Vatan Hainleri!

Türk’ün Ekmeğini Yiyip de Türk’e kılıç Sallama!!

Sizden gelenler

Sitemizin bu sayfasını da sizin çalışmalarınıza ayırmaya karar verdik…

Bize mail ve yorum yoluyla ulaştırdığınız yazıları buraya koyacağız…

Kısa ve açık olmayan yazılar yayınlanmayabilir. Önce derin bir araştırma yapınız ve özgün bir metini gönderiniz…

Şimdiden iyi çalışmalar arkadaşlar…

465 Yanıt to “Sizden gelenler”

  1. O.R.Güray TEKİN said

    Bana göre vatan hainleri listesinde eksiklikler var.Yazarlar arasında 2nci cumhuriyetçilerden,başta ALTAN’lar(Çetin,Ahmet ve Mehmet) ve diğerleri,Nazlı ILICAK,PKK terör örgütünün bütün lider kadrosu(Abdullah ÖCALAN),DTP’nin bütün belediye başkanları ve milletvekili adayları,dinci bütün yazarlar.Say say bitmez.Ancak ünlüleri ve medyatikleri listenize eklemenizi öneririm.

  2. vedat ersin said

    BAYDEMİR’DEN TUHAF ACİKLAMA: PKK KURTLERİN 29’UNCU İSYANİ

    ABD’de yayinlanan gunluk Christian Science Monitor gazetesinde yer alan bir makalede, Diyarbakir Belediye Baskani Osman Baydemir’in PKK’yi ‘Kurtlerin 29’uncu isyani’ olarak nitelendirdigi yazildi. Gazete haberinde ayrica Osman Baydemir’in “2005 yilinin sonundan bu yana kulturel haklarda gozle gorulur bir azalma oldugu” aciklamasina da yer verildi.

    Teror orgutu PKK tarafindan Turkiye’de ve ozellikle de Osman BAYDEMİR’in kulturel haklarindan yoksun oldugunu iddia ettigi Kurtlerin yasadigi bolgelerde yurutulen acimasiz teror eylemlerini 29’uncu Kurt isyani olarak nitelemesi gercekten cok ilgi cekicidir. Kaldi ki bu teror/rant hareketini 29’uncu sirada gostermek icin gunumuze kadar Kurt etnik kimligini on plana cikarmak amaciyla gerceklestirilmis 28 adet isyana ihtiyac vardir. Osmanli ve Turkiye Cumhuriyeti’nin tarihine tarafsiz ve gercekci bir yaklasimla bakildiginda Kurt milliyetciligini esas alan ve Kurt halki tarafindan kitlesel bir sekilde desteklenen herhangi bir baskaldiri, isyan ya da benzeri bir hareket bu tarihsel surecte yer almamaktadir.

    Osman Baydemir’in de aralarinda bulundugu bazi kisi ve cevrelerce isyan olarak tabir edilen bu hareketin temelinde feodal cikarlarin tehlikeye dusmesinin, din adamlarinin halk uzerindeki etkisini yitirmeye baslamasinin ve Turkiye Cumhuriyeti’nin guclenmeye baslamasindan rahatsiz olan dis guclerin mutlak etkisi bulunmaktadir.

    Dini istismar eden seyhler ve feodal agalar tarafindan, dis guclerin de destegiyle baslatilan cete hareketlerini, isyan olarak nitelemek tarihe tarafsiz ve gercekci bir gozle bakmamaktan ya da bakamamaktan (bu gerceklerden duyulan rahatsizlik nedeniyle) kaynaklanmaktadir. Bu hareketler, agalarin feodal konumunun yikilacagi veya dini istismara dayali rantin sona erecegi endisesiyle, salt kendi kisisel cikarlari icin baslattiklari hareketlerdir. Bu hareketlerin Kurt halkiyla olan tek ilgisi/baglantisi ise, bunlari baslatan feodal ve din agalarinin Kurt kokenli olmalaridir.

    Tarafsizliklari ile on plana cikan Avrupali bilim adamlari basta olmak uzere tum bilim adamlari tarafindan yapilan arastirmalar ve elde edilen bulgular cercevesinde, tarihin belirli donemlerinde meydana gelmis olan 28 adet isyana rastlamak, ancak bunun boyle olmasini dileyen/kurgulayan sahislarca mumkundur.

    Zira “isyan” ya da “ayaklanma” tanimi, ancak genis halk kitlelerinin silahlanarak, sisteme karsi, rejimi degistirmek amaciyla baslattiklari ve tamamen halkin oz gucune dayanan hareketler icin kullanilabilir. 1789 Fransiz Devrimi gibi. Ancak soz konusu hareketlerin cikis noktalarina, gelisimlerine ve ne sekilde sonuclandirildigina bakildiginda bu kriterin bulunmadigi acikca gorulmektedir. Bu 28 isyan olsa olsa 28 teror/kaos yaratma girisimi olabilir. Cunku halk kitlelerince desteklenmeyen, belli cikar cevrelerince ortaya cikarilan bu girisimler, tarihsel surec icerisinde ancak bu nitelemeye layiktir. Kaldi ki tarih sayfalarinda yer alan halk isyanlari genelde mutlak guc olan halkin basarisiyla neticelenmistir.

    Osman Baydemir’in bahsettigi 28 “isyanin” basarisiz olmasi, bunlarin aslinda halk kitlelerince desteklenen isyanlar olmadigi, munferit teror/kaos yaratma hareketleri oldugu sonucunu dogurmaktadir. Halkin destegi yerine tepkisiyle karsilasan bu hareketler cok kisa surede rantci cevrelerin etkisiz hale getirilmesi sonucunda bitirilmistir.

    Kulturel haklara gelince, Kurt halki kulturel haklara zaten sahiptir. Osman Baydemir’in bahsettigi Kurtlerin sahip olamadiklari kulturel haklari daha spesifik olarak gundeme getirmesi lazim. Zira kasitli olarak “kulturel haklar taninmamaktadir” gibi genel ifadelerin kullanilmasi, sadece uluslar arasi cevreleri etkilemeye ve yalan yanlis beyanlarla Turkiye’yi zor durumda birakmaya yoneliktir. Dunyanin her yerinde kulturel haklarin kapsami aynidir ve bu haklar Kurtlere taninmistir. Baydemir, Kurtlerin hangi kulturel haktan yoksun oldugunu acikca ifade etmelidir. Aksi takdirde teror orgutunun yarattigi siddet ortamindan istifade ederek belediye baskanligi gibi onemli bir konumu isgal eden Baydemir’in mevcut rantini devam ettirmek amaciyla bu tur aciklamalari yapmak zorunda kaldigi sonucu cikmaktadir.

    Vedat Ersin
    vedatersin@mynet.com

  3. helin demir said

    PKK SİYASİ PARTİ DEĞİL, BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR

    Siyasi partiler, birer yer altı örgütüne dönüşemeyecek kadar geniş tabanlı, açık ve kolektif sağ duyuya dayanan örgütlerdir. Değişimi ve yapısal dönüşümleri savunan partiler dahil bunu toplumsal uzlaşma ve reformculuk yöntemleriyle yaparlar. Bilirler ki şiddet ve kaba kuvvet demokrasinin değil, diktatoryanın ebesidir. Şu halde siyasi partiler, demokrasinin, özgürlüklerin ve istikrarın dolayısıyla insani bir düzenin güvencesidirler.

    Merkezi Cenevre’de bulunan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHRC)’nin resmi internet sayfasında ülke tanıtımı adı altında servise konulan Türkiye dosyasında terör örgütü PKK’nın yasal olmayan ‘siyasi parti’ olarak tanımlandığı görülmektedir. Sitenin Türkiye ile ilgili bölümünde ülkedeki yasal olmayan siyasi partiler, DEV-SOL, TİKKO ve PKK olarak sıralanmakta ve PKK, siyasi partiler kapsamında gösterilmektedir.

    Bu arada; PKK’nın siyasi parti olmayıp, terörist bir örgüt olduğu hususunun, en iyi şekilde PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan tarafından açıklanması da, bu konuda en açık kanıt olarak görülmektedir. Abdullah Öcalan, ‘1989 tarihli Abdullah Öcalan Seçme Yazılar Cilt IV’ adlı eserde, “Partinin taktiği gerilladır. Şimdi bu siyasi gelişmeleri yönlendiriyor…(Syf 332) Gerilla çekirdeği, parti çekirdeğimizin yoğunlaşmış bir ifadesidir de diyebiliriz. Yine gerilla çekirdeğinin uzun bir süre parti öncü çekirdeklerinden ibaret olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Halen de bu durum önemli oranda böyledir. En sağlam partililer gerillayı geliştirir. Bu durumda, gerilla çekirdeğinin örgütlenmesi, yönetimi çalışma ve savaşım tarzı en fazla üzerinde durmamız gereken bir husustur. (Syf 145-146)…Bilindiği gibi, savaşı kurmaylık yürütür. Bizde savaş kurmayı partidir. (Syf 141)” ifadelerine yer verirken, Serxwebun dergisinde yayınlanan 1984 tarihli PKK Kuruluş Bildirisinde;

    “…Ama en önemli nokta…Parti, cephe faaliyetlerinin temelinde gerilla olmasıdır. Yani burada gerilla, cephe ve parti faaliyetlerinin de özüdür, odak noktasıdır. Dolayısıyla bunlar iç içedir. (Syf 335)” denilmektedir.

    Ancak bir uzman, terör örgütünü bu kadar iyi tanımlayabilir. Tanımlayan onun kurucusudur. Örgütün amacını ve kurgusunu kim ondan daha iyi bilebilecektir? PKK’nın bir siyasi partiden çok savaş aygıtı, ayrılıkçı bir terör örgütü olduğunu söyleyen kendisidir. Parti üyesinin aslında silahlı bir eylemci, ideolojisinin yerleşik siyasi düzeni zorla devirmeyi amaçlayan Leninist olduğunu söylemesi, PKK’yı tanımayanlar için yeterince açıklayıcıdır.

    PKK’yı terörist bir örgüt olarak niteleyen bir başka ülke de İsveç’tir. Çünkü PKK, bu ülkede de siyasi amaçlı bir dizi cinayet işlemiştir. Örgütün tehdidi 4 Kasım 1990 tarihinde İsveç TV’sinin 4.kanalında yapılan bir yayınla kamuoyuna ulaştırılmıştır. Program metninde;

    “Terörist örgüt, turistik yörelere bir dizi saldırılar düzenleme tehdidinde bulunuyor. Bu tehditler, PKK lideri A.Öcalan ile, örgütün Lübnan’ın Beka Vadisi’ndeki eğitim kampında yapılan mülakatta Öcalan’ın kendisi tarafından ileriye sürülmektedir.

    Öcalan bu konudaki tehditlerinde herhangi bir istisnaya yer vermemektedir. Öcalan, özgür bir Kürdistan mücadelesi için bombaların patlayacağını, turistlerin hedef alınacağını bildirmektedir…” şeklinde söylemler yer almaktadır.

    Siyasi partiler, ülkedeki temel eğilimleri ve istemleri siyasi kurumlara yansıtarak toplumsal uzlaşmanın gerçekleşmesini sağlarlar. Söz konusu uzlaşma olmazsa anayasa metinleri olarak kayda geçirilmiş sosyal mukaveleler de gerçekleşmez, toplumsal huzur ve barış da sağlanamaz. Oysa bir toplumun istikrarı ve ilerlemesi huzur ve barış ortamında mümkündür. Siyaset ise, bu ortamı yaratmanın temel aracıdır. Bu durumda; PKK, adındaki ‘parti’ sıfatına uygun bir tavır içine girmeyen, terörizmi bir siyaset yöntemi olarak görmeyi ve kullanmayı benimseyen tutumuyla asla ‘siyasi parti’ olarak tanımlanamayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  4. helin demir said

    DTP’Lİ BAĞIMSIZLARIN SEÇİM VAATLERİ

    Bugünlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konu seçimler. Bağımsız milletvekilliği meselesi de tabi ki önemli. Herhangi bir siyasi partiye güvenmeyen, hiçbir siyasi partinin kendisini temsil etmediğini düşünen her vatandaş, milletvekili ya da yerel seçimlerde adaylığını koyabilir, kendisi için halktan oy isteyebilir. Hiçbir siyasi partiye güvenmeyen halk da, kendisini daha iyi temsil edeceğini düşündüğü bağımsız adaya oy verir, Parlamentoya gönderir. Ancak, bağımsız adayların seçim vaatlerinin de inandırıcı ve sorunları çözümleyici karakterde olması gerekiyor.

    Bakın “Nasname” sitesi yazarlarından Sıdkı Zilan, bu konuda neler düşünüyor; “Bu ülkede ve dünyada, bugün veya yarın doğruyu söylemek ve istemek yeterli değildir. Mühim olan doğruyu yaşamak ve bilfiil doğrudan yana olmaktır. Bu açıdan bakıldığında, 22 Temmuz seçimleriyle ilgili siyasi partilerin ve milletvekili adaylarının söylemleri ilginç olduğu kadar öğreticidir de.

    Gelelim DTP’nin seçim vaatlerine. Bilgi, birikim, halka yakınlık, temsil kabiliyeti bakımından DTP’li adayların ekseriyet itibariyle sınıfta kaldığı rahatlıkla söylenebilir. Bir de bu zayıflığa Öcalan gölgesi düşünce Kürtleri temsil etme, diplomasinin bu kadro ile olmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Seçim vaatlerini de öğrenince bu konudaki kanaatim daha da pekişti.

    DTP’nin açıkça Öcalan ve PKK’nın Kürdistan’daki katliamlarını mahkum etmediğini, PKK’nın iç infazlarını sorun yapmadığını biliyoruz. Öldürülen binlerce Kürdün, viran edilen binlerce köyün, yetim bırakılan binlerce Kürt çocuğunun dramından bizzat PKK ve onun yanlış siyasetine sessiz kalan Kürtler sorumludur. Faraza, bir Kürt genci iyi niyetli ve samimi duygularla PKK’ya katılmış olsun. Bu gencin Kürtlerin öldürülmesinde, Kürt köylerinin yakılmasında, Başbağlar veya Hamzalı köyü örneklerinde görüldüğü üzere katliamlarda kullanıldığını düşünün ve bu gencin şöyle veya böyle öldürüldüğünü veya örgütün iç infazına kurban gidip şehit ilan edildiğini düşünün. Ben iddia ediyorum ki çatışmalarda ölen Kürt gençlerinden daha fazlası bizzat PKK tarafından hain veya başka yaftalar yapıştırılarak öldürülmüştür. Bu hayasızlığa bir çare bulmadan faili meçhulleri dillendirmek çözüm değildir.

    Düşünce ve inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü. Bu konuda da DTP’nin veya onun içinde yer alan PKK’lı unsurların temiz bir sicili yoktur. Sırf görüş ayrılığından dolayı öldürülen Kürtlerin haddi ve hesabı yoktur. Hele PKK’dan görüş ayrılığı nedeniyle ayrılan PWD’li şahsiyetlere yani eski PKK’lılara reva görülen ve bariz örneğini Hikmet Fidan, Kani Yılmaz ve benzeri şahsiyetlerin öldürülmesinde gördüğümüz vahşet operasyonları mutlaka cevaplanmalıdır.

    Hukuk devleti, hangi devlet, kimin devleti. Kadına yönelik şiddet gibi kulağa hoş gelen sözlerle halkın kafası karıştırılmak istenmektedir. Kadına yapılacak en büyük kötülük onu evinden etmek, eşinden ve çocuğundan etmektir. Kürt kadınının ancak dağa giderek, savaşarak özgürleştiğini iddia edenler, Kürtlerin geleneksel aile yapısını bozanlar, Kürt çocuklarını babasız bırakanlar ve Kürtleri değerlerinden edenler, gözümüzün içine baka baka kadınlarımızın özgürlüğünden dem vurmaktadırlar. Allah bizi bu kurtarıcılardan kurtarsın.

    Bir de özgürlükçü anayasa istemişler. Madem öyle isteklerini içeren bir anayasa yapsınlar da etrafında tartışalım. Şüpheniz olmasın ki bu zihniyetin yapacağı bir anayasa mevcut anayasadan daha geri olacaktır. Öcalan ve onun yüksek fikirlerine aykırı/pratiğine ters şeylerin anayasaya girmesine izin vermezler. Düşündünüz mü partilerinin ismi bile Öcalan tarafından dikte edilmişken, demokratik toplum söyleminden hareketle DTP isminde karar kılınmışken/ aslı Demokratik Türkiye Partisidir/ özgürlüklerden bahsetmek zordur. Bu perişan hallerine rağmen gariban Kürtlerden oy istemektedirler. Oy ki ne oy.”

    DTP’nin bağımsız adaylarla Meclis’e girmesini demokrasi mücadelesi gören, faydalı bulan içimizdeki iyi niyetli insanlar daha fazla düşünmek zorundadır. Bu insanların Meclis’e girmesi, Türkiye’ye kan ve gözyaşından başka bir şey kazandırmayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  5. helin demir said

    PKK DİNİ NASIL PROPAGANDA HALİNE GETİRDİ?

    Bugünlerde Türkiye’de gündemi meşgul eden iki kaygı var. Biri seçimler, diğeri ise Kuzey Irak’taki gelişmeler. Kuzey Irak’taki gelişmelerin temel belirleyici unsuru PKK olarak görülüyor. Şiddeti temel alan politikalarıyla PKK, insanlar için güvenlik duygusunu, ülkenin birliğini tehdit eden bir yapı. Bu özelliğiyle de demokratik gelişimin ve açılımın önünde en önemli tehdit olarak görülüyor. ‘Bölücü terör’ denince akan suların durduğu ülkemizde PKK, kimi kesimlerin iç politikadaki dengelerle, demokratik açılımlarla oynama kabiliyetinin en önemli unsuru.

    Geçen haftalarda Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın bazı imamların PKK’ya yardım yataklık yaptığı yolundaki açıklaması ve sonrasında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan habere göre, PKK’nın son zamanlarda imamlar üzerinde yeni bir oluşuma gittiğinin altı çiziliyor. PKK ve Öcalan’ın, son dönemler içerisinde İslam’a eskisinden farklı yaklaştığı bilinen bir gerçek. Kimileri taban bulmakta zorlanan PKK’nın bu yöntemi izlediğini dile getirirken, kimileriyse gelişmeyi geçmiş dönemde Hizbullah’la ortaya çıkan İslami potansiyelden yararlanma olarak görüyor. Ama bilinen bir gerçek şu ki 1991 yılında PKK’nın başta Kürdistan İmamlar Birliği olmak üzere bir dizi yeni oluşum kurduğu.

    Bakın, Abdullah Öcalan, örgütün yayın organlarından Serxwebun Dergisi’nin Kasım 1990 tarihli sayısında yer alan “Kürdistan’da Türklük, İslamiyet ve Ulusal Kurtuluşçuluk” adlı yazısında görüşlerini nasıl dile getiriyor;
    “Dinin, antiemperyalist, anti sömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun bir mücadele aracı olarak kullanılmasına ön ayak olması gerekir. Dinin son tahlilde bir devrim ideolojisi olduğunu, en azından doğuştan bu anlama sahip olduğunu ve İslam’ın çıkışında devrimsel bir çıkış olduğunu söyledik. Gerekli örgütlenmeleri yaparak tarikat ve mezheplere ulaşmalıyız…”

    Yine Serxwebun Dergisi’nin 1990 Ağustos tarihli sayısında yayınlanan “PKK 2.Ulusal Konferans Kararları”nda; “Dini ve mezhepleri PKK çevresinde örgütlemek, çeşitli mezhepleri PKK ideolojisi açısından değerlendirmek, Yezidileri ve Hıristiyanları da PKK çevresinde örgütlemek, İmamlar Birliğini kurumlaştırmak” gibi söylemlere yer veriliyor.

    PKK’ya yakın çizgideki “Özgür Halk Dergisi”nin Şubat 1991 tarihindeki yayınında ise din konusunda şu görüşler yer alıyor: “Din gerçeğine komünizm adı altında inkarcı yaklaşım, genelde olduğu kadar, özellikle Ortadoğu halklarında çok tehlikeli bir etki yaratmıştır. Hatta denilebilir ki din gerçeğine inkarcı yaklaşım diyalektik materyalizmin kabulü, uygulaması anlamında olup Ortadoğu devrimlerinin gelişemeyişinin de önemli nedenlerinden biridir.”
    PKK, din konusunda “Kürdistan İmamlar Birliği, Kürdistan İslam Partisi, Kürdistan Yurtsever İmamlar Birliği, ERNK İmamlar Birliği, Kürdistan Yurtsever Din Alimleri Birliği” gibi oluşumlarla ya doğrudan ya da dolaylı ilişki içerisindeydi. Abdullah Öcalan, İslam ülkeleri temsilcilerine de mektuplar göndererek yardım istiyordu. Öcalan bu kez Kürt halkını Müslümanlığın geri bıraktığını söylemeyip, “Irk, dil ayrımı yapmadan bütün insanlığı kucaklama yeteneğindeki İslam Dini Kürdistan halkının da manevi dünyasına yol gösteren bir rehberdir” şeklinde sözler sarf ediyordu.

    Öcalan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği savunmasında da Nakşi İslam’ın egemenliğini arttırdığına dikkat çekmişti. Anlayacağımız ne PKK’nın veya Kürdistan İmamlar Birliği’nin çalışmaları yeni, ne de konu ile ilgili gazetelerdeki açıklamalar. Yeni olan tek şey, zamana göre değişen yeni tutum ve yaklaşımlar…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  6. helin demir said

    PKK’NIN SEÇİMLERDEKİ PİYONLARI

    Bugünlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konu seçimler. Bağımsız milletvekilliği meselesi de tabi ki önemli. Herhangi bir siyasi partiye güvenmeyen, hiçbir siyasi partinin kendisini temsil etmediğini düşünen her vatandaş, milletvekili ya da yerel seçimlerde adaylığını koyabilir, kendisi için halktan oy isteyebilir. Hiçbir siyasi partiye güvenmeyen halk da, kendisini daha iyi temsil edeceğini düşündüğü bağımsız adaya oy verir, Parlamentoya gönderir.

    Bakın “Türk Solu” dergisinin yazarlarından Kuzey Fırat, bu konuda neler düşünüyor; “22 Temmuz’da yapılacak genel seçimlerde, bağımsız adaylık farklı bir anlam ifade ediyor. PKK’nın bu seçimlerde taktiği, bağımsız milletvekilliği yolu ile Meclis’e girmek. Geçen seçimlerde yapılan ittifakla barajı aşamayan PKK, şimdi bu yöntemle Meclis içine taşınmaya çalışıyor.

    Bağımsız adaylar arasında adı geçen Baskın Oran gibi DTP’nin önceden desteklediği fakat daha sonra vazgeçtiği kimi adayların durumu, üzerinde durulması gereken bir nokta. Baskın Oran ilk başta İstanbul 2. bölgeden DTP’nin desteklediği aday olarak duyurulmuş, ancak daha sonra DTP, Baskın Oran’ın yerine Abdullah Öcalan’ın avukatı Doğan Erbaş’ı aday göstermişti. Baskın Oran yaşadığı şoka rağmen adaylıktan çekilmedi ve hala Meclis’e girme mücadelesi vermektedir. PKK Baskın Oran ismini tabanına kabul ettiremediği için daha doğrusu ırksal olarak kendilerinden olmadığı için, aday olmasını kabul etmemiştir. Baskın Oran’ın kendisini, ‘Meclis’e bağımsız girecek Türk profesör’ olarak tanıtması bile kendisine tam olarak güvenilmemesi için yeterli olmuştur.

    Kürt kökenli olmayanların aday gösterilme şansı bulunmamasına rağmen, bu konuda bazı istisnai durumlara da rastlanıyor. Diyarbakır’dan aday gösterilen ve bağımsız aday sıralamasında 4. sırada bulunan Akın Birdal, en can alıcı örnek.
    Birdal; ‘Kürt halkının siyasi iradesi Öcalan…’ gibi ifadeler kullandığından, Diyarbakır’dan aday gösterilmesi uygun görülmüştür.

    DTP’ nin desteklediği ÖDP’nin Genel Başkanı Ufuk Uras ve EMEP’in Genel Başkanı Levent Tüzel gibi kimi adayların durumu da biraz Baskın Oran’a benzemektedir. Bu iki parti de PKK’ın kuyruğuna takılıp Kürtçülük yapan, kimi zaman onları onlardan daha fazla savunan politikalar izlemektedirler. Sıradan bir vatandaş çevrilip sorulduğunda, ya bu partileri tanımayacak ya da tanıyorsa ikisinin de DTP’den çok farklı olmadığını belirtecektir.

    ÖDP açısından durum normal değildir. Her yerde seçimlere parti olarak katılırken partinin Genel Başkanı, bağımsız aday olarak seçime girmektedir. EMEP, bağımsız politikası olmayan, PKK’nın kuyruğunda Kürtçülükten nemalanmaya çalışan ama ortada PKK varken hiçbir büyüme şansı olmayan bir siyasi partidir. İşin ilginç yanı bir çok militanı PKK tarafından öldürülen, doğu illerinden PKK’nın sildiği bir harekettir.

    O zaman PKK’yı haraç toplamakla, devrimcileri katletmekle suçlayan EMEP’liler şimdi PKK’lıların kucağında Meclis’e girmeye çalışmaktadırlar. Tarihine devrimci diye adlandırdıkları arkadaşlarının davalarına bu derece ihanet eden başka bir örgüt yoktur herhalde. Şimdi PKK’nın kanatları altında sığınarak katledilen arkadaşlarının davalarını sürdürmektedirler.”

    DTP’nin bağımsız adaylarla Meclis’e girmesini demokrasi mücadelesi gören, faydalı bulan içimizdeki iyi niyetli insanlar daha fazla düşünmek zorundadır. Bölücülerin Meclis’e girmesi Türkiye’ye kan ve gözyaşından başka bir şey kazandırmayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  7. mehmet said

    Musa AKKAŞ HABER58.COM

    AKP–TERÖR VE PKK

    11.07.2007

    Silah Sivil halka yöneltiliyor, beşikteki çocuklar katlediliyorsa, trenler, otomobiller uzaktan kumandalı mayınlarla havaya uçurulmak isteniyorsa, çarşıya, pazara, intihar saldırıları düzenlenerek bombalar patlatılıyorsa; Terörün vicdanı, merhameti, dinide yok demektir.

    Başkent Ankara’nın merkezinde, insanların tedavilerini yaptırmak için geldiği Ankara’da, limon satıp evine döneceği bir vakitte, hain bir saldırının yapılmasının insani ve vicdani izahı olamaz.

    23 yıldır Türkiye’yi insanımızı bölmeye çalışan ve binlerce kahraman Türk evladını şehit eden terör belası son günlerde daha fazla kendini göstermeye başladı. Vatan hainleri yine işbaşında. Her gün bir-iki gencimizi toprağa veriyoruz. Eli kanlı terör örgütü PKK dış güçlerinde kışkırtmasıyla hain emellerini gerçekleştirmek için çaba sarf ediyorlar.

    Terör, kapkaç ve şiddet ülkemizde hemen, hemen her gün can almakta, vatandaşlarımızın malları zarar görmektedir. Tablo iç açıcı değildir. Terör konusunda izlenen pasif politikalar ve terörün tırmanışı karşısında dışa bağımlı hareket etmenin ülkeye fayda getirmediği artık görülmektedir. Hükümet terör konusunda sınıfta kalmıştır. Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN bölünmeyi bir tehlike, etnik ayrışmayı ise tehdit olarak algılamadığı için olsa gerek bölücülük ve terörle mücadeleyi önemsememiş hatta demeçleri ile bölücülüğü heveslendirip heyecanlandırmıştır. Bugün geldiğimiz noktada 2002 yılında sıfıra yaklaşan eylemler yeniden artmış ve her gün bir-iki şehit haberi duyulmaya başlamıştır.

    Türk Milleti, Anadolu’yu vatan yaparken ve bu coğrafyada yüzyıllardır varolma mücadelesi verirken, bunun bedelini de canıyla ödemiştir.

    Dün olduğu gibi bugün de vatan evlatları, Türk Milletinin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü uğruna toprağa düşmektedir. Hiç düşünmeden, arkalarında ailelerini, çocuklarını, eşlerini, analarını, babalarını ve tüm sevdiklerini bırakarak gitmektedirler. Türk Milleti de toprağa düşen vatan evlatlarına son görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Dua ve hayır niyazlarla “ölümsüzleri” uğurlamaktadır. Artan terör olayları karşısında yeterli tedbirleri almayan, terör destekçisi unsurlara tolerans gösteren bütün sorumlulara da haklı ve demokratik tepkilerini göstermişlerdir. Tekbir getirmişlerdir, PKK aleyhine sloganlar atmışlardır, sorumlular göreve davet edilmiştir. Bunlar yapılırken, şehit cenazelerindeki hükümet aleyhine gösterilen tepkiler farklı bir yöne çekilmeye başlanmıştır. İnsanlarımız ortak bir acıyı paylaşmak için bir araya gelmelerini; üzüntülerini ve tepkilerini dillendirmelerini sorgulamak ve değersizleştirmek iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

    İktidarın çaresizliği yüzünden, ülkemizde her gün ana baba kuzuları şehit oluyor, toprağa veriliyor.

    Her şeye karşı tepkisiz hale getirilen Türk Milleti bunlara da mı susacak? Bunlara da mı göz yumacak? Bunlara da mı tepki vermeyecek? Bu Milli tepkinin adı ne zamandan beri “siyaset yapmak oldu?

    PKK’lıları devletin kurumlarında ağırlayanlar, yemekli toplantılar yapanlar, şehitlerin cenazesine katılıyor , bu siyaset yapmak olmuyor ama şehitlerin ana-babası ve yavrusu ile ağlayan, bağıran gençler-insanlar şehitleri istismar ediyorlar, öyle mi?

    Türk Milleti ve şehit aileleri şehidini, evladını istediği şekilde uğurlamak istiyorsa, bu engellenmemelidir.

    Şehit cenazelerinde atılan sloganlar ve tekbirlerin inançlarımıza göre uygun olmadığı ve yapılan törenlerde bunun yanlış olduğu açıklamaları, şehit yakınlarını, şehitlere sahip çıkan kesimleri incitmekte ve üzmektedir. Bu yönde yapılan açıklamaları talihsiz bir açıklama olarak değerlendiriyorum.

    Şehitlere sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır, atılan sloganlar getirilen tekbirler neden siyasi iradeyi bu kadar rahatsız ediyor, doğrusu bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Şehit törenlerinde slogan atmak, tekbir getirmek yanlış ise bu tüm törenleri inkar anlamına gelir ki, buna da kimsenin hakkı yoktur. Şehitlerimiz bu milletin değerleri için çarpıştı ve şehit oldu aziz şehitlerimizin ve milletimizin arzu ettiği şekilde uğurlanması onlara yakışandır.

    “Tekbir getirmeyin, slogan atmayın” gibi açıklamalar hiç kimseye bir iyilik sağlamaz. Bu tür davranışlarla milli ve manevi refleksler yok edilir. Tepkisiz toplumlar oluşturulur ki, buna kimsenin hakkı da olmamalıdır.

    Kimse unutmasın ki; Türk toplumu zamanı geldiğinde “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” terslemesi ile bölücü başı Apo’ya “Sayın” ve şehitlerimize “kelle” tabirini uygun gören zihniyetin yaklaşımı ile “Benim yavrum neden öldü” diyerek sitem eden şehit ailesine telefonla taziyede bulunup bulunmadığı sorulduğunda, Başbakan’ın “Arayıp ta bunlarımı dinleyeceğim” umursamazlığını sorgulayacaktır.

    Şunları da sorgulayacaktır. İçinde bulunduğumuz hassas günlerde adeta halkı askere karşı kışkırtmak istercesine “Erlerimiz savaşıyor-ölüyor, subaylarımız nerede?” başlığı altında, “er çok ölüyor-subay niye az ölüyor” demek isteyenleri sorgulayacaktır. Ertesi gün PKK terör örgütü ile mücadele de bir yarbay, bir binbaşı ve de bir er ile bir de korucumuzu şehit verdik. Herhalde bu gazetecinin yüreği soğumuştur. Bunlar art niyetliler, bunlar gaflet uykusunda olanlardır. Güya bunlar dindarlardır.

    Terörü önlemek için kararlı olmak lazım. Bu kararlılıkta AKP iktidarında yoktur. Devletin kurumlarına saldırılar düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel kavramları her gün aşındırılmıştır, Türk kimliği tartışılır hale getirilmiştir. Başbakan Erdoğan Türkleri sürekli Türkiye’yi oluşturan 36 etnik gruptan biri olarak tanımlamış, Diyarbakır’da Kürt sorunu var demiş, ülkemizi kimlik karmaşası içinde göstermiştir. AKP iktidarı süresince Türkiye dış politika da hep kaybetmiştir. Türkiye Milli kararlar alırken AB’nin ABD’nin ağzına bakar hale gelmiştir. AKP Avrupa birliği zorbasına karşı çaresizmiş şekilde teslimiyetçi bir politika izlemektedir. Her ne pahasına olursa olsun Avrupa birliği’ne girmek gibi bir misyon oluşturan iktidar sahipleri; Vatanın ve Milletin bütünlüğünü hiçe sayarak, AB’nin dayattığı Öcalan projelerini bir-bir hayata geçirmektedir. Teröristler de bundan cesaret almaktadır.

    Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olanlara Atatürk’ün şu vecizesini hatırlatmayı bir görev addediyorum;

    “Efendiler!

    _ _ _ _ _ _ Vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki; hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

    Terörün kaynağı kurutulmamış, özellikle Irak’ın kuzeyinde açık zafiyet doğmuştur. Bu bölgedeki oluşuma zamanında müdahale edilmemiş, Türkiye ve güney doğusu 2 aşiret reisinin müdahalesine maruz kalmıştır. Hükümet askerin gerektiğinde Irak’ın kuzeyine müdahale edebilmesi için gerekli izini bir türlü meclisten çıkarmamıştır.

    Bununla ilgili kamuoyu yanlış yönlendirilmiştir. Başbakan Tayip Erdoğan, sınır ötesi operasyonla ilgili açıklamalar yaparak sınır ötesi operasyonunun en son düşünülmesi gerektiğini belirterek “İçerdeki 5 bin terörist bittimi mi ki dağlardaki da ki 500 ile uğraşalım” demiştir. Daha sonra başbakan bu rakamları içeride bin 500, sınır dışında 3 bin 500 diyerek düzeltme yapmıştır. Bunlar bir devlet adamına, bir başbakana yakışmamıştır.

    Başbakanın sınır ötesi operasyonun yapılmamasına hemen kendi gibi düşünenlerden destek gelmiştir. TÜSİAD, sınır ötesi operasyon senaryolarına ilişkin “ümit ediyoruz ki Türkiye, bu duruma itilmez, böyle bir şeyi yapmak zorunda kalmaz. Ama bu tür gelişmeler olursa tabii bunların ekonomi piyasalarında, finansal piyasalarda olumsuz etkileri olabilir” diyerek, şehit olan vatan evlatları göz ardı edilmiştir. ABD dışişleri sekreteri Condoleezza Rice’dan da sınır ötesi operasyonunun Irak ve Türkiye için iyi olmayacağı açıklaması gelmiştir. PKK sürekli ABD’ye şikayet edilmiştir. ABD’den yardım istenmiştir. ABD’den sözler alınmış, sözler tutulmamıştır. Kuzey Irak’a girmemek adına para karşılığı sözleşmelere imza konulmuştur.

    14 Kasım 2006 Tarihinde 250 bin Mehmetçik sınıra gönderilmiş, müdahale edilecek ken, ABD’den PKK meselesini biz çözeceğiz sözü alınmış, müdahale ertelenmiş, çözüm bulunamamıştır.

    Siyasi ve ekonomik çıkarlar hayati çıkarların önüne geçirilmiştir. Hükümet Güneydoğu Milletvekillerinin feodal ağaların, tarikat liderlerinin ve malum danışmanların paralelinde davranmıştır.

    Yıl 2007 sınır ötesi operasyonu hala tartışılıyor. ABD “aman ha, sakın ha sınır ötesi operasyon yapmayınız” diyor. (AB)’ de böyle bir müdahale olursa, Türkiye AB’ne girmeyi unutsun diyor.

    Bize bunları söyleyenlere şunu sormak lazım. “Amerika, Irak’a girdiğinde niçin sesiniz çıkmadı? ABD’de “demokrasiyi getireceğiz dediniz, orayı kan gölüne çevirdiniz, demokrasi geldi mi? Niçin girdiniz? Aranızda binlerce km olmasına rağmen, Irak’ı ve liderini kendiniz için tehlike olarak gördünüz. İnsanları katlettiniz idam ettiniz. Peki ya her gün bir-iki vatan evladını şehit eden terörist PKK’yı tehlike olarak görmüyormusunuz, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna hayır, ama siz Irak’a girince iyi, öylemi. Bu mu demokrasi, bu mu insan hakları. Durum ortada herkes dost, düşman şunu iyi bilmeli; Amerika artık bizim müttefikimiz değil. Onlar taraf. Onlar PKK’nın yanında. Amerika bizim dostumuz değil, düşmanımız. Nerede Türkiye aleyhinde bir faaliyet varsa batılı müttefiklerimiz ve Amerika o işin içinde ve başında yer alıyor. ABD’de açıkça PKK’ya destek veriyor. ABD, hükümetin teslimiyetçi politikalarından yaralanarak hava sahamızı kullanıyor,incirlik üssümüzü kullanıyor, habur sınır kapısının açık olmasından dolayı peşmerge, çapulcu Barzani’nin Türkiye’den para kazanması sağlanıyor.

    Artık bu gidişe mutlaka “DUR” demenin zamanı gelmiştir.

    Türk askeri mutlaka kuzey Irak’a girmelidir. Türk dostunu ve düşmanını bilmelidir.

    AKP iktidarına 22 Temmuz’da hak ettiği ders verilmelidir.

    Vatan topraklarından beslenmesine karşın “Vatan” kavramına yabancılaşan nankörlerin, ihanetleri bedelsiz kalmamalıdır. Ülkemizi kemirmeye çalışan farelere, şehitlerimizin kanını içmeye yeltenen vampirlere göz yumulmamalı; toprağımıza, bayrağımıza uzanan eller mutlaka kırılmalıdır.

    Unutulmasın ki; Türk Milleti Bölünemez, parçalanamaz, yok edilemez. Milletimizin içine nifak tohumları ekmeye çalışanlar ve Türk Milletini kamplara bölmek isteyenler hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar. Akıttıkları kanda bir gün boğulacaklardır.

    Bu Makale 205 Defa Okundu Makaleyi Yorumla | Makaleyi Yazdır

    Bu Makaleye Yapılan Yorumlar (0) Bu Makaleyi Arkadaşına Gönder

    Yazarın Diğer Makaleleriniz Görmek İçin Seçiniz AKP–TERÖR VE PKK PKK GERÇEĞİ KADROLAŞMA YOK DİYENLERE ATAM İZİNDEYİZ, EMANETİNİN BEKÇİSİYİZ… 23 NİSAN BELEDİYE BAŞKANININ HIYANETİ VEYA İHMALİ… TÜRKİYE SATILIYOR MU? RESİM SERGİSİNİN ANLATTIKLARI TÜRKİYE’Yİ YAŞATMAK, ZORUNDAYIZ. SİVAS KENT KONSEYİ TARTIŞILAN MİLLİYETÇİLİK VATAN DEDİĞİMİZ YER. Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

    ——————————————————————————–

  8. yusuf taratara said

    Öncelikle nerden başlıyacağımı bilmiyorum,ne kadar muhafazakar varsa yalan yanlış iftira ve çamur at izi kalsın politikasıyla insanların hakkına tecavüz etmişsiniz.Tabi bu tecavüz olayı muhakkak bu dünyada değilsede ahirette sizden sorulacaktır,ALLAH şimdiden yardımcınız olsun diyecem ama devamlı ALLAH ın dininne küfür edipte yardım dilemek nasıl olur bilemiyecem.Şurda tek bi satır mhp ve onun aciz lideri hakında yazı yazmamışsınız.sitede fotoğraflar yayınlamışsınız ben sizden mhp liderinin teröristbaşnı idamdan kuratardığı yazıyıda göstermenizi beklerdim.Rahşan karşısındaki el pençe divan görüntülerinide beklerdim.Ekonominin çöktüğü zamanlardaki acziyetinin nasıl yüzüne yansıdığının fotoğrafınıda beklerdim.Solun uşaklığı nasıl yapılır yazısınıda beklerdim.Uzlaşma adı altında kandırılıp kızıl kominist birinin nasıl cumhurbaşkanı seçtirildiğinde yazmanızı beklerdim.Oy isterken başka iktidardayken bambaşka nasıl olunurmuş,kendi partisinden cumhurbaşkanı adayı nasıl dövdürtülürmüş,DEMREMZEDELERİN PARALARI NASIL ŞEREFSİZCE YAĞMA EDİLİRMİŞ,başbuğun partisi nasıl damla damla yok edilirmiş,80 yıllık dava sola uşaklık derecesinde hainlik mertebesinde nasılyok edilirmiş,ben sizden bunları beklerdim.Yoksa iftira,yalan,dolan bunları küçük insanlar yapar.Bu ülkücülük falan değil,düpedüz çakallık tır.TÜRKİYE yıllar yılı müslüman türk diye anılmıştır,yoksa çeklerde türktür,ama müslümanlık olmayınca türklükte fazla bi değer arz etmiyor.Şimdi siz bunları nasılsa yayınlamıyacaksınız hiç değilse biraz ders alın.Takım tutar gibi parti tutmayın.Benden size bi tavsiye elin eşşeğine binen çabuk inermiş.Dsp eşşeğine bindiniz çabuk indiniz şimdi sıra chp de.TÜRKİYEDEKİ en büyük kadrolaşmayı mhp yaptı neden yazmıyosun,hemde bakanın açıkladı tv de.kendi adamımı değilde başkasınımı yanımda çalıştıracam diye neden bunu yazmıyosunuz.İktidar narin bi kuşa benzer,siz bu kuşu rahşanın laflarını yiyerek zaten başta yok ettiniz.Mhp ye katil dedi,katillerle koalisyon yapıyoruz dedi sesi çıkmadı bahçelinin ya sesi çıkmadı.Mhp nin alacağı oy 7 yi geçmez.DEVLET BAHÇELİ bu partinin başında olduğu sürece bu parti iflah olmaz valasıl kelam.

  9. yusuf said

    Bu sitedeki videolar cımbızla çekilen videolardır arkası gösterilmiyor bir konuşmadaki sözleri cımbızla çekerseniz o konuşmanın manası değişir.
    ülkemiz ne zaman ayağı kalkıp emin adımlarla yürüse birileri bunu engellemek için elinden geleni yapar çünkü bu onları menfaatine ters düşer bence bu siteyi hazırlayanlar vatan hainlerinin ta kendileridir ama sizi başka yöne çekmeye çabalıyorlar bu tür oyunlara gelmeyin ancak cahil kesimler bunların oyununa gelir.üstelik buradaki bazı konuşmalar gerçek değil kanıtlanamamıştır…

  10. MUSTAFA KEMALLER said

    EN SON YAZINIZDA İŞLEDİĞİNİZ KEMAL UN (PARDON SERGENE PARA) AKITAN BEYEFENDİ;OLURDA BU SAYFALARA GİRERSEN SANA SÖYLEYECEĞİM BİR ŞEYLER VAR. BABANIN MALINI SATMIYORSUN.SEN TÜRKÜM DİYEMEYENLERİN KADROSUNDA, TÜRKLÜĞÜNÜ İNKAR EDENLERDENSİN.SEN SAHİP OLAMADIĞIN BİR VATANIN SAHİP OLAMADIĞIN TOPRAĞINI SATIYORSUN. AMA SEN ZANNEDİYORMUSUN BU VATANIN ÇOCUKLARI SANA SONUNA KADAR İZİN VERECEK.BOŞUNA HAYAL KURMA;SERGEN EFENDİLERİN MENEJERİ….HAKKI HAKKANİYETİ NEYSE ONU GÖRECEKSİN….APURSANDA KÖPÜRSENDE….VEEEEEEEEEEEEEE KİM Kİ BU VATANA İHANET EDER; O EN İHTİŞAMLI ŞEKİLDE CEZASINI ÇEKER.SAYIN KEMAL UN(PARDON SERGENE PARA)AKITAN BEYEFENDİ.

  11. karakartal said

    Bir Günde Ybanci Sicak paracilar tam 3 MILYAR Dollar cekmis kimsenin Gözünün yasina bakmadan hepsinide birden cekerler!

    türk ekonomisini zayif sicak para borsasina kuran akepe daha dogrusu imf nin umrunda degil türkiyeye krizin kapida olmasi!

    Insallah yakinda Kriz gelirde Halk görür SEYTANAMI OY VERMIS MELAKEYEMI?!

    Türkiyede yasiyan insanlarin 47& Vatan Hainidir…Buna Itiraz eden varmi LAN!!!!

  12. sercan_turkmen said

    Eski komünistlerin başımıza Türkçü kesilmelerini komik buluyorum. Din düşmanlığını sol cenahtan yapınca halk yemiyor tabii. Şimdi hiç ilginiz olmadığı halde Türkçü bir maske takmışsınız. Bunu da ancak birkaç cahile yedirirsiniz. Çünkü taktikleriniz hiç değişmemiş. O zaman da “aslında biz de müslümanız ama” diyerek “ah bu gericiler olmasa” kılıfıyla İslam’a saldırıyordunuz,Atatürk’ü kullanmaya çalışıyordunuz şimdi de…Yemezler beyler…

  13. hakan
    30 Temmuz 2007 16:51 / gerçek Gündem /Barış yakardaş yazısına yorum

    Barış Bey,
    “alacakları birkaç kelleyle herkesi susturmak istiyor” ifadesine katılmam mümkün değil; çünki, düşünebilen ve sorgulayabilen tüm kelleleri hedeflediklerini düşünüyorum. Daha iktidara gelir gelmez seçim öncesinde kapıldıkları korkunun intikamına soyundular.
    “İtibarsızlaştırma” gazeteciler eliyle yürütülürken, iktidar karşısında biat etmiş medya…” açıklamanız ise aslında tüm konunun özünü açıklıyor. Önceleri gazetelerin hepsini satın alarak işlemekte olan sistemlerinin yetmeyeceği korkusuyle, sizin tabirinizle “kelle alarak” bu işi yürütecekler. Bu, demokrasi adına gelmiş faşizm gibi birşey oluyor.
    AKP’ nin iktidara gelir gelmez el attığı asıl alan ise hukuk oldu. Yeni atamalarla gerçekleştirilen hukuk kadro değişikleri, kendilerini yargılamayı bırakın savcılıklarca açılacak soruşturmaları da baştan engellemek şeklinde olacak. Meclidten ise gelen dosyaların çıkmadığı biliniyor.
    Doğan medyası ve kalemşörleri, bahsttiğiniz itibarsızlaştırma işlerinin ustaları oluyorlar. Ben de kalemimi başta bu kalemşörlere çektim.

  14. ali said

    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLERİMİZ VARDIR.Bu taleplerimizin takipçisi olacağız.

    TALEPLERİMİZ:

    1- Misak-i milli sınırlarımızın tartışma konusu yapılmaması, buna fırsat verilmemesi,

    2- Sivil bir Anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, (AKP Milletvekili Prof.Dr.Zafer ÜLKÜL’ün Milli, manevi ve Temel değerlerimizin yok sayılacağı, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin kaldırılıp, bunun yerine nasıl bir uygulama yapılacağı belli olmayan bir Anayasa değişikliği değil.)

    3- Yasama, yürütme ve yargı organlarının güvenilir olmasını sağlayacak yeni düzenlemelerin yapılması,

    4- Güçlü ve onurlu bir dış politika,

    5- Türk Milletinin birliği ve Türk Devletinin Milli yapısı hakkında geçmişi ve bugünüyle uyumlu, Milliyetçi hususiyetlerinin yanı sıra dindar bir kişiliğinde olabileceği bir Cumhurbaşkanı yeni bir krize neden olmaksızın seçilmesi,

    6- Temiz, şeffaf ve dokunulabilir bir Meclis,

    7- PKK’lı Leyla ZANA Türkiye eyaletlere ayrılmalıdır, demiştir. Yine bu düşüncede olan 22 PKK’lı meclistedir. Türkiye büyük bir devletin adıdır. Parlamentoya giren herkes haddini bilmelidir. Parlamentoya giren her Milletvekili tek bayrak, tek vatan ve tek dil anlayışı istikametinde yemin etmektedir. Buna mutlaka uyulmalıdır.

    8- TBMM yasa yaparken, hükümet, yönetmelik çıkarırken siyasi ihtirasların bir kenara bırakıldığı, bir anlayış

    9- Halka hesap vermenin bir erdem olduğunun bilinmesi,

    10- Başörtüsü meselesinin, kamusal alandı, değildi, hizmet alan, hizmet veren anlayışı dışında bunun bir inanç özgürlüğü olarak düşünülerek çözülmesi,

    11- Mesleki okullara uygulanan katsayı adaletsizliğini kaldıracak düzenlemenin yapılması,

    12- Antidemokratik uygulamaları ile dikkat çeken YÖK’ün kaldırılması,

    13- Yıllardır devam eden PKK terör örgütünün kökünün kazılması, (Emniyet güçlerince vurulan terörist cesetlerinin ailelerine teslim edilmeden bulunduğu yere gömülmesi. Aileye teslim edilen terörist cenazeleri amacından saptırılıyor. T.C Devleti suçluymuş gibi gösteriler yapılıyor. Bu durum; birilerine malzeme oluyor. Özel PKK mezarlıklarının yapılması da düşündürücüdür. Gelecekte hain güçler bu mezarlıkları Türk Milletinin Kürtlere katliam yaptı şeklinde propaganda yapmalarını gündeme getirecektir.)

    14- Tinercilerin,kapkaççıların, ırz düşmanlarının hedefi olmadan herkesin rahatla dolaşabildiği bir Türkiye,

    15- Mafyaya ihtiyaç duyulmayan, Hakime, savcıya, polise güven duyabileceğimiz, rüşvetin, yolsuzluğun önüne geçecek yasal düzenlemelerin yapılması,

    16- Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alındığı,kaçakçılığın önlendiği, yerli mallarımızın değer bulduğu bir TÜRKİYE,

    17- Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim. Sağlık tedavisini yaptırmak için kimseye ihtiyaç duyulmayan, bıçak parasından söz edilmeyen vatandaşın soyulmadığı bir eğitim ve sağlık politikası,

    18- Çalışanlar için Asgari geçim standardının dikkate alınacağı ücret sisteminin gerçekleştirilmesi,

    19- İşsizlik meselesinin çözümlendiği bir Türkiye,

    20- Kamu çalışanlarına daha önceden de söz verildiği gibi; Grevli,toplu sözleşmeli, siyasete katılacak şekilde yasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, TALEPLERİMİZDİR.

  15. ali said

    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLERİMİZ VARDIR…
    Monday, 30 July 2007

    TÜRKİYE KAMU-SEN SİVAS İL TEMSİLCİSİ MUSA AKKAŞ’IN 30 TEMMUZ 2007 PAZARTESİ GÜNÜ,
    22 TEMMUZ MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİ, YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLER, TOPLU GÖRÜŞME HAZIRLIKLARI, DEVLETİN MEMURU KENDİNİ KİMİN YERİNDE GÖRÜYOR KONULU BASIN AÇIKLAMASIDIR.

    SAYIN BASIN MENSUPLARI

    22 Temmuz seçim sonuçlarının ülkemiz ve ilimize hayırlı olmasını diliyoruz.
    Milletimiz demokratik bir davranış sergilemiştir.
    Seçimlerde,Türk Milleti AKP’ye ikinci defa tek başına iktidar imkanı vermiştir.
    Bu sonuç Türk Milletinin iradesidir.
    Türk Milletinin iradesine saygı göstermek gerekir.
    Demokrasiye katkı amacıyla,22 Temmuz seçim sonuçlarına etkili olan sonuçların,siyaset bilimcileri,siyasi partilerimizce,konuyla uzman olan kurumlarımızca çok yönlü bir araştırmanın yapılması gerektiğine inanıyoruz.
    Genel seçimler bütün yurtta sükunet içerisinde geçmiştir.Bu demokratik davranış, Milletimizin olgunluğunun ifadesidir.Seçim sonuçları ardından iktidar ve muhalefet ile bütün partilerimiz,ülkemizin temel sorunları etrafında birleşerek ve uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmeleri gerekir.Ülke kaynaklarımız Türkiye’yi AB ülkeleri seviyesine çıkaracak zenginliktedir.Önemli olan bu kaynakların iyi yönetilmesidir.
    Yeni kurulacak 60.Hükümete, Tüm içtenliğimizle başarılar diliyoruz.Ülkemiz ve şehrimizin gelişmesine yönelik her çalışmaya destek, aksi uygulamaların ise karşısında oluruz.
    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLERİMİZ VARDIR.Bu taleplerimizin takipçisi olacağız.
    TALEPLERİMİZ:

    1- Misak-i milli sınırlarımızın tartışma konusu yapılmaması, buna fırsat verilmemesi,
    2- Sivil bir Anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, (AKP Milletvekili Prof.Dr.Zafer ÜLKÜL’ün Milli, manevi ve Temel değerlerimizin yok sayılacağı, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin kaldırılıp, bunun yerine nasıl bir uygulama yapılacağı belli olmayan bir Anayasa değişikliği değil.)
    3- Yasama, yürütme ve yargı organlarının güvenilir olmasını sağlayacak yeni düzenlemelerin yapılması,
    4- Güçlü ve onurlu bir dış politika,
    5- Türk Milletinin birliği ve Türk Devletinin Milli yapısı hakkında geçmişi ve bugünüyle uyumlu, Milliyetçi hususiyetlerinin yanı sıra dindar bir kişiliğinde olabileceği bir Cumhurbaşkanı yeni bir krize neden olmaksızın seçilmesi,
    6- Temiz, şeffaf ve dokunulabilir bir Meclis,
    7- PKK’lı Leyla ZANA Türkiye eyaletlere ayrılmalıdır, demiştir. Yine bu düşüncede olan 22 PKK’lı meclistedir. Türkiye büyük bir devletin adıdır. Parlamentoya giren herkes haddini bilmelidir. Parlamentoya giren her Milletvekili tek bayrak, tek vatan ve tek dil anlayışı istikametinde yemin etmektedir. Buna mutlaka uyulmalıdır.
    8- TBMM yasa yaparken, hükümet, yönetmelik çıkarırken siyasi ihtirasların bir kenara bırakıldığı, bir anlayış
    9- Halka hesap vermenin bir erdem olduğunun bilinmesi,
    10- Başörtüsü meselesinin, kamusal alandı, değildi, hizmet alan, hizmet veren anlayışı dışında bunun bir inanç özgürlüğü olarak düşünülerek çözülmesi,
    11- Mesleki okullara uygulanan katsayı adaletsizliğini kaldıracak düzenlemenin yapılması,
    12- Antidemokratik uygulamaları ile dikkat çeken YÖK’ün kaldırılması,
    13- Yıllardır devam eden PKK terör örgütünün kökünün kazılması, (Emniyet güçlerince vurulan terörist cesetlerinin ailelerine teslim edilmeden bulunduğu yere gömülmesi. Aileye teslim edilen terörist cenazeleri amacından saptırılıyor. T.C Devleti suçluymuş gibi gösteriler yapılıyor. Bu durum; birilerine malzeme oluyor. Özel PKK mezarlıklarının yapılması da düşündürücüdür. Gelecekte hain güçler bu mezarlıkları Türk Milletinin Kürtlere katliam yaptı şeklinde propaganda yapmalarını gündeme getirecektir.)
    14- Tinercilerin,kapkaççıların, ırz düşmanlarının hedefi olmadan herkesin rahatla dolaşabildiği bir Türkiye,
    15- Mafyaya ihtiyaç duyulmayan, Hakime, savcıya, polise güven duyabileceğimiz, rüşvetin, yolsuzluğun önüne geçecek yasal düzenlemelerin yapılması,
    16- Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alındığı,kaçakçılığın önlendiği, yerli mallarımızın değer bulduğu bir TÜRKİYE,
    17- Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim. Sağlık tedavisini yaptırmak için kimseye ihtiyaç duyulmayan, bıçak parasından söz edilmeyen vatandaşın soyulmadığı bir eğitim ve sağlık politikası,
    18- Çalışanlar için Asgari geçim standardının dikkate alınacağı ücret sisteminin gerçekleştirilmesi,
    19- İşsizlik meselesinin çözümlendiği bir Türkiye,
    20- Kamu çalışanlarına daha önceden de söz verildiği gibi; Grevli,toplu sözleşmeli, siyasete katılacak şekilde yasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, TALEPLERİMİZDİR.

    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK TOPLU GÖRÜŞMELER İÇİN HAZIRLIKLARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ.
    Yeni hükümet ilk sınavını kamu sendikaları ile verecek.Muhtemelen Eylül 2007 tarihinde Kamu İşveren Kurulu ile toplu görüşmeler için masaya oturacağız. Türkiye Kamu-Sen olarak, kamu çalışanlarının mali ve sosyal haklarını almak için hazırlıklarımızı büyük bir hızla devam ettiriyoruz.
    Kamu işçilerine yapılan zam sonrasında memur ve işçi maaşları arasında farklılıklar ortaya çıkmıştır. masaya aradaki farkı gidermek için oturacağız.2 007 yılında memura 40YTL; işçiye ise 190 YTL zam yapılmıştır. Memurlara yapılmış büyük bir haksızlık vardır. En düşük memur maaşı 723 YTL dir., hükümetten toplu iş görüşmelerinde en düşük memur maaşına 300 YTL zam talebimiz olacaktır.
    Sosyal yardımların ve uzlaşma kurulu kararlarını da masaya yatıracağız. Aile, doğum, çocuk yardımlarının da arttırılması gerekir.
    Toplu görüşme masasında Türkiye Kamu-Sen, banka promosyonlarında üçte bir olarak belirtilen ibarenin kaldırılarak yerine, tamamının ödenmesi gerekir ibaresinin konulması için de mücadele edecektir.

    DEVLETİN MEMURU KENDİNİ KİMİN YERİNE KOYUYOR
    Her iktidar değişikliğinde “Sen bizden değilsin “ denilerek çalışanların yerleri değiştiriliyor. Bu uygulamalar iş barışını bozduğu gibi,kamuda kutuplaşmalar ve kamplaşmalar başlıyor ki, bu durum çalışanların performansını ve iş verimliliğini de düşürmektedir.
    Devletin memuru çoğu kez kendini siyasetçinin yerine koyuyor.Bazen İlin Valisi,ilçenin kaymakamı bir ilin parti başkanı gibi hareket ediyor.Kurum müdürleri personel arasında çok haksız yer değiştirme uygulamaları yapıyor.22 Temmuz seçimleriyle birlikte ilimizde Milli Eğitimde, Sağlık Müdürlüğünde “Seçimi kazandık” edasıyla bir yer değişikliği,haksız yere geçici görevlendirmeler,bu görevlendirmelerde birileri korunurken, birilerine de büyük haksızlık yapıldığı duyumlarını alıyoruz..Bu kurumların başındakiler bilmelidir ki,kurum yöneticileri de devletin memurlarıdır.
    Tüm kamu çalışanlarının görevi bu ülkeye, ülke insanına hizmet etmektir. Haksız uygulama yapanlar herhalde meydanı boş bulmuşa benziyorlar. Haksızlık yapanlara hadlerini bildiririz.Herkes Lütfen görevinin gereğini yapsın.
    Bir memurun yeri siyasi görüşünden dolayı değiştiriliyorsa,yine bir memur siyasi düşüncesinden dolayı itibar görüyorsa, bu hukuk tanımamazlıktır.Bunu yapanlar vatan hainidir.Bunu yapanların PKK’dan farkları yoktur.

    Yeni dönemde Tüm çalışanların, halkımızın huzur bulduğu,bir ülke arzu ediyoruz.
    60. Hükümete tüm içtenliğimizle başarılar diliyoruz.
    Saygılar.

    Musa AKKAŞ
    Türk Eğitim-Sen Sivas Şube Başkanı

    [Geri Dön]

  16. MUSTAFA KEMALLER said

    SERCAN-TÜRKMEN KARDEŞ…BU ÜLKEDE KOMİK BULUNACAK O KADAR ÇOK ŞEY VARKİ..KABUL. AMA KOMİK BULUNAMAYACAK 100 KATI HATTA 1000 KATI OLUŞUMLAR,SİYASİ OPERASYONLAR VARKİ BİZİM DİLE GETİRDİĞİMİZ BUNLARDIR. HA KARDEŞ SEN BUNLARI ANLARSIN ANLAYAMAZSIN SENİN SORUNUN.ANLAYAMIYORSAN GİT KENDİNİ GELİŞTİR.HA ONUDA BECEREMİYORSAN KONUŞMA FAZİLETİNİ BİR KERE DAHA TART.
    TÜRKÇÜLÜK MASKE DEĞİL BİR DEĞERDİR.BU TOPRAK ÜZERİNDE YAŞAYIP BU TOPRAĞIN TARİHİNİ TADAN HER KES TÜRKTÜR.EĞER YÜREĞİNDE BU YOKSA O ZAMAN YÜREĞİNE BİR KEZ DAHA BAK.AMA GÖREN GÖZLE BAK.ÇÜNKİ BİZLER O GÖREN GÖZLE BAKIYORUZ.
    TAKTİKMİ KARDEŞ;TAKTİKLERİ BELİRLEYENLER BELLİ.SİZLERSİNİZ…..
    TAYYİP VE SAZ ARKADAŞLARINA GEREKLİ DESTEĞİ VEREN SİZLERSİNİZ ESAS TAKTİĞİNİZ BU.BİZİM TAKTİĞİMİZ 1920 LERDEN BERİ AYNI. ÇÜNKİ BİZİM GERÇEĞİMİZ BU.
    BİZİM GERÇEĞİMİZ TAM BAĞIMSIZLIK ve TÜRK MİLLETİNİN ULUSAL EGEMENLİĞİDİR.BİZİM GERÇEĞİMİZ ULUSUMUZUN HİÇ BİR DEVLETE,HİÇBİR UYGARLIĞA, HİÇ BİR ZÜMREYE BAŞ EĞMEMESİDİR.AMA SEN HALA MUHALEFET OLUYORSAN, AKLINDAN ŞUNU ÇIKARMA; ULUSUNU KORUYAN HER FERT ULUSUNU ALLAH(cc)I İLE BERABER KORUYOR….

  17. emin said

    Asıl hain sizsiniz biraz araştırın,okuyun ondan sonra yazın daha bu işler için çok ufaksınız.kulaktan dolma bilgilerle sadece cahil kesimi etkileyebilirsiniz.şunu da unutmayın bir nurcu her zaman için bütün ülkücülerden daha dindardır.hadi allaha emanet olun.yardım isterseniz bana ulaşın.

  18. emin said

    unutmayın zamanında kürtler de çanakkale cephesinde vatanım dinimiz ve birliğimiz için savaştı.

  19. halit batur said

    merhaba
    yazılarınızın tamamı incelendi ve analiz edildi.
    ayrıca geri beslemeleri yapıldı. tüm resmi kaybaklar meclis tutanakları.genel kurmay raporları.emniyet arşivi ve kurumlar arası yazışmalarla mit raporları destekli araştırmalar yapıldı.tüm iddialarınız malesef hiç bir akademik değer taşımıyor.anlaşılan hitap kitleniz safderunlar ve kafası karışık olanlar.itibar değeri yok.lütfen halkın size inanması için ıspatlı iddialar ortaya koyun ki mukayese şansı olsun insanların.hem belki siz de hakkaten vatan severler olarak adlandırılırsınız.iyi çalışmalar.

  20. Murat said

    Yaw arkadaş ben bu kadar salak bi site görmedim.Amaç Herkesi kötülemek.Bi de bunu ATAMIZIN görüşleri gibi yansıtıyosunuz.Sizin bu yaptığınız en başta ATATÜRK’E saygısızlık.

  21. fethullah said

    sitenizin adı gibi gerçekten de vatan haini varlıklarsınız sizin vatan severliğinizi çok iyi biliyoruz ülkeyi nekadar çok sömürüseniz okadar çok seversiniz artık sizin bu ülkeyi sömürmenize izin vermeyeceğiz bu da zaten sizin zorunuza gidiyor ama gerçek bu ülkeye gelen irtica değil sadece kendini elit zannden varlıkların hakimşyeti ellerinden gidiyor ama bu değişmez sonuç buna şimdiden alışsanız sizin için iyi olur

  22. MUSTAFA KEMALLER said

    HALİT BATUR;SEN İNCELEMEYE DEVAM ET AMA SADECE BU SAYFAYI DEĞİL TÜM SİTEYİ.

    MURAT;ATAMIN ADINI AĞZINA ALMA, AĞZIN BURUŞUR.SİTEYEDE TERS KİMLİKLE GİRME

    FETHULLAH;SENİNDE ADINDAN BELLİ KARDEŞ.AMERİKAN MANDASINA ŞİMDİDEN GİRMİŞ BİR ŞAHSİYETİN(ŞAHSİYET DEMEYE DİLİM VARMIYOR)
    TÜRKİYE ŞUBESİ GİBİ KONUŞUYORSUN.O ZAMAN VATANSEVERİNİDE, ELİTİNİDE,ABD MANDACILARINIDA AYIRAMAYACAK KADAR ÇOCUKSUN.
    BİRAZ DAHA BÜYÜ.AMA BAK; BÜYÜDÜĞÜNDE VATANIM DİYECEĞİN BİR YERLER OLSUN.. OK.

  23. MUSTAFA KEMALLER said

    EMİNİ UNUTMUŞUZ PARDON

    EMİN KARDEŞ SENCE DİNDARLIK NEDİR?

    ALLAH’A TAM SADAKATİ İLE VE TAM TESLİMİYETİ İLE BAĞLANIPTA (BİR ŞEKİLDE) BU VATANINI SATMAK İLE MEMUR EDİLMİŞ ŞAHSİYETLERE SIRF ALLAH(CC) ADINI KULLANDIKLARI İÇİN DESTEK VERMEKMİDİR?…

    YOKSA

    DİNDARLIK; YARADANINI BİLMEK VE O YARADANIN SANA BAHŞETTİĞİ
    TOPRAKLARI NAMUSUN,ŞEREFİN,DOĞMAMIŞ ÇOCUĞUNUN GELECEĞİ İÇİN SAVUNMAKMIDIR….

    SEÇİM HEPİMİZİN…

    SAYGILARIMLA.

  24. FALİH RIFKI said

    Ben bir öğretmen olarak ve iyi bir tarihçi olarak bazı oyunların tekrar oynandığını düşünüyorum.Türkiye nüfüusunu sayamayan bir ülke ama ama 70 milyondan fazla. Her kes uyuşturulmuş ve susmuş. artık biz demiyor ben diyor.batılı görünüşü doğulu kafası var. kendimizi akıntıya bırakmış ve büyük devlet olduğumuzdan yada millet olduğumuzdan bahsediyoruz. olaylardan o kadar uzağız ki …………….
    bence en önemli şey bilgi kirliliği. kimin haklı kimin haksız olduğunu anlamak bir çokları için güç. Gemi su alıyor. Atatürk ün vefatı bazıları için Türkiyeyi ihale etme fırsatı verdi
    demokrasi
    hürriyet
    eşitlik
    AB
    Çağdaşlaşma
    bu kavramların içinin boşaltıldığını düşünüyorum.
    herkes kendinin haklı olduğunu düşünüyor. Birbirimize kızıyoruz. sınıflara ayırıyoruz. sonra ben beyaz sen kara……………..
    yapılan eleştirilerin yapıcı olması çok önemli. Çözüm yolları düşünmeli ve başka insanlar ile paylaşmalı
    Savaşaların boyutlarının değiştiğini 1990 yılından sonra Türkiye üzerindeki değişikliklerden anladım. Geçekten çok satılmış insan var. Ben saymadım ama şu örnek iyi bir misal dir. ABD ırak a 1992 yılında müdahale edip kuzeyde ki ajanları guam adasına götürdü. kaç kişi mi 3000. peki türkiye gibi bir merkez karakolu ?
    o bakımdan içeride yapılanlar daha fikir haindeyken satılıyorlar. öyle bir satranç ki adamlar sizin hamlelerinizi biliyorlar. Benim tavsiyem tabiki bu topraklar için canını verecek oalnlara her bilgiyi burdan açıklamasınlar. Bu yazıma cevap gelmesi muhtemel. o şimdiden cevabım evet hayal ciyim ama saf değilim . dinamiğim ama statık değilim.
    birbirimizle alay edeek ancak torunlarımızın bize lanet etmesini sağlarız. nasıl ki şimdi dedelerize dua ediyorsak biz de öyle insanlar olmalıyız
    son söz
    bEn insanların bu dünyaya belli görevleri yerine getirmesi için geldiğini düsünen biriyim.herkesin diğerlerinden çok iyi yaptığı bir sey vardır. sadece para kazanmak evleneme ve ölmek biraz hayvani oluyo.
    üretelim bir alman gibi
    frnsız gibi
    ingiliz gibi
    marka olalım
    biz onların kapısına değil oonlar bizim kapımıza gelsin
    artık toprak büyüklüğü kılış kalkan top devrini tmamladı
    bilgi toplumu olmalı, kültürün erimesi önlenmeli .hatta bu tvler e çok sıkı denetimler getirilmeli. inanın bızı kışkırtan kızdıran her sey kutularda. sizleri seviyorum aynı vatanda yaşadığım TC vatnadaşları

  25. karakartal said

    Kisacasi Türkiye dedigin Cisimin Birligi bitmistir…Kursunlar neyi kuruyorlars kiroistanmi, islamistanmi kursunlar biz yikmasini biliriz!

    Türkü karsisina Düsman alana Atatürke Küfür eden Yobazlara bundan sonra Huzur yoktur!

  26. karakartal said

    Dünyada tek bir kemalist kalsa yinede basiniza yikar o Dünyanizi…

  27. karakartal said

    Evet sonunda bu da oldu…

    “T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu (www.vatanhainleri.wordpress.com adlı) siteye erişim engellenmiştir.”

