bu konuşmada Orhan Pamuk Avrupa’yı “düşünce özgürlüğü ve demokrasisi” için övüyor ama Avrupalı gazetecinin sorularına sinirleniyor ve onu da Avrupalı saymıyor!..

“Sizi kutlarım!.. Bu söyleşide, kendimi Avrupalı değil de, bir Türk gazetecinin karşısına oturuyorum gibi hissettim.”

İsviçreli gazeteci “kendisinin Türk’e benzemediğini” söyleyince, Pamuk “Hayır ama, bu ülkede 2-3 yıl önce hortlayan milliyetçiler gibi konuşuyorsunuz…” diyor! Yani ona göre ülkeyi sevmek ölmüş bir duygu! “Milliyetçilik” ilkesi sanki Atamızın bize mirası değil, üç beş yıllık bir fikir!

En yukarıdaki sözü içinde (sözde soykırım hakkındaki sözleri) Avrupalı gazetecinin sağduyulu,

“Ama siz hala konuşuyorsunuz. İlle de başınızı derde mi sokmak istiyorsunuz?” sorusu üzerine, Orhan Pamuk “Evet…” diyor!

Başını derde sokmaya meraklı olan Orhan Pamuk’un bu sözleri Aktüel dergisinde yayımlanınca, hakkında, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 310-1 maddesi uyarınca 1 yıla kadar hapis istemiyle, 30 Haziran 2005 tarihinde dava açıldı. Böylece Pamuk istediğini gerçekleştirmiş oldu..

Yalan aynı yalan sayılar şişirme!

“Beyoğlu’nda 2 Kasım 1918’de Rumlar şenlikler yapar, Türkler elemden ağlarken Patrikhane’de mühim bir toplantı olmuştur. Burada alınan kararlara uygun olarak Aydın mebusu Emanuelis, İzmir mebusu Mimaroğlu ve Çatalca mebusu Dimitriyadis ertesi gün, üyesi bulundukları Osmanlı Devleti’nin Parlamentosu’nda, Damat Ferit’in önce temas ettiği, azınlıkların katliamı konusunu bir takrirle getirmişler, suçluların cezalandırılmasını istemişlerdir. Türkler’in bir milyon Ermeni’yi imha ettiklerini, “40 asırdan beri memleketin medeniyet unsuru” olduğunu söyledikleri Rumlar’dan 500 bininin imha, sürgün ve emlakinin de müsadere olunduğunu iddia etmişlerdir.” (16 Mayıs 1919, İstiklal Harbi Gazetesi)

Sözde soykırım şimdi de Kürtlere yapılmış… Heyhat!

Hrant Dink’in Söyledikleri,

Türkçe ve Ermenice yayımlanan Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink, Yahudi Soykırımı ile sözde Ermeni soykırımını arasında benzerlik olduğunu belirttiği “Ermeni Kimliği Üzerine” başlıklı yazı dizisinde, 13.02.2004 tarihinde şunları yazdı:

“Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.”
“Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kansorejen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.”

Bu ifadeler nedeniyle Hrant Dink hakkında, eski Türk Ceza Kanunu’nun 159. maddesi, Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 301. Maddesi uyarınca, “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan dava açıldı. Yargılama yapıldı ve Hrant Dink 6 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ceza ertelendi…

Elif Şafak’ın söyledikleri,

“Baba ve Piç” adlı romanı okudunuz mu? Aylarca liste başı kaldı bu kitap… Hangi gazetenin kitap ekine baksam liste başı… Bu kadar gaz verilir mi birine? Veriliyor işte! Bu kitapta Türkleri “soykırımcı kasap” olarak gösteriyor yazar Elif Şafak:

“Bütün akrabalarını 1915’te kasap Türkler’in ellerinde kaybetmiş soykırımzede bir sülalenin torunuyum.”

Bu cümleden dolayı Elif Şafak’a 301. maddeden yargılandı ve suçsuz bulundu! Nasıl mı?

“Roman karakteri bunu söylüyor, ben değil” diyerek…

Gazi Üniversitesi’nden Prof. Dr.(!) Atilla Yayla’nın söyledikleri,

“Amerika’nın Kurduğu Parti”nin bir gençlik kolu etkinliğinde konuşan Atilla Yayla:

“Kemalizm gericiliğe karşılık gelir.” Dedi…

Bir sürü tartışma çıktı, yaygara kopartıldı.. Peki sonuçta ne oldu? Hiç… Atilla Yayla hala Gazi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır, ve profesör ünvanı yerli yerinde…

AKP’li Belediye Başkanı Cuma Bozgeyik’in söyledikleri,

Selanik’teki Atatürk’ün doğduğu evi ziyaretten dönerken, otobüste Atatürk ile alay ve hatta hakaret eden bu AKP’li zat ne oldu?

Cuma Bozgeyik’in anlattığı bu fıkrayı buraya alamam. Çünkü bu yayın ilkem ile bağdaşmaz! Kalleşler kalleşlik yaptıkları yerde kalacaklar!

Ertuğrul Özkök’ün söyledikleri,

Hürriyet Gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök, sanırım Türk Milleti’nin kutsal saydığı üç şeyi bilmiyor olsa gerek ki, “Üç Güzel Bayrak ve Milli Marş” adlı 8 Mart 2006 tarihinde bir yazı yazdı:

“Türkiye’de milli marşın okullarda zorunlu olarak öğretilmesini gerektiren bir kanun var mı? Dün bu konuyu araştırdım ve olmadığını öğrendim.”

Özkök! Kanun olmasına gerek var mı? Bu Millet’in başından geçen olayları anlatan en güzel yapıttır “İstiklal Marşı”mız ve her Türk evladının öğrenmesi gereken bir eserdir.

Bir Milleti Millet yapan en önemli üç şey:

• Vatan’dır
• Bayrak’tır
• Milli Marş’tır

Ayrıca Milli Marş’ımız, Anayasamızın daha 3. maddesinde güvence altına alınmıştır. Siz herhalde yasaları sondan okumaya başladınız…

Yaşar Kemal’in söyledikleri,

Yaşar Kemal, pek çok defa Nobel Ödülü’ne aday gösterildi… Ama söyledikleri Orhan Pamuk kadar etkili olamamış ki Orhan Pamuk ödül alırken Yaşar Kemal de hava gazı almıştır…

13 Ocak 2007’de “Gerillanın adını terörist koyduk!” diyerek PKK’yı açıkça savunan Yaşar Kemal, Türk Ceza Kanunu’na göre, ”terör ve teröristi alenen övme” kapsamında yargılanmadı… Ama söyledikleri bununla kalmadı:

“Gerillanın adını terörist koyduk. Bundan da bir umut bekledik. Sözcükler her zaman, her koşulda değişebilir ve bir gün işe yaramaz olur.(..) Kendi halkıyla savaşan bir ülke olduk.(..) Ey milliyetçi ırkçılarımız, dünyada bir tane dostumuz varsa, o da Irak Kürtleridir.(..) Bir insana, bir halka ne yaparsanız yapın, ama onuruyla oynamayın. Bu benim gençliğimden bu yana dilimde pelesenk ettiğim bir sözümdür. Bizim yöneticiler bunun tersini yaptılar. Halka etmediklerini bırakmadılar. Yüreğim yanıyor bunları söylerken, ben bir yazarıyım çünkü bu halkın.” (Gerillanın Adını Terörist Koyduk, Hürriyet Gazetesi, 14 Ocak 2007 s.1 ve 22)

Başkent Ankara’da Nadire İçkale’nin İçkale Oteli’nde yapılan ve DTP (Demokratik Toplum Partisi), İHD ( İnsan Hakları Derniği), ve Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ön plana çıktığı “Türkiye Barışını Arıyor” adlı toplantıya, Türkiye Cumhuriyeti Yargıtay’ına bir dönem başkanlık yapmış olan Sami Selçuk da katıldı ve konuşmaları dinledi!

Yaşar Kemal bu toplantı da böyle konuştu:

“Binlerce çiçekli bu bahçeden bir çiçeği kopararsanız bir kokudan, bir renkten mahrum kalırsınız” dedi.

Leyla Zana’nın söyledikleri,

1991 seçimleri sonrası 6 Kasım Çarşamba günü TBMM’de milletvekili yemin töreni yapılıyor… Koalisyon ortağı SHP listesinden milletvekili seçilen eski HEP (-Halkın Emekçi Partisi- tescilli hainlerin örgütü PKK’nın siyasi organı olarak çalışıyordu, 1990 yılında SHP’den ayrılan 10 milletvekili tarafından Fehmi Işıklar başkanlığında kuruldu; Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılma tehlikesine karşı 1991’de adını DEP –Demokratik Halk Partisi- olarak değiştirdi) milletvekilleri “Kürtçe yemin” ediyordu…

TBMM’ye gelen Leyla Zana, Hatip Dicle ve beş arkadaşı, PKK’yı simgeleyen renklerden oluşan yaka mendilleri, saç bandı ve PKK rozetleri taşıyorlardı!…( Erkek milletvekillerinin ceketlerinin mendil ceplerinde PKK bayrağının rengini taşıyan sarı-yeşil-kırmızı renklerden oluşan mendiller, yakalarında ise PKK rozetleri, Leyla Zana’nın başında da aynı renklerden örülmüş bir bant ve yakasında da iğnelenmiş bir mendil bulunuyordu. Hatta Diyarbakır SHP milletvekili ve Divan üyesi Sedat Yurttaş yakasında da PKK rozeti vardı.)

Leyla Zana Genel Kurul’da İstiklal Marşı okunduktan sonra, salona girdi. Ayrıca Aykut Edibali, Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan da İstiklal Marşı okunduktan sonra Genel Kurul salonuna girdiler… Leyla Zana’ya yemin sırası geldiğinde, önce Hatip Dicle kürsüye çıktı ve aynen şunları söyledi:

“Biz ve arkadaşlarım bu metni, Anayasa baskısı altında okuyoruz!”

Bu sözlere SHP ve özellikle ANAP sıralarından hiçbir tepki gelmedi. DYP milletvekilleri ise masalara vurularak, sürekli olarak protesto ettiler. Hatip Dicle’yi konuşturmadılar.

Hatip Dicle, milletvekili yemin metnini iki kez okudu ve her defasında “Anayasamıza aykırı olarak” eklemeler yaptı ve yemini geçersiz sayıldı. Saat 18:14 sıralarında kürsüye gelen Leyla Zana ise “Kürtçe yemin etti ve sonunda Kürtçe slogan attı!..”

Leyla Zana’nın Kürtçe ne dediğini kimse anlamadı. Katipler de Kürtçe bilmediği için zabıtlara

“Leyla Zana anlaşılmayan bir dilde bazı kelimeler kullandı!” diye geçirdi…

Tüm bunların yaşanmasının nedeni, yani bu PKK’lı teröristlerin Türk Ulusu’nun Meclisi’ne girmelerinin sebebi, SHP’nin HEP’lilerle koalisyona gitmeleridir. SHP’nin başında oturan İsmet Paşa’nın oğlu Erdal İnönü her ne pahasına olursa olsun meclise girmek istiyordu… Sonunda bu amacına ulaştı. Bu nedenle parti içindeki liderlik yarışında muhalifi Deniz Baykal’a karşı Ocak’ta toplanacak Olağanüstü Kongre’de bir tek oya bile ihtiyacı vardı. İnönü, oy kaybına uğramamak için HEP’liler ne yaparsa yapsın onlara şirin gözükmek istiyordu… Yani oy karşılığı ülkenin bütünlüğüne resmen kastediyordu!

Leyla Zana bilindiği gibi “Bölücü terör örgütüne üye olmak ve devletin bölünmez bütünlüğünü bozmak” suçundan mahkum olmuştu…

Ama daha önce Cumhurbaşkanı Özal’ın geleneksel yılbaşı resepsiyonlarının birincisi 8 Ocak 1992 Çarşamba akşamı Çankaya Köşkü’nde verdiği yemeğe katıldılar…

Yani dağdaki haydut, eli kanlı teröristler meclise girmekle kalmadı, Atamızın ikamet ettiği köşke, Çankaya’ya da adım attılar!!!

Hatip Dicle’nin söyledikleri,

SHP’nin milletvekili Hatip Dicle, “Türkiye’yi böleceklerini” ve “bağımsız bir Kürt Devleti kuracaklarını” yurt dışında açıkları.

Dicle, Belçika’da yayınlanan Le Libre Belgigue Gazetesi’ne verdiği demeçte,

“1923’ten bu yana ulusal Kurtuluş Savaşı verdiklerini, Lozan Antlaşması’nın Kürdistan’ı böldüğünü, bir Kürt Kürdistan’ı olmadığını” söyledi…

Ayrıca;

“Türkiye’ye NATO silahı vermeyin. Türkiye NATO silahını Kürtlere karşı kullanıyor. Bu silahları Türkiye’ye vermemek lazım. Silahı sevmeyiz ama kendimizi savunmak için bizim silahlanmamız lazım. Barış ve siyasi çözümden yanayız. Türkiye’nin gelip bizimle konuşması lazım. Ben ve 21 Kürt arkadaşım, her an ölüm cezasına çarptırılabiliriz. Türkiye Parlamentosu’ndayız ama parlamentoda demokratik tartışma ortamı yoktur. Alernatif yok. Silahlı gerillayı desteklemek zorundayız.”

Değerli arkadaşlar,

Bunca konuşmayı bir araya derledim… Görüyorsunuz! Öylesine bir demokrasi ve ifade özgürlüğü var ki ülkemizde, herkes konuşuyor… Ama konuştuklarının cezasını çekmeye gelince nedense hep Avrupalı medeni(!) ağabeylerine sığınıyorlar, gözyaşı döküyorlar… Ceza alıyorlar AB affedin diyor…

Teröristler Türkiye Meclisi’ne giriyor, çıkar uğruna… Ne olmuş güzelim Vatanıma? Ne yapmışlar? Bunlar gizli kapaklı olan olaylar değildir. Bunlar alenen olmuş, yaşanmış olaylardır… İşte buraya da bunları yazıyoruz ki Türk Milleti’ni hala aptal olarak görenler utansın, Millet’i cahil görenler utansın!

Biz Türkler her devirde uygarlığa örnek olmuş bir milletiz! Dünya bizimle medeniyete ve kültüre ulaşmış! Ancak kendilerini çok ileri sayan Avrupalılar bizzat teröre destek vermişler, terör yaratmışlar, sırf para, güç uğruna dünyadaki tüm insanlığı kirli oyunlarına alet etmişlerdir! Bunun acı bilançosu ise iki Dünya savaşı ile özetlenebilir:

  1. Dünya Savaşı; Batılı devletlerin çıkardığı bu savaşın sonucunda 50 milyon kişi ölmüştür…
  2. Dünya Savaşı; Yine Batılı (sözde medeniyet abideleri) devletlerin çıkardığı bu savaşın bilançosu ise 30 milyon kişidir…

Evet neyse yine dönelim konumuza… Ülkemiz tam bir haklar ve özgürlükler cenneti! Diğer Avrupalı Devletlerin yasalarını inceledikten sonra hayretler içinde kalmamak mümkün değil! Bizim sözde aydınlarda yukarıda saydığım kişilerin ceza almasından pek bir muzdarip! Neymiş efendim! Tam özgürlükmüş… Neymiş efendim sınırsız ifade özgürlüğüymüş… Yahu siz hiç sınırsız özgürlük diye bir şey gördünüz mü ki? Bize ilkokuldan beri kişi hak ve özgürlüklerimizin, bir başkasının hak ve özgürlüklerinin başladığı yerde bittiği öğretilmedi mi? Siz hangi sınırsızlıktan bahsediyorsunuz?