    Emin Çölaşan’dan sonra sıra bize geldi…

    Bakarsınız, bir gün kapımıza özel tim de dayanır, terörle mücadeleden göz altına alınır, polis abiler bizi misafir ederler…

    Amacı Türk Milleti’ni ve Türk Gençliğini bilinçlendirmek olan bu site, AKP’ye kurban gitmiştir…

    Saygılarımla…
    (Site Yönetimi)

    Bu Mektubu Dün aldim ve cok üzüldüm Allaha Sükür Yurtdisinda yasiyorum ama hepiniz icin üzülüyorum cünkü dün emin Cölasan, bugün VatanHainleriWordpress, ve yarin belki de sizin Kapiniza dayanir Özel Akepe Timleri…

  28. cabir ürer said

    sozlerıme soyle baslıyım sayın hatta bu soze de gerek yok çunku laik değil deniz baykal ve yandasları muhterem abdullah gülün hanımının basortusune karısıyorlar ne hakları var kendı karıları acık secık giyınır baska erkelerınde ağzının suyu akar bunada”medeniyet”derler batsın bu medenıyet rahmetlı m.akıf ersoy

  29. cabir ürer said

    istıklal marsimizda “tek dısı kalmıs canavar” der biz türkz müslümanız onlar ne türk ne de müslüman allahın gazabı onların üzerine insaallah ayrıyetten karakartal sende serefsiz vatan haınısın kafir kopekler

  30. cabir ürer said

    kafir kopek karakartal elıme gecme

  31. aleyna akgul said

    arkadaslar. fazla asiriya kaciyoruz herhalde. ben de ayni gorusleri paylasmakla beraber cok asir olmak karsi tarafi daha da dusman yapar. vatan hepimizin. hep beraber burada yasiyoruz. gorus ayriliklarina tahammul etmeyi ogrenmemiz lazim. avrupa ülkeleri yakin zamanaa kadar din ve kilise savaslari yapmis ve bunun sonunun olmadigini görmuslerdir. bizim de bunu gormemeiz gerekli. avrupada herkes serbestce birlikte dolasmaktadirlar. turkiye de ise bu yola dogru gitmektedir. cok farkli insanlarin birarada yasama kulturune artik alismamaiz lazim. onemli olan su : biz vatanimizi seviyor muyuz: o halde eyleme gecmemis her turlu faaliyetleri anlayisla karsilamaka gerek. birbirimizi anlamamiz bizim ve vatanimizin faydasina olacaktir.

    vatanimizi sevelim.. ya sev ya terket.. modeli artik sacma geliyor bana.terketmeyecegine gore onunla beraber yasama en guzel model..

  32. Ahmet Ataberk said

    31 nolu mesajın sahibi, Aleyna Akgul’e:

    Bayan, fazla aşırıya kaçıyorlar demek. Siz nerde yaşıyorsunuz? Muhtemelen Avustralya’da yaşıyorsunuz, değil mi?

  33. Ahmet Ataberk said

    cabir ürer, az kaldı az, milletin sabrı taşıyor, kim kimin eline düşecek anlıycaksın yakında!

  34. Ahmet Ataberk said

    Arkadaşlar sitenizi biraz inceledim, harikulade bir iş yapıyorsunuz, toplayın herşeyi böyle, çok güzel, bazı şerefsizler diyor ki “cımbızla toplanmış” ulan itoğlu it, cımbızla toplamasınlar da neyle toplasınlar çatal bıçakla mı, böyle böyle cımbızla toplayıp da gözüne sokacaksın bu milletin, ama yooook o zaman da görmez bunlar yılan gibi susarlar. Ulan siz var ya siz, neyse, ömrünüz fazla değil sizin, milletin gözü açılıyor. Siteyi kuranlara tekrar tekrar tebrikler, lütfen devam edin, bu şerefsizlerin tüm maskelerini burda yayınlayın. “Belge gösterilmiyor” diyen şerefsizlere de bir çift lafım var: Ulan tayyibin videosunu koymuş adamlar, daha ne belgesi istiyorsun, alıntı yapılan gazete makalelerinin hemen hepsine link var, daha ne belgesi istiyorsun. Çok güzel bir site arkadaşlar devam!

  35. Hamza said

    Bu siteyi acan bir türk evladi olamaz olsa olsa YA ERMENI YA RUM YADA ONUN BUNUN COCUGU OLUR 1000 TANE CANIM OLSA ALLAH VE VATAN ICIN UGRASANLARA FEDA OLSUN YETER ARTIK SABRIMIZ KALMADI: BU GÜNE KADAR HEP INSANLARI KANDIRDINIZ SAGCI SOLCU YAPTINIZ ; BIZ SUSTUK AMA YEMIN EDERIM ARTIK BARDAK TASTI SONUNUZ GELDI: YA YOLA GELECEKSINIZ YADA: CEHENNEMIN TAAAAAAAAAAAQ DIBINE KADAR SOKACAGIZ SIZLERI:
    BEN ALNIM ACIK BIR TÜRK OLARAK YASAMAK ISTIYORUM: ONA;BUNA ÖZENEREK DEGIL :::MÜSLÜMANIM DEYIP MÜNAFIKLIGI YASAYARAK DEGIL BIR ZAMANLARIN OSMANLISI DÜNYANIN FATIHI OLACAM ::: YEMIN EDERIM YEMIN EDERIM KORKUN TITREYIN YEMIN EDEEEEIM

  36. zirzop said

    yedi cedddinizi……………..ezanın türkçe okunmasını karşı devrim mi saydınız.sizin milliyetçiliğinizi………………f.y

  37. nafiz said

    Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline!

    Siz ve Allah’ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.(ayeti kerime)

    Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakimdir.

    Allah buyuracak ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!” diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.

  38. onder said

    bu kafayla bu zihniyetle daha cok aci cekeceksiniz ve bu aciyi kurtlerede cektireceksiniz turk dunya tarihinde turklere tek ihanet etmeyen halk olan kurtlere neden bu zihniyet bu kadar aci cektirtiyor degisin kafalari yoksa daha cok gencecik guzel anadolu cocuklari bu kirli savasta olecek bir pkk sempatizani olarak aci cekiyorum bu gencler olmesin kurtleri kardes gibi gorun onlari bu ulkeyi bolmek ve satmak icin daglarda degil bunu bilin

  39. Burak said

    bu yazdiklariniza kendiniz bile inanmiyorsuunuz eminim cunku o kadar carpitma bilgiler veroryorsunuz ki yok kendi istihbaratim yok x kisisi orda kaliyordu onun anlattigi bilmem ne bende size bir isim verim NURETTIN VEREN

  40. kaptan57 said

    ulan şapşal postal yalayıcıları sizin gibi millet haini olmaktan sa vatan haini olmayı tercih ederim

  41. attila said

    cabir ürer soyadın gibi ürmüşsün abdullah gül dedigin şahıs 15 yaşında reşit olmayan bir kızla evlenmişti bunu unutma biz türkmenler anadoluya gelince sizin gibi adamların dedelerinide zorla müslüman yaptık böyle olunca sizlerdr türleştiniz ama bunun yanında kültürel kökenlerinizde yok oldugu için yobaz tutucu bir islam yorumu türkleşmeye karşı sizler gibi kılıçtan dönme hristiyan kökenli müslümanlar arasında gelişti bi daha müslümanım de ama türküm deme biz türkmenler arasında tarihin hiçbir döneminde türban diye birşey olmadı bügünde yok bence sen aslını bi araştır

  42. senehudu said

    Sizden alaa vatan hainimi olur lan

  43. helin demir said

    PKK İLE İLGİLİ GERÇEKLER

    PKK’nın kanlı eylemleri, tüm dünyadan çeşitlik kesimlerden tepkilere yol açıyor. İnsan olan herkesin terörden rahatsızlık duyduğu kesin. Yıllardan bu yana on binlerce masum insanın ölümüne neden olan terör örgütünün dış güçlerden aldığı destek sayesinde Türk askerlerine saldırması, durumun ciddiyetini gösteriyor. Tartışmasız, Türkiye’nin, Türk ordusunun PKK’ya gereken dersi vereceği biliniyor.

    Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin her geçen gün daha da önemli hale geldiği şu günlerde, Bakü’den gelen bir haber, PKK ile ilgili dünya devletlerinin duyarlılığını (duyarsızlığını) gözler önüne seriyor.

    Bakü’de yayınlanan ve tirajı günde 9.000 olan muhalefet yanlısı “Yeni Müsavat” gazetesinin 7 Mayıs 2008 tarihli sayısında “PKK’nın Nahçıvan Yapılanması” başlığıyla yayımlanan bir haberde; PKK terör örgütü üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık’ın yakın korumalığını yapan bir teröristin ifadelerine yer veriliyor.

    Cemil Bayık’ın koruması “Delil” kod adlı terörist, ifadesinde, “PKK’nın, Nahçıvan’da siyasi yapı oluşturduğunu” bildiriyor. İ.K. isimli teröristin, geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’nın Bozova ilçesi yakınlarında güvenlik güçlerine teslim olduğu, PKK terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle söz konusu terörist hakkında soruşturma açıldığı biliniyor.

    28 yaşındaki terörist İ.K.’nın, 11 yıl önce Almanya’dan siyasi sığınma hakkı elde ettikten sonra terör örgütüne katıldığı, PKK’nın siyasi kanadında faaliyet gösteren söz konusu teröristin, Almanya, Hollanda, Belçika, Tiflis, Erivan ve Nahçıvan’da, örgütün siyasallaşması yönünde faaliyetlerde bulunduktan sonra, dağ kadrosuna katılmak için Azerbaycan üzerinden İran’ın Makü kentine geçtiği, vurgulanıyor.

    PKK’nın Hınere Kampı’nda uzun süre örgütün üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık’ın yakın korumalığını yaptığını belirten İ.K. ayrıca ifadesinde, örgütün elinde üç ton plastik patlayıcı bulunduğunu belirterek, “Bunun bir kısmını Kuzey Irak’taki kamplara taşıdık. Son bir yılda hava saldırıları artınca üstü kapalı uçaksavar mevzileriyle 50 metre derinliğinde sığınaklar kazıldı. Kamplara omuzdan atılan Sam-7 füzeleri konuldu. Bunun eğitimini almaları için Ermenistan’a dört kişi gitti. Bunlardan Kamuran isimli kişi Şırnak’a gönderildi. Ben orada olduğum dönemde, Kandil’e gelen Amerikalı bir askeri yetkili, Cemil Bayık ile gizli bir görüşme de yaptı.” şeklinde konuşuyor.

    Ayrıca örgütün askeri kanadı olan silahlı gücün bir kısmının, İran’da faaliyet gösteren PJAK’a kaydırılacağını bildiren terörist İ.K., İran’ın Candari bölgesindeki PJAK sorumlusunun, söz konusu bölgedeki karakol komutanıyla sık sık görüştüğünü ve İranlı komutanın, yapılacak operasyonlarla ilgili PJAK’ı önceden bilgilendirdiğini iddia ediyor.

    PKK ile ilgili yeni gerçekler her geçen gün aydınlanmaya devam ederken, terörizmle mücadelede tüm devletlere ciddi sorumluluklar düşüyor. Barış ve huzur dolu günlere erişmek için insanların bir arada el ele vermeleri, tahriklere kapılmamaları ve tutarlı, kararı adımlarla geleceğe yönelmeleri bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  44. helin demir said

    PKK’NIN DİN İSTİSMARI

    Şiddeti temel alan politikalarıyla terör örgütü PKK, insanlar için güvenlik duygusunu, ülkenin birliğini tehdit eden bir yapı. Bu özelliğiyle de demokratik gelişimin ve açılımın önünde en önemli tehdit olarak görülüyor. ‘Bölücü terör’ denince akan suların durduğu ülkemizde PKK, kimi kesimlerin iç politikadaki dengelerle, demokratik açılımlarla oynama kabiliyetinin en önemli unsuru. Son dönemlerdeki operasyonlarla büyük güç kaybeden PKK, yeni stratejisinde ‘din’i kullanıyor. Örgütün Hüseyin Bulut adlı kukla imamının evinde uyuşturucu ve porno cd’ler bulunduğu yönündeki haber, hava operasyonlarıyla büyük darbe yiyen PKK’nın, halk desteği bulabilmek için dine sarıldığını gösteriyor.

    “Haber Vakti” sitesinin haberine göre, son dönemlerde dini söylemleri öne çıkartan, mitinglerde Kur’an-ı Kerim’leri kullanan, Said-i Nursi gibi kanaat önderlerinin posterlerini açtıran örgütün lokal ‘cemaatler’ kurduğu belirlendi.

    Kürtçü – İslamcı söylemleriyle öne çıkan bir dini hareket başlatıldığı duyumu üzerine Batmanlı Hüseyin Bulut ve ekibini takibe alan güvenlik güçlerinin, özellikle PKK ile yakın ilişkileri olan grubun aynı zamanda kendilerini Said-i Nursi’nin talebeleri olarak tanıttıkları, toplantılarda Said-i Nursi’nin posterlerini açtıkları, söz konusu grubun DTP ile yakın temasta olduğunu tespit ettikleri kaydedildi.

    22 Mart’ta Batman’da düzenlenen Nevruz mitinginde Said-i Nursi’nin posterlerini açan grubun lideri Bulut’un, DTP milletvekilleriyle de sıkı temasta olduğu belirtildi. DTP Batman milletvekili Bengi Yıldız, DTP’li Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ile çok sayıda DTP’li siyasetçinin 17 Mart günü Bulut’u ziyaret ettiği vurgulandı. Bulut’un bu ziyarette DTP’li vekillerden “Said-i Nursi’nin mezarının bulunması için soru önergesi verilmesi ve mezarının Batman’a getirilmesini” talep ettiği öğrenildi. DTP’li vekil Bengi Yıldız’ın da 28 Mart’ta Meclis’e soru önergesi vererek Said-i Nursi’nin mezarının bulunmasını istediği aktarıldı.

    Zaman zaman kimliği tespit edilemeyen yabancı uyruklu şahıslarla bir araya geldiği belirlenen Bulut’un son olarak 5 Nisan günü ABD vatandaşı Barbara Anne Lakeberg ile görüştüğü tespit edildi. Kuzey Irak’ta bir sivil toplum örgütünde çalıştığı belirlenen Lakeberg hakkında Batman Savcılığı, Türkiye’ye tekrar girmesi durumunda yakalama kararı çıkarttı. Bulut’un sohbetlerine katılan Siirt Üniversitesi’nde okuyan bazı bayanlara da cinsel yönden istismarda bulunduğu, hatta bazı öğrencilerin kürtaj yaptırmak zorunda kaldığı belirlendi.

    Kürtçü – bölücü söylemleriyle öne çıkan Hüseyin Bulut’un yaklaşık 100 kişinin müdavimi olduğu sohbetlerinde radikal söylemleriyle öne çıktığı da tespit edildi.

    PKK’nın dini istismar ederek son çırpınışlarda bulunduğu göze çarparken, bu tutumun yeni olmadığı, eski yıllara dayandığı görülüyor. Yeni olan tek şeyin, zamana göre değişen yeni yaklaşımlar olduğu ortaya çıkıyor. Vicdan sahibi herkesin PKK terörüne karşı uyanık, bilinçli, kararlı ve tutarlı olması bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  45. helin demir said

    SAHTE ÇEK VE PKK BAĞLANTISI
    ABD ve AB üyesi ülkeler tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK’nın Avrupa’daki açık toplumdan ve özgürlüklerden faydalanarak, haraç, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, kadın ticareti, sahtecilik ve diğer örgütlü suçlarla elde ettiği kaynağı farklı ülkelerdeki bağlantılarını kullanarak akladığı, medya sektöründeki yan kuruluşlarında ve Irak’taki örgüt mensuplarına silah alımında kullandığı biliniyor.
    Son günlerde Türkiye’nin PKK yuvalarını vurmasının ardından paniğe kapılan örgüt, sahtecilikte sınır tanımıyor. İstanbul’da kurdukları şirketler adına hazırladıkları sahte çek ve faturaları piyasaya sürerek milyonlarca YTL’lik vurgun yapan 46 kişilik çetenin çökertildiği hususundaki haber, gündeme yansıyor.
    Zaman gazetesinin haberine göre, zanlılardan 25’inin çıkarıldıkları mahkemece tutuklandıkları, çete elebaşı Nedim Ö.’nün kardeşinin 1 yıl önce askerle girdiği çatışmada öldürüldüğü bildiriliyor. Nedim Ö.’nün evinde PKK’lılara ait cenaze törenlerinde çekilmiş fotoğraflar bulunması ise, PKK’nın sahtecilik olayına da el attığını bir kez daha kanıtlıyor. Fotoğrafların ne zaman çekildiği belirlenemezken, çete üyelerinin şehit cenaze törenlerini televizyonda izleyerek birbirlerini kutladıkları kaydediliyor.
    Mali polise başvuran inşaat şirketlerinin, malzeme sattıkları kişilerden aldıkları çeklerin sahte olmasından şikayetçi oldukları, bunun üzerine çalışma başlatan ekiplerin, 3 ay süren takipten sonra elebaşılığını Nedim Ö.’nün yaptığı çeteye ulaştıkları, İstanbul ve Kırklareli’nde düzenlenen ‘Kurtkapanı’ isimli operasyonla elebaşı Nedim Ö. ve Aydın K.’nin de aralarında bulunduğu 46 kişinin gözaltına alındığı vurgulanıyor.
    Şebekenin, 305 şirket kurarak bu şirketler adına sahte çek ve fatura bastığı, çek karşılığı aldığı inşaat malzemelerini ucuz fiyatla elden çıkardığı belirtilirken, çeklerin sahte olduğunu fark eden şirket yetkililerini silahla tehdit eden şebekenin, piyasaya sahte fatura, dolar ve YTL sürdüğünün de tespit edildiği aktarılıyor. Şebekenin, 300 YTL karşılığında lise diploması hazırladığı, zanlıların adreslerinde yapılan aramalarda, sahtecilikten elde edildiği belirlenen 10 bin 400 YTL, değişik kurum ve kuruluşlara ait kaşe, sahte dolar ve YTL’ler, sahte çekler, alüminyum kalıplar, fatura, sahte nüfus cüzdanları, sürücü belgeleri, lise diplomaları, tapu senetleri, silah taşıma ruhsatları, 250 adet boş sağlık raporu, hologramlar, 2 tabanca ve tarihî paralar ele geçirildiği belirtiliyor. PKK’nın yarattığı sahtecilik bataklığını kurutmak için toplumda herkesin teröre karşı duyarlı olması ve güvenlik görevlileriyle bildiklerini ve duyduklarını paylaşması gerekiyor. Teröre karşı gösterilen duyarlılık, insanım diyen herkese her şeyden önce vicdani sorumluluk yüklüyor.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  46. helin demir said

    PKK VE UYUŞTURUCU BELASI

    Terörizm ve uyuşturucu madde kaçakçılığı, çok sayıda insanın ölümüne neden olduğu gibi, verdiği maddi ve manevi zararlar da göz önünde bulundurulduğunda, doğurdukları sonuçlar bakımından bütün insanlığı ve demokratik değerleri tehdit eden birbiriyle iç içe geçmiş iki sorun olarak karşımıza çıkıyor.

    Uyuşturucu ticaretinde etkin olmaya çalışan terör örgütü PKK, uyuşturucudan sağladığı gelirle finansman krizini aşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de narkotik ekipleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar sonucunda, terör örgütünün eroin ticaretine ağır darbe vurulurken, yakalanan uyuşturucu taciri PKK mensupları da yargı önünde hesap veriyorlar.

    Terör örgütü PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığının her aşamasında yer aldığı bildirildi. Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından, uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’na verilen brifingte, PKK’nın uyuşturucu bağlantısı bir kez daha gözler önüne serildi.

    Komisyona verilen bilgilere göre, eroinin yüzde 93’ünün Afganistan kaynaklı olduğu ve doğudan batıya gittiği, buna karşılık Hollanda çıkışlı sentetik uyuşturucuların güzergahının batıdan doğuya olduğu, Türkiye’nin yüzde 92’sinin Jandarma sorumluluk alanında bulunduğu, bu alanlarda kış aylarında 24, yaz aylarında ise 48 milyon nüfusun yaşadığı vurgulandı.

    Jandarma Genel Komutanlığı’nın 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren muhbirlere ikramiye ödediği, Türkiye’de haşhaş üretiminin TMO’nun kontrolünde, kenevir ekiminin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın kontrolünde yapıldığı, 19 ilde yasal kenevir üretiminin devam ettiği, izinsiz kenevir ekimine hemen hemen tüm illerde rastlandığı, izinsiz kenevir ekiminin en çok Van, Şanlıurfa, Bingöl ve Diyarbakır’da gerçekleştirildiği belirtildi.

    Türkiye’de yasal yollardan üretilen haşhaşın ise ilaç yapımında kullanıldığı ve üretilen miktarın dünya üretiminin yüzde 30’unu karşıladığı, Türkiye’de son 5 yılda 18 imalathane, 6 ton eroin, 11 milyon adet de sentetik uyuşturucu hap yakalandığı kaydedildi.

    Terör örgütü PKK’nın, uyuşturucu kaçakçılığının her aşamasında yer aldığının belirtildiği brifingte, 1984 yılından itibaren terör örgütü ile bağlantılı 85 yakalamanın gerçekleştirildiği, kaçakçıların eroini Türkiye’ye daha çok Van ve Hakkari illerinden soktukları ve İstanbul’dan yurt dışına çıkardıklarına dikkat çekildi.

    Türkiye’de üretilen esrarın, etken maddesi az olduğu için dünya uyuşturucu piyasasında tercih edilmediğine de işaret edildi.

    Uyuşturucu kaçakçılığının, kökleri birçok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suç olduğu kanıtlanmışken, geleceğimiz olan çocuklarımızı zehirleyen terör ve organize suç örgütlerine karşı mücadelede başarının, uluslararası işbirliğinden geçtiği gerçeği unutulmamalıdır.

    Bugün, Türkiye vatandaşlarının huzuru, güvenliği ve Türkiye demokrasisi için bir tehdit olan uluslar arası terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığının, yarın Batı demokrasileri için tehdit oluşturmayacağını kimse söyleyemez. Bu nedenle Avrupa demokrasilerindeki kamuoyunun sağduyulu siyasi çevreler ile terörizm ve uyuşturucuyla mücadele veren sivil toplum kuruluşlarının, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele konusunda gerekli tavrı sergilemesi beklenmektedir. Bu tutumun aynı zamanda terörle savaşım yönünden de önemli katkılar sunacağı konusunda dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi çabalarına destek vermesi gerekmektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  47. helin demir said

    ETKİN PİŞMANLIĞIN FAYDALARI

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ”Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde cezaya hükmolunmaz” ifadesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine sığınanların, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları sağlanıyor.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlere göre, Irak’ın kuzeyindeki terör örgütü PKK kamplarından son 3 yıl içerisinde kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 300 teröristin, çıkarıldıkları mahkemelerde ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanıp serbest kaldıkları bildiriliyor.

    Irak’ın kuzeyinde bulunan terör örgütü PKK’nın Kandil başta olmak üzere Zap, Hakurk, Hınere, Avaşin, Haftanin ve Metina kamplarından kaçan 300 teröristin, ”Etkin Pişmanlık Hükümleri”nden faydalandıkları kaydediliyor.

    Güvenlik güçlerine teslim olan ve herhangi bir suç kayıtları tespit edilemeyen örgüt üyelerinin, yargılandıkları davalarda ”Herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin terör örgütünden gönüllü ayrıldıkları” gerekçesiyle serbest bırakıldıkları vurgulanıyor.

    Diyarbakır, Şırnak, Siirt, Batman, Mardin, Bingöl ve Şanlıurfa’da güvenlik güçlerine teslim olan ve Diyarbakır’daki ağır ceza mahkemelerinde yargılanan terör örgütü üyelerinin, duruşmalarda, terör örgütü hakkında önemli bilgiler verdikleri belirtiliyor.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hakkında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan İ.Ö’nün, duruşmada, örgütten ayrılmak isteyen çok sayıda terörist bulunduğunu anlattığı, İ.Ö’nün, teslim olmasında, Türkiye’de uygulanan “etkin pişmanlık” hükümlerinin etkili olduğu, etkin pişmanlık hükümlerini kampta radyodan duyduğu, örgütün, Türkiye’de bu hükümlerin uygulanmadığı ve teslim olunduğunda ağır cezalar alınacağı yönünde propaganda yaptığı, bu propaganda kırıldığı takdirde daha çok kişinin teslim olacağı, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması hususunda örgüt üyelerinin daha iyi bilgilendirilmesi halinde Türkiye’ye teslim olanların sayısının artacağına dikkat çekiliyor.

    Terör örgütü mensuplarınca, 10 yaşında iken ”Seni İran ve Irak’taki okullarımızda okutacağız” diyerek kaçırıldığını anlatan bir diğer örgüt üyesi V.B.’nin de bulduğu ilk fırsatta bir başka teröristle birlikte kamptan kaçtığı aktarılıyor.

    Terörle mücadelenin önemli ilkeleri, halkın desteğini almak, bu desteğin alınabilmesi için güvenilir olmak, güvenilir olabilmek için gerçek teröristlere ulaşmak şeklinde açıklanabilir. Çünkü terörle mücadele sürecine, toplumun tüm kazanımları ve dolayısıyla da sadece yönetici elit değil, aynı zamanda tüm halk dahildir. Sözün özü, terörle mücadele bir akıl ve erdem işidir, bu mücadelede toplumdaki her bireyin hiç kuşkusuz rolü ve sorumluluğu vardır.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  48. helin demir said

    İSTENMEYEN VE KABUL GÖRMEYEN ÖRGÜT
    PKK terör örgütü, devletimizin siyasi birlik ve bütünlüğüne, vatandaşlarımızın namusuna, malına saldırmakta, Türkiye’yi bölmeye çalışmaktadır. PKK, sözde uğruna çarpıştığını iddia ettiği insanları katletmekte, canlarına, mallarına saldırmakta ve bir terör ortamı yaratmaya çalışmaktadır. PKK, bir eşkıya örgütüdür. PKK bir cinayet örgütüdür. Bu konuda PKK’lı teröristlere silah veren, barınak veren, akıl veren, destek veren, onların sözcülüğünü yapan yerli ve yabancı herkes vicdani sorumluluk altındadır. Herkese görev düşmektedir. Korku, baskı, şiddet ve yılgınlığa kapılmadan bu cinayet ve terör örgütüne karşı çıkmak ve onların isteklerine, tehditlerine boyun eğmemek bir insanlık görevidir.
    PKK’nın yapısına, şiddet olaylarına karşı toplumda her kesimden olduğu kadar, Kürtlerden de yoğun tepkiler geliyor. Nasname’de Süleyman Akkoyun imzasıyla yayınlanan bir yazıda; PKK’nın Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü ile Kürtlerin ulusal demokratik hakları kapsamında hiçbir anlam ifade etmeyen bir savaşı sürdürmesinin mantıksızlığına ilişkin düşünceler aktarılıyor.
    PKK’nın, 1970’li yılların sonlarına doğru Kürt halkının gündemine oturtulduğu, kuruluşundaki köksüzlük, ideolojik sığlığı ve provokatif pratiğinden kaynaklanan nedenlerin bulunduğu ve Abdullah Öcalan handikapına takıldığı belirtiliyor.
    Öcalan’ın İmralı süreciyle dibe vuran ve Kürt halkını siyasi olarak aldatan PKK’nin stratejik, ideolojik, siyasi ve ahlaki dejenerasyondan sonra, zora dayalı çözümlerde ısrarcı olmasından dolayı, ne ideolojik zeminde, ne de uluslararası camiada meşru bir gerekçesinin kalmadığı kaydediliyor.
    Kürt halkını siyasi olarak aldatan Öcalan’ın, ne için savaştığını sorgulayabilmedeki irade eksikliğinin bir sonucu olarak, silahlı çatışmaların Kürt halkı tarafından anlaşılmasının zorlaştığı, dolayısıyla Kürtler için hiç bir ulusal talebi olmayan PKK’nın, Kürtler üzerinde kendisi için tanrısal bir hegemonya kuran Öcalan’ın yaşam koşullarının iyileştirilmesini merkeze koyarak, neden gençleri bu kirli savaşa sürdüğü ve heba ettiği sorgulanmadan, siyasi mücadelenin neden dibe vurmuş olduğu gerçeğinin kavranamayacağı vurgulanıyor.
    Kürt halkının ulusal demokratik hakları bazında hiçbir anlam ifade etmeyen, ama aynı zamanda bölge ve uluslararası koşullar ile de çelişen PKK’nın, şiddeti tırmandırma mantığının anlaşılamadığı değerlendirmesi yapılıyor.
    PKK’nın, dağ başlarında çocuklarımızı canavarlara peşkeş çekme yerine, fetişleştirdikleri “demokratik cumhuriyet” tezinin gereklerini yerine getirmesinin daha dürüst bir davranış olacağı, bireysel hak ve özgürlükler için silahlı mücadele vermenin ne bir gereği, ne de bir inanırlığının kaldığı, Avrupa Birliği projesinin, PKK’nın Kürt halkına reva gördüğü, “Türkiyelileşme” projesinden çok daha kapsamlı ve anlamlı olduğu, öte yandan 21.yüzyılda bireysel hak ve özgürlükler için silahlı zoru gündemleştirmenin kısır bir döngü olduğu, özellikle de bunu İmralı vesayetinde sürdürmenin, Kürtlerin felaketine davetiye çıkarmaktan başka bir anlam taşımadığı, aktarılıyor.
    Güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları sonucu zor durumda kalan, panik yaşayan ve üyelerinin örgütten kaçmak için her türlü fırsatı kolladığı bilinen terör örgütü PKK’nın, uğruna savaştığını iddia ettiği Kürtler tarafından da istenmediği açıkça görülüyor. Geçmişte yaşanan acıların yaşanmasını istemeyen herkese, PKK terörü karşısında tavırlı, kararlı davranışlar sergilemek ve terörle mücadele konusunda elinden gelen her şeyi yapmak düşüyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  49. helin demir said

    PKK ÇOCUKLARA BİLE ACIMIYOR
    Sorunların demokratik kanallardan aktarılabilmesi sayesinde istismar edebileceği konuların azalması ve güvenlik kuvvetlerinin teröre karşı sağladığı başarı sayesinde, şiddet ekseninde hareket eden PKK, önemli ölçüde zayıflamıştır. Kitlelerin demokratik kurallar içerisinde taleplerini gerçekleştirmeleri demokratik siyasetin en doğal unsurudur. PKK bu doğal gelişmeyi de terör yoluyla önlemeye çalışmaktadır. Mevcut sorunlara çoğulcu demokrasi çerçevesinde çözüm bulunmasını engellemek, PKK’nın en temel uğraşlarından biridir. Kürtleri temsil ettiğini ileri süren PKK, eylemleriyle kadın-erkek, genç-yaşlı, Kürt-Türk ayırt etmeksizin binlerce masum sivilin ölümüne neden olarak toplumda büyük tepki toplamıştır.
    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Alt Komisyonu, Nevruz olaylarını araştırmak amacıyla gittiği Van, Hakkâri ve Siirt’teki incelemelerinde, olayları PKK’nın organize ettiği sonucuna vardı.
    Nevruz olayları sırasında orantısız güç kullanımı nedeniyle yaşamını yitirenlerin yakınları ya da yaralanan, mağdur olanlarla yüz yüze görüşen alt komisyon, terör örgütünün eylemlerde ağırlıklı olarak çocukları kullandığı, bütün kentlerde eylemlerin eşzamanlı olarak başladığı ve aynı slogan ve posterlerin kullanıldığı saptamasını yaptı.
    PKK’nın Kürt-Türk ayrımı demeden yurttaşlar üzerinden propaganda yaptığı değerlendirmesinde bulunan komisyon, terör örgütünün en önemli malzemesi olan ve “kitle psikolojisi” ile hareket eden çocukları istismar ettiğine dikkat çekti.
    PKK’nın hoşgörüyü ve insan ilişkilerini yok ettiği, kadın ve çocuk ayrımı yapmadan terörist eylemleri için insanları kullandığı, birtakım kutlamalarda propaganda malzemesi haline dönüştürdüğüne işaret edildi.
    Yürüyüş, miting gibi eylemler sırasında iyiyi kötüyü ayırt etmesini henüz bilmeyen çocukların duygularını, psikolojisini anlayamayan, şiddet uygulayarak ya da kandırarak başarıya ulaşamayacağını düşünemeyen PKK’nın, bu karakteristik özelliğini anlamsızca sürdürdüğü belirtildi.
    Kadın, çocuk, yaşlı, sivil, asker demeksizin PKK terörü sonucu 1984’den bu yana binlerce kişinin hayatını kaybettiği bilinmektedir. The Times’da 4 Nisan 1995 tarihinde yayınlanan bir yazıdan alabileceğimiz aşağıdaki bölüm, PKK terörünün acımasızlığını, vahşiliğini ve hainliğini çarpıcı bir şekilde göz önüne sermeye yetecektir.
    “…Köylüler cesetleri battaniyelere sarılı halde taşıdılar. Bir çocuğun kolu, yüzünü korumak istercesine bükülüydü. Her yerde kan vardı. En büyükleri 17 yaşında olmalıydı, en küçüğü 7 yaşlarındaydı. Teröristler camı kırıp el bombası attıklarında Görümlü Köyü’ndeki ailenin hepsi uykudaydı. Üç kız çocuğu hemen öldü, bebeğin beşiği tahrip olmuştu. Dışarıda, görünüşte her şey normaldi. Bir horoz, tezek yığını üzerine tünemişti. Tavuklar güneşin altında gagalaşıyordu. Fakat sınırın Türkiye tarafında, yüksek sarp dağlarda bulunan bütün köy, şok içindeydi. Köy sakinlerinin anlattığına göre, son birkaç gün içinde, PKK’nın köye yönelik ikinci saldırısıydı…”
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  50. helin demir said

    AZARBAYCAN TERÖRE PİRİM VERMEMELİ

    Demokrasi dururken şiddetin açtığı yoldan belirsiz bir geleceğe uzanmayı tercih eden ve giderek yalnızlaşan PKK’yı terörist örgüt olarak kabul eden tüm dünya ülkeleri, Türkiye’nin bu konudaki mücadelesini meşru görmekte ve desteklemektedirler. Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinden yana olan ülkeler, PKK’ya asla taviz vermedikleri gibi, her geçen gün daha da ciddi önlemler almaya yönelmektedir.

    Bütün dünya terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin önemini kavramışken, Bakü’de çıkarılan ve tirajı günde 9.000 olan muhalefet yanlısı “Yeni Müsavat” gazetesinin 17 Mayıs 2008 tarihli sayısında, Efgan Muhtarlı imzasıyla, Kürtlerin yurtdışından getirilerek Azerbaycan’a yerleştirildiği yönünde yayınlanan bir haber, bütün iyi niyetlere gölge düşürdü.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonlarına dayanamayan PKK terör örgütünün, üyelerinin daha tehlikesiz yerlere göç etmesi için çaba gösterdiği ve söz konusu bölgelerde onlar için ayrı mahalleler kurulduğu bahsedilen haberde, Azerbaycan iktidarındaki üst düzey yetkililerin yardımıyla, bölücü Kürtler için özel kasabalar da inşa edildiği kaydedildi.

    300’ün üzerinde göçmen Kürt ailesinin, Binegedi Kasabası’na yerleştirildiği ve Gence-Hanlar yolu üzerinde söz konusu aileler için kapalı kasaba inşa edildiği, son bir yıl içinde binlerce Kürt ailenin, Türkiye ve Irak’tan getirilerek Azarbaycan’a yerleştirildiği belirtildi.

    Göçmen Kürtlerin genelde Bakü, Sumgayıt, Gence ve Hanlar’da ikamet etmesine izin verildiği, basının ve toplumun tepkilerine rağmen, göçmen Kürtlerin yerleştirilmesi sürecinin devam ettiği vurgulandı. Azerbaycan’ın güney bölgesinde de Kürtler için kasabalar inşa edildiği, Lenkeran’ın merkezindeki Han Bahçesi yakınlarında ise, gökdelenler inşa edildiği bildirildi. Lenkeran’ın merkezinde 10’un üzerinde gökdelenin inşasının hızla sürdüğü, ancak, söz konusu gökdelenlerin hangi şirket tarafından inşa edildiği konusunda bir bilgi verilmediği, anılan gökdelenlerdeki evlerin yerli halka satılmasının yasak olduğu, söz konusu evlerin, Türkiye ve Irak’tan getirilen zengin Kürt aileleri için öngörüldüğü, ayrıca Lenkeran’da ve dağlık bölgelerde Kürtler için kamplar inşa edilmesinin de planlandığı açıklandı.

    Teröre karşı uluslararası işbirliğinin öneminin her geçen gün artış gösterdiği günümüzde, tarihten bugüne yakın dost olarak kabullendiğimiz Azarbaycan’dan beklenen, teröre pirim veren davranışlardan uzak durması ve barış ortamının gereklerini yerine getirmesi, Türkiye’nin teröre karşı haklı mücadelesinde destek olmasıdır.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  51. helin demir said

    PKK ANLAMSIZ ŞİDDETİNİ DAHA NE KADAR SÜRDÜRECEK?
    “Bianet” adlı internet sitesinde yayınlanan bir yazıya göre, terör örgütü PKK, çeyrek asırdır ölüm adına her yolu denedi, hâlâ da deniyor. Kürtleri savunmak adına yaptıkları, çoğu zaman bir fantezi olarak görülüyor. Her girişimi, mensuplarının gözünde önce biraz umut kıvılcımı saçıyor; ama çok geçmeden, bunların, ucuz havai fişeklerden çıkan cılız ışıltılar olduğu anlaşılıyor. Terörün verdiği acılar yayıldıkça, bütün bu yıkım neredeyse ebedi bir lanet olarak yerleşiyor zihinlere.
    Oysa dünya alem biliyor ki, şiddetin bulaştığı çatışmalarda “nihai zafer” diye bir şey bulunmuyor. PKK’nın çeşitli düzeylerdeki yöneticileri de, silahla bir yere varılamayacağının farkında olduklarını defalarca açıklamalarına rağmen, onlar da, muhtelif çağrılara ve girişimlere, “kayıtsız şartsız silah bırakma”ya yanaşmıyor.
    Bu durumda, şiddeti sona erdirecek girişimler için gözlerimizi “sivil güçler”e çevirmek zorunda olduğumuz ortaya çıkıyor. Ancak, ülke içinden gelen bu tür girişimler kalıcı bir etki yaratamıyor. Bir ihtimal daha var: “Sivil girişimleri uluslararası düzeye yaymak”; Yani PKK terörünün sona ermesi için dünyanın sivil güçlerinden ve deneyimlerinden yararlanmak.
    “Kalıcı barış”ın, ancak PKK terörünün son bulmasıyla sağlanabileceği, görülüyor.
    Her şeyden evvel, silah bırakma çağrılarını soyut bir talep olmaktan çıkarıp, dikkate almak gerekiyor. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması ile ilgili her gün her yerde aydınlatıcı bilgiler veriliyor. Bildiriler hazırlanıyor. Önemli olan etkin pişmanlığın iyi anlaşılması. Türkiye Cumhuriyeti herhangi bir eyleme katılmayan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyenlere kucağını açıyor.
    Bunun için, Birleşmiş Milletler’e ve Avrupa Birliği gibi kurumlara, aslında tüm dünya devletlerine de büyük görevler düşüyor. Örgüt mensuplarını ülkelerinde barındırmamaları ve yakalanan, kırmızı bültenle aranan terör suçlularını ülkelerine teslim etmeleri bekleniyor.
    PKK şiddetinin sona ermesi ile Kürt sorununa medeni bir çerçevede ve demokratik usullerle çözüm arayışlarının önü sonuna kadar açılacak gibi görünüyor. PKK’nın, şiddeti bitirmediği takdirde, şiddetin onu bitireceği sonucu ortaya çıkıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  52. helin demir said

    ÖZGÜRLÜĞE KAÇIŞ

    Anlamsız PKK şiddetinden ve örgüt içerisindeki antidemokratik uygulamalardan bunalan ve yıllardır bir tas sıcak çorbaya hasret kalan militanlar, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak için teslim olmayı tercih ediyor. Buldukları en küçük bir fırsatta örgütten kaçmayı başarabilenler, yaşadıklarını dile getirdikleri satırlarda ifade ediyor. Bunlardan birisi de 5 yıl önce PKK’dan kaçan kadın terörist A.Ç.

    1991-2003 yılları arasında örgütte yer alan ve erkek arkadaşı M.K ile İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ne teslim olan A.Ç’nin, PKK’dan ayrıldıktan sonra yazdığı “Özgürlüğe Kaçış” adlı kitapta; Apo’nun kendisine ve bir çok kadına tecavüz ettiğini belirterek örgütün gerçek yüzünü gözler önüne serdi. 2006 yılında Hürriyet Gazetesi’ne “Dilaram” rumuzuyla verdiği röportaj ve pozlarla gündeme gelen A.Ç; ifadesinde “Türkiye’yi, ailesini çok özlediğini, hayatında yeni bir sayfa açtığını, örgütün bitme noktasında olduğunu ve kaçmak isteyen bir çok kişinin fırsat kolladığını” söyledi. Erkek arkadaşı M.K ile evlenip hayatlarında yeni bir sayfa açtıklarını söyleyen 31 yaşındaki kadın terörist, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak serbest kaldı.

    PKK cehenneminden özgürlüğe giden yolda hızlı adımlarla ilerleyen A.Ç, verdiği çarpıcı ifadesinde örgüt gerçeğini bir kez daha aydınlattı.

    “…İkinci gün elime kaleşnikof verdiler. 15 gün sonra babam haber yollamış, kızımı vermezseniz sizi buralarda barındırmam diye. Babam, zengin ve sözü geçen bir adamdı. PKK, her ay babamdan 50 milyon alıyordu. Beni amcama teslim ettiler. Beyni yıkanmış gibiydim. Babam, heder olacaksın dağlarda dedi. 15 gün sonra tekrar dağa gittim. Abdullah Öcalan’ı peygamber olarak tanıtıyorlardı. Elini uzatsa güneşi tutacakmış gibi geldi. Mantıklı düşünecek yaşta değildim, ilkokul mezunu bir kızdım. 13 yıl boyunca hep önderlik gerçeğini yani Apo’nun çocukluğunu, babasına isyanını, hayatını öğrettiler.

    Beni tembihlediler. Ne kadar hakaret ederse etsin, doğrudur başkanım diyeceksin dediler. Apo’yu görünce çok şaşırdım. Bana ilk söylediği; “Senin baban bir alçak, senin baban bir düşman ajanı, senin baban bir reformist, senin evin bir düşman karakolu. Senin kafandaki düşman karakolunu yıkacağız” oldu.

    Şimdi silahım olsa kime yönelteceğimi bilirim ama bir daha elime silah almam. Geriye baktığımda o hayatı yaşamadım sanki. O Dilara ben değilim.

    Üç kez yönetimle zıtlaştım. Üç gün sosyal tecrite alındım. Kimse benimle konuşmuyordu. Yukarıdan gelen, ayrıcalıklı ve çatışmaya hiç katılmayanlar bize iş buyurup duruyordu. Kendimi öldüreceğime dair mektup yazdım. Mektubum yönetimin eline geçince 15 gün tutuklu kaldım. Tabur komutanı bana hakaret etmeye başladı.

    Şemdinli’deki yaralanmadan sonra bir yıl yatalak kaldım. PKK doktorları altı kez ameliyat etti. 1999 Ocak ayında radyo dinlerken işin ciddiyetini anladık ve ‘Bu iş bitti’ dedik. Sonra rehavet başladı. Örgüt içi sistem, kadına yaklaşım, infazlar tartışılmaya başlandı. İki kadın, şimdiki eşim dahil iki erkek, dört kişi kaçmaya karar verdik. 21 Nisan 2001 gecesi kaçtık. Arkamızdan atlarla geldiler ama yakalayamadılar. Kaçarken mayınlı topraklar geçtim. Yıllarca aynı mevziyi, yemek kabını paylaştığım yoldaşlarım tarafından vurulmayı göze aldım. Yaşadıklarımı, acılarımı bir kenara bırakıp kendi sade hayatımı yaşayacaktım. Ama vicdanım adına, delirdikten sonra infaz edilen yoldaşlarımın gözlerindeki son çaresiz bakışın borcunu ödemek, Apo ve komuta kademesindeki erkeklerin tecavüzüne uğrayan kadınlar için yazmaya başladım. 1992’de en yakın arkadaşlarım, PKK’nın insanlık dışı gaddar sistemine karşı çıktıkları için, aynı gün mahkeme edilip, ertesi gün hepimizin gözleri önünde kurşuna dizildiler. İki avuç toprakla cesetlerinin üstü örtüldü. Sabah gittiğimizde tilkiler, kurtlar tarafından parçalanıp yendiklerini gördüm. Öldürülen her arkadaşımla birlikte benim ruhum ölüyordu. İç infazlar tahmin edilemeyecek kadar kabarık…”

    A.Ç’nin dehşet verici açıklamaları sadece bunlar değil elbet. A.Ç gibi konuşmak isteyip de örgüt tarafından infaz edilmekten korktuğu için susanlar da, gizli gerçeği saklamaya devam ediyorlar. Ancak bilinen şu ki, PKK terörü, insan olan herkes için kabul görmüyor. Türkiye Cumhuriyeti, PKK’dan kurtulmak isteyenleri bekliyor. Şefkatli, sıcak kollarına davet ediyor…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  53. cabir ürer said

    ATİLLA sen musluman deilsin kı turkte deilsin senin ananın bacının ebenin kafası kapalı deil mi kuranı kerımın nur suresını 31.ayetinde kadınların ortulerının yakalarına kadar kapatmasını ıstenıyor vallhı ben alemlerin rabbi olan allahtan korkarım doğru bazı turkler ataist samanıst turkler var muslumanlık olmasa sen HAYVALAR GİBİ BOGAZINA KADAR PİSLİGE BATARDIN SEN ATILLA GAVURLUGA ADIM ATMIS BULUNUYOSUN CEHENNEMIN HAVİYE KAPISINDA HATTA ORASI AZ GELIR EBU CEHILLE AYNI YERDE YAN MANI TEMENNI EDERIM

  54. cabir ürer said

    BEN HARBİ MİLLİYETCİ İMAM HATİP TE OKUMUS BİR MUSLUMAN TURK OGLU TURK EVLADIYIM ahmet ataberk SEN NE OLDUNU SANIYOSUN KI NE DIYOSUN BİZ KI TEKIR YAYLASINDAKI KUTLAMALARA ON SAFLARDA KATILMIS MİLLİYTECİYİZ

  55. helin demir said

    YİNE UYUŞTURUCU YİNE PKK!

    Milyonlarca masum insanın ölümüne sebep olan “Uluslararası Terörizm Ve Uyuşturucu Ticareti”, hem maddi-manevi zararlara neden olmakta, hem de insanlığı tehdit eden sonuçları da beraberinde getirmektedir. Terör eylemlerine devam edebilmek için, tüm terör örgütleri gibi PKK da, finans kaynağı olarak uyuşturucu ticaretine atılmıştır. Gerçekte önceleri uyuşturucu madde kaçakçılığı organizasyonlarından, faaliyetlerine göz yumma ve koruma sağlama karşılığı komisyon alan PKK, uyuşturucu madde kaçakçılığının sağladığı kazancın büyüklüğünü anlayınca bizzat bu işin içinde yer almayı tercih eder olmuştur.

    Terör örgütü PKK’ya yönelik olarak yapılan bir çok operasyonda önemli miktarlarda uyuşturucu madde yakalaması gerçekleştirilmiştir. Bu durum PKK’nın uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ne denli iç içe olduğunu açıkça göstermektedir.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlerde, örgüt bağlantılı uyuşturucu operasyonlarından birisinin daha Sivas’ın Suşehri ilçesinde gerçekleştirildiği belirtildi.

    Sivas’ın Suşehri ilçesinde arama yapılan bir kamyonda ele geçirilen 130 kilogram eroinin, PKK ile bağlantısının olduğu ve soruşturmanın bu yönde devam ettiği bildirildi.

    İlçe girişinde durdurulan F.T’nin kullandığı kamyonun yakıt tankı ve ”zula” diye tabir edilen özel bölümlerinde ele geçirilen 130 kilogram eroin, Sivas Emniyet Müdürlüğüne getirildi. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen operasyonda kamyon sürücüsü F.T. ile yanındaki C.Ö. gözaltına alındı.

    İstanbul istikametine götürülmeye çalışıldığı öğrenilen uyuşturucunun terör örgütü PKK ile bağlantısının olduğunu belirten yetkililer, soruşturmanın bu yönde sürdürüldüğünü kaydettiler. Operasyonun Van, Hakkari ve İstanbul ayağının da araştırıldığı belirtildi.

    Bu arada uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Türkiye Uluslararası Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi tarafından Meclis Araştırma Komisyonu üyelerine brifing verildi. Brifingte konuşan Komisyon Başkanı Necdet Ünüvar, 2007-2009 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanan Ulusal Uyuşturucu Eylem Planının uygulandığını belirterek, bu plan doğrultusunda 2005’te 7 bin 581 olan operasyon sayısının 13 bin 687’ye yükseldiğini, yakalanan madde miktarında da aynı şekilde artış gözlendiğini bildirdi. ”Operasyonlarda uyuşturucu madde kaçakçılığının PKK tarafından organize edildiği ve terör örgütünün bu yolla önemli bir kaynak sağladığını” aktaran Ünüvar, son dönemde düzenlenen 350 uyuşturucu operasyonunda yakalanan 783 sanığın terör örgütü ile direkt bağlantılı olduğunun saptandığını kaydetti.

    Zaman gazetesi yazarlarından Mehmet Kamış’ın dediği gibi, PKK 30 yıldır zehirliyor, ölüyor, öldürüyor. Peki Kürtler daha mı mutlu? Cevabı koca bir hayır!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  56. helin demir said

    PKK UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI LİSTESİNDE

    Terörizm ve uyuşturucu madde kaçakçılığı, çok sayıda insanın ölümüne neden olduğu gibi, verdiği maddi ve manevi zararlar da göz önünde bulundurulduğunda, doğurdukları sonuçlar bakımından bütün insanlığı ve demokratik değerleri tehdit eden birbiriyle iç içe geçmiş iki sorun olarak karşımıza çıkıyor.

    Uyuşturucu ticaretinde etkin olmaya çalışan terör örgütü PKK, uyuşturucudan sağladığı gelirle finansman krizini aşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de narkotik ekipleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar sonucunda, terör örgütünün eroin ticaretine ağır darbe vurulurken, yakalanan uyuşturucu taciri PKK mensupları da yargı önünde hesap veriyorlar.

    Vatan gazetesinin haberine göre, ABD Başkanı Bush’un, 1999’da oluşturulan ve “Kingpin Act” adıyla bilinen Başkanlık Yabancı Uyuşturucu Kaçakçıları listesine aralarında Türk uyuşturucu kaçakçısı Cumhur Yakut ve PKK’nın da olduğu dört kişi ve üç örgütü daha eklediği bildiriliyor. Böylece Yakut ve PKK’nın, ABD’nin 75 uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı şebekesine uyguladığı tüm kısıtlamalara tâbi hale geldiği vurgulanıyor.

    Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada “ABD Başkanı listeye yaptığı yeni eklemelerle, uyuşturucu kaçakçılarını yakalamak için mümkün olan her önlemi alma, operasyonlarını engelleme, uyuşturucu ticaretinin Amerikalılar ve tüm dünya halklarına verdiği zararı durdurma ve uyuşturucu kaçakçılarının teröristleri desteklemesini önleme kararlılığını sergiledi” ifadesi kullanılıyor. Beyaz Saray, bu kişi ve örgütlerin bulunduğu ülkelerin hedef alınmadığını özellikle belirtirken, PKK ile birlikte, İtalya’dan Ndrangheta örgütü ve Meksika’dan Beltran Leyva örgütünün de listeye alındığı kaydediliyor.

    ABD’nin uluslararası uyuşturucu kaçakçıları listesine aldığı Cumhur Yakut’un, adı uyuşturucu ticaretine karışan aşiret lideri eski Van Milletvekili Mustafa Bayram’ın damadı olduğu biliniyor. Taksim’deki Yakut Otel’in de sahibi olan Yakut’un adının, Aralık 1997’de Edirne’de Avar Turizm’e ait otobüste 6 kişinin uyuşturucu hesaplaşması yüzünden öldürülmesi olayına karıştığı,
    infaz emrini veren uyuşturucu kaçakçısı Gafur Çalışkan’ın, Cumhur Yakut’un ortağı olduğu, Yakut’un adının, 2001’de İstanbul’da yakalanan 326 kilo eroinin sahibi olarak kayıtlara geçtiği, Yakut’un bu işteki diğer ortağının da Naif Yavuztürk olduğu, aynı yıl “Timsah” adlı operasyonda ele geçirilen 316 kilo eroinin de yine Yakut’un olduğu öne sürülüyor. Halen aranan ve Arap ülkelerinde yaşadığı ileri sürülen Yakut, İran üzerinden Türkiye’ye ve buradan da Avrupa’ya transfer edilen uyuşturucu tekelinin önemli bir bölümünü elinde bulunduran isim olarak kabul ediliyor. Avrupa’da da hemşehri olduğu Hüseyin Baybaşin ailesiyle çalışıyor. İran iç piyasasındaki uyuşturucu pazarının da Yakut’un elinde olduğu söyleniyor.

    Başkanlığın Uyuşturucu Kaçakçıları Yasası’nın ne kadar etkili olduğunu gösteren en iyi örneklerden birisinin Meksika’daki Tijuana uyuşturucu çetesiyle yaşadığı dile getiriliyor. Örgütle bağlantılı olan tüm kişi ve şirketlerin tespit edildiği, Amerikan bankalarıyla ilişkisi olan hesaplara anında el konduğu, örgütle ikinci-üçüncü derece bağlantılı olanların ise uyarılar yoluyla etkisiz hale getirildiği belirtiliyor.

    Bush yönetiminin son uygulamasının PKK’nın uluslararası arenada iyice köşeye sıkışmasına yol açacağı, öncelikle örgütün uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı yolunda yıllardır dile getirilen iddiaların ilk kez bu kadar net ve güçlü bir şekilde resmiyet kazanmış olacağı, Washington’un üzerine asmış olduğu “uyuşturucu kaçakçısı” yaftası nedeniyle PKK’nın uluslararası kamuoyuna kendisini “özgürlük savaşçısı” olarak sunmasının iyice zorlaşacağına dikkat çekiliyor.

    Ancak PKK’ya en büyük darbenin mali açıdan vurulacağı, çünkü ABD’de yaklaşık 10 yıldır uygulanan Uyuşturucu Kaçakçıları Yasasının en çok bu işe bulaşanların para hareketlerini takip ve engellemeyi hedeflediği ve genel olarak başarılı ve etkili olduğuna işaret ediliyor.

    PKK’nın uyuşturucu parasını bazı yasal şirket ve kuruluşlar ya da şahıslar aracılığıyla aklamaya çalışmasının zaten çok kolay olmadığı, bu arada örgütün parasının hangisinin uyuşturucudan, hangisinin diğer kaynaklardan geldiğini ayrıştırmanın zor olacağı için Amerikan yönetiminin PKK’nın tüm mali imkanlarına karşı topyekun mücadele yürütmesinin de beklendiği belirtiliyor.

    Zaten son 3-4 yıldır Washington’un PKK’ya karşı mücadele konusunda Ankara’ya öncelikle örgütün mali kaynaklarını kısma sözü verdiği ve bunun için Avrupa ülkeleri üzerinde yoğun bir baskı uyguladığı, son düzenlemeyle birlikte Amerikan yönetiminin AB nezdinde PKK aleyhtarı baskılarını sıklaştırmasının şaşırtıcı olmayacağı, bunun da finansmanını büyük ölçüde Avrupa’dan sağlayan PKK’yı çok daha kötü günlerin beklediği anlamına geleceği vurgulanıyor.

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen ABD Temsilciler Meclisi NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA) Grubu Başkanı John Tanner’in de, ”Türk dostlarımızdan şunu bilmelerini istiyoruz: Terörist PKK’ya karşı olan mücadelesinde her zaman onların destekçisi olmaya kararlıyız. Çünkü, demokrasiye terörizmden daha büyük bir düşman yoktur” şeklinde açıklama yaptığı görülüyor.

    Uyuşturucu kaçakçılığının, kökleri birçok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suç olduğu kanıtlanmışken, geleceğimiz olan çocuklarımızı zehirleyen terör ve organize suç örgütlerine karşı mücadelede başarının, uluslararası işbirliğinden geçtiği bir kere daha kanıtlanmış oluyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  57. elif said

    sizden bir ricam vr su yaznlardan feytullağın adresini bana yollarmsınz

  58. elif said

    ya bide şu mustafa kemaller adlı yazan kişiyle nasıl tanışabilirim bana cvp yazarsanız sevinirim

  59. elif said

    bak cabir misin nesin madem basartüyü savunuyon dini savunuyonALLAH BÜYÜK HARFLE YAZILIR ÖĞRENDE GEL ÖNCE TAMM MI

  60. elif said

    ALEYA AKGÜL HANIM SINIRLARI ZORLUYOSUN İSTEDİĞİ GİBİ GEZMEKMİŞ BU VATAN TÜRKLERİNDİR BU KÜLTÜRÜ BEYENMEYENE ABD ORDA GİTSİN ORAYA TAMMMI SEN NE TİP BİŞESİN YA HERALDE YA SEV YATERK ET MORENDEN ALLAYISN SENN ATAYI ÖRFÜ ADETİ SİLMEKSE EMNİ OL SEN TÜRK DEĞİLSİNDİR BİŞEYLİK VARDIR ABD GİB İOLCAMA ÖLÜRÜM DAHA İYİ DİCEN YERDE İBDE O İTLERİ SAVUNUYON SENN İSTEKLERİN BURDA OOLMAZ BURASI TÜRKİYE AKILLI OLSUN HERKES BASTA SEN

  61. ERHAN GUZEL said

    GAZETECI VEDAT YENERER’IN YAZISI…..
    Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz?

    Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol deniz i olduğu iddiasını yazmıştım. Yazı sonrasında Silopi de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı. Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!…
    Beşir Yılmaz telefonda. ‘Vedat bey, gelin Silopi’ de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..’diyerek feryat ediyordu.
    ‘Nasıl yani!..’ diye sorduğumda anlatmaya başladı..
    ‘Biz aileden madenciyiz.Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında kamulaştırıyoruz’ diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi. Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi’nin altı da petrol deniz idir. Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır. Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum Ve nikel madeni de
    var’
    – Nereden biliyorsunuz? ‘Türkiye’deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya’ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım. Raporları gönderdim size ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunç bilek’e göre iki misli rakamlar var)
    dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir..’
    Beşir Yılmaz’ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi art arda sıralıyor.
    Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum.
    -Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?
    ‘Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve cıva basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.
    ‘Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..’
    Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı’ndaki petrolümüz resmen Irak’a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor..’ Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi’ ye bile zor gider hale gelmiş.
    Devlet kamulaştırılacak diy e el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner ‘in sahibi olduğu
    Park Holding’e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AIHM’ YE başvuracakmış.
    Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun…
    Beşir Yılmaz Başbakan Tayyib Erdoğan’ a bu duru m üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..
    ‘Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda ‘hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir diyorsunuz’. Millet buna çok seviniyor. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah’a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum.’ Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..
    1- 35 km yol yaptım.
    2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.
    3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.
    4- Mazot tankları.
    5- Dinamit ambarı.
    6- Kantar ve kantar binası.
    Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediği madenimde Bugüne kadar yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)
    Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan’a yazdığı dilekçede devam ediyor.
    ‘Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor’
    Beşir Yılmaz’ ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.
    Beşir Yılmaz’dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Uranyum konusu da bir başka skandal. Güneydoğu resmen petrol deniz i üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde ‘bize petrol bul’ diye yalvarıyor… İddialar devam ediyor:6 mühendisin kafaları kesildi.
    TPIK diye Türkiye Petrolleri’nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.
    Beşir Yılmaz diyor ki: ‘Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!
    Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.
    ‘ Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma’da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya.
    Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. Mühendis ekledi
    ‘Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş..’ Dondum kaldım. Ne diyeyim.Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..Ard ından devam etti..
    ‘Vedat Bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ’ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu
    biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden
    gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…’ İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfal ar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı. Beşir Yılmaz’a son
    sözüm ‘ Bana anlattıklarınızı Genelkurmay”a anlatınız mı?’ oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle.
    ‘ Vedat Bey her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!’. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!.. Son sözüm: ‘AB ve ABD, PKK”yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlend irip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye”yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!..’
    İlgili olacağını düşündüğünüz herkese yollayın…önemli!!

    VATANINI MİLLETİNİ SEVEN BU YAZIYI HERKESE GÖNDERSİN

    BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA BÜYÜR

  62. merve said

    ben sitesinizi bugün keşfettim güzel yazıların yanı sıra vatan hainleride gördüm bunu kımse anlamıcak ama TÜRKIYE TÜRKLERİNDİR VE ÖMUR BOYU ÖYLE KALACAKTIR BURDA VATAN HAİNLERİNE BEBEK KATILLERINE YER YOK BAZILARI ABD AŞIĞI AMA ONLAR YHİÇ MERAK ETMESİN AŞK GEÇİÇİ Bİ HEVESTİR ALEYNA KENDİNİ Bİ….. SANMA VATANIN SEVEN Bİ TÜRK OLARAK BOYUNUN OLÇÜSÜSNÜ ALMAYI İYİ BİLİRİZ NE OLACAK ABD AŞIĞI SİZİN GİBİLERE BURDA YER YOK SEN ZATEN İSTESENDE TERK EDEMEZSİN ÜLKESİNİ SEVENLER SENİ DIŞLAR ZATEN SEN TÜRK OLAMASIN GENLERİN KARIŞMIŞTIR DÜŞÜNDE İYİİİİİ ARAŞTIR ONDA SONRA KONUŞ YOKSA BİZDE SENİ Nİ BENZERTİRİZ TÜRK SEVGİSİ NEDİR GÖRÜRSÜN KENDİ ELİMLE TIRNAĞIMLA TOPRAĞIMIN KOKUSUYLA KAZIDIM BEN TÜRK TÜRKİYE SEVGİSİNİ KALBİME SİZİZN GİBİ İBNE LER KOLAY KOLAY SİLEMEZ UNUTMAYIN TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR YÜREKTEN TÜRKÜM DİYENLENRİNDİR BUNU BÜTÜN HAİNLER UNUTMASIN ABDNINDE ABD AŞIĞINDA ALAYIIIIIIIIINNNNNNNNNNAAAAAAAAAAA

  63. helin demir said

    TERÖR SKANDALI
    2 Mart 2008 tarihinde Avusturya’dan Almanya’ya geçerken yakalanıp tutuklanan “Rozerin” kod adlı PKK’lı Ayfer Kaya’nın serbest kaldığının ortaya çıkması, dikkatleri bir kere daha Alman hukukuna çevirdi. Adalet Bakanlığı Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesine göre iade anlaşması olan Almanya’ya 45 günlük yasal sürede Kaya’nın iade dosyasını göndermesine rağmen, Kaya’nın Alman iç hukukuna göre Türkiye’ye iade edilmediği belirtildi.
    Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıktıktan sonra Yunanistan ve İtalya üzerinden Kenya’ya kaçışı sırasında kendisine tercümanlık yapan PKK’lı Ayfer Kaya, daha sonra ortadan kaybolmuştu. 2 Mart’ta Avusturya’dan Almanya’ya geçerken yakalanan Kaya, gözaltına alınmıştı. Kaya’nın kendisinin aranan kişi olmadığını ileri sürmesi üzerine Alman İnterpolü Türk İnterpolüyle temasa geçmiş ve Ayfer Kaya’nın parmak izleri ve fotoğrafları Almanya’ya gönderilmişti. Parmak izleri ve fotoğrafların örtüşmesi üzerine Alman Tranustein Bölge Mahkemesi, Kaya hakkında tutuklama kararı vermişti. Üç aydır Münih’teki Neudeck Cezaevi’nde kalan ve hakkında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla Kırmızı Bülten bulunan Kaya’nın serbest bırakıldığı bildirildi.
    Ayfer Kaya skandalından sonra Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın son Brüksel ziyaretinde 27 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu’nda yapacağı konuşma sırasında diplomatik krize neden olan PKK yöneticisi Ahmet kod Gülabi Dere’nin de AB ülkesi olan Yunanistan’dan “sığınmacı” statüsü kazandığı vurgulandı. PKK mensubu Ahmet Kod Gülabi DERE’nin salondan çıkarılmasının hemen ardından daha önce Kandil’de bulunan ve bilahare Brüksel’e gelen KNK üyesi bir bayan militanın salona dinleyici olarak sokulmasının da skandalın diğer bir aşamasını oluşturduğu kaydedildi. Ayrıca toplantı sonrasında başta Joost LAGENDİJK olmak üzere bazı AB milletvekillerinin G.Dere ile ikili görüşmelerde bulundukları aktarıldı.

    Türkiye’nin Kırmızı Bülten’le aradığı ancak Belçika’da rahatça dolaşan Dere’nin söz konusu statüyü Yunanistan’dan aldığı, böylelikle AB’nin “Üye ülkelerden sığınmacı statüsü alan kişilerin suçtan dolayı aranmalarına karşın iade edilmemesi” uygulaması sonucunda serbest kaldığı anlaşıldı.
    Babacan’ın, konuşması öncesinde salona girince, “O teröristi salondan çıkarmazsanız konuşmam” dediği Dere için, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Interpol Dairesi devreye girdi. Belçika makamlarına, Dere’nin neden yakalanıp iade amacıyla tutuklanmadığı soruldu. Belçika Interpolü ise, Ankara’ya, hakkında Kırmızı Bülten çıkarılarak tüm dünyada aranan Dere’nin Yunanistan’dan “sığınmacı” statüsü aldığını bildirdi. Böylece, bir PKK yöneticisinin AB ülkeleri dışına çıkmaması halinde rahatlıkla faaliyet gösterebileceği belli oldu.
    Bilindiği gibi, Başbakan’ın Aralık 2005’teki Kopenhag ziyaretinde de ROJ TV krizi yaşanmış, salondan ROJ TV muhabirinin çıkarılmaması üzerine, ERDOĞAN, ortak basın toplantısı yapmaktan vazgeçmişti.
    Ayfer Kaya ve Gülabi Dere olaylarıyla, Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin istediği suçluları çeşitli nedenlerle iade etmediği bir kez daha gözler önüne serildi. En komik iade edilmeme nedeni ise Özdemir Sabancı suikasti zanlısı DHKP-C’li Fehriye Erdal için Belçika’dan geldi. Belçika, “Saldırı yarı otomatik silahla yapıldı, terör eylemi değil” şeklinde mantıksız bir açıklama yaparak Erdal’ı iade etmedi. Bunun dışında Türkiye’ye iade edilmeyen bazı önemli isimler arasında Dursun Karataş, Zübeyir Aydar, Yalçın Özbey, Yaşar Kaya ve Nurettin Güven’in yer aldığı açıklandı.
    Avrupa ülkelerinin terörle mücadelede, Türkiye’ye karşı açık bir iade krizi sergiledikleri görülüyor. Türkiye’nin ikili ilişkiler ve uluslararası ortak platformları kullanarak, ön yargılar ve tarihten beslenen bu krizi aşması gerekiyor. Tabii Avrupa da, teröriste sağladığı bu desteğin bir gün kendisine de zarar verebileceğinin farkına varmalı.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  64. helin demir said

    PKK’NIN ÇÖKÜŞÜ VE ABD-TÜRKİYE ARASINDAKİ SIKI İŞBİRLİĞİ

    Her geçen gün biraz daha taban kaybeden PKK’da, vazgeçmediği şiddet kullanma tehdidi ve ırkçı görüşleri nedeniyle yoğun kopuşlar yaşanıyor. TSK’nın sınır ötesi operasyonları sonucu iyice köşeye sıkışan örgütün sona doğru her geçen gün koşar adımlarla ilerlediği görülüyor.

    Tirajı günde 3.000 olan ve Bakü’de yayınlanan muhalefet eğilimli “Halk Cephesi” gazetesinin 4 Haziran 2008 tarihli sayısında, “Tural Rasimoğlu” imzasıyla yayımlanan bir yazıda; “TSK’nın, PKK terör örgütüne karşı operasyonlar düzenlediği ve PKK’lı teröristlerin Ermenistan’a, aynı zamanda Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarına yerleştiği şeklindeki haberlerin gündemde olduğu bir dönemde ABD’nin, PKK’yı, uyuşturucu kaçakçılığı yapan örgütler listesine eklediği” belirtiliyor.

    ABD’nin, terör örgütü PKK’ya karşı yeni enformasyon kampanyasına başlamasını tesadüfi bulmadığını bildiren siyaset bilimci Gabil Hüseyinli, PKK’nın Azerbaycan için de baş ağrısı olmaya başladığını vurgulayarak, “ABD,
    Türkiye ile birlikte PKK’ya karşı ortak mücadelede yeni bir adım attı. Daha önce Kuzey Irak’ın hava sahasını Türk savaş uçakları için açarak, Türk ordusunun Kuzey Irak topraklarına girmesine bir nevi izin vermişti. Ardından Kuzey Irak’ta bulunan Kandil Dağındaki PKK kamplarını hem savaş uçakları bombaladı, hem de karadan operasyon düzenlendi. Son dönemlerde bu operasyonlar aralıksız sürdürülüyor. Artık PKK, çökme aşamasına gelmiş durumda. Örgüt yönetiminde çekişmeler ve silahlı çatışmalar yaşandığı bile söyleniyor. Parçalanmakta olan PKK’lıların bir bölümü Kuzey Irak’ta yakalanıyor, takip ediliyor” şeklinde görüş bildiriyor.

    PKK’nın çeşitli örgütlerle bağlantısıyla ilgili bilgilerin arttığının ifade edildiği haberde; “Uluslararası terörü bir numaralı düşmanı ilan eden ABD’nin, hem terörün PKK kanadına karşı mücadele ettiği, hem de devletin güvenliğine hizmet eden çalışmalar yürüttüğü, son dönemlerde Türkiye ile ABD arasında stratejik işbirliğinin çok geliştiği, Washington’un, PKK ile mücadelede Türkiye’ye acil yardımda bulunmaya başladığı,. ABD’nin, Irak’taki sorunları çözmek için Türkiye’nin desteğine büyük ihtiyacı olduğunu bildiği” kaydediliyor.
    Terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin öneminin her fırsatta gündeme geldiği bir dönemde, ülkelerarası ilişkilerin olumlu yönde sürmesi memnuniyet verici bir gelişme olarak gündeme yansıyor. Ülkelerin terörizmle mücadelede olumlu adımlar atarken, terörün bir gün kendilerine de zarar verebileceğini düşünerek hareket etmeleri ve duyarlılıklarını bu yönde geliştirmeleri gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  65. helin demir said

    PKK’NIN SAĞLIK YALANI

    ABD ve AB üyesi ülkeler tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK’nın Avrupa’daki açık toplumdan ve özgürlüklerden faydalanarak, haraç, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, kadın ticareti, sahtecilik ve diğer örgütlü suçlarla elde ettiği kaynağı farklı ülkelerdeki bağlantılarını kullanarak akladığı, medya sektöründeki yan kuruluşlarında ve Irak’taki örgüt mensuplarına silah alımında kullandığı biliniyor. Bu arada PKK’nın kendi mensuplarına karşı da “kullan-at” taktiği uyguladığı, insanlara değer vermediği ve işi bitenleri eritmeye yönelmek için her türlü alengirli işleri denediği söyleniyor.
    Terör örgütü PKK’nın yaralı teröristleri ”çok masraflı oluyor” diye doktor olarak tanıttığı hasta bakıcıya tedavi ettirdiği ortaya çıktı. Terör örgütünden kaçan ve daha önce hasta bakıcılık yapan F.G, ”Fehman Hüseyin’in talimatıyla kendimi örgüt üyelerine doktor diye tanıttım” dedi.

    PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan ve hakkında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan tutuklu sanık F.G’nin, herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olduğu gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak, serbest bırakılmasına karar verildi.