  • Atatürk’e, O eşsiz kumandanın eserlerine sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Türk’e, Türklüğe sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Türkiye’ye, Devlet’in bölünmez bütünlüğüne, Ulusal Egemenliğe karşı çıkmak mı ifade özgürlüğü?
  • Şehitlerimize, gazilerimize sövmek mi ifade özgürlüğü?
  • Gece biz rahat rahat ”yan gelip yatalım” diye nöbet tutan askere, orduya, kumandanlara sövüp, teröristleri övmek mi ifade özgürlüğü?
  • Terörist başlarına, bölücülere, vatan hainlerine, hükümet şakşakçılarına, Yahudi uşaklarına, ABD hayranlarına, ABperestlere ödüller vermek, veren elleri alkışlamak mı ifade özgürlüğü?

Kahrolsun böyle ifade özgürlüğü… Olmaz olsun!

O sizin çok övdüğünüz Avrupa Birliği Devletlerinin yasalarına bir bakalım şimdi, nedir bu ifade özgürlüğü hangi ülkede ne kadar var?

Fransa

Avrupa Birliği Kurucu Üyesi,

Fransız yasaları;

  • Dinci ve ırkçı nefreti ifade eden yazı yazılmasını yada halka bu yönde konuşulmasını yasaklamıştır.
  • Nazi Almanya’sında Yahudi soykırımı (Holocaust) yağıldığını inkar etmeyi yasaklamıştır.
  • Türkiye’nin Ermeni Soykırımı yapmadığını söylemek yasaklanmıştır.
  • Kişilere cinsel tercihleri nedeniyle nefret içeren söz söyleme ve yazı yazma yada şiddet uygulama, hapisle cezalandırılacak bir suçtur.
  • Hükümet, yayın ruhsatı bulunan radyo ve televizyon kanallarına bile kısıtlama getirme hakkına sahiptir.
  • Devletin resmi belgelerinde ve yayınlarında, Fransızca’nın dışında bir dile ait kelimelerin kullanılması yasaktır. Ayrıca, ticari söylemlerde, yani reklamlarda da Fransızca dili dışında bir dilin kullanılması yasaktır. (Ama nedense bize gelince diğer dillerde eğitim hakkı, bilmem ne hakkıyla Türkçe yok edilmeye çalışılıyor! Devletin bakanlıkları bile İngilizce yayın yapıyor, rapor hazırlıyor. Size ilginç bir anekdot daha: Diyarbakır Belediyesi’nin Internet sayfası Türkçe, İngilizce ve Kürtçe…)

Almanya

Almanya AB üyesidir.

Alman Anayasasında;

  • Kişisel hakaretler ve nefret söylemleri (Volksverhetzung) yasaktır.
  • Neo-Nazi propaganda ve Gamalı-Haç gibi Nazi sembollerinin kullanılması yasaktır.

Polonya

Polonya AB üyesidir.

  • Katolik Kilise’sinin dinsel görüş duygularına hakaretin cezası ya hapse çarptırılmak yada en az bir gün gözaltında tutulmaktır.

İrlanda

İrlanda da AB üyesidir.

  • İfade özgürlüğü, kamu düzenini ya da kamunun ahlakını bozacak ya da Devletin otoritesini sarsacak biçimde kullanılımaz.

Vay anasını!

Herifler de öyle bir özgürlük var ki;

  • Devlet’e, Devlet’in kurucusuna/kurucularına, kurtarıcılarına sövebilirsin!
  • Ülkeyi bölebilecek yayın yapabilirsin!
  • Kendi milletine de sövebilirsin!
  • Dilini de, kültürünü de yerden yere vurabilirsin…

İşte o sizin hayran olduğunuz uygar(!) devletler ve yasalarındaki “ifade özgürlüğü”

Bizim bu yukarıda saydığımız kişilerin, Orhan Pamuk, Hrant Dink, ve Leyla Zana, ortak bir yönü var…

Ne olduğunu merak ediyor musunuz?

Orhan Pamuk, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra “Nobel Ödülü” aldı…
Hrant Dink, yukarıda belirttiğimiz sözlerinden sonra Norveç Edebiyat ve İfade Özgürlüğü Akademisi tarafından 13 Ekim 2006’da “ödüllendirildi.”
Leyla Zana, Avrupa Parlamentosu’ndan “Sakharov Barış Ödülü” aldı. (Zana’ya ödül 1995’te verilmişti ama o yıllarda hapiste olduğu için ödülü 9 yıl sonra 2004’te aldı.

Yani Devletimizi bölmek parçalamak isteyenler ödüllendirildi! Kim tarafından?

AB… Yani Avrupa Birliği Devleti!

Türkiye, Avrupa Birliği’nin sanki daimi üyelik adayı… Sonu gelmez! Tam anlamıyla bitmeyen oyun!

Yukarıda belirttiğim kişiler Avrupa Birliği’nden ödül aldılar. Peki ya diğerleri?

Diğerleri de sıradalar… Merak etmeyin onlarda çalışmalarının karşılığını alır! Bol bol ödül var zaten hepsine yeter…

Birde sözde Ulusalcı ve Atatürkçü geçinen bazı Cumhuriyet gazetesi yazarlarına bikaç şey söylemek istiyorum…

Mesela Başta Cumhuriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İlhan Selçuk’a!

Orhan Pamuk’a ve Hrant Dink’e dava açıldığında, köşesinden;

“Pamuk’un ve Dink’in cezalandırılmalarına tümüyle karşıyız” (Bir Bardak Suda Fırtına.., İlhan Selçuk, Pencere, Cumhuriyet Gazetesi, 14.10.2005) diyen Selçuk…

Sonra yine bir Cumhuriyet Gazetesi yazarı Oral Çalışlar’a;

“Hrant’ın mahkum olan yazısında ne söyleyip ne söylemediğini tartışmayacağım. Sonuç olarak düşüncesini söylemişti. Bu düşünceler bir kısım insanın hoşuna gitmeyebilir.”

“Düşünce ülkemizde hala suç olmaya devam ediyor. Hala yazanlar, çizenler, konuşanlar, sırf düşündüklerini söyledikleri için yargılanmaya ve mahkum olmaya devam ediyor.” (Arkadaşım Hrant Dink, Cumhuriyet, 08.10.2005) diyerek nesnellikten çok öznel bir yaklaşımla “ifade özgürlüğünü kullanan Çalışlar..

Fethullahçı Atatürkçü(!) Profesörümüz Toktamış Ateş’e;

“Hrant Dink’in 6 ay mahkumiyetine yol açan yazısını okumadım. Fakat Türklüğe hakaret ettiğini hiç sanmıyorum.

Orhan Pamuk’un o talihsiz beyanatı neden verdiğini anlayamadım. Zaten o zaman, bu konudaki “bilgi eksikliğini” vurgulamıştım. Ancak “Orhan Pamuk bazı şeyleri yanlış biliyor ve gereksiz konuşuyor.” Diyerek, Orhan Pamuk’u mahkum etmenin anlamı olduğunu da düşünmüyorum. Eğer bu ülkede düşünce özgürlüğü varsa insanların, doğru yada yanlış, her türlü düşüncelerini dile getirme özgürlüğü olduğunu düşünüyorum.” (Düşünce Özgürlüğü ve Hrant Dink” Arayış, Cumhuriyet, 11.10.2005) diyerek tam bir laf salatası yapmış olan ve söylediklerinden kendisi de bir şey anlamayan profesörümüz Ateş’e..

Cumhuriyet’in baş yazarı Ali Sirmen’e,

“Özgün görüşlerini savunan, gazeteci Hrant Dink 2005 yılında, Türklüğe hakaretten, 6 ay hapis cezasına çarptırıldı, cezası 6 ay ertelendi. Hrant Dink kendine özgün görüşlerin ve cesur tavırlarıyla, çok kişiye, hatta kimi zaman artık bir avuç kalmış Ermeni cemaatinin kimi üyelerine de aykırı bir insan.

Şahsen ben, “1.5 milyon Ermeni’yi kestik” diyen Orhan Pamuk’un bu sözlerinden çok, velev ki, belgesiz ve dayanıksız olsun, bu fikri açıkladığı için kovuşturulmasını toplum için tehlike olarak görüyorum.” (Atilla İlhan’dan Hrant Dink’e Türkiye, Cumhuriyet, 13.10.2005)

Yine bir Cumhuriyet yazarı Zeynep Oral’a,

“Lafı dolandırıp durmayayım: Hayır, asılacağından falan değil, sırf mahkum olduğu için günlerdir Hran dink ile atıyor kalbim.

Orhan Pamuk hakkında “Türklüğü alenen aşağılama” suçundan, üç yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı.
Evet birileri Türkiye’yi ve Türklüğü fena halde alenen aşağılıyor… Ama kim?
Dilerim şu günlerde Hrant Dink’le ve Orhan Pamuk’la karşılaşmam… Karşılaşmam ki, özgürlüğümden utanmayayım!”
(Özgürlüğümden Utanmak, Esintiler, Cumhuriyet, 16.10.2005) diyen ama diğer arkadaşlarıyla nesnel bir inceleme yapmaktansa gene öznel ve duygusal bir açıklama yapmayı yeğleyen Oral’a..

Cumhuriyet gazetesi yazarı Vecdi Sayar’a,

“Önceki gün, bir grup arkadaş Hrant Dink’i ziyarete gittik, Agos Gazetesi’ne. Dostluğundan her zaman gurur duyduğum Ermeni bir yurttaş, seçkin bir aydının “Türklüğü aşağılamaktan” hüküm giymesine tepkisiz kalamazdık elbette.

Şimdi de, Orhan Pamuk benzer suçlamalarla karşı karşıya. Umarım, uluslar arası yazar örgütleri ve Avrupa Birliği’nin uyarıları etkili olur da benzer bir akıbetle karşılaşmaz Pamuk.” (Çok İşler Oldu İstanbul Şehrinde, Kedi Gözü, Cumhuriyet, 14.10.2005) diyerek Avrupa Birliği’nin zaten içişe olan ilişkilerimize daha da baskı yapmasını isteyen, tüm devletlerin yıkımlarında baş neden olan azınlıklar üzerinden siyaseti yeniden hortlatmaya çalışan şu cümlelerle Sayar’a…

Görüyorsunuz ya, profesörler bile bu ülkede okumuyorlar, okumadıkları yazı hakkında fikir beyan ediyorlar! Böyle olmamıştır da şöyle olmuştur… Yapmaz canım, yapmaz kesinlikle! Sanki çocuklarının kötü bir işe bulaşıp, sonra haber verildiğinde “hayır benim çocuğum öyle biri değil, yapmaz kesinlikle” diye kol kanat geren ebeveynler…

Ne günlere düştük?

Sizler bu ülkenin “aydın” kişilerisiniz… Oturmuşsunuz size verilen “ifade özgürlüğü” denilen şeylerden yararlanıyorsunuz. Hem de teröristlerin ve bölücülerin kullandığı “ifade özgürlüğünden”…

Yazın çizin bakalım belki size de bir “ödül” verirler…

Posted in ABD Uşakları, Anavatan Partisi, Avrupa Birliği Devleti, Elif Şafak, Ertuğrul Özkök, Genel, Hatip Dicle, Hrant Dink, Leyla Zana, Orhan Pamuk, PKK ve Kürdistan Meselesi, Sözde Ermeni Soykırımı, Turgut Özal, Yaşar Kemal, İçimizdeki AB Yalakacıları | 28 Comments »

Fortis Bank – PKK İşbirliği

Posted by vatanhainleri Mayıs 18, 2007

Belçika-Hollanda ortaklığı Fortis tarafından satın alınan Dışbank, dünden itibaren Ülkemizdeki banka müşterilerini Fortis Bank adıyla kabul etmeye başladı. Fortis Bank Yönetim Kurulu Başkanı Karel De Boeck, 2010 yılına kadar şube sayısının 183’ten 300’e çıkarılacağını açıkladı.’ Bu haber, Türkiye’nin mümtaz basın ve yayın organlarının hemen hemen tümünde yer aldı. Fakat hiç kimse, Fortis Bank’ın, PKK’nın kullandığı mayınları üreten firmaya ortaklığından bahsetmedi. İşte gözden kaçan! o detay:

Dünya üzerindeki bankaların hareketlerini izleyen Netwerk Vlaanderen adlı kuruluş, aralarında Fortis Bank’ın da bulunduğu 5 bankanın, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu tarafından üretimi yasaklanan misket bombası, nükleer bomba, seyreltilmiş uranyum silahları ve mayın gibi mühimmat üreten silah şirketleriyle ortak olduğunu belgeledi.

Netwerk Vlaanderen tarafından hazırlanan 52 sayfalık raporda, Belçika’nın önde gelen finans kuruluşlarından biri olan Fortis Bank’ın, dünyanın en büyük mayın üreticisi Singapore Technologies Engineering-STE’de 1,376,600 adet hissesinin bulunduğu ortaya çıkarıldı.

Raporda Fortis Bank’ın ortak olduğu Singapurlu mayın üreticisi STE’nin VS-50 ve VS-69 tipi mayınlar ürettiği belirtildi. Singapurlu STE firmasının ürettiği VS-50 ve VS-69 tipi mayınlar, Güneydoğu’da PKK tarafından sıklıkla kullanılıyor.

Dünya Mayın İzleme Komitesi’nin 1999 tarihli raporunda Singapur’un tek mayın üreticisi STE’nin Valsella Valmara 69 ve Valsella VS-50 mayınlardan milyonlarca adet ürettiğini belgelemişti.

HSBC BANK’TA ERMENİ SOYKIRIMININ SES GETİRMESİ İÇİN SPONSOR OLMUŞTU

Ülkemizde sayıları hızla çoğalan yabancı bankaların bir yandan ekmeğimizi yerken bir yandanda ülkemizin birlik bereberliğini bozan şer odaklarıyla çeşitli ilişkileride bulundukları da çeşitli şekillerde ıspatlanmıştı.

“Dünyanın yerel bankası” sloganıyla, 110 milyonun üzerinde müşteriye hizmet veren HSBC Bank’ın dünyanın dört bir yanındaki şubelerinde güya Türkler tarafından yapılan ermeni soykırımının dünya kamuoyuna anlatılması noktasında maddi destek verdikleri ve bunun içinde sponsor olduğunu da unutmayalım.

Posted in PKK ve Kürdistan Meselesi, Sözde Ermeni Soykırımı | 3 Comments »

Çok mu korktunuz?

Posted by vatanhainleri Mayıs 4, 2007

Değerli Vatanseverler,

Sitemizi yaptığımız 3 aydan beri toplam 25bin tıklamayla kat be kat büyüdük… Siteyi Türk halkının kanını emenlere bir ders vermek, Atatürk İlke ve Devrimlerinin kimler tarafından yıkılmak istendiğini açıkça gözler önüne sermek için yaptık… Bundan rahatsızlık duyanlar oldu mu elbette ki oldu! Bundan sonra da olacaktır! Yazılarımızı, siteyi ve sizler ve bizleri karalamaya çalışacaklar elbette ki çıkacaktır!

İşte bunu göz önüne aldığımız zaman aşağıdaki gibi bir yazı ortaya çıkıyor! Kendisinin ismi “Vatan” olan ancak Vatan’a ihanetle bir olan ABD ile gizli anlaşmalar yapan ABDullah gülü desteklemek için kampanya açan bir siteden aldığımız yazıyı buraya taşıyorum:

“WordPresste Vatan Hainleri Adlı blogun bölücü ve rencide edici yazılarına bir son vermesi ikazıyla satırlarımıza başlıyoruz.Bahsi gecen siteden alıntıladığımız örnek konuyada Kırmızı Fontla Aşağıda verildi…Şimdi gelelim konunun önemine..

Yıllardır Atatürkçü düşünce ,çağdaş yaşam ,batılılaşma gibi kavramları özde değil sözde benimseyen bir takım gruplar ülkeyi karıstırmaya, maddi ve manevi olarak çöküşe sürüklemeye [kasten yada cahiliyetlerinden] devam etmekte.