    F.G, duruşmada yaptığı savunmada, 2006 yılında katıldığı terör örgütünden 2007 yılında kaçtığını söyledi. Terör örgütündeyken askeri ve siyasi eğitim aldığını, ancak herhangi bir silahlı eyleme katılmadığını bildiren F.G, ”Ben örgütte iken M.G. ile tanıştım. Aramızda duygusal bağ oluştu. Birlikte kaçmaya karar verdik. Örgütten aşık olduğum kızla birlikte kaçtık. Onun hakkında başlatılan soruşturma halen sürüyor” şeklinde konuştu.
    İfadesinde, Fırat Üniversitesi (FÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisinde 1999-2001 yılları arasında hasta bakıcı olarak çalıştığını ve daha sonra askere gittiğini kaydeden F.G, ”Örgüte katıldıktan sonra benim sağlık konusunda tecrübem olduğundan, beni sağlık ile ilgili bölümlerde çalıştırdılar. Benim görev yaptığım üniteye yaralanan örgüt mensupları getiriliyordu. Bunların bir kısmı Erbil’deki hastanelere nakil olarak gitmek istiyordu. Çünkü kamplardaki tedavi düzeyi yeterli değildi. Bu yönde örgütün bir hayli para harcadığını duymuştum. Sorumlumuz ‘Bahoz’ kod adlı Fehman Hüseyin, bir gün beni çağırdı ve ‘Sen kendini bundan sonra doktor olarak tanıtacaksın ve mümkün olduğu kadar tedaviyi burada sonuçlandıracaksın. Hastaneye sevk büyük masraflara neden oluyor. Buna engel olacaksın’ dedi. Ben de mecbur kalarak aldığım talimatla kendimi doktor olarak tanıttım. Belli ilaçları verdim.” dedi.
    Terör, insanlığa karşı işlenen bir ihanet suçudur. Nefes aldığımız her gün yeni katliamlara devam ederken, öte yandan Kürt ve Türk halklarının barış ve kardeşliği için çalıştığını savunmak ne ölçüde güvenilir bir tutumdur? Örgüt, bu suçu, yine Kürt ve Türk halkına karşı işlemekte, halklara ihanet etmektedir. Barış ve huzur dolu günler de, ancak bu ihanetin son bulması ile mümkündür.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  66. cabir ürer said

    elif bacım yanlıslık olmus hata olabilir cabir misin nesin deil sadece C A B İR bilmiyosan soyleyım adım sahabe efendilerimizden adı CABİR BİN ABDULLAH(a.s) tan gelmedir

  67. elif said

    ben sana adının nerden geldini sormadım adın güzelmniş ama yazarken dikkat et ALLAH büyük yazılır bunu ututma sahabenn adını büyük yazıyonda onların yaratıcısını niye küçük yazıyon dedim sadece bana senn oı savunduğunb kişiler çok kimse tarafından savunuluyo ewt kimse benm senn ananım bacını basartüsüne karışamaz ama o basartüyü savunup arkaya saklann hainler ülkeyi satıyo ve gencecik beynleri din kitalarıyla karıştırıyo biz daha neye güveneceğiz okulda bile yalan kitaplar kime inanalım hayat hep vuruyo yeter ülkeyi satılar yarısını uyan EY TÜRK GENÇLİĞİ atann toprağına sahipi çık gidiyo din gidiyo bayrak türk bayrağı tek türklügün simgesi değil islamın simgesidir o bayrak indiği an dünyada islam bitmiştir artık biribirimizi anlayalım ortak şeyi savunuyoruz BAYRAK VE DİN daha ne işte bu ama bazıları çok güzel oynuyo bizle uyanma vakti,geldi atan için bayrağın için ve dinin içn artık geldi ılımlı islam diye kandirilıyoruz bizden peygamberi ve kitabı silmemizi istiyolaer inNMAYALIM YETER BİZLE OYNADIKLARI YETER UYANNN TÜRK GENÇLİĞİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ

  68. Teke tek programında ‘Atatürkü sevmiyorum’ diyen Türkçe konuşan vatan hainlerine!!
    sana ve senin gibilerede sev diyen yokki,Atatürkü sevmek için önce özüyle sözüyle namusuyla şerefiyle ,hiçbir ülkenin boyunduruğu altına girmek arzusuyla yanıp tutuşmayan(yaşadığı ülkenin nimetlerinden faydalanıp,bunları kimlere borçlu olduğunu bilmeden abuk sabuk,ne idiği belirsiz kişiler değil)Türk olmak gerekir.Sen O değilsinki Atatürkü sevesin,sana orda humeyniyi seviyorum diyenlerin verdiğinin iki katını versek sen Atatürkü’de,seversin herhangi birinide.
    Milli Değerlerini Bilmeyen Milletler,Başka Milletlere yem Olurlar.M.Kemal ATATÜRK..
    Nasıl,ne güzel değilmi, 80 sene önce, tam Kevser Çakır ve Nuray Bezirgan ve onun gibiler için söylenmiş gibi sanki. Selamlar/Mustafa Öztürk

  69. helin demir said

    HPG’DEN ŞOK EDİCİ AÇIKLAMA!
    PKK’nın 2003 yılındaki askeri konsey toplantısında kurulan ve özel kuvvetler içinde yer alan TAK, PKK içerisinde faaliyet göstermesine rağmen, tamamen bağımsız bir yapı gibi gösteriliyor. Kürdistan Özgürlük Şahinleri adıyla bilinen ve yaptığı eylemler PKK tarafından üslenilmeyen bu terör oluşumlarının fikir babası ve onay merciinin, Cemil Bayık ve Duran Kalkan olduğu söyleniyor. Esasen TAK’ın şimdiye kadar gerçekleştirdiği eylemlerle kanlı bir terör örgütü olduğunu kanıtladığı anlaşılıyor. Bombalı saldırılardan medet uman ve sabotaj eylemleri ile terörist kimliğini kanıtlayan TAK’ın internet sitesinde, nasıl bomba yapıldığına dair açıklamaların yer alması, neyi amaçladığını açıkça gösteriyor.
    Halk Savunma Güçleri (HPG) olarak adlandırılan PKK’ya bağlı silahlı grubun içerisinde ise Suriye uyrukluların oldukça etkin olduğu biliniyor. PKK’nın dağ kadrosunda sayıları 1100-1300 arasında değişen Suriye uyruklu bulunuyor. PKK’nın silahlı kanadı HPG’nin üst düzey yöneticilerinden birisi olan, aynı zamanda Türkiye içinde büyük şehirlerde eylemler gerçekleştiren Kürdistan Özgürlük Şahinleri’nin (TAK) sorumlusu Suriyeli Fehman Hüseyin ve diğer Suriyeli üst düzey komutanlarla PKK’nın Türkiye kökenli yöneticileri arasında zaman zaman iktidar savaşı yaşandığı da Kürt haber sitelerinde yer alıyor.

    Bütün bunların yanında bölgeyi ve örgütü yakından bilenler, PKK’nın son günlerde Hakkari, Van ve İran’da çok sayıda militanının ölmesinin kendi içinde yaşadığı Suriyeli-Türkiyeli kutuplaşmasını derinleştirdiğini belirtiyor. İran’da bir mağarada öldürülen militanların örgüt içi infaza kurban gittiği kuşkusu yayılırken, Suriyeli Fehman Hüseyin’in örgütün silahlı güçlerinin başında olması nedeniyle bu olaylardan sorumlu tutulduğu ifade ediliyor. Aynı kaynaklar, Murat Karayılan ile Fehman Hüseyin arasında silahlı çatışmanın olmadığını fakat, Türkiyeli militanların örgütün silahlı güçlerinin başından Hüseyin’in alınmasını istediğini vurguluyor.

    Durum böyle iken Kürtçü çevrelerden ve güvenilir kaynaklardan elde edilen haberlerde; HPG’nin, TAK’ın yapmış olduğu eylemleri tasvip etmediği hususu gündeme bomba gibi düşüyor. HPG, TAK’ın aşırıya kaçan ve sivillerin canına kast eden eylemlerini onaylamadığı, eğer belirli bir amaca ve siyasete hizmet etmeyecekse örgütsüz ve kontrolsüz bir savaşın hiç kimseye faydası olmayacağı açıklamasını yapıyor. HPG’nin bu şok edici açıklamasının ardından TAK çevrelerinde şaşkınlık yaşandığına ve açıklamanın TAK içerisinde sorunlar yaratabileceğine, dikkat çekiliyor.
    Diyarbakır’da 3 Aralık 2007 tarihinde askeri araca yönelik düzenlenen bombalı saldırı eyleminden sonra HPG tarafından yapılan açıklamada, olayın araştırıldığı, sivillere zarar verilmek istenmediği şeklinde bir özeleştiri yapıldığı, yine Murat Karayılan imzasıyla örgüt kadrolarına yönelik yayınlanan “HPG’nin Tüm Komuta ve Savaşçı Yapısına” başlıklı talimatta (15 Kasım 2006) eylem yapmakta ısrarlı olan ve PKK’yı güç durumda bırakan HPG kadrolarına yönelik olarak özeleştiri uygulamasının başlatılmasının istendiği hususları göz önüne alınırsa, HPG’nin bugünlerde TAK hakkında yaptığı açıklamanın mahiyeti anlaşılabiliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  70. anti tayyip said

    öncelikle site admini ve sitenin yapımında görevli tüm arkadaşları tebrik ederim iyiki varsınız canım vatanım her köşesinde kanı bulunan bu milletin onurunu bu kadar kolay ayaklar altına almak kolay değil.biz oldukça her şekilde buna tepkimiz gösterceğiz.anti tayyipçi bir hareketin içerisinde bulunmak için tam zamanı.bu şanlı vatanımı satıpta kendine pay çıkarmaya çalışan birde hiç bir şey olmamış gib bunları savunanlar akılsızdır.

    öyle bir hamalsınki boynundaki tasmayla
    dönde bak tarihine sayfaları yazılmış vatan kanıyla
    koyunluk yeni moda sürünün çobanı tayyip
    sende göreceksin gününü güvendiğin partin bitik!!

  71. helin demir said

    TERÖR BATAĞINDAN KURTULANLAR

    Terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan biri kadın 3 terörist, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakıldı. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki 3 ayrı duruşmada, örgüt üyeleri, örgüte katılış nedenleri, örgütte bulundukları sürede yaşadıkları ve kaçış nedenlerini bütün detaylarıyla mahkeme heyetine anlattı.

    “Terör örgütüne 2005 yılında bazı kişilere olan borçlarından dolayı katıldığını” belirten PKK’lı C.B, ”Sağa sola olan borçlarımdan dolayı ailemden habersiz Irak’ın kuzeyine geçiş yaptım. Mahmur kampına kadar gittim ve orada örgüte katıldım. Örgütte bulunduğum sürede askeri ve siyasi eğitim aldım. Hiçbir silahlı eyleme katılmadım. Annem bana ‘Yaptığın doğru bir iş değil. Bize yakışmıyor’ dedi. Annemin sözleri beni çok etkiledi. Bir gün radyodan pişmanlık yasasıyla ilgili bir haber dinledim. Daha sonra kaçmaya karar verdim. Beni kaçmaya annem ikna etti.” şeklinde konuştu.

    Diğer terörist F.A. ise 2005 yılında İstanbul’da inşaat sektöründe çalıştığı sırada amcasıyla aralarında yaşanan tartışma nedeniyle terör örgütüne katılmaya karar verdiğini, kendisini Van’dan İran’a kaçakçıların götürdüğünü söyledi. ”İran’dan Irak’a geçtim. Orada örgütün kamplarında askeri ve siyasi eğitim aldım. Lojistik faaliyetlerde bulundum. Gerçeklerin farkına vardıktan sonra kaçmaya karar verdim. Önce IKDP’ye, ardından da Türkiye’ye teslim oldum” diyen F.A, “Yaşadıklarından dolayı büyük pişmanlık duyduğunu” vurguladı. Mardin E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu sanıklardan kadın örgüt üyesi G.K. ise duruşmaya katılmadı.

    Mahkeme heyeti, haklarında ”terör örgütü üyesi olma” suçundan 10’ar yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar C.B, F.A. ve G.K’nin herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakılmalarına karar verdi.

    Bu arada Şırnak’ta PKK’lı 8 teröristin güvenlik güçlerine teslim olduğu bildirildi. Terör örgütü PKK kamplarından kaçan teröristlerin silahsız geldikleri, Verimli Jandarma Karakoluna sığındıkları, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları için ifadelerinin incelenmesi gerektiği belirtildi.

    Öte yandan PKK’lı bir teröristin daha Güroymak İlçe Jandarma Komutanlığına teslim olduğu kaydedildi. Bitlis Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, terör örgütü PKK mensubu İ.E’nin, Güroymak İlçe Jandarma Komutanlığına gelerek silahsız ve teçhizatsız teslim olduğu, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilirliği açısından sorgulamanın sürdüğü belirtildi.
    Türkiye’nin terörle mücadelede “Kucaklayıcı yumuşak gücün” kullanımı sonrasında kalpleri ve beyinleri kazanma noktasında, doğru yönde yol almaya başladığı görülüyor. Kucaklayıcı-yumuşak gücün akılcı kullanımının gerçekleştirilmesi ve süreklilik arz etmesi halinde ise PKK terör örgütüne karşı daha fazla başarı elde edilmesinin kaçınılmaz olacağı düşünülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  72. helin demir said

    PKK BİR KEZ DAHA TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ

    Dünyada yaşanan değişim sürecini takip etmek, gereken tedbirleri almak, her ülkenin en başta gelen sorumluluğudur. Dünya barışını tehdit eden unsurlara ve faaliyetlere karşı ülkelerin ve uluslararası örgütlerin el ele vermesi en etkili yol olacaktır.
    Buna ilişkin son örnek, PKK’ya karşı kararlı tutumunu sürdüren Kırgızistan’ın Bişkek kentinde “Pervomaısky Bölge Mahkemesi”nin PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesidir. Kırgız toprakları üzerinde devlet bütünlüğüne tehlike oluşturan illegal faaliyetlerde bulunduklarına işaret edilen PKK’nın Başsavcılık Ofisi tarafından terörist ilan edilmesi talebinde bulunulduğu kaydedildi. Mahkemenin, duruşmalarda konuşan Kırgızistan Devlet Güvenlik Teşkilatı uzmanlarının, “PKK üyelerinin Türkiye ve Irak’ta terör faaliyetinde bulunduklarına” dair bilgiyi dikkate alarak, örgütün kapatılmasına karar verdiği bildirildi. Devlet Güvenlik Teşkilatı´ndan yapılan açıklamalarda, “PKK ve radikal islamcı örgütlerle bağlantılı çalışan kongre üyeleri Kırgızistan’ın devlet güvenliği için büyük tehlike oluşturuyorlar. Örgüt liderleri Kırgızistan’da yaşayan Kürtler arasından terör faaliyetinde bulunacak kişileri seçerek Türkiye’nin Bişkek’teki diplomatik ve ticari temsilciliklerini öncelikli hedef olarak belirlemişlerdi” ifadeleri yer aldı.
    Doğu Türkistan Kurtuluş Örgütü, Doğu Türkistan İslami Hareketi, Hizb ut-tahrir, El kaide ve Taliban hareketinin 2003 ve 2006 tarihlerinde terör örgütleri olarak tanındığı ve Kırgızistan içinde faaliyette bulunmalarının yasaklandığı belirtildi.
    Kırgızistan’ın gerek Türkiye’nin terörizme karşı yürüttüğü mücadeleye verdiği destek, gerekse uluslararası ve bölgesel çalışmalara etkin katılım sağlamaya yönelik çabaları göz önünde bulundurulduğunda, Kırgızistan ile ikili ve çok taraflı temelde terörle mücadele alanında mevcut işbirliğimizin pekiştirilerek sürdürüleceğine inanılmaktadır. Uluslararası terörizm, organize suçlar ve uyuşturucu maddelerle bunların katkı maddeleri ve benzerlerinin kaçakçılığı ile diğer tiplerdeki suçlarla mücadelede işbirliği anlaşmasının ilgili ülkeler tarafından etkin bir şekilde uygulanmasıyla, teröre karşı verimli sonuçlar alınabileceğini düşünmekteyim.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  73. mehmet said

    En büyük vatan haini bu siteyi kuranlardır. Bu şekilde propaganda yapıp islamiyet karşıtı yazılar yazarak en büyük ayrımcılığı yapanlar kendileridir. Merak ettim solcu kesimden hiçmi vatan haini yok bankaları soyanlar vatan haini sayılmıyo onlar vatan için çalıyolar dimi. verilen isimler markalar hep islami kesimden 100 yıl öncesine kadar osmanlı devleti vardı ve tamamen islamiyetin kurallarıyla yönetiliyordu bu ülke ne çabuk unuttunuz atalarınızı ama yok pardon sizin atalarınız kimbilir kimlerdir. Size göre bir insan vatanını, bayrağını ve aynı anda islamiyeti sevemez.istediğiniz kadar propaganda yapın sadece kendinizi kandırıyorsunuz herkes yolunu çizdi artık kanmaz kimse size. sizin gibi misyonerlere inat ölene kadar VATANIMADA, AYYILDIZLI BAYRAĞIMIDA ve ALLAH’IMADA ölene kadar bağlı yaşıyacam…benim gibi düşünen milyonlarca kişi var siz istediğiniz kadar paralayın kendinizi. bu ülkeyi bölmeye gücünüz yetmeyecek…ve bunuda bilin bu şekilde misyonerliğinize devam ettikçe bizim duygularımızın düşüncelerimizin çok daha sağlam olmasını sağlıyorsunuz.

  74. helin demir said

    PKK’YA BİR DARBE DE DİYARBAKIR’DAN!

    Uyuşturucu ticaretinde etkin olmaya çalışan terör örgütü PKK, uyuşturucudan sağladığı gelirle finansman krizini aşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de narkotik ekipleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar sonucunda, terör örgütünün eroin ticaretine ağır darbe vurulurken, yakalanan uyuşturucu taciri PKK mensupları da yargı önünde hesap veriyorlar.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlerde Diyarbakır’da son yılların en büyük hint keneviri operasyonunun gerçekleştirildiği belirtiliyor. Yapılan bu operasyon neticesinde PKK’nın uyuşturucu pazarının yıkıldığı vurgulanıyor.

    Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı tarafından Lice-Hani ilçelerinde PKK’ya yönelik sürdürülen operasyonda arazi arama ve tarama faaliyeti yapılırken, 75 tarlada PKK terör örgütü tarafından ektirildiği tespit edilen 28 milyon 537 bin 29 kök hint keneviri ile birlikte teröristlerce kullanıldığı değerlendirilen bir barınakta 73 kilogram toz esrar maddesinin ele geçirildiği kaydediliyor.

    Hint keneviri bitkisinden elde edilecek esrarın piyasa değerinin yaklaşık 513 milyon 755 bin YTL olduğu, öte yandan Hani ilçesine bağlı Kabala, Dereli ve Kaledibi köylerinde bulunan tarlalarda 5 milyon 21 bin 662 kök olmak üzere toplam 28 milyon 537 bin 29 kök hint keneviri bitkisi, 28 milyon kök keneviri bitkisinin tahmini olarak 15 bin ton esrar yapımında kullanılmak üzere ekildiği bildiriliyor.

    Ele geçirilen hint kenevirleri imha edilirken, PKK’nın uyuşturucu trafiğine de ağır bir darbe indirilmiş oluyor.

    Birçok uluslararası raporda ve teslim olan teröristlerin ifadelerinde de finans kaynağı olarak uyuşturucu ticareti yaptığı belirlenen PKK terör örgütünün güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde icra ettiği sınır ötesi ve yurt içindeki operasyonlarda yediği ağır darbeden sonra bir darbe de uyuşturucu ticaretinden aldığı görülüyor.

    Uyuşturucu kaçakçılığının, kökleri birçok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suç olduğu kanıtlanmışken, geleceğimiz olan çocuklarımızı zehirleyen terör ve organize suç örgütlerine karşı mücadelede başarının, uluslararası işbirliğinden geçtiği bir kere daha kanıtlanmış oluyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  75. helin demir said

    BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
    Terör örgütü PKK içerisinde yaşanan antidemokratik uygulamalar teslim olan veya örgütten kaçanlar tarafından şimdiye kadar çeşitli defalar gözler önüne serildi. Teröristlerin itirafları sonucu, PKK´nın çirkin yüzü her seferinde bir kez daha su yüzüne çıktı. Son olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı internet sitesinde terör örgütü PKK hakkında bilgi verilirken, bilinmeyen bazı konular “Bunları Biliyor muydunuz?” başlığıyla yayımlandı. Terör örgütünün kendi içerisinde yaşadığı hesaplaşmalarda, militanlarına çok acımasız davrandığı ve vahşi yöntemler uyguladığı bildirildi.
    İnternet sitesinde, terör örgütü PKK’da yaşanan iç hesaplaşmalar, çelişkileri ve militanlarına verdiği değer ortaya konuldu.
    Terör örgütü PKK hakkında ortaya konulan bazı tespitler;
    “Örgüte katılarak aç, susuz, sefalet içerisinde faaliyet gösterirken sağlığı bozulan militanların tedavilerinin yaptırılmayarak ölüme terk edildikleri veya intihar türü eylemlere gönderilerek ölüme zorlandıkları,
    -Örgüt içerisindeki kadın militanların erkeklerin zevk aracı olduğu, erkek militanların da homoseksüel ilişkilere girdikleri, örgütte kısa bir süre de olsa kalan genç kızların istemedikleri ilişkilere zorlandıkları, direnenlerin de ajan, provokatör ve iş birlikçi iddiasıyla öldürüldükleri,
    -Örgüte katılanların ömrünün fazla olmadığı, 3-4 yıl yaşayanların sayısının çok az olduğu, onun için sorumluları hariç örgüttekilerin yaş ortalamasının 18-20 civarında bulunduğu,
    -Örgütten kaçmanın çok zor olduğu, kaçıp da yakalananların örgüt tarafından çoğunlukla öldürüldükleri, örgütten kaçıp kurtulma girişiminde bulunan veya örgüte uyum sağlayamayanların üzerinde naylon yakma, buz üzerinde bekletme, aç susuz bırakma ve örgütten dışlama şeklinde cezalandırıldıkları,
    -Yurt dışındaki ve yurt içerisindeki yandaşlarına kardeşlik, barış, sevgi ve hoşgörüden bahseden terör örgütünün, özellikle kendi kadrolarında duygusal ilişkiye giren ve evlenmek isteyenler hakkında ölüm emri verdiği” şeklinde sıralandı.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  76. helin demir said

    ALMANYA’DAN PKK’YA DARBE

    AB tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK’nın, “şiddeti tırmandırmaya” yönelik çabalarına izin vermeyen ve terörizmle mücadelede başarının ön koşulunun, “küresel işbirliğinden” geçtiği gerçeğini unutmayan Almanya’nın PKK’ya yönelik kararlı tutumu devam ediyor.

    Almanya İçişleri Bakanlığı’nın, terör örgütü PKK’nın yayın organı olan Roj TV’nin Almanya’da herhangi bir faaliyette bulunmasını yasakladığı bildirildi.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin, Danimarka’da yayın yapan Roj TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerini 19 Haziranda yasakladığı belirtildi. Açıklamada, yasağın, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılmasına ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulabilmesine imkan verdiği kaydedildi. Roj TV’nin Almanya’da faaliyetleri 1993 yılında yasaklanan PKK’nın propaganda televizyonu olduğu ve uydu üzerinden Almanya’da da yayın yaptığı hatırlatılan açıklamada, örgütün sözcülüğünü yapan bu yayın organının bir anlamda bugüne kadar PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olduğu ifade edildi. Söz konusu yayın kuruluşunun, örgütün şiddete başvurmasını desteklediği ve Türkiye’de saldırılar düzenlemek için üye bulmaya çalıştığı kaydedildi. ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluş hakkında da 2007 yılının Eylül ayından bu yana soruşturma yapıldığı belirtilen açıklamada, bu çerçevede 7 Mayıs 2008 tarihinde çok sayıda büroda ve çalışanın evinde arama yapıldığı vurgulandı. Aramaların ağırlık noktasını Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin oluşturduğu bildirilen açıklamada, yasak kararlarının 19 Haziran 2008 tarihinde
    Danimarka ve Wuppertal kentinde bulunan kuruluşlara iletildiği belirtildi.

    Almanya’nın PKK konusundaki tutumu ve kararlılığının, diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelere de örnek olması umut ediliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  77. abdullah said

    dindar insanları vatan haini gibi göstermek çok ayıp ve objektif deil bu sitenin objektif olduğunu asla dsünmüorum dindar yayınları gazeteleri karalama kampanyası var burda akp yi karalama kampanyası bu siteyi kınıyorum

  78. semih said

    abdullah her dindar vatani icin iyi degildir misal belki usame bin laden de dindar biri gibi gorunuyor ama o kadar insanin olumune neden oldu sen nasil simdi savunabilirsin bu adami bana musluman diye seninkide aynı hesap biraz mantikli dusun bu dindar gozuken kisiler yada yayınlar neden kapatiliyorlar sonucta yargidaki hakimlerimizde en az senin kadar muslumanlar neden biliyomusun cunku dini kullaniyorlar bi arkadas soylemisti sonuna kadar haklı nasil bir simitci simit kazanarak gecimini sagliyorsa .kendine islamci diyenlerde islami satarak para kazaniyolar

  79. Mustafa Öztürk said

    Dindar insanlar vatan haini gibi gösteriliyormuş,ddiyebilen bakar gözlü körlere,birşeyler söylemek istiyorum.
    1)Dindar denilen kişilerin listesini bir gösterelim ve onların önce analizini yaopalım.

    Şimdikiş hükümetin başındakilermi,10 sene önce RTE nın dünürlerinin durumuna bir bakalım,birde şimdi,milyar dolarlar dönüyor ortada,kimin parası,fakir fukaranın,bunun neresi islamiyetle bağdaşıyor.İETT arazisi olayı bedavaya kapatıldı ,sonuç sıfır,uydurmalık bir arap şirketi gösterildi,falan.Müdür yardımcısı işten atıldı şimdiki hükümet tarafından,neden görevini namusuile yerine getirmek istediği için. Bunun gibi yüzlerce örnek.
    2)Bunların abileri Necmettin Erbakan,nerde şimdi,evrakta sahtekarlıktan birsene,cennet gibi bir yerde tatil cezası,ooh ne güzel.Avrupada sadece 4 Milyar Euro Kombasan tarafından din adına milletin cebinden çalındı,sonrada bilinen son iflas,yönetim kurulunda kimler var kurucuları kimler,adres Altınolukta bitiyor.
    3)Kemal Unakıtan,eski albaraka yönetim kurulu başkanı,tam yerine oturtmuşlar,Ülkede satmadık yer kalmadı ,Oğlu,kızı,sülalece dolar milyarderi,kimin parası ,fakir fukaranın vergisi,helalmı,HELAL,
    Daha anlatayammı,anlatsam yaşlanırsınız,ben görerek yaşlandım,bari bakar körlere,yardımcı olayım diyorum.Allah adına tüyü bitmemiş yetimin ,fakir fukaranın,asgari ücretin,günde 12 saat üzerinden 400 lira olupda,çalışmaya mahkum olan zavallı milletin verdiği vegilerden,çalanları vatan haini olarak göstermek,ayıp ise, biz burada o ayıbı bu Milletle hergün paylaşacağız.Çünkü Biz bu Ülkeyi seviyoruz.

  80. elif said

    mustafa öztürk çok güzel yazmışsın birileri dini kullanarak bazı makamlara gelmiş din çocuk oyuncağı değildir birileri dini kullanıp makam kazanırken birileri evlerinde bile dinini yasaması engelleniyo küçücük çocukların aklı karıştırılıyo kabul edilmesede okullarda bile bu geçerli.Din kitaplarına artık güvenmiyorum çünkü kelime-i şahadet bile olmayan kitaplara kim güvene bilir bu ülkede susanlar hep doğruyu söyleyenlerdir. Kimileride susturulmuştur masumlar suçlu durumdadır suçlular ise baş tacı ……..Yeter ya uyan TÜRKİYE şayet uyanmassa ülken gidecek elinde bişe kalmıcak doğacak masum çocuklara ne hesap vericen ondan sonra o çocuklar abd itliği yaptığında sen ne diceksin anasına bacısının namusuna geçildiğinde bişe yapamadığnda ne diceksin artık susma türkiye gör gerçekleri yoksa ne ülke kalacak NE BAYRAK NE DİN NEDE NAMUS köleleşiyoruz gün geçtikçe unuttuğumuz şeyler var biz batıda rahat uyurken doğuda aç yatan masum çocuklar var niye açlar paraları yok onların suçu ne kürt olmakmı hayır suçu bizim gib cani insanların arasında doğması doğuya bakın çünkü yakında batıda ki çocuklarda onlar gibi olucak en acısıda hepsi böle giderse abd kölesi olucak izin vermeyelim buna onlar bizim geleceklerimiz ama biz bugünümüze kendimize sahip çıkamazken yarınımıza o çocuklara nasıl sahip çıkıcaz bilmiyorum ama artık fedekarlık zamanı.Bize verilen bugünü biz kendimimz yıktık ama onlar yarınınnı yıkmayalım yapalım bi kere olsun kendimizden vaz geçelim atalarımız kendinden vaz geçtiği gibi şimdide VAZ GEÇME SIRASI BİZDE GELECEĞİMİZ İÇN

  81. helin demir said

    PKK’DA YAŞANAN KRİZ

    Darbe üstüne darbe alan PKK’da tam bir kriz yaşanıyor. Örgüt mensuplarının kaçmak için fırsat kolladıkları, yıllarca PKK’nın anlamsız şiddetinden rahatsız olan PKK’lıların psikolojik bunalıma girdikleri, hatta içlerinden bazılarının Irak’taki hastanelerde psikolojik tedavi gördükleri bile söyleniyor.

    Örgüt içerisinde hırsızlık olaylarının yaşandığı, örgütün Kuzey Irak’ta bulunan depolarından gıda maddelerinin çalındığı, söz konusu hırsızlık olayını gerçekleştiren kişi ya da kişilerin bulunması yönünde talimat verildiği, Mahmur kampında örgüte ait malların çalınarak satıldığı, çözümsüzlük yaşandığı için dedikoduculuğun geliştiği, moral ve güvenin kalmadığı kaydediliyor. Bu arada Behdinan alanında örgüte ait bir cephaneyi satan bir PKK mensubunun da infaz edildiği, alınan haberler arasında.

    PKK içerisinde verilen örgütsel eğitimlerde de tam bir kopuşluk, düzensizlik ve hakimiyet kuramama gibi yetersizlikler yaşanıyor. Örgütün geçmiş dönemlerde amacının sözde bağımsız Kürdistan kurmak olduğu, ancak içinde bulunulan dönemde bu amacından vazgeçtiği, resmiyette görev almama ama fiiliyatta her şeye hakim olma şeklinde bencilliklerin hakim olduğu, bireyciliğin çok fazla hüküm sürdüğü, eleştiri adına olumsuz düşüncelerin yaygınlaştırıldığı, kadrolarda negatif üslupların bulunduğu, hiç kimsenin birbirine saygısı kalmadığı, örgüt mensuplarının örgüt paralelinde yayın yapan kanalları izlemek yerine diğer televizyon kanallarını seyrettikleri, sürekli olarak mercimek ve kuru fasulye yenilmesinden şikayetçi oldukları gibi görüşler gündeme getiriliyor. Örgüt mensupları arasında düzenlenen toplantılarda da, “Abdullah Öcalan’ın kendi çizgisini okuduğu veya yazdığı kitaplarla oluşturamayacağı, kendisine halk önderi denilemeyeceği, kadrolardan duyulan ‘Önderliği esas alıyoruz’ şeklindeki söylemlerin ise sadece sözle sınırlı kaldığı çünkü Abdullah Öcalan’ın bireyciliği esas aldığı için benimsenmediği” konuşuluyor.

    PKK içerisindeki bu çalkantılar devam ettiği sürece örgütün gelecek günlerde daha da fazla karışacağı düşünülüyor. PKK, kendi kazdığı kuyuya kendisi düşerken, mensuplarının da bu çıkmazdan kendilerini ayrıştıramayacakları, girdaba sürüklenecekleri değerlendiriliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  82. helin demir said

    ULUSLARARASI TERÖR SUÇLULARININ İADESİ

    Türkiye çevresine barış, istikrar, demokrasi, ve hoşgörü yansıtmak için büyük çaba içinde olan bir ülke durumundadır. Bu durum yoğun emek, sabır ve enerjinin aynı anda bir çok noktada odaklaşmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin bu yöndeki istek ve gayreti yıllarca savunduğu ilkelerden, coğrafyasından ve bilinen tarihi gerçeklerden kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin uyguladığı dış politika, hem yaşadığı özel coğrafyadaki jeostratejik, ekonomik ve kültürel gerçeklere, hem de Büyük Atatürk’ün koyduğu barışçı ilkelere dayanmaktadır.

    Bölge barışını, hatta dünya barışını tehdit eden terörizmin, etnik, ideolojik veya dini düşüncelerden kaynaklansa bile, sonuçları itibariyle global bir nitelik taşıdığı açıktır. Bugün uluslararası toplumun terörizme gereken etkinlikle reaksiyon gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Ancak, birçok ülkede terörle mücadele konusunda mesafe alınmaya başlanmıştır. Türkiye bu konuda tüm ülkeleri hassas olmaya çağırmakta ve ülkelerden dolaylı da olsa terörü destekleyici hatalar yapmaktan kaçınmalarını talep etmektedir.

    Terörizmle mücadelede hassasiyetin had safhaya çıktığı bir dönemde Türkiye ve ABD Adalet Bakanlıkları’nın, uluslararası terör suçlularının iadesi konularında yaşanan sorunların görüşülmesi amacıyla, uygulamacı ve uzmanların katıldığı yuvarlak masa toplantısı düzenlemesi gündeme yansıdı.

    Adalet Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, 24-26 Haziran tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıya, Türkiye, ABD, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Irak, Hollanda, İspanya ve İsviçre’den üst düzey hakim, savcı ve uzmanlar katıldı.

    Toplantıda, terör suçlularının iadesindeki hukuki engellerin kaldırılmasına yönelik uluslararası gereklilikler, uygulamaya ilişkin hususlar ve örnek uygulamalar konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

    Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Kahraman, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin mücadele verdiği terör örgütlerinin Avrupa’da da faaliyet gösterdiğine dikkat çekerek, ”Bu terör örgütleri faaliyetlerini özellikle, örgüte üye kazandırma, haraç toplama, insan ticareti ve uyuşturucu ticareti üzerine yoğunlaştırmaktadır” dedi.

    “Bu örgütlerin, sadece Türkiye’nin kamu düzeni için değil, Avrupa ülkeleri için de bir tehdit haline geldiğini” vurgulayan Kahraman, ”Ayrıca terör suçluları, sığınma hakkı ve siyasi suçlar gibi uluslararası araçları kötüye kullanmak suretiyle genellikle suç işledikleri ülkeleri terk etmekte ve kendileri için güvenli ülkeler bulabilmektedir. Bu nedenle, uluslararası iş birliğindeki en etkili imkanlar terör suçlularının iadesi ve uluslararası sözleşmelerin samimi bir şekilde uygulanmasıdır” şeklinde konuştu.

    ABD İstanbul Başkonsolosu Sharon Anderholm Wiener de Türkiye-ABD ilişkilerine değinerek, ”İkili gündemlerimizde terörle mücadeleden daha öncelikli bir konu bulunmamaktadır” dedi. Wiener, bu konuda ortak ve sıkı çabalar olmadığı sürece gösterilen mücadelede tek kazanan tarafın teröristler, kaybeden tarafın ise mağdurlar ve toplumun kendisi olacağını söyledi.

    Avrupa Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles De Kerchove ise terör tanımı da dahil ceza hukuku alanında ülke mevzuatlarının birbiri ile uyumlu hale getirilmesinin gerekliliğine işaret etti. De Kerchove, terör suçlularının iadesinde karşılaşılan ortak sorunlara değinerek, Avrupa Tutuklama Müzekkeresinin uluslararası iş birliğinin hızlandırılması ve kolaylaştırılmasındaki rolünü anlattı.

    Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin öneminin her geçen gün daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıktığı bir dönemde; çağdaş ülkelerden beklenen, teröre karşı alınacak önlemler noktasında acilen bir konsensüs sağlamak ve ortak kararların yaşama geçirilmesini temin etmektir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  83. helin demir said

    TERÖRDEN KAÇIŞ

    Terör örgütü PKK’da yaşanan antidemokratik uygulamalar ve militanları hiçe sayan, kullanıp bir kenara atan, görüş farklılıkları ve vahşice cinayetlere yönelen tutumlar yüzünden kaçışlar da artıyor. Terörden kaçanların ifadelerinde yer alan bilgilerle, PKK’nın çirkin yüzü her geçen gün bir kez daha su yüzüne çıkıyor.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlerde; terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 3 teröristin, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kaldıkları bildirildi.

    Diyarbakır 4. ve 6. ağır ceza mahkemelerinde görülen 3 ayrı duruşmada,
    terör örgütü üyeleri, örgüte katılış ve kaçış nedenlerini anlatarak, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak istediler. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, B.Y savunmasında, “Mazlum adındaki bir kişinin propagandası sonucu terör örgütüne katılmaya karar verdiğini” belirterek, ”Mazlum, beni Yüksekova’ya yönlendirdi. Temmuz 2007’de Yüksekova’ya gittim. Beni telefonla aradı. Orada İran Pasajı olarak bilinen yerde beklememi istedi. Orada beklediğim sırada buluştuğum kişiye, ‘çimlerin üstü ıslak’ dedim, o da beni örgüte götürdü. Bu şifreyi Mazlum’dan öğrendim. O şahıs beni Şemdinli yakınlarında bir köye götürdü. O köyde beni bekleyen bir araca binerek, örgüte katıldım.” şeklinde konuştu. Terör örgütünün Hakurk kampında askeri ve siyasi eğitim aldığını anlatan B.Y, ”Kaçmaya karar verdim. İlk girişimimde örgüt üyeleri tarafından yakalandım. Beni hapse attılar. 3.5 ay hapis yattım” dedi.

    Aynı mahkemede yargılanan bir başka terörist Z.A da duruşmada, terör
    örgütüne yaklaşık 2 yıl önce katıldığını ve örgütte bulunduğu süre içinde herhangi bir silahlı çatışmaya katılmadığını söyleyerek, ”Örgüte katıldığım için pişman oldum. Ailemi özledim. Kaçmaya karar verdikten sonra, bir gece nöbet tutarken, silahımı orada bırakıp kaçtım” diye konuştu.

    Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada ise M.D, terör örgütünde kısa bir süre kaldığını daha sonra pişmanlık duyarak örgütten kaçtığını söyledi.

    Mahkeme heyeti, haklarında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10’ar yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar B.Y, Z.A ve M.D’nin herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakılmalarına karar verdi.

    “Etkin pişmanlık” hükümleri sayesinde 3 genç daha özgürlüğe giden yolda ilk adımlarını atmış oldu. Yılarca terörün zehirlerinden yıpranan ve acı çeken aileleri de çocuklarına kavuşmaktan dolayı huzur buldu.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  84. helin demir said

    ALMANYA’DA ROJ TV’NİN KAPATILMASININ YANKILARI
    Terör örgütü PKK’nın yayın organı olan ROJ TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerinin 19 Haziranda yasaklanması, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılması ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulmasının ardından, karara yönelik olumlu tepkiler de basın organlarında yer almaya devam ediyor.
    Alman haber kuruluşlarının internet sitelerinde, ROJ TV’nin Almanya’daki faaliyetlerinin yasaklandığına dair haberler yayınlanmaya başlarken, yazılı basında da ROJ TV’nin, PKK’yı yıllarca desteklediği ve faaliyetlerini açık açık övdüğü vurgulanıyor.
    Yine Alman basınında yer alan haberlerde, Federal İçişleri Bakanı Schaeuble’nin 19 Haziran günü aldığı kararla Almanya’da ROJ TV’ye “faaliyet yasağı” getirildiği ve ROJ TV adına program hazırlayan “VIKO Televizyon Prodüksiyon Şirketi”nin lağvedildiği belirtiliyor. Schaeuble’nin ifadelerine atıfla, “Danimarka’da kaim ROJ TV’nin yasaklı PKK’nın sözcülüğünü yaptığı; faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde desteklediği; ROJ TV’nin, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik ettiği ve Türkiye’yle sürdürülen silahlı ihtilaf için gerilla savaşçıları kazanmaya çalıştığı” kaydediliyor.
    Danimarka’dan aldığı lisansla yayın yapan ROJ TV’nin Almanya’da yasaklanmasının, Danimarka basınında da yankı bulduğu bildiriliyor. Sözkonusu basın organlarında Türk makamlarının kanalın AB terör listesinde yer alan PKK’nın propagandasını yaptığını kanıtladığı ve Türkiye’nin kanalın yasaklanması için uzun süredir Danimarka’ya talepte bulunduğu açıklanıyor.
    Türkiye, terörle mücadelede üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmeye devam etmekte, her türlü sorunun karşılıklı diyalog, işbirliği ve açıklık politikası ile çözümlenebileceğine inanmakta ve diğer AB ülkelerinin de, terör örgütleri listesine aldıkları PKK’ya hizmet eden ROJ TV’nin kapatılması ile ilgili olumlu adım atmalarını beklemektedir.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  85. Mustafa Öztürk said

    29 haziran tarihli yazımın bazı delilleri:1
    Tarih: 27 Haziran 2007 Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Hikmet Çetinkaya
    Beş gün önce Bodrum – Milas Havaalanı’na Boeing 747 modeli özel uçak indi…

    Uçağın gelişinden kimsenin haberi yoktu…

    Kimler indi uçaktan?

    Dubai Şeyhi El Maktum, ailesi ve danışmanları.

    25 kişilik topluluk otomobillerle Bodrum Rixos Otel ‘e gitti. Ardından “Moon Star” adlı bir yatla 16 saat süren “Mavi yolculuk” başladı.

    Rixos Otel’de İstanbul’dan gelen bazı kişilerle de toplantı yapıldı…

    El Maktum, ailesi ve danışmanları, Bodrum’da 24 saat kaldıktan sonra geri döndüler…

    El Maktum’u kamuoyu çok yakından tanıyor. Tayyip Bey’le yakın ilişkisi biliniyor.

    El Maktum’a 2005 yılı Ekim ayında İETT arazisini İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı 100 milyon dolar tutan kat karşılığı vermişti.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu satıştan büyük tepki aldı…

    18 ay sonra ( 2007 Mart ) aynı arazi ihaleye çıkarıldı ve 705 milyon dolara satıldı.

    18 ayda 605 milyon dolar prim yapan İETT arsası ve işini 100 milyon dolara bağlayan Dubai Şeyhi El Maktum…

    Böyle bir oyun herhangi bir Avrupa ülkesinde olabilir mi? Olmaz! Ortalık ayağa kalkar, demokratik kitle örgütleri, sendikalar alanları doldurup sorar:

    “Bu işin içinde ne var? Ne kadar komisyon aldınız? 100 milyon dolara El Maktum’a sattığınız arazi, 18 ay sonra nasıl oluyor da 705 milyon dolara satılıyor? Sizde utanma yok mu?”

    Kimsenin sesi soluğu duyulmadı…

    Bugünlerde AKP ‘yi, CHP ‘nin daha solunda bulan siyaset bilimciler, anayasa profesörleri var!..

    Baskın Oran İstanbul’dan bağımsız, Zafer Üskül de AKP’nin Mersin adayı…

    Baskın Bey CHP’ye takmış durumda. Allah nasip ederse Kürt yurttaşlarımızın oylarıyla “sosyalist” olarak Meclis’e girecek! Zafer Bey ise 1999’da CHP’den aday olup baraja takıldığı Mersin’de tarikat şeyhlerinin oylarıyla milletvekili olacak.

    Baskın Bey ve Zafer Bey’e büyük medya desteği var!..

    İkisinin de boy boy fotoğrafları, konuşmaları gazete sayfalarını süslüyor…

    Merak ediyorum, Baskın ve Zafer Bey arazi satışları hakkında ne düşünüyorlar?

    Onlar düşünedursun, ben devam edeyim…

    El Maktum Bodrum Yarımadası ‘nda Iasos-Didim Akbük arasında 12 bin dönümlük Hazine ve orman arazisini görmeye gitmiş…

    Iasos-Didim Akbük arası bir doğa cennetidir…

    Biliyorsunuz, Bodrum Yarımadası’nda da “imar yetkisi” belediyelerin elinden alınıp, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verildi…

    “Uyuyan Güzel” Atilla Koç, Aydın’dan aday gösterildi. O şimdi Aydın köylerinde zeybek oynuyor. El Maktum da 12 bin dönümlük denize sıfır araziyi geziyor.

    Alın size bir Türkiye fotoğrafı…

    CHP sağcı, faşist; AKP demokrat, solcu, liberal!..

    Mustafa Kemal Atatürk ‘e dil uzatmanın başka bir yolu bu galiba!..

    AKP’liler Ege ve Akdeniz ‘de Fethullahçıların desteğinde…

    Koylar, bükler ya Arap şeyhlerine ya da tarikat şıhlarına veriliyor…

    Yok pahasına!..

    Kapan kapana!..

    Hani El Maktum İstanbul’a 5 milyar dolarlık yatırım yapacaktı?

    Bu bir oyun!..

    Türkiye’de şarapçılık da ölüyor, turizm de…

    El Maktum Türkiye’ye edepli turizm getirirken, Türkiye dışarıdan şarap ithal ediyor…

    2004 yılında 28.4 milyon litre şarap üreten Türkiye, 2006’da 22.5 milyon litre şarap üretiyor…

    2004’te şarap ithalatımız 450 bin litreydi; 2006 yılında ise 1.2 milyon litreye çıktı…

    Isı gölgede 44 derece…

    Söke Ovası yanıyor!..

  86. Mustafa Öztürk said

    ALINTIDIR…Delil: 2

    Vodafone yöneticileri ile,Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın kızı Zeynep Basutçu Unakıtan, 14.Kasım 2005’ günü 11.45 ile 12.10 arası “TESADÜFEN” Telsim binasındadırlar.
    Vodafone; ihale öncesince Cüneyt Zapsu’ya ihalede yardımcı olması için
    “TESADÜFEN” faks çeker.Ne ilahi “TESADÜFTÜR Kİ;”, birkaç ay sonra Telsim ihalesini, Vodafone kazanır..Haziran 2006 ayında Sağlık Bakanlığı Kolestrol İlaçlarının bedelini ödemeye son verir.Temmuz 2006 ayında yani iki üç hafta sonra Ülker Grubu piyasaya kolestrol düşürdüğü iddia edilen,Ülker Kalbim Benecol markasıyla yoğurt, yoğurt içeceği, süt ve margarinin satışına başlar. Tamamen TESADÜF!!![/COLORÜlker Grubuna bağlı Data Teknik; Son üç yılda yapılan kamubilgisayar iletişim altyapı ihalelerinin tamamına yakınını“TESADÜFEN” kazanır.
    (Milli Eğitim Bakanlığı)
    (Adalet Bakanlığı)
    (Türk Telekom)
    (PTT)
    vs…
    Başbakanın Ülker’in bayisi olması ile, bu dönemde Ülker’in büyümesi arasında
    hiçbir ilişki kurulamaz. Gerek Albayrak’ların, gerek Ülker Grubu’nun
    en büyükler arasına girmesi
    tamamen TESADÜFTÜR!!!
    Başbakan Erdoğan Lübnan’daHarriri Ailesine başsağlığı ziyaretine gider. UzuN süre aile fertleriyle başbaşa Görüşür. Ve Türk Telekom özelleştirme ihalesini
    Harriri ailesinin şirketi olan Oger Telekom “TESADÜFEN kazanır.
    Tayyip Erdoğan’ın oğlunun nikah şahitliğini Berlosconi yapar. Bu şahitlikten kısa bir süre sonra zor durumda olan ARİA “TESADÜFEN”Türk Telekom’un GSM kuruluşu AYCELL ile birleşir…
    Abdulkadir Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerde (1989-1991)(2003- Bölücü terörün tırmanışa geçmesi de bir TESADÜFTÜR
    CHP’den AKP’ye geçen milletvekillerinin tamamının işadamı olması tamamen TESADÜFTÜR.
    CHP’den AKP’ye geçen vekillerden; Batman M.vekili Nezir Nasıroğlu’nun kuzeninin şirketinin 17 milyon dolarlık ihale alması TESADÜFTÜR.Ağrı Milletvekili Cemal Kaya’nın şirketinin 11 milyon dolarlık ihale alması da TESADÜFTÜR.
    C. Kaya’nın daha sonra Enerji ihalelerindeki yolsuzluklarla ilgisi olduğu anlaşıldığından milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalması ise tamamen TESADÜFTÜR..Adana Milletvekili Atilla Başoğlu AKP’ye geçtikten Sonra Maliye Bakanlığının, tahakkuk eden vergi cezalarını 600 milyar liradan 319 milyar liraya indirmesi de tamamen TESADÜFTÜR.
    Kayseri Milletvekili Muharrem Eskiyapan’ın Şirketi için İstanbul Belediyesince imar planında değişiklik yapılması da tabi ki TESADÜFTÜR.…Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın 24 yaşındaki oğlunun (Erkan Yıldırım)
    1.5 TRİLYON lira harcayarak, GEMİ SAHİBİ OLMASI da tamamen TESADÜF eseri. Erkan Yıldırım’ın “Borç aldım” dediği Santour şirketine Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Türkiye Denizcilik işletmelerinin, Ankara Feribotunu ihalesiz kiralaması da…
    TESADÜF!!!AKP’de, yolsuzluklara adı karışan Ali Dibo’ların el üstünde tutulması
    Buna karşılık, yolsuzlukları gündemegetiren milletvekillerinin dışlanması
    Örneğin: Turan Çömez, Hamza Albayrak, Ersönmez Yarbay Daha ileri gidenlerin istifaya zorlanmasıÖrneğin: Emin Şirin Veya ihraç edilmesi Örneğin: Fuat Geçen, Mahmut Koçak Tamamen TESADÜFTÜR
    Başbakan Erdoğan’ın Mersinli Çiftçiye “ARTİSTLİK YAPMA LAN, AL ANANI GİT” demesi,Genel Kurmay Başkanına “HOCAM” diye hitap etmesi, TC Devletinin Büyükelçisini vatandaşlara yuhalatması, Ana muhalefet liderine üç noktalı ucu açık hakarette bulunması, Sık sık etrafındakilere “YAHU” diye hitap etmesi
    Tamamen TESADÜFTÜR.
    Bu olay Başbakanımızın sokak adamlığından Devlet Adamlığına geçemeyişinin göstergesi olarak nitelenemez.
    Türkiye Tarihinin en büyük kadrolaşmasının yapılması; Kadrolaşmanın kıyımında ötesinde zulme dönüşmesi; Kamu kuruluşlarında kurumsal hafızanın yok edilerek, Devlet çarkına çomak sokulması; Kadrolaşmada ehliyet veliyakat dışında kriterlerin esas alınması, (AKP’den aday olmak, Seçimlerde AKP için fiilen çalışmak, Eş-dost-akraba-olmak, Tarikat bağları bulunmak, İHL kökenli olmak )Tamamen TESADÜFTÜR Örneğin, Üst görevlere getirilen BinaliYıldırım’ın ve Abdulkadir Aksu başta olmak üzere AKP’ ileri gelenlerinin 1. derece akrabaları arasında yapılan atamaların binlerle ifade edilmesi; Bazı bakanlıkların bazı tarikatlarca parsellenmesi; Cumhurbaşkanına imzaya gelen atamaların önemli bir bölümü Cumhurbaşkanınca imzalanmamasına rağmen; aynı kişilerin vekaleten aynı görevleri yürütmesi; İmam kadrosundan Genel Müdürlüğe, Daire Başkanlığına atanan yüzlerce bürokrattan bahsedilmesi;TamamenTESADÜFTÜR
    Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde: Hakkında açılan idari soruşturmaların önemli bir bölümünü yürüten Mülkiye Başmüfettişi Hüseyin Avni Coş’un, AKEPE iktidarı döneminde önce Bingöl, sonra Aksaray ve şimdi de Kırklareli Valisi olarak görev yapması;Üsküdar Adliyesi’ndeki zimmet, sahtecilik davasının hakimi İsmail Rüştü Cirit’in, AKEPE döneminde Yargıtay üyesi seçilmesi; Tayyip Erdoğan’ın malvarlığını haksız kazançla artırması ile ilgili davanın Hakimi Mustafa Kozan’ın; AKEPE iktidarı döneminde Ankara Adliyesi’nde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olması gibi onlarca atama……..
    Tamamen TESADÜF…ten ibarettir.Yoksa bu tür atamalar Sayın Başbakanın “minnet” borcuyla alakalı değildir. Sayın Başbakan 23 Temmuz 2003’te 7. uyum paketini Erzurum’da imzalamıştır. Burada alınan kararlar 7 Ağustos tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu pakette yer alan maddeler AB dayatması, manda ve himayeciliğe işarettir.
    Erzurum Kongresi de 23 Temmuz da toplanmış, 7 Ağustosta dağılmıştır. Bu olay tarihle hesaplaşma değildir. Tamamen bir TESADÜFTÜR!!!Dış Politikanın Ahmet Davutoğlu ve Cüneyt Zapsu başta olmak üzere, Başbakanın Danışmanları tarafından yürütülmesi; Dışişleri bürokratlarının tamamen devre dışı kalmaları, Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde ne gibi tavizlerin verildiğinin bilinmemesi, Kıbrısta taviz üzerine taviz verilmesi,
    Tüm blöflere kamuoyu önündeki rest çekmelere rağmen Kuzey Irak’ta harekat yapılamaması,Dün astsubay çavuşla görüşme yapmak için randevu alan Talabani’nin, bugün Irak Cumhurbaşkanı olması, Hatta zaman zaman Türkiye’ye kafa tutan demeçler vermesi;Türk Tarihinde ilk defa Türk Subaylarının başına çuval geçirilmesi, İncirlikte bir Binbaşımıza ABD’li çavuş tarafından kelepçe takılması vb. yüzlerce olay tamamen TESADÜFTÜR.
    Bu olaylar
    “Türkiye Bağımsız Ve Onurlu Dış Politika Anlayışından Vazgeçti”
    şeklinde yorumlanamaz
    Fındık ve tütün başta olmak üzere Türk Tarımının gözden çıkarılması, zamanın tarım bakanı Sami Güçlü’nün köylülere hitaben gözünüzü toprak doyursun demesi,kuş gribi vakasında gerekli önlemler alınamayarak Tavukçuluk sektörünün bir bölümü yabancı üç-beş sermayedarın eline geçmesine imkan verilmesi,Özelleşme adı altında kamunun elindeki dev işletmelerin yabancılara peşkeş çekilmesi, Bazı özelleşmelere yerli sermayenin ve çalışanların katılmasının engellenmesi,Yabancıların; özelleşme ile Türkiye’nin büyük sanayi kuruluşlarına, Toprak ve Köy Kanununda yapılan değişikliklerle tarım arazilerine, diğer kanun değişiklikleri ile türk finans sistemine, hatta büyük hipermarketlerin tamamına sahip olması, yabancılara daha düşük vergi oranlarının uygulanması,
    KISACASI TARIM ve SANAYİ POLİTİKALARININ YABANCILARIN ÇIKARI DOĞRULTUSUNDA DÜZENLENMESİ, ÜLKEMİZ İNSANINA KARA-KARA DÜŞÜNMEK DIŞINDA SEÇENEK BIRAKILMAMASI
    TAMAMEN TESADÜFTÜR!!!
    Halkla İlişkiler Uzmanları;Beyaz’ın, Ak’ın, temizliğin-lekesizliğin rengi olduğu için, şaibeli liderlere, şüpheyle karşılanan olaylara,kirlilik şüphesi oluşmaması istenilen örgütlere, “beyaz”la “ak”la ilgili önerilerde bulunurlar. Örneğin Tansu Çiller’in hep beyaz giysileri tercih etmesi, İran Şahının kurduğu zulüm düzenini “AK Devrim” diye tanımlaması, htilallerden sonra Beyaz Kitap’lar yayınlanması.. Dünyanın en kirli yerinin “Beyaz Saray” diye tanımlanması hep bu nedenledir. AKP’lilerin partilerine AK PARTİ denmesini istemeleri, Kısaca AKP diyenlere itiraz etmeleri ise bir TESADÜFTÜRBu olayın AKP’nin kirlenmesi ile bir ilgisi yoktur[/SIZE]

    Ben Tesadüflere inanırım… Binlerce de olsa sıralanan tüm bu olaylar
    Bir TESADÜFTÜR.
    AKP;
    En temiz,
    En demokrat,
    En milli,
    En anti emperyalist partidir.
    Bu nedenle,
    Yapılacak ilk seçimde,
    Elimi hatta kafamı kırmak pahasına da olsa
    Oyum AKP’nin olacak…

    DİYORSANIZ, KUTLARIZ

    “Her Toplum layık olduğu şekilde yönetilir.”
    Hadis-i Şerif

  87. Mustafa Öztürk said

    Nelerin altına imzalar atıldı..
    Yorumsuz.

    Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisinden !!

    Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi’nin “Türkiye” başlıklı bölümünden; ”

    ”Presidency Conclusions”

    Madde: 23..”..müzakerelerin yalnız Türkiye’yle değil, diğer
    devletlerle de yapılabileceğini… Müzakereler sırasında Türkiye
    birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti
    kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına..

  88. Mustafa Öztürk said

    Ben mustafa öztürk, esasen sosyal demokrat görüşlü ülkesini seven bir vatandaşım,National sosyalist falan zannedebilirsiniz fakat değilim sadece ATATÜRK’çüyüm yani laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ferdi olmaya çalışdım bu güne kadar.Uzun olacak ama sizlerle bir kardeşimin MEKTUP’unu paylaşmak istiyorum
    Bu bir mektuptur.
    Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.
    Vatan üzerine.
    Bayrak üzerine.
    Onur üzerine.
    Namus üzerine..
    Vicdan üzerine.
    Akıl üzerine.
    Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine.
    Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.
    Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.
    Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.
    Mayın, bomba, pusu, baskın, yazar, çizer ve ihanete alet olan her şey üzerine.
    İstemeyen okumasın.
    Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez taşımaya, karabaşlı kartal olsa nafile.
    Ağırdır; zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır, şehit mezarlarının taşları üzerine.
    Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor, yeni fark edenler utansın.
    Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa olsa.
    Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir.
    Ve aslında en kahpesi, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir.
    En az o el kadar suçludur o kalem, tarihin yanılmaz vicdanında.
    O mayınlara basıp parçalanan bedenler, Edirnekapı’dadır ve bizim yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.
    Kemerburgaz’daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı, çok uzaktır hem de çok.
    DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN
    Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri, bayrakları dalgalansın diye.
    Vücudunda sigara söndürülerek, tüm kemikleri kırılarak, kafa derileri yüzülerek işkence edilen, sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim yüreklerimizdedir, o çığlıkları duymayanların yanı başında durmaz onlar.
    Bir de katillerinin yanı başında dururlar, kulaklarında çınlar haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa.
    Yazıklar olsun, can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara.
    “Ağabey diyordu bana telefonda Astsubay Zülfikar, geçen gün kız arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı”.
    “Ağabey diyordu, biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile sürebilirim”.
    Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar, mezun olalı tam yirmi gün olmuştu, o kahpe ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan o hainlerin, ilk izleriyle tanışırken.
    Küskün veya kızgın değildi sesi, pişman veya aciz de değildi.
    Gururlu ve biraz pusluydu sadece, bisiklet sürebilse yeterdi.
    Koşmayı, atlamayı, denize girmeyi feda etmişti vatanı için.
    Bacağını payanda yapmıştı, Kemerburgaz’ın da üzerinde bulunan Türk egemenlik örtüsüne.
    Yazıklar olsun, çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar olsun o katilleri ululayan kalemlere.
    KAVGANIN BİR SEBEBİ VAR, İHANETİN DE
    Kavganın sebebini unutmadık, çünkü bu kavga hiç bitmedi.
    Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır, onur ve namustur, vicdandır.
    Kimseye verilemeyecek olan, kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek olan egemenlik hakkıdır.
    Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur.
    Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez, hiçbir çocuğun veya sevgilinin sevgisiyle değiştirilemez.
    Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez, namustur çünkü istiklal, öbür ihtimal ölümdür.
    Ben dilimle, bayrağımla, hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya yazık değil, şeref sayarım.
    Bu paha ne ile biçilirse biçilsin, kimseye yalvarmam durdurun diye, benim olana uzanmışsa el, ben durdururum ellerimle.
    Meğerki ölüm varmış, sevememek varmış, çiçek koklayamamak, ne gam?
    Vermek vicdansa eğer, akılsa susmak, pusmak, yerle yeksan olmuştur onur ve şeref.
    MAYINLAR NEREDE
    Mayınların yeri bilinmez, döşeyen ********in yeri bilinmedikçe.
    Ve dağlara döşenen mayından daha tehlikeli ve kahpecedir dimağlara ve bilinçlere döşenen mayınlar.
    Dağlara döşenen mayın tek kalır, tek can alır.
    Ürer her doğumda, her okunmada zihinlere döşenen mayınlar ve ihanet her doğumda bir daha artar.
    Başka zihinlere bulaşır, mayınların en tehlikelisidir bu, yayılır.
    Dağlardaki gibi otla ve toprakla gizlenmez, sevgiyle, barışla ve daha ne kadar varsa tüm süslü kelimeler alet edilir bu gizlemeye.
    İşte o anda ölür kelimeler, kahreder kaderine.
    Kullanıcısını seçme hakkı yoktur çünkü sevgi, bölen ve yıkanın ağzından, aşk yataklık edenin, sinsice zihinlere mayın döşeyenin kaleminden dökülür.
    Ölür kelimelerde sevgi.
    Ve barış artık, en fazla parayı verenin yatağını doldurur, en fazla paraya yazıp çizenin elinden.
    En pahalı kalemler pazarlar barışı, salyaları akan bölücülerin sofrasına.
    Bazen bir villanın çalışma odasında ve bazen bir gazete köşesinde dokunaklı kelimelerle süslenip öylece pazarlanır barış. Pazarlığı yapılmış ve satın alınmış bir fuhuş için.
    Bölmek ve parçalamak için yapılan hain savaş, fuhuş yapar barışla, tecavüz eder barışa hayâsızca.
    Dedim ya, bu eski ve ağır bir mektuptur, Türk nereye gittiyse obasıyla, ihanet en sondaki katırla takip eder göç kolunu.
    Soylu atlar hızlıdır, bu yüzden biraz geç gelir ihanet, yolda haram meralardan beslenerek.
    Bu eski bir hikâyedir, ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; ağırdır, kanla yazılmıştır, bir kısmı Edirnekapı’dadır, Çanakkale’de bir kısmı ve Karsta, İzmir’de, Muş ovasında, Malazgirt’tedir, Sakarya’dadır.
    Bir kısmı hala yazılmaktadır, Cudi’de, Gabar ve Körkandil’de, Masura çayında, Ali boğazında, Cehennem deresinde cehennem sıcağında yazılmaktadır, şehit Mehmetlerin kanıyla.
    Yazıklar oluyor, onur ve şerefe, bayrağa, vatana, kutsal olan ne varsa yazıklar oluyor onursuz bir hayatla değiş tokuş edilirken.
    BU YAZGIYI KİM YAZMIŞ?
    Yazıklar oluyor yazgıya, çünkü yazgı ihanet edenin suçunu taşıyamaz, can alanın, ev yakanın, çocuk öldürenin yükü yazgıya bile ağır gelir.
    Kışlaya gidenin, askerden sonra evlenip çifte çubuğa bakmanın hayalini güdenin yazgısı Allahın ise eğer, çocuk öldürenin, mayın döşeyip pusu kuranın yazgısı kimindir.
    Kim yazar bu yazgıyı ve hangi kalem bunu yazgı diye ulular, hangi akıl buna inanır ve bu nasıl vicdandır?
    Bu ağır ve eski bir hikâyedir, kanla yazılmıştır ve ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; bir kısmı Edirnekapı’dadır ve Edirnekapı çok uzaktır, Kemerburgaz’daki bir villanın çalışma odasına.
    Adil Binbaşının bastığı mayının üzerinde “made in Italy” yazıyordu İngilizce. Ama döşeyen eller İngilizce veya Latince değil Kürtçe konuşuyordu ve Kürtçe de “mayın” kelimesinin nasıl söylendiği önemli değildi, taşıdığı anlam ihanetti nasıl olsa.

    Kimseyi haklı veya haksız bulmayan kalemler, hakkı yazar sonra, hak için ölenlerin inadına.
    Böylece hakkı, batıla pazarlar aynı sabıkalı eller ve kalemler, aynı hayâsız fuhuş için.
    Ne gariptir ki bu kalleş ellerin döşediği mayınlara daima anayasal yolculuklara çıkanlar basar. Onlar ki; bu yolculuğa siyasal veya mukaddes yolculuklar yapılabilsin diye çıkarlar.
    Yazıklar olsun, baktıkları kırık camlı siyasal gözlükleri ile ödenen bedellerin mukaddesatını göremeyenlere.
    Yazıklar olsun!
    DİL KAVGANIN VE İHANETİN SEBEBİ MİDİR YOKSA ARACI MI?
    Korku salan ve öfke çağrıştıran meselelerin parçaları değil, esas gerekçeleridir aslında Türkçe dışındaki başka diller.
    Dil özgür olunca, Özgürlük dil olur artık ve bütün bölünmeler böyle başlar.
    Özgürlük daima yeni sınırlar ister.
    Okul der, ayrı olsun.
    Bürokrasi der, bu dilde anlayamıyorum ayrı olsun.
    Bayrak der sonra, ayrı olsun dilim ayrı nasılsa, ben de ayrıyım ve bu da varlığımın sembolüdür.
    Toprak der arkasından, ayrı olsun birazını bana ver, nasıl olsa daha önce dilinin, özgürlüğünün birazını vermedin mi?
    Hem ne olacak, birazcık topraktan ne çıkar biz kardeş değil miyiz?
    Özgürlük paylaşılmaz oysa.
    Birinin özgür olduğu yerde, diğeri özgür olanın kurallarını ve özgürlüğünü tehdit edinceye kadar özgürdür.
    Yani dilin de kişinin de özgürlüğü esas mülk sahibinin özgürlüğünü ve geleceğini tehdit edene kadardır.
    Sonrası anarşi, sonrası terör, sonrası bölücülük, kahpelik ve ihanettir. Sonra arkadan vurmalar ve mayın döşemeler başlar yollara ve zihinlere.
    Ama her hal ve şart altında, tüm bölücülerin yardım ve yataklığa ihtiyaçları vardır. Gizli olmalıdır, yardım ve yataklık, sinsice.
    Kimse fark etmeden yapılmalıdır, Türkçe konuşmalıdır ama aslında başka dilde anlaşılmalıdır.
    Acındırmalıdır ama aslında acımadan katletmelidir, dili, egemenliği ve onun bekçilerini.
    Yardım ve yataklık yapanın da yardıma ihtiyacı vardır.
    Dışarıdan.
    Çok uzaktan, denizler ve tarihler ötesinden. Eski kinlerden ve hesaplardan ve o hesapların sahiplerinden beslenir yataklık yapan.
    Para alır, vaat alır, AFERİN alır.

    Bu eski ve çok ağır bir mektuptur..
    Türk bağımsızlığını koruyanların kanları ile yazılmıştır.
    Ne suya salınan bir şişenin ve nede kuşkanadının taşımaya gücü yeter; karabaşlı kartal olsa nafile.
    Başlığı binlerce yıl önce atılmıştır ve Edirnekapıda’ki şehit mezarlarının taşları üzerine yazılmaya devam etmektedir.
    Emin olun binlerce yıl daha yazılmaya devam edecektir.
    Türkçenin sahipleri yaşadıkça bu kanlı mektup yazılmaya devam edecektir çünkü Türkçenin ve onun sahiplerinin özgür yaşamasını istemeyenler, yollara ve zihinlere mayın döşemeye, parçalamak ve bölmek için çabalamaya, parçalamaya çalışanlara yardım ve yataklık etmeye devam edeceklerdir.
    Bu eski mektup bir yazıttır aslında Türk’ün var oluş destanıdır, binlerce yıldır yaşlı dünyanın bağrına saplı kaidelere ve mezar taşlarına yazılır.
    Yazanlar asla diz çökmezler ve kimseye yalvarmazlar.
    Kimsenin toprağını, dilini veya özgürlüğünü istemezler ve kendilerinin olanı da kimseye vermezler.
    Bu bir mektuptur.
    Vatan, Bayrak ve Onur üzerine yazılmıştır.
    Vatansızlar, dilsizler, hainler, bölücüler ve toprak hırsızları gibi aczi ve acınmayı anlatmaz.
    Var olduğu yerde kendinden gayri herşeyi önemsizleştiren, vatan ve bayrak aşkını anlatır.
    Onurlu ve egemen ölebilmenin, onursuzca ve esir yaşamaktan daha önemli olduğunu anlatır.
    Asla diz çökmeyeceğimizi anlatır.
    Yüreği olan varsa gelsin de çöktürsün diye, Yüreği olan varsa okusun diye yazılmıştır.
    “VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”

    Mustafa Öztürk.

  89. Mustafa Öztürk said

    En sonunda olan oldu galiba,Atatürkçü düşünen herkes yavaş yavaş tutuklanmaya başlandı,tamda bugün,Şeriat düzeninin ayak seslerini duyar gibiyim,bunlar kolay pes etmeyecek gibi,Cumhuriyeti kaybediyoruz galiba.sonumuz hayırlı olsun,yeminlerini yerine getiriyorlar,YAŞASIN BAĞIMSIZ LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ… Sanki biliyormuş gibi,Dünkü O güzel mektubu yazmışdım,bende suç işledim galiba. ATATÜRK’ü sevenler tek tek ortadan kayboluyor.şeriat düzeni isteyenler biryerlerine kına yaksın artık.Cumhuriyeti kurmak için verdiğimiz ŞEHİTLERin kemikleri sızlıyordur mutlaka,Yazıklar Olsun……

  90. Mustafa Öztürk said

    Türk olmanın ayıp sayıldığı, hele Türkçü olmanın en büyük ayıp sayıldığı bir döneme girdik… Türk’e, Atatürk’e yönelik saldırıların artarak devam ettiğini görüyoruz. Türkiye’de Türkleri zor günler bekliyor, onun için ‘Türküm, Türkçüyüm, Atatürkçüyüm’ diye haykırmak hiç bu kadar anlamlı hale gelmemişti. Ulus devletin, birlik ve beraberliğin tehdit altında olduğu ortada… Bunu engellemek için bazı söylemler geliştiriliyor. Bu nedenle Türkiye’de son günlerde sıkça söylenen bir söz var, -sıkça duyuyorum- o da şu: “Efendim, Atatürk ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dedi ‘Ne mutlu Türk olana, Türk doğana’ demedi.” Atatürk’ün hep Türkler’e hitaben yaptığı konuşmalardan sonra söylediği bu sözü, şimdilerde ‘birlik-beraberlik’ adına çarpıtılıyor. Türkiye’de birlik beraberlik bu şekilde sağlanmaz. ‘Türklerin elinden her şeyi alalım, birlik beraberlik olsun’ diye düşünüyorlarsa bu anlayışı şiddetle reddediyorum. Türk’ün kendi soyu, tarihi, kültürü, dili ile gurur duyma ve bunu her ortamda açıkça söyleme hakkını elinden alamazsınız. Ayrıca bu sözü duyurmak istedikleri çevrelerin de umurunda değil bu tarz söylemler…

    Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü, ümmetten-millete geçiş sürecinde Osmanlı’nın koyu ümmet anlayışı nedeniyle Türk olmanın gururunu açıkça ortaya koyamayanları, gururla bunu ortaya koymalarını teşvik etmek için söylediğini düşünüyorum. Bu sözü, “Atatürk ‘Ne mutlu Türk doğana’ demedi” diye nasıl yorumlayabiliyorlar, cidden merak ediyorum. Soruyorum, “Atatürk, ‘Türk olmanın, Türk doğmanın gurur verici olduğunu’ söylememiş mi?” Atatürk, “Hayattaki yegâne üstünlüğüm Türk doğmaktır” diyor. Demek ki Türk olmak, Atatürk’e göre bir üstünlük gerekçesi… Atatürk “Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.” diyor. Neymiş? Türk olarak dünyaya gelmek bir olağanüstülükmüş. Atatürk, “Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız” diyor. Neymiş? Türk olmak, fevkaladelikmiş.

    Atatürk’ün Türklük konusunda çok sayıda sözü var. Ama hiçbirini duyamazsınız. Atatürk, iyi yetişmiş bir Türk aydını, iyi bir Türkçü idi. İşte bunu söylemek birilerinin işine gelmiyor. Atatürk’ün Türkçü olduğunu saklamayı yeğleyenler Atatürk’ün ölümünden sonra oluşturulmuş “Atatürkçü maskeli İnönücülük yapıyorlar.” Bir de Atatürk’e, Türk’e kin besleyenler var. Bunlar Atatürk döneminde de Atatürk’ün fikirlerine karşı idiler, bugün de karşılar. Bunun dışında İnönü konusunda birkaç bir sözüm olacak. Atatürk’ün büyüklüğü karşısında hep eziklik duymuş, içinde ona karşı kıskançlık duygusu büyütmüş bir kişidir, İnönü… Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün icraatlarını ortadan kaldırmakla kalmamış, tersine çevirmiştir. Resmi dairelerden Atatürk’ün resminin kaldırılması, Türk paralarından Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması, İnönü’nün Atatürk’e karşı nasıl gizli bir öfke büyüttüğünü açıkça ortaya koyuyor. Dış politikadaki aşırı temkinli yaklaşımından (ben korkaklık diyorum) dolayı Atatürk’ün kendisine “Artık seninle çalışamam. Yarın istifa edeceksin, hasta olduğunu söyleyeceksin” dediği anı hiç unutmamış olmalı… Yakınındaki birçok kişi çok kindar olduğunu söylüyor. İnönü’nün bu yapısı onun Atatürk’ün çevresine bile kin beslemesine neden olmuştur. İnönü, Başbakanlık görevinden alındıktan sonraki o dönemde Atatürk’e karşı yürüttüğü muhalefeti, diğer Atatürk karşıtları gibi Atatürk’ün Türk dili-tarihi konusundaki yürüttüğü çalışmaların üzerine kurmuştu. Ona göre Atatürk, ‘saçma sapan işlerle uğraşıyordu’ ve Atatürk’ün bu yöndeki çalışmaları ‘bir zaman kaybıydı’. Ayrıca Atatürk’ün Çankaya’daki davetlerini de dillerine dolamışlardı.

    Atatürk’ün Türk diline taşıdığı sevgi, hassasiyet biliniyor, Türk tarihine olan ilgisi, merakı biliniyor. Hem Türk dilinde, hem Türk tarihinde derin bir bilgiye sahip olduğu, dil bilincine, sağlam bir tarih şuuruna sahip olduğu biliniyor. Bu konularda kendi araştırmaları olduğu gibi, bu yönde araştırmaları teşvik ettiği, konunun uzmanlarıyla tartışmayı sevdiği biliniyor. Atatürk’ün Türk tarihine, Türk diline merakını anlayamayanlar, -bugün Türkçüleri karalayan zihniyetin öncüleri- o yıllarda da Atatürk’ü karalıyorlardı. Atatürk’ün bu eleştirileri ciddiye almadığı ortada… Türk Dili Tektik Cemiyeti’nin, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin kurulması Atatürk’ün yapılan bu araştırmaların daha da derinleştirilmesi konusunda ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Daha sonra Atatürk, resmi amblemi Bozkurt olan Türkiyat Enstitüsü’nü açtırarak Rus esareti altında bulunan Türklerin sosyal, demografik, politik, ekonomik ve kültürel durumları hakkında araştırmalar yaptırdı. Bunlar boşuna değildi. O, ileride yapacağı hiçbir şeyi zamanından önce söylemiyordu. Her şeyin zamanını bekliyor ve Türk milletine yeni hedefleri zamanında gösteriyordu. İddia edildiği gibi asla programsız değildi. Atatürk hem Türkiye’deki Türklüğü ayağa kaldırmayı, hem de dış Türklerle ilgilenmeyi kendisine ülkü edinmişti… Sovyetlerin bir gün yıkılacağını biliyordu. Ama Atatürk’ü o yıllarda anlamayanlar, daha sonra hakkını teslim edecek, yanlış düşündüklerini, onu anlayamadıklarını kabul edecekler ama iş işten geçmiş olacaktı.

    Türkiye’de Türkçüler, Atatürk’ten sonra hor görülen, ezilmek istenen gruplar olarak görüldü. 1944’te Türkçülere reva görülen baskılar ve eziyetler, Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra Türkiye’nin ne hale geldiğini gösteren acı bir tablodur. Türkçülere türlü türlü yakıştırmalar yaptılar. Misal kafatasçılık meselesi bunlardan birisidir. Bu söylemin Türkiye’de ilk ortaya çıkışı Atatürk dönemine denk gelir. Çünkü Atatürk, sonraları Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü adını alan Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi’ni kurdurup Türk ırkının fiziksel özelliklerini belirlemek amacıyla bilimsel çalışmalar başlatmıştır. Çünkü o güne kadar bu ilmi konu, hep görmezden gelinmiş, bu konuyla uğraşmak ayıp, günah sayılmıştı. Atatürk, Türk ırkından haberdar olmayanları bilgilendirme, bu konuda sağlam veriler elde etme gayesiyle çalışmaları başlattı. Ayrıca bu konudaki araştırmaların derhal yapılması Anadolu’daki Türk’ün varlığını sağlamlaştırmak için zaruri hale gelmişti. Daha önce hiç araştırma yapılmamış olan bu konuda derinlemesine araştırmalar yapıldı. Selçuklu sultanlarının dahi kemikleri incelenmiştir. Bu bilgilerle bazı karşılaştırmalar yapılmış, Anadolu’da Türk izinin çok eski olduğu, Türklerin fiziksel bir değişim yaşamadığı, Türklerin ataları ile aynı özelliklere sahip olduğu ortaya konmuştur. Türkiye’nin on değişik bölgesinde, yaklaşık 60 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan incelemelerde sefalometri (kafatası ölçümü)’ye ağırlık verildiği için o dönemin komünistleri “kafatasçılık” lafını icat etmişler, Türk milliyetçilerine saldırmak için kullanılan bu kelime günümüze kadar gelmiştir. Şimdilerde Türkçülere, Türk milliyetçilerine saldırmak maksadıyla bu ifadenin kullanıldığını, bazı kesimlerce sıkça telaffuz edildiğini görüyoruz.

    Atatürk’ün, Türk tarihine sevgisi ile gelişen Bozkurt sevgisi de herkesçe biliniyor. Çok önceleri kurulan Türk Ocaklarının, Milli Türk Talebe Birliği’nin sembolleri Bozkurt idi. Ama resmi olarak Bozkurt’un ilk kullanımı Atatürk’e aittir. TBMM hükümetinin 23 Ocak 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle bastırdığı ilk pulda Bozkurt resmi vardır. Ayrıca Türk Ocaklarının Maarif Vekâleti (bugünkü adıyla Milli Eğitim Bakanlığı)’nin girişine konulan Ergenekon’dan Çıkış tablosu, üzerinde Bozkurt resmi bulunan paralar ve diğer posta pulları, Bozkurt marka sigara ve Bozkurt adını taşıyan yolcu gemisi Atatürk’ün atalarına bağlılığını, Bozkurt sevgisini gösteriyordu. Ayrıca İzcilik-Yavrukurt Teşkilatı’nın, ilk milli petrol şirketimiz petrol Ofisi’nin sembolleri de Bozkurt’tur. İzcilere ‘yavrukurtlar’ adını veren de Atatürk’tür. İzciler de Atatürk’e “Başbuğluk” ünvanını vermiş, Atatürk te buna çok sevindiğini, ünvanı gururla kabul ettiğini bildirmiştir. 1927 yılında Atatürk tarafından yaptırılan Türk Ocağı binasının sahnesine Atatürk’ün emriyle Bozkurt yerleştirilmiştir. Şu anda Resim-Heykel müzesi olarak kullanılan binanın sahnesinde bu Bozkurt yer almaktadır. Yine Atatürk döneminde devlet okullarında okuyan öğrencilerin şapkalarında da Bozkurt sembolü yer almıştır. Ankara Ulus heykelinde de Bozkurt yer almaktadır. Kahramanmaraş’a yine Atatürk’ün emriyle düşen Türk bayrağını yerine diken bir Bozkurt heykeli dikilmiştir. Lakin Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün bu çalışmalarının tamamına yakını ortadan kaldırıldı. ‘Türk’ diyenleri, ‘Bozkurt’ diyenleri 1944’te tabutluklara tıktılar.

    Atatürk, belirttiğim gibi Türkçü idi. Bunu saklamamış, yaptıkları ve söyledikleri ile bunu açıkça ortaya koymuştu. Hatta Mahmut Esat Bozkurt’un aktardığına göre, “Türk ihtilali öz Türkler’in elinde kalmalıdır” diyordu. Atatürk döneminin heyecanları başkaydı. Bugün bu heyecanı yüreğinde hisseden, milletine bir şeyler yapma gayretinde olanlar hedef tahtasına oturtuldu. Atatürk döneminin heyecanını yansıtan bazı ifadeler aktaracağım. İstiklal Marşı’nda “Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal” ve “Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” ifadesi, Onuncu Yıl Marşı’nda; “Türküz, bütün başlardan üstün olan başlarız”, Harbiye Marşı’nda; “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız”, Yedek Subay Marşı’nda; “Türklüğün öz cevheri taşar temiz kanından”, Kuleli Marşı’nda; “Hayat umar vatan tatlı sesinden, miras kalan asil kan ceddinden”, Piyade Marşı’nda; “Alnımda ırkımın hilali” sözleri, Atatürk Türkiyesi’nin eserleridir. Askeri okullara alınacak öğrencilerin Türk ırkından olmaları şartı, 1944 yılına kadar devam etti. Yani 1944’e kadar kimse sakıncalı görmemişti bu durumu…

    Atatürk’ün Türkler, Türkiye, Türklük konusunda çok sayıda sözünün olduğunu biliyoruz. İsterseniz bu sözlerden bir kısmını aktaralım, bir kere daha hatırlayalım:

    • Türkiye Türklerindir.

    • Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, başına geçireceği insanların kanlarındaki ve vicdanlarındaki cevheri asliyi tayin etmekten bir an uzak olmasın.

    • Dünya üzerinde Türk’ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.

    • Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse yıldırımı alsınlar yapıversinler.

    • Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir.

    • Hayattaki yegâne üstünlüğüm Türk doğmaktır.

    • Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.

    • Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.

    • Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

    • Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.

    • Bu ülke, tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.

    • Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.

    • Taş kırılır, tunç erir. Ama Türklük ebedidir.

    • Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.

    • Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir.

    • Türk, Türk olduğu için asildir. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın bilincinde buluruz.

    • Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.

    • Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı, “Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim.

    • Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır.

    • Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

    • Bir Türk, cihana bedeldir.

    • İstanbul’da çıkan bir dergiyi Kaşgar’daki bir Türk de anlayacaktır.

    • Yetişecek çocuklarımıza Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine ve milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.

    • Temeli yüksek Türk kültürü olan Türk milletine düşen görev, bu ülkünün gereğini yerine getirmektir.

    • Japon elçisine veda ederken:”Sizinle bir gün Çin’de karşılaşacağız”

    • Oğuz, Kırgız, Tatar, Özbek, Yakut yok, Türk vardır.

    Bugün bu sözleri söyleyebilen kişiyi müthiş tehditlerin beklediğini söyleyebilirim. Türkiye’de son günlerde linç kültürü gibi bir kavram Türkçülere sıvanmak istense de bugün Türkiye’de gururla ‘Türküm’ diyenler bazı kesimlerce linç edilmektedir, aşağılanmaktadır. Hele ki Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği gibi Türk ırkının damarlarında “asil kan” dolaştığını bugün açıkça söyleyebilecek, buna vurgu yapabilecek kişi sayısı azalmıştır. Bunun aksini iddia edenler ödüllendirilmektedir. Her şeye rağmen Türkçülük toparlanmaya başlamış, bununla birlikte Türkçülüğe yakışıksız saldırılar başlamış, bazı gelişmeler kullanılmış, Türkçülüğün yükselişi durdurulmak istenmiştir. Türk’e karşı psikolojik harbin her türlüsü kullanılmaktadır. Türkiye’de Türk eşittir vatandaşlık denmeye bile başlandı.. İyi ki Türkiye’deki yanlış uygulama dış ülkelerde yaşayan Türkler tarafından benimsenmedi. Misal Irak’ta yaşayan Türkler “biz Iraklıyız, Türk asıllı Arap’ız” deselerdi, sanırım bugünlerde meclisin gizli gündem maddesi ile toplanmasına gerek kalmazdı.

    Türkiye’de Türkler kurucu-asli unsur olmaktan çıkarılıp bir alt unsur haline dönüştürülmek isteniyor. Neo-İslamcı, liberal, Kürtçü, aşırı sol akımların Türkiye’de yapmak istedikleri budur. Son nokta Anayasanın değiştirilerek, Türk adının Anayasadan çıkarılması, Türkiye’yi federasyona dönüştürecek değişikliklerin yapılması olacaktır. Bizim buna asla müsaade etmeyeceğimizi, meşru zeminde mücadele edeceğimizi belirtmek istiyorum.

    TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR!

  91. helin demir said

    ETKİN PİŞMANLIK YİNE BAŞARDI!

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ”Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde cezaya hükmolunmaz” ifadesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine sığınanların, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları sağlanıyor.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlere göre, terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 4 teröristin, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kaldıkları bildirildi. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 4 ayrı duruşmada, PKK’lı M.E’nin, terör örgütüne 1992 yılında katılan ağabeyi H.E’yi bulmak için Şubat 2007’de örgüte katıldığını anlatarak, ”Ağabeyimden haber alamıyordum. Bu yüzden ağabeyimi bulmak için örgüte katılmaya karar verdim. Pasaport alarak Irak’ın kuzeyine geçtim. Oradan da örgütün kamplarına gittim. Bana silah verilmedi. Örgüt içinde sosyal etkinliklerde görev aldım. Ağabeyimin nerede olduğunu araştırmaya başladım. Kendisinin 1998 yılında örgüt tarafından, ‘devlet yanlısı’ ve ‘ajan’ denilerek infaz edildiğini öğrendim. Ağabeyim örgütün Erzurum ve yöresinin sorumlusuymuş. Örgütün aldığı bir karara karşı gelmiş. Bu nedenle onu infaz etmişler.” şeklinde konuştuğu kaydedildi.

    Diğer terörist M.E. de, “2003 yılında Siirt’te DEHAP binasında tanıştığı bir kişinin propagandası sonucu terör örgütüne katıldığını” belirterek, ”Örgütte bulunduğum esnada dini inançlarıma bağlı biri olduğum için namaz kılıyor, orucumu tutuyordum. Ben namaz kılarken diğer örgüt üyeleri benimle dalga geçiyorlardı. Örgütün yapısını öğrendikten sonra silahımı kampta bırakarak gizlice kaçtım” dedi.

    PKK üyesi S.A. ise, terör örgütü PKK’dan, ”silahlı mücadelenin hiçbir sonuç sağlamayacağını” anladığı için kaçtığını söyledi.

    Diğer sanık M.D., ailesiyle yaşadığı bir takım sorunlar nedeniyle katıldığı terör örgütünden, duyduğu pişmanlık nedeniyle kaçtığını kaydetti.

    Mahkeme heyeti, haklarında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10’ar
    yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar M.E, M.E, S.A. ve M.D’nin herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakılmalarına karar verdi.

    Bu arada “Etkin Pişmanlık’ hükümlerinden şimdiye kadar güvenlik güçlerine teslim olan teröristlerden 309’unun faydalandığı belirtildi. 2008 yılının ilk 6 aylık döneminde ‘Etkin Pişmanlık’tan 24 terörist yararlanırken, kanun sayesinde yeni bir hayata ilk adımı atmış oldular.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  92. elif said

    kos koca osmanlıyı bitirdiler şimdi sıra TÜRKİYE demi uyanma vakit gelmedimi ne zaman anlıcaksınız ülkenin her çogğu birbirini öldürdükten sonra mı gencecik kızların birileriinin uyuşturucu partilerinde dansöz olrak kullanıldamı bir türk kızana bunlar yapıldında mı ülke param parça oluyo birileri maşa ooluyo gencecik çocuklar bitiriliyo uyanalım artık yeter uyanalım

  93. can said

    nazlı ılıcak yok. bence onu 1 numraya oturtmak gerekir.

  94. Nihat Genç:Yeni Ergenekon TARAF Gazetesidir

    Ben kompleksleri olmayan, kendine güveni olan, kapımı çalan herkesle de görüşmeye çalışan bir yazarım.

    Şöyle söylesek daha iyi olur. İşbirlikçi olmayan kesimlerle röportajlar yapıyorlar. Fakat, mesela ben Anadolu’da Milli Görüş’e ve Milli Görüş camiasına çok şey veriyorum, konferans veriyorum, seminer veriyorum. Milli Görüşçülerle çok sıkı fıkı bir ilişkimiz var. Sebebi, onlar da Anti-Amerikancı, onlar da Avrupacı tezlere karşı. Tahmin ediyorum, Baran Dergisi de işbirlikçilere karşı bir kavga veriyor ve milli duruşu olanlarla konuşmaya çalışıyor. Onların tabii yayın politikası.

    Ben hayatım boyunca şiddete bulaşmış hiçbir yapıyla ilişki içinde olmadım, bundan sonra da olmam. Ama bu derginin, çocukların içinde, mesela çok genç yaştan beri, böyle hani aynı kahvede İslamcı mahfillerde tanıdığım çocuklar da var. Onlarla bazen, kahvede, dernekte, bazen böyle fikir tartışması yaptığımız oluyor. Oturduğumuz yere geliyorlar, tartışıyoruz filan. Bunlar sadece Türkiye’de değil, ülkemizde değil bütün dünyada, şiddete meyletmiş, şiddeti felsefe yapmış hiçbir kurumla, kişiyle, kuruluşla bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da ilişkimiz olmayacaktır.

    Sanırım bu arkadaşlar kafayı biraz yemiş durumdalar. Nereden ne çıkartacaklarını şaşırıyorlar. Bu Taraf Dergisi’nin anlayışına, zihniyetine, tıynetine, ne yapayım gülmekten başka elimden bir şey gelmiyor.

    Anadolu’daki irili ufaklı dergiler, gençlik dergileri, üniversite dergileri, kasaba dergileri ve Anadolu’daki çıkan irili ufaklı, medyalar oluşturmayan bu küçük dergilere Türkiye’de en çok röportaj veren insanım. Ve bu iş bana bir baygınlığa, yani bende bir yorulmaya da sebep oluyor. Çünkü haftanın iki günü bu dergilere röportaj vermekle geçiyor hayatım. Baran Dergisi de bunlardan bir tanesi. Fakat bu arkadaşların, dönüp dolaşıp bizim ismimizi bir yere yamamaya çalışmaları, tabii üstünde düşünülmesi lazım. Bir dönem beni orduya, ordunun yanına yamamaya çalıştılar. Kendileri kavramlar koyuyorlar. Milliyetçi diyorlar, uusalcı diyorlar, o yere koyuyorlar. Takımlar kuruyorlar. Kendisi yine ne yaptı; geçende bir yerde, işte bir, ne bileyim yani akıllarına ne geliyorsa, nasıl suçlayacaklarsa, nasıl küfredeceklerse, kendileri kavramları koyuyor. Mesela en çok rahatsız olduğum şey, içe kapalı milliyetçi, işte bu dar milliyetçi. Bu tür kavramları kendileri inşa ediyorlar. Biz dünyanın, bütün insanlarla, bütün komşularımızla, herkesle son derece açık, net ticaret yapmaktan, görüşmekten, bütün insanlıkla kucaklaşmaktan yanayız. Ama onların kendileri böyle şey yapıyorlar. Böyle kavramlar koyuyorlar. Mesela ben, hayatım boyunca hiçbir otoritenin adamı olmadım. Bir parti, dernek, kurum, kişi, çete hiçbir şey.

    Şahsım, gençliğimden itibaren böyle bir anarşist tarafım var. Hiçbir otoriteye boyun eğmediğim gibi, otoriter ilişkilere de girmedim. Basit bir dernek ilişkisi dahil. Yazarlık bunu gerektiriyordu. Ama onlar bizi her yere yamamaya çalışıyorlar. Fakat bu arkadaşlar, bu ülkenin çok sevilen, kitapları çok satan bir yazarı, hem büyük medyada konuşturulmuyor, hem büyük medyada yazıları yayınlanmıyor. Büyük ambargo koyuyorlar. Bunu niçin özgürlükçü yanlarıyla bunu tartışmıyorlar. Niçin bunu gündeme getirmiyorlar. Yani 2000 satan dergilerde, 3000 satan dergilerde bile röportajlar çıktığı zaman, bunlardan da mı rahatsız oluyorlar? Müsaade etsinler de, 300-400 satan dergilerde hiç değilse yazılarımız çıksın.

    Yani, artık bir komedi, çılgınlığa doğru gidiyor. Bunlar büyük bir paranoyayı bölüşüyorlar. Bölüştükleri paranoyanın aynısını Sırbistan’da, Ukrayna’da uyguladılar. Lübnan’da uygulamaya çalıştılar. İşte bu şey, paranoyaları, işte köhnemiş devlet, gerici devlet, bilmem ne falan gibi, Silahlı Kuvvetler’e şey. Bakın ben size söyleyeyim; Ergenekon diye bir şey 90’lı yıllara kadar vardı. Ama bundan sonra Amerika, bu Sovyetlere karşı, veya sol yapılara karşı kullandığı bu ergenekonu çökertti. Ve bu adamlar işsiz kaldı. Şimdi yeniden Amerika, yeni bir Ergenekon oluşturdu. Bu Ergenekon Can Paker’in Soros vakıflarıdır. Bu Ergenekon Taraf Gazetesi gibi nereden nasıl aldığı bilinmeyen, ama benzerlerini Sırbistan’da, Ukrayna’da gördüğümüz yapılardır.

    Taraf Gazetesi Türkiye’nin yeni Ergenekon’udur. Bunlar yeni gladyodur. Bunlar hiçbir zaman şeyin, Türkiye’nin, bu toprakların menfaatini düşünecek, bu toprakların değerlerini düşünecek bir cümle etmemişlerdir. Bunlar Amerika’da, Irak’ta 1.5 milyon insana sustular. Bunlar Bosna’daki zalimliklere sustular. Çeçenistan’a sustular. Afganistan’a sustular. Ruanda’ya sustular. Amerikan üslerine sustular. Bunlar Amerika ne derse onu yaparlar. Amerikan menfaatlerinden ayrı laf edemezler. İşte 1990’dan önce de Ergenekoncular böyleydi, Amerikancıydı. Şimdi yeni Amerikancılarımız bunlar. Bunlar kendileri bir takım kavramlar yapıyorlar. Bizim haberimiz olmadan bize ad takıyorlar. İşte bize millici diyorlar, ulusalcı diyorlar. Ve bunlar çok şaşırtıcı. Türkiye’de milliyetçiliği en çok eleştiren bir ayzar var karşınızda. Ben bu ülkedeki muhafazakar yapıları, sağ yapıları en çok eleştirmiş, en çok kritize etmiş bir insanım. Ama benim adıma birileri bir şeyler diyorlar.

    Ve bugün, Nihat Genç adında bir yazar Türk televizyonlarında konuşamıyor. Yani başımıza gelmedik tehdit yok. Yapılmadık iş yok başımıza. Anlatamıyoruz bunu. Gün gelir, tabii ki anlatacağız. Ama bunları konuşan, söyleyen yok. 300 satan, 400 satan, 500 satan gençler geliyorlar ve bizle röportaj yapıyorlar.

    Şimdi ben mesela F Tipi cezaevlerine karşı yıllarca mücadele verdim. Fakat bunu, bu F Tipi cezaevini organize edenler de, bir şiddet örgütü diyelim, Dev-Sol’a yakın gruplardı. Onların işte, işkence, tutuklu aileleri. Şimdi, biz gidip, o tutuklu ailelerin siyasi görüşünden mi olduk? Hayır, orada haksız bir durum vardı. O haksız durumda F tipine karşı mücadele ettik. Orada belki de bu yazıları yazan, o gazetede de yüzlerce insan F Tipi mücadelesine katıldı. Şimdi biz kalkıp, siz Dev-Sol’cusunuz, şiddetten mi yanasınız dedik.

    Ortak bölüştüğümüz şeyler vardır. İnsanlar gelir bize, fikirlerimizi sorar, biz de bu fikirleri destekleriz, söyleriz. Ama bu fikirlerimizde bir şiddeti besleyen cümle ettik mi? Şiddete yatkın tek bir cümle ettik mi? Asla! Bütün hayatımız ortadadır. Nereden, nasıl çıkartacaklarını bilmiyorlar. Bakın benim bütün telefonlarım dinleniyor, yüzlerce insanın dinlendiği gibi. Bütün davranışlarımızı, hareketlerimizi, yolda yürüyüşlerimizi biliyorlar. Peşimizde polisler var. Peki buna rağmen niye hiçbir şey bulamıyorlar? Buldukları tek şey bizim Baran Dergisi’ne verdiğimiz röportaj mı? Babalara daha iyi çalışmalarını söylüyorum. Eğer Amerika bu kadar zavallı insanlara para veriyorsa Amerika’ya yazık olur. Amerika’nın bu kadar düşük zekalılarla çalışması da Amerika için çok acı verici bir şey. Milyon dolarları basıyorlar, Fetullahlarla, bilmem nelerle işbirlikleri içine giriyorlar, adamların yazdıkları yazılara bak.Bu mu lan. Bulduğunuz gerçekler bu mu? Neyse söyleyecek lafım yok. Bunlar zıvanadan çıkmış, bunlar bokundan yemiş deli. Bunlara çok da laf edip, bulacak halim yok. Bu gergin günlerde çok da konuşmak istemiyorum.

  95. _sümeyra haşimoğlu_ said

    Kara kartal sözüm sana ve senin gibi diğerlerini; soruyorum sana yobazlık nedir? Aptalca , saplandığın sabit fikrindir yobazlık . Gerçekten bir yobaz tanımak istitosan şöyle aynanın karşısına geçte bir bak, takmışsınız yobazlık diye. Yobazlık müslüman olmakla başını örtmekle olmaz… Yobazlık değişmeyen sabit kalan fikirlerinizle olur. kim kimdir böölümüne vatan haini olarak birkaç kişiyi koymuşlar sorgusuz sualsiz, orayada yazdım aynısını buraya koyuyurum;Sizlere kızamıyorum çünkü bilmiyorsunuz bilseniz böyle konuşmazsınız. Nasıl olupta gerçekleri görmessiniz..? Lütfen olaylara herkesin baktığı açıdan değil farklı bi açıdan farklı bir pencereden bakın , biliyorum bu çok zor ama denerseniz gerçekleri görürsünüz , sizleri bizleri bütün türk halkıyla oyun oynanıyo, bütün görüşlerinizi onlar belirliyo. sizi istedikleri yöne çeviriyolar. Soruyorum size ergenekon ortaya çıktığınde ülke çetelerden temizlenme sürecine girdiğinde bütün gözler yeni bir haberle akp nin kapatma davasına döndürüdü. Hangi kanal şu anda ergenekondan bahsediyo, hangi gazete..? Yada şöyle söyliyim bu parti iktidara geleli yeni değil, yaptığı faliyetlerde yeni değil e peki o zaman neden şimdi kapatılıyo..? Birileri hatta bir çok kişi bu ülkeden korkmaya başladı ve bunları nasıl durdururuz hesabını yapıyolar, üniv. sağ sol çatışmaları, pkk.. gibi . Üstelik tek bununla yetinseler neyse bazı yayın organları, sanki ülkemiz büyük bir çöküşteymiş gibi halkı yalan dolan ve abartılı haberlerle tedirgin ediyo bunun sonucunda ne oluyu bizi kendi istedikleri yöne bakmamızı sağlıyolar, bu oluyomu evet oluyo. Bunu yapanların belirli bir görüşü yok faaliyetlerindende belli, cumhuriyet gazetesine atılan bomba, trabzondaki papazın ölümü, hrant dink cinayeti… Ben bu ülkede kimse kimsenin ne eteğinden nede türbanında rahatsız olacağına inanmıyorum. Ayrıca siyasetle hiç ilgisi olmayan kişilerin, ve sırf türkler için, sırf ilim için yararlı faliyetleri olan bir insanın vatan haini diye adlandırılması çok acı.. Fethullah Gülen e bir çok dava açıldı ama hepsinin ne olduğu apaçık ortada. Bu insan hayatını ilime feda etti, dünyada bir çok türk okulları var dünyanın neredeyse her yerinde istiklal marşımız, Atatürkümüz öğrenilip gelecek nesillere aktarılıyo bunun neresi vatan hainliği yada bana örnek verin bu insan ne yaptıkı vatan haini…? Lütfen birilerinin görüşünden gitmeyin olaylara farklı açılardan bakın en ince noktayı bulduğunuz anda anahtarı bulacaksınız kapıyı açtığınızda bütün gerçekeleri göreceksiniz. Ayrıca tv lerde gösterilen provakatörlerede inanmayım, aptal biri çıkıp ‘ben huneyni beğeniyorum..’ demesini herkeze mal etmeyin, yada ‘hacca gidip paranı araplaramı kaptıracaksn..’ diyenleride herkeze mal etmeyelim. Evet mecliste bu ülkeyi refaha ulaştıracak bir insan yok , ama araların en iyisi yine akp, buna emin olun. Yok şeriat geliyo , yok iran olacaz, yok cumhuriyet elden gidiyo, bunların hiç biri halkın kendilerine ait olan gerçek görüşleri değil, birilerinin ona farkettirmeden beynine soktuğu görüşler. Asıl vatan hainleri paralara boğan, onları yaşatan bizleriz biraz araştırırsanız kim olduklarını anlarsınız.

  96. elif said

    3 askerimiz şehit oldu niye abd yi korudu diye ama abd nin 3 gün sonra aramak geldi aklına benm askerlerim onlara bişe olmasın diye öldü ben almam niye onlara yardım edilmedi niye tek türk askeri öldü niye kim anlata bilir bunu bana niye ya niye kapılar kapandı açılmadı niye prosedür gereğiymiş ben anlamam niye tek benm askerime bişe oldu niye ya niye

  97. nurcu said

    hadi ordan fethullah gülen vatan hainiymiş ASIL HAİNLİK MİSKİN MİSKİN OTURUP İNSANLARI KARALAMAKLA OLUR.İNSANLAR KİMİN HAİN KİMİN HAİN OLMADIĞINI YAPTIĞI İCRAATLARDAN ANLAR.TÜRKİYE ADINA YAPTIĞINIZ SOMUT İŞLERDEN BAHSEDİN.BU GİBİ KARALAMALAR AMACINA ULAŞAMAYACAĞI GİBİ KİŞİSEL GAREZİN,ÇEKEMEMEZLİĞİN,HAZMEDEMEMEZLİĞİN İLANI OLABİLİR ANCAK.YOKSA İ[ftiralı]DDALI BİR KONU DİKKATLERİ ÇEKMEK GAYESİMİ TANIŞINIYOR

  98. elif said

    ne zor ya hani kürt türk kardeşti hani onlar birlikte savaşmışlardı nerde onların kardeşliği nerde onların birlikte şwhit olması.Yıllar önce birlikte kurşun sıkanlar şimdi birbirine kurşun sıkıyor önceden beraber ağlar beraber gülerlerdi.Şimdi biri gülüyosa diğeri ağlıyo diğeri ağlıyosa diğeri gülüyo bumu kardeşlik bumu sevgi.Ama ben inanıyorum kürt türk niye kardeş olucak yine birlikte olucak veyatta buna inanmak istiyorum diyelim. Ben atalarım vekiliyim bütün gençler vekildir biz atalarımı çiğnedik hemde saçma bisebepten artık uyanalım ya gelecek nesiler için ki bekere kendimizden vaz geçmesini bilelim bizim atalarımız gibi……

  99. Çarşı said

    Atatürk devrimlerine travma diyen Akp başbakan yardımcısı M. Mir Dengir Fırat Kimdir? O şerefsizin de kim olduğuna değinmekte fayda var sanırım.
    M. Mir. Dengir Fırat Haci Bedir Ağa’nın torunlarındandır. 1943 Kâhta doğumlu.
    Dedesi Haci Bedir Ağa ( 1872–1928) Rişvan aşireti reisidir. Haci Bedir ağa’nın çocukları soyadı kanun çıktıktan sonra değişik soyadları alırlar. Rişvan aşireti Adıyaman, Malatya, Diyarbakır, Urfa, Antep, Haymana, Konya, Cihanbeyli, Antakya, Mersin, Adana, Maraş, Elazığ ve Kırşehir bölgelerine dağılmış bir aşirettir. Bu şerefsizin nasıl milletvekili olduğunu anlamanız için bu bilgiler yeterli sanırım.Adıyaman Kâhta ilçesinde doğan Mir esası yörenin toprak ağalarıdır. Onlarca köye ve binlerce dönümlük araziye sahip olan bu aile bu toprak ve köylerin tapularını da Hamidiye Alaylarında yer alarak Ermeni katliamına bulaşarak gelişebilecek bir Kürt ulusal hareketin önüne de geçmenin karşılığında döneminde Kürtlerin Babası lakabı ile tanınan ikinci Abdülhamit’ten almışlardır.
    Nakşibendi tarikat üyesi olan Haci bedir Ağa Şeyh Sait isyanına destek sundukları için 1926 yılında Mustafa Kemal tarafında bu aşiretin ileri gelenleri Mersin, Amasya, Bolu v.b yerlere sürgüne gönderilir.
    Bu günde Nakşi tarikatının siyasal İslam kanadı olan Fetuhllah Gülen ve AKP ile birlikte bölgede ve Kürdistan’da misyon üslenmiş durumdadırlar. M.Mir. Dengir Fırat, AKP’nin Kürt işbirlikçi oluşumu içinde Adıyaman bölgesinde önemli bir rol üstlenmiştir. KDP ile Türkiye’de ortak şirketler kuran Dengir Fırat bu şirketler üzeri AKP’nin, KDP ile ilişkilerini sağlamakla da görevlendirilmiştir.

  100. Murat said

    Alçakça yalan dolanlarla bir yere varamazsınız, artık yeter,
    Halk artık uyandı,80 yıldır uydurduğunuz yalanlara inanmıyor,
    İnsanımızı bu haince planlarınızla bölemeyeceksiniz,
    Bu sitenin bütün yalanlarını ve saldırılarını şiddetle kınyorum.

  101. cabir ürer said

    ne oldu bozuldunuz mu k a p a t ı l madı

  102. Fidan said

    Bu siteye sesleniyorum: Sizlerin ve zihniyetinizin sonu geldi arkadaşlar. Fethullah Gulen ve onun peşinde koşturanlar bu ülkeye ve islama bu asırda hiç kimsenin yapamadığı hizmeti yapmıştır, yapmaya devam etmektedir ve Allah’ın emri ile çok daha fazlasını yapacaktır. O ümitsizce çamur attığınız, mesnetsiz uydurma iddialarla karaladığınız okullar dünyanın dört bir yanında Türkçe konuşan, Türk kültürü aşığı, geleceğin Türkiye sempatizanı lobilerini yetiştiriyor. Siz ve sizin gibi düşünen bir avuç insan burada birbirinizi pohpohlayıp duruyorsunuz. Güneş balçıkla sıvanmaz.

  103. helin demir said

    ALMAN OKULUNDAN PKK PROPAGANDASI

    Almanya’nın son günlerde PKK’ya yönelik kararlı tavırları özellikle ROJ TV’nin kapatılması ve bir kadını ölüm tehdidiyle kürtaja zorlayan PKK’nın Almanya sorumlusu Hüseyin Çolak kod adlı 47 yaşındaki Hüseyin Acar’ın tutuklanması girişimleri tüm dünya tarafından övgüyle karşılanırken, Köln kentinden gelen bir haber, olumlu gündemi zedeleyici bir etki yarattı.

    Almanya’nın Köln kentindeki Yüksek Öğretim Ticaret Fakültesi’nde “Kültürlerarası Diyaloglar” dersinde bölücü terör örgütü PKK’nın propagandası yapılarak, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nden bazı illerin sözde Kürdistan devletinin sınırları içerisinde gösterildiği bildirildi.

    İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr.Swetlana Franken’in dersinde fakülte öğrencilerinden Chekdar Bavli’nin sunumuyla gerçekleştirilen tanıtımda, sınıfın duvarına Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Kars, Ağrı, Iğdır gibi şehirleri de içine alan sözde Kürdistan devleti haritası ve sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir kaşkolun asıldığı belirtildi.

    PKK’yı Kürdistan’ın siyasi bir partisi, Abdullah Öcalan’ı ise halk ve siyasi parti lideri olarak anlatan sunumda, Kürdistan’ın başkentinin Diyarbakır olarak anlatıldığı, duvara PKK’nın bayrağının yansıtılarak, PKK’nın Kürdistan’ın işçi partisi olduğu vurgulandı. Bölücü başı Öcalan’ın fotoğrafları ile devam eden sunumda, 550 bin kilometrekare olduğu iddia edilen Kürdistan’ın nüfusunun 40 milyon olduğu savunuldu.

    Türk ve Alman öğrencilerin de katıldığı sunumda anlatılanlar Türk öğrenciler tarafından büyük tepkiyle karşılanırken, derste gergin anlar yaşandığı kaydedildi. Her dönem sonunda öğrencilerin ülkelerini tanıttığı ve fakültede seçmeli olarak verilen derste, Almanya’da yasak olmasına rağmen PKK bayrağının gösterilip, terör örgütü başı Öcalan lehine propaganda yapılması ve Türkiye haritasının bölücü zihniyetle sözde Kürdistan devleti lehine parçalanmasının, derse katılan Türk öğrenciler arasında infiale neden olduğu, ders esnasında sunumu yapan Bavli ve Türk öğrenciler arasında sözlü tartışmalar yaşandığı belirtildi.

    Bu arada; PKK’nın siyasi parti olmayıp, terörist bir örgüt olduğu hususunun en iyi şekilde PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan tarafından açıklanması da, bunun en iyi kanıtı olarak görülmektedir. Abdullah Öcalan, ‘1989 tarihli Abdullah Öcalan Seçme Yazılar Cilt IV’ adlı eserde, PKK’yı “Partinin taktiği gerilladır. Şimdi bu siyasi gelişmeleri yönlendiriyor…(Syf 332) Gerilla çekirdeği, parti çekirdeğimizin yoğunlaşmış bir ifadesidir de diyebiliriz. Yine gerilla çekirdeğinin uzun bir süre parti öncü çekirdeklerinden ibaret olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Halen de bu durum önemli oranda böyledir. En sağlam partililer gerillayı geliştirir. Bu durumda, gerilla çekirdeğinin örgütlenmesi, yönetimi çalışma ve savaşım tarzı en fazla üzerinde durmamız gereken bir husustur. (Syf 145-146)…Bilindiği gibi, savaşı kurmaylık yürütür. Bizde savaş kurmayı partidir. (Syf 141)” şeklinde anlatmaktadır.

    Ancak bir uzman, terör örgütünü bu kadar iyi tanımlayabilir. Tanımlayan onun kurucusudur. Örgütün amacını ve kurgusunu hiç kimse ondan daha iyi bilemeyecektir. PKK’nın bir siyasi partiden çok savaş aygıtı, ayrılıkçı bir terör örgütü olduğunu söyleyen kendisidir. Parti üyesinin aslında silahlı bir eylemci, ideolojisinin yerleşik siyasi düzeni zorla devirmeyi amaçlayan Leninist olduğunu söylemesi PKK’yı tanımayanlar için açıklayıcıdır.

    Siyasi partiler, ülkedeki temel eğilimleri ve istemleri siyasi kurumlara yansıtarak toplumsal uzlaşmanın gerçekleşmesini sağlarlar. Söz konusu uzlaşma olmazsa anayasa metinleri olarak kayda geçirilmiş sosyal mukaveleler de gerçekleşmez, toplumsal huzur ve barış da sağlanamaz. Oysa bir toplumun istikrarı ve ilerlemesi huzur ve barış ortamında mümkündür. Siyaset ise, bu ortamı yaratmanın temel aracıdır. Bu durumda; PKK, adındaki ‘parti’ sıfatına uygun bir tavır içine girmeyen, terörizmi bir siyaset yöntemi olarak görmeyi ve kullanmayı benimseyen tutumuyla asla ‘siyasi parti’ olarak tanımlanamayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  104. helin demir said

    HİKMET FİDAN’I ANMA

    PWD’nin Türkiye çalışmalarını yürütmekten sorumlu koordinatörü Hikmet Fidan, 6 Temmuz 2005 tarihinde öğle saatlerinde Diyarbakır’ın Bağlar Semti’nde PKK Cinayet Örgütü’ne mensup iki caninin silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybetmişti. Hikmet Fidan cinayeti üzerine şimdiye kadar bir çok defa yazılar yazıldı, çeşitli internet sitelerinde yorumlar yapıldı.
    Kürt aydınlarının yorumlarının çoğu “Omerta” yani “Suskunluk Yasası”na göre, onların prangayı söküp atamayacaklarını gösteriyordu. Şimdi ise cinayetin üzerinden tam üç yıl geçti ve katiller halen yeni cinayetler peşinde koşmaya devam ederken, basına yeni açıklamalar yansıyor.

    28 Temmuz 2008 günü “Rizgari” adlı internet sitesinde, “Yaşar Karadoğan” imzalı, “3.Yıldönümünde Hikmet Fidan Cinayeti” başlıklı bir yazı yayınlandı. Söz konusu yazıda; “Hikmet Fidan’ın 6 Temmuz 2005 günü Diyarbakır’da PKK tarafından infaz edildiği, cinayetle ilgili olarak şu anda iki tutuklunun bulunduğu, bunların da Fırat Karahan ve Veysi Akgönül oldukları” belirtildi. Hikmet Fidan’ın öldürüldüğü günün sabahı Veysi Akgönül ve Mustafa Kemal Ok’un da Diyarbakır’ın Ofis semtinde saldırıya uğradıklarına işaret edildi. Veysi Akgönül’ün kurduğu “Akgönül Basın Yayın Matbaacılık Şirketi”nin PWD’ye ait olduğu öne sürüldü.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 16 Kasım 2005 tarihli iddianamede Akgönül’ün dövülmesiyle başlayıp Hikmet Fidan’ın katledilmesiyle devam eden süreç;

    “PKK/KADEK terör örgütünün 05-22 Ağustos 2001 tarihinde gerçekleştirilen 6. Ulusal Konferans adı verilen konferansta kararlaştırılan “Sivil itaatsizlik” (Serhildan-Başkaldırı) metodu tüm taktik denemelere ve geliştirilen kampanyalara rağmen başarısız kalmış ve bu yeni strateji, örgüt yönetiminde tartışma konusu haline gelmiştir. Yine Marksist-Leninist örgütlenme modelinin terk edilerek daha gevşek bir yapılanmanın hedeflenmesi ve uygulamada bu yönde adımlar atılması çelişkileri daha da derinleştirmiştir.
    Örgüt üst yönetiminde somutlaşan fikir ayrılıkları sonucu Ferhat kod Osman Öcalan’ın liderliğinde Botan kod Nizamettin Taş, Ebubekir kod Halil Ataç, Serhat kod Hıdır Yalçın, Dursun kod Dursun Ali Küçük, Kani Yılmaz kod Faysal Dunlayıcı, Berxwedan kod Mehmet Eşiyok, Doğan kod Selahattin Gün gibi örgüt mensuplarının oluşturduğu reformcular ile Cuma kod Cemil Bayık’ın liderliğinde Cemal kod Murat Karayılan, Abbas kod Duran Kalkan gibi örgüt mensuplarının oluşturduğu gelenekçiler isimli iki hizip ortaya çıkmıştır.
    Reformcular, silahlı faaliyetleri ön plana çıkartmaya çalışan gelenekçileri örgütün yeni dönem stratejisini sabote etmekle suçlamış, gelenekçiler ise reformcuları, silahlı faaliyetleri tümden engelleyerek legalleşmeyi abartıp son beş yılın başarısızlıklarına neden olmakla suçlamıştır.
    16-26 Mayıs 2004 tarihinde Kuzey Irak’ta bulunan Kandil Dağı’nda gerçekleştirilen ve 2. Olağanüstü Kongre olarak adlandırılan 10.Kongrede alınan örgütün silahlı savunma gücü HPG militanlarının pasif durumdan aktif duruma geçirilmesi ve güvenlik güçlerince örgüt mensuplarına yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonlarda verilen kayıplara misilleme olarak eylem yapılması kararları üzerine reformcular kanadına mensup Osman Öcalan ve Nizamettin Taş liderliğindeki bir grup örgüt üyesi, örgüt kamplarını terk ederek Musul’a gitmişler ve PKK terör örgütünden ayrı olarak ‘Demokratik Barış İnisiyatifi’ adı altında yeni bir yapılanma içine girdiklerini, 09.08.2004 günü ise, PWD adıyla yeni bir hareket başlattıklarını duyurmuşlardır.
    PKK terör örgütü yönetimi, 2005 yılı Mayıs ayında PWD ile diyalog kurma girişiminde bulunmuş ve akabinde Nizamettin Taş ile görüş ayrılığına düşen Osman Öcalan bu hareketten ayrılmıştır.
    PWD yönetimi, Kuzey Irak’ta geçekleştirilen ve maktül Hikmet Fidan’ın da katıldığı toplantılar sonunda; Kürt birliğinin sağlanması, Türkiye içerisinde örgütlenme ve PKK’nın yaptıklarının eleştirilmesi konularında kararlar almış ve Türkiye içerisinde örgütlenme konusunda kapatılan HADEP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş olan Hikmet Fidan görevlendirilmiştir.
    Bu toplantılara katılan Veysi Akgönül ile Mustafa Kemal Ok isimli şahıslara, PWD örgütünü finanse etmek üzere merkez Diyarbakır ilinde bulunan “Akgönül Basın Yayın Matbaacılık Turizm ve İnşaat Limited Şirketi” kurdurulup, şirket merkezi PWD örgüt bürosu olarak kullanılmaya başlanmıştır. PWD örgütünü finanse etmek üzere kurulan şirketin ortağı olan Veysi Akgönül, PWD ile ilişkisini kesmesi ve söz konusu şirkete ait büroyu kapatması konusunda iki örgüt mensubu aracılığı ile dövülmüş ve tehdit edilmiştir. 05.07.2005 günü Hikmet Fidan’ın Diyarbakır iline gelip Veysi Akgönül ile görüşmesi üzerine, Veysi Akgönül’ün bürosuna gelen iki PKK terör örgütü mensubu, Veysi Akgönül’den Hikmet Fidan’ı öldürmesini ya da ertesi gün Bağlar Dört Yol Sağlık Ocağı karşısındaki sokağa getirmesini istemişler, aksi takdirde kendisini öldüreceklerini bildirmişlerdir. Veysi Akgönül, bu tehdit karşısında Hikmet Fidan’ı öldürmeyi kabul etmiş ancak bu işi tek başına yapamayacağını düşünerek Fırat Karahan’a olayı anlatmış ve söz konusu olayı birlikte yapmaya karar vermişlerdir. 06.07.2005 günü saat 10:00 sıralarında, Hikmet Fidan kaldığı Miroğlu Otel’den Fırat Karahan tarafından alınarak Bağlar Sağlık Ocağı yanına götürülmüş, burada kendilerini bekleyen Veysi Akgönül ile buluşmuşlar, bu arada Veysi Akgönül’ü telefon ile arayan Serkan Şitilay isimli şahıs Veysi Akgönül’den beklemesini istemiş, ancak Serkan Şitilay’ın kendisine Hikmet Fidan’ı öldürmesi için silah vereceğini düşünen Veysi Akgönül silahı almaya cesaret edememiştir. Bunun üzerine Serkan Şitilay telefon ile Veysi Akgönül’den Hikmet Fidan’ı sağlık ocağı karşısındaki sokağa getirmesini istemiş, Veysi Akgönül de, Hikmet Fidan’ı Fırat Karahan ile birlikte sözkonusu sokağa götürmüştür. Hikmet Fidan, saat 11:45 sıralarında, Diyarbakır Merkez Bağlar ilçesi Kaynartepe mahallesi 43. sokak Rahat-1 Apartmanı merdiven boşluğunda, Fırat Karahan ve Serkan Şitilay tarafından tabanca ile vurulmak suretiyle öldürülmüştür.’ şeklinde özetlendi.
    Hikmet Fidan’ın öldürülmesinin, üzerinde durulması gereken, tartışmayı gerektiren trajik bir olay olduğu, bunun, yurtsever her bireyin ve aydının görevi olarak algılanması gerektiği, zira Hikmet Fidan ve Kürt halkının önemli diğer evlatlarının, hastalıklı yapının bir sonucu olarak kaybedildiği ve kaybedileceği, bunu aşmak için de, açık sözlülükle ve medenice tartışmayı öğrenmek, kararlılıkla alternatif yaklaşımlar üretmek durumunda olunduğu, tahrip etmek ve bozmanın kolay, yapmanın, inşa etmenin zor olduğu, hele hele bir halkın geleceğini inşa etmenin ise çok daha zor olduğu ve bu görevin herkesi beklediği, anlaşılmaktadır.
    İnsanım diyen vicdan sahibi her Kürt aydınının görüşlerini açıkça ifade etmesi ve örgütün şiddet politikasını reddetmesi en doğal hakkıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  105. mummy said

    bu işleri bırakın ya yüzde 47 gibi bi kesimin kararı bu AKP devleti siz işinize bakın bu sol a ALLAH ım irade versin ne diyeyim ki ama yerinizde sayıyor, ömrünüzü tüketiyorsunuz!!

  106. hudut kartalı said

    Bu sefer kaybettik sanırım,ülkenin heryerini ele geçirdiler.Psikolojik harp yaptılar kazandılar.Zaten amerika denilen adi memleketin becerebildiği en güzel iştir psikolojik ve gayriresmi harp.

    Bu işin teşkilatlandırmasını fetullah,akp,cia ve mossad yapmıştır.

    kapatma davası süreci ile akp’nin riske girdiğini gören bu ekip,ergenekon kodlu operasyon ile ortalığı karıştırarak yönetimi tekrar ele geçirdiler.

    bu saatten sonra demokratik ve siyasal anlamda yapılacak bir şey kalmamıştır.

  107. helin demir said

    PKK MI, EL KAİDE Mİ?

    İstanbul Güngören’de art arda patlayan ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği, 150’den fazla kişinin de yaralandığı bombalı saldırının ardından, olayın faillerinin yakalandığı, 8 şahsın tutuklandığı, tutuklananlar arasında yer alan iki kişinin de olay yerinde görgü tanıklarınca görülen kişiler oldukları bildirildi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay yaptığı açıklamada; delillerin şüpheye mahal bırakmadığını, olaya karışanların ve onlara yataklık yapanların da tutuklandığını söyledi. Atalay, “Bulgularımız kanlı eylemin ardında bölücü örgütün olduğunu gösteriyor” derken, katliamın El Kaide esinlikli bir örgütün İstanbul’daki ABD Konsolosluğu’na yaptığı kanlı saldırının ardından gerçekleşmesi, şüpheleri farklı yönlere çevirdi.

    Alman Haber Alma Teşkilatı (BND), saldırının terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirilmediğini öne sürdü. BND Başkanı Ernst Uhrlau, “Bild” gazetesine verdiği demeçte, “İstanbul’da gerçekleştirilen bombalı saldırının PKK’nın tarzı olmadığını, saldırının teknik açıdan yer ve mekan olarak İslami terörün tarzı olduğunu” söyledi. Uhrlau ayrıca, “Olayın El Kaide terör örgütünce işlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyoruz. Çünkü İslami teröristlerin Türkiye’de faal olduğunu biliyoruz” dedi. Bu açıklamalardan da, Temmuz ayında PKK tarafından kaçırılan Alman dağcıların serbest bırakılmasından sonra Almanya’nın PKK üzerine fazla gitmek istemediği, olayı El Kaide’ye yönlendirdiği yönünde kamuoyunda bir kanaat oluştu.

    Alman Südwest Presse Gazetesinin 4 Ağustos 2008 tarihli sayısında Gerd Höhler imzasıyla yayınlanan bir yazıda ise; Bu saldırının, Alman dağcıların kaçırılması olayında olduğu gibi Kuzey Irak’taki PKK yöneticilerinin örgütü ne derece kontrol altında tutabileceği ve eylemlerini koordine edebileceği sorusunu yeniden gündeme getirdiğine değinildi. Terörizm uzmanlarının, bazı grupların kendi inisiyatifiyle saldırı düzenlediğini, PKK yönetiminin Ocak ayında Diyarbakır’da düzenlenen ve yedi kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırıdan dolayı özür dilediğini, saldırının ardından açıklama yapan PKK’nın, olayın yönetim tarafından onaylanmayan bağımsız bir grup tarafından gerçekleştirdiğini belirttiklerine işaret edildi.

    Bu arada PKK içerisinde aylardır, ihanetler, suçlamalar ve yer altı manevraları ile birlikte Suriye kanadı ile geleneksel kanat arasında kan davasının sürdüğü, önemli bazı yöneticilerin öldüğü hakkındaki haberler de, dikkatleri anlaşılmaz bir tablonun varlığına yöneltti. Kalabalık semtlerde aşırılık yanlısı hücrelerin saklandığı, yüzdükleri sularda müritlerin yakalandığı, PKK’nın kendi adamlarıyla harekete geçmediği zaman 80’li yıllardan itibaren kendi imzalarıyla şehirlere dehşet saçan aşırı sol fraksiyonların üyelerine güvendiği, kendini şiddet kullanımına adamış ve anlaşılmaz siyasi ajandası olan genellikle küçük gruplara ayrılmış fraksiyonların varlığı, tartışmaların diğer bir önemli boyutunu oluşturdu. Aşırı sağcılar ve dincilerle çatışan bir gerçeğe dikkat çekildi.

    Sonuç olarak, terör eyleminin hangi örgüt tarafından yapılırsa yapılsın acılara sebep olduğu, hiç kimse tarafından kabul edilemeyeceği ve herkes tarafından kınanması gerektiği olgusu karşımızda duruyor. Teröre karşı sağ duyulu ama kararlı davranmak, olmazsa olmaz bir koşul olarak kendini gösteriyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  108. ELİF said

    mummy bak sağ sol diye ayırma bu ayırmalar yüzünden bir çok kişi can verdi yeter ya ne sağı ne solu bırakın artık birlik vakti kürtdüyle türküyle sağıyla soluyla biz bunları tartışırken ülke gidiyo büssürü asker ŞEHİT oluyo uyanalım artık VATAN İİÇİN BAYRAK İÇİN UYANALIM

  109. helin demir said

    PKK ÖNCE AKLINI ÇALDI, SONRA DA HAYATINI!

    PKK’nın yıllarca kan ve gözyaşı demeden mahvettiği hayatların arkada bıraktığı acılar bugün hala akıllarda ve hatırlanmaya devam ediyor. PKK’nın vahşeti, acımasızlığı ve insanlıktan uzak tavrı bir kez daha gözler önüne seriliyor.

    İstanbul’da sansasyonel eylem yapma amacıyla görevlendirilen PKK üyesi Serhat Kod Mikail Yazıcı’yı evinde barındırdığı gerekçesiyle, Mayıs 2008 tarihinde tutuklanan Abdullah Ekinci’nin, Tekirdağ cezaevinde kendisini asarak intihar etmesi, PKK’nın yarattığı tirajik sonuçlardan sadece bir tanesi.

    Abdullah Ekinci’nin bir süredir kaldığı cezaevinde PKK’nın baskılarına dayanamayarak bunalıma girdiği, tedavisinin yapılabilmesi amacıyla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine kaldırıldığı söyleniyor. Yıllardır örgüte yardım ve yataklık yapan Abdullah EKİNCİ’nin, örgütün cezaevinde de propagandasını yapması amacıyla talimatlar aldığı, örgüt tarafından kendisine verilen sözlerin yerine getirilmediği, kendisinin kullanıldıktan sonra yırtık bir bez parçası gibi kenara atıldığı, ailesine herhangi bir yardımda bulunulmadığı ve ruhsal sorunlar yaşadığı yakın çevresinde konuşulanlar arasında.

    Bu arada DTP Kağıthane İlçe Başkanı Sadiye Süer BARAN ile de akrabalık bağı bulunan Abdullah Ekinci’nin cenazesini almak için İstanbul’dan Tekirdağ’a DTP’li şahısların gittiği belirtiliyor. DTP’li şahıslar tarafından PKK’lı Abdullah Ekinci’nin aslında intihar etmediği, cezaevinde öldürüldüğü, sonra da intihar süsü verilerek olayın kapatılmak istendiği söyleniyor. Oysa Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi raporları, Abdullah Ekinci’nin ağır bir travma geçirdiğini, intihar gibi olaylara yönelebileceğini, ciddi şekilde tedavi görmesi gerektiğini belgeliyor.

    Abdullah Ekinci’nin hikayesi, PKK’nın yıprattığı hayatlara bir örnek olarak karşımızda duruyor. Terörden çekilen acıların bir daha yaşanmaması için herkesin duyarlı olması, kararlı tavrını sürdürmesi ve anne babaların çocuklarına sahip çıkması gerekiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  110. Erdinç said

    Siz Ergenekon Terör Örgütüne üye bir sitesiniz. Sanırım. Ama sonunuz geldi. Millet Aptal değil artık. bu hikayeler tutmadı. yenilerini yazın bence. Daha inandırıcı olur.

  111. Erdinç said

    Tuncay ÖzPKKan’a Milliyetçi dediniz. Kanaltürk’ü Pkk parasıyla kurulduğu resmen belgelendi. Doğu PERİnçek ‘e ulusalcı dediniz. Pkk nın sağ kolu olduğu ortaya çıktı. Süleyman Demirel dedimiz. Ben resmen masonum dedi. Mesut Yılmaz dediniz. Ben Müslüman değilim ki dedi. ANecelsezer Dediniz Ben Allah bilmem varsa yoksa İsrail dedi ne kadar pekekeli varsa akladı. Sinan Aygün dediniz. PKK parasıyla devleti ele geçirmek için finans desteği yaptığı belgelendi. Deniz Baykal dediniz. Ne kadar yolsuzluk varsa hepsini kabul etti siz bana bişet yapamazsınız dedi. Rahmi koç dediniz. Ergenekonun para babası çıktı. Çevik bir dediniz. Ergenekonun 1 numarası çıktı. Kamer genç dediniz Allah kimdir (haşa) dedi. siz ne diyorsunuz ki ?

  112. NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE said

    BU YAZIYI YAZARKEN GERÇEKTEN ÜLKEMİZİ PARÇALAMAK İSTEYEN BİR ÇOK İNSAN OLDUNU ANLADIM
    ZAMANINDA BU ADAM ATAMIZIN GÖRÜŞLERİNE SAYGISIZLIKTAN TÜRKİYEDE ARANIYORDU YURT DIŞINDA KALDI ETTİ ADAM Bİ GELDİ BASBAKAN OLDU EY TURK GENCLIGI TURK TOLULUĞU BU HERİF SENIN ATANA ILKELERINE LAF SOLEMEKTEN ARANIODU SIMDI SEN ONU BASBAKAN YAPIOSUN KENDINIZE GELIN BIRAZ YA CAHIL TURK HALKINI EN IYI IMAN YOLUYLA IKNA EDEBILCEKLERINI BILIYORLARDI BUNU KOZ OLARAK KULLANDILAR TURBANI BIR ISTEK DEIL BIR SIMGE HALINE GETIRIP ARKASINA SIGINDILAR OY TOPLADILAR

    SİZLERE SOYLUYORUM YA

    ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dersen,doğal olarak etki tepkiyi doğurur ve o da ‘ne mutlu kürtüm diyene’ der. Yahu milletin bütünlüğü ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ifadesi ile sağlanır mı?

    BU CÜMLEYİ KURAN BİR ADAMDAN DEWLET ADAMI OLURMU YA HELEKİ DEVLETIN BAŞ ADAMI YAZIKLAR OLSUN BİZİM CAHİL İNSANLARIMIZA . BU PARTİNİN AMACİ BİZİ TAM BİR KAOSA SOKMAK VE SOKTUDA İNSANLAR ARTIK NE YAPACAKLARINIDA BİLEMİYOR.

    YÜZBİNLERCE ASKERİMİZİN ŞEHİT DÜŞMESİNE SEBEP OLAN O.Ç ADULLAH ÖCALAN A SAYIN DİYE HİTAP EDEBİLİYOR

    TÜRKİYEYE GİRMESİ YASAK OLAN ATAMIZI DÜŞÜNCELERİNİ HİÇE SAYIP KÖTÜLEYEN FETTULLAH GÜLEN İN TAM BİR KÖPEĞİDİR BU ADAM

    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 100. YILIN EN BÜYÜK ADAMI OLARAK SEÇİLMİŞ BU KÖPEKLER BÖYLESİNE BÜYÜK BİR ATAYI VE İLKELERİNİ YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR

    R.T.E TAM BİR MİLİTANDIR AMACI TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ YOK ETMEKTİR BU ADAMIN BASINDAKILER İSLAM BİRLİĞİ VE A.B.D ÇÜNKÜ A.B.D BİZİM NASIL BİR GÜÇ OLDUMUZUN FARKINDA İSLAM BİRLİĞNİNDE UMRUNDA DEĞİL ZATEN NE OLUCAĞIMIZ. DEVLET SATILDIKÇA SATIILDI VE HALA DEVAM EDIYOR ŞİMDİKİ BÜYÜK İHALE İSE BOR MADENLERİNE YÖNELDİ ACABA KİME SATSAK DİYE DÜŞÜNÜYOLAR DÜNYANIN %80 BOR MADENİN TAMAMI TÜRKİYEDE VE BİZİM BAŞKANIMIZ ACABA KİME SATSAK DİYE DÜŞÜNÜYOR BİLİNİYORKİ ARABALAR ARTIK PETROLLE DEĞİL BOR İLA ÇALIŞICAK BUNUN ÜZERİNE ÇALIŞMALAR YAPILIYOR.AMA GEL GELELİMKİ BİZ BU KAYNAĞIDA SATACAĞIZ SAT BE SAT GİTSİN . SEN BU ÜLKEYİ DAHA BÖLEMEDİN AMA SATTIN YAKINDA BÖLÜNMEYEDE GELİCEK EYY TÜRK HALKI SAKIN SANMAYINKI İYİ GÜNLER BİZLERİ BEKLİYOR SANMAYINKI EKMEK 0.40 KR KALACAK SANMAYINKI BENZİN 3.28 KALACAK İŞÇİYE ZAM YOK AMA FATURALARA %30 ZAM VAR BIDE SIMDI OTOMATIK ZAM CIKTI 3 AYDA BİR VE ŞUNUDA SÖYLEMEDEN GEÇEMİYCEM TÜRKYENİN SATILMIŞ OLAN İHALELELRINDEN ŞİRKETLERDEN ÖZELLEŞTİRMEDEN ELDE EDİLEN PARA 9 TRİLYON DOLAR PEKİ GEL GELELİM BU PARANIN NE OLDUĞUNA

    SOKAĞIMDAKİ TAŞLAR AYDA BİR YENİLENİYOR PARKLAR BOZULUP YENİDEN YAPILIYOR ( VE BİR UFAK DEFEK PARKIN YAPIMINDA HARCANAN EN UFAK PARA 2 İLA 3 TRİLYONMUŞ )BUNUDA ÖĞRENİN YANİ DEVLET KAZANDI PARAYI KENDİ ADAMLARINA 1 LİRALIK İŞİ 5 LİRAYA YAPTIRIYOR 4 LIRAYI DEVLETİMİZİN ADAMLARI CEPLERİNE ATIYOR SONRADA NE OLDU BU PARALAR DENDİĞİ ZAMAN PARKLAR YAPILDI TAŞLAR YENİLENDİ FALAN FİLAN BU MASRAFLARI BELGELEYE BİLİYORDA ÇÜNKÜ İHALEYİ KENDİ SATIYOR KENDİSİ ALIYOR.

    OFF OFF EY KEMALİSTLE BİZLERİ ÖNÜMÜZDEKİ 5 YIL COK KÖTÜ BEKLİYOR. UMARIM DARBE OLURDA BU KÖPEKLERİ ATARIZ ÜLKEMİZDEN. LAKİN DARBE İYİ BİŞEYMİ KÖTÜ AMA BİZ KEMALİSTLER OLARAK ATAMIZN BİZLERE BIRAKTIĞI CENNET VATANI KORUMASINI VE GENE YÜKSELTMESİNİ BİLİRİZ .

    VE SON OLARAKTA ERGONOKAN DAVASI TAMAMEN DERİN DEVLETTİR BU DEVLETTEN TAYİBİNDE HABERİ YOKTU FAKAT ACIK VERİLDİ TAYIP BU ORGUTUN ÜSTÜNE DÜŞMESEYDİ ŞU ANDA BELKİ ODA YAŞAMIYOR OLUCAKTI BUNLARIN OLABİLECEĞİNDEN KORKTUĞU İÇİN HERKESİ YAKALATIP TUTUKLATTI. VE EMİN OLUN ÇOĞUNADA YARGISIZ İNFAZ YAPILABİLİR.

    VE UNUTMAYALIMKİ BİZLER DIŞARDAN YÖNETİLEN BİR TOPLULUĞUZ…..

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE…………….

  113. NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE said

    BU VATANDA NE MUTLU TURKUMDEN BASKA BIR LAF SOLENEMEZ

    BENDE GOCMENIM DIYOMUYUM NE MUTLU GOCMENIM DIYE

    KURTLERIN NE MUTLU KURDUM DEMESI ICIN KENDI ULKELERINI KURMASI GEREKIR ATAMIZ ULKEMIZI KURMUS VE VE NE MUTLU TURKUM DEMIS NE MUTLUKI BIZE AMA HAYIN INSANLAR YASADIKLARI KIMLIKLERINDE T.C YAZDIKLARI HALDE SORULDU ZAMAN KURDUZ DIYEBILIYOR BU SACMALIKTIR SEN ONCE TURKSUN SONRA YORENIN USTRUBUNA GOREDE KURTSUN YADA LAZSIN YADA TRAKYALISIN YADA ÇERKESSIN UNUTMAYINKI BU TOPRAKLARDA YASADINIZ MUDDETCE HEPINIZ TURK EWLADISINIZ KIMINIZ HAYIRLI KIMINIZ HAYIRSIZ AMA TURKSUNUZ MADEN TURKLUĞU SEVMIYORSUNUZ DEFOLUN GIDIN BU ULKEDEN MADEN NE MUTLU KURDUM DEMEK ISTIYORSUNUZ SIKTIRIN GIDIN KENDI ULKENIZI KURUN ORDA DIYIN NE MUTLU KURDUZ DIYE

    BENDE BATI TRAKYALIYIM NE YAPMAM LAZIM NE MUTLU BATI TRAKYALIYIMMI DIYIM SACMALIK YA BU ULKE SINIRLARI ICERSINDE HER NE OLURSA OLSUN DIL DIN IRKIN NE OLURSA OLSUN KIMLIGINDE T.C YAZIYORSA SEN NE KADAR KABULLENEMESENDE TURKSUNDUR VE UNUTMAKI T.C HARFLERINI BIR ARAYA GETIRIP ULKE KURMAK ICIN MILYONLARCA SEHIT WERDI BU TOPRAKLAR SIZ SIZ OLUN AKLINIZI BASINIZA ALIN TURKLUGU SEVMEYIP LAF EDENLER SIKTIR SEN GITSIN BU TOPRAKLARDAN YOKSA BIZIM ASKERLERIMIZ KAZIMASINI BILIR ZAMANI GELDI ZAMAN

    NE MUTLUKI PKK O.Ç SONU GELDI
    DAGLARDA TAWSAN GIBI AWLIYO ASKERLERIMIZ O KOPEKLERI VE UNUTMAYINKI KURT DEVLETINI KURMAK ISTEYENLER KIMLER PKK LILAR VE HER KURT PKK MI HAYIR DEĞİL İŞTE BU PKK YUZUNDEN MERT NAMUSLU VATANINI SEVEN ONCE TURKUM SONRA KURDUM DIYEN KARDESLERIMIZE YAZIK OLUYOR

    BENIM SOYUM ATAMIZDAN GELIYOR AYNI SOKAKTA DOGUP YOLLARDA YURUMUS DEDELERIMIZ NE MUTLUKI BANA WE AILEME UNUTMAYALIMKI …….

    TURK KURT TRAKYALI GOCMEN ÇEÇEN ARNAVUT HER HANGİ IRK DAHA VARSA HEPIMIZ KARDEŞİZ

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYEN HERKEZ İÇİN VE BUNU HER KONUSUNDA BELİRTEN ARKADASLARA CANI GÖNÜLDEN SEVGİLERİMİ İLETİYORUM

    BU VATAN BÖLÜNMEZ BÖLÜNEMEZ

    Yorum Yapın

  114. ahmet ertan said

    burada yazanları okuduktan sonra bu işin bitmiş olduğunu anlıyorum, çekip gitmek lazım bu ülkeden….