Buna binaen bazı gruplar “Din elden gidiyor” bazılarıda “Laiklik elden gidiyor” nidalarıyla ,basın yayın organlarında halkı bilinçsiz yonlendirmeye çalışıyor.Ülkemizi savunan Mehmetçiği Milletin Vekilleriyle birbirine sokuyor.Antidemokratik darbeci zihniyetin yolunu acıyor.Aslında bizi bu hale getiren , ülkemizin her zerresinde gözü olan bir takım dış mihrakların, içimizden birini türlü oyunlarıyla ve beyin yıkama operasyonlarıyla kendi hedeflerine ulaşmakta kurdukları sistemin bir parcası olarak ülkemizin ekonomik siyasal yada medya alanlarının önemli kademelerine yerleştirmekte.

Amaç nedir?
1.Ülkeyi bölmek
2.Bitmek tükenmek bilmeyen mandacılık sömürgecilik isteklerini yerine getirmek.Süper güç olmak.
3.Kıyamet kopana dek hak sayılan islam dinini parcalamak.

Bu amaca bu hainler neden bir âma gibi hizmet eder?

1.Cehalet
2.Dünya zevklerini tatma isteği
3.Maddi ve manevi boşluk

Ülkemizdeki hainler kimler?

Biz slogancı gençlik değiliz.Bizleri slogancı genclik yapan geçmişimizdeki günümüzdeki cahiller dönmeler ajanlar .. hainler..Kim bunlar …? Baykal hain mi? Erdoğan Hain mi? Gül ,Mumcu ,Arınç,Ağar …. hangisi hain? Bu yanıtı şimdi verebilmek çok güç.Halk bu cevabı gereken yerde gerekli ölçüde vercektir.

Ülkemi hızla kalkındıran canla başla çalışan önderlerimize ne oldu ?

Asıldılar,zehirlendiler,hapislerde çürüdüler,maddi manevi baskılarda bulundular, Darbeler..,İftiralar atıldı,Düşünce fikir özgürlüklerine anti demokratik çelme taktılar,sürüldüler.. Menderes ,Özal,Serdengeçti,Erbakan .. ve daha adını zikredemediğimiz bir cok vekilimiz..”

Hemen cevaplamaya başlayalım:

Yazılarımızdan rahatsız olduysanız kafanızı başka yere çevirin! Görmek istemeyenlere zorla gerçekleri anlatamayız! aYrıca siz kalkıp RTE’nin ya da ABDullah gül’ün ya da herhangi birinin propagandasını yapacak, biz Vatan’a sahip çıkanları karalayacaksınız ama biz susacağız öyle mi? Yeter artık bu Milleti’i kandırdığınız! Halkı çok aptal mı görüyorsunuz? Alanlarda milyonlarca kişi toplanıyor siz haddiniz olmayarak burada toplanmış insanlarla alay ediyorsunuz! Geldiniz de mi gördünüz oraları? Bir gelseydiniz dünya gözüyle Türk Halkı’nın AKP’ye karşı emperyalizm’e karşı ikinci şahlanışını görseydiniz!!!

Hayır! Bu siteyi kesinlikle kapatmayacağız! Bu site kapansa da bilgi ve birikimimle başka yerlerde savaşıma devam edeceğim!

Bu arada bizler bölücü değiliz… Miting alanlarında ki kaynaşmayı ve kucaklaşmayı gördünüz(!)… Demek ki Türk Milleti’nin kaynaşacağı ve buluşacağı yegane yer Atatürk’ün ilke ve Devrimleri’dir!

Bütünleşmeden yanayız! AKP’ye karşı tüm Türk Halkı’nın birleşmesinden yanayız! Dedelerimizin ve nenelerimizin bilek gücü ile yapılmış her şeyi satan, gizli anlaşmalarla Türkiye’yi pazarlayan, yolsuzluk ve kaçakçılık yapan, türk köylüsüne ve aziz Türk Şehitlerine hakaret edenlere karşı birleşmeden yanayız!

Bizler sözde değil özde Atatürkçüyüz, ki sizlerin propaganlarınıza ve tek yönlü yansıtmalarınıza karşı işte ayaklanıyoruz!

Ülkeyi karıştıran sizin zihniyetinizdir! Sizler büyük bir aymazlıkla, Türkiye’yi İnsan Hakları Mahkemesine şikayet eden, Türk halkının parasını kendi özel işlerine kullanan kalleşlerin arkasında durduğunuz sürece bu ülke karışır! Neden mi? Siz büyük Türk Milleti’inin uyuduğunu mu sanıyorsunuz? Elbette ki bu utanmazlığa bir son vermek için o büyük kitle hareket edecektir! Elbette ki kendi kaynaklarını sömüren bir şaşkına gereken cevabı verecektir!

Çok mu korkuyorsunuz yazılarımızdan? Buyrun aynı kalem sizde de var yazın! Bu sitede yazılmış olan ve yazılacak olan bir bilginin yanlış olduğunu çıkın da yazın! Çok mu zor? Zaten şakşakçı takımlığı yapıyorsunuz! Zaten Vatan’ı satanlarla işbirliği yapıyorsunuz! Bunları da yazın!

Halkı kötü yönlendirenler sizlersiniz! Neden yazmıyorsunuz ABDullah Gül’ün ABD ile 2 sayfalık -kimsenin haberdar olmadığı- bir antlaşma yaptığını? Neden yazmıyorsunuz “SAYINé Recep Tayyip beyin BAŞBAKAN olabilmek için Paul wolfowitz’ e mektup yazdığını, dünya da aranan bir terörist’in ayakları dibinde poz verdiğini? Neden yazmıyorsunuz “Türkiye Cumhuriyeti’nin sonu gelmiştir.” diyen bir takkiyecinin Cumhurbaşkanı olamaycağını?

Bize oturmuş mertlik taslıyorsunuz! Güya biz bölücü propaganda yapıyormuşuz… Senin yaptığın Vatan’ı bölmek isteyenlerle işbirliğidir!

Biz Mehmetçiği “Milletin Vekilleriyle” birbirine sokuyormuşuz… Yahu bu adamlar bir terörist’e -ki herhangi bir terörist değil bu terörist başıdır bu hain – “SAYIN” diyor… Mehmetçiğe “KELLE” diyor! Ben mi birbirine sokuyorum? Ben bunları yazmıyacağım ama Vatan’ı savunmak için ölen şehitlerin anaları babaları akrabaları gene bu hainlere oy verecek öyle mi? Askerlere “Yan gelip yatma” diyen kişilere oy verecek öyle mi?

Anti-demokratik darbecilermişiz… Kardeşim! Benim tüm ailem 1980 darbesinde gözaltına alındı işkence gördü! Kim istiyor darbe olmasını? Bizim 29 Nisan’daki sloganımız “Ne şeriat yeşili, ne ordu yeşili istiyoruz demokratik Türkiye istiyoruz” değilmiydi? Sen hangi darbeden dem vuruyorsun? Anti- demokratik, faşist, kimseye hesap vermem havası içinde olanlar AKP hükümetidir! Gözcü gazetesini kapatan, Sabah gazetesi ve ATV’ye, Star’a el koyan AKP zihniyetidir! 1Mayıs’ta 34 kişinin üstüne kurşun yağdırıp, sonra da 30 yıl sonra onları yad etmek isteyenlere jop kullanan gösteriye katılmasınlar diye yolları kesen zihniyet mi demokratik???

Sevsinler sizin demokrasinizi!!!

Bizim bu topraklarda gözü olanlarla işbirliği içinde olduğumuzu söyleyene bakın hele… Acaba Ege Denizini bile toptan kiraya veren, Ülkemizin tüm stratejik noktalarını yabancılara satan, taşımaz mülklerin yabancılara satılmasını sağlayan AKP’yi nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizlersiniz Türk Halkı’nın gözünü boyayan! Ülkeyi parçalama projesi olan BOP’a eşbaşkanlık eden bir hainin arkasında duruyorsunuz! Halkın beynini yıkıyorsunuz!