  115. helin demir said

    PKK KARADENİZDE DE NEFES ALAMIYOR
    Giresun’dan sonra, Gümüşhane’de de terör örgütü PKK tarafından güvenlik güçlerine taciz ateşi açılması, PKK’nın Karadeniz’e açılım yapmak istediği düşüncelerini akla getirirken, ardı ardına yapılan başarılı operasyonlar sonucunda PKK’nın Karadeniz’de de nefes alamadığı görülüyor.
    HPG sorumlusu Fehman Hüseyin’in örgütün var oluş amacını kaybetmesinden hareketle militanlara sürekli talimatlar yağdırdığı, moral ve motivasyonu kaybeden örgüt mensuplarının psikolojik bunalımlar yaşadığı ve dağılmanın her geçen gün boyutlandığı biliniyor. Fehman Hüseyin’in ve diğer üst düzey yöneticilerin bütün çabalarına rağmen Karadeniz’de iklimsel koşullardan dolayı birtakım zorlanmaların militanlar üzerinde adaptasyon bozuklukları yarattığı, bölge halkının da teröre karşı duyarlı ve kararlı olduğu görülürken, son günlerde Giresun’da yakalanan PKK mensuplarının silahlarını ve telsizlerini bile bırakıp kaçmak zorunda kaldıkları, örgüt mensuplarının kendi aralarında yaptıkları telsiz konuşmalarında yiyecek sıkıntısı yaşadıkları kaydediliyor. En son Tokat’ta gerçekleştirilen bir operasyonda da büyük telsizin ele geçirildiği bildirilirken Karadeniz halkının teröre ve teröre pirim veren yaklaşımlardan uzak durması, halkın teröristleri gördükleri yerde ihbar etmesinin, PKK’ya karşı kamuoyu oluşturması açısından etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
    Son aylarda yoğunlaştırılan sınır ötesi operasyonların şokunu, vur-kaç eylemleri ve tuzaklanmış patlayıcılarla atmaya çalışan örgütün, üst düzey “kadro” erozyonu yaşadığı da görülüyor. Ayrıca ele geçirilen patlayıcılar ve yoğun bombardımanlar PKK’nın yaşam alanlarını kaybettiğini bir kez daha kanıtlıyor. Teröristlerin tek tek ele geçirilmesinin, mağara mağara arama yapılarak örgüte aman verilmemesinin PKK’yı her geçen gün daha da yıkıma uğrattığına işaret ediliyor.
    Bu arada yıllarca dağda barınan ve artık örgüt şiddetinden kurtulmak isteyen militanların güvenlik güçlerine sığınmalarında yoğun artışlar yaşanıyor. Örgütte yaşanan çözülmenin, artık apaçık ortada olduğu teslim olanların ifadelerinden belli oluyor.
    Terörü hiç kimse istemiyor. Ne Türkler, ne de Kürtler. PKK’ya ne doğuda, ne Karadeniz’de ne de başka bir yerde yaşam olamayacağı anlaşılıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  116. AHMET _72 said

    siz sadece cümlelleri paragraflardan koparıyorsunuz ve dilediğiniz gibi yorumluyorsunuz. bazı islami örgütlerin yaptığı yanlışlıkları gösterip insanları dinden soğutmaya çalışıyorsunuz. siz bilmiyorsunuz biz sizin taptığınız allaha tapmıyoruz siz dini kendi nefsinize göre yorumluyorsunuz ve dini yanlış yorumluyorsunuz kur’an zaman geçtikçe gençleşir yaşlanmaz siz sürekli buna ters düşüyorsunuz. amacınız din için hizmet vermişleri verenleri yıpratmak. eğer bu günün din adamlarına güvenmiyorsanız gidin mevlanaya bakın islam bütün tağutlara karşı ayakta dimdik duracaktır gidin islamı öğrenein öyle gelin

  117. nurcu said

    az önce sitedeki yazıyı okudum diyorlarki gönderilen yazılarda siz müslümanmısınız diye bir yazı gelmiş duyulan rahatsızlık dile getirilmiş bu yazının altında müslümanlara hakaret edilmiş bu ne perhiz bu ne lahana turşusu siz düşünmeden insanlrın manevi değerlerine hakaret ederseniz onlarda size sizin düşşmanlığınız dine mi yoksa ALLAH’A mı diye sorarlar

  118. M.Bahaddin DOĞAN said

    Sevgili Site Ziyaretcileri;

    Bu Vatan hainleri,ABD ve Sömürgecilerinin gemilerini 20.07.1936 tarihli Boğazlar – MONTRÖ andlaşmasına rağmen sözde kılıfına uydurup KARADENİZ’e çıkarmalarına müsaade ettiler,hep yaptıkları gibi Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının tüm yaptıklarını yok saymak,bu yolla akılları sıra onlardan ve bugün onların izinden gitmek isteyenlerden öyle veya böyle intikam,rövanş almak artık ne derseniz deyin yapılan bundan ibaret,birde insanın aklına başka şeylerde geliyor, zira etrafa bakınca akla gelmemesi imkansız,efendim zamanında Vahdeddin efendi İngiliz gemileri ile kaçmıştı malumunuz,bunlar ise işi garantiye alıyorlar galiba, ülkemizin dört bir yanı ABD ve İşbirlikcileri ile kuşatıldı bir tek KARADENİZ kalmıştı, onu ele geçirince RTE ve taifesine karşı yapılacak Seçimle,Millet ayaklanması ile veya gerçi iyice ortadan kalktı ancak Darbe ile, her hangi şekilde olursa olsun bunları İKTİDAR’dan indirmeye kalkıldığında, ABD ve işbirlikcileri çok çabuk müdahale edebilsinler diye yol verildi gibi geliyor bana, belkide ben çok kötü düşünceliyim.Ancak sizlerde bu konu üzerinde düşünürseniz belki bir sonucada siz varabilirsiniz,buradada paylaşırız daha sonra.

    İyi Günler Dileğiyle;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  119. helin demir said

    ÖRGÜTTEN KAÇAN KAÇANA
    PKK/Kongra-Gel içinde yaşanan görüş ayrılıklarının boyutlandığını ve örgütün büyük bir çözülmeyle karşı karşıya olduğunu gören militanların her türlü tehdide rağmen ayrılmayı tercih ettikleri gözleniyor. Teslim olanların ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, örgüt içerisinde teslim olmak isteyen çok sayıda militanın bulunduğu ve ceza almaktan kaçındıkları ya da örgüt tarafından öldürülmekten korktukları için, bu konuda çekimser davrandıkları biliniyor.
    Öte yandan; Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine teslim olanlara yönelik olarak, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için bundan böyle ‘pişmanlık’ ya da ‘topluma kazandırma’ yasaları gibi yeni bir yasa beklenmesine gerek kalmadan, “etkin pişmanlık” hususlarının uygulanması yönünde karar alındığı ve bu kararın da, teslim olanların sayısında artışa neden olduğu söyleniyor.
    Terör örgütü PKK üyesi ”Partizan” kod adlı Y.C’nin, Şemdinli ilçesinde güvenlik güçlerine teslim olduğu bildiriliyor. Y.C, kendisi ile yapılan mülakatta, 3 yıl önce terör örgütüne katıldığını, örgüte katıldıktan sonra, kendisine anlatılan ortamdan farklı bir ortamla karşılaştığını belirtiyor. ”Alt birimlerdeki bireylere, birbirlerine şüphe ile yaklaşmalarını sağlayacak bir sistem dayatıldığını, buna bağlı olarak, örgütte her bireyin karşısındakini ajan olarak gördüğünü, ailesi ile 3 yıldır görüşme imkanı bulamadığını” anlatan Y.C, “Örgütte aşırı şiddet ve baskıdan dolayı kendisi gibi birçok teröristin kaçmak istediğini, ancak örgütün buna fırsat vermemek için insanlık dışı uygulamalara başvurduğunu” kaydediyor. “Örgütün, araziyi mayın ve el yapımı patlayıcılar ile kirlettiğini, önemli bir eylem gerçekleştirmekten uzak olduğunu” aktaran Y.C, ”Yalan açıklamalarla çok başarılı olunduğunun gösterilmeye çalışıldığı ve bu yalanlara artık kimsenin inanmadığı, bütün bu nedenlerden dolayı teslim olmanın tek kurtuluş yolu olarak görülebileceği” değerlendirmesinde bulunuyor.

    Bu arada Şırnak’ın Silopi ilçesinde de terör örgütü PKK’dan kaçan 4 teröristin teslim olduğu kaydediliyor. PKK’dan kaçan teröristler C.A., A.S., M.B. ve T.A., Habur Sınır Kapısı’nda güvenlik güçlerine teslim olurken, ilk ifadelerinde teslim olmak isteyen çok sayıda terör örgütü PKK mensubunun bulunduğunu belirttikleri vurgulanıyor.

    PKK yanlısı “Urumiye.com” adlı internet adresinde 16 Ağustos 2008 tarihinde yayınlanan Kürtçe-Farsça bir haberde ise Şehmus Karataş, Fuat Yılmaz, İzettin Turan ve Halil Doğan isimli 4 PKK’lının Türkiye’ye teslim edildiğine dikkat çekiliyor. Sözkonusu şahısların çalışmak maksadıyla yasa dışı olarak pasaportsuz İran’a giriş yaptıkları, Urumiye’de İran polisince PJAK üyesi olmak suçundan tutuklandıklarına işaret ediliyor.
    PKK’nın şiddet uygulamaları ve örgüt içindeki antidemokratik uygulamalar, çalkantılar devam ettiği sürece, örgütün gelecek günlerde daha da fazla karışacağı, ayrılanların sayısında her geçen gün artış olacağı görülüyor. PKK, kendi kazdığı kuyuya kendisi düşerken, mensuplarının da bu çıkmazdan kendilerini ayrıştıramayacakları, girdaba sürüklenecekleri değerlendiriliyor. PKK’nın en büyük kötülüğü yine kendi üyelerine yaptığını anlayanlar örgütten kaçışı sürdürüyor. Örgütten kaçanlar barış ve huzur dolu bir geleceğe doğru adım atarken, PKK da, sona doğru ilerliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  120. merve said

    heyyy gençler MUSTAFA KEMAL ATATÜRK UN yazdiği BURSA NUTKUNU hiç okudunuz mu gençleri cesaretlendırmek ve yenılıklerın sahıbinin gençlerinin olduğunu yek yolun devrim olduğunu anlatıyor ama sımdıkı gençler atasının ne doğum nede ölüm yıl donumunu bılıyor sımdıkı gençler uç beş parça çapulcunun elınde kımı içki kımı uyuşturucu tuzağında heyyyy gençlık ATAN SESLENIYOR UYAN VE DİRİL diye ATATÜRK TÜRK GENCİ İNKILAPLARIN VE REJIMIN SAHIBI VE BEKÇİSİDİR DİYOR AMA ŞİMDİKİ GENÇLER BAR KAPILARININ BEKÇİSİ heeyyyy gençlik uyuma atana ata toprağına sahıp çık bayrağa sahıp çık ılkelerıne devrimlerine vatan anana sahıp çık uyan gençlık uyan TÜRK UYAN VE DIRIL SIMDI SENIN BUTUN OLMA ZAMANIDIR NE MTLU TÜRKÜM DİYENE

  121. merve said

    PKK VE KÜRT TÜRK KAVGASIDIR GİDİYOR BİRİ DİYOR YILLARDIR BIR SEY YOKTU KARDES KARDES YASIYORDUK BIRI HAYALI BIR ULKE KURMA UMUDUYLA BU ÜLKE BIZIM DİYOR BUNU DIYEN KIŞİLER TÜRKIYEDEN BASKA GIDECEK BIR YERI OLMAYANLAR O YUZDEN KENDILERINE YER ARIYORLAR AMA UNUTMASINLAR ONLARA TÜRKIYEDEN BAŞKA ADAM GIBI BIR ULKE SAHIP ÇIKMAZ

  122. merve said

    HADI GENÇLIK UYAAAAAAAAAAAAAANNNNNNNNN VATAN TOPRAĞIN ELINDEN GITMEDEN UYAAAAAAAAAAAAANNNNNNNNNNNNNN DEVRİMLERİNE SAHIP ÇIK VE UNUTMA TEK YOLLLLLLLLL DEVRRRRRRRRİİİİİİİİİİİİİİMMMMMMMMMM

  123. kingggcobra said

    selamunaleyküm kardeşim kusura bakma msn adresim yabancı hareketinizi destekliyorum askerim bursadan yazıyorum,
    birebir görüşebiliriz vatan bizim onların değil herkes işine baksın
    istemeyen yol alsın gitsin
    kürtler kürtistana, çarşaf giyecekler iran a gitsin, atatürkkü sevenler ilke ve inklaplarına sahip çıkanlar türkiyemde yaşasın
    ismet beyin kulağı sağırdı atamın dedğini duymamazlıktan geldi, ibne başımıza bu belyı o sardı, ya seveceksik yada gideceksin, şerefsizliğin luzumu yok kardeşim

  124. adnanince said

    öncelikle böyle bir site hazırladığınız için herbirinizi tebrik ediyorum, ayrıca emeği geçen herkeze teşekkürler.; bazı at gözlüklü ve mercimek beyinli veyahut delalet içindeki zavallılar veyahut düpedüz ihanet içindeki düşüncelerini öz savunmayla bastıran,partizan şahıslara;behey cahiller,behey hainler,burada,bu sitede bir başka parti propogandası yapılıyorda benimmi haberim yok;gördüğüm kadarı ile belli bir partinin yayın organı değil,bu siteyi yazdığı doğrular nedeniyle eleştireceğine vatan hainliği yapan başka bir parti varsa ( chp,mhp,dsp veya başka biri) sende onları yaz bu platform vatansever olan herkeze açık,siz siz olun partizanlık yapmayın,vatanhaini değilseniz! hem tüm yazıları okudunuzmuki akp savunuculuğuna soyunuyorsunuz;forumda vatanhainleri listesinde erdoğanın söylediği söz eklenmiş forum uydurmamış medyada boyboy çıkmıştı hala körükörüne neyini savunuyonuz,belliki üstünüze alındığınız ihtimali geliyor aklıma,o halde ihanet konusunda bir haltınız varsa sizide ekliyelim. KAHROLSUN AB-ABD VE SİYON EMPERYALİZMİ! YAŞASIN KUVVA-İ MİLLİYE RUHU-ÖLÜMÜNE VATAN: MEVZUBAHİS OLAN VATANSA GERİSİ TEFERUATTIR! ARTIK SAĞ – SOL YOK –VATANSEVER VE VATANHAİNİ VAR! YERİNİZİ AYIRTIN!

  125. adnanince said

    bugün sabah yazdığım yazı nden onaylanmadığını öğrenebilirmiyim,biri bilgilendirirse sevinirim

  126. adnanince said

    pardon yeni çıktı ; 124 ve 125 nolu mesajları silebilirmisiniz

  127. adnanince said

    Sevgili M.Bahaddin DOĞAN;Emperyalistlerin karadenize sokulma tahminin olası ihtimal,paranoyakça gelicek ancak benim aklıma daha korkuç bir plan aklıma geliyor,SEVR evet yanlış duymadınız sevri hayata geçirmek için gibi geliyor,bu paralelde türkiyeye müdahale içinmi geldiler,acabamı? gürcüstan bahane sanki ve bundanda birilerinin haberi var gibi ( abd’deki zatı muhterem gibi)daha niceleri; du bakalım ne olcek hep birlikte görücez………..KAHROLSUN AB-ABD VE SİYON EMPERYALİZMİ! YAŞASIN KUVVA-İ MİLLİYE RUHU-ÖLÜMÜNE VATAN: MEVZUBAHİS OLAN VATANSA GERİSİ TEFERUATTIR! ARTIK SAĞ – SOL YOK –VATANSEVER VE VATANHAİNİ VAR! VATANSEVERLER SAFLARINIZI SIKLAŞTIRIN!

  128. helin demir said

    • TERÖRDEN HUZURA GİDEN YOL

    • Terör örgütü PKK’nın çökertilmesi amacıyla kara ve havadan operasyonlar devam ederken, bir yandan da teröristlerin dağdan indirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Teröristlerin ikna edilmesi için kimi zaman aileler devreye sokuluyor, kimi zaman da havadan atılan broşürlerle ‘etkin pişmanlık’ konusunda bilgilendirme yapılıyor.

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın “Etkin Pişmanlık” başlıklı 221. maddesinden şimdiye kadar güvenlik güçlerine teslim olan teröristlerden 320’sinin faydalandığı kaydediliyor. 2008 yılında ise şimdiye kadar, “Etkin Pişmanlık”tan 35 terörist yararlanırken, kanun sayesinde teröristlerin yeni bir hayata ilk adımı attıkları görülüyor.

    • Aileler, terör örgütünün pençesindeki çocuklarını eve dönmeleri için ikna etmeye çalışıyor. Doğu ve Güneydoğu’da valilikler bünyesinde kurulan komisyonlar, çocukları dağda olan ailelerle görüşüyor.
    ‘Etkin pişmanlık’ hükümleri kapsamında aileleri aracı kılan yetkililer, teröristlerin örgütten ayrılmalarını sağlıyor. Kimi aileler çocuklarıyla telefon yoluyla kimileri de örgüt kamplarına giderek irtibat kuruyor. Tek bir amaç var, o da teröre son vermek.

    Operasyonlarla birlikte son aylarda örgütten kaçışların artması üzerine terör örgütü de, teröristleri aileleriyle görüştürmemeye dönük önlemler geliştiriyor. Çünkü aileleriyle görüşen teröristlerin duygusallaşıp örgütten kaçmaya çalıştıkları vurgulanıyor.

    • Terör örgütünün Kuzey Irak’ta bulunan Kandil başta olmak üzere Zap, Hakurk, Hınera, Haftanin, Avaşin, Keleraş ve Metina kamplarından kaçan teröristler güvenlik güçlerine sığınıyor. Haklarında terör örgütü üyesi olmak suçundan hapis istemiyle dava açılan örgüt üyeleri, “Herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin terör örgütünden gönüllü ayrıldıkları” gerekçesiyle serbest kalıyor. Son olarak terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan ikisi kardeş 6 teröristin, “Etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kaldıkları belirtiliyor.
    • Ortadoğu gazetesinin haberine göre, 2007 yılında 109, 2008’de ise 95 teröristin teslim olduğu, 2005’den şimdiye kadar teslim olan teröristlerin 320’sinin “Etkin Pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak ailelerine kavuştukları, 2008’de ise, güvenlik güçlerine teslim olan 35 teröristin, “Etkin Pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak evlerine döndükleri bildiriliyor.
    • Terörle mücadelenin önemli ilkeleri, halkın desteğini almak, bu desteğin alınabilmesi için güvenilir olmak, güvenilir olabilmek için gerçek teröristlere ulaşmak şeklinde açıklanabiliyor. Çünkü terörle mücadele sürecine, toplumun tüm kazanımları ve dolayısıyla da sadece yönetici elit değil, aynı zamanda tüm halkın dahil olduğu biliniyor. Sözün özü, terörle mücadelenin bir akıl ve erdem işi olup, bu mücadelede toplumdaki her bireyin hiç kuşkusuz rolü ve sorumluluğunun bulunduğu görülüyor.
    • Helin Demir
    helindem@mynet.com

  129. helin demir said

    PKK’DAN ROJ TV İTİRAFI

    Avrupa Birliği tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK/Kongra-Gel’in propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin Danimarka’dan yayınlarını sürdürmesine kamuoyunun tepkisi sürerken, ROJ TV ekranlarından bölücü ve ayrılıkçı yayınlar ile PKK övülerek, yalan haberlerle, Kürtler kışkırtılmaya devam ediliyor.

    Hapisteki terör örgütü lideri Abdullah Öcalan, Danimarka’dan yayın yapan ROJ TV’yi kullanarak Avrupa’daki örgüt üyelerine mesajlar yolluyor. Öte yandan Türkiye’nin kapatılması için girişimlerini sürdürdüğü ROJ TV, yayınlarında Türkiye’yi bölünmüş gibi göstermeyi sürdürüyor. Kanal hava durumunu verirken halâ Diyarbakır, Ağrı gibi illeri iç merkez, Ankara ve İstanbul’u ise Londra ve Paris gibi dış merkezler arasında gösteriyor. Vücudu saran kangren nasıl dış etkenlerden kaynaklanan mikroplarla besleniyorsa, PKK/Kongra-Gel de, Kürtlerin etrafını saran bir kangren olarak nitelendirilebilecek ROJ TV’den yapılan yayınlarla beslenmeye devam ediyor. Duran Kalkan’dan Murat Karayılan’a kadar PKK/Kongra-Gel’in tüm lider kadrosunun neredeyse hergün canlı yayına çıkması, Öcalan’ın mesajlarının yorumlandığı açık oturumlar ve tartışma programları düzenlenmesi, hemen her gün yayınlanan serhildan çağrıları, PKK tarafından hedef gösterilen ve öldürülmeleri için sürekli talimatlar verilen sivillere yönelik duyurular, ROJ TV’nin, örgüte hizmet ettiğini gösteren kanıtlardan sadece bazıları…

    Son günlerde örgütten kaçışların artmasıyla birlikte, ROJ TV’nin PKK’nın yayın organı olduğu hususu, terör örgütü mensuplarının ağzından bir kez daha belgelendi. Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, güvenlik güçlerine teslim olan terör örgütü PKK üyesi A.D, Roj TV yayınlarında bazı sloganlarla kırsal alandaki teröristlere şifreli mesajlar gönderdiklerini, talimatla uydurma haberler yaptıklarını söyledi. A.D’nin, kendisi ile yapılan mülakatta, 1998 yılının Ekim ayında, Yüksekova kırsalından terör örgütü üyeleri tarafından kaçırılması sonucu örgüte katıldığını söylediği, örgüte katıldıktan sonra örgüt içerisinde yapılan bütün faaliyetlerin dış güçlerin desteği ile gerçekleştiğini gördüğünü, örgütün yaptığı faaliyetlerin yanlış olduğunu, örgüt mensuplarına da bölgedeki vatandaşlara da yarar sağlamadığını bildirdiği kaydedildi.

    Terör örgütünün yayın organı Roj TV’de çalışırken örgütün üst düzey yöneticilerinin talimatı doğrultusunda haber yaptığını, bu haberlerin büyük çoğunluğunun uydurma haber olduğunu, doğrulukla ilgisinin bulunmadığını belirten A.D, az sayıdaki doğru haberlerin ise abartıldığını ve çarpıtıldığını vurguladı. Bu şekilde örgüt ve halk üzerinde propaganda yapıldığını anlatan A.D,
    ”yayın içerisinde bazı sloganları kullanarak kırsaldaki örgüt mensuplarına şifreli mesajlar verdiklerini” belirtti. Gerek örgüt mensuplarınca, gerekse sözde üst düzey yetkililerce bu işin sonunun olmadığının anlaşılmaya başlandığını aktaran A.D, bu konunun örgüt mensupları arasında da konuşulduğuna dikkat çekti.

    Gençliğinin en güzel yıllarını örgüt içerisinde boşa harcadığını anlatan A.D, ancak örgütten kaçıp kurtulma cesaretini bulamadığını, terör gerçeğinin ne olduğunu anladığını, bu gerçeğin ölüm, ıstırap, uyuşturucu kaçakçılığı, halkın parasının ve yaşantısının zorla gasp edilmesi olduğunu anladığını ifade etti.

    Türkiye, terörle mücadelede üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmeye devam etmekte, her türlü sorunun karşılıklı diyalog, işbirliği ve açıklık politikası ile çözümlenebileceğine inanmakta ve AB ülkelerinin de, terör örgütleri listesine aldıkları PKK/Kongra-Gel’e hizmet eden ROJ TV’nin kapatılması için olumlu adım atmalarını beklemektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  130. ELİF said

    biz ne bozulcfaz siz bozulun

  131. ELİF said

    ADNAN İNCE ÇOK GÜZEL YAZMIŞSINIZ ELİNİZE SAĞLIK

  132. ELİF said

    merve yine çok güzel yazmışsın arkadasım ya kimin dostu be yürü kanka çok doğru yazdın

  133. DELİKANLI said

    türkün ekmeğini kim yemiş! türk orta asyada aç iken, gelip burda rumun kürdün ermeninin ekmeğini toprağını elinden alıp yemiş nankör olmayın!birgün gelir bu nankörlüğünüz yüzünden ekmekte bulamazsınız!!!15 bin senedir kürt rum ermeni bu tapraklarda yaşıyor allah sizi ıslah etsin

  134. the_someone Diyor ki said

    elif merve canlarım benim helal olsun size salaklar…

  135. helin demir said

    ŞEMDİN SAKIK’TAN SON AÇIKLAMALAR

    Başta Kürtler olmak üzere uluslararası kamuoyunu karşısında bularak, her geçen gün güç kaybeden ve yok olma sürecine giren PKK/Kongra-Gel’de, “iktidar” ve “rant” kavgalarının yanı sıra, aşk ve seks skandallarının da örgütün bölünmesinde etkili olduğu ortaya çıkıyor. Bu konuda eski örgüt mensuplarının yaptığı çarpıcı açıklamalar gündeme yansımaya devam ediyor.

    Rizgari web sitesinde (8 Eylül 2008) Ömer Kaçar imzasıyla yayınlanan bir yazıda; 13 Nisan 1998 tarihinde “Yarasa Operasyonu” ile Kuzey Irak’ta yakalanıp Türkiye’ye getirilen “Parmaksız Zeki” kod adlı Şemdin Sakık’ın bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nden yaptığı açıklamalarla terör örgütü PKK hakkında önemli bilgiler verdiğine dikkat çekiliyor. Yazıda; Şemdin Sakık’ın yazdığı ve Aksiyon Dergisi tarafından da gündeme taşınan “İmralı’da Bir Tiran” isimli kitapta; Terör örgütü içindeki idamlar, derin komplolar, Öcalan’ın talimatıyla verilen ölüm emirleri, Öcalan’ın yaşantısı ve hastalık derecesine varan komplekslerine yer verildiği belirtiliyor.

    Şemdin Sakık’a göre, Urfa’da bulunan Mehmet Öcalan başta olmak üzere ailenin bütün fertlerine örgüt kasasından yıllardır para aktarılıyor. Bir zamanlar askeri okula gidip paşa olmak isteyen Abdullah Öcalan’ın, sonradan tahsiline devam eden gençleri suçlayarak okumanın işbirlikçilik olduğunu savunduğu, okulların yakılması, öğretmenlerin katledilmesi için emirler verdiği anlatılıyor. Mardin, Şırnak ve Sivas yöresi başta olmak üzere ülkenin bir çok yerinde yaşanan köy baskınlarının ve katliam düzeyine varan eylemlerin hepsinin Abdullah Öcalan’ın talimatıyla gerçekleştiğini anlatan Sakık, 33 erin şehit edilmesi olayının talimatının da bizzat Öcalan tarafından verildiğini açıklıyor.

    PKK’da başlayan seri cinayetler ve komploların sonu gelmeyen bir çıkmaz olduğunu değerlendiren Sakık, PKK’nın kurucularından Haki Karer’in, sıradan bir kahvede çok basit bir biçimde vurulduğunu belirterek, bu olayın ardından Karer’in koruması olarak yanında bulunan kişinin de örgüt tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Yine PKK’nın kurucu kadrosunda yer alan Mehmet Karasungur ve daha alt düzeyde görev yapan İbrahim Bilgin’in de beklenmedik bir şekilde vurulmasının cinayetlere örnek teşkil ettiğini vurguluyor.

    Abdullah Öcalan’ın ölen ve öldürülen herkes üzerinden pirim sağlamayı bildiği anlatılan kitapta; Mahsum Korkmaz’ın da Öcalan’ın görevlendirdiği Feyzi Aslan tarafından bir çatışma esnasında vurulduğu belirtiliyor. Feyzi Aslan’ın cinayetten sonra İran’a, oradan da Rusya’ya gönderildiğine, daha sonra Mahsum Korkmaz isminin bayraklaştırılarak Kandil’de bir akademiye verildiğine işaret ediliyor.

    PKK’nın kurucularından Abdullah Ekinci’nin öldürülmesinin de oldukça ilginç olduğu, intihar ettiğinin ileri sürüldüğü, oysa cesedinin Beka Vadisi’ndeki kayalıkların altında gömülü olduğu, Müslüm Durgun’un ise Nisan 1994’de Şam’da bulunduğu sırada intihar ettiğinin söylendiği aktarılıyor.

    Şemdin Sakık, son kitabında Abdullah Öcalan’ın kadın militanları nasıl istismar ettiğini örnekler vererek anlatıyor. Öcalan’ın Suriye’de bulunan “yoğunlaşma” adı verilen evlere istediği kadın militanları aldığını, cinsel tacizlere ve köleleştirme yaklaşımlarına boyun eğmeyen kızları ajan suçlamalarıyla karaladığını, düzmece ifadeler imzalatarak haklarında ölüm cezalarını onayladıktan sonra döverek, boğarak ya da kurşuna dizerek öldürttüğünü açıklıyor. Kitapta, yoğunlaşma evlerinde Öcalan’ın cinsel ilişkiye girip sonradan ajan diye öldürdüğü kızların isimleri de yer alıyor. Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ın karısını nasıl alıkoyduğu ve Selim Çürükkaya’nın eşine nasıl tecavüz ettiğinin aktarıldığı bölüm ise gerçekten dehşet verici olarak nitelendiriliyor.

    PKK/Kongra-Gel içerisinde insanların kolayca nasıl harcandıkları, Abdullah Öcalan’ın sevgi kavramını suç sayan anlayışı yüzünden kadın militanların nasıl kullanıldığı ve çarpık ilişkilerin ne şekilde ortaya çıktığı, PKK’nın kadınları erkeklere ulaşmak için bir sıçrama tahtası yaptığı vb konulara açıklık getiren açıklamaların, örgütün karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne serdiği görülüyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  136. DUETBİZ said

    Bu resmin neyini yorumlayayım ki,Basın mensupları her türlü insanla Ropörtaj yapar, bunda bir beis yoktur,ancak böyle şerefsizce can dostu,asker arkadaşı vb gibi orurup yemek yemez,şerefsiz adam yesen bile, böyle resim çektirip milletin sinirlerini oynatma bari,yani arkadaşlar bunlar televizyonlarda para karşılığı, o günkü duruma göre ahkam kesen şerefsizlerdir,bunları iyi tahlil edemeyenler, o masaya vura vura konuşmalarından dolayı adam zannediyor,bakın Osman Öcalan denen şerefsiz, hükümetin ve GENELKURMAYIN son zamanlarındaki yaklaşımından cesaret aldığından, TÜRKİYE’ye dönmeyi ciddi ciddi düşünüyormuş,tabi düşünür şerefsiz abisi hapisten çıkmayı düşünüyor o geri gelmiş çokmu,bakalım yeni GENELKURMAY Başkanı şimdilik iyi işler yapacak gibi duruyor bizi yanılmatmaz herhalde.
    Hepinize iyi hafta sonları.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  137. duetbiz said

    Sevgili site kurucuları;

    Bakın, uzun zamandır Fatih ALTAYLI’nın sitesinde yorumlar yapıyordum,ancak geçen hafta RTE’nin, Aydın DOĞAN’a açtığı savaş karşısında yaptığım yorumlar vede Altaylının karşı yorumları sonucunda, o sitede yorumlarım yayınlanmaz oldu,arada sırada tektük yazılarımı yayınladılar,yani şunu demek istiyorum,kendilerini Özgürlükçü ve Demokrat görenler, herkesi istedikleri gibi eleştiriyorlar, siz karşı savda bulunduğunuzda, tahammül dahi edemiyorlar.Neyse bende artık sadece bu sitede yazma kararı aldım, müsade olursa ve engellenmezsem,beni daha önceki yorumlarımdan tanıyanlar biliyor,yaşım bir hayli ilerlemiş, ( 60 )anlayacağınız tam bir CUMHURİYET çocuğuyum,aman yanlış anlamayın sizlere lafım yok, biz öyle yetiştirildik,diyeceksinizki senin yaşında bir sürü insan var ve onlar ne ATATÜRK’ü ne CUMHURİYETİ ve nede DEVRİMLERİNİ tanımıyorlar,sevmiyorlar,önemli değil onların ana babasının kusuru, iyi anlatamamışlar ATATÜRK’ü -KURTULUŞ’u – CUMHURİYETİ – DEVRİMLERİ,o zaman ne yapacağız bizler anlatmaya çalışacağız, yine anlamayacaklar yılmak yok, zira onların kafalarını elinde değnek ile, KURAN kursu veren imamlar karıştırıyor,baksanıza adam bu saydığım ATATÜRK,KURTULUŞ,CUMHURİYET ve DEVRİMLER neticesinde bu memlekete BAŞBAKAN olduğunun bile farkında değil.Hadi şimdilik eyvallah,görüşmek üzere.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  138. DUETBİZ said

    Sevgili Blog yönticileri;

    Artık siteyi güncelliyelim diyorum,yani yukarıya bir tarih ve güncel olayları yazarsak ona göre yorumlar yapabiliriz,ne dersiniz,mesela DENİZ FENERİ,nasılda aydınlatmış değilmi paraları zira adamlar 100 mumluk ampulle göremiyorlardı,eeeeee ne lazımdı büyükçe bir ışık,oda nerede bulunur DENİZ FENERİN’de,yahu arkadaşlar bunlar müthiş kurnaz herifler,akılları sadece vede sadece düzenbazlığa eriyor,aynı zamanda yalancılıkta öncülüğü kimseye bırakmıyorlar,hani deniyorki ancak onlar gibi olursak alt ederiz,yok efendim bizler kesinlikle onlar gibi olamayız adamlar bu işi İHL’de ders olarak almışlar bu yüzden çok zorlanacağız bu insanlara ilim,bilim,alim hava gazı,ULEMA olmak lazım bunlarla baş etmek için.

    Sağlıklı,mutlu yarınlara.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  139. DUETBİZ said

    Sayın Helin DEMİR;

    PKK konusunda müthiş yorumlarınızı zevkle okuyorum,bu konuda yazmıyorum zira siz bu işin uzmanısınız,kolay gelsin yeni yorumlarınızı bekliyorum,bende RTE ve yandaşlaı konularında yorumlar yapıyorum.

    Başarılı yazılarınızın devamını okumak dileğiyle;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  140. helin demir said

    DEVLET VE KÜRTLER

    Kürt sorunu üzerine şimdiye kadar, çok konuşuldu, çok yazıldı ve çok araştırıldı. Bundan yıllar önce de soruna çözüm arıyorduk bugün de arıyoruz. Çeşitli basın organlarında ve devlet adamlarının, akademisyenlerin yazdığı kitaplarda da konu ile ilgili detaylı açıklamalar yer alıyor. Doğan Yayınları’ndan çıkan ve Prof. Dr. Metin Heper tarafından kaleme alınan “Devlet ve Kürtler” isimli kitap, konu ile ilgili örneklerden bir tanesi olarak karşımızda duruyor.

    Ne zaman devlet ile Kürtler arasındaki bir anlaşmazlık sona ermiş gibi görünse, devletin pek çok insanın yaşamını yitirdiği ciddi bir çatışma döneminden yeni çıkılmış gibi davranmadığını vurgulayan Prof. Heper, böyle dönemlerde herhangi bir devletin diğer vatandaşlarından farklı görmediği bir grup vatandaşına yapacağı gibi Kürt vatandaşlarına karşı da çoğu zaman oldukça bağışlayıcı bir tutum takındığını belirtiyor.

    Türkiye’de devletin Kürtleri bütünüyle hiçe sayan bir politika benimseme eğilimi göstermiş olduğu görüşünün doğru olmadığı değerlendirmesini yapan Heper, Atatürk ve arkadaşlarının, ülkenin yalnızca Türklerden oluştuğunu görmek istediği varsayımının, Kürt konusunu inceleyen bazı bilim insanlarının Cumhuriyetin kurucularına böyle bir ülke oluşturma niyeti yüklemelerine yol açtığını aktarıyor. 1925-1938 ve 1984-1999 çatışma dönemlerinden önce, bu dönemler sırasında ve daha sonra devletin Kürtlerin zorla asimile edilmesi yoluna gitmediği açıklamasını yapan Heper, çünkü devletin kurucularının yüzyıllardır Türkiye’deki Türklerin ve Kürtlerin özellikle Kürtlerin gönüllü hatta farkında olmadan bir entegrasyon sürecinden geçtiklerini, yani karşılıklı bir kültürel etkileşimin meydana geldiğini, bu durumun sonucu olarak Türkler ve Kürtler arasında çok belirgin kültürel farklılığın kalmadığını düşündüklerini kaydediyor.

    1990’lı yılların başından itibaren devletin Kürt kimliğini bilinçli olarak göz ardı etme politikasından vazgeçtiğini ve önce Kürt sorununun serbestçe söylenmeye, daha sonra da Kürtlere kültürel haklar verilmeye başlandığını anlatan Prof. Dr. Metin Heper, Osmanlı Devleti’nin bütün inançlara ve etnik gruplara zamanın koşulları çerçevesinde mümkün olduğunca eşit davranan kozmopolit bir devlet olduğuna, zapt ettiği ülkelerin kültürlerini dönüştürmeye çalışmadığına, gayrimüslimlerin Osmanlı yönetimi altında yalnızca dini yönden özgür olmakla kalmayıp, aynı zamanda serbestçe ticaret ve tarımla uğraşabildiklerine dikkat çekiyor.

    II.Abdülhamid döneminde ve daha sonrasında da Osmanlı İmparatorluğu’nun Kürtleri daha fazla boyunduruk altına almak, böylece zorla asimile etmeye hazır hale getirmek gibi bir politika izlemediğine, aksine Kürt topluluğu içinde cehaleti ortadan kaldırmak ve onları İmparatorluğun diğer unsurlarıyla eşit statüye sahip bir unsuru haline getirmek amacıyla göçerleri yerleştirme ve çağdaşlaştırma politikası benimsediğine işaret eden yazar, Ziya Gökalp’in, Kürtlerin Türklerle ortak bir dine inandıklarını, geçmişte Türklerle aynı başarılara imza attıklarını, aynı başarısızlıklara uğradıklarını ve Türklerin dış tehditlerle karşılaştıkları zaman onların yanında yer aldıkları hususunda tespitlerde bulunuyor.

    Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nde de isyanlar ve ayrılıkçı hareketler sırasında bile Türkler ile Kürtlerin uyum içinde birlikte yaşadığını, Lozan Barış Konferansı sırasında da bazı Kürt ileri gelenlerinin Türklerle birlikte yaşamaktan memnun olduklarını beyan ederek Türkiye’ye açıkça arka çıktıklarını, ortak bir dilde beceri kazanmanın yanı sıra Kürtlerin Güneydoğu dışındaki kentlere yoğun göçü ve böylece çok sayıda Türkle temasa geçmesinin Kürtlerin Türklerle entegre olmasına yol açtığını, iki halkın fiziksel görünümlerinin ve dinlerini yaşamalarının arasında pek fark olmamasının da bu hususta önemli rol oynadığını söylüyor.

    İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çok partili siyasi hayata geçildikten sonra Kürtlerin siyasette daha da etkin olarak yer aldıklarını, Cumhuriyet Dönemi boyunca bazı ayrıcalıklı durumlar dışında ihtilafın doruk noktasına çıktığı dönemlerde bile Türkler ile Kürtler arasında yaygın ve kalıcı bir düşmanlık görülmediğini anlatarak, “Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1922 yılında Kürtlerin daha yüksek bir uygarlık düzeyine çıkarılması gerektiğinin açıkça dile getirildiği, 1930’larda Celal Bayar’ın Kürtlere uygulanan sert politikaların değiştirilmesi gerektiğini düşündüğü, Kürtlerin genel kültür düzeylerinin yükseltilmesini gerekli gördüğü, 1987 yılında Süleyman Demirel’in Kürt gerçeğinin tanınması gerektiğini belirttiği, 1996 yılında Orgeneral Doğan Güreş’in bölgede toplumsal ve ekonomik koşulları düzeltmenin yanı sıra Kürtlerin haklarından ve özgürlüklerinden de söz etmeye başladığı, 2005 yılında Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Kürtleri Türklerle aynı değerde etnik bir grup olarak değerlendirdiği,” şeklindeki söylemlere yer veriyor.

    “Kürtçüler” şeklinde tanımlanabilecek bazı kişilerin, nihai hedeflerine ulaşmak için demokratik ve siyasi çözümlerden dem vurmaları, bir takım masumane kültürel ve ekonomik taleplerle içeride ve dışarıda sempati toplamaya yönelmeleri, onların bu politikasına Türkiye’deki bazı aydınların da alet olmaya çalışması devam ederken, diğer taraftan PKK terörü de bütün acımasızlığıyla sürmektedir. Bu tablo karşısında bir yandan tabandaki Kürtleri ırkçı-bölücü Kürtlerden ayırarak her türlü sosyal ve ekonomik destekte bulunurken, diğer yandan da teröristlere karşı bütün tedbirleri almak, Türkiye’nin en doğal hakkıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  141. mustafa said

    şehitler ölmez vatan bölünmez…

  142. AHMET OĞUZ said

    Merve sen ve senin gibilere sesleniyorum;
    dewrimmiş bu zamana kadar dewrim yapıldı da noldu .Onları bu şekilde yukarlara getirenler de sizlersiniz.dilerim Allah tan yarın bir gün senin de canından kanında biri şehit olur da o zaman anlarsın VATAN ın ne demek olduğunu. ayrıca elif sende kendi yorumunu yap kişiliğin karakterin olsun onun bunun yorumuna yavşama.APO NUN İTLERİ YILDIRAMAZ BİZLERİ…..

  143. helin demir said

    YALANNAME

    Son aylardaki avukat görüşmelerinde İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın, sürekli şekilde örgütten ayrılanlar hakkında yalan ve iftiralarda bulunduğu görülüyor. Bazı sözde Kürt aydınları ise; Öcalan’ın bir tutuklu olduğunu, kendisini savunma hakkının bulunmadığını, dışarıdaki muhaliflerinin ona boş yere saldırdıklarını ve Öcalan’ın kendisi yerine fikirlerinin tartışılmasının uygun olacağını savunuyor. Oysa bu tür görüşlerin de gerçekle alakası olmayan demagoji olduğu anlaşılıyor. Çünkü PKK’da tüm infazların, binlerce kadronun, Apo’nun deyimiyle; “Kemalizmin etkisindedir, Kemalizmin ajanıdır” denilerek etkisizleştirildiği ve Öcalan’ın kendisine ait kayda değer bir fikrinin bile bulunmadığı biliniyor.

    Nasname’de 20 Eylül tarihinde Sait Çürükkaya imzasıyla yayınlanan bir yazıda; Basına intikal eden ve “Yalanname” olarak adlandırılan görüşme notlarında, Kürtlerin tek yaratıcısı, hatta en büyük savaşçısı olduğunu söyleyecek kadar megolaman, bir dakika sonra ise hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı bir adam rolünü oynayan Öcalan’ın son hezeyanlarının okuyuculara izlettirilmek zorunda kalındığı belirtiliyor.

    Öcalan, 19 Eylül 2008 tarihinde Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan görüşme notlarında Çürükkayalar’ın haklarında hiçbir yasal işlem yapılmadığını, Türkiye’nin onların iadesini istemediğini, korkusuzca Almanya’da barındıklarını söylüyor. Fakat Öcalan’ın açıkça yalan söylediği, TC’nin Sait Çürükkaya hakkında 7 ayrı dava açtığı, 2004 yılında Almanya’nın Hamburg kentinde tutuklandığı, iltica başvurusunun elinden alınması ile ilgili davanın halen Bremen İdari Mahkemesi’nde devam ettiği, bilinen gerçekler arasında yer alıyor. İtirafçıların ifadeleri sonucu Sait Çürükkaya’nın yengesi Aysel Çürükkaya hakkında Frankfurt’ta dava açıldığı, beraat ettiği, ancak İnterpol tarafından arandığı hususlarına da yine Nasname sayfalarında rastlanabiliyor. Sait’in ağabeyi Selim ile ilgili olarak da Türk Devleti’nin iade isteminin Hamburg Savcılığı tarafından reddedildiği ve kırmızı bültenle arandığı şeklindeki haberlere de çeşitli internet adreslerinden ulaşılabiliyor.

    Öcalan, Çürükkayalar’la ilgili olarak ayrıca, Sait Çürükkaya’nın, üç kardeşini şehit veren Mustafa Marangoz’u intihar eylemine gönderdiği, bu tip eylemlerden haberi olmadığı, böyle bir yeteneğinin bulunmadığı yalanını savuruyor. “Belge Net” adlı internet sitesine göre, 1996 yılında Şam’da Öcalan sorumluluğunda toplanan PKK’nın IV.Konferansında, “Her eyalete intihar timleri gönderilebilecek şekilde hazırlık ve altyapı çalışmalarının yapılması ve intihar eylemlerinin geliştirilmesi” kararının Öcalan’ın dayatması ile alındığı kaydediliyor. Bu karar neticesinde Zeynep Kınacı’nın (Zilan) intihar saldırısında bulunduğu, Öcalan tarafından tüm PKK’lıların Zilanlaşması ve Zilan’ın bir tanrıça olduğunun belirtilerek her bölgede gönüllü intihar eylemcilerinin çıkmasının gerektiği şeklinde emir verildiği vurgulanıyor.

    Öcalan’ın ve dolayısıyla PKK’nın yalanları saymakla bitecek gibi görünmüyor. Terör, kan ve gözyaşı istemeyen duyarlı ve kararlı insanların bu yalanlara kanmayacakları ümit ediliyor.

    Her zaman arkadan vuran, sözde savaşlarının Kürtlere karşı olmadığını savunan Öcalan ve bu yolun yolcuları, bazı kişileri hedef göstermekle, terörist kişiliklerini başka çevrelere yönlendirmek mi istiyorlar artık orası okuyucuların takdirlerine kalıyor. Bilinen bir gerçek var ki, o da, terörle ve yalanlarla bir yerlere gelinemeyeceği, bu dünyada var olunamayacağı…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  144. elif said

    bak her kimsen doğru konuş sewni varya azımı bozdurma benm o salaklar seni varya…. her kimsen fena kaşınan bi tipsin

  145. elif said

    bak her kimsen doğru konuş sewni varya azımı bozdurma benm o salaklar seni varya…. her kimsen fena kaşınan bi tipsin bak cnm biz kürtlere ve diğerlerine hakaret etmedik ve biz kimsenin ekmeğininide almadık tamam mı yarası olan gocunur

  146. elif said

    slm ahmet oğuz benm kimsenin aklına ihtiyacım yok sen emin ol benm bana yetecek kadar aklım var merve konusuna gelince dewrim demiş ne kadarı doğru bilemem merve benm arkadasım bu arada sennide bi yakının şehit olsunda gör demişsin bu olan sehitler kimin bizm değil mi illaki aynı sülaleden mi olmak gerek aynı kanı tasımak yetmiyomu işte hepimiz aynı taraftayız ama fikir ayrıcalıkları bizi bir birimize düşürüyo tekrar diyorum ve çekinmiyorum APONUN PİÇLERİ YILDIRIMAZ BİZLER

  147. hakan said

    PKK GERÇEĞİ:PKK NEDİR NE DEĞİLDİR

    PKK nın kendini tanımlaması ve bazı batılı sivil toplum örgütleri ile türkiye karşıtlarına göre PKK kürt özgürlük hareketi, kürt kurtuluş savaşçıları, kürt halkının temsilcisi gerillalar,direnişçiler,asiler vb.

    meşrulaştırıcı,sempati yaratıcı nitelemelerle yansıtılıyor.
    Sanırsınız ki ; Kürdistan diye bir devlet varmış Türkler gelmiş orayı işgal etmiş kendi topraklarına katmış kürtleri esir almış köleleştirmiş, kürtleri sömürmüş verimli topraklarını talan etmiş kızılderililere,zencilere,

    yahudilere yapılan ırk ayrımını yapmışta onun üzerine kürt halkı isyan ederek örgütlenmiş dağlara çıkıp özgürlük mücadahalesi vermeye başlamış ve sanırsınız ki PKK kürtlerin haklarını koruyor onların yararına

    çalışıyor; Bu PKK değilmidir ki kürt köylerini basıp çoluk çocuk yaşlı kadın bebek demeden katleden, haraca bağlayan,çocuklarına el koyup dağa kaldıran. Bir örnek verelim Kıbrıs Barış Harekatı öncesini düşünün beş

    parmak dağlarındaki türk mücahitleri hatırlayın o mücahitler Kıbrıs Türk köylerini basıp böyle bir eşkiyalık yaparlarmıydı veya dışardan bir örnek verelim Eta nın İspanya Bask bölgesinde kendi köylerini basıp böyle bir

    şey yaptıgını düşünün. O zaman bu hareketlere ne gözüyle bakılırdı nasıl adlandırılırdı.
    PKK izlediği karanlık ve yıkıcı faaliyetlerle kürtlere hangi faydayı sağlamış aksine terörle mücadele için gayri ihtiyari nedenlerle alınan önlemler neticesi olağanüstü hal koşullarıyla zararmı vermiş,faturayı kürt türk herkes

    ödüyor ama doğu dahada çok ödüyor,bırakın türkiyeyi yurt dışında başka ülkelerdeki kürtlerde pkk nın zararını görüyor. Demek ki PKK konusunda hem kürt halkına hemde dünyaya karşı büyük bir yalan ve aldatmaca

    var.pkk ve bazı sivil toplum örgütlerinin dezenformasyon ve propagandalarıyla haber terörü var.

    Ayrıca birde ATATÜRK e maledilen efendim kürtlere vaatlerde bulunulmuş ama sözler tutulmamışda bu iş oraya dayanıyormuş rivayeti var,yahu ta osmanlıdan beri doğudaki isyanların pkk ya yani 1980 lere gelinceye

    kadar böyle bir vaat ve taleple alakası varmıydı,feodal yapının aşiret reislerinin çıkarları ve bunların emperyalistlerce kışkırtılması dışında bu anlamda hiçbir toplumsal altyapısı,bilinç yapısı yok o bölgede..bölge halkının

    böyle bir derdi davasıda yok,bu bölge halkında yaratılmak yeşertilmek istenen bir emel,çünkü kürdünde,türkünde,lazında bu vatan herkesin; vatandaş bunun bilincinde.
    Belki çok küçük bir azınlık belki bir dönem bazı devlet yetkilileri hariç bu toplumun kafatasıyla,kanla bu anlamda ırkla işi yok olamazda kim safkan türk yada kürtki bu topraklarda,öyle olsanız bile aranızdaki fark neki

    kültür,örf,adet,inanç aynileşmiş,olmuyor ayrımcılık tohumları işe yaramıyor,milletin derdi çok başka şeyler,küçük bir azınlığın bu işlerden geçinen satılmışların derdi başka.bu ülkede vatandaşın türk kürt diye bir sorunu

    yok, pkk ve pkk ayla bağlantılı gayrimeşrucu sokak çetelerinin yarattığı ortama rağmen toplumda kürtlere karşı bir ayrımcılık ve tepki gelişmiyor gelişmezde çünkü bin yıllık birliktelik,akrabalıklar,kaynaşma, iç içelik var

    ve vatandaş neyin ne olduğunun kimin kim olduğunun yani sorunun ve sorumlularının gayet iyi farkında.pkk nın meclisteki maşası etki ajanı DTP nin bürolarına karşı münferit tepkiler bile bekledikleri ortamı toplumda

    yaratmak için çok cılız.

    Peki PKK aslında nedir ? PKK ile ilgili değişik varsayımlar var.Rus gizli servisinin soguk savaş dönemi bölgedeki çıkarları nedeniyle kurduruldugu, İsrail gizli servisi tarafından Türkiyeyi Suriye İran Irak ve diğer islam

    ülkelerine karşı bölgede kendi safına çekmek Türkiyenin bölgedeki tek müttefiki olmak için kullanıldıgı, Mit derin devlet eliyle sol örgütler ve kürtlerle ilgili gizli poitikalar nedeniyle kurduruldugu sonrada kontrolden çıkıp

    bazı komşu ve batılı emperyalist ülkelerin gizli servislerince kullanıldıgı gibi iddaalar.

    Tabi PKK nın ne oldugunu işlevinin ne olduguna bakmakla daha iyi anlaşılır.

    1- PKK öncelikle Türkiyeyi istikrarsızlaştırıyor.Yani huzur ve güveni bozuyor, gerilim ve kutuplaşmalara neden olup ülkede kaos ortamı yaratıyor,devletin,hükümetlerin vatandaşın öncelikli sorunlarının çözümüne

    yönelmesi gerekirken ve tabi Demokrasi insan hakları özgürlük adalet gibi ülkenin rejimin vatandaşın çağdaş uygarlık standartlarına ulaşması güvenlik kaygıları olaganüstü koşullar nedeniyle sekteye ugruyor,ülke içinde

    vatandaş bunun sıkıntılarını çekerken uluslararası platformdada Türkiye zor durumda kalıyor,elinin güçlenmesi engelleniyor.terörle ülke zaman ve kan kaybediyor, önü tıkanıyor.bölgemizde gelişmiş istikrarlı bir güç

    konumuna gelmemiz istenmiyor.çünkü öyle olursa etrafta[o.doğu,kafkaslar,balkanlar,orta asya] olup bitenlere hop durun bakalım ne oluyor burda biz varız diyeceğiz ,batılı emperyalistlerin tekerine çomak

    sokacağız,burdan bu işin arkasındaki batılı emperyalistleri ortaya çıkarabiliriz..

    2- Türkiyenin savunma harcamalarının artmasına neden olarak sanayi egitim sağlık vb. vatandaşın yararlanacagı alanlara aktarılması gereken kaynaklar savunmaya güvenliğe aktarılıyor buda bütçenin %20 si,terörle

    mücadelenin TÜRKİYE ye direk 150, dolaylı harcamalarla 300 milyar dolara malolduğu düşünülürse uluslarası silah ve savunma sanayi şirketlerininde bu işteki payıda ortaya çıkıyor.

    3- Bölücülükle üniter yapıyı yıpratarak ülkenin parçalanmasına sevr emellerine hizmet ediyor.Bu da Türkiyeden toprak talebi olanların işine yarıyor bu anlamda PKK Asala nın taşeronlugunuda üstlenmiş durumda ki

    ASALA PKK işbirliği görev paylaşımı bilinen bir gerçek.alın size bu işin arkasındaki bir başka el.ama o el tabi yine batılı emperyalistlerin böl,parçala, yönet ve sömür,o olmazsa destabilize[kargaşa,istikrarsızlık] edip

    yönet stratejilerinin ürünü,çünkü batılı emperyalistler için Kürt,Türk,Ermeni hiç farketmez.stratejik bölgelere hükmetmek,sömürmek önemlidir..

    4- Uyuşturucu,insan,silah,sigara,akaryakıt kaçakçısı uluslararası suç örgütlerinin bölgedeki taşeronlugunu yapıyor.Bu konu yanlış bir yorumla PKK nın gelir kaynakları olarak tanımlanıyor oysa Organize suç örgütlerinin

    gelir kaynagı PKK demek daha dogru.pkk sicilya mafyasının kürtçülük maskesi takılmış türkiye versiyonu. BU talibanın Afganistandaki işlevini akla getiriyor orda taliban burda PKK.esasen bölgemizde bir kürt devletiyle

    bir başka afganistan ,bir mafia devleti yaratılmak isteniyor.ve tabi ABD ve iSRAİLİN kuklası,Ermenistanın payandası olacak bir devlet,KÜRESEL ÇETE işbirliğinin ürünü korsan devlet.buda son el.

    İŞte PKK bütün bu işlevleri yerine getirerek geçmişte sağ sol örgütlerin yarattıgı iç savaş ortamı ve Asalanın suikastleri ile ülkemizde terör estirenlerin işlevini günümüzde üstlenmiş durumda..şimdi böyle devasa çapta

    yıkıcı faaliyetler ve karanlık ilişkiler yumağındaki bir örgüt için idealist kürt asiler denebilirmi, bu basit bir terör örgütünüde aşan ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ işte pkk gerçeği bu.Dağdakininde ovadakininde geçim

    kaynağı,sektörleşmişler ve bu sektörün ayakta kalmasının asıl dayanağı uluslararası kirli çıkar odakları yoksa bunlar bölgenin taşeronu, e taşeronlukta bayağ kazançlı, işte sözde kürt hareketi maskesinin arkasındaki

    aşalık,pejmurde satılmışlık.

    ve hala bazı besili aydıncıklarımızın kürt sorunu,insan hakları,demokrasi,özgürlükler diyerek pkk konusunu ele almaları klişe kavramlarla entel züppeliği yapmaktan başka ne olabilir,oluru şudur küreselleşme enayiliği

    veyahut uşaklığıdır yani vatansız aydınlık.tabi onlara bakarsanız onlar çok zeki,evrensel ölçütlerde düşünen,aşmış insanlar biz garipler cahil,onların seviyesinde dünyayı algılayamıyan basit ve içe kapalı düşünen

    insanlarız..
    acaba daha ne gibi bir demokrasi,özgürlük olacaktı,cezaevindeyken milletvekili olup meclise girmek,kocası dağda terör örgütü elebaşılarından karısı mecliste milletvekili,pkklı olmaktan 10 yıl ceza yat vekil seçil meclise

    gir parti başkanı ol daha ne istiyorsunuz,e artık sıra öcalan ve özerk kürdistanda desenize.yahu varmı dünyada böyle bir dallama demokrasisi ,siz düşünebiyormusunuz almanyada eski bir naziye yada ABD de sol bir

    örgüt militanına veya eski bir koministe bu imkanlar tanınır.kimse kimseyi evrensel normlar hikayesiyle kandırmasın dünyanın enayisi biz değiliz.
    demokrasi,insan hakları,özgürlük havarilerimiz neden şu doğudaki aşiret düzenini feodal yapıyı öncelikle ele almaz kürtler bölge halkı özgürleşecek,insan haklarına kavuşacak demokrasi oraya gelecekse öncelikle bu

    aşiret ağa,şıh düzeni kul köle düzeni ortadan kalkmalı, yok o öyle kalsın özerk olsun sonra k.ıraktakine katılsın sözde kürt ama aslında mafia devleti kurulsunki kirli çark devam etsin,kimsenin kürtle kürdün hakları ve

    özgürlüğüyle işi yok aksine onlar için uygun bir toplum ve coğrafya seçilmiş ve bölge halkının geleceği sözde o yörenin temsilcileri eliyle satılmış gerçek bu.

    Tabi bütün bu gerçekleri değerlendirdiğimizde mantıklı olmak gerekirse böyle çok ayaklı uluslararası bir çarkı ortadan kaldırmak sadece sınır ötesi operasyonla olabilecek şey değil,çok geniş çaplı karmaşık ilişkiler

    ağını,çıkar odaklarını Türkiye tek başına çözüp,çökertemez,bunu ululararası büyük aktörlerde istemeli o zaman bu iş kısa sürede biter eseri bile kalmaz.hani nerde 12 eylül öncesi bir yığın sağ sol örgüt hepsi

    tedavülden kalktı,pkk da kalkar ama yerine başka şey koyarlar,küresel çetenin planları bitmez,çünkü bu topraklar bu bölge konumu itibariyle kilit bölge belalı bir coğrafya,burda ya büyük bir dünya gücü olacaksınız

    yada herşeye hazırlıklı olup göğüs gereceksiniz.bu ülke bu millet birincisini her zaman başaramasada ikincisini her dönem başarmaya mutedirdir.gereken her türlü tecrübeye,tarihsel birikime,toplumsal inanç ve

    fadakarlığa sahibiz,ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ sözü basit bir sloganın ötesinde bu millet için çok derin anlamlar içeriyor,TOPRAK EĞER ÜSTÜNDE ÖLEN VARSA VATANDIR bilinci bu milletin genlerine

    işlemiş.Bu ülkeyi KANLA İRFALA KURDUK öylede koruyacağız,imparatorluk mirası,çanakkale ve kurtuluş savaşı destanları,çocuk yaşında bu vatan için toprak olan şehitlerimiz, herşeyimizi onlara borçlu olmanın

    bilinciyle biz onlardan razıyız ama onlarında bizden razı olmaları ve bu vatanda huzur içinde yaşamamız için boynumuzun borcu olan herşeyi yerine getirmeye hazır bir milletiz,dini bütün müslümanından sokaktaki

    ayyaşına hatta ateistine kadar VATAN,BAYRAK,DEVLET,MİLLET KUTLU bir dava bu anlatılabilecek bir ruh yüceliği değil,biz gerçekten eşi benzreri olmayan büyük bir milletiz.

    hakan ataman
    eyüp-ist.

  148. hakan said

    Kürt Sorunu Dayatması ve Çözüm

    Ülkemizin G.doğusunda kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı yörelerde terör saldırılarıyla Devletin güvenlik güçlerini ve asker,sivil,kürt,türk ayırdetmeksizin her vatandaşımızı hedef alan vahşice katleden, karanlık

    ellerde karanlık emeller için yaratılan bir örgüt ve bunun yarattığı sorunlar önceleri Bölücü terör,G.Doğu sorunu,ayrılıkçı kürtçülük gibi adlarla tanımlandı,derken bir sonraki aşamaya geçildi batılı ülkelerdeki örgüt

    temsilcileri ve batılı insan hakları kurumları,sivil toplum örgütleriyle el ele kampanyalarla Kürt sorunu olarak işlendi,propagandası yapıldı. bu önce AB,ABD yönetimlerince kabul gördü sonrada ülkemizdeki benzer

    yandaş kuruluşların sözcülerince bizede dayatıldı.bu dayatma ülkemizdeki küreselci,ABci,dönek,liboş,medyamızın palazlatıp zenginleştirdiği uzmancık,aydıncık,entel vs. ne varsa hepsince kabul görüp dillendirilmeye

    başlandı,sonrasındada bunlara bütün bu çevrelere şirin gözükmeye çalışan islamcılarda eklendi.
    Günümüzde artık bu soruna kürt sorunu demek bir maharet,demokrasi insan hakları konusunda bir aydın açılımı,fikri bir sıçrama ve gelişim,evrensel ölçekte düşünebilme gibi görülmeye,gösterilmeye başlandı.kürt

    sorunu diye söze başlıyanlar efendim artık bu realiteyi kabullenelim,siz kabul etsenizde etmesenizde böyle bir sorun var, sorunu kürt sorunu olarak ifade etmekten korkmıyalım,sorunun çözümü aşamasında bu önemli

    bir adımdır yok sayarak bir yere varamayız vb. 5.kol stratejisine uygun psikolojik savaş söylemiyle demokrasi ve özgürlük havarisi kesiliyorlar.
    yani sadece kişisel bir fikri tercihle kalınmıyor herkese dayatılıyor,bilen bilmiyen bazı safdillerde bunu bilinsizce kabullenip söylemlerine katmaktalar.
    böylece karanlık ellerce asıl amaçlanan yavaş yavaş sinsice uygulamaya geçiriliyor.topluma,medyaya,meclise hükümete kadar kabul görüncede mademki kürt sorunu var çözelim,kimle çözelim pkk,dtp,AB,ABD kim

    muhatap alınıcak sorunun tarafları olarak, öyle ya etnik bir sorun varsa bir ülkede sorunun ülke içinden ve dışından muhatapları masaya oturucak,uluslararası sözleşmeler devreye giricek,iş bu noktaya getirilmeye

    çalışılıyor kısmende getirildi.
    kürt s(z)oruncularına peki bu kürt sorunu nedir anlatın açın dendiğinde genellikle kem kümle başlayan sonrada bu sorunun ta osmanlıdan cumhuriyete uzanan bir gangren olduğu işte kürt isyanlarından başlayıp

    devletin kürtlere sözde vaatlerine,kürtçe yasağına,kürt varlığını inkar ve asimilasyon politikalarına,devletin doğuya yatırım yapmadığı iş,eğitim,hastane vs.konularda geri bırakıldığı gibi mühpem bir tablo ortaya konuyor.

    bütün bunlara şöyle bir bakıcak olursak..

    öncelikle osmanlıdan cumhuriyete kürt isyanları, aşiret reislerinin bir takım çıkar ve ayrıcalıkları elde etmek yada kaybetmemek için çıkardıkları isyanlardır, sonrasındada batılı emperyalistlerin kışkırtmalarıyla çıkarıldı.

    Devletin cumhuriyetin kuruluşunda kurucu unsur olarak kürtlere vaatlerde bulunulduğuysa bir rivayetten ibarettir kaldıki böyle bir kurucu unsurdan sözedilemez çünkü sadece kürtler değil laz,çerkez vs.tüm kesimleriyle

    kurtuluş mücadelesi verilmiş ve cumhuriyet kurulmuştur tümünede etnisite anlamında değil vatandaşlık anlamında türk denerek, parça parça edilmiş bir devletten üniter bir ulus devlet doğmuştur.

    Devletin kürt varlığını inkar ve asimilasyon politikalarıyla ilgili iddialara gelince bilindiği üzere cumhuriyetle amaçlanan bir ulus devlet yaratmaktı bu amaç doğrultusunda o bölgenin suistimallere,kışkırtmalara açık yapısı

    nedeniyle birtakım raporlar,planlar hazırlanmış bazılarıda uygulanmış olabilir ama bunlar üniter ulus devlet yapısını yerleştirme ve koruma amaçlıdır, çünkü bu topraklar sevr den kurtulmuştur ,ayrıca bu tür uygulamalar

    cumhuriyetin kurulduğu çağın ulus devletler modelinin gereği olarak o çok demokratik insan haklarına saygılı batılı devletlercede başvurulan yöntemlerdir.

    Bölgenin geri kalmışlığı devletin ihmali yatırım yapılmadığı konusunda ise,bir kere türkiyenin 3-5 ili dışında ihmal edilmiyen,geri kalmıyan yatırım getirilen yeri varmıdır, bunca başka başka illerden bölgelerden insanlar

    neden bu 3-5 ile toplanmış bunun açıklaması varmı,haa doğu ve g.doğu coğrafyasının koşulları nedeniyle biraz daha geri kalmış olabilir ama bu coğrafyayı da devlet yapmadı ya.ayrıca bilindiği üzere devletin götürdüğü

    yatırım ve hizmet terör örgütünce sayısız kereler kundaklanıp sabote edilmedimi,devletin görevlendirdiği öğretmen,doktor,mühendis kaçırılıp öldürülmedimi.demek ki sorun buda değil yatırım hizmet kimsenin umurunda

    değil aksine bunlar hiç götürülmesin ki suistimal potansiyeli devam etsin.

    yine bu kürtçülerin savunmasına göre Deniyorki siz türkler bir başka ülkede yaşasanız sizin tarihiniz,diliniz,kültürünüz,coğrafyanız inkar edilse,asimile edilmeye çalışılsanız ne yapardınız.

    çok güzel tamda bahsedilen konuda bir çok türk toplumu çevre ülkelerde aynen bunları yaşadılar hala yaşıyanlarda var.AB üyesi yunanistanda yaşıyan hakları uluslararası sözleşmelerle sözde garantiye alınmış azınlık

    statüsündeki türklerin yaşadıkları,siz türk değilsiniz müslüman rumlarsınınız denerek inkar edilmeleri ve halihazırda Türk olmanın Türk adıyla bir araya gelip örgütlenmenin suç olması;yine yakın geçmişte sosyalist

    sözde eşitlikçi bulgar rejiminin aynı şekilde türklere siz türk değilsiniz müslüman bulgarlarsınız diyerek nufüs kayıtlarından türkçe adlarını bulgar adlarıyla değiştirilerek devlet eliyle açıkça asimilasyona tabi

    tutulmaları,göçe zorlanmaları;kıbrıs türklerinin dramı adanın yunanistana ilhakı girişimleri rum çetelerinin soykırıma katliamlara girişmeleri,eğer türkiyenin garantörlüğü olmasaydı bugün kıbrısta türk kalmazdı ada

    yunanistana bağlanmıştı bugünse sözde etnik ayrımcılığa karşı mücadele eden AB tarafından dışlanmaları ve izolasyona tabi tutulmaları;bir başka örnek kırım türkleri yurtlarından sibiryaya sürüldüler darmadağınık

    edildiler bugün yurtlarına geri dönmeye gayret ediyorlar ama yerlerine yerleştirilen ruslardan atalarının babalarının arazilerini mülklerini geri alamıyor yokluklar içinde arazi satın alıp gecekondularda yaşıyorlar;bu örnekleri

    çoğaltabiliriz,kazan tatarları,azerbaycan karabağ gibi.. peki ne yaptı tüm bu türk toplulukları terör örgütleri kurup dağa çıkıp katliamlarmı yaptılar hayır asla sadece kanunlar imkanlar çerçevesinde haklarını aradılar ama

    haklar türk olunca elde edilemiyor,ne hikmetse batılı insan hakları kuruluşları AB yetkilileri buralarda yoktu bunlar dünya kamuoyunun gündemindede olmadı,olamazdıda nasıl olsunki günümüzde almanya ve fransada

    Türk işçilerin çocuklarına Türkçe yasaklanıyor asimilasyonları gündemde , onlara mübah bize gelince aman ha kürt,kürtçe dokunulmaz ayrıcalıklardır…ayrılıkçı kürtçülerin dikkatine sunulur..

    Şu kürt dili,tarihi ve coğrafyası konusuna gelince.kürtçe dedikleri arapça farsça türkçe bilmem kaç dil alaşımı ve bir çok lehçe..hadi onu kabul edelim.kürt tarihi nedir bilen varmı..eski mezopotamya uygarlıklarına

    zorlama uyduruk bağlantılar dışında ne var,coğrafyaya gelince ne hikmetse bu coğrafyada yapılan arkeolojik kazılarda her millete uygarlığa ait buluntular çıkıyor ama kürtlere özgün hiçbir arkeolojik bulgu yok.bu nasıl bir

    tarih kültür ve kürt coğrafyası anlayan beri gelsin..Sanırsınız ki ; Kürdistan diye bir devlet varmış Türkler gelmiş orayı işgal etmiş kendi topraklarına katmış kürtleri esir almış köleleştirmiş, kürtleri sömürmüş verimli

    topraklarını talan etmiş kızılderililere,zencilere, yahudilere yapılan ırk ayrımını yapmışta onun üzerine kürt halkı isyan ederek örgütlenmiş dağlara çıkıp özgürlük mücadahalesi vermeye başlamış..kürt sorunu diye

    dayatılanın tarihsel etnik bir kökenide yok.

    çözüme,sadete ne istiyorsunuza gelince kürtçülere göre çözüm siyasi idari hukuki ve kültürel yani anayasadan başlayıp kanunlara,bölgenin idari yapısına,anaokulundan üniversiteye kürtçe eğitime kadar sözüm ona

    demokratik çözüm adı altında kürt ayrıcalıkları.sonra sonrası malum ayrılık,peşinden diğer unsurların kışkırtılmaları ve tabi ermeni pontus projeleri gelicek yani anadoluyu etnik bir cehenneme dönüştürecek sevr

    projeleri..kimse Türkiye Cumhuriyeti Devletinden,hükümetlerinden bu devletin parçalanmasına,yıkımına götürücek yolu kendi elleriyle döşemesini beklemesin.
    bu ülkede türk kürt vd. aynı mahallede yaşar komşuluk arkadaşlık dostluk eder aynı okulda okur aynı işte çalışır aynı hastanede yan yana yatıp tedavi olur birbiriyle evlenir akraba olur kimse kimseye karışmaz

    dışlamaz,kürtlere karşı bir ayrımcılık,dışlamamı varda bizim haberimiz yok;devlet kademelerine,TBMM ne girememe,devlentin imkanlarından yararlandırmama vs. Türk vadandaşı olmanın hangi haklarından

    yoksunlar,Türk,Laz,çerkez vd. neyse onlarda o.peki sizin bu derdiniz ne,açıkça deyin bizim geçinmeye gönlümüz yok hedefimiz kürdistan bu devletten doğu ve g.doğuyu alarak ayrılıp barzaniye bağlanmak

    istiyoruz,bizde o zaman derizki ya kardeşce tek devlet tek millet tek bayrak altında yaşıcaz yada hodri meydan,arkanıza AB yi yanınızada barzaniyi alın elinizden geleni ardınıza koymayın yeter artık .sinsi planlarını

    gizleyip kardeşliğe kurşun sıkanlar türktende kürttende karşılığını görüceklerdir.

    sorunun aslında ne olduğuna ve çözümüne gelirsek;Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletinin kürt sorunu diye bir sorunu yoktur.Türkiye Cumhuriyetinde sadece kürtlerde yoktur,sorun varsa her sorun hepimizin

    sorunudur,hiç bir etnik,dini,siyasi vb. kesim toplumun diğer kesimlerinden ayrıcalıklı haklar talep edemez.

    Birkaç sözde cumhuriyetimize otoriter deyip demokratik cumhuriyet isteyenlere, demokrasi düşmanı vahşet saçan bir terör örgütüne,diktatör elebaşılarına,cani militanlarına açıkça tavır alamama aczinde olanlar

    utanmadan nasıl demokrasiden bahsedebilir ve demokrasi talep edebilirler,Türkiye cumhuriyetine demokrasi kabadayılığı yapanlar terör örgütüne gelince pısarlar bu nasıl bir iki yüzlü demokrasi ve özgürlük anlayışıdır,a

    zavallılar siz önce pkk ya karşı özgürlük kazanın sonra feodaliteye en sonra cumhuriyeti demokratikleştirin.ayrıca birde utanmadan çetelerle mücadeleden sözediyor bu eşkiya sözcüleri.