Bizim amacımız nedir biliyor musun?

Bizim amacımız “Türkiye’yi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak!” Bizim amacımız “Türkiye’yi parçalamak isteyen dış mihrakların maşaları olanları Türk Halkı’na göstermek!”
Bizim amacımız “Atatürk İlke ve Devrimlerini korumak ve kollamak!”

O saydıkların anca sen ve senin gibilerin amacı olabilir!

Biz geleceği şimdiden görme yetisine sahip Yüksek Türk Milleti’in evlatlarıyız! Düşmanımızı da dostumuzu da iyice biliyoruz!

Ülkemizi canla başla kalkındırmaya çalışanlara ne oldu sor bakalım bunu kendine???

Uğur Mumcu, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Çetin Emeç, Necib Hablemitoğlu’na ne oldu bir hatırla…

Senin saydığın Menderes, Özal, Erbakan bu ülkeye değil kendi ceplerine çalışmışlardır!!!!Ve var olan statükoyu yıkmak için!

Bunu anlayabilmen için “Karşı Devrim Kronolojisi adlı makalemizi iyice bir oku da kafana yerleştir!”

Evet dedesinin eli kanlı bir Cumhuriyet katili olması Bülent Arınç’ın da katil olduğunu göstermez… Ama içinde bulunacağı zihniyeti gayet tabi bir şekilde gösterir… Öyle olmasaydı bugün ülkeyi satanlara başkanlık eder miydi? Cumhuriyet Rejimine karşı söylemlerde bulunur muydu?

Sen ve senin gibiler… Beni iyi dinleyiniz!!!

Halkın aydınlanma önüne koyduğunuz taşı ya kaldırırsınız ya da o taşı biz parçalarız…

Sizler başka devletlerden destek alıyorsunuz! Ama bizlerin beslendiği yegane kaynak Yüce Türk Milleti ve büyük insan Mustafa Kemal Atatürktür!

Sizler gibi korkak olmayacağız!

Posted in 12 Eylül Çocukları, Abdullah Gül, Aldatma ve Karalama Partisi, Ali İhsan (Mücahit) Aslan, Avrupa Birliği Devleti, Ömer Çelik, Bülent Arınç, Cüneyt Zapsu, Din Tüccarları, Dinci Yayınlar, Egemen Bağış, Fettoş Gülen, Genel, Kemal Unakıtan, Kıbrıs, M. Ali Birand, NamaZ Gazetesi, PKK ve Kürdistan Meselesi, Radikal İslam Hareketleri, Recep Tayyip Erdoğan, Sözde Ermeni Soykırımı, Vakit Gazetesi, Yolsuzluk, Zeki Ergezen, İçimizdeki AB Yalakacıları, İhsan Arslan | 25 Comments »

“Kuş Yumurtası”

Posted by vatanhainleri Nisan 17, 2007

İstihbarat dünyasında “kuş yumurtası üretmek” diye bir deyim vardır. Diyelim ki X ülkesinde bundan 20 sene Sonra yapmak istediğiniz uzun vadeli bir operasyon var. Bu operasyon için size çeşitli provakatörler lazım ve en güvenilir provakatör kendi yetiştirdiğinizdir. Bu iş için yetenekli ama geleceği parlak olmayan zayıf karakterli bir “yumurta” bulunur.

Mesela bu genç üniversitede devşirilir ve aşama aşama önce öğretim görevlisi daha sonrada medya parlatmaları ve şirket sponsorluklarıyla ülkede sözü dinlenen bir Profesör  haline getirilir. Gerekirse tüm araştırma ve kitapları da eline hazır olarak verilir.

Ülkedeki insanlar bu kişinin yazdığını sandıkları muhteşem eserleri okur ve ona olan saygıları artar.Böylece yumurta kuluçka aşamasını bitirmiş ve çatlayıp güzel bir kuş olma zamanı gelmiştir.

Belirlenen zamanda bu profesör medya yoluyla müthiş radikal açıklamalar yapmaya başlar ve tüm ülkeyi karıştırır.

Aynı anda kendisi gibi yetiştirilen diğer yumurtalarda farklı faaliyetlere girişirler. Neyse konu uzun benim yerim dar ama ilgilenenler için Doğu Bloğunun çöküş dönemine bakmalarını salık veririm.

Bu alakasız konudan sonra gelelim Orhan beye.

Ferit Orhan Pamuk Beyin (kimsenin bilmesini istemediği göbek adı Ferit’tir) aslında ülkesine bu kadar muhalif olmasına bir sebep yoktur. Hani fakir ve hayatını zorluklar içinde geçirmiş, içerde yatmış birisi olsa belki anlayacağım ama Orhan Pamuk sülalece aristokrat tabakasına mensuptur ve bugün eleştirdiği devletin çok ekmeğini yemiştir.

Mesela dedesi Cumhuriyetin ilk mühendislerindendir ve özellikle Atatürk,İnönü dönemlerinde yapılan demiryolu hamlesinde büyük ihaleler alıp kısa zamanda zengin olmuştur. Oğulları bu koca servetin büyük kısmını sefahatle tüketseler de Orhan Pamuğun zengin bir hayat sürmesine yetecek kadar servet kalmıştır.

Peki Orhan Pamukta oluşan bu sistem düşmanlığı nereden kaynaklanıyor ve acaba “yapay” bir düşmanlık mı sorularına cevap arayalım..

Orhan Pamuğun hayatının ilk evrelerine baktığımız zaman koca bir başarısızlık olduğunu görüyoruz. 30 yaşına kadar iki okul değiştirmiş ve sırf askerliğini kısa dönem yapmak için Gazetecilik okumuş bir insan. İlk başlarda ressam olmak isterken sonra yazarlığa sarıyor. Yıllarca evinin odasına kapanarak ödüller alan ama kimsenin para vermek istemediği romanlar yazıyor. Tam artık buraya kadarmış aşamasına geldiği anda sihirli bir değnek değmiş gibi Orhan Pamuğun kitapları satmaya ve yurtdışında tanınmaya başlıyor.

Peki bu sihirli değnek acaba nerede değmiş olabilir. Benim kanaatimce bu değneğin izini Amerika‘da sürmek lazımdır.

Amerika’ya gitmeden önce Orhan Pamuk üzerinde derin etkileri olduğu anlaşılan birisinden bahsetmek lazım. Bu kişi Orhan Pamuğun erkek kardeşi Şevket Pamuk’tur.

Şevket Pamuk, Orhan Pamuğun ilk dönemlerinin aksine oldukça başarılı bir insan. Amerika’da Yale, Berkeley gibi sağlam üniversitelerde ekonomi okuduktan sonra Türkiye’de bir çok üniversitede ders veren Şevket Pamuk, Osmanlı ekonomisi üzerinde tanınmış bir uzman. Kendisi pek çok yabancı üniversitede Osmanlı ve Türkiye ekonomisi üzerine dersler vermiş.

Bu üniversitelerden en ilginci İsrail’de bulunan Negev Ben Gurion üniversitesi. İsmini İsrail’in ilk başbakanı, İsrail’in kurucularından ve hatta anarşik faaliyetleri yüzünden Osmanlı tarafından Filistin’den kovulacak kadar fanatik siyonist olan David Ben Guriondan almıştır.

Üniversitenin derslerini MOSSAD‘ın da ilgiyle takip edip raporlar hazırlattığı bir “Ortadoğu Çalışmaları“ bölümü bulunmakta. İşte sayın Şevket Pamuk böylesine kaliteli bir bölümde (!!!) ders verebilecek kadar yetenekli bir ekonomi uzmanımız.

Ben Gurion üniversitesinin başında 14 sene Dünya Bankası’nda çalışmış ve daha sonra bu başarılarından ötürü Rotary ve Lions klüplerinin 2000 yılının adamı olarak seçtikleri Prof.Avishay Braverman bulunmakta. Böylesine başarılı bir ekonomistin yönettiği üniversitede ekonomi dersi vermenin önemini anlamışsınızdır. İşte Orhan Pamuğun kardeşi Şevket Pamuk bu kadar değerli bir hocamız.