    SORUN:

    1-Terör-pkk denen suç örgütünün uluslararası suç örgütlerinin bölgemizdeki ayağı olarak uyşturucu,silah,insan,akaryakıt,sigara kaçakçılığıyla devasa ranta kürt maskesi takarak hizmet eden bundan geçinen bazı kürt

    ailelerinin,aşiretlerinin her ne pahasına olsun ayakta tutmaya çalıştıkları mafia şebekesiyle alakalı kriminal bir sorundur.ortada yeni bir gayrımeşru istihdam alanı oluşturuldu narkoterör..diyarbakır lice şebekenin üssü

    konumuna getirilmiş, bir yığın uyuşturucu baronu ortaya çıkmış, ortada çok büyük bir rant dönmekte kapıların önünde son model jipler uluorta uyuşturucu kullanan çocuklar ve bu çarkın devamı için kürt türk hiç

    farketmez her cana kıyacak kadar gözü dönmüş kü(u)rt baronlar,güvenlik güçlerini başka tarafa çekip oyalayan teröristler, öbür taraftan geçirilen uyuşturucu konvoyları.

    2-Bölücülük[kürdistan,ermenistan,pontus]-kürt sorunu olarak telaffuz edilen dava batının şark meselesi çerçevesindeki projelerden birinin bir ayağıdır yani sevrin.bugün ermenistan lozanı kars gümrüyü tanımıyor sevr i

    tanıyor.ırağa demokraside özgürlükte bu çerçevede ırak üçe bölünerek getirildi, bu çerçevede bir demokrasi,özgürlük anlayışı bizede dayatılıyor.sevr,AB uyum yasaları,medeniyetler çatışması yada ittifakı,BOP derken

    hep bu çerçevede değerlendirilmesi gereken batılı emperyalistlerin şark emelleridir. Böl,parçala,yönet ve tabi sömür,Türkiye gibi dünyanın stratejik bölgelerinde asla büyük bağımsız güçlü devletler oluşmasın ki onlar

    dünyayı rahat idare etsin sömürsünler strateji bu yoksa Kürtte,Türkte kimsenin umurunda değil.

    3-aşiret-tarikat düzeni-Doğu ve g.doğu bölgemizdeki feodal düzen.işte asıl kürt sorunu kürtlerin sorunu,bir taraftan aşiret reisleri ağalar öbür taraftan yozlaşmış tarikatların şeyhleri şıhlar..ağaların ve şıhların iki dudağı

    arasındaki çağdışı baskı ve sömürü düzeni.kürt sorunu diye yaygara yapanlar kürtleri çok düşünenler kürtlere demokrasi özgürlük diyenler başta AB si pkk sı dtp si kadep i nedense bu konuya hiç yanaşmazlar
    oysa sorunun temeli bu, kürtlere demokrasi ve özgürlük o feodal düzen kalkmadıkça nasıl gelecek ama hiç kimse ne hikmetse bu konunun üzerine gidemiyor gitmiyor çünkü bu feodal düzen herkesin işine geliyor

    herkes bu antidemokratik çağdışı düzenden nemalanıyor,bölgenin yumuşak karnı bu konu.terörde,batılıların sevr projeleride bu aşiret ve tarikat temelli feodal düzenden besleniyor.aynı ortam iktidarı muhalefetiyle

    siyasetçilerimizinde işine geliyor.

    işin esası bir tarafta pkk denen terörist mafia şebekesi öbür tarafta kürtçülük yapan bölücü sevr şebekesi her ikiside sözde kürtlerin haklarını savunuyorlar görüntüsüyle kendi amaçları doğrultusunda kürtleri

    sömüren,kendi çıkarları için kullanan ihanet dayanışması.ama en önemlisi bunlara çanak tutan bu insanları kendileri sömürdükleri gibi başkalarınada yem eden feodal düzen..

    Çözüme gelince:

    1-Askeri-Güvenlik güçlerimiz gereken mücadeleyi en etkin şekilde veriyor ama klasik metodlar yeterli olmuyor, hava operasyonları klasik yöntemlerin dışında önemli bir adımdı,devamında etkin bir kara harekatıda şarttı

    ama pkk yı bitirmek en azından dağıtmak istiyorsak mutlaka pkk üst yönetimini askeri ve siyasi planlayıcıları,karar vericilerini özel kuvvetlerimizin operasyonuyla bitirmeliyiz bu adamların hükümranlığı sonlandırılmalı

    ancak o zaman dağdaki gençler evlerine dönebilir yoksa dağdaki 16-20 yaşlarındaki militanları bombalamakla bu iş olmaz,ayrıca bu operasyona pkk nın yurt içi yurt dışı kaçakçılık baronlarını ve devlete sızan görevi

    vatanı savunmak,devlete hizmet olan hainleride eklememiz şart..

    2-Karşı Propaganda-başta AB ülkeleri ABD,Rusya,İran,Suriye,Irak olmak üzere Meclis,G.Kurmay,Üniversiteler,İşadamları,ünlü medya mensuplarımızdan oluşturulucak özel heyetler o ülkelerdeki muhataplarıyla

    görüşmeler,brifingler düzenleyip pkk nın uyuşturucucu ve kaçak mülteciler arkasındaki şebeke olduğu,kürt gençlerini uyuşturucuya alıştırıp avrupada sokak satıcısı haline getirdiğini ,pkk nın diğer uluslararası suç

    bağlantıları vb. konularda istihbarat raporları, emniyet ve adli verilerle ortaya konularak yoğun,ısrarlı yabancı kamuoylarını bilgilendirme ve karşı propaganda faaliyetine derhal başlanmalı ve bu çalışmalarla ilgili faaliyet

    raporları meclise,milli güvenlik kuruluna rapor edilmeli..

    3-Diplomatik -pkk ya kürtçülüğe açık ve gizli destekle,o ülkelerdeki faaliyetlerine izin veren ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ciddi bir hesaplaşmaya gitmeli,bu sorunun bir kürt sorunu olmadığı ayrılıkçı kürtçülük

    olduğu ve arka planı özellikle sevr ermeni ve pontus davaları topluma ve dünyaya anlatılmalı,batılılarla ciddi bir hesaplaşmaya gidilerek,kurtuluş savaşında olduğu gibi hodri meydan denerek,istihbarat raporları dünya

    kamuoyuna açıklanmalı,nota vermekten diplomatik ilişkilerin,ticaretin durdurulmasına,ürünlerine ulusal ambargo,ihalelere almama vb. ciddi cesur net karşı duruş ortaya konmalı sesimiz yükselmeli.batılılar ancak bu

    dilden anlar,çıkarları mevzubahis oluncada hemen harekete geçer,arkasını dödüğüne yüzünü yüzünü döndüğünede arkasını dönerler.ama tabi bu en zor olanı çünkü ekonominiz bu kadar dışa bağımlı AB kapısında

    beklerken bu imkansız gibi..işte ATATÜRK ün emperyalist batı karşısındaki TAM BAĞIMSIZLIK Poltikasının bu coğrafyada ne kadar hayati olduğunun kanıtı..

    4-Bölgesel-bataklığın temeli olan feodal düzenin kırılması,çözülmesi için devlet,millet,hükümet,muhalefet elele bu bölgenin fakirlik ve cehaletten kurtulmasını sağlamak adına başta toprak reformu,tüsiad müsiad ticaret

    ve sanayi odaları bölgedeki işadamlarının katılımıyla geniş ortaklı sanayi ve ticari yatırımlar işsizliğe çare olucak dolayısıyla bu işsiz güçsüz insanların örgüte yem olmasını engellicek yeni istihdam alanları,eğitim

    kurumları hızla devreye girmeli,bölge canlanmalı cazibe merkezleri meydana getirilmeli.bölgenin azgelişmişliği geri kalmışlığına çareler üretilsin ki kaçakçılık,terör,bölücücülük yanında o bölgenin yarası kandavaları,töre

    cinayetleri,çok eşlilik,berdel ve genç kız intiharlarının önüne geçilebilsin çünkü hepsi bu feodal ortamın ürünü..
    ayrıca dağdaki teröristlerin aileleriyle birebir temasa geçilmeli onlara sahip çıkılmalı imkanlar sağlanmalı, o ailelere yönelik sosyal programlar uygulanmalı, bölge insanı pkk ve bölücülerin kucağından ,aşiret reislerinin ve

    şıhların hegomonyasından kurtarılmalı işte kürtlerin asıl sorunu bu, bir çözüm lazımsa bölgedeki bu düzen değişmeli..

    hakan ataman-eyüp-ist.

  149. hüseyin said

    bence siz kendi kafanızdan bazı şeyler uydurarak tanımadığınız kişileri karalıyorsunuz.
    bahsettiğiniz şahıs kendi bildiklerini söyleyebilir.
    sizin kolunuzdan zorla tutmuyor ya
    sizde kendi amaçlarnız ne olursa olsun başkalarına anlatıp ikna etmiyormusunuz. çoğunluk neye inanırsa onda gerçeklik payı daha çoktur.
    Bunu aklnızdan çıkarmayın

  150. akp millet vekilleri ve başbakanın yakın arkadaşları pkknın kadrosundan daha cok zarar veriyor bu ülkeye ,ulusalcılar koluk derdine düşüp birleşmez iseler akp türü partiler adım adım türkiyeyi parçalayacalar yarısı (batı)şeriat doğu kürdistan olucak bu gidişte ordu törenlerde laiklikle ilgili laf söyleyeceklerine geregini yapsınlar –söz konusu vatansa gerisi teferruattır.
    laf degil icrat istiyoruz yoksa akp demokrasi adına türkiyeyi bölecek

  151. ALPARASLAN said

    asıl vatan haini siz ve sizin gibi bu siteyi kuranlar bu kafatasçı milliyetçilik size ne kazandıracak LÜTFEN BİRAZ İNSAN OLUN….YADA EN AZINDAN İNSAN TAKLİDİ YAPIN …ÜLKEMİN BAŞBAKANI ÇOK DEĞRLİ VE SÜPER BİR İNSANNNNN

  152. zafer said

    bu siteye ilk defa girdim ve anlıyorum ki bu siteyi kuranlar ve onlarının yandaşlarının ki; tam olarak vatan hainleri, beş para etmez. işiniz gücünüz ortalığı karıştırmak , sinir bozmak. bu milletin çoğu mal mı da oy vermiş. siz bir avuç …….. doğruları anlatıyorsunuz .!..

  153. DUETBİZ said

    İçim yanıyor,ABD ve uşakları bugün 15 çocuğumuzu şehit ettiler,Cumhurbaşkanı,Başbakan ve Genelkurmay Başkanı çıkıp her zaman yaptıkları gibi,bugünde kanları yerde kalmayacak en kısa sürede hesap soracağız diyerek içimi daha çok acıttılar,halbuki onurlu olsalardı hemen istifa edip bir daha bu devletin hiçbir yerinde görev almazlardı,ancak nerede o onurlu insanlar,bu şerefsiz Amerikalılara başımıza çuval geçirdiklerinde bile neredeyse askerlerimizin orada olmalarından dolayı özür dileyeceklerdi,bilmiyorum daha neler söyleyeyim içim yanıyor içim.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  154. DUETBİZ said

    Doğu ve Güneydoğuda kuduz vakalarında artış görülmüş,en kısa sürede bu kuduz köpeklerin itlaf edilmeleri gerekiyor,biran önce bu işi halletmek lazım,sakın çekinmeyin,hayvan severler bu sefer karşı çıkmayacaklar,zira onlarda bu köpeklerin gebertilip leşlerinin ibret için sokaklarda sürüklenmesi taraftarı,bu yüzden kim bu köpekleri gebertirse TÜRK Milletinden teşekkür alacaktır.
    Hadi kolay gelsin,avınız bol olsun.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  155. DUETBİZ said

    Zafer denen oğlan çocuğu,bu siteye ilk kez girdiğini yazmışsın,mongol herif bir daha girme senin gözlerin kapalımı ki ortalık yerde olanları göremiyorsun,daha ne olması lazım senin gibi moronların uyanması için,her şey ortada DİŞLİ,YİMPAŞ,KOMBASAN,İSLAMİ HOLDİNGLER,DENİZ FENERİ,DENGİR MİR FIRAT,BELEDİYELER,ÇOCUKLARIN GEMİLERİ ve hatta Sevim ÇAĞLAYAN’ın ehliyetsiz BİLAL’in trafik kazasına kurban gitmesi,oraya buraya harcanan paralar,bunun yanıda gecekondu sınır karakolları onlarca ŞEHİT ne istiyorsun senin donunuda kıçından almalarınımı o zamanmı anlayacaksın bunların VATAN HAİNİ olduklarını,AB diye kıçımızı vereceğiz,adamlar istiyor diye TERÖRLE mücadele yasasını neredeyse siz istediğinizi yapın biz göz yumarız yasası haline getirdiler,hadi sen başka kapıya,hele bu günlerde hiç girme bu siteye PKK köpekleriyle bir tutarım senide.

  156. DUETBİZ said

    DTP’nin proteinsiz beyinleri,ROJ TV’ye konuşmuşlar,efendim Milliyetçi çatışmalar kimseye yaramazmış,aptal kadınlar ortada Milliyetçi bir çatışma yokki,PKK denen kudurmuş köpek sürüsü ile, topraklarını bu kuduzlar ve onları besleyen ABD,IRAK yavşaklarından korumak isteyen, TÜRK Vatandaşları ve TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ var,ulan sizi genelevde bile çalıştırmazlar, ancak TBMM’ye alıyorlar,pislikler.Yellozlar, bizim KÜRT vatandaşlarımızla hiç bir sorunumuz yok,beyniniz olsa düşünürsünüz, 937 yıldır bu topraklarda beraberce birbirimizden kız almış vermişiz,çocuklarımız,torunlarımız olmuş, onlarla nasıl bir sorunumuz olabilirki,bu söylediklerim için, aman sende üç beş evlilik diyebilirmisiniz, binlele belkide milyonlarla, iç içe geçmiş aileler var, nasıl bunları göz ardı edersiniz,buldunuz cahil insanları kandırıp dağlara çıkartıyorsunuz,dikkat edin sonunda sizin bir yerlerinize o silahları ve mayınları sokup patlatacaklar.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  157. DUETBİZ said

    Benim söylediklerimi, tam olarak anlamayan bazıları yazdıklarımı eleştirmişler,onlara kızmıyorum, ancak aşağıda ne demek istediğimi açık olarak anlattım,bu sefer anlarlar umarım.
    Biz TSK’yı eleştirirken, tabiki terörle yalnız onların mücadele ettğini ve hükümetinde bu mücadelede yer almasının gerektiğini bilerek eleştiriyoruz,eleştirimizin nedeni o karakollar dün yapılmadı, yıllardır var ve bu şekilde,o zaman bunun önlemini aldırmak ve almak TSK’nın üst düzey yöneticilerine düşüyor,ayrıca 300 civarındaki teröristin burunlarının dibine kadar ağır silahlar getirip baskın yapmalarını eleştiriyoruz,her zaman ne dedik kendi ğöbeğimizi kendimiz keselim öyleyse rehavete kapılmak yoktu, istihbaratımızı bize çuval geçirenlere havale edersek bunlar her zaman olur,hükümetin beraber olmasını söylüyorsun,bunu içinden gelerek söylediğine inanamıyorum,bu hükümet ve yandaşları ellerinden gelse TSK’yı top yekün ortadan kaldıracak,o zaman onlardan nasıl katkı bekleyebilirizki,eğer bu bir ekip işi ise bizler üzerimize düşeni her durumda yapmaya hazırız,bu hükümetten hiçbir beklentimiz yok,G.Kurmay ikinci Başkanı Jandarmanın yeterli parasının olmadığını söyleyerek bizleri bir kere daha acı içine soktu, eleştirimiz buna,yeterli paran yoksa ve hükümet vermiyorsa, nasıl gece yarısı e – muhtıra yayınlıyorsan bunuda tüm millete çıkıp anlatabilirdi, çözüm için bir sürü emekli komutan ne yapılmasını defalarca anlattı anlatıyor ve tekrar söylüyorum,üzerimize düşen bir görev varsa hemen yerine getirmeye milletçe hazırız ben bundan eminim,bak şu an kayıp olan iki askerimizin daha şehit oldukları ve bulundukları haberlerde geçiyor.
    Al işte, şuanda haberlerde AKTÜTÜN karakoluna yapılan baskını, o köyde yaşayan bir köylü telefonla bir haber kanalına anlatıyor,fakat yanında telsizli birisi neler söyleyeceğini kısık sesle kendisine aktarıyor,buda şunu gösteriyor bunlar o köydende yardım almışlar,belkide yanlarında bize istihbarat verecek olan ABD’li kişiler de var,onun için diyorumki böyle çok önemli yerlere kesinlikle sivil insanları yaklaştırmamak gerekiyor,bunları ben değil komutanlar düşünecekler.
    Yani kendi ğöbeğimizi kendimiz keseceğiz.
    Sağlıkla kal;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  158. helin demir said

    ROJ TV’NİN MUMU YATSIYA KADAR…..

    Avrupa Birliği tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK/Kongra-Gel’in propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin Danimarka’dan yayınlarını sürdürmesine kamuoyunun tepkisi sürerken, ROJ TV ekranlarından bölücü ve ayrılıkçı yayınlar ile PKK övülerek, yalan haberlerle, Kürtler kışkırtılmaya devam ediliyor.

    ROJ TV’nin 09 Ekim 2008 tarihindeki haber bülteninde “Diyarbakır’da polis aracına yönelik gerçekleştirilen eylemi PKK’ya bağlı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) adlı grubun yan kolu ‘Şehit Özgür Roni İntikam Tugayı’ adlı birimin üstlendiği belirtiliyor. Yayından 3 gün sonra 12 Ekim 2008 tarihli haber bülteninde ise eylemi bu kez Halk Savunma Güçleri (HPG)’nin yaptığı vurgulanıyor. ROJ TV, provokatör yayıncılığına devam ederken, her geçen gün devam eden sınır ötesi operasyonlarla ne yapacağını bilemez durumda olan PKK’nın çirkin yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor. ROJ TV’nin her zamanki karakteristik, kışkırtıcı ve yalancı özelliği bu hain eylemde yine ortaya çıkıyor.

    Haberin devamında ise HPG’nin avcı ve ormancıların, operasyon ve çatışmalar nedeniyle teröristlerin üslenme alanlarına girişlerini güvenlik gerekçesiyle durdurduğu söyleniyor. Tunceli, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Kars ve Hatay illerine sivillerin girmesinin güvenli olmadığı aktarılıyor. Hepsi güvenli bir il olan bahsedilen yerleşim bölgelerinde Kürtler ve Türkler bir arada yaşarken, ROJ TV’nin bu haberiyle de halkı tahrik etmeyi amaçladığı, Türk Ordusu’na karşı kışkırtmaya uğraştığı belli oluyor. Oysa güvenlik güçlerinin sınır ötesi operasyonlarda olduğu gibi Türkiye içerisinde de sivillere zarar vermek gibi bir niyetinin asla bulunmadığı, ayrıca TC’nin birlik ve bütünlüğüne yönelik herhangi bir tehdit içermediği sürece hiç kimseye karşı bir operasyon düzenlemeyeceği hususunda her gün açıklamalar yapılıyor.

    PKK’ya hizmet etmeyi sürdüren ROJ TV’nin önünü bile göremeyecek kadar kör olduğu ekranlarından kustuğu yalanlarla kanıtlanmaya devam ederken “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” atasözünde olduğu gibi ROJ TV’nin ışığının da çok yakında söneceği anlaşılıyor. Bu arada terörle mücadelede küresel işbirliğinin öneminin her ortamda vurgulandığı günümüzde ROJ TV yayınlarının içeriği konusunda tüm ülkelerin objektif ve gerçekçi bir tutum benimsemesi bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  159. helin demir said

    KÜRT GAZETESİNDEN PKK GERÇEĞİ

    PKK’nın saldırılarına yönelik tepkiler her geçen gün artış gösteriyor. Kürt aydın ve siyasetçileri tarafından; “PKK eylemlerinin Irak’taki Kürt halkının kazanımlarına vereceği zararların, PKK’nın umurunda olmadığı, PKK’nın, Kürt halkının genel çıkarlarından çok, kendi çıkarlarını düşündüğü, PKK’nın bu yaklaşımıyla Kürt hareketinde tekelci ve statükocu ve o oranda da tıkayıcı bir rol üstlenmiş bulunduğu, yaptıklarının Türkiye’nin demokratikleşmesine, ortamın normalleşmesine hizmet etmediği, bunun için şiddet yanlılarına karşı Türkiye’nin bütün demokratlarının birleşmesi gerektiği” yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu arada Kürt gazeteleri de PKK’nın anlamsız şiddetini onaylamadıklarını göstermek için çeşitli yorumlar yayınlıyor. Irak’ta çıkarılan Hewlerpost gazetesi de bunlardan bir tanesi.

    “PKK’nın Irak topraklarını Türkiye’ye yönelik saldırılarında bir üs olarak kullanmaya ve Kürtlerin kaderiyle oynamaya asla ve asla hakkı olmadığını” vurgulayan gazete, “Kürt bölgesi ve Kürt halkı olarak gerçeğin bilincinde olunması gerektiğini” belirtti.

    Hewlerpost gazetesi editörü Rebvar Kerim Veli tarafından kaleme alınan makalede; “PKK’nın Cuma akşamı gerçekleştirdiği eylem, PKK’nın geçen yıl düzenlediği ve tezkerenin kabul edilmesinin yolunu açan eylemlerle aynı. PKK geçen yıl da önce Beytüşşebap’ta, daha sonra da Çukurca’da Türk ordusuna saldırmış, bir çok asker öldürmüş ve bazı askerleri de esir almıştı. Bu eylemler Kürt bölgesi için büyük sorunlara neden oldu. Söz konusu eylemler sadece PKK’yı ilgilendirse hiçbir sorun yok. Ama PKK’nın geçen yıl gerçekleştirdiği saldırılar Kürt bölgesinde yaşayan halka zorluklar ve sorunlar yaratmaktan öte bir işe yaramadı. Aralarında elektrik üretimi de bulunan bir çok önemli proje, PKK’nın eylemleri nedeniyle 6 ay durdu. Kürtlerin kaderini yakından ilgilendiren Kerkük referandumu büyük bir yara aldı. PKK bölge gündemini işgal etti. PKK, Amerika’dan uygunsuz bir talepte bulunarak Kürtler ile Türkiye arasında bir seçim yapmasını istedi… Ve bahsedilmeyecek daha nice olumsuz şeyler…” ifadeleri yer aldı.

    Rebvar Kerim Veli, makalesinin devamında; “PKK’nın söz konusu eylemleri, Kürt bölgesel başkanlığı ve Kürt hükümetinin açıklamalarında da belirtildiği gibi istikrara ve kardeşçe yaşama hizmet etmiyor. Biz Kürt bölgesi Kürtleri şu gerçeğin bilincinde olmalıyız. Biz bir ülkeyiz, anayasal bir yapımız var. Ortak sınırlara, uluslararası yasalara bağlı olmamız gerekiyor. PKK’nın eylemleri devam ettiği sürece, geleceğe yönelik hayallerimizin gerçekleşmesi mümkün değildir.” şeklinde yorumlarda bulundu.

    Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya karşı birlikte atılacak adımları gözden geçirmek için Iraklı Kürtlerle görüşmek istemesinin ve Hewlerpost gazetesinde yayınlanan bu makalenin ardından bölgesel Kürt hükümeti Divan Başkanı Fuat Hüseyin de, kapılarının her zaman açık olduğunu açıkladı. Fuat Hüseyin, yaşanan sorunun çözümü için her türlü diyaloğa hazır olduklarını vurgularken, bölge olarak barışı istediklerini belirtti.
    Durum böyle iken barış ve huzur ortamının devamından yana olan herkesin, mevcut ve olası sorunların tartışılması ve çözümlenmesi konusunda, çağın gereği olan demokratik hukuk sistemi içerisinde faaliyetlerini sürdürmesi, asla insanlık dışı şiddet yolunu tercih etmemesi gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  160. DUETBİZ said

    “ ‘İrecep Bey!..’

    ‘İrecep bey sen bize, meydanlarda söz verdin.
    Memleketi düzlüğe, götcem dedin götmedin.
    Garşımızda safilce, boynun büküp durdun,
    Haydut, hırsız, haksıza, çatcem dedin çatmadın.

    Müslümanız çok şükür, Batıyınan işimiz
    Olmaz bizim, bizlere yeter gendi aşımız,
    Dedin emme, sayende, tasmalandı başımız,
    IMF cavırını, atcem dedin, atmadın.

    Kerkükte gızanları, Kürde teslim eyledin,
    Türk’e vurana güldün, vurulanı payladın,
    Bir ara sevindiydik, böyük laflar eyledin ,
    Kerkük gırmızı çizgim, gitcem dedin gitmedin.

    Bizden oy ister iken, cavırlara hep çattın,
    Denizli meydanında, bol bol palavra attın,
    Amerika’ya karşı, söyle bakam, ne ettin,
    Çilli horozlar gibi, ötcem dedin ötmedin.

    Push denen o pis cavir, şeyhin mi oldu senin,
    El pençe divan durdun, her lafına sen onun,
    Bir tek vatansever yok, hayalin dolu dört yanın,
    Memleket davasını, gütcem dedin gütmedin.

    Mesuttan gurtulduyduk, rahmet okuttun ona,
    Nah bu eller gırılsın, daha oy versem sana,
    Rezil rüsvay eyledin, bizi tekmil cihana,
    Devleti böyük devlet, etcem dedin etmedin .

    Aşiret artığından, gorkup gaçacak millet,
    Esgerinin başına, çuval geçecek millet,
    Senin gibi içi boş, balon seçecek millet,
    Değildik, amma yemin ettin, dutcem dedin dutmadın.’ ”

    Yukarıdaki şiir,Denizli’li bir vatandaşımızdan,Odatv’ye gönderilmiş,ben beğendim birde sizler okuyun beğenecekmisiniz.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  161. DUETBİZ said

    Yasemin ÇONGAR,denen ve uzun yıllardır ABD’de yatak üzerinde, zaman zaman yüzüstü,zaman zaman sırt üstü yatarak,doğduğundan,okulu bitirdiği yıların sonuna kadar, aşırı solda olup,ne olduysa Amerika’ya gittikten sonra kapitalizme ısınan orospu,yandaşları tarafından TÜRKİYE’ye gönderilerek,babası ve kardeşi ile her zaman bu DEVLETE karşı olan şerefsiz herifin para kaynağı kesinlikle ABD’de bulunan Fethullah GÜLEN,Avrupa’da bulunan kendilerini KÜRT milliyetçisi olarak tanımlayan PKK köpekleri ile birleşip TSK ( TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ )yı zayıflatmak ve kışkırtmak için kurdukları paçavra gazetelerinde,AKP ve RTE Hükümetinin, yanlarıda olduğunu bildikleri için, uzun süredir ara ara yaptıkları ısırmaları, artık hergün,hatta her saate indirerek, saldırılarını artırmışlardır,ne yazıkki bu Millet, bunlara ses çıkaramaz duruma getirilmişler,sadece seyici olmuşlardır.
    Birde sözde,bu VATANI ve TSK’yı sevdiklerini söyleyen,yazan anlı,şanlı Gazeteciler,Köşe yazarları,akılları sıra DEMOKRASİ diyerek,isteyerek veya istemeyerek bu pisliklerin TARAF’ında yer almışlardır.
    İnancım odurki,bu sefer hepsi birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarılamayacak duruma getirmişlerdir.Başta tüm MEDYA olmak üzere herkes AKTARLARA koşsun,zira KINA tükenebilir.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  162. roze said

    insan olan gercekten ne olursa olsun 2tarafıda kışkırtmaz.ona buna piç diceğine insanca bi açıklama yap kime aponun piçleri dediğinin bilince var ama sen benim bu dilimden anlamazsın sana senn dilinde gelinmeli anlıycağın sokak o…su senden ve seni doğurandan çok piç meydana gelmiş ve bunlarıda çok iyi biliyorsun yanan atesini södürürler kürdüm ölene kadar zoruna gidenin borusuna girsin……………………

  163. helin demir said

    ALMANYA’DAN ROJ TV’YE BİR DARBE DAHA!
    Terör örgütü PKK’nın yayın organı olan ROJ TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerinin 19 Haziranda yasaklanması, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılması ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulmasının ardından, karara yönelik olumlu tepkiler, basın organlarında yer almaya devam ederken, örgüt yandaşları tarafından ROJ TV’nin açılması için sürdürülen girişimler de etkisiz kalıyor.
    Almanya´da yayın yapması yasaklanan PKK yanlısı yayın organı ROJ TV´nin yeniden açılması için hükümete karşı soru önergesi veren Sol Parti milletvekillerine sert bir yanıt verildiği kaydediliyor. “Kanalın yapısının, PKK yandaşlarının yanı sıra, Kürt kökenli izleyicilerin, Almanya´da yasak olan ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK´nın çıkarları ve amaçları için zemin hazırlamaya çok uygun olduğu, ROJ TV´nin önemli Alman çıkarlarını da tehdit ettiği” hususlarının yer aldığı hükümet tarafından verilen yanıtta, “Dernek yasaklarının, önleyici güvenlik siyasetinin birer aracı olduğu, somut bir olayın meydana gelmiş olmasının gerekmeyeceği” ifadeleri yer alıyor.
    Alman haber kuruluşlarının internet sitelerinde, ROJ TV’nin Almanya’daki faaliyetlerinin yasaklandığına dair haberlerin yayınlanması yoğun bir şekilde sürerken, yazılı basında da ROJ TV’nin, PKK’yı yıllarca desteklediği ve faaliyetlerini açık açık övdüğü vurgulanıyor.
    Alman basınında yer alan haberlerde, Federal İçişleri Bakanı Schaeuble’nin aldığı kararla Almanya’da ROJ TV’ye “faaliyet yasağı” getirildiği ve ROJ TV adına program hazırlayan “VIKO Televizyon Prodüksiyon Şirketi”nin lağvedildiği belirtiliyor. Schaeuble’nin ifadelerine atıfla, “Danimarka’da kaim ROJ TV’nin yasaklı PKK’nın sözcülüğünü yaptığı; faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde desteklediği; ROJ TV’nin, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik ettiği ve Türkiye’yle sürdürülen silahlı ihtilaf için gerilla savaşçıları kazanmaya çalıştığı” kaydediliyor.
    Bu arada tüm dünyada ROJ TV’nin kapatılmasına yönelik girişimlerin hız kazandığı bir ortamda, terör örgütü PKK, propaganda ve ajitasyonda sınır tanımıyor. Daha önce de Abdullah Öcalan’ın hücrede ölü bulunduğu, yediği yemeklerden zehirlendiği gibi iddialarla yaygara koparan terör örgütü ve yandaşları, şimdi de ROJ TV ekranlarından “Abdullah Öcalan’a İmralı’da dayak atıldığını” haykırarak, hayali bir iddianın peşinde koşuyor. Asrın Hukuk Bürosu tarafından İstanbul’da yapılan açıklamada, Öcalan’ın İmralı’da kendisini korumakla görevli olan gardiyanlardan dayak yediği söyleniyor.
    Gece saatlerinde PKK’nın Danimarka’dan yayın yapan televizyonu ROJ TV’nin, İmralı Adası’nda tutuklu bulunan PKK’nın elebaşına işkence ve insanlık dışı muamele yapıldığını iddia etmesi üzerine PKK yandaşları sokağa dökülüyor. İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, Diyarbakır’da ve Hakkari’de ateş yakarak slogan atan gruplar, gerçekte böyle bir şey olmadığı halde, ROJ TV’nin kışkırtması ve provokatörlüğü nedeniyle boşu boşuna eylem gerçekleştiriyor. ROJ TV, aslında iddia ettiği gibi Kürtlerin televizyonu olmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Ekranlarından yaptığı bu tür yayınlar, Kürtleri birbirine düşürmekten başka bir işe yaramıyor. Sürekli kargaşa ve göstermelik eylemler peşinde koşarak, seyircilerini zehirlemekten öteye gidemiyor.
    Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinden yana olan herkes, kaos yaratmaktan başka bir amacı olmayan ve her gün ekranlarından hainlik kusan ROJ TV’nin bir an önce kapatılmasını ve özellikle Danimarka makamlarının terörizme karşı duyarlı olmasını bekliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  164. helin demir said

    PKK’NIN TAHRİKLERİ BERABERLİĞİMİZİ BOZAMADI! BOZAMAYACAK!
    Abdullah Öcalan’a İmralı Cezaevi’nde kötü muamelede bulunulduğu şeklindeki asılsız iddialar bahane edilerek tırmandırılan terör eylemleri nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde gerginlik devam ediyor.
    DTP’nin Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlediği mitingde çıkan olaylarda barikat kuran göstericilerin, güvenlik güçlerine taş ve sopalarla saldırması sonucu, göstericileri dağıtmak için havaya açılan uyarı ateşinde kendi halinde çobanlık yapan ve eylemcilerle hiçbir ilişkisi olmayan 20 yaşındaki Ahmet Özkan’ın öldüğü, 5’i polis 20 kişinin de yaralandığı belirtiliyor. Güvenlik güçlerinin etkili operasyonları sonucu köşeye sıkışan örgütün tahrikleri, PKK’nın yayın organı ROJ TV’nin Öcalan’ın avukatlarının cezaevinde dayak olayı meydan geldiği şeklindeki açıklamasını yayınlayarak kışkırtması sonucu meydana gelen kaos ortamında yine gencecik insanların ziyan olması da işin en acı tarafını oluşturuyor. PKK ve ROJ TV ele ele her zamanki gibi en büyük zararı Kürtlere veriyor.
    Esnafın olaylar nedeniyle dükkanlarını kapattığı, PKK’ya bağlı “Halk İnisiyatifi” tarafından yapılan açıklamada; örgütün bu uyarısına uymayanların kendilerinin ve ailelerinin hedef haline geleceği yönünde tehdit edildiği kaydediliyor. DTP’nin Van’da düzenlediği basın açıklaması öncesinde de kentte olaylar çıktığı, DTP İl Binası önünde toplanan eylemcilerin AKP binasının bulunduğu caddeye doğru yürüyüşe geçtikleri ve yaşanan arbedede 8 kişinin daha yaralandığı ve çok sayıda kişinin de gözaltına alındığı vurgulanıyor.
    Hakkari’nin Çukurca ilçesinde yolcu minibüslerinin kontak kapatması, Yüksekova ilçesinde göstericilerin yürüyüş düzenlemesi, sokaklarda barikat kurarak yolu trafiğe kapatması, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde çocuklardan oluşan 100 kişilik bir grubun sloganlar atarak dükkanları taşlaması, Tunceli’de bir grup DTP’linin basın açıklaması yapması da, yine ROJ TV’nin provokatörlüğü neticesinde meydana gelen olaylardan bazıları.
    Bu arada İstanbul’da Kadıköy’de park halindeki araçların yakılması, Tuzla’da bir minibüsün kundaklanması, Ümraniye ve Büyükçekmece’de 3 aracın ateşe verilmesi ise, terörün ve provokasyonun ekonomiye verdiği zararların göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
    Daha önceleri de Abdullah Öcalan’ın zehirlendiği, saçının kazıtıldığı gibi bahanelerle yerli yersiz olay çıkaran ve her geçen gün kan kaybeden örgütün bu kez de dayak olayını gündeme getirerek gerçekleştirdiği eylemlerin yurt içinde olduğu kadar Avrupa’da da devam ettiği bildiriliyor. Almanya’nın Hamburg kentiyle Fransa’nın başkenti Paris’teki Türk işyerlerine düzenlenen saldırılarda
    bir Türk manavı ile seyahat bürosunun camlarının kırıldığı ve içeriye yanıcı madde atıldığı, Wilhelmsburg ilçesinde de bir Türk seyahat bürosuna saldırı düzenlendiği, saldırganların ofisin duvarlarına “PKK” yazarak kaçtıklarına dikkat çekiliyor.
    Bir taraftan demokrasi ve hukuktan yana olduğunu söyleyen, diğer taraftan esnafın ticaret yapmasını tehditle ortadan kaldırarak demokrasi ile ekonomiyi birlikte eşit götürmemek için çaba gösteren, nedense Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğü konularında çağdaş standartların yakalandığı bir ortamda adeta paniğe kapılan terör örgütü PKK’nın gerçekleştirdiği eylemler, üzerinde yaşadığımız topraklara maddi manevi zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. PKK, Kürt halkının çıkarları için savaştığını iddia etse de yine her zamanki gibi en büyük kötülüğü Kürtlere yapıyor.
    Toplum olarak birlik ve beraberliğe, kardeşliğe ihtiyacımız olduğu bu günlerde, örgütün tahriklerine kapılmayalım, sağ duyulu olalım, yalan yanlış bahanelere inanarak boşu boşuna birbirimizi kırmayalım, barış ve huzur içinde yaşayalım. Tarihten beri süregelen ilişkilerimizi bozmayalım, terörden uzak duralım, kan ve gözyaşına sebep olmayalım.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  165. helin demir said

    PKK KENDİ KENDİNİ İMHA EDİYOR

    Terör örgütü PKK’da, örgütün şiddet eylemleri, despotik uygulamaları ve dağdaki sefil hayattan kaçarak kurtulmak isteyen militanların etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak serbest kalmaları sonucu, yoğun kopuşlar yaşanıyor. Yıllardır bir tas sıcak çorba ve ana kucağına hasret olan örgüt mensupları, her geçen gün yumuşak kucaklayıcı güce sığınmaya devam ediyor. Bu arada güvenlik güçlerinin operasyonları sonucu büyük darbeler alan örgüt mensupları, ölülerini bile toplayamadan kaçmaya çalışıyor. PKK’nın her zamanki “Kullan- at” taktiği de, yaralı örgüt mensuplarının kendi arkadaşları tarafından öldürülmeleriyle yine gündeme yansıyor.

    Teröristlerin kendi aralarındaki konuşmaları içeren ve basına yansıyan, 2 PKK’lı grup arasında gerçekleşen diyalogda, 34 teröristin etkisiz hale getirildiği, teröristlerin yaralı arkadaşlarını da taşımamak için vurarak öldürdükleri yer alıyor. Etkili vuruşlar neticesinde geri çekilmek zorunda kalan grupların yardım isteklerinin geri çevrilerek, ölü arkadaşlarını oldukları yerde bırakarak kaçmaları yönünde talimat veriliyor. Hatta kayadan düşüp kalçası kırılan bir teröristin hiç beklenilmeden ve zaman kaybedilmeden “Kafasına sıkılarak” öldürülmesi ve emrin hemen uygulanması isteniliyor. Havan atışları nedeniyle iyice köşeye sıkıştıkları ve gruplar arasında temaslarının kesildiği, yaralılar ile sınırdan geçilemeyeceğinden onların da vurularak öldürülmeleri emrediliyor.

    Öte yandan, örgütün firar ya da kaçmaya teşebbüs eden teröristler için korkutma ve sindirme amaçlı olarak infaz kararı aldığına dikkat çekiliyor. Örgüt içi infazlar ile kaçma niyetinde olan teröristlere gözdağı verildiği, örgütten ayrılmak isteyen örgüt mensuplarının, güvenlik güçlerine yakınları aracılığıyla, “teslim olacağım” mesajları gönderdikleri bildiriliyor.

    Bu arada örgütsel çevrelerde, özellikle yurt içerisindeki bir çok grubun başında sorumlu olarak eski katılım militanların bulunduğu, söz konusu militanların kendisini örgüt yerine koyarak, “ben bilirim” havasında “bana bir şey olmaz” mantığıyla hareket ettikleri, talimatları dinlemedikleri ve örgütün kayıplarına sebep oldukları konusunda sohbetler yapılıyor. Bu durumun önüne geçmek amacıyla gerekirse, talimatlara uyan, söz dinleyen genç ve tecrübesiz militanlara sorumluluk verileceği, örgütte tam bir uyuşmazlık yaşandığı, astların üstleri dinlemediği ve başıboşluk havasının hakim olduğu konuşuluyor. Genç ve tecrübesiz militanların ise, silah kullanmayı dahi bilmedikleri, sırf sayısal olarak örgütü güçlü göstermek amacıyla sözü edilen militanların örgüt içinde tutulmaya çalışıldığı, artık örgütü toparlamanın çok zor olduğu, kısacası, örgütün askeri olarak da ümitsiz bir durumda bulunduğu kaydediliyor.

    Örgüt mensupları kendi kendilerini imha ede dursunlar, her yerde ve her zaman barış ve huzur ortamının devamından yana olan ve vicdan sahibi olan Kürtler ve Türkler, PKK’nın şiddet eylemlerini kabul etmediklerini, kan ve gözyaşı istemediklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Şırnak’ta 18 Ekim 2008 tarihinde sivil toplum örgütlerince düzenlenen mitinge katılan çok sayıda vatandaşın, ellerinde bayraklarla, Kürtçe terör örgütü aleyhinde sloganlar yazılı dövizlerle yürüyerek terör örgütü PKK ve saldırılarını kınamaları, bunun en güzel örneği olarak karşımıza çıkıyor. Barış ve kardeşlik içinde yaşamaktan yana olan Şırnaklılar’ın gerçekleri dile getirmek için toplandıkları mitingde, Kürt kökenli vatandaşlar olarak ülkenin bölünmez bütünlüğü ile devletin ve ordunun yanında yer alındığı tüm dünyaya haykırılıyor.

    Teröre ve şiddete hayır! Barış ve huzura evet!

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  166. DUETBİZ said

    Sayın Helin DEMİR;

    e – postanıza ulaşamadığımdan dolayı,buradan yazmak zorunda kaldım,cevap verirseniz memnun olurum.

    Burada, yazmış olduğunuz bazı yazılarınızı, bir başka sitede ( TEKE TEK ) kullanabilirmiyim,zira yorum,yazı ve tespitleriniz çok güzel ve güçlü.Bu konuda müsaade ederseniz memnun olurum.

    İyi Günler Dileğiyle;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  167. helin demir said

    PKK BU CESARETİ NEREDEN ALIYOR?

    Terör örgütü PKK’nın bir yandan bölge insanına ve bazı haklarına sahip çıktığını iddia etmesi, diğer yandan şiddetten vazgeçmediğini sergilemesi çelişkili bir durumun göstergeleri olarak topluma yansıyor. Bir adım daha ilerisi düşünüldüğünde devletin bölgeye götürdüğü hizmetlerin terör örgütü elemanları tarafından engellenmesi, hizmet araçlarının yakılması bölge insanına karşı düşmanlık şeklinde kendini gösteriyor.

    PKK’nın çelişkili tutumunun izahı, kuruluşundan bugüne kadar militanların yetiştirilmesi ve eğitiminde, her türlü silah ve diğer maddi desteklerin sağlanmasında yabancı unsurların önemli rol üstlendikleri, örgütün arkasındaki yabancı destekler çekildiğinde kendi gücü ile ayakta durmasının mümkün olmadığı görüşü ile açıklanabiliyor. Türkiye’de terör denilen olgunun sadece bir avuç kandırılmış insandan ibaret olmadığı, arkasında uluslararası güçlerin yer aldığı gerçeği karşımızda duruyor. Bu durumda; Türkiye’nin terörle mücadelesinde, karşısındaki güçleri iyi değerlendirmesi, ciddi stratejiler belirlemesi, teröre destek veren dost görünümündeki ülkeleri iyi tanıması gerekiyor. Yüzümüze gülüp, arkadan teröre desteklerini sürdüren devletlerle ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.

    Terörün kökünü kazıyacak her türlü önlemin alınması şart iken, bölge insanıyla kucaklaşmak, problemleri çözümlemek açısından en çıkar yol olarak görülüyor. Özellikle son günlerde PKK lehine olan gösterilerde polisle çatışan, onlara taş atarken görmeye başladığımız çocukların ortak özelliklerinin, gelecekten beklentilerinin olmaması, mücadelede insana verilecek değerin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bazılarının oyun sandığı, bazılarının birbirinden gördüğü, bazılarının harçlık alabilme umuduyla saldırdığı, bazılarının ise polisten intikam alma duygusu ile hareket ettiği düşünüldüğünde, küçükten büyüğe bölge insanının her türlü ilgi ve desteğe ihtiyaç duyduğu hususu dikkati çekiyor. Yani olayın maddi boyutunun yanında manevi yönünü de göz ardı etmemek gerekiyor.

    Söz konusu olan şey, terör örgütünün aslında sanıldığı ya da örgüt yanlısı basın yayın organlarında yansıtıldığı kadar güçlü olmadığı. Sadece arkasındaki sahte güçlerden medet umduğu veya bazı lüzumsuz gerekçelere alet olduğu. Tabi bu güçler, o çok kolladıkları ve bir türlü vazgeçemedikleri belanın bir gün kendilerine de bulaşacağını düşünebiliyorlar mı acaba, bu da merak ediliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  168. Tr.gg said

    Siteniz Güzel Olmuş Başarılar ..

  169. Tr.gg said

    Siteniz Güzel Olmuş Tebrikler.

  170. Biri,bu millet mal mıda bu iktidara oy versin,deyip bu siteye yazı gönderen herkese hakarette bulunmuş,Mal’lığın önce kendisinden başladığını söyleyerek şunları söylemek istiyorum.
    Siz ve sizin gibi düşünenler olduğu müddetçe,mal iktidarları başımızdan eksik olmayacak,sizin gibi malların yüzünden geri kalan yüzde 53 lük kesimde mal yerine konuldu,ülke ona buna mal oldu,sizin gibi malların yüzünden Türkiyede yerli malı kalmadı,mal’lara dahi toplam yüzde 82 lik doğalgaz zammı ağır geldi,Türkiye malların yüzünden,Cumhuriyet tarihinde,toplam bu kadar dış borç yapmadı.Bu borçlar sadece mal’ların gelecekteki yedi sülalesine kalsa neyse.
    Daha anlatayımmı,Türkiye bölünüyor haberin varmı,eskiden bizim olan illere vize ile gideceksin,az kaldı.Şimdi al MAL’ını hayrını gör diyeceğim ama,bu Ülke maalesef bizim,şu Mal’ın gözü kör olsun,belkide kör ne bilelim…

  171. helin demir said

    ROJ TV’DEN SON HABERLER!
    Faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde destekleyen, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik eden Danimarka’da kaim ROJ TV’nin bir ihaneti daha ortaya çıktı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen davada, ROJ TV’nin yeni şeytanlığının, Başbakan Tayip Erdoğan’ın gezisini protesto etmek için zanlılara eylem çağrısı yapmasıyla ortaya çıktığı belirtildi. Hazırlanan iddianamede, PKK’nın Diyarbakır’daki izinsiz gösterileri için eylem çağrısını ROJ TV ve bazı internet siteleri aracılığıyla yaptığı vurgulandı. İzinsiz gösterilerin, terör örgütü elebaşının cezaevinde sözde fiziki işkenceye maruz kaldığı ve Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’ı ziyareti bahane edilerek gerçekleştirildiği ifade edilen iddianamede; “20 Ekim’de Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde iş yerlerinin genelde kapalı olduğu ve kepenklerinin indirildiği, Büyükşehir Belediyesi’ne ait toplu taşıma araçlarının ve halk otobüslerinin bir kısmının kontak kapatmak suretiyle çalıştırılmadığı, çöp konteynerlerinin tamamının dolu olduğu, çöplerin yerlere döküldüğü ve gün boyu toplanmadığı, okul servislerinin yapılan baskınlar neticesi çalışmadığı…” şeklinde açıklamalara yer verildi.
    ROJ TV’nin bütün bu kışkırtmalarına rağmen aslında bugünlerde Kürtlerin çoğunluğunun da şiddet yanlısı kanalı izlemediği ya da izlemek istemediği bildirildi. Kürt vatandaşlar tarafından ROJ TV yetkililerine gönderilen mektuplarda; “ROJ TV’de sanki her şeyin Abdullah Öcalan etrafında döndüğü, Kürtlerden hiç bahsedilmediği, gerilla denilen kişilerin ne için savaştıklarının bile anlaşılamadığı, her gün çatışmalarda hayatını kaybeden ve gerilla diye tabir edilen gençlere yazık olduğu ve bunların boşu boşuna öldüğü, tartışma programlarında Kürtlerle adeta dalga geçildiği, içten içe Kürtler arasında nifak yaratılmaya çalışıldığı, bütün bu nedenlerden dolayı ROJ TV’nin izlenmek istenilmediği” şeklinde şikayetlerin yer aldığı kaydedildi.
    PKK’nın propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin yaptığı yayınların, kendi üyelerini de bıktırdığı vurgulandı. PKK kamplarında barınan örgüt üyelerinin Türk TV’lerini izledikleri ve artık şiddetin hiçbir ortamda kabul görmediği dünyamızda boş amaçlar uğruna yapılan propagandanın örgüt içerisinde etki yaratmadığı gibi, militanları da motive etmediği bildirildi.
    Bu arada PKK muhalifi Kürtlerin ROJ TV’ye rakip olacak Kurd 1 adlı yeni bir televizyon kurdukları, Fransa’dan yayın yapan televizyonun kuruluş çalışmalarını Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan’ın yürüttüğü açıklandı. Kurd 1 televizyonunun ROJ TV gibi siyaseti çarpıklaştırmayacağı, daha çok Türkiye ve Avrupa’daki Kürtlere hitap edeceği, terör kanalı haline gelen ROJ TV’yi izlemek istemeyenlere alternatif bir kanal olarak yayın yapacağı aktarıldı.
    Kürtlerin, PKK tarafından yapılan bağlayıcı propagandalara rağmen artık terör söylemlerinden, her gün yapılan boş ve amaçsız yayınlardan bıktıkları, çağa uygun daha çağdaş yayınları takip etmek istedikleri, motive etmek için bütün uğraşları sarfettiği halde dağdaki militanları bile etkileyemediği düşünüldüğünde, ROJ TV’nin provokatör yayıncılıktan bir adım öteye gidemeyeceği anlaşılıyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  172. helin demir said

    DTP’NİN SEÇİM ÇEKİŞMESİ HALKA ZARAR VERİYOR

    Bugünlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konulardan biri seçimler. Seçim takviminin huzur içinde, olaysız ve zararsız olarak sürmesi ise hepimizin tek beklentisi ve belki de demokratik ortamda olması gereken de bu. Adayların seçim vaatlerinin inandırıcı ve sorunları çözümleyici karakterde olması da halkın yegane arzusu. Ancak maalesef bazı partilerin sergilediği seçim politikaları yüzünden olan yine her zamanki gibi halka oluyor ve huzur ortamı zarar görüyor.

    Van ve Hakkari’de çıkarılan gerginliklerden en büyük zararı esnaf ve sanatkarların gördüğü dikkati çekerken, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte Van ve Diyarbakır başta olmak üzere bölgedeki belediye başkanlıkları için çekişme başladığı, DTP’nin diğer partilerin bu illerde yoğun seçim faaliyeti yapması endişesiyle hırçın görüntüler sergilediği görülüyor. DTP’liler, esnafın işyerlerini açmamasını “protesto” olarak göstermeye çalışırken, olayların arka yüzünde başka gerçeklerin yattığı ortaya çıkıyor.

    Başbakan Erdoğan’ın açılış ve temel atma törenlerine katılmak üzere gittiği Van ve Hakkari’de yaşanan olaylardan zarar görmemek için işyerlerini açmayan esnafın sıkıntılı ruh halini özetleyen Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zahir Kandaşoğlu, “Bu halka yazık oluyor. Seçim çekişmesi yapıyorlar. Olan bize oluyor. Esnafa, ticaretimize, malımıza, canımıza, kariyerimize, kredimize oluyor. Siyaset yapan yapsın. Yerel seçimde herkesin ayrı bir hesabı var. Peki bizim halimiz ne olacak? Siyasetçiler sorun çözecek yerde sorun üretmemeli. Halkta büyük bir panik var. Ne yapacağımızı, kime oy vereceğimizi bile bilmiyoruz. Huzur istiyoruz” şeklinde konuşuyor.

    Van esnafının yaşadıkları nedeniyle terör belasına lanet okuyan Van Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği Başkanı Mehmet Ali Can, “Hepimiz kardeşiz. Camlarımız kırıldı, işyerlerimiz ve araçlarımıza zarar verildi. Oluşturulan baskı ortamı sebebiyle lokantalar yemeğini satamadı, fırıncı hamuru ocağa süremedi” diyerek, birlik ve beraberlik ortamını bozmak isteyen unsurları eleştiriyor.

    Benzer olaylardan yakınan Hakkari Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Şen ise, “Hiç bitmeyen gerginlik ortamının bölge halkını hem malından hem de canından bezdirdiğini” vurgulayarak, “Sıkıntılı ve zor durumda olduklarını, olup bitenleri kesinlikle tasvip etmediklerini” belirtiyor.

    Durum böyle iken, Türkiye partisi olacağını savunan DTP’nin, demokrasi mücadelesini baskı, şiddet, maddi manevi halka zarar verme şeklinde sürdürdüğü düşünüldüğünde, halktan beklediği desteği, yani oyu alması düşünülebilir mi?

    Helin Demir helindem@mynet.com

  173. atatürkçü said

    ewt arkadaşlar bugün birdaha görüorum ki biz atamıza sahip çıkıoruz ben antilaik isim adında saçma sapan şeyler yazdım tepkinizi ölçmek için hepinize helal olsun hepiniz bu yorumlara karşı çıktınız kutluyorum sizi….

  174. helin demir said

    PEJAK’IN ÇARESİZLİĞİ

    İran’ın terör örgütü PKK ve PEJAK’a karşı gerçekleştirdiği operasyonlarla çok sayıda örgüt mensubunu ölü ve diri olarak ele geçirdiği, İran topraklarında PEJAK’ın barınmaması için katı önlemler aldığı biliniyor. PEJAK ya da PKK’ya destek verdikleri için mahkumiyet cezası alanların bulunduğu, hatta idam cezalarının yoğunlaştığı kaydediliyor. Hatta hatta İran’daki çok sayıda idam cezalarından, çoğunlukla Kürt bölgelerinin özerkliği için bir gerilla savaşı yürüttüğünü iddia eden PEJAK’ın gerçek ya da sözde yandaşlarının nasibini aldığı söyleniyor.

    İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın terör örgütü PKK ve PEJAK’la savaşmak için Türkiye, İran ve Irak hükümetleri arasında işbirliği yapılması çağrısında bulunması da bilinenlerden. Ahmedinejad’ın Irak ziyareti esnasında Irak Yüksek İslam Konseyi Başkanı Şii lider Abdülaziz El Hekim ile birlikte yaptığı basın toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyine yönelik sınır ötesi harekatı konusundaki bir soruya verdiği cevapta, terör örgütü PKK ve PKK’nın İran’daki kolu olan PEJAK’la savaşmak için Türkiye, İran ve Irak hükümetleri arasında işbirliği yapılması gerektiğini belirttiği vurgulanıyor. Ayrıca, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın yaptığı açıklamada terörizmin herkesi etkilediğini açıkladığına dikkat çekiliyor.

    Bugünlerde PEJAK’ın bir bildiri yayımlayarak, örgütün İran’daki silahlı faaliyetinin durdurulduğunu duyurduğundan bahsediliyor. Tirajı günde 300 bin olan muhafazakar eğilimli bir İran gazetesinin 11 Kasım 2008 tarihli sayısında yer alan bildiride, PEJAK’ın İran’daki faaliyetlerini durdurmasının sebebinin Türk ordusunun saldırıları karşısında PKK’ya askeri yardımda bulunmak olduğunu iddia ettiği söyleniyor.

    Haberin devamında ise, PEJAK’ın, bölgedeki mevcudiyetiyle ilgili olarak yaşadığı güçsüzlüğü örtbas etmek için böyle bir iddiada bulunduğuna inanan askeri uzmanların, İran askeri güçlerinin güçlü varlığının terör örgütünün bölgede hiçbir askeri ve siyasi faaliyette bulunamamasına sebep olduğunu ve bu yüzden askeri faaliyetlerinin durdurulmasını bölgeden kaçmak için bir bahane olarak kullandığını söylediklerine işaret ediliyor.

    Bütün bu gelişmelere bakılacak olursa, PKK gibi PEJAK’ın da gerek finansman, gerekse lojistik açıdan zor durumda olduğu ve ağır darbeler aldığı görülüyor. “Yıkılmadım ayaktayım” demek, en azından militanları gözünde böyle bir imaj yaratabilmek için PEJAK’ın izlediği yol ve yayınladığı bildirideki gerçek dışı söylemler, terör örgütlerinin var oluş göstergelerini ispatlamak için izledikleri klasik yöntemlerden biri olarak değerlendirilebiliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  175. h.demir said

    DTP’NİN YENİ YAKLAŞIMLARI İŞE YARAYACAK MI?

    Şiddeti temel alan politikalarıyla terör örgütü PKK ve onun uzantısı DTP, insanlar için güvenlik duygusunu, ülkenin birliğini tehdit eden iki yapı olarak karşımıza çıkıyor. Bu özellikleriyle de demokratik gelişimin ve açılımın önünde en önemli tehdit olarak görülüyor. ‘Bölücü terör’ denince akan suların durduğu ülkemizde PKK, kimi kesimlerin iç politikadaki dengelerle, demokratik açılımlarla oynama kabiliyetinin en önemli unsuru olarak değerlendiriliyor. DTP ise, PKK’yı amaçlarına ulaşmak için kullanan kesimlerin baş aktörü konumunda kendini belli ediyor.

    Mart ayında yapılacak olan yerel seçimlerle ilgili olarak DTP, ne yapacağını bilemez bir halde çırpınıp duruyor. DTP’nin geçen seçimlerde uğradığı yenilgi üzerine dine yöneldiği savunuluyor. Bu yönelişin parti içinde kaygı yarattığı bildiriliyor. Amerika’nın Sesi (VOA) radyosunun “Türkiye’nin Kürt Partisi, Siyasi Profilini Güçlendirmek İçin Dine Yöneliyor” başlıklı haberinde, Kürt milliyetçiliğinin sadık taraftarı imamların geçen yılki seçimlerde DTP’ye destek vermedikleri belirtilirken, Diyarbakır’ın dini liderlerinden olduğu söylenen Zait Çıtıran’ın, “DTP’ye bir ders verilmesi gerekiyordu” yolundaki açıklamalarına yer veriliyor.

    Çıtıran, DTP’nin Kürt halkının % 97’sinin Müslüman olduğunu ve İslami hassasiyetlerinin bulunduğunu anlamadan büyük bir hata yaptığını söyleyerek, artık DTP’li belediye başkanları ve milletvekillerinin camilere gittiğini, toplantılarına dini önderlerini davet ettiklerini vurguluyor. Ancak, haberin devamında DTP liderlerinin yaklaşımlarındaki bu değişikliğin hoş karşılanmadığına dikkat çekilerek, yazar Kava Nemir’in, “Laiklik Kürt hareketi için çok önemli idi fakat bu hareket artık her geçen gün daha da dindar oluyor” şeklindeki değerlendirilmesi aktarılıyor. DTP’ye yakın şarkıcılardan Sılan Eser de, partinin İslam’a yönelmesinin arkasındaki nedenleri anlamakla birlikte tehlikeli bir oyun olduğunu düşünüyor.

    DTP, ayakta kalabilmek için zamana göre değişen yeni yaklaşımlar sergiliyor. Ancak oy kazanmak için terörden uzak durması gerektiğini bir türlü değerlendiremiyor. Her gün şiddet çığırtkanlığı yaparak, aslında en çok zarar verdiği Kürt halkının nefretini kazanıyor.Özellikle artık kan ve gözyaşı istemeyen, huzurdan yana olan Doğu ve Güneydoğu halkı, terör değil, huzur ve hizmet bekliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  176. tuğrul alacaoğlu said

    Bu yüzyılda ihanet üreten kültür bizdeymiş! Bilge Kağan bile ta o dönemde milletine “TİTRE VE KENDİNE DÖN!” demiş. Atatürk de endişeye kapılmış ve “GAFLET, DELALET, İHANET İÇİNDE OLABİLİRLER!” vurgusu yapmış. Yuh ki, üç kömüre, iki makarnaya ihanet satın alınabiliyor. Ey Türk halkı! desem, ben kürdüm, ben şuyum, ben pontusum, cart curt… Bir sürü itiraz ortaya çıkacak diye korkmaya başladım.Türk olmamak için bir politika, bir eğitim, bir din,bir kültür…
    1)Türk düşmanlığı 2)Dürüst insan düşmanlığı 3)Bilim düşmanlığı 4)Sanat düşmanlığı……
    BUNLARIN TÜRKİYE DİYE BİR DERDİ YOK, BUNLARIN DERDİ, “AD” KAVMİYLE REKABET!….

  177. h.demir said

    PJAK’IN SKANDALLARI BİTMEK BİLMİYOR

    İran’ın teröre karşı aldığı önlemler neticesinde zor durumda kalan PJAK’ın, idam cezalarından nasibini aldığı, Türkiye, İran ve Irak hükümetleri arasındaki işbirliği akabinde iyice köşeye sıkıştığı, bu nedenle bir bildiri yayımlayarak, örgütün İran’daki silahlı faaliyetinin durdurulduğunu duyurduğu biliniyor. Hatta basın yayın organlarında, PJAK’ın, bölgedeki mevcudiyetiyle ilgili olarak yaşadığı güçsüzlüğü örtbas etmek için böyle bir iddiada bulunduğuna inanan askeri uzmanların, İran askeri güçlerinin güçlü varlığının terör örgütünün bölgede hiçbir askeri ve siyasi faaliyette bulunamamasına sebep olduğunu ve bu yüzden askeri faaliyetlerinin durdurulmasını bölgeden kaçmak için bir bahane olarak kullandığını söylediklerine işaret ediliyor.

    Gerek finansman, gerekse lojistik açıdan zor durumda olan ve ağır darbeler aldığı görülen PJAK’ın, bu kez de başkan Hacı Ahmedi’nin skandalları nedeniyle sarsıldığı vurgulanıyor. İnşaat mühendisi olması nedeniyle “Mühendis Hacı Ahmedi” olarak tanınan şahsın, PJAK’a katılmasının ardından birkaç yıl içerisinde “Mali sorumlu” görevine getirildiği, ancak 1980’li yıllarda zimmetine para geçirdiği gerekçesiyle görevinden alındığı söyleniyor.

    Örgüt mensupları arasında yapılan konuşmalarda Hacı Ahmedi’nin cinsel tercihlerinde de çarpık ilişkilerden yana olduğundan bahsediliyor. Günlük işlerinde kendisine yardımcı olan bir ailenin küçük yaştaki erkek çocuğuna fiili livatada bulunan Ahmedi’nin, bu olayın ortaya çıkması üzerine bir hücrede 6 ay süreyle hapis cezasına çarptırıldığı, cezasını tamamlamasının ardından parti üyeliğinden ihraç edildiği konuşuluyor. Ayrıca İran Kürdistan Demokrat Partisi’nden de ihraç edildiğine dikkat çekiliyor.

    Psikolojik açıdan sorunları bulunan, korkaklığı sebebiyle özel ilişkilerinde ve örgüt içerisinde silahlı çatışmalarda bile arka planda kalmayı yeğleyen Hacı Ahmedi’nin, yalnız kalmaktan ve seyahat etmekten de çekindiğine işaret ediliyor.

    Yıllarca şiddet uğruna boş amaçlar peşinde koşan terör örgütü PJAK’ın sonunun geldiği bir kez daha gözler önüne seriliyor. Örgütsel açıdan ve mensupların yoz ilişkileri nedeniyle epeyce yıpranan örgütün, tasfiye kararı almasından başka çıkar yolu görünmüyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  178. helin demir said

    KADINLAR DA PKK ŞİDDETİNE KARŞI

    Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo Diktatörlüğü’ne karşı mücadele yürüten Patria, Minerva ve Maria Teresa adlı kardeşlerin, 25 Kasım 1960 tarihinde tecavüz edilerek katledilmesi ile bir isyana dönüşerek dalga dalga büyüyen ve diktatörlüğün sonu olan gün, Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak karar altına alınıyor. O zamandan bu yana her 25 Kasım’da dünyanın her yerinde kadın örgütleri ve insan hakları örgütleri, şiddetin sona ermesi ve yaşam hakkına saygı gösterilmesi için etkinlikler gerçekleştiriyor. Günümüzde şiddetin hiçbir ortamda kabul görmediği gerçeği terör örgütlerinde de yansımasını buluyor.
    PKK’nın kollarından biri olan Özgür Kadın Birlikleri (YJA) Koordinasyonu üyesi Bese Hozat, Yeni Özgür Politika gazetesine verdiği demeçte; “PKK’nın yürüttüğü savaşın en büyük mağdurunun kadınlar olduğunu, PKK’nın yaptığı şiddet eylemlerinden bıktıklarını, zoraki uygulamalar sonucu vicdan azabı duyduklarını, tahrik, kin ve öfke dolu propagandalar neticesinde örgütün daha çok eleman yitirdiğini ve artık örgüte olan inancın kaybedildiğini” vurguluyor.
    Bese Hozat; “Gerçekten Barışa Duyarlı tüm örgüt mensuplarının bir seferberlik ruhuyla sürece katılması şarttır. Barışı barış severlerin çabası ve mücadelesi inşa edecektir. Bu kadın olur erkek olur. ‘Kadın ve barış’ konusuna yeterince önem verilmiyor. Oysa savaşın ve şiddetin kökeninde cinsiyet ayrımcılığı yatıyor. Bu nokta eksik te tartışılsa kadının bu süreci sahiplenmesi ve katılımı çok önemlidir. Hiç kuşkusuz savaşın bedelini en ağır ödeyen kesim kadınlar oldu. PKK’nın şiddet eylemleri sonucunda evlatlarını kaybetmiş bütün Kürt ve Türk analar, çektikleri acıların bir daha tekrarlanmamasını istemektedir. Kadınlar şiddet süreciyle sorunun çözülemeyeceğini görerek, seslerini yükseltmeye başlamalıdırlar. Kalıcı bir barışın gelişiminde kadın çabasının etkisi olacaktır. Kadınlar her ne kadar örgüt içerisinde bir ‘hiç’ sayılsalar da, ikna kabiliyetleri yüksektir. Örgüt içerisinde her gün yaşanan kadın intiharları, uygulamalara itiraz edildiği için yaşanan cinayetler, sınır tanımadan gelişen ve kangrenleşmeye dönüşen tecavüz olayları, örgütün uyuşturucu ticaretinde kullandığı kadınlar ve daha nice sorun… Bütün bunların hepsi şiddetin ürünü. Şiddeti doğuran PKK zihniyetidir. PKK’daki iktidarın çıkar kavgasıdır. İşte o yüzden diyorum barış, en fazla kadının çıkarınadır.” şeklindeki sözlerle açıklamalarını sürdürüyor.
    25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” nedeniyle Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan bir röportajda da; özellikle PKK’nın ortaya çıkmasıyla birlikte Kürt kadınına karşı şiddetin daha fazla tırmandırılmasının söz konusu olduğu, PKK’da egemen olan sistemin “önce kadınları vurun” şiarıyla hareket ettiğinden bahsediliyor. Bugün Kürt kadınlarının her alanda, “Biz hiç kimsenin malı değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür. Biz özgürlüğümüze kavuştuğumuz oranda namuslu olabiliriz” şiarıyla hareket ettiğinden söz ediliyor. Bunun çok önemli olduğu ve ilk kez Kürt kadınları tarafından, egemenlikli zihniyete karşı çok radikal bir eleştiri ve duruş halinde ortaya konulduğu vurgulanıyor. Bundan dolayı her kadının reddetmeyi ve direnmeyi bilmesi gerektiği ve bu konuda mücadeleyi geliştirip ben de varım diyebilmesinin şart olduğu, bunu diyen kadının özgürlüğe adım atmış ya da atmaya yakın kadın olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor.

    Yıllarca örgüt içerisinde terör eylemlerinden bunalmış olan, hiçbir duygusuna değer verilmeyen, kendisine hiçbir hak tanınmayan, ana, bacı, kardeş olan kadınlar, artık terör, şiddet, kan ve gözyaşı istemiyor. Kalbinde vicdan duygusu olan tüm kesimlerin konuya duyarlı olması ve tepkilerini dile getirmeleri bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  179. betül said

    valla sokaktaki köpeğe acırım,yinede o pkkmıdır herne zıkkımsa ona acımam.köpeğin kılı bile onlardan daha değerlidir.bide uzun uzun yazmış helin hanımefendi.bide bu ülkede özgürlük yok derler.baksana dtp mecliste.bundan büyük özgürlükmü olur.sıkıysa bi avrpa ülkesinde böyle yapsınlar ama yaptırmazlar.apoyuda emin olun asarlar.halk desteğini çeksin şu itlerin üstünden bak nasıl bitiyor terör.ha bide tabi bazı vatan hainleri.bu sitede yazanlar değil tabi.bu sitenin vatan haini dediği kişiler bir kahramandır.

  180. betül said

    bu site gerçekten kime hizmet ediyor merak ediyorum.vatana hizmet edenlere vatan haini diyenler kime hizmet eder bi düşünün…

  181. h.demir said

    DTP’NİN SÖYLEMLERİ İNANDIRICI MI?
    DTP, yerel seçimler öncesinde eşbaşkanlar, milletvekilleri ve parti yöneticilerinin de katılımıyla bölge gezilerini sürdürüyor. Gittikleri illerde PKK bayrakları ve Abdullah Öcalan’ın posterleri ile karşılanan DTP’liler, her zaman olduğu gibi yerel seçim projelerini Kürt halkıyla birlikte hayata geçireceklerini söyleyip duruyor. İradesiz birisini kendi iradeleri olarak ilan eden DTP yöneticileri, “Biz Kürt halkının iradesiyiz” söylemiyle aslında iradesizlik giysisini tüm Kürt halkına giydirmeye çalışıyor. Seçme ve seçenek oluşturma yetisinden yoksun olanların özgürce düşünebilmesi olanaklı olmadığına göre, DTP’lilerin de, “özgürlük” vaadlerinin tirajikomik olduğu, bu durumun aynı zamanda yaşanan çaresizliğin boyutunu gösterdiği anlaşılıyor.
    DTP tabanının yurtseverliği, samimiyeti ne kadar tartışma gerektirmeyen bir gerçek ise DTP yönetiminin iradesizliği, ikiyüzlülüğü, duygu sömürücülüğü, asalaklığının da o kadar gerçek olduğu biliniyor. Abdullah Öcalan, İmralı’dan gönderdiği ve DTP’nin aklını karıştıran söylemlerle, sadece son yirmi dört yıldır ödenen bedelleri heba etmekle yetinmiyor, Kürt halkının yarattığı değerleri de tahrip ediyor.
    DTP için yerel seçimlerde başarılı olmak, risklerden daha çok tarihi fırsatlar sunan yeni bir zemin olarak düşünülebiliyor. Bu zor süreçte günü ve geleceği değerlendirmede ortaya konulan değişimci tavır, mevcut siyasi mirastan daha farklı bir geçmiş kurmada gerekli olacağa benziyor. Bu arada DTP’nin Sırat Köprüsü’ndeki bu yürüyüşünü tahriklere kapılmadan denge ve itidal ile sürdürmesi bekleniyor. DTP’lilerin kuracakları insani ilişkilerle diyaloğu, siyasetin ucuz bir iddiası olmaktan çıkartacak potansiyele sahip olduklarını göstermek için ellerine geçen fırsatları iyi değerlendirmeleri bekleniyor.
    DTP’nin sözcülüğünü yaptığı “iradesizleştirme” politikasına “hayır” demenin her onurlu insanın görevi olduğu düşünülüyor. Tabanın yurtseverliğinin DTP yönetiminin pazarlamacı anlayışını ve politikaları belirleme gücünü ortadan kaldırmadığı anlaşılıyor. Bu nedenle duygusal davranmamak ve kandırılmaya karşı uyanık olmak gerekiyor. DTP’ye oy vereceklerin de, vermeden önce son bir kez daha arkalarına dönüp bakmaları ve geçmişte yaşananları hatırlamaları gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  182. Genc Osman said

    Aferin, devam edin bu siteye ve vazgeçmeyin. Münafıklara ve faşistlere inat hala Kemal’ciyiz. Allah’ın laneti ” Allah (C.C.), Muhammed (S.A.V.) ” diyip Müslüman’ın vatanını ecnebi gavuruna peşkeş çekenlerin ve Dine karşı ihanet içinde olanların üstüne olsun!

  183. zafer said

    fethullah gülen’i daha iyi tanıdım ama daha fazla ayrıntı olsaydı, daha iyi olurdu….!

  184. helin demir said

    DTP VE SEÇİMLER

    Türkiye’nin terörle mücadelede attığı kararlı adımlar ve teröristle değil terörle mücadele konseptinde yaptığı değişikliklerin ardından gerilim politikası üretmeye başlayan DTP, başlattığı gerilim politikasını her geçen gün daha da arttırıyor. DTP’nin, sırtını demokrasi dışı bir güce dayadığı, önüne sunulan tüm imkanlara rağmen kendini bu güçten soyutlayamadığı yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Durum böyle olunca da DTP hakkında yapılan eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor.

    Nasname’de yayınlanan “Seçim: Çatıda Birlik mi, yoksa zeminde halkın birliği mi?” başlıklı yazıda; “Her seçim öncesinde tanık olduğumuz ve ahlak sınırlarını fazlasıyla zorlayan ilişki/ittifak/transfer manzaralarının gittikçe artmaya başladığı, bu manzaralardan bazılarının komik yanlarıyla hafızalarda yer alsa da, ilkesizliğin günümüz politikasında ne kadar geçerli bir ilke olduğunu göstermesi bakımından öğretici özellikler taşıdığı” belirtiliyor.

    İkiyüzlü politikalar yerine tüm inançların özgürce ve bir diğer inanca baskı yapmadan kendisini ifade edebileceği/gerçekleştirebileceği bir ortam içinde çabalamak gerektiği, bu tutumun toplumun farklı dinamikleriyle ortak hareket etme zeminini yaratacağı vurgulanıyor.

    2009 yerel seçimleri birilerinin söylediği gibi Kürtler açısından bir referandum niteliği taşımıyor. DTP’nin seçime bir referandum havası vermesinin, halkı “biz ve düşman” ikilemiyle karşı karşıya bırakmasının, kendisine oy vermeyenleri, korucu, asker ve diğer devletçi kesimlerle birlikte hareket etmekle suçlamasının çirkin olduğuna, DTP ve onu yönlendiren akıl hocalarının bu çirkinliği bilinçli yaparak tereddüt yaşayan Kürtleri kendilerine mahkum bırakmaya çalıştıklarına dikkat çekiliyor.

    PKK güdümünde olmayan örgütlerin/bireylerin geçmişte olduğu gibi DTP ile ittifak veya DTP’den adaylık beklentisi içinde olmamaları gerektiğine, böyle bir beklentiden dolayı DTP’yi olumlayan ama umduğunu bulamayınca da onu eleştirmeye kalkışanların inandırıcılığının olmayacağına, 22 Temmuz seçimlerinde bu hataya düşen kurum ya da kişilerin ne yazık ki var olduğuna işaret ediliyor.

    DTP’nin hazır potansiyelinden yararlanmaya çalışanların, DTP’nin Kürt halkının % 20’sinden oy alabildiğini göz önüne alıp, geri kalan % 80 oya yönelerek hem kişiliklerini korumak hem de halkın taleplerine cevap olmak gibi bir olanağa sahip oldukları gibi, evlerinde onurluca oturmak gibi bir seçeneğe de sahip olduklarına değiniliyor.

    Kürt halkının içinde bulunduğu zor koşullar dikkate alındığında, seçme ve seçilmenin birilerinin kişisel tatmin aracına dönüşmesine izin verilmemesinin uygun olacağı, bu tür kişisel kaygısı olanları teşhir etmenin ve seçilmenin kişisel çıkar sağlayacak şekilde avantaj/rant kapısına dönüşmesinin önünü kesmek gerektiği aktarılıyor.

    Hem kişisel kaygılarla hareket edenlerin önünü kesmek hem de şeffaf/demokratik bir belediyecilik anlayışını geliştirmek için bir seçim bildirgesiyle “nasıl bir birlik, nasıl bir yönetim anlayışı, nasıl bir tutum” gibi konularda halkı önceden bilgilendirmek ve vaadleri yazıya dökerek bağlayıcı bir sözleşme imzalamak gerektiği kaydediliyor.

    Seçimlerde aday olacak şahısların, kişisel kaygılardan uzak ve kişilikli bir duruş sergileyebilecek nitelikte olmasının doğal görüldüğü, günümüzde kimin ne söylediğinin fazla bir değerinin kalmadığı, kimin ne yaptığının ve sisteme karşı nasıl bir duruş sergilediğinin önemli olduğu, bu nedenle adaylar belirlenirken dar ideolojik kalıplardan sıyrılmak, en yakındaki kişilere yoğunlaşmak yerine kişilikli bir duruş sergileyebilecek halkın tüm kesimlerine yakın olabilecek insanları önermenin olumlu olabileceği değerlendiriliyor.

    Seçmenlerin kan ve gözyaşından uzak durmaları için bölücü yaklaşımlara sırtlarını dönmeleri en çıkar yol olarak görülüyor. DTP aslında terör örgütünü kınamadığı için hem kendine hem de inananlarına yazık ediyor. Kürtler adına yola çıktığını izah etse de yakın gelecekte terörist örgütle bağı olmadığını ortaya koyması imkansız görünürken, PKK tuzağına düşmemek ve sorunlara kalıcı çözümler bulmak için her açıdan dikkatli, kararlı ve tutarlı olması gerekiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  185. helin demir said

    PKK KAN KAYBEDİYOR

    Her geçen gün biraz daha taban kaybeden PKK’da, vazgeçmediği şiddet kullanma tehdidi ve ırkçı görüşleri nedeniyle yoğun kopuşlar yaşanıyor. Basın yayın organlarında yer alan haberlerde bölücü örgüte katılımın yüzde 80 azaldığı belirtiliyor.
    Bu gerçeğin, geçenlerde İstanbul’da yakalanan bir örgüt mensubunun ifadelerine de yansıdığı görülüyor. Örgüte katılımların eski dönemlerde binlerle ifade edildiğini belirten E.A. isimli teröristin, “Daha önceki dönemlerde ayda 300 kişi İstanbul’dan Kuzey Irak’a gelerek örgüte katılırdı. Son dönemlerde ayda en fazla 10 kişi PKK’ya katılıyor.” şeklinde konuştuğu vurgulanıyor. Söz konusu teröristin verdiği bilgiye göre; Türkiye dışında bölücü örgüte en fazla İran’dan katılım oluyor. Bu ülkeyi Suriye ve Iraklı Kürtler izliyor. Dağdaki teröristlerin ise keşif uçakları ve hava harekatı nedeniyle psikolojilerinin bozuk olduğu aktarılıyor. E.A., “Çok sayıda örgüt mensubunun kaçmak için fırsat kolladığını” söylüyor.
    İstanbul’da Zeytinburnu’nda yakalanan E.A., son dönemlerde yeni eleman katılımı konusunda büyük sıkıntı yaşandığını kaydediyor. “Örgüt yeni militan bulmakta zorlanıyor.” diyen E.A., PKK’ya katılımın en büyük sebebinin ise ekonomik zorluklar olduğunu anlatıyor. Ayrıca, dağdaki teröristlerin psikolojilerinin bozulduğunu, kaçmak için fırsat kolladıklarını, kaçamayanların ise intihar etmeyi bile düşündüğünü açıklıyor.
    E.A, ifadesinde, terör örgütü kamplarında verilen siyasi ve askeri eğitim konularını anlayamadığı için aç bırakıldığını, dayak yediğini ve bir bardak çay için örgüt mensuplarının güvenini kazanmaya çalıştığını belirterek, “Terör örgütünden insanlık dışı muamele dışında bir şey görmediğini”, dile getiriyor.

    E.A’nın, “Etkin pişmanlık yasası sayesinde çok sayıda insanın serbest kalmasının PKK liderlerini fazlasıyla endişelendirdiğini” itiraf ettiği, bu durumun da PKK yöneticilerinin kaçışlar konusunda yaşadıkları paniğin boyutlarını daha iyi yansıttığı kaydediliyor.
    PKK’nın şiddet uygulamaları ve örgüt içindeki antidemokratik uygulamalar ve terörden uzak yeni bir yaşam kurma arzusu devam ettiği sürece, örgütten ayrılanların sayısında her geçen gün artış olacağı görülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  186. Sinan Erdoğan said

    Bir kısım kendilerine aydın süsü veren işbirlikçiler tarafından internette 1915 yılında Ermenilere soykırım yapıldığını iddia ederek özür diliyoruz kampanyası başlatmışlardır.

    Bunların kampanyasına karşıt olarak biz de bir kampanya başlatıyoruz.

    Aşağıdaki linki okumanız ve bu kampanyayı desteklemenizi, kendi ileti gruplarınıza iletmezi bekliyoruz.

    http://www.teyatora.org/

  187. helin demir said

    DTP’NİN ÇOCUK İSTİSMARI

    DTP’den PKK’nın sözcüsü gibi davranmaktan vazgeçmesi beklenirken, adeta kamuoyunun hışmını çekmek istercesine “PKK’yı reddedemeyiz” söylemlerinde bulunması, kendi ifadeleriyle “onurlu ve kalıcı barışa” gölge düşürüyor. Sergilediği seçim politikaları yüzünden, olan yine her zamanki gibi halka oluyor ve huzur ortamı zarar görüyor. Seçim çekişmesi yüzünden çıkarılan gerginliklerden en büyük zararı esnaf ve sanatkarların gördüğü dikkati çekerken, özellikle küçük yaştaki çocuklar DTP tarafından siyasi amaçlarla istismar ediliyor.

    Bugün gazetesinin 14 Aralık tarihli haberinde, Başbakan Erdoğan’ın Van gezisini protesto eden DTP’nin çocukları nasıl kullandığının ortaya çıktığı bilgisi yer alıyor. DTP’li vekil Özdal Üçer’in, polislere taş atan çocukları “Hediye vereceğiz” bahanesiyle eyleme davet ettiği kaydediliyor.

    Van’ı adeta savaş alanına çeviren olaylarda DTP İl Başkanlığı önünde toplanan kalabalığın, taş ve molotoflarla güvenlik güçlerine saldırdıkları, çıkan olaylarda 7 gösterici ile 6 polisin yaralandığı ve 100 civarında eylemcinin gözaltına alındığı biliniyor. Göstericiler arasında DTP Van Milletvekili Özdal Üçer’in de bulunması ise dikkat çekici ayrıntılardan sadece bir tanesi.

    Eylemin dikkat çekici bir başka özelliğinin ise onlarca ilköğretim ve lise öğrencisinin de eylemcilerle birlikte yer alması olduğu vurgulanıyor. Bu çocukların kimler tarafından kandırılarak eyleme getirildiği tartışılırken, çocukları eyleme taşıyan kişinin DTP Van Milletvekili Özdal Üçer olduğunun ortaya çıkması gündemde şok etkisi yaratıyor. Milletvekili olmadan önce Eğitim-Sen Van Şube Başkanlığı görevini yürüten ve Karşıyaka mahallesindeki bir ilköğretim okulunda da öğretmenlik yapan DTP’li Üçer’in, milletvekili olduktan sonra eski okulu ile irtibatını koparmadığı ve sık sık ziyaretlerde bulunduğuna işaret ediliyor.

    Bu arada Üçer’in okuluna son ziyaretinin ise DTP’nin Van’ı savaş alanına çevirdiği 1 Kasım’daki eylemden hemen öncesine denk geldiği belirtiliyor. Eski öğrencilerinin yanı sıra okuldaki diğer sınıflarla da görüşen Üçer’in çocuklara, “Yarın bizim İl Başkanlığı’nın önüne gelin, size hediye vereceğiz” dediği vurgulanıyor. Polis kayıtlarına göre eyleme Üçer’in eski okulundan 100’ü aşkın çocuğun katıldığı, bazı öğrencilerin kendilerini Üçer’in davet ettiğini itiraf ettikleri aktarılıyor.

    Olayın en vahim yanı ise, öğrencilerin, sadece 1 Kasım’daki eylemde kullanılmadığı, DTP ve örgüt yandaşlarının, daha önceki eylemlerinde de aynı okulun öğrencilerini kullanma yolunu seçtikleri şeklinde değerlendiriliyor. Okulun bulunduğu Karşıyaka Mahallesi’nde DTP’nin birinci parti olması ve terör örgütünün aileleri tehdit ederek çocuklarını eylem zamanlarında okula göndermemesi yönünde baskı yapmasının da olaylarda etkili olduğu belirtiliyor. Okul idaresinin, çocukların eyleme götürülmesini engelleyemediği de çarpıcı ayrıntılardan.
    Siyasetçilerin sorun üretmek yerine sorun çözmesi bekleniyor. Halk, oy verdiği vekiline güvenmek istiyor. DTP’lilerin de, kuracakları insani ilişkilerle siyaseti ucuz bir iddia olmaktan çıkartacak potansiyele sahip olduklarını göstermek için ellerine geçen fırsatları iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Demokrasi mücadelesini baskı, şiddet, maddi manevi halka zarar verme şeklinde sürdürdükleri düşünüldüğünde, halktan beklediği desteği, yani oyu alması mümkün görünmüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  188. helin demir said

    TERÖRİZMLE MÜCADELEDE ÖRNEK YAKLAŞIMLAR
    Türkiye, çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunan bölgesinde, siyasal barış ve güvenlik ortamının, siyasi ve ekonomik işbirliği potansiyellerini harekete geçirmek ve refahı yaygınlaştırmakla mümkün olabileceğine inanmaktadır. Bu nedenle gayretler, küresel ve bölgesel planda barış ve güvenliğe katkıda bulunmaya yönelmektedir. Avrupa güvenliğinin Balkanlar, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya’da pekiştirilmesi, barış ve işbirliğinin güçlendirilmesi hedefleri ancak Türkiye’nin katılımıyla ve somut katkısı ile gerçekleştirilebilir. Türkiye uluslararası ilişkilerde geçerli olması gereken çağdaş norm ve davranış kurallarının savunucusudur. Bunların global ve bölgesel düzeylerde yaşama geçirilmesi için her türlü çabayı göstermektedir.
    Türkiye’de teröre karşı verilen kararlı mücadele sonucu normal yaşama dönüşün belirtileri hayatın her alanında görülürken, ekonomi ve kalkınma içerikli gelişmeler de gündeme yansımaya devam ediyor.

    Bingöl’ün Kiğı İlçesi Kaymakamı Ercan Çiçek, ilçe ekonomisinin canlanması için hazırladığı ve ilçeye yaklaşık 18 milyon YTL’lik para girişi sağlaması öngörülen projeyle, terör, işsizlik ve göç sarmalından kurtulmaya çalışan bölge insanının umudu oldu.

    Trabzon’un Hayrat ilçesinden 2004 yılı sonunda Kiğı’ya atanan Kaymakam Çiçek, hem bölge halkının sevgisini kazandı hem de ilçe ekonomisini canlandırmaya yönelik önemli projeleri hayata geçirdi.

    “Kiğı’ya atandığında ilk iş olarak kapalı olan halk kütüphanesine kendi sekreterini görevlendirdiğini ve burayı hizmete açtığını” söyleyen Çiçek, “Görev yaptığı yerlerde önceliği her zaman eğitime verdiğini, Kiğı’da da eğitim konusunda çalıştıklarını, ilçe dışına orta ve yüksek öğretim için giden 35 öğrenciye yıllık 500 YTL burs vermeye başladıklarını, ayrıca genç kızların meslek sahibi olması için kuaförlük kursu açtıklarını, 6 ay süren kursu birincilikle bitiren genç kızı ise öğretmen evinde faaliyete geçirdikleri kuaför dükkanında maaşlı çalıştırmaya başladıklarını’ belirtti.

    “İlçede terörün bıraktığı izleri silmek için de çalıştığını” kaydeden Çiçek,
    “1994 yılında teröristlerce yakılan ve 14 yıldır kullanılmayan atıl durumdaki TEKEL’e ait binanın bakım ve onarımdan geçirilmesinin ardından, öğrenci yurdu ve aile hekimliği merkezi olarak kullanılacağını” aktardı. Çiçek, yine 1994 yılında teröristlerce yakılan okul binasında ilçe ekonomisi için büyük önem taşıyan bal paketleme tesisi kurma çalışmalarına başladıklarını, arıcılık projesi kapsamında 15 aileye, 30’ar kovan arı dağıttıklarını, ailelerin, sadece 1 yılda yaklaşık 30 bin YTL gelir elde ettiklerini, ifade etti. İlçede modern yöntemlerle yapılan tarım ve hayvancılığın yaygınlaşması için çalıştıklarını vurgulayan Çiçek, Kiğı’nın gelecekte yatırımcılar için cazibe merkezi olacağını vurguladı.

    Gençleri sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere yönlendirdiklerini, bu kapsamda Kiğı Kaymakamlığı Gösteri Sanatları Topluluğu’nu kurduklarını anlatan Çiçek, ”Tiyatro grubumuz çeşitli illerde gösteri düzenledi. Elde ettikleri gelirle de terörle mücadele sırasında şehit olan bir askerimiz için hatıra ormanı oluşturdular. Ayrıca gençlerimizin spor yapabilmeleri için 250 kişilik spor salonu yapacağız. Kiğı Barajı’nı yapan firma da spor salonunun beton ve demir ihtiyacını karşılayacak.” şeklinde konuştu.

    Ülkemizin, nüfus bakımından yüzde 15, toprak bakımından ise yüzde 33’lük bölümünü oluşturan Doğu ve Güneydoğu Anadolu, bölgesel gelişme sorununun en yaygın, en sürekli ve en kapsamlı yaşandığı bölgedir. Çözüm, kültürel, demokratik ve sosyal politikalarla eşzamanlı olarak bölgenin geri kalmışlığında belirleyici faktörlerden biri olan terörün de panzehiri ekonomik kalkınma öncelikli bir yaklaşımla bulunacaktır. Bu çözüm Türkiye’yi ayağındaki prangadan da kurtaracaktır. Bu nedenle Ercan Çiçek’in doğuya yatırım yapmayı düşünenlere örnek teşkil etmesi beklenmektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  189. yavuz said

    Fener Rum Patriği Gregorios’un Rus Çarına Mektubu…
    “Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler çok sabırlı ve dayanıklı insanlardır. Gayet gururludurlar ve izzet-i nefis sahibidirler. Bu özellikleri de; dinlerine bağlılıklarından, kadere rıza göstermelerinden, geleneklerinin kuvvetinden, padişahlarına, komutanlarına, büyüklerine olan itaat duygularından gelmektedir.
    Türkler zekidir ve kendilerini müspet yolda sevk ve idare edecek reislere sahip oldukları müddetçe de çalışkandırlar. Gayet kanaatkardırlar. Onların bu üstünlükleri, hatta kahramanlık ve bahadırlık duyguları, geleneklerine olan bağlılıktan, ahlaklarının sağlamlığından gelmektedir.
    Türklerde önce itaat duygusunu kırmak ve manevi bağları yok etmek ve dine dayanma güçlerini zaafa uğratmak gerekir. Bunun da en kısa yolu, milli ve manevi geleneklerine uymayan dış fikirlere ve davranışlara onları alıştırmaktır. Türkler dış yardımı reddederler, haysiyet duyguları buna engeldir. Velev ki geçici bir süre için görünüşte kuvvet ve kudret verse de, Türkleri dış yardıma alıştırmak gerekir. ,
    Maneviyatları sarsıldığı gün, Türkleri kendilerinden şeklen çok kalabalık ve görünüşte egemen güçler önünde zafere götüren
    asıl kudretleri sarsılacak ve maddi araçların üstünlüğü ile onları yıkmak mümkün olacaktır.
    Bu nedenle, Osmanlı Devletini tasfiye için soyut olarak harp meydanlarında zafer kazanmak yeterli değildir ve hatta sadece bu yolda yürümek Türklerin haysiyet ve vakarını tahrik edeceğinden, gerçeklere ulaşmalarına neden olabilir. Yapılacak olan, Türklere bir şey hissettirmeden bünyelerindeki bu yıkımı tamamlamaktır.” General Ignatief’in Hatıralar.)
    Bu mektup, 1821’de, Mora İsyanının bastırılmasından sonra, II. Mahmut tarafından patrikhanenin önüne asıldı. Fener Rum Patriği Gregorios bu olay ortaya çıktıktan sonra Patrikhanenin kapısına asıldı. O kapı bir daha açılmadı. Buraya “KİN KAPISI” adı verildi. O kapı ancak orada bir Türk Başkanı veya din adamı asılana dek kapalı kalacağına dair söz verilerek mühürlendi. O kapı bugün bile hala kapalıdır.
    Bu gün yurt dışından alınan krediler Ülkemizin dışa bağımlılığını arttırarak 1821 yılında Fener Rum Patriği Gregorios’un Osmanlıyı ve Türkleri nasıl yıkabilirizini ve dışa bağımlı hale getiririz tezini kanıtlamaktadır.
    Şimdi de, bu mektuptan sonra M. Kemal Atatürk’ün ‘Gençliğe Hitabesi’ne bakalım.
    Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi
    Ey Türk Gençliği!
    Birinci vazifen, Türk istiklalini, Türk Cumhuriyetini ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli budur. Bu temel senin en kıymetli hazinendir. istikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dahili ve harici bedhahların olacaktır. Bir gün istiklal ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin. Bu imkan ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir. istiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsi menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet fakr’ü zaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.
    Ey Türk istikbalinin evladı! işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen, Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır. Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
    Bu mektupta ve Genclige Hitabede yazilanlar ne kadar dogru olsada Turk Milleti ve topraklari uzerinde oynanan olaylarin gunumuzde ne kadar ciddi bir bicimde gerceklestigini ve vatanimizi parcalama islemlerinin ne kadar buyuk bir suratle devam etiğinin ve bizim bunlar karsisinda neler yaptigimiza bakilirsa, atalarimiza binlerce kez dualar etsek azdir.. Bizler simdiki Türk Gencligi ile Atalarimizi kiyaslarlarsak aramizdaki farkin ne kadar buyuk oldugunu goruruz. Yabancı ülkelerde çocuklar Patriğin mektubunda da yazdıkları gibi küçük yaşta eğitilerek ileride ülkelerinin yönetiminde söz sahibi duruma geldiklerinde aynı ideolojiyi devam ettirmektedir. Bu yüzden çok akıllı olarak bu oyunlara gelmemeliyiz. Bu yüzdende kendi tarihimize sahip çıkarak çocuklarımızı bu konuda eğitmeliyiz. Bu eğitim hiçbir ideolojiyle eş değer değil vatanımıza ve öz değerlerimize sahip çıkmaktır. Muhtaç olduğunu kudret damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.

  190. h.demir said

    BİRLİK VE BERABERLİK KANALI

    TRT’nin Kürtçe kanalının yayın hayatına 1 Ocak’ta “birlik ve beraberlik” mesajıyla start vereceği, hummalı bir şekilde Kürtçe TV için hazırlıklarını yapan TRT’nin, dışarıdan Kürtçe’yi çok iyi bilen 6 kişi ile sözleşme imzaladığı, kurum içinden de Kürtçe bilen 10 kişiyi kanalın bünyesine kattığı belirtiliyor.

    TRT bir taraftan daha önce yayınlanmış 30 adet film ve belgeselin kurum dışında dublajını yaptırırken, bir taraftan da kanalda program yapacak Kürtçe sanatçılar için Doğu ve Güneydoğu’da nabız yoklaması yapıyor. Yapılan çalışmada da özellikle gençlerin çok sevdiği sanatçı Rojin’in, liderliği kaptığı söyleniyor. Son albümü “Dövme”de 7 Kürtçe 7 Türkçe şarkı seslendiren Rojin’in, “Beni Kürtler çok Türk, Türkler ise çok Kürt görüyorlar. Ben bu ülkenin çocuğuyum ve iki dilde birden söyleyeceğim.” şeklinde konuştuğu kaydediliyor.

    Uydudan 24 saat yayın yapacak “TRT 7-8-9” gibi numaratik bir ismi olacak kanalda ana haber bültenlerine de yer verileceği, bültenlerde TRT’de yayınlanan haberlerin Kürtçe olarak seyirciye sunulacağı, siyasilerin katılacağı açık oturumların da olacağı kanalda, muhabirlerin Doğu ve Güneydoğu’da Kürt kökenli vatandaşlarla yaptıkları söyleşilerin de yer alacağı bildiriliyor.

    Bu arada Almanya’da yaşayan ve Türkiye’ye dönüşünün, Şivan Perwer Kültür Vakfı ve Şivan Kültür A.Ş ile ortak bir takvime bağlandığını belirten Kürt şarkıcı Şivan Perwer’in, “Bu dönüş projesine katkı sağlayacak her türlü kurumla bu bağlamda yapılacak işbirliği bizleri memnun edecektir” dediği vurgulanıyor. Şivan Perwer, hiçbir siyasete ve ideolojiye bulaşmamak kaydıyla kültürel her türlü adıma hizmet ettiğini vurgulayarak, TRT’nin çok dilli yayıncılık çerçevesinde gündeme gelen Kürtçe TV projesini “olumlu bir adım” olarak niteliyor. Perwer, “Proje, siyasetten uzak durmalı, tamamen kültürel hizmet amaçlı olmalıdır. Kürtçenin yanı sıra güzel topraklarımızda konuşulan diğer dillerde de yayın yapılacak olması sevindiricidir. Müziğiyle, şarkılarıyla, Kürt halkının kültürüne hizmet eden Şivan Perwer bu şarkıları, bu müziği kardeş halklarla, kardeş kültürlerle paylaşmaya her zaman hazırdır.” sözleriyle duygularını ifade ediyor.

    “Kürtçe Rock”ın babası kabul edilen, çok sesli müzik çalışmalarıyla da tanınan Şivan Perwer’in, PKK’ya yönelik eleştirileri nedeniyle örgütün tehdit ettiği isimler arasında yer aldığı biliniyor. Urfa’da doğan Şivan Perwer’in, çocukken yanık sesi ile söylediği türkülerle çevresinin dikkatini çektiğine, Kürtçe şarkı söylemenin her daim en büyük tutkusu olduğuna, liseyi bitirdikten sonra Ankara’da Gazi Eğitim Fakültesi’nin Matematik Bölümü’ne kaydolduğuna, 1975’te Güney Parkı’ndaki konserde Kürtçe şarkı söylediğine, Almanya ve İsveç’te yaşadığına, PKK’ya yönelik eleştirileri nedeniyle tehdit edildiğine, 13’üncü albümündeki “Me ci kir” parçası nedeniyle PKK tarafından boykot edildiğine, buna rağmen modern müziği ile Kürtlerin en sevdiği müzisyen olduğuna, Med TV’de şarkıları yayınlanmayan sanatçının, sık sık Kuzey Irak’a giderek Duhok, Akre gibi kentlerde konser verdiğine işaret ediliyor.

    Perwer’in albümleri İstanbul ve Diyarbakır’da çok satıyor. Bilinen en ünlü şarkısı düğünlerin vazgeçilmez parçaları arasında yer alan halay formatındaki “Caney Caney”. İbrahim Tatlıses’in bile, bir röportajında, sesi çok geniş oktava sahip olan Şivan Perwer’in, “dünyada kıskandığı ve erişemediği tek ses” olduğunu söylediği, Perwer’in, merhum İtalyan tenor Pavarroti ile aynı oktava kadar çıkabildiği için “Kürtlerin Pavarottisi” olarak anıldığı aktarılıyor.
    35 yıldır yurtdışında yaşayan Şivan Perwer, hayatını Almanya’nın Bonn kentinde sürdürüyor. Yakın çevresine göre Perwer yaklaşık 10 yıldır PKK’nın etkinliklerine katılmıyor. Başta Roj TV olmak üzere örgüte yakın hiçbir yayın organına çıkmıyor. Aynı şekilde örgüt de kendisine tavır almış durumda. Ünlü müzisyene yakın bir isim, Perwer’in tutumunu şöyle yorumluyor: “PKK, Şivan’ın kendi güdümüne girmesini istiyor. Oysa Şivan Perwer bütün Kürtler için müzik yapıyor. Kimsenin güdümüne girmek istemiyor. O yüzden de 10 yıldır PKK’ya ve ona yakın yayın organlarına mesafeli duruyor. Şivan Perwer, siyasi kalıp içeren her kesime karşı mesafeli aslında.”
    TRT’nin 1 Ocak’ta başlatacağı yeni Kürtçe kanalın uzun yıllardan beridir bir arada huzur ve barış içerisinde yaşayan Kürtler ve Türkler için birlik beraberlik kanalı olması arzu edilirken, olumlu yaklaşımların gelecek yıllarda da sürmesi bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  191. h.demir said

    DTP’LİLERDEN BEKLENEN CEVAPLAR

    Türkiye partisi olacağını savunan DTP, demokrasi mücadelesini baskı, şiddet, maddi manevi halka zarar verme şeklinde sürdürürken, belediyelerde patlak veren yolsuzluk iddiaları, seçmenlerin aklını karıştırıyor.

    Vatan gazetesi yazarlarından Yiğit Bulut’un haberinde yer alan bir dosyada çarpıcı iddialardan bahsediliyor. Bu dosyada iddia edildiğine göre Avrupa Birliği’nin bugüne kadar Diyarbakır Belediyesine tam olarak 39 milyon euro para gönderdiği belirtiliyor. Avrupa Birliği’nin “proje finansmanı” adı altında son 6 yılda gönderdiği paranın bugünkü değerinin 60 milyon dolara yakın olduğu kaydediliyor.

    Bir belediyenin yabancı siyasi birliklerle bu tip doğrudan maddi ilişki kurması, hatta parayı verenlerin “Avrupa yolunuz Diyarbakır’dan geçer” sözlerinin hazmedilmesi gerçekten anlaşılır bir durum değil. Parayı verenlerin bastıkları haritalarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini Türkiye’den kopmuş gibi göstermeleri de işin cabası.

    Bütün bunlar bir yana, söz konusu paranın belediye kasasına girdikten sonra nasıl kullanıldığı da şaibeli olmaya devam ediyor. DTP’nin, seçim çekişmesi nedeniyle, diğer partilerin uygulamalarını eleştirirken, bu parayla Diyarbakır Belediyesi’nin hangi faaliyetleri finanse ettiği, hangi organizasyonları desteklediği sorularına nasıl cevap vereceği, seçmenler arasında merak konusu.

    Yiğit Bulut’un da dediği gibi kamuoyu bu soruların cevaplarını merak ediyor ve inşallah bu soruların cevapları vardır ve inşallah birileri cevapları olanca açıklığıyla halka aktarabilir.

    DTP’lilerle ilgili yürek sızlatan başka bir haber ise, güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda ölen PKK’lı teröristlerin mezarlarını ziyaret eden parti yöneticilerinin tavırları ile ilgili. Masum insanların katilleri için dua eden milletvekilleri, acaba bölücü teröristlerin Kürtleri de katlettikleri, hatta en çok zararı çoğunlukla Kürtlerin yaşadıkları Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesine verdikleri gerçeğini nasıl görmezden gelebilecekler? Bir oğlu asker, diğeri terörist olan annelerin feryatlarını nasıl dindirebilecekler?

    DTP’nin artık geçmişe bakıp, geçmişten ders alıp kendine çeki düzen vermesi gerekiyor. Demokrasi söylemlerini sarf ediyorsa, bu söylemlerin hakkını vermeli. Türkiye’de yeni açılımların olduğunu, kan ve gözyaşı istenmediğini anlamalı.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  192. helin demir said

    TRT’NİN KÜRTÇE YAYININA YÖNELİK ELEŞTİRİLER
    TRT’nin Kürtçe yayını başladı başlayacak derken, ekranlarımızda yerini aldı. Çeşitli kesimlerden yeni kanala ilişkin olumlu ya da olumsuz çok sayıda görüş bildirildi. PKK yanlısı çevreler, TRT’nin yeni Kürtçe kanalının hükümetin seçim yatırımı olduğunu savundular. Oysa Doğu bölgelerimizde yaşayan Kürt vatandaşlar, özellikle Diyarbakır halkı, televizyon kanalının yayına başlamasından duydukları memnuniyeti her fırsatta dile getirdiler. Önümüzdeki günlerde de kanala yönelik eleştiriler devam edeceğe benziyor.
    Yapımcı Nilüfer Akbal da 4 Ocak 2009 tarihli Birgün gazetesinde yer alan yazısında; “Bir şeyi görmeden, izlemeden ve tanımadan değerlendirmenin doğru olmayacağını, bir yola girildiğinde bu yolda eksik ve yanlışlar olabileceğini, fakat yeni fikirlerin, toplumsal taleplerle düzeltilerek ilerleyebileceğini, daha iyi bir hale getirilebileceğini, bu durumun hayatın her alanı için geçerli olduğunu” belirtiyor. Akbal, TRT’de Kürtçe yayın yapılmasının kendisi için pozitif bir şey olduğunu, birtakım ön yargıların kırılabileceğini ve Kürt halkının kendini daha rahat ve doğru ifade edebileceği alanların gerekli olduğunu, Kürtçe televizyon kanalının yayına başlamasının, kendini ifade etme anlamında olumlu yansımaları olacağını vurguluyor. Hatta şimdiden, Şeş TV’nin çok yeni olmasına rağmen toplumda olumlu bir tartışma yarattığını da sözlerine ekliyor. Topluma olumlu yansımaları olduğunu ve insanlara bir anlamda cesaret aşıladığını, televizyon kanalının arkasında iyi bir ekip olursa daha ileriye gidebileceğini, bunun için de bu konuda bilgili insanların kanalın içinde yer alması gerektiğini savunuyor. Esas itibariyle kendisi gibi düşünen insanların kanalın içerisinde yer almasının, Kürt dili ve kültürünün daha doğru ve güzel bir şekilde anlatılmasının gerektiğini, kendisinin de katılma nedeninin esasen bu olduğunu anlatıyor.
    PKK terörünün herkes için anlamsız ve yorucu olduğunu, toplumsal barışa bir katkı sunmak istediğini, Kürt halkının artık savaş değil barış istediğini ve Kürtçe kanalın da bunun için bir adım olduğunu aktarıyor ve bu adımın olumlu yansımalarının şimdiden sokaklarda görülmeye başlandığını kaydediyor. Artık insanların sokaklarda ve toplum arasında kendi dillerini daha rahat konuşabildiklerini, çünkü devletin resmi bir kanalının Kürtçe yayın yaptığını ifade ediyor.
    Nilüfer Akbal, kanalda iyi bir kadronun bulunduğuna, fakat yeni olduğu için tam anlamıyla yeterli görülmediğine, özellikle edebi çevirilerde biraz eksiklikler vukuu bulduğuna, daha dikkatli olmak gerektiğine, çeviri ve akademik anlamda sadece kanalda değil Kürtler arasında da önemli bir eksikliğe rastlandığına, araştırmaların yeterli düzeyde olmadığına, bu tür araştırmaların genelde İsveç’te yapıldığına ve ileriki dönemde orada entelektüel ve aydın kesimin yaptığı araştırmalardan yararlanılabileceğine işaret ediyor.
    Profesyonel bir ekip oluşturulabileceği, Kürtlerin politik çevrelerinin bile konuyla ilgili çok fazla bilgiye sahip olmadıkları, kendi kültürlerine çok fazla hâkim görülmedikleri değerlendirmesinde bulunan Akbal, yapacağı programın müzik-eğlence ağırlıklı olacağını belirtiyor. Kanalı destekleyenler ve desteklemeyenler arasında bir kutuplaşma olunca programa çıkacak konuk bulamadığını, fakat bu sorunun da birkaç program sonra aşılacağına inandığını, kanalı toplumsal bir barış projesi olarak gördüğünü, Kürt halkının bir kısmının bu kanala karşı olmasına rağmen Türkiye’de pozitif bir gelişme olduğunu söylüyor. Sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini, halka daha iyi hizmet etmek için bu kanalda olması gerektiğini ve elini taşın altına koyduğunu vurgulayan Akbal, bu çerçevede Sezen Aksu’ya programa katılması yönünde çağrıda bulunduğunu anlatıyor. Kendisine medyada “Kürtlerin Sezen Aksu’su” denildiği için, Sezen Aksu’yla birlikte aynı programda olmayı, Kürtçe ve Türkçe barış şarkıları söylemelerini, kardeşlik mesajları vermelerini istiyor. Şu an görüşme aşamasında olsa bile, Aksu’nun bu konuda pozitif düşündüğünü, genel anlamda toplumda böyle bir kardeşlik havasının oluşturulmasının çok da kolay bir iş olmadığının farkında olduğunu, fakat bunu başaracaklarına inandığını kaydediyor.
    Aslında kanalı destekleyenlere karşı bir saldırı havasının estiği ve bunu anlamanın biraz güç olduğunu aktaran Nilüfer Akbal, asıl üzüntü veren şeyin, 20 yıldır Kürt müziğine hizmet eden bir insan olduğu, iyi eserler verdiğine inandığı, mitinglerde, konserlerde, toplumsal mücadelenin içinde olduğu halde, bütün bu yaptıklarının göz ardı edilerek, Kürtçe kanala destek verdiği için kötü biri olma iftirasına maruz kalması olduğunu belirtiyor. İnsanların eleştiri haklarının her zaman var olduğu, fakat eleştirilerin bir düzey ve saygı çerçevesinde olması gerektiğini anlatan Akbal, kanal başarılı olduğu zaman bu eleştirileri yapanların da pişman olacağına inandığını aktarıyor. Başarıyı istemeyen ve bu konuda çalışmalar yapan insanların da olduğu gerçeğini hiçbir zaman göz ardı edemeyeceğini söyleyen Akbal, tüm bu olumsuzluklara rağmen başarılı olacaklarına inandıklarını bildiriyor.
    DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik de, TRT’nin Kürtçe yayına başlamasının olumlu bir adım olduğu görüşünde. Her ne kadar Kürt kültürünü tam ifade edip etmeyeceği konusunda bilgi sahibi olunmasa da, sonuçta Kürtçe bir yayın bulunduğunu, bunu önemsemek gerektiğini, bu konuda siyasetçi arkadaşlarının tereddütlü davrandıklarını, buna gerek olmadığını belirtiyor.
    Osman Özçelik’e göre, önemli olan burada yapılacak yayınların kalitesi. Daha yayına başlamadan programların içerikleri ile ilgili kaygılar ileri sürmek ön yargı. Basında yer aldığı üzere birtakım aksiliklerin mutlaka yaşanacağını, alt yapı eksikliğinin bunduğunu aktaran Özçelik, bu tür alt yapı ihtiyaçlarını karşılamak için eğitimli insanlardan yararlanılabileceğini vurguluyor.
    Yeni yılın ilk gününde TRT’de Kürtçe olarak yayın yapan yeni bir kanalın açılması sevindirici bir gelişme olarak düşünülüyor. Üstelik TRT-6’nın Türkiye’de yaşayan 14 milyon Kürde ulaşması ve Roj TV’nin etkisini azaltması yeni kanalın en önemli başarı kriterlerinden biri olarak değerlendirilebiliyor. Bütün olumsuz eleştirilere rağmen görünen o ki, TRT’nin yeni Kürtçe kanalı daha şimdiden akılları ve gönülleri fethetmişe benziyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  193. helin demir said

    PKK’NIN TASFİYESİ
    PKK’ya yönelik tasfiye planının uygulamaya konulması için ülkeler işbirliklerini sürdürmeye devam ediyor. Konu ile ilgili her gün basın yayın organlarında yeni makaleler yayınlanıyor ve planın ayrıntıları su yüzüne çıkarılarak okurların aydınlanması sağlanıyor. Newsweek dergisinde yayınlanan bir yazıda; PKK’nın silahsızlandırılmasından, teslim olanlara kadar çeşitli hususlara değiniliyor.
    15 yaşında PKK’ya katılan Nazlı’nın, İstanbul’dan Van’a oradan İran’ın Urumiye kenti sınırlarındaki Kelareş Kampı’na gittiği, burada dört yıl kaldıktan sonra her türlü tehlikeyi göze alarak Erbil’e kaçtığı, kurtulur kurtulmaz ailesiyle irtibata geçtiği, aile bireylerinin de güvenlik birimleriyle bağlantı kurarak Nazlı’yı 2008 başında Türkiye’ye getirdiklerinden bahsediliyor. Nazlı 20 gün cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılıyor ve şimdi hayatını yeniden kurmaya çalışıyor.
    Son bir yılda Nazlı gibi Irak’ın kuzeyinden İstanbul’a getirilen militan sayısının 100’ü geçip, pişman olan ve ailesiyle temasa geçerek güvenlik güçleri aracılığıyla Türkiye’ye gelmek isteyen PKK’lıların dönüşü sürerken, taraflar daha köklü çözüm için bir plan üzerinde çalışıyor. Newsweek’e bilgi veren HAKPAR yetkilileri, PKK ile ilgili Türk ve Irak hükümeti arasında gerçekleşen yoğun görüşme trafiğinin değişmeyen maddesinin PKK’nın silahsızlandırılması ve Kürt sorununun çözümü olduğunu söylüyor.
    Aldığı 11 yıllık cezayı çektikten sonra Almanya’ya yerleşen, Nasname’nin yayın koordinatörü Şükrü Gülmüş, ABD’nin teşvik ve desteğiyle Türkiye’nin PKK’ya silah bıraktırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu görüşünde. Gülmüş’e göre yeni planda öncelikle örgüt mensupları Kandil ve Mahmur gibi kamplardan Kuzey Irak’a indirilecek ve onlara “silahlarınızı bırakın” denecek. ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr Mesut Yeğen de ABD’nin etkisine vurgu yaparak, “ABD, Türkiye ve Irak Bölgesel Kürt yönetimi arasındaki uzlaşmaya bağlı olarak yürürlüğe konmuş planın unsurlarından birisinin PKK’nın etkisizleştirilmesi olduğunu söylüyor.
    Türk, Irak ve ABD taraflarının plan üzerinde bir uzlaşma sağladığı iddiasındaki Şükrü Gülmüş, planın hayata geçirilmesi konusunda ayak direyen tarafın Abdullah Öcalan ve PKK olduğunu savunuyor. Hatta Öcalan’ın silahsızlanmaya ayak dirediğine örnek olarak DTP’li vekillerin Aralık 2008’de bölgeye yaptığı ziyareti gösteriyor. Ona göre “DTP’liler, Barzani ve Talabani’ye Abdullah Öcalan’ın ‘Bizim olmadığımız bir planı uygulayamazsınız’ mesajını iletmeye gitti.”
    Newsweek’te yayınlanan yazıda; Kürt sorununun çözümünü ve PKK’nın silahsızlandırılmasını amaçlayan planın ayrıntılarının 2009’da daha da netleşeceği vurgulanıyor. Bu konuyu gündemde tutacak uluslararası konferansların eli kulağında. HAKPAR Genel Başkanı Bayram Bozyel 24 Aralık’ta Barzani’yle yaptıkları görüşmede bunun gündeme geldiğini söylüyor. Bozyel’e göre Irak’lı Kürt liderler, Türkiye’de barışın inşası ve PKK’nın silahtan arındırılması için uğraşıyor. Türkiye’nin bir dönüşüm yaşadığını, Kürt sorununun çözümü konusunda Iraklı Kürtlerin, Ankara hükümetinden artık esnek davranacağına ilişkin sinyaller aldıklarını belirten Bozyel, “Talabani ve Barzani’nin bu konudaki beklentileri pozitif” diyor.
    Konunun ele alınacağı organizasyonlardan biri Ortadoğu Barışı ve Güvenlik Konferansı. 2009 Şubatı’nda İzmir’de gerçekleştirilmesi beklenen konferans Nato’nun ev sahipliğinde iki yılda bir düzenleniyor.
    PKK’nın üst düzey kadrosunda ve Zeli kampı sorumlusuyken örgüt tarafından hakkında ölüm emri verilen, Abdullah Öcalan’ın kardeşi olduğu gerekçesiyle PKK’dan dışlanarak cezalandırılan, Irak’ın Erbil kentinde yaşayan Osman Öcalan, PKK’yı dağdan indirme planının uygulamaya konduğunu söylüyor. Osman Öcalan’a göre Türkiye ile bölgesel Kürt ve Irak hükümeti yetkilileri arasındaki görüşme trafiği Ortadoğu’nun güvenliğini sağlama amaçlı. Tabii bunun yolu da Kürt sorununun çözülerek PKK’nın silahlarını bırakmasından geçiyor. Osman Öcalan, Kuzey Irak’ta silahlarını bırakmış 3500-4000 kişinin olduğunu ve bunların Türkiye’ye gelmek istediğini söylüyor.
    Kuzey Irak Kürt yönetimi bugüne kadar PKK’yı tam olarak dışlamadı. Ancak planın ayrıntıları ortaya çıktıkça ve PKK tepki gösterdikçe Barzani de PKK’ya karşı sertleşti. Bunun sinyallerini açıklamalarıyla verdi. Talabani de PKK’nın silahlı olarak Irak topraklarında dolaşmasını istemiyor ve bu yüzden Türkiye ile ilişkilerin sürekli bozulmasından hoşnut değil. Ancak örgütün silahtan vazgeçmesi sürecini hızlandırmak için de bazı adımların atılması gerektiğini savunuyorlar.
    Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ayhan Kaya gelişmeleri, “Sosyoekonomik açıdan istikrara kavuşmuş bir Irak’ın Türkiye ekonomisi açısından çok olumlu gelişmeleri beraberinde getirebileceği” değerlendirmesini yapıyor. Bu iradeyle Ankara Bağdat Erbil hattında yürütülen ilişkiler, silahsız çözüme hiç olmadığı kadar yaklaşıldığını gösteriyor. Barzani’nin “Yolumuz açık” sözleri, Talabani’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Irak’a ziyaret planı konusundaki “Bu, Irak ve Türkiye arasındaki tarihi ve köklü ilişkileri geliştirecek” açıklaması bunun açık ifadesi olarak yorumlanıyor.
    Gelişmeler böyle iken terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor. Türkiye, terörizm konusunda her türlü işbirliğine açık olduğunu ve çok uzun zamandan beri terörizmle mücadele etmesi nedeniyle edindiği birikim ve deneyimi paylaşmak istediğini her fırsatta dile getiriyor. Bölge ve dolayısıyla dünya barışından yana olan tüm ülkelerin, bir gün aynı acı ve üzüntülerin kendilerine de dönebileceği endişesiyle terörizme karşı duyarlı olması ve kararlı adımlar atması bekleniyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  194. helin demir said

    PKK KÜRT KÜLTÜRÜNÜN VE SANATININ GELİŞMESİNİ ENGELLİYOR

    Sorunların demokratik kanallardan aktarılabilmesi sayesinde istismar edebileceği konuların azalması ve güvenlik kuvvetlerinin teröre karşı sağladığı başarı sayesinde, şiddet ekseninde hareket eden PKK’nın, önemli ölçüde zayıfladığı görülüyor. Kitlelerin demokratik kurallar içerisinde taleplerini gerçekleştirmeleri demokratik siyasetin en doğal unsuru sayılırken, PKK bu doğal gelişmeyi de terör yoluyla önlemeye çalışıyor. Mevcut sorunlara çoğulcu demokrasi çerçevesinde çözüm bulunmasını engellemek, PKK’nın en temel uğraşlarından biri olarak gündeme yansıyor. PKK en büyük zararı, haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürt halkına veriyor. Son günlerde Kürt basın organları, adında “Kültür Merkezi” kelimesi geçtiği halde, Kürt kültürünü baltalamaktan başka bir işe yaramayan Mezopotamya Kültür Merkezi’ndeki (MKM) skandallarla çalkalanıyor. Nasname sitesine Kürt sanatçıları tarafından gönderilen ve adeta isyan eden mektuplarda söz konusu merkezdeki dehşet verici uygulamalar bir bir deşifre ediliyor.
    Güvenlik nedeniyle mektupları yazanların kimliklerinin açıklanmadığı Nasname sitesinde, onlarla dayanışma içinde olunacağı, onların MKM’nin demokratik bir kurum olması yönünde gösterdikleri saygıdeğer/cesur tavrı destekleyecekleri, Nasname’ye gönderecekleri ve yayınlamalarını isteyecekleri bütün yazıları yayınlayacakları, despotik uygulamaları teşhir edecekleri belirtiliyor.
    Mektuplardan birinde MKM’de çalışan bütün sanatçıların yurtsever olduğu, yıllardır emek verdikleri, fakat bunun görmezlikten gelindiği, adeta kültür sanat çalışmalarının bırakılarak, tamamen siyasal argümanların ağırlıkta olduğu kuru bir despotizmin hakim olduğundan bahsediliyor.
    Kimin hangi sanatsal üretimi geliştireceği, Kürt halkının kültürünün nasıl korunacağı, insanların nasıl sanatsal olarak geliştirileceğinin belli olmadığı merkezde, kendisine Apocu denilerek sanatçıların başına musallat edilen, deyim yerindeyse sanatın s’sinden anlamayan bir kaç kişinin özellikle son bir yıldır bütün kurum ve sanatçıları sindirmekte olduğu belirtiliyor.
    MKM’de daha önce de belirli yetersizlikler yaşandığına, ancak bunların bile son bir yıldır yaşananlar kadar etkili olmadığına işaret ediliyor. Özellikle dağda yapılan ve “Tevcand 3. Konferansı” olarak adlandırılan toplantıdan sonra merkezdeki sanatçılara dayatılan ve kendilerinden istenenlerin sadece “PKK ve Apocu’luk” olduğu aktarılıyor. Bunun da kaba tehdit ve programlara çıkarmama, kurumdan uzaklaştırma tehditleriyle yapıldığı anlatılıyor.
    Başta İstanbul MKM olmak üzere Türkiye’deki bütün kültür kurum faaliyetlerinden sorumlu olan, temsil yeteneği bulunmayan ve PKK yanlısı T….,E….. ve A….’nın yılda bir yapılan kültür konferanslarında seçime bile tabi tutulmadan doğrudan ağabeyleri tarafından atandıkları, sanattan anlamayan bu üçlü çete dağının acımasız ve sorumsuzca, yıllarca emek harcayan halkın tanıdığı bir çok değerli sanatçıyı sahnelere çıkarmadığı, çeşitli yaptırımlar uyguladığı vurgulanıyor. Baskılara boyun eğen, uzlaşan, itaat edenlerin kasetlerinin çıkarıldığı, oyunlarının sergilendiği kaydediliyor. Geçen yıl iyi bir ses sanatçısı olan Serap Sönmez’in kendi istemiyle MKM’den ayrılmasına rağmen hiçbir programa çıkarılmadığı, yine tanınan ses sanatçısı Rojda’ya altı ay programlara çıkartılmama cezası verildiği, Tiyatro Jiyana-nu’dan Kemal Orgun’un ilişkilerinin bu ekip tarafından dondurulduğu ve bu sanatçıların neden bu yaptırımlara tabı tutulduğunun açıklanmadığı belirtiliyor.
    Söz konusu uygulamaların sadece sanatçılara değil diğer çalışanlara yönelik olarak da yapıldığına, örgütün direktifleri doğrultusunda yıllardır MKM genel sorumluları olan Hasan Şeker, Yakup Soylu, Mehmet Akdoğan ve Kom Müziğin başında olan Zübeyir Perihan’ın da nasibini aldığına, bu arkadaşların her toplantı ve platformlarda üçlü çete tarafından teşhir edildiğine dikkat çekiliyor.
    Nasname’de mektupların yayınlanmasının ardından, PKK’lı üçlü çete tarafından, mektupları yazanların ortaya çıkarılacağına, kendilerine biat edilmesi gerektiğine, aksi davranışta bulunanların MKM’den uzaklaştırılacağı hususunda sanatçıların tehdit edildiğine, korku ve sindirme yoluna gidildiğine, yapılan toplantılarda çalışanların azarlanarak, herkesten rapor istendiğine, işaret ediliyor.
    Nasname’ye gönderilen mektuplarda ayrıca, tek marifetleri dağla olan ilişkileri ve dağın verdiği yetkiyle hareket etmek olan ve kim oldukları bilinmeyen üçlü çetenin zulümlerine ne zamana kadar boyun eğileceği, bunlara dur demenin ve cesurca bazı gerçeklikleri açıklamanın zamanının geldiği yönünde isyankar cümlelere de yer veriliyor.
    MKM sanatçılarının gönderdiği mektuplardan da anlaşılacağı üzere, PKK Kürt halkının kendisini ifade etmesini istemediği gibi, Kürt kültürünün de gelişmesini engelliyor. Kürt halkının haklarını koruduğunu söylese de aslında en büyük engelin kendisi olduğu gerçeğini görmezlikten geliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  195. h.demir said

    GÜNEYDOĞU’NUN ÖNEMLİ İSİMLERİNDEN TRT ŞEŞ DEĞERLENDİRMELERİ
    1 Ocak’ta yayın hayatına başlayan TRT Şeş, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde yaşayan Kürt vatandaşlarımız arasında yeni açılımlara sebep oluyor. Bölgenin önemli şahsiyetleri, TRT’nin yeni yayınıyla ilgili olumlu söylemlerde bulunmaya devam ediyor. Genç yaşta bir yeğenini teröre kurban veren, Güneydoğu’nun önemli isimlerinden Haşim Haşimi’nin açıklamaları da, bu örneklerden bir tanesi.
    Haşimi, Rizgari sitesine yaptığı açıklamada; “TRT’nin Kürtçe kanalının çok önemli bir açım olduğunu, devletin önemli kurumlarının mutabakatı ile bu yayının ortaya çıktığını ve önemsenmesi gerektiğini” belirtiyor. Haşimi, “Türkiye’nin değiştiğini vurgulayarak, Kürt siyasetinin de bu değişime ayak uydurduğunu, söylemlerin eskisi gibi radikal olmadığını” kaydediyor.
    “Türkiye’de büyük açılımlar olduğuna” dikkat çeken Haşim Haşimi, “Koşulların bunu gerektirdiğini, açılımların devam edeceğini, TRT Şeş’i bu nedenle çok önemsediğini” aktarıyor.
    “Kürtlerin TRT Şeş’in yayına başlamasından çok memnun olduğuna” işaret eden Haşimi, “DTP’nin, yeni kanalı seçim yatırımı olarak değerlendirmesini saçma bulduğunu, ayrıca siyasi partilerin seçim yatırımı yapmalarının da yadırganacak bir şey olmadığını, bu konuda Kürtlerin DTP’ye kızgınlık duyduğunu, TRT Şeş’i izleyen herkesin, DTP’nin nankörlük yaptığını düşündüğünü” anlatıyor.
    “Devletin resmi kanalında Kürtçe yayın yapılmasının çok önemli olduğunu bir kez daha” vurgulayan Haşimi, “DTP’nin içinde Allah korkusu varsa, TRT Şeş’i biraz olsun izlemesi ve gerçeği görmesi gerektiğini” belirtiyor.
    Haşim Haşimi, “DTP’nin, TRT Şeş konusunda yanlış yaptığını, bu kanala dört elle sahip çıkması, hatta bu işin bayraktarlığını yapıp, eleştirilerini ortaya koyması gerektiğini” söylüyor.
    Eski Milletvekillerinden Sedat Yurttaş da, “TRT Şeş’te Şener Şen’in “Eşkiya” filmini Kürtçe izlemenin apayrı bir duygu olduğunu, filmin konusunun, kahramanlarının, olayın geçtiği yerin, izleyicileri ekrana kilitlediğini, bu ülkeye, bu devlete aidiyet duygusunun geliştiğini, Kürt sorununun şiddet parantezinden kurtulması için TRT’nin Kürtçe yayınının çok ciddi bir adım olduğunu” ifade ediyor.
    “DTP’liler yayınlara katılıp Kürtçe konuşsalardı, halkın takdirini toplarlardı” diyen Yurttaş, “DTP’nin bu gelişmeyi destekleyen bir dil kullanmadığını, bu arada TRT Şeş’in yayına başladığı günden itibaren ROJ TV’nin izlenmediğini” vurguluyor. “Kürt halkının ROJ TV’nin örgütsel tavrından, anlamsız tartışma programlarından bıktığını” da aktaran Yurttaş, “TRT Şeş’in samimi bir yayıncılık politikası” izlediğini anlatıyor.
    Olumsuz düşünenler ne derse desin, TRT Şeş’in Kürtlerin beğenisini kazandığı, onları yürekten ve derinden etkilediği görülüyor. Terör istemeyen Doğu ve Güneydoğu halkı, kendi kanalına sahip çıkıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  196. helin demir said

    PKK’YA MAHMUR KAMPI’NDA DA YER YOK!
    Birleşmiş Milletler tarafından Kuzey Irak’ta oluşturulan ve süreç içinde terör örgütü PKK’nın üssü haline gelen Mahmur Mülteci Kampı’nın kapatılması için uluslararası kamuoyunun çabaları devam ederken, PKK’ya yönelik tasfiye planı çerçevesinde ülkeler işbirliklerini sürdürüyor.
    PKK’nın yayın organı Fırat Haber Ajansı’nın web sayfasında 9 Ocak 2009 tarihli ve “Mahmur Kampı’nın Faaliyetleri Sınırlandırılıyor” başlıklı makalede; “Türkiye-Irak-ABD arasında oluşturulan Üçlü Komite çalışmaları çerçevesinde, Irak makamlarının Mahmur Kampı’nı kontrol altına alma ve kampta bulunanlar için bir kimlik kartı düzenleme çalışması yürüttüğü” kaydediliyor.
    Türkiye, Irak ve ABD arasındaki üçlü koordinasyonun Mahmur Mülteci Kampı’ndaki mültecilerin IKYY Bölgesi’ndeki faaliyetlerini sınırlandırma kararı aldığı bildirilerek, Irak Ulusal Güvenlik Bakanı’nın kampın giriş ve çıkışlarının kapatıldığını ifade ettiği belirtiliyor.
    Irak Ulusal Güvenlik Bakanı ve üçlü koordinasyon üyesi Şirwan El Waili yaptığı açıklamada, “Irak, Türkiye ve ABD arasındaki üçlü koordinasyonun Mahmur kampındaki mültecilerin PKK ile IKYY Bölgesindeki faaliyetlerini sınırlandırma kararı aldığını” vurguluyor.
    Hewler yakınında bulunan Mahmur Kampı üzerinde gerekli önemlerin alındığını söyleyen El Waili; “Şu an lrak güvenlik güçleri kampı tamamen kontrol etmiş durumda, kampın tüm giriş-çıkışları da kapatıldı. Mültecilere özel kimlikler hazırlandı. Kamptan çıkışlara sınırlandırmalar getirildi.” şeklinde konuşuyor.
    Fırat Haber Ajansı’nın haberinde ayrıca; “Mahmur Mülteci Kampı’na yönelik kısıtlama kararının Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin Türkiye ziyaretinden sonrasına denk geldiği, El Maliki’nin Aralık 2008 ayının son haftasında Türkiye’ye ziyarette bulunduğu, ardından da İran’a geçtiği, 20 Kasım 2008 tarihinde Bağdat’ta Türkiye, Irak, ABD ve IKYY’den üst düzeylilerin katıldığı toplantıda PKK’ya karşı bir komisyon ve alt komite kurma kararı alındığı, komitede IKYY Bölgesi İçişleri Bakanı’nın da yer aldığı” şeklinde bilgilere yer veriliyor.
    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kayıtlarına göre, Mahmur kampında yaklaşık 12 bin mülteci Kürt bulunuyor. “Mahmur Mülteci kampının nüfusunun başlarda 20 bin olduğu, ancak daha sonra IKYY’ye dönenlerin bulunduğu, bir kısmının Avrupa’ya sığındığı, diğerlerinin ise IKYY’ye yerleştiği, kampın trajik geçmişinin herkesçe bilindiği, mültecilerin Mahmur Kampı’na gelene kadar Bihere, Etruş, Geliye Qiyamet, Besive, Nehdara ve Ninova kamplarında sürekli saldırılarla taciz edildikleri, açlık ve susuzlukla mücadele ettikleri, kurşunların, infazların hedefi oldukları, akreplerle birlikte yaşamak zorunda kaldıkları” hususları ise, makalede yer alan dipnotlardan bazıları…
    Barış ve demokrasi söylemlerinin arkasına sığınan PKK’nın, sadece Türklere ve Kürtlere değil, organize suç faaliyetleriyle, tüm dünyaya zarar veren bir terör örgütü olduğu gerçeği her geçen gün yeni kanıtlarla su yüzüne çıkıyor. PKK mağdurları, Birleşmiş Milletler’in kararları ve uluslararası anlaşmalar kapsamında, terör örgütünün üssü haline gelen ve insanlık dışı uygulamaların her geçen gün arttığı Mahmur Kampı’nda alınan yeni önlemleri olumlu şekilde karşılarken, bir adım daha öne gidilerek kampın bir an önce kapatılmasını bekliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  197. cemal said

    sizin fethullah gülenile yazdıklarınızı kınıyorum yazık herşeye tersten bakıyorsunuz dar kafalılık fazla yapmayın..vee yazdığınız o metinlerde fethullah gülen hakkında soruşturma açılmıştır yanlız şunu eklemeyi unutmuşsunuz bu suçlaaların hepsi asılsız sayılıp beraat etmiştir. siz vatan haini olarak hala fethullah gülen gibi mükemmel birini hala sevmiyorsanız sizde sorun var derim başka da bir şey demem.. vee SAİD NURSİ hakkında ne biliyonuz ki bunları yazabiliyonuz said nursi asrın kurtarıcısıdır ve onlar gibi AlLAHIN //dostu Sayılan insanları böyle suçları yöneltmek çok yanlış ve akıllı insanın yapmayacağı birşey..Said nursi ve Fethullah gülen TÜRKİYENİN VATAN HAİNİ deil devletimizin ilerlemesi hususunda en başta giden insanlardır bu insanların manevi gücü çok yüksektir emin olun ÖBÜR DÜNYADA bunların arkına varırsıız ancak geç olmuş olur HEPİNİZE YAZIKLAR OLSUNN!!!!VE ERKEKSEİZ BU METNİ SİTEDE YAINLARSINIZ O KADAR….DAR MENTALİTELİ İNSANLAR…

  198. helin demir said

    PKK DERHAL SİLAH BIRAKMALI

    Terörizmle mücadelede işbirliğinin önemi her geçen gün artarken, yüzyıllardır Ortadoğu’nun sorunlu bölgesi olan Irak’ta ABD, Irak ve Türkiye’nin son dönemlerdeki yakınlaşmaları dikkat çekiyor. Bu yakınlaşmaların en önemli yönünü ise, gerek ikili, gerekse bölgesel ilişkilerin geleceği çerçevesinde şekillenen ortak ilkelere ve anlaşmalara yönelik uygulamalar oluşturuyor.

    Türkiye’nin bölücü ve ayrılıkçı terör örgütü PKK’ya karşı tasfiye planını ortaya koyduktan sonra,örgütün İran’daki uzantısı PJAK’ın da silah bıraktığı yönündeki haber, Bağdat yönetimini harekete geçirdi.

    ABD, Türkiye ve Irak arasında kurulan üçlü ittifakla oluşturulan komisyonun çalışmaları hakkında bilgi veren Irak hükümet sözcüsü Ali El Debbağ, “Silah, sorunun çözümü için doğru bir yol değil, PJAK silah bırakmakla doğru olanı yaptı, sıra PKK’da” dedi.

    Bölgenin savaş ve çatışmalardan bıktığını söyleyen hükümet sözcüsü, Irak, Türkiye ve ABD olarak üçlü ittifak ile sürekli müzakere içinde olduklarını ve PKK’nın tamamen silahsızlandırılması ve ortadan kaldırılması için ellerinden gelen gayreti gösterdiklerini belirtti.

    Hükümet sözcüsü Ali El Debbağ, “Öyle görüyorum ki PKK sorunu üzerine kurulan üçlü komisyon, örgütün Irak’tan tamamen çıkarılması ve silahsızlandırılması için son çalışmalarını yürütüyor”dedi.

    Yaklaşan yerel seçimlere de değinen sözcü, mahalli seçimlerin Irak için çok önemli bir aşama olduğunu, bunun için tüm seçmenlerin sandık başına gitmesi gerektiğini vurguladı.

    Ülkede güvenlik durumunun iyi olduğunu ifade ederek seçimlerin yapılması için elverişli bir ortam olduğunu kaydeden Ali El Debbağ, hükümet olarak seçimlerin temiz ve adil olarak gerçekleşmesi için gerekli çabayı gösterdiklerini sözlerine ekledi.

    ABD, Irak Hükümeti ve Irak’ta yaşayan Kürt gruplar tarafından Irak’ta istenmeyen PKK, geçmişteki hatalarını tekrarlamayarak, şiddeti ve silahı bir kenara bırakarak, Kürt halkının “huzurlu ortam, barış, dostluk, kardeşlik, sevgi, saygı ve ekonomik refah” taleplerine kulak vermeli ve Türkiye’nin AB üyelik sürecine destek olmalıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  199. helin demir said

    PKK BU SEFER DE GÜNEYDOĞULU GENÇ KIZLARI HEDEF İLAN ETTİ
    PKK içerisinde her gün yaşanan kadın intiharları, uygulamalara itiraz edildiği için yaşanan cinayetler, sınır tanımadan gelişen ve kangrenleşmeye dönüşen tecavüz olayları, örgütün uyuşturucu ticaretinde kullandığı kadınlar ve daha nice sorun… Bütün bunların hepsinin şiddetin ürünü olduğu görülüyor. Şiddeti doğuranın ise, PKK zihniyeti ve örgüt içindeki iktidarın çıkar kavgası.
    Bölücü örgütün 2009 yılı açılımında dağ kadrosundaki militan profilinde kadınlara ağırlık vereceği, bunun için de Güneydoğulu Kürt kökenli kızlara yöneleceği belirtiliyor. Ankara, Bağdat ve Washington arasındaki üçlü ittifakla tasfiyesine hız verilen terör örgütü PKK’nın, köşeye sıkışınca hedefine bu kez Güneydoğulu genç kızları aldığı kaydediliyor.(Kent Haber)

    Örgüte yakın bazı Kürt derneklerin faaliyet raporuna dayanan bilgilere göre, ilk aşamada 2009 yılı içinde Kürt kökenli genç kızların kandırılarak dağ kadrosuna dahil edilmesini ana hedef olarak gören örgütün yeni bir açılım peşinde olduğu öne sürülüyor.

    Terör eylemlerini sürdürmesi nedeniyle AB’nin yanı sıra Türkiye, Suriye ve İran’ın operasyonlarının aralıksız devam etmesiyle zor durumda kalan PKK’nın son dönemlerdeki örgütten kopmaları da önlemek için bu yolu tercih ettiği vurgulanıyor.

    Güvenlik güçlerinin hava harekatı ile Kuzey Irak’taki barınaklardan kaçan çok sayıda militan kadrosunu, İran rejiminin istikrarını bozmaya yönelik eylem yapan Hacı Ahmedi liderliğindeki PJAK’tan takviye ederek telafi etmeye çalışan PKK’nın, tuzağa düşürmeye çalıştığı kadın militanları kendi saflarına katarak, önceden de olduğu gibi dışarıya karşı sempati toplamaya çalıştığı ileri sürülüyor.

    Buna göre Güneydoğudan kandırılarak dağa kaçırılacak Kürt kökenli kızların, ilk etapta Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetime bağlı Süleymaniye’nin 15-20 km doğusundaki İran hududu yakınlarında bulunan “Kani Cengi” kampına alınıp, burada psikolojik ve stratejik eğitim verilmesi hedefleniyor.

    Planlanan tuzağın önemli bir kısmının PKK’ya yakın bazı Kürt dernek ve teşkilatların yardımı ile organize edilmesi amaçlanırken, bu konuda örgütün Avrupa kanadının da ciddi bir şekilde propaganda yapacağı vurgulanıyor.

    Daha önce de kadınları kullanarak uyuşturucu ve beyaz kadın ticaretiyle yapısını güçlendiren PKK’nın, önceden barındırdığı dağ kadrosundaki kadın militanları çoğaltarak, bu yolla eylem faaliyetlerine yeni bir şekil vermeye çalıştığı değerlendiriliyor.

    Uzmanlar, örgütün alternatif olarak kadınlara yönelmesini “çaresizlik” olarak nitelendiriyor. PKK’nın şu anki silahlı kadrosunun % 25’i kadın teröristlerden oluşuyor. Bu kadın profilinin % 9’unu ise İran ve Suriyeli militanlar teşkil ediyor.