Evet biz Orhan Pamuğun Amerika yolculuğuna dönelim gene.

1985-1988 arasında tam üç sene Amerika’da kaldı Orhan Pamuk. Bu dönemde Amerika’da harıl harıl kitap yazmanın dışında çok önemli bir kursu da başarıyla bitirdi. Bu kurs Iowa üniversitesi bünyesinde verilen International Writing Program (IWP) isimli çok ilginç bir kurs.

Kursun amacı: “Dünyanın değişik bölgelerinden gelen ve kendilerinde potansiyel görülen yazarların Amerikan hayatını tanımaları ve kitaplarını yazabilecek güzel bir ortama kavuşmaları.”

Bu “iyiliksever” programın bünyesinde her sene 20 kadar yazar ağırlanıyor.

İşte Orhan Pamuğun bu kurstan sonra hayatı değişti. Yani onun deyimiyle “Bir kursa gitti hayatı değişti”. Bu arada kurstan 2004 senesinde mezun olan bir başka Türkün ismi de MAHİR AKTAŞ, aklınızda bulunsun çünkü geleceği parlak…

İnsan düşünmeden edemiyor bu üniversite bu kadar insanı çağırıp onları aylarca yedirip içirecek ve ağırlayacak parayı nereden buluyor diye.

Cevabı basit.

Bu yazar eğitim kursu programının baş sponsoru Amerikan Dışişleri Bakanlığı.

Orhan Pamuğun şansı Amerika’da bundan sonra oldukça açılıyor.

Baktığımız zaman Orhan Pamuğun Amerika’da basılan kitaplarının tamamına yakını aynı yayınevinden çıkmış. Bu yayınevi Random House.

Yayınevinin sahipleriyse dünyaca ünlü Alman Bertelsmann yayıncılık. Bertelsman’ın kurucusu ve şu anda emekli hayatı süren dünyanın en zenginlerinden Reinhard Mohnda sihirli değnek örneklerinden. Bay Mohn İkinci Dünya Savaşı’nda general Rommelin Afrikakorps birliğinde asteğmen olarak savaşıyor. Burada Amerikalılara esir düşerek Kansasda bir esir kampına tıkılıyor. O zamana kadar kitaplara ilgi duymayan Mohn biranda kitap sever oluveriyor. Savaştan sonra komünizm tehdidi altındaki ülkesine dönen Mohn aniden bir yayınevi açarak ilahi kitapları ve dini kitaplar basmaya başlıyor. İşte Bertelsmanın kuruluşu böylesine mütevazi.

1991 senesinde emekli olduğu zaman Bertelsmann dünyanın en büyük yayıncılarından ve kendisi de karun kadar zengin. Bu Amerikalılar asteğmen Mohn’a esir kampında ne yedirdilerse adam başarının sırrını buluveriyor bir anda. Bertelsman’ın bir diğer ilginç özelliği Doğan Holding’le 2001 senesinde Müzik piyasasına yönelik bir ortaklığa gitmeleri. Bu ortaklığın tüm görüşmeleri bizzat Aydın Doğanın kızı Hanzade tarafından yapıldı. Buna göre şu an Türkiye’de yayınlanan pek çok yabancı müzik albümü hep bu ortaklığın sayesinde Türkiye’ye ulaşıyor.

İşte bu büyük grup Orhan Pamuğu çok sevmiş olacak ki tüm kitaplarını satsa da satmasa da ısrarla onlar basıyorlar.

Orhan Pamuğun en büyük başarılarından biri de dünyaca ünlü IMPAC Dublin ödülünü almış olması. Bu ödül öylesine basit bir plaket değil tabii ki. Çünkü ödül jürisi “Benim adım Kırmızı” kitabını öylesine beğenmiş ki birde hediyesi olarak 115 bin dolar vermişler.

Peki bir Türk yazarına kendisiyle aynı mesleği yapan çoğu meslektaşının hayatları boyunca bir arada göremeyeceği meblağı veren kurumun arkasındaki güç kim?

Bu şirket ödüle ismini veren IMPAC şirketi.

IMPAC tüm dünyada yaygın yönetim danışmanlığı hizmetleri veren bir Amerikan şirketi. Yönetim danışmanlığı adı altında güzel istihbarat hizmetleri verdiği de bilinir. Şirketin başındaki Dr James Irwin İrlanda’yı ve kitapları çok sevdiği için böylesine güzel bir ödül ortaya çıkarmış ve her sene başarılı bir yazara bu ödül veriliyor.

Edebiyatsever dostumuz bay Irwin de çok aktif birisi. Kendisi Amerika’nın önde gelen Cumhuriyetçilerinden ve Amerikan ordusuyla arası harika. O kadar harika ki Amerikan Askeri akademisi West Point’den üstün hizmet ödülü almış.

Orhan Pamuğa verilen ödülün sponsoru bay James Irwin “International Democratic Union” derneğinin de baş üyesi ve muhasebecisi. Bu dernek dünya çapındaki merkez sağ partileri bir araya getirmek için kurulmuş.

Kurucuları arasında Ronald Reagan, Margaret Thatcher, Baba George Bush, Helmut Kohl ve Jack Chirac gibi önemli isimler de bulunmakta.

Derneğin Türkiye’den de iki üyesi var. Bunlar Anavatan Partisi ve Doğru Yol Partisi. Derneğin şu anki başkanı Avustralya’nın Amerikan yanlısı başbakanı John Howard.

James Irwin bunun dışında Washintonda bulunan “Center for Democracy” derneğinin de üyesi. Tüm dünyaya Amerikan demokrasisi getirme amacındaki bu derneğin en ilginç siması artık hepimizin tanıdığı Henry Kissinger. Kissinger dendi mi o demokrasinin nasıl geleceğini hepiniz tahmin edersiniz herhalde.

Orhan Pamuğun otuz yaşlarına kadar odasından çıkmayan biri olarak çok büyük aşamalar kaydettiği büyük bir gerçek. Şu anda kazandığı ünün ve paranın keyfini çıkarmakla meşgul. Taksim meydanına yakın ve muhteşem boğaz manzaralı teras katında yeni eserleriyle uğraşıyor. Duvarlarında Japon edebiyatına kadar tasnif edilmiş yüzlerce kitap bulunan lüks dairesini sadece çalışma amaçlı kullanıyor ve bazen de yakın dostlarıyla yemek yiyor.

Bu eve sık sık gelen yakın dostlardan biride Yahudi asıllı Amerikan gazetecisi Jeri Liber di. Bu şahsiyeti hafızası güçlü olanlar hatırlayacaklardır. Kurucusu olduğu insan hakları izleme komitesini temsilen Türkiye’deki insan hakları ihlallerini konu alan bir rapor yazmıştı. Sonra bu rapor kitap haline de dönüştürüldü. Bu raporda Türk ordusunun Kürtlere katliam yaptığını iddia edilmiş ve Türk ordusuna açıkça “serseriler” diye hitapta bulunulmuştu.

Bu kitabın çevirisini yapan Ertuğrul Kürkçü ve Ayşe Nur Zarakoğlu hakkında dava açılınca Jeri Liber onlara destek vermek için hemen Türkiye’ye gelerek mahkemelere katılmıştı.

Herhalde Sayın Orhan Pamuğun fikirlerinin oluşmasında Jeri Liberle özel teras katında yaptığı yemekli sohbetlerin büyük etkisi olmuştur….

Pamuk roman yazarlığını bir kenara bırakıp, tarihçiliğe soyunarak bir İsviçre gazetesine, “Bir milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü. Kimse söylemiyor, bari en söyleyeyim…” diye bir beyanat verdiğinde ise kayaya çarpmıştır. Osmanlı Ekonomisi konusunda uzman, dolayısıyla tarhini de iyi bilen ağabeyi Şevket Pamuk dururken, hiçte konusu ile alakalı olmayan Orhan Pamuk’un bu demeciyle ne yapmak istediği pek yakında anlaşıldı…

Orhan Pamuk Nobel alan ilk Türk(!) yazar oldu…

İşte gerçek bir kuş yumurtası… Hemde gıdaklayan cinsten!!!

Posted in Sözde Ermeni Soykırımı | 1 Comment »

Buna da bir Nobel verin…

Posted by vatanhainleri Nisan 1, 2007

Önce Haberimizi okuyalım:

“Taner Akçam’dan tartışılacak sözler!
Soykırım yapıldığını iddia etti. “Ermeni tasarısının geçmesini istiyorum.” dedi!

01.04.2007 03:30
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermeniler’e soykırım yapıldığını iddia eden Türk Tarihçi Taner Akçam, Columbia Üniversitesi Ortadoğu ve İnsan Hakları Enstitüsü tarafından düzenlenen “Utanç Verici Bir İş: Ermeni Soykırımı ve Türklerin Sorumluluğu Sorunu” isimli bir konferans verdi.

Minnesota Üniversitesi Tarih bölümünde görev yapan Taner Akçam, ABD Kongresine sunulan Ermeni tasarısı hakkında Zaman Gazetesine konuştu.Akçam,” Tasarıyla çok yakından ilgilenmiyorum, fakat ben geçmesini istiyorum.Bu Çin işkencesi bitmeli,Türkiye yıllardır işkence çekiyor geçecek mi,geçmeyecek mi? Aynı işkenceyi Ermenistan’da yaşıyor.Çıksada bizde kurtulsak.Bu işin çözümü buralardan geçmiyor.Tasarının geçmesi psikolojik olarak Ermenilere çok büyük fayda sağlayacak. Herkes bu meseleye bir futbol maçı gözüyle bakıyor. Tasarı çıkarsa Ermeniler çok iyi bir gol atmış olacak.Ve böylece oh çekecekler.Bir ülkeyi daha kazandık diyecekler.Amerikan senatosu ve Beyaz Saray’da Türklerin yaptığı soykırım değildir diyen yok ki.Herkes bu bir soykırımdır; diyor fakat Türkiye’yi üzmek istemiyor.Türkleri üzmeyelim diye tasarı bugüne kadar geçmedi.Yaşanan tartışmada 1915 üzerine değil. İncirlik üssünü kullanacakmıyız kullanmayacakmıyız tartışması.Tasarı geçerse Türkiye İncirliği, ABD’ye kapatacak.” dedi.

Hükümetin son dönemdeki girişimlerinide değerlendiren Taner Akçam,”Hükümetin bu konuda daha cesur adımlar atmasını umut ediyorum.Yeteri kadar cesur değiller.Mesela Kıbrıs konusu ancak ve ancak Denktaş bir kenara konulduğu zaman halledilebilir.Türkiye’nin Ermenistan’la olan problemide ancak Yusuf Halaçoğlu,Gündüz Aktan,Şükrü Elekdağ gibi isimler bir kenara konulursa halledilebilir.Bu isimler devlet politikasını belirliyor.Bu insanlar bir kenara konulmadığı sürece bir çözüm olaçağını zannetmiyorum.”dedi. Türkiye’de Ermeni meselesinin bir tabu olduğunu ifade eden Taner Akçam, şahsına yönelik sistemli bir kampanya yürütüldüğü belirtti. Akçam,” Şahsıma yönelik aleyhte bir kampanya yürütülüyor.Geçmişte tehdit telefonları da alıyordum.Bu sıralar bu tarz bir şey yok.”dedi.

Columbia Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsünde düzenlen konferansa 50 civarında dinleyici katıldı.2 saatin üzerinde süren programa rezervasyon yaptıranlar alındı.Okul güvenlik görevlilerin sıkı önlem aldığı etkinliğe Ermeniler’den daha fazla Türkler ilgi gösterdi. Akçam son kitabı ‘A Shamefull Act ‘ pasajlardan oluşan bir metni okuyarak konferans verdi. Programın sonunda soru cevap kısmına geçildi. Birbirinden ilginç sorular muhatap olan Taner Akçam, Doğu Perinçek’in İsviçre’de aldığı ceza hakkında sorulan bir soruda Perinçek’i İtalyan diktatör Musolini’ye benzetti.Her türlü ırksal ayrımcılığa karşı olduğunun da altını çizdi.

Milleti Sadıka ismini verdiği bir topluma karşı Osmanlı neden soykırım yapsın ? sorusuna kaçamak cevap veren Akçam,” ‘Millet-i Sadıka’ neden ‘Milleti Problem’ oldu ona bakmak lazım.” Diyerek soruyu cevapladı.Konuşmasında geçtiğimiz günlerde öldürülen gazeteci Hrant Dink’ten de bahseden Akçam,Dink’in bir halk figürü olduğu ifade etti.Cenazesinde toplanan kalabalığın katilleri bile şaşırttığını ifade etti.Protestoyu yapanların Türkiye’de bir Kürt ve Ermeni sorunu olmadığını söyleyebilir mi ? diyen Akçam kendisininde 301 maddeden yargılandığı ve davasının dün düştüğü ifade etti.301 madde ile ilgili konuşurken yazar Elif Şafak’a gönderme yaptı.Taner Akçam, “Elif Şafak ‘İlk mahkemede ben bunları söylemiyorum. Kitabın kahramanı söylüyor.’ dedi.Bende savcıya gittim. Evet bunlar benim sözlerim.Benim konuşma özgürlüğüme dava açmak istiyorsanız açın dedim.Açılan davalar düştü.Bu pozitif bir gelişme.” dedi.

(Mehmet Demirci-ZAMAN)”

kaynak:http://www.haberturk.com/haber.asp?id=18946&cat=110&dt=2007/04/01

şimdi bu amerika’da yaşayan alim(!) oturduğu yerden ahkam kesmiyor mu?
kullandığı cümleler çok ilginç:
“Tasarının geçmesi psikolojik olarak Ermenilere çok büyük fayda sağlayacak.”
bu laf zeten bu adamın kimden tarafa olduğunu ortaya koymaktadır!
bilimsel verileri çarpıtan yok sayan bu geri kafalı vatan hainleri Türkiye’yi büyük bir kıskaç içerisine sokmaktadır! Ermeni meselesi eğer gün gelir de Türkiye’ye kabul ettirilmeye çalışılırsa ermenilerin aziz Vatan’dan toprak ve Türkiye’den tazminat isteme hakları doğacak… ki zaten bunun için çalışmaktadırlar!

bu Türk(!) bilim(!) adamı(!) da mı bir nobel istiyor acaba? belli ki bu satılık adam ödülünü ya almış ya da alacak…

Mustafa Kemal Atatürk:
“Tarihte emsali görülmemiş olan bu vahşetin faili Ermeniler olup, Müslümanlar ancak namus ve hayatlarını muhafaza kaydıyla mukavemet ve müdafaada bulunmuşlardır. Yirmi gün devam eden Maraş katliamında Müslümanlarla birlikte şehirde kalan Amerikalıların bu hadise hakkında Amiral Bristol’a çektikleri telgraf, facia sebeplerini, tekzip edilemez bir şekilde tayin etmektedir. General Keret’in geri çekilmesiyle neticelenen bu muharebelerden sonra Kuvayi Milliye’ye teslimiyet arz eden muharip Ermeni kuvvetlerine karşı hiçbir ceza tatbik etmeyip bilakis onları şefkatli sinesine ve himayesine alan milletimizin alineceplığını Maraş Ermenileri de minnet ve şükran ile teyit etmektedirler. Şu halde Ermenilerin intikam fikri ve tecavüzleri neticesi meydana gelmiş bazı vakalar var ise, bunların mesuliyeti milletimize değil bizzat Ermeni milletine ve onun tahrikçilerine ait olmak lazım gelir. (20 Şubat 1920)

Posted in Sözde Ermeni Soykırımı | 13 Comments »

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 85 takipçiye katılın