    Yıllarca PKK şiddetinden bunalan, dayanılmaz acılar çeken, evlatlarını, kardeşlerini, eşlerini teröre kurban veren kadınlar, artık eski günlere dönmek istemiyor. Teröre karşı uyanık davranıyor, iyiyle kötüyü daha iyi ayırt edebiliyor. Huzur ortamının devam etmesini arzu ediyor. PKK ise, kandıracağını umduğu kızlara yönelik olarak boş ümitler besliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  200. cemal said

    helin demir seni kınıyorum……seni vatan haini ilan ediyorum…

  201. helin demir said

    PKK VE ABDULLAH ÖCALAN’I TANRILAŞTIRMAK

    Etnik ayrımcılığa yer vermeyen, gelişen demokrasisiyle bölgesinde önemli bir örnek oluşturan Türkiye’de PKK, bugüne kadar sürdürdüğü katı ideolojik yapısı ve silahlı mücadele yöntemleri ile varlık sebebini kaybetmektedir. Gerçekleştirdiği katliamlar ve terör eylemleriyle Türk kamuoyunda haklı bir nefret uyandıran ve terör örgütü olduğu gerçeği birçok yabancı ülke tarafından resmi düzeyde kabul edilen PKK’nın, vazgeçmediği şiddet kullanma tehdidi ve ırkçı görüşleri, terörist kimliğini açıkça ifade etmektedir.
    PKK’da hiç kimsenin tek başına bir değeri yoktur. Asıl değer “yapı”dır. Herkes bu yapının bir ferdi olduğu sürece vardır. Onun dışında da herkes bir “hiç”tir. Yapının dikte edilen ve standartlaşan hareket tarzı, ifade biçimi, kavramlar ve davranışları, yapının her elemanı için, gelmiş geçmiş en mükemmel yaşam biçimidir. Tek doğru olan yol, bu yoldur. Bu yoldaki her insan “heval”dir. Bu yolu tutmayanlar ise bataklıkta debelenen “zavallı”lar, “pısırık”lar, “korkak”lar, “tırşıkçı”lar, “sapkın”lar, “kız-kadın düşkünleri”, ve “hain”lerdir. (Nasname)
    Kendi özgün kişiliklerine özgün olan özelliklerini, kendilerine olan özgüvenlerini, fikir üretme yeteneklerini ve kapasitelerini yitiren bu “heval”ler, yapının doruğundaki lideri yüceltip tabulaştırmayı ve onun söylediklerini birer ayet gibi ezberleyip tekrarlamayı en büyük yaratıcılık sayarlar. Onlara göre “Serok”, dünyaya gelmiş geçmiş en harika insan ve insanüstü bir özelliğe sahip olan bir dehadır. Bu anlayış, örgüte, amaçlı ve bilinçli bir şekilde bizzat Apo tarafından lanse edilmiştir. O bunu, bir yandan kendisini eleştirenleri ve karşı çıkanları tek tek ortadan kaldırtmak (En taze örnekleri Sıpan Rojhilat, Kemalê Sor, Hikmet Fidan ve Kani Yılmaz’dır), öte yandan da “Benim kesinlikle eksikliklerim yoktur.”… “Benim tarihim bir partinin tarihi, bir hareketin tarihi ve hatta bir ulusun tarihidir”… “En iyisi oldum” gibi söylemlerini beyinlerine nakşetmek yoluyla sağlamıştır. Bunun pekişmesini de, başta Cemil Bayık, Ali Haydar Kaytan ve Mustafa Karasu olmak üzere, örgütün havari rolündeki sorumlularına, Serxwebun dergisinde makaleler yazdırarak, “Beceriksizliklerini, kişiliksizliklerini ve deneyimsizliklerini teşhir edip, liderlerinin sayesinde, bu olumsuzluklarına karşı nasıl savaşım vermeye başladıklarını anlattırmakla gerçekleştirmiştir. Tabi zaman zaman, “Ben hiçbir zaman sizin zayıflıklarınızdan, yeniye, gerçeğe bağlılık durumunuzdan korktuğum kadar, ne düşmandan, ne halkın zayıflıklarından, ne de işbirlikçilerin ihanetinden korkmadım, çekinmedim” gibi hakaretlerle, onları aşağılamaktan da geri kalmamıştır.
    Genel kabul gören bu kalıbın dışındaki her düşünce veya davranış biçimlerine herhangi bir eğilim ise, affedilmesi mümkün olmayan bir sapma ve ağır bir suç olarak görülmektedir. Liderin eleştirilmesi veya herhangi bir talimatına uyulmaması, en büyük suçtur. Bu tür sapkınlıklara yönelip, cezasını yaşamlarıyla ödeyen “hain”lerin sayısı, akıllara sığmayacak kadar büyüktür.
    PKK ve yan örgütlerinin başında bulunanlar, Apo’nun ağzından çıkanı diğer “heval”lerden daha önce söyleyebilmenin yarışı içindedirler. Cemil Bayık’ın son tehditlerini de bu bağlamda değerlendirmek gerekirse, Bayık’ın “Halkımız ilk Kürtçe TV’yi, radyo vb. özgürlük mücadelemiz ve Önder Apo ile tanımıştır” koca yalanına ise sadece gülüp geçmek yakışır. Apo’nun yarattığı mantık budur işte: Herşey Serokla başlamıştır, herşey Serokla vardır ve o olmazsa hiç bir şey de kalmayacaktır!
    Düşünce üretmeyen, düşünsel olarak bağımlı olan, bağımlı oldukları liderlerine hiçbir şekilde eleştiri yapma hakkına sahip olmayan ve bu düşünce üretimini körleştiren kafesteyken bile, kendilerini özgürlükler dünyasında sanan bu militanlar, aslında, kendilerini kişi kültüne teslim etmiş ve rasyonalizmden mahrum bırakılmış birer zavallıdırlar. Emir kulluğundan öte bir varlıkları söz konusu değildir. Dillerinden, “Serok”un adını düşürmezler. Bu adla yatar bu adla kalkarlar.
    Dün neyse bugün de aynı olan PKK’nın, aradan yıllar da geçse terörist kimliğinden bir şey kaybetmediği, insana değer vermediği ve tabulaştırma yeteneğinden vazgeçmediği düşünülecek olduğunda, şiddet ve terörün her fırsatta kınandığı günümüzde kabul görmeyeceği gerçeği kendiliğinden ortaya çıkıyor. 21.yy’da hiç kimse kan ve gözyaşı istemiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  202. helin demir said

    PKK, UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI VE ULUSLARARASI İŞBİRLİĞİ

    Türkiye’de terörist faaliyetler içerisinde yer aldıklarından dolayı, illegal yollardan yurtdışına çıkan ve gittikleri Avrupa ülkelerinin yasal boşluklarından yararlanmak suretiyle, örgütlenme ve kadrolaşmalarını oluşturan terör örgütü mensupları, ülkemiz aleyhine propaganda faaliyetlerinin yanı sıra, terör örgütü PKK’ya maddi gelir temin etmek amacıyla uyuşturucu madde kaçakçılığı yapmaktadırlar. Hiçbir şekilde uyuşturucu faaliyetlerine karışmadığını belirten bu örgütün sempatizan ve militanlarının bu derece yoğun bir şekilde uyuşturucu olaylarıyla ilgilerinin tespit edilmesi bunların ferdi faaliyetlerin çok ilerisinde olduğunu göstermektedir. Diğer bir ifadeyle, bu şahıslar örgüt tarafından uyuşturucu madde kaçakçılığına yönlendirilip görevlendirilmektedir.

    Örgüt için uyuşturucu ticareti, geliri yüksek, nakliyesi kolay, alıcısı bol, üretimi çok ve denetimsiz, pazarlama ağı kolay kurulabilen ve Dolar-Euro ile satılabilen bir özellik gösterdiğinden en cazip gelir kaynağı olarak görülmektedir.

    Bir insanlık suçu sayılan terörle ve uyuşturucu madde kaçakçılığı ile mücadelede uluslararası hukuka ve insan haklarına saygılı bütün ülkeler arasında sıkı işbirliği ve dayanışmanın yapılması zorunludur. Buna uymayan ülkelere karşı da gerekli önlemlerin alınması hayati bir konudur.

    Ülkeler uyuşturucu madde satışının ve kullanımının engellenmesi, kullananların maruz kaldığı zararların en aza indirilmesi konusunda en yüksek seviyede tedbirler belirlemek ve bu tedbirleri uygulamak durumundadırlar.

    Bu bağlamda terör örgütü PKK’nın bu tür faaliyetlerinin bilinmesine rağmen yurt dışında ve bilhassa Avrupa ülkelerinde himaye bulmasında önemli unsurlardan biri, ülkemizin terör örgütü PKK’ya karşı yürüttüğü mücadeledeki haklılığın yeterince anlatılamadığı, muhatap alınan devletlerin gereği gibi aydınlatılamadığı, buradaki boşluğun, terör örgütlerinin yurt dışı uzantılarınca yapılan aleyhte propagandalarla, tek taraflı doldurulduğu, muhtelif uluslar arası münasebetler vesilesiyle anlaşılmaktadır.

    Örgütün Avrupa ülkelerinde ve hatta Rus-Yunan-Rum lobileri yardımıyla ABD’de ülkemizi etkileyecek kadar bir çok faaliyetlerde bulunabilmesini, bazı çevrelerin değişik nedenlerle terör örgütü PKK’yı desteklemelerine ve örgütün yaptığı propaganda çalışmalarına bağlamak mümkündür.

    Terör örgütü PKK, propaganda kanadını temsil eden kuruluşlarla birlikte, kendisini destekleyen kuruluşlar sayesinde Avrupa Konseyi’ni, Avrupa Parlamentosu’nu ve AİHM gibi değişik sivil toplum örgütlerini Türkiye’ye karşı harekete geçirebilmekte ya da en azından ülkemiz aleyhine kanaatlerin oluşmasına katkı sağlayabilmektedir.

    Bu propaganda faaliyetleriyle örgüt, Türkiye’yi dış ilişkilerinde zora sokmaya çalışmakta ve böylelikle Türkiye’yi Güneydoğu’daki terörle mücadele ve yöre halkının güvenliğini sağlama çabalarında tek başına bırakmayı amaçlamaktadır.

    Bazı Avrupa ülkeleri terör örgütü PKK’nın gerçek yüzünü bilmelerine rağmen çeşitli nedenlerle örgütün bu yöndeki faaliyetlerine izin vererek desteklemekte ve hatta bazen Türkiye ile ilgili olan diplomatik ilişkilerde de bazen terör örgütü PKK’nın söylemlerini referans noktası olarak göstermektedirler.

    Son günlerde yine terör örgütü PKK, “Uyuşturucu kaçakçılığı yapmadığı, uyuşturucuya karşı mücadele ettiği, asıl uyuşturucu kaçakçılığının Türkiye Cumhuriyeti tarafından yapılarak terör örgütü PKK’ya karşı yürütülen mücadeleyi finanse etmede kullanıldığı” yolunda bir dizi propaganda faaliyetine girişmiştir. Hazırlanan mesajların uyuşturucu ile mücadeleden ziyade, doğrudan Türkiye’yi hedef aldığı açıktır. Özellikle Avrupa gençliğini zehirleme yoluyla elde edilen gelirler silah temininde kullanılmakta ve masum insanların hayatları tehdit edilmektedir.

    Yıllardır verilen aktif mücadele ile marjinalleşen terör örgütü PKK, şu anda varlığını sürdürebilmek için sözde barış söylemleri arkasına sığınarak faaliyetlerini siyasi arenaya kaydırma aldatmacası içindedir. Sadece Türk insanına değil, uyuşturucu ticaretiyle tüm dünyaya zehir saçan bir terör örgütüne karşı bütün ülkelerin üstlerine düşen görevi yerine getirmeleri gerekmektedir. Uluslararası bir sorun olduğu bilinen uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadelede başarının sağlanması da her türlü art niyetten uzak gerçek manadaki “Uluslararası İşbirliği”ne gidilmesi sonucu gerçekleşecektir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  203. Mustafa Öztürk said

    İyi günler
    Size burada,bence kendisini gazeteci zanneden,hiç utanmadan,cumhuriyetten bu yana ülkemizi koruyan Türk ordusuna hakaretler ve eleştirilerini her fırsatta dile getiren ,fakat konuşma tarzına bakılırsa daha ağzı annesinin sütü kokan,belkide hemen popüler bir gazeteci olabilme ateşi ile kavrulan bir şahsı tanıtmak istiyorum.
    Taraf gazetesi denilen bir yerde yazıyormuş buyrun.

    “Cumartesi gününden beri halkın içindeyim…Aktütün’de verilen 17 şehitte bir PKK başarısından çok, bir askeri hata olduğuna inananların sayısı fazla. Asker kanadından yapılan açıklamalar, kafalarda beliren sorulara yanıt vermekten, kamuoyunu tatminden uzak.Hatta tersine şüpheleri destekler düzeyinde.Bir ihmal, bir gaflet olduğu nerdeyse açık…”

    “Adamlar gazetelere haber vere vere geliyorlar nerdeyse ve siz gafil avlanıyorsunuz…
    Er Ramazan baskından bir gün evvel, Cuma günü evine telefon açıp veda ediyor… “PKK’lılar bizi bu hafta içinde üç kez bastılar, ben artık zor dönerim anne…” Ve dördüncü baskında, er Ramazan şehit…
    Er Ramazan biliyor da, onun üzerindeki tek yıldızlıdan başlayıp, silsile-i meratip bol yıldızlıya bir yığın komutan nasıl bilmiyor acaba? “

    “PKK ile savaşın başladığı 30 yıl içinde 40 bilmem kaç kez baskına uğramış, son şehitler hariç, 28 gencimiz keklik gibi avlanmasına sebep olmuş bir karakol Aktütün. Karakol mu, elimizle kurduğumuz tuzak mı yoksa? Koskoca orduda, bu durumu değerlendirecek, önlem düşünecek bir kurmay çıkmaz mı?”

    Yukarıdaki satırları “TSK karşıtı” diye damgalanmış,menfur ve münafık bir liberal yazar yazmadı…Bu satırlar babası da bir kurmay asker olan,her zaman Kemalist ve milliyetçi bir çizgide olduğunu ifade etmiş bir yazar tarafından yazıldı…Bu sorular onun tarafından soruldu…Bu yazar Hıncal Uluç…

    Hıncal Uluç,siyasal kimliği itibariyle laik kesim içinde temsil kabiliyeti yüksek bir isim…Uluç’un onyıllardır bitmeyen,aksine artarak devam eden popülerliğinin temelinde bu var…Laik kesimde ideolojik ve keskin Batı-karşıtı bir ulusalcı-Kemalist çizgi hala marjinal…Çoğunluk Popüler Kemalizm diyebileceğimiz,Kemalizmin tüm temel unsurlarına yürekten bağlı ama aynı zamanda Batı ile bütünleşik kalmak isteyen,gri-beyaz bir ideolojik zemine sahip…Hıncal Uluç bu çizginin en net temsilcisi…Uluç,laik kesimin çoğunluğunun paylaştığı hisleri ifade eden bir isim,yani bu soruları sadece Uluç sormuyor…Genelkurmay bilmeli ki bu sorgulamalar TSK’nın kendi toplumsal temeli olarak gördüğü Kemalist kesimin büyük çoğunluğunda yapılıyor artık…

    Bu savaşa inanç kalmadı

    Daha evvel de kendini Kemalist ve milliyetçi olarak adlandıran kesimlerin Güneydoğu’da süren savaşa inançlarının kalmadığını belirtmiştim…O sebeple bu ülkenin laik-şehirli ortasınıfı, oğullarının askerliğini rahat bir yerde yapması ve mümkünse yasal yollardan dolanarak bedelli olarak yapması veya yapmaması için elinden ne gelirse yapıyor…

    En popüler taktikler şöyle…Bir şekilde kapağı yurtdışına atmak en az 3 yıl orada çalışmak yada bir yolunu bulup çalışıyor gözükmek ve o yolla askerliği bedelli olarak 21 gün yapmak…

    Yaşanmış bir hastalık yada ameliyat varsa,onu abartmak,askeri hastanelerde ilgili tanıdıklara “çürük raporu” çıkartmak için kulis yapmak…

    En olmadı,askerliği normal yasal süre içinde yapmak,fakat “rahat” bir yerde yapılmasını sağlamak…Bunu sağlamak için de makam sahibi emekli yada muvazzaf paşalara ulaşmak,oğlanın rahatı için ricacı olmak…

    Bu üç yöntemden biri bir şekilde tutar ve bu ülkenin laik orta ve üst sınıflarının çocukları askerliğini genelde “rahat” yapar…Kimliği ne olursa olsun belli bir maddi gelirin üstünde olan ailelerin çocukları da bu işten “yırtmayı” genelde becerir…

    Her zaman olduğu gibi olan yine garibanlara olur,onlar yırtamazlar,istemeseler de o çukur karakollara giderler…Uluç’un anlattığı Er Ramazan gibi “Artık zor dönerim anne…” derler ve göz göre göre canlarını yitirirler…

    Sivil itaatsizliğe çağrı

    Bu riyakarlık,bu ahlaksızlık benim canıma tak etti artık!…

    Ben askerliğini henüz yapmamış biriyim…Daha evvel de düşünüyordum ama dün yeniden uzun uzun düşündüm ve kendi adıma bir karar verdim,buradan da ilan ediyorum…Bu çözümsüz savaş sürdükçe ASKERE GİTMEYECEĞİM!! Böyle bir sivil itaatsizliği bu ülkenin gençleri olarak bizler yapmadıkça da bu savaşın bitirileceğine de inanmıyorum! Bu fikrimin anti-militarizm yada vicdani red ile de ilgisi yok…Bu bir meşruiyet meselesi…

    TSK,bugün büyük bir meşruiyet krizi içindedir…Kendine Kemalist ve milliyetçi diyenler nazarında bile bu böyle bugün…O sebeple yasal yollardan askerden kaçmak için ellerinden geleni yapıyorlar…

    Böyle bir yola tenezzül etmek bence ölen o yoksul ve köylü yurttaşlarımızın katline ortak olmaktır…Birileri rahat yerlerde askercilik oynarken,birileri güvenliksiz ölüm çukurlarında katledilmeyi bekleyecek öyle mi?

    Bu haksızlığa hiçbir vicdan dayanamaz…O sebeple askere gitmeyeceğim,bu devlete itaat etmeyeceğim…İsterlerse hapse atsınlar…Bu savaş kirli bir savaş,ordumuz ise kendi evlatlarına değer vermiyor…Böyle inanıyor ve bunu söylüyorum…

    Rasim Ozan Kütahyali/taraf

  204. helin demir said

    PKK’NIN ACIMASIZ DAVRANIŞLARI

    PKK’nın yıllarca kan ve gözyaşı demeden mahvettiği hayatların arkada bıraktığı acılar bugün hala akıllarda ve hatırlanmaya devam ediyor. Terörden çok çekmiş olan insanlar hikayelerini aktardıkça, PKK’nın vahşeti, acımasızlığı ve insanlıktan uzak tavrı bir kez daha gözler önüne seriliyor.

    Tirajı günde 448 bin 411 olan liberal sol eğilimli Süddeutsche Zeitung’un 22 Ocak 2009 tarihli sayısında, Hans Leyendecker imzasıyla yayımlanan Karlsruhe çıkışlı bir yazıda; Almanya’da PKK’nın acımasızlığından nasibini alan Özlem Akan ve Tayfur Örüm’ün aşk hikayesi konu ediliyor.

    Özlem ve Tayfur, sevginin her türlüsünün yasak olduğu PKK içerisinde birbirlerini deliler gibi seven bir çift. Mayıs 2006’da Almanya’da bir PKK yöneticisinin cenaze töreninde tanışıyorlar, kısa bir süre sonra da Özlem hamile kalıyor. Sevinçle Tayfur’a bu haberi veriyor, ancak Tayfur ondan çocuk konusunu tekrar düşünmesini rica ediyor. Tayfur, bir hafta boyunca Özlem’e mantıklı davranması için yalvarıyor, aksi takdirde Irak’a kaçacağını ve gitmeden önce arkadaşlarına çocuğun kendisinden olmadığını söyleyeceğini bildiriyor. Özlem, çocuğundan vazgeçemeyeceğini, Tayfur ise 17 yıldır içerisinde bulunduğu ve Almanya’daki bölge yöneticilerinden birisi olduğu örgütün kendilerine acımayacağını, cezalandırılacaklarını söyleyip duruyor. Tayfur, örgütten ayrılanları ve eleştiricilerini acımasız bir şekilde cezalandıran, şantajla rüşvet toplayan, zorla çocuk aldırma, sakat bırakma, cinayet vb aşağılık yöntemlerle üyelerini caydırma yoluna giden PKK’dan korktuğunu dile getiriyor.

    Günlerden bir gün Özlem, Tayfur ve Almanya’daki PKK yöneticilerinden Hüseyin Acar, bir kafede buluşuyor. Görüşmede Acar, Özlem’e “Ya sen yaparsın ya da biz hallederiz” diyerek çocuğu aldırması yönünde tehditler savuruyor. İçindeki korkunun büyüklüğünden ve Tayfur’u da kaybedeceğini düşündüğünden Özlem bir kliniğe giderek 4 aylık bebeğini aldırıyor.

    Zorla çocuk aldırma, Karlsruhe’deki Federal Savcılığın PKK yöneticisi Hüseyin Acar hakkında açtığı davanın gerekçelerinden birini oluşturuyor. 2008 yılının Temmuz ayında tutuklanan Acar, bunun dışında Şubat 2007 ile Nisan 2008 tarihleri arasında Almanya genelinde elebaşılık yapmakla suçlanıyor. Davanın ise Duesseldorf Yüksek Eyalet Mahkemesinde görüleceği belirtiliyor.

    PKK içinde yasaklı aşk ilişkileriyle ilgili başka hikayeler de bulunuyor. Bunlardan en korkuncunun Bremen’de Ağustos 1999’da işlenen “Bunker cinayeti” olduğundan bahsediliyor. Birbirlerine aşık Kürt çiftin vahşice infazı tecrübeli polisleri bile dehşet içinde bırakıyor. PKK eylemcileri hakkında dava açılıyor ancak cinayetin barbarca olması, örgütün bile bu olayla arasına mesafe koymasına sebep teşkil ediyor.

    Kadın erkek ilişkileri PKK’nın statüsünde yer almasa da bir doktrin olarak değerlendiriliyor. Gerekçesi ise oldukça saçma görülüyor. 2007 yılında Almanya’da yayınlanan ve Anja Flach adındaki bir yazar tarafından kaleme alınan “Kürt Gerillasında Kadınlar” adındaki kitapta, bununla ilgili olarak, “Kürdistan’daki klasik kadın rolünün engellenmesi ve kadınlar için bir gelişme alanı yaratılması için PKK’nın aşk ilişkilerini şimdilik tamamen yasaklamak dışında başka çare görmediği” belirtiliyor. 1993 yılında PKK’ya katılan “Ronahi” kod adlı Alman Andrea Wolf’un da 1998’de PKK tarafından öldürüldüğü biliniyor.

    Geçtiğimiz yıllarda sıkça adını değiştiren, 1993 yılından beri Almanya’da yasaklı olan PKK’nın yönetim kadrosu hapis cezalarına mahkum ediliyor. Tutuklananların yerine başkaları geçiyor, onlar da direniyor, yakalanıyor ve cezaevine konuluyorlar. PKK eylemcilerinin 90’lı yıllarda Almanya’da kendilerini yaktıkları, otobanları bloke ettikleri ve konsoloslukları işgal ettikleri dönemlerin çok gerilerde kaldığı aktarılıyor. Ancak örgüt, sanki hala “ya hep ya hiç” söz konusuymuş gibi Almanya’da yer altında çalışmaya devam ediyor. Yönetim kadrosuna sahte pasaportlar temin ediliyor, yaralı eylemciler kaçak yollardan Avrupa’ya sokuluyor. Örgütün başlıca görevinin ise Almanya’da yaşayan 450 bin Kürde baskı yaparak PKK’ya vergi ödetmek olduğu görülüyor. Direnenler, en azından dayak yemeyi göze almak zorunda. 2005 yılında kaleme alınan bir talimatta, para toplarken inatçı ve ısrarcı olunması ve belirlenen miktarların her halükarda alınması gerektiği belirtiliyor. Bir diğer talimat da, “Hedefini belirle ve belirlenen parayı al!” şeklinde.

    Federal Savcılık tarafından PKK yöneticisi Hüseyin Acar hakkındaki davada tanık olarak gösterilen cesur Kürt Mülsüm Y.’nin, 2006 yılında yazdığı bir mektupta örgütü, “Hile, komplo, entrika ve yalanla” suçladığı, telefonda da örgütü sadece para peşinde koşan bir çeteye benzettiği, hain damgası yiyen Mülsüm Y.’nin, ölüm tehtidi almasının şaşırtıcı olmadığı vurgulanıyor.

    PKK’nın acımasızlıkları, şüphesiz burada anlatılanlarla bitmiyor. PKK şiddetini yaşayanların anlattıkları veya anlatılamayanların arkasındakiler, bir çığ gibi büyüyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  205. Verim Soyer said

    Biliyorsunuz..Erdoğanın büyük oğlu hala askerliğini yapmadı,ABD’de..Ve göreceksiniz yapmayıp oraya sığınacak,babası ÖZOĞLUÖZ CUMHURİYET SAVCILARI’nın karşısında hesap vermeye başlayınca.Ya küçükoğul?Burak’tı galiba..Yavrum 27 yaşına vardı hala asker olmadı.Olmayacak da.Raporu var..testislerinde kanser mi ne varmış..Aslanım benim..Tedavisini gördü,hastalık bitti..Rapor,tedavi sonunda otomatik düşmesi gereken türden.Oysa sanki tetiği o taşaklar çekecek,sanki süngüyü düşmana onlar savuracak,el bombası pimini orasıyla çıkaracak mübarek..Asker olmaz..Olmaz da,asli görevi CİNSELLİK ve ÜREME olan o testisler maşallah karısına karşı fultime görevde.Herhalde avuçlanmasın diye kılıfla girmiyor ya yatağa bu çocuk..Tak tak tak..yatak atış görevleri faal..9 ayda bir velet çıkartabiliyor yani..Eee hani raporluydu testislerden..?Ey Genel Kurmay Okuyun lütfen şu isyanımı?Suçsa haykırmam Savcı ÖZ çarpsın beni..Değilse,lütfen bu ulusun kahraman Mehmetçikleriyle daha fazla alay ettirmeyin..alın askere şu oğlanı

  206. sonyolcu said

    bu bu ülke ne Atatürkü kendine mal edenlerin nede ülkenin değerleri ile oynayıp herkesi biribirne düşürerek pirim elde eden yabancı güçlere vatanı satanların ne de dini ayrıma alet etmeye cesaret edenlerin

    OSNAMANLIDA BİZİZ ATATÜTÜRKDE BİZİM NE NERDEN GELDİĞİNİ NE NERDEN BASLADIĞINI UNUTMAYAN BU ÜLKENİN GENÇLERİNİNGENÇLERİNİN

    uyanma zamanı öününe görme zamanın gelmedimi bize istikrar lazım yanlıslarımı görmek için bu iktidar ya bizi demokrasiye ulaştıracak yada sonon baslangıcı
    yorumu size kalsın önemli olan bu ülkenin gerceklerinin üssü kapalı bi sekilde silinmesi üstüne magazin programları ekilmesi

    hiçmi düsünmediniz birünlülün bacagı kırılsa ogün gündem oluyor peki ogün gercekte ne oluyor

  207. helin demir said

    GERÇEĞİ GÖRENLERİN SESLENİŞİ

    Gerçekleri görebilen sağduyulu insanların, PKK hakkındaki değerlendirmeleri bir noktada birleşiyor.

    Buna göre PKK, 1984 yılında Şemdinli ve Eruh baskınlarıyla başlattığı yöre halkına yönelik katliamlarını sürdüren, yörenin gelişmesini engellemek amacıyla devletin götürdüğü eğitim, kültür, sağlık, ulaşım ve iletişim hizmetlerini sabote eden, hizmet götüren insanları katlederek engelleyen, geçimlerini temin edebilmek için Avrupa ülkelerine çalışmaya giden insanlar ile yöre halkından baskı ve tehditle “cezalandırma” ve “vergilendirme” adı altında paralar gasp eden, uyuşturucu ticaretinden elde ettiği paraları kadın, erkek, yaşlı, genç, çoluk çocuk demeden, binlerce suçsuz insanı katletmek için kullanan bir terör örgütüdür.

    PKK, terörünü besleyecek kan, gözyaşı, acı, yokluk ve karışıklığı yaratarak, ülkede yaşayan insanları Kürt-Türk diye kamplara ayırarak, emperyalist ülkelerin Türkiye üzerindeki amaçlarını gerçekleştirmek için kullandıkları bir araçtır.

    Terör örgütlerinin varlığını ve faaliyetlerini sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğu kadrolar ise, çoğunlukla zorla kaçırılarak örgütlere kazandırılan, henüz çocuk yaştaki gençlerden oluşmaktadır. Çocuk yaşta kimlik kazanma arayışında olan bu gençler, terör için uygun bir hammadde olmaktadır. Bu gençlerin ise, örgütün gerçek yüzünü gördükten sonra, dağlarda, taşlarda, ailelerinden uzak yarınları ve yarınlara taşıyabilecek hiçbir umutları olmadan yaşamaları imkansızdır.

    Bugün PKK’nın çeşitli vaatlerde bulunduğu binlerce genç, dağlarda pişmanlık içindedir. Artık o çocuksu hayaller bitmiştir. Gerçekler o kadar açık ve o kadar acıdır. Kürtlerin refahı için bir çaba içerisinde olduğunu sanan genç, sona erdirdiği yaşamların, kendi halkına ait olduğunu gördüğünde, ne yazık ki çok geç olmaktadır.

    Nitekim örgüt yöneticilerinin çeşitli zamanlarda yaptığı açıklamalar, onların şahsi emelleri uğruna bir yığın gencin hayatını hiçe sayabilen, halkım dediği insanları acımasızca katledebilen psikopat kişilikleri konusunda yeterince fikir vermektedir.

    PKK’nın gerçek yüzünü, bir zamanlar bu örgüt içinde yer alan, zamanla hangi amaçlara hizmet ettiklerini kavrayıp, güvenlik güçlerine sığınan gençler dile getirmektedir.

    Onların örgüt hakkında söylediklerini okuduktan sonra düşünün ve kendinize PKK’nın ne olduğu, neye hizmet ettiği ve ne yapmak istediği sorusunu yöneltin.

    Sanırım sonuçta hepimizin cevabı aynı olacaktır.

    Terör güzel olan her şeyi yok eder. Terör acı yaratır. Terör yıkıcıdır….

    İşte onlardan bazıları:

    T.Y: “Daha önce benim yanımda olacaklarını söyleyenler, son eylemimden sonra yanıma dahi gelmediler. Aç gezdiğim günler halimi sormadılar. Anlayacağınız beni pis emellerinde kullandılar. Altını çizerek söylüyorum, her gün yüzlerce kayıp veren örgütün gücü kalmamıştır. PKK yanlısı olanlara sesleniyorum. Bu işlerin hayalden öte bir şey olmadığını itiraf ediyorum. Gelin teslim olun ve hayatınızı mahvetmeyin.”

    F.A: “Askere giderken yolumu kesip kaçırdılar. Örgüte katılmamı söylediler. Katılmak istemeyince ayağımdan astılar”

    E.K: “Eğitim sırasında sadece silah eğitimi yaptırmıyorlar, beyinlerimizi Türklere karşı kin ve nefretle yıkıyorlar. Ben bir defa örgütten kaçmayı denedim, fakat yakalandım. Örgütte benim gibi kaçmak isteyen bir sürü arkadaşım var. Fakat korkudan kaçamıyorlar. Yakalandığıma pişman değilim. Hatta emniyet yetkililerine teşekkür ederim. Cezamı çektikten sonra Türkiye Cumhuriyeti’ne yararlı bir insan olacağım, ayrıca annemi de çok özledim.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  208. davut said

    burası türkiy cumhuriyeti burda sadece 20 millyon alevi kardesler degil caferi laz roman daha neler neler yasıyor sizin burda ve bu sitede neyi kasdettiginizi anlamadım bu site sahibi neyi kassediyor anlamadım kurcu hanfgi kurcu bizm osmalı kurtcularımısınız bu site sahibi acaba amasiz olamassınız siz bi halt olamasınız siz cünkü osmanlı ya yakısmıyorsunuz chp ikdidarında chp liler doguya ambulasns kemal kılıcdar oglu pkk ilac tahsil etmis isz bunları görmeyerek neyi bas edmeye calısıyorsunuz biz burda batı degil tam türkiye olmak icin degil rus ya moskava kominiziminen türkiye degil kendi türkiy olma hevesindeyiz

    davut_arabaci@hotmail.com

  209. helin demir said

    PKK’NIN NARKO-TERÖRİZMİNE KARŞI ULUSLARARASI KAMUOYU KARARLI ADIMLAR ATMALI

    Uyuşturucu madde kullanımı, özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılda ulaştığı ciddi boyutlarıyla, tüm dünya ülkelerinin üzerinde hassasiyet gösterdikleri, uluslararası nitelikte bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı, uluslararası terörizmle ortaklık kurmada gecikmemiştir. Günümüzde uluslararası terörizmle uyuşturucu kaçakçılığı birbirini destekleyen ve demokrasilere yönelmiş iki tehdit kaynağıdır.

    Türkiye dünya üzerindeki coğrafi konumu sebebiyle, uyuşturucu üreten ve tüketen ülkeler arasında geçiş ülkesi konumundadır. Türkiye ve komşu ülkelerin bulunduğu Ortadoğu ve Balkanlarda süregelen istikrarsızlık, uyuşturucu kaçakçıları için cazip bir ortam oluşturmaktadır.

    Diğer terör örgütleri gibi başarısını insanların mutsuzluğu ve akıtılan kanlar üzerine kuran PKK, Avrupa ülkelerindeki örgütlenmesini tamamladıktan sonra, bu örgütlenmesini uluslararası uyuşturucu kaçakçılığının hizmetine sunarak, kendisine terörü sürdürmesini sağlayacak sürekli bir finans kaynak yaratmıştır.

    Ancak bazı Avrupa ülkeleri tarafından, PKK’nın organize bir güç olarak uyuşturucu kaçakçılığı içinde yer almasının henüz yeterince anlaşılmış olmadığı görülmektedir. Uzun süre PKK’nın örgütsel olarak uyuşturucu kaçakçılığı içinde yer almadığı yönünde bazı değerlendirmeler yapılmıştır. Bununla birlikte Interpol başta olmak üzere uluslararası güvenlik örgütlerinin son birkaç yıl içinde yayınlanan bu yöndeki raporları ve batılı devlet adamlarının aynı yöndeki açıklamaları, bu gerçeğin artık göz önünde tutulmaya başlandığını göstermektedir.

    Örneğin Paris Kriminoloji Enstitüsü tarafından yayınlanan bir raporda, Avrupa ülkelerindeki PKK uyuşturucu ağı, somut örnekleriyle ortaya konulmaktadır.

    Alman Hükümeti tarafından Avrupa’daki PKK uyuşturucu bağlantısını ortaya çıkarmak ve bu tehdide karşı müdahale etmek amacıyla oluşturulan “Özel PKK Araştırma Komisyonu” adlı kuruluş tarafından gerçekleştirilen ve basına yansıyan bir araştırmada, 1990’lı yıllara kadar haraç gelirleriyle kendisine parasal kaynak sağlayan PKK’nın, artık uyuşturucudan yılda milyonlarca doların üzerinde bir finansmanı temin ettiği bildirilmektedir.

    Yine ABD Adalet Bakanlığı’na bağlı “Uyuşturucu ile Mücadele Yönetimi”nin hazırladığı bir raporda, PKK militanlarının durumu ve PKK’nın uyuşturucu ticareti, para transferleri ve Avrupa’da yakalanan militanların faaliyetleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Raporda, “Terörist, uyuşturucu kaçakçısı ve kara para aklayıcısı PKK’nın, bütün Avrupa’da neredeyse bütün uyuşturucu cinslerinin üretiminde ve kaçakçılığında son derece iyi teşkilatlandığı belirtilmektedir.

    Öte yandan ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan yıllık “Uluslararası Narkotik Denetimi ve Strateji Raporu”nda da PKK’nın eroin üretimi ve kaçakçılığı yaparak örgütün faaliyetlerini finanse ettiği hususu yer almaktadır.

    Türkiye bir yandan demokrasisini ve toprak bütünlüğünü hedef alan bölücü terörizmle mücadele ederken, diğer yandan da uyuşturucu trafiğinin ortasında yer alan bir ülke olarak bu tehditle savaşmaktadır. Avrupa’nın doğu ucunda ve dünyanın en istikrarsız bölgelerinin ortasında yer alan Türkiye, doğu ile batı, gelişmiş ve gelişmekte olan bölgeler arasında kültürel, siyasi, ekonomik ve diğer bir çok konu açısından geçiş bölgesinde bulunan demokratik bir ülkedir ve demokrasisini de, kendisine yönelik bütün tehditlere ve engellere rağmen kurumlaştırma çabası içerisindedir. Bu konumu itibarıyla da uyuşturucu madde trafiğini durdurma çabasında Batı için bir kalkan görevini üstlenmektedir.

    Uyuşturucu kaçakçılığı, kökleri bir çok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suçtur ve onunla mücadelede başarıya ulaşmak için uluslararası işbirliği kaçınılmazdır. Batılı demokratik ve sağduyulu siyasi çevrelerden ve sivil toplum örgütlenmelerinden, dünyanın en zor siyasi coğrafyasında bütün bu sorunlarla mücadele ederken, demokratik kurumlarını korumaya ve geliştirmeye çalışan Türkiye’ye bu mücadele içinde gerekli desteği vermelerini beklemek, Türk demokratlarının en doğal hakkıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  210. helin demir said

    YEREL SEÇİMLER VE DTP
    Demokrasi kendini kolaylıkla öldürebilen bir kavramdır. Herkes iyi niyetli olup kuralına göre oynasa sorun yoktur; ama gerçek öyle midir? Ya bir taraf şike yaparsa?
    Demokrasinin kendini koruyabilmesi için tek etken eğitimdir. İnsan ruhu eğitilip inceltilmeden yapacaklarının kendisini de etkileyeceği tam anlamıyla öğretilmeden demokrasi hiçbir zaman doğru uygulanamaz. Eğitim sürekli gelişim içinde olduğundan toplumların da bu organik yapıya uyum sağlamaları koşuldur. Bu süreç sırasında yöntemleri demokrasinin dışında kalanlar istediklerini demokrasiyi de kullanarak rahatlıkla ortaya koyabilirler.
    Yerel seçimlere kısa bir süre kala, seçim aktörleri çalışmalarını yoğunlaştırmış bulunuyor. Seçimlere, tarafların farklı anlamlar yükledikleri, beklentilerini bu anlamlara göre belirledikleri, güç ve çalışmalarını buna göre harekete geçirdikleri biliniyor. Bu arada seçim ortamında konu ile ilgili çeşitli görüşler de internet sitelerine yansımaya devam ediyor.
    “Kızıl Bayrak” sitesine yerel seçimlerle ilgili açıklamalar yapan M.Can Yüce’ye göre DTP eksenindeki hareket, yerel yönetimlerde öteden beri kazandığı mevzileri koruma çabasını sergiliyor ve bu bağlamda ittifaklar yapmaya çalışıyor. DTP’nin geçmişte yaşadığı ittifak deneyimleri, ilke ve programlar üzerinde yapılan tartışmaları ve pratikleri değil, “koltuk kapma” hesaplarını yansıtıyor. Bir süredir tartışması ve pratiği süren “çatı partisi” girişimleri ise, bundan öte bir anlam ve değer ifade etmiyor.
    Aslında 29 Mart seçimlerinde doğru bir tavır alabilmek için, öncelikle seçimlerin kendisini doğru tanımlamak, seçimlerin aktörlerini ve politik duruşlarını doğru değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Kürtlerin özgür tartışma, tercihlerini özgürce ortaya koyma ve bunu belli platformlarda özgürce belirleme sürecinin önünde başka önemli bir engel daha bulunuyor. Bunun da İmralı Partisi ve onun politik eksenindeki DTP ve benzerleri olduğu vurgulanıyor.
    Kendilerinden farklı düşünmenin, farklı eğilim ve tercihleri dillendirmenin, örgütlenmenin “hainlik” olarak damgalandığı bir ortamın demokratikliğinden ve özgür tartışma zemini olduğundan söz edilemeyeceği belirtiliyor. Özgür tartışmanın önünde engel olmanın yanı sıra PKK’nın ve DTP’nin Kürtlere yönelik hayırlı bir programının da bulunmadığı bildiriliyor. Dolayısıyla bu hareketi yurtsever kategorisi içinde değerlendirmenin mümkün olmadığına işaret ediliyor.
    Ancak yıllardır terörle mücadele eden ve bu uğurda sayısız bedel ödemiş ve hala ödemeye devam eden Kürt halkı yurtsever duygularla hareket ediyor. Bu durum aynı zamanda büyük bir paradoks, onulmaz bir açmaz anlamına da geliyor. Kendi gerçek yurtsever program ve örgütlenmesine sahip olmaması, yani iktidarsızlığı, emeklerinin başkaları tarafından çarçur edilmesini de birlikte getiriyor. Her seçimde olduğu gibi bu seçimlerde de karşı karşıya kaldıkları ve kalacakları ikilemin bu olduğu değerlendiriliyor.
    Halk bu yerel seçimlerde adaylarını kendi özgür iradesiyle belirleyecek mi, bunun olanakları var mı? Örneğin DTP, geçmişte genel ve yerel seçimlerde böyle mi davrandı? Yoksa adaylar merkezden dayatmalarla PKK’nın da baskısıyla mı belirlendi? Yine bu belirlemelerde kirli ayak oyunları ne kadar rol oynadı? vb sorulara olumlu yanıt vermek mümkün görünmüyor. Kendisi için yola çıktığını iddia eden zemin ve örgütlerde hiçbir söz ve karar sahibi olmayan, etki gücü bulunmayan, sözcüğün tam ve gerçek anlamında böyle bir halkın adaylarını belirlemesi imkansız olarak nitelendiriliyor. O zaman halkın seçimlerde kimi, daha doğrusu hangi programı oylayacağı belirsizliği devam ediyor.
    Önümüzdeki seçimlerde var olan tablonun ne yazık ki bu olduğu gerçeği karşımızda duruyor. Bir tarafta artık yurtsever bir programı ve kimliği kalmamış ve İmralı Partisinin eksenindeki DTP’nin ilkesiz duruşu, diğer tarafta ise tercihleri üzerinde söz ve karar sahibi olmayan ama işin esas yükünü omuzlayan ve tam anlamıyla trajik bir paradoksun sarmalında duran halkın gerçekliği dikkat çekiyor. Tabii bu noktada insanın kendine sorası geliyor. Bu seçim kimin seçimi, neyin seçimi? DTP’nin gerçek kimliklerini, politik çizgilerini, yerel yönetim deneyimlerini ortaya koymanın ve ilke olarak bu partiye oy vermemenin doğru bir tutum olacağı aktarılıyor.
    29 Mart akşamı ve sonrasındaki günlerde halkı nasıl bir ortamın bekleyeceği herkes tarafından merak ediliyor. Önemli olan halkın yararına bir sonuç çıkması ve sürecin kavgasız, gürültüsüz ve terörsüz geçmesi.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  211. SON YOLCU said

    şimdi sitenin adı vatan hainleri ama gercek vatan hainleri onlar deil biziz bukadar pisliğin çıkarcılıgın olduğu bu ülkede bunları görerek hala
    gündelik zevkelerle uğraşan gençler sadece eleştitiriyoz .Düzeltmek için nerden baslyacağımızı bile bilmiyoruz ben sölim
    bu ülke ne Atatürkü kendilerine mal edenlerin nede belli ideoljilere saplanıp kalanların deil Atatürkde bizim osmanlıda bizim nerden geldigimizi
    ve bu cumhuriyete nasıl bir mücadele sonunda sahip oldugumuzu unutmayalım hiçbir zaman
    Gençlerimiz yani gelecegimiz televizyondaki programlarla uyuşturuluyor belli ideolojilere saplanıp biribirimizle olan baglarımız koparılıyor
    En büyük gücümüz olan kültürümüz bizden soyutlanmıyor.KÜRT TÜRK LAİK ANTİ LAİK ALEVİ SÜNNİ acılımları kulanılarak bizi bizden ediyorlar
    Bunlar yıllar önce yoktu planlı ve kademeli olarak ayrılık tohumları ekildi.Miletimiz ayırmak için incelemeler yapıldı bizi bizden iyi tanıdılarona göre hareket etiler bunun için akademiler kuruldu Medeniyeti bizden alanlar bizi soykırımlarla sucladılar(ki bınlar tarihleri katliamlarla dolu olan sömürgeci devletler).BİZ NE ZMAN BÜTÜN OLDUYSAK NE ZAMAN KENDİ KAYNAKLARMIZI DEGERLENDİREBİLİRSEK OZAMAN KURTULUSA ERERİZ .Biz genclere unutmayı bugünü yasamayı ögrettiler .gündemi uyusturup altan devleti yiyip bitirdiler yarına yeni ümitler verildi yaralar kapandı DEİLMİ HEP BÖLE OLDU .ATIK ELEŞTİRMEK YERİNE BAZDA DÜSÜNSEK NE YAPABİLİRİZ DİE EN AZINDAN DÜSÜNSEK

  212. sonyolcu said

    ben mneden bu sitede yazdıklarım yayınlamıyor merak ediyorum
    ayrım yapmadan ne zamna dürürst olacaksınız

  213. sonyolcu said

    bu vatan hepimizin ne Atatürk hepimizin unutmayalım nerden geldiğimizi gecmişimizibileleim Asıl vatan haini biz uyuyan ideolojilerer saplana gaenclik gercekleri görmeyen arastırmayan geçlik
    onlar düsman işini yapıyorlar bu ülkeyi satan cok olur
    biz buna gzö yumarsak cok alıcısı olur
    hiç düsünmediniz medya nasıl bizi yututor kültürümüzü yozlastırıyor Bizi bribirimize baglayan tutkalı kültürümüzü
    alıyor elimizden.Kültürü olmayan ülkelerin kültürüne heves heves ediyoz
    Bbizi bölmek için laik anti laik alevi sünni türk kürt die propagandalara kanıyoz.Bunlar yüzyıllar önce yapılan planlar
    özellikle üniversite gençleri yani gelecegimiz olanlar anlamayı düsünmeyi bilmeden yetisiyor birer ideoljiye saplanıp yetisiyorlar
    biz böle deildik içimize öle tohumlar ekidiki
    öle asil bi ulsuzki hümümetlerin yanlıslarını (krizleri)
    vatan saolsun die sorgulamadn boyun egiyoruz
    unutmayalım biz önce böle deildik
    böle yetişmedik.sadece sadece elestirdik düzeltemedik BİZ HEP BİRLİK OLUNCA GÜCLÜYÜZama olanları anlılayabilmemiz lazım
    en benlğimize sahip cımamız lazım medeniyeti bizden alanların suc
    lamarına(soykırımlar) onların kalemi ile ilim tarihimizle cvp vermeliyiz bunlar anlatmakla bitmez
    bu ülenin düsmanı cok ama bunları düsünerek yetisemiyoz
    sadece magazinle sporla büyüyoruz

  214. ercan süer said

    eywallah abi buraya kadar herşey güzel lakin son zamanlarda vatan haini ilan edilecek kişiler sanırım ilan edilmemiş mesala ergenekoncu kardeşler memleketi hukuk dışı işleri ile yemişler adeta bu memlekette kimseye söz hakkı ve şans tanımaz olmuşlar veli küçükler şener eruygurlar hurşit tolon amcalar levent ersözler bu amcalar gatayı okadar benimsemişki onlardan başkası istediği atı koşturamıyor resmen bunları kınamayan ve bunlara yandaş olan kişi kurum kuruluşlarda onlar kadar vatan hainidir benim gözümde bunlar gerçek atatürkçü değil bunlar VATAN HAİNİ dir bence bu forumda bu saatten sonra bu kişiler ve yandaşlarının
    kesinlikle daha detaylı deşifre edilmesidir saygılarımla

  215. helin demir said

    TÜRKİYE’DE KÜRTLER İÇİN YENİ AÇILIMLAR MEMNUNİYET VERİCİ

    Kim ne derse desin 1 Ocak’ta yayın hayatına başlayan TRT Şeş, kaliteli ve seviyeli yayıncılık anlayışıyla engin denizlerdeki martılar gibi geleceğe adım atıyor. Bazıları için seçim yatırımı olarak değerlendirilse de, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt vatandaşlar tarafından memnuniyetle karşılanıyor. Her gün basın organlarında TRT Şeş’e yönelik olumlu eleştirilere yer veriliyor.

    İspanya’da yayımlanan “El Periodico” gazetesinin internet sayfasında 9 Şubat 2009 tarihinde “Andres Mourenza” imzasıyla yer alan İstanbul çıkışlı bir yazıda; Batmanlı Tikit Ailesi’nin, çok sevdikleri Kürt şarkılarını ilk kez bir Türk televizyonunda görüp dinledikleri zaman gözyaşlarını tutamadıklarından bahsediliyor.

    1 Ocak’tan itibaren Türk devlet televizyonu TRT 6 kanalı, ülkede yaşayan 12 milyon Kürtün tarihi isteği olan Kürt dilinde özel bir program sunuyor. TRT 6 için çalışan bir yapımcı ve de Kırmızı Çizgi’nin baş editörü olan Ahmet Sel, “TRT 6’nın yayın hayatına başlamasının, Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları alanında attığı en önemli adımlardan biri olduğunu, bunun bir gazeteci için tamamen yeni ve çok heyecan verici bir şey olarak kabul edilebileceğini belirtiyor.

    TRT 6’yı yaratma kararının nihayet geçen Kasım ayında alındığı ve ancak bir buçuk ayda yoktan bir kanal kurulduğu, Kürtçeyi akıcı konuşan sunucularla, şarkıcılarla ve gazetecilerle anlaşma yapıldığı vurgulanıyor. Kırmızı Çizgi’nin yönetmeni Ramazan Öztürk, “Eskiden Kürtçe konuşan profesyonellerin bulunmadığına, bir dil otoritesinin de olmadığına, Kürtçe redaktörlük veya Kürtçe dublaj gibi yeni meslekler ihdas edilmesi gerektiğine” dikkat çekiyor. Ayrıca ilk kez insanların Bruce Willis’i Kürtçe konuşurken görmelerinin başta şaşkınlık yarattığı, sonradan bu şaşkınlığın mutluluğa dönüştüğü aktarılıyor.

    80’li yılların sonunda Saddam Hüseyin rejiminin Irak’ta on binlerce Kürt’ü katlettiği Anfal kampanyasını izleyen Kürt kökenli gazeteci Ramazan Öztürk, şimdi bu yeni projeye odaklandığını ve kendisine hediye verilmiş bir çocuk gibi gözlerinin parladığını ifade ediyor. Editör Ahmet Sel ise, verilere göre, bir ayda TRT 6’nın Türk devlet televizyonunun en çok seyredilen kanalı haline geldiğini ve Danimarka’dan yayın yapan PKK’ya yakın Kürt kanalı ROJ TV’nin yayınını geçtiğini vurgulayarak, “Televizyonumuz çok kaliteli ve çeşitli. ROJ TV ise sadece siyasi propaganda yayımlıyor.” şeklinde değerlendirme yapıyor.

    Leyla Zana gibi Kürt eylemcilerin bile “yeterli olmasa da ayrılığın çözümüne doğru bir adım” olarak bu girişimi selamladıklarına, diğerlerinin ise AKP’nin Mart ayında yapılacak yerel seçimler açısından salt seçim stratejisi olduğunu düşündüklerine işaret ediliyor.

    Kürt müzisyen Sabite Kaya da, “21. Yüzyılda devletin Kürt gerçeğini kabul etmesinden memnuniyet duyduğunu” kaydediyor.

    Hoşgörü, açıklık ve demokrasi sayesinde taleplerini rahatlıkla ve serbestçe dile getiren Kürtler, artık eski günlere dönmek istemediklerini, huzur beklediklerini her fırsatta her ortamda açıklamaktan kaçınmıyor. Kürt siyasi hayatına yeni bir nefes olarak doğduğu düşünülen DTP’nin de, yeni açılımları desteklemesi bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  216. helin demir said

    KÜRTLERE DAİR

    2009 yılının başlamasıyla birlikte 1 Ocak’ta yayın hayatına adım atan TRT Şeş, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde yaşayan Kürt vatandaşlarımız arasında yeni açılımlara sebep oldu. Samimi bir yayıncılık politikası izleyen TRT Şeş, kısa zamanda Kürt vatandaşların gönlünü kazanmayı başardı. PKK’nın yayın organı ROJ TV’nin ise, artık eskisi kadar ilgi görmediği ortaya çıktı.

    TRT Şeş’ten hemen sonra Sağlık Bakanlığı “Zatürre Aşısının” ulusal aşı takvimine alınmasıyla ilgili olarak başlattığı kampanya çerçevesinde TRT Şeş kanalında yayınlanmak üzere “Kürtçe Tanıtım Filmi” hazırladı.
    Bilgi Üniversitesi’nin eğitim programına Kürt dili bölümünü alması ise, Kürtler için önemli bir gelişme olarak kaydedildi. Kürt ve Türkler arasındaki kültürel ilişkilerin güçleneceği umut edilirken, Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof. Aydın Uğur, medyaya yaptığı açıklamada, Kürt dilinin seçmeli ders olarak eğitim programına alındığını belirtti.
    Bazı reklam şirketleri, Arçelik, Vodafone, Mitsubishi ve diğer kurumlara Kürtçe reklam dosyaları hazırlamak için kolları sıvadılar. Hatta kimi boya ve ilaç sektöründe çalışanlar, hazırladıkları Kürtçe tanıtım materyalleriyle bölge piyasasında yer almaya başladılar.
    Birkaç aydır Abidin Parıltı’nın yazdıklarıyla Radikal Kitap ekinde Kürtçe yazılmış edebiyat örneklerini tanıtan “Kürdili” sayfası, Radikal gazetesinin sessiz sedasız gerçekleştirdiği kayda değer bir örnek olarak gündeme yansıdı. Her ne kadar şimdilik sınırlı olarak salt Türkiye’den Kürtçe olarak yazılmış ve basılmış örneklerle, aynı zamanda kimi yayınevleri ile sınırlı tutarak da olsa, bu ilginin daha da zenginleşeceği ve dünyanın diğer coğrafyalarındaki zengin Kürdi metinlerin de Radikal Kitabın “Kürdili” sayfasına konuk olacağı ve bunun alkışlanması gereken bir kıymet bilirlik örneği şeklinde değerlendirildiği vurgulandı.
    Bütün gelişmeler dikkate alındığında, Kürtler için gerçekleştirilen açılımların, küçümsenemeyecek ölçüde değerli olduğu, kalpleri derinden etkilediği görülmektedir. Türkiye’de Kürtlere kötü davranıldığı, haklarının ellerinden alındığı, baskı altında yaşadıklarına dair söylemlerin, bölücü ve ayrılıkçı terör ve onu destekleyenlerce gündeme getirildiği anlaşılmaktadır. PKK tarafından şehit edilen askerlerin, Türkiye’nin çeşitli illerinde yapılan en duygusal anların yaşandığı cenaze törenlerinde bile Türk vatandaşları PKK terörüyle Kürt kimliğini birleştirmemektedir. PKK’nın uyguladığı teröre ve kışkırtmalara rağmen, Türk toplumunda Kürtlere yönelik nefret hisleri ve ayrımcılığın oluşmaması, PKK’nın istediği hedeflere ulaşamayacağını göstermektedir.

    Türkler, Kürtlerle birlikte bu ülkede mutlu ve huzurlu yaşamaktan başka bir şey istememektedir. Tahriklere kapılmamak, teröre karşı uyanık ve kararlı adımlar atmak ve vatan aşkı ile kenetlenmek, 21. yy’da yapılacakları özetlemektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  217. helin demir said

    DTP’NİN SEÇİM STRATEJİSİNİN AÇMAZLARI

    DTP’nin kendisini PKK ya da PKK’ya sempati duyan kitlelerin temsilcisi veya sözcüsü olarak gördüğü, bu tarz demeçlere yöneldiği için Türkiye’de başlayan açılımları zedelediği, kendisine gösterilen iyi niyetleri erittiği ve genel anlamda sistemi tıkadığı yönündeki fikirler maalesef açık açık ortalarda dolaşıyor. Durum böyle olunca da DTP’ye yönelik eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor.
    Nasname’de seçimlerle ilgili yayınlanan bir yazıda; DTP’nin bugünden peşine takıldığı stratejinin açmazlarına değiniliyor. Daha bugünden şiddetlenen mahalli seçimlere odaklı DTP ile diğer partilerin rekabeti tam olarak siyasi bir savaş olarak nitelendiriliyor. DTP, bu seçim rekabetini silahların ve en yaygın biçimiyle şiddetin devreye sokulduğu bir savaş olarak yürütüyor. PKK’nın eylemleri ve şiddet yüklü kitlesel gösteriler bu durumu anlatıyor. İstanbul’da arabaları yakmaktan Nusaybin’de polisle çatışmaya ve PKK baskınlarına kadar bütün eylemler bu siyasal çekişmenin bir parçası olarak kendini gösteriyor. Bu noktada şu iki soruyu sormak yerinde bir davranış oluyor. Şiddet ortamı işe yarar mı? DTP, artan şiddet sayesinde Güneydoğu’da seçimi kazanabilir mi?
    PKK kurmaylarının bu sorulara kayıtsız şartsız “Evet” cevabı vermeleri doğal. Aksini söylemek şiddet araçları ile var olan bir örgütün kendisini inkar etmesi demek. Aslında 22 Temmuz seçim sonuçları bu cevabın doğru olmadığını göstermiyor. Mermilerin Güneydoğu’da oya tahvil edilemediği anlaşılıyor.
    DTP’nin bu mahalli seçimlerde Diyarbakır’ı kaybetmesi, PKK için sonun başlangıcı olarak görülüyor. Erken başlayan şiddetin ve tırmanan gerginliğin sebebi bu endişe. PKK’nın farkında olmadığı veya kabul etmesi imkansız olan gerçek ise şu: Tersinden bakıldığında bu seçimler bölge halkı için PKK otokrasisinden kurtulmanın en kestirme yolu. Şiddet sokaklarda egemenliğini kurabilir, insanları sindirebilir ama seçim sandığı insanın kendi vicdanı ve en risksiz şekilde özgür iradesi ile baş başa kaldığı yer. DTP, siyasal anlamda güçlü ama toplumsal karşılığı zayıf. Bunca yıllık kanın, öfkenin temsilcisi. Kanın siyasetini yapmakla, kanla siyaset yapmak arasındaki fark, PKK’ya sempati duyanları bile bu seçimde tedirgin edeceğe benziyor.
    PKK’nın ikinci hatası da bazı partilerle kutuplaşmayı seçmesi. Bu kutuplaşmaların da DTP karşısında diğer partileri yegane alternatif haline getirmesi kaçınılmaz bir sonuç olarak dikkat çekiyor.
    Türkiye’de Kürtlere PKK’nın ve DTP’nin hiçbir zaman yapmadığı, Kürt olarak saygı duyulan ve bu saygının gereklerini yerine getiren bir iradenin egemenliğine ihtiyaç duyuluyor. Kürtler bu iradenin bir parçası olmaya hazır görünüyor. Şiddete teslim olmak, şiddetten çare beklemek her şeyden önce insan olmaya aykırı.
    Mahalli seçimlere endeksli olarak PKK’nın şiddeti daha da tırmandıracağı beklentisi yaygın. Bu aracı kullananların nasıl geri teptiğini görecekleri ve yavaş yavaş bu sevdadan vazgeçeceklerini de düşünmemek elde değil.
    Sonuç olarak, “Kürtlerin temsilcisiyiz, Türkiye partisi olacağız” vb söylemlerle siyaset arenasına adım atan DTP’nin yakın gelecekte çok fazla değişmeyeceği ve terör yolunda ilerlemeyi sürdüreceği ortadayken, boş vaatlerle halkı kandıran bu partinin temsilcilerinin, tehdit edici konuşmalarından ve terörist tavırlarından vazgeçmedikleri sürece, kan ve gözyaşı partisinden başka bir şey olamayacakları görülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  218. helin demir said

    PKK VE KÜRT MESELESİ

    PKK’nın bayraktarlığını yaptığı “Kürt meselesi”, ırkçı ve ayrılıkçı bir yola sapmıştır. “Kürdistan” meselesi haline getirilmiştir. Oysa eğer Türkiye’de bir Kürt meselesi varsa bu, Türk meselesinden farklı değildir. Bir insan meselesidir; dirlik, geçim, sosyal adalet, iş, güvenlik ve hukukun üstünlüğü meselesidir. Çözümü de milli seviyede ekonomik gelişme, adil gelir dağılımı ve bunları sağlayacak demokratik yapılanma ve nitelikli eğitimdir. Özetle, problem kadar çözümü de millidir. İyi niyet, ortak çaba ve milli birlik olduktan sonra çözüm bir zaman meselesidir.
    Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğu kültürünün mirasçısıdır. Türkiye coğrafyası üzerine kurulan Cumhuriyet, bir ırkın değil, doğduğu toprakların adını almıştır. O yüzden Türk Cumhuriyeti değil, Türkiye Cumhuriyeti’dir. Yani, daha kuruluşunda bu coğrafya üzerindeki tüm soy, din ve mahalli kültür kümelerini birleştirici ve bütünleştirici bir felsefe gütmüştür. Böyle bir bütünlüğün oluşturduğu devletin kurucu ideolojisi, ırkçı milliyetçiliği olamaz. Olmamıştır da.
    Modern anlamda millet, etnik, din, dil farklılıklarına rağmen, fertlerin ve kümelerin iradi seçimleriyle oluşturdukları siyasi birlik ve uyumlu kültürel mozaiktir. Böyle bir milliyetçiliğin ırki temeli yoktur. Milli birlik, bir üst kültür veya siyasi kültür oluşturur. Etnik veya mahalli kültürden farklı olan bu kültürün ortak kurumlarını hukuk, siyaset, ekonomi ve resmi dil sağlar.
    Milli örgütlenmenin mantıki sonucu milli devlettir. Milli devlet, çatısı altında birleştirdiği bireylerin ve kümelerin özlük haklarını ve özgün niteliklerini güvence altına alan bir hukuk sistemi üzerine kurulmuştur. Devletin, bu güvenceler karşısında yurttaşlarından talep ettiği, milli birliğe bağlılıktır. Böyle bir bağlılık, milli devletin varlık sebebidir.
    T.C son yıllarda kuruluşundaki felsefeye uygun olarak tüm insan hakları ve yerel kültür kümeleri haklarını güvenceye alan belgelere imza atmıştır. Ama şimdiye dek uygulamalarda gecikmeler ve aksamalar olmuştur. Bu gecikmede PKK’nın Kürt meselesini bir Kürdistan meselesine dönüştürmesinin büyük oranda rolü olmuştur.
    Kürdistan ideolojisinin bölücü ve istikrarı bozucu etkisinin Kürt kökenli yurttaşlarca yeterince anlaşıldığı inancına varılmasıyla birlikte, Kürtçenin serbest bırakılmasını içeren bir dizi format başlatılmıştır. Dirlik ve el birliğiyle geliştirilebilecek bir demokrasi dururken, gayrimeşru siyasi şiddetin açtığı yoldan belirsiz bir geleceğe uzanmayı kimsenin tercih etmeyeceği açıktır. Giderek yalnızlaşan PKK yönetiminin bu hususu kendisine defaatle sormasında yarar görülmektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  219. helin demir said

    PKK’NIN YALAN VE İFTİRALARI

    PKK terör örgütü kendisine ait geliştirip uyguladığı bir takım eylemleri Devletimize mal ederek asılsız propagandalara başvurmaktadır. Bahse konu propagandalara, “faili meçhul cinayetler işlendiği, köylerin yakılıp yıkıldığı, bir grup vatandaşa ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığı ve kimliklerinin tanınmadığı, Kürtlere asırlardır zulmedildiği, ana dillerini konuşmalarının yasaklandığı, cezaevindeki işkenceler ve işkence nedeni ile ölenler olduğu” şeklinde örnekler verilebilmektedir. Bunlar PKK terör örgütünün arkasına sığındığı yalanlardır. Gerçekler ise çok farklıdır.

    PKK terör örgütünün faaliyet gösterdiği alanlarda sık sık faili meçhul cinayetler işlenmektedir. Edinilen bilgiler göstermiştir ki faili meçhul olarak görülen cinayetlerin başlıca üç sebebi vardır. Birinci olarak bölge halkının şahsi husumet, kan davası, namus meselesi ve diğer sebeplerden işlediği cinayetler “Devlet işledi” propagandası yapılarak “Faili meçhul cinayetler kapsamına” sokulmaktadır. İkinci tür cinayetler örgüt içi mücadeleden kaynaklanmaktadır. Örgüt elemanları, aralarındaki liderlik mücadelesi, şahsi rekabet ve nefret sonucu öldürülmektedir. Bu tür eylemler örgütün tabanı tarafından hoş karşılanmayıp, tabandan çözülmelere neden olabileceği düşüncesi ile saklı tutulmakta, “Faili meçhul cinayetler” kapsamında gösterilmektedir. Üçüncü olarak PKK terör örgütü kendileri için zararlı gördüğü, halka mal olmuş ve öldürülmesi halkta infial uyandıracak önemli kişileri öldürmekte, bunu da devlete mal etmeye çalışmaktadır.

    PKK terör örgütü hem kendi içinde tehlikeli olan kişiyi ortadan kaldırmakta, hem de halkımızın nefretini “faili bulunamıyor gerekçesi ile” devlete yöneltmeye çalışmaktadır. Böylelikle bir taşla iki kuş vurmak istemektedir. Bu tür faili meçhul cinayetleri işleyenlerin yakalanması veya delillerinin bulunması son derece zor olduğundan gerçek suçlu yakalanıncaya veya olayın tanıkları bulununcaya kadar “Faili meçhul cinayetler dosyası” kapanmamaktadır.

    PKK terör örgütü, devletine güvenen ve sadakatle bağlanan köylerimiz üzerinde yoğun baskı uygulayarak göçe zorlamaktadır. Bütün zorlamalara büyük bir metanetle karşı koyan köylerimizi, bir yandan oturulmayacak hale getirmek sureti ile köy halkının devlet güçlerine olan güvenini sarsmak, öte yandan iç ve dış kamuoyunda devletimiz aleyhine propaganda malzemesi elde etmek maksadıyla vahşet dolu bir plan uygulamaktadır. Bu plan gereği, köylere baskın yapmakta, evleri tahrip etmekte, yakıp yıkmaktadır.

    Türkiye’de bütün devlet görevlerine talip olmada herkes eşit şansa sahiptir. Türkiye’de köken farkı gözetilmeden herkese bütün devlet görevleri ve kademeleri açıktır. Kökeni ne olursa olsun herkes en küçük memurdan Cumhurbaşkanına kadar devletin her kademesinde görev alabilir. Bu yol herkes için açıktır. Hangi kökenden gelirse gelsin bütün vatandaşlarımız istedikleri okullara girebilirler. İstedikleri mesleği seçebilirler. Hiç kimseye hiçbir yerde ve hiçbir alanda hukuk ayrımı yapılmaz. Dillerini konuşma ve isim koyma gibi kültürel içerikli konularda hiçbir kısıtlama yoktur. PKK terör örgütünün bu konulardaki yalan ve iftiraları da asılsızdır, hiçbir haklı gerekçeye dayandırılması mümkün değildir.

    Son günlerde Abdullah Öcalan’a cezaevinde kötü davranıldığı şeklindeki asılsız bahanelerle örgüt yandaşları tarafından gerçekleştirilen araç yakma ve molotoflama eylemleri, PKK’nın her zamanki provakatör karakterinden başka bir şey değildir. PKK, halkı birbirine düşürmeye çalışmakta, kardeşi kardeşe düşman etmek için çabalamaktadır.

    Türkler ve Kürtlerin, huzur ve güven içerisinde yaşamaktan başka bir beklentileri bulunmamaktadır. Çünkü terörün her türlüsü kötüdür ve dinmeyen acılara sebep olmaktadır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  220. wolkan said

    aşağılık faşişt köpeklr…ırkçı haywanlar…bütün toplumu watan haini ilan etmişsiniz…bi sawaş çıksa altınıza sıçarak ilk kaçan siz olrsunuz..ırk,dil,renk önemli değil,aslolan insanlıktır,insan kardeşliğidir diyecem ama sizin gibi aşağılıklar ne bilsin insanlığı,kardeşliği..lanet olsunzihniyetinize..

  221. ERTAN said

    fettoş çulara ve fettoşa dikkat edin aman bunlar tam paracı NURETTİN VEREN i dinleyin …kirli çamaşırlarını tek tek döktü …fettoşun….fethullah çılara dikkat …..

  222. helin demir said

    PKK, DTP VE KÜRTLER

    Kürtler adına yola çıktığını izah etse de yakın gelecekte terörist örgütle bağı olmadığını ortaya koyması imkansız görünen DTP’nin, PKK tuzağına düşmemek ve sorunlara kalıcı çözümler bulmak için her açıdan dikkatli, kararlı ve tutarlı olması gerekiyor. DTP’nin miadı dolmuş çağdışı Apoizme yaslanarak beslenmesi, politika yapmasının Kürt halkının demokratik hak ve istemleriyle bağdaşmayacağı aktarılıyor. Aksi takdirde bugüne kadar yaptığı gibi, ulusal değerleri dejenere etmesinin kaçınılmaz olduğu anlaşılıyor. Keza Türkiye ve Ortadoğu’da Kürtleri çok yakından ilgilendiren gelişmeleri görmemezlikten gelen DTP’nin İmralı yönlendirmesi ile toplumsal gerginlik yaratmak için kitleleri sadece ama sadece İmralı’daki zat için sokaklara döktüğü biliniyor. Bu durumda Kürtlerin lehine olabilecek gelişmeleri kıblesi İmralı olan DTP’den beklemenin ahmakça bir tutum olacağı değerlendiriliyor. (Nasname)

    İmralı politikasının, Kürtlerin temel ulusal haklarının elde edilmesinin değil, ne olduğu belirsiz “Demokratik Cumhuriyet” stratejisi ile Kürtleri Türkiye’ye entegre etme projesi ve siyaseti olduğu kaydediliyor. DTP içinde yurtseverliklerinden kuşku duyulmayacak adaylar ve üyeler olmasına rağmen, bu siyasi felsefe eksenine oturtulmuş tek tek bireylerin bu felsefenin dışında hareket edebilmeleri olanaksız görülüyor. Yani DTP’nin parti olarak İmralı konseptinin yörüngesinde hareket ettiği sürece ve içindeki bireyler ne kadar yurtsever olurlarsa olsunlar İmralı’ya katkı sunmaktan başka şansının bulunmadığı belli oluyor. Bu arada kendilerini aydın-yurtsever olarak sıfatlandıranların hala iradesi İmralı olan DTP’ye oy avcılığı yapma gibi bir lükslerinin olmayacağı ve olmaması gerektiğine dikkat çekiliyor. Yerel seçimlerde oyların İmralı stratejisine değil, Kürtlerin varlığını esas alan ve Avrupa Birliği projesi ile barışık olan adaylara gitmesinin uygun olacağına işaret ediliyor.

    PKK’nın bir incir çekirdeğini bile doldurmayan ve hangi stratejik amaçlara hizmet ettiğinin kendileri tarafından dahi bilinmediği anlamsız hedefler uğruna ısrarla sürdürdüğü kör şiddetin artık halk tarafından geçmişte olduğu gibi hiç sorgulanmadan desteklenmediği belirtiliyor. PKK’nın Kürt sorununun çözümü konusunda kayda değer hiçbir pratik sergilememesinin halk nezdinde itibarını giderek zedelediği, toplumun tutarsız, yaranmacı ve Kürt sorununun çözümü ile hiçbir ilişiği bulunmayan soyut talepler uğruna on yıldır tekrarlanan anlamsız bir pratikten bıktığı ve yeni arayışlara girdiği anlaşılıyor.

    PKK aktif Kürt kitlesinin önemli bir kesimini yıllardır çok katı kurallar temelinde şartlandırdığı için büyük tepki ve hoşnutsuzluğa rağmen hala bloke etmeye devam ediyor. Diğer partilerin sahip olduğu yetersizlikler ve içinde tutuldukları tecrit konumdan dolayı, PKK’dan umudunu kesen muazzam bir kitle potansiyelinin, ya ehveni ser bir tutum takınarak DTP’ye kerhen destek verdiği veya siyasetten soğuyarak kabuğuna çekildiği aktarılıyor. PKK tarafından yıllardır siyasetten dışlanan ancak içinde bulundukları marjinal konumdan çıkmak için gerekli sayılan imkan ve kabiliyete henüz sahip olmayan diğer Kürt parti ve gruplarının mevcut duruşlarıyla ve tek başına, yakın gelecekte Kürt halkına güven veren bir öncülük konumuna gelmeleri hayli zor görünüyor. PKK’dan giderek umudunu kesen, ancak yeterince güven veren ve tüm kesimlerin kendisini içinde ifade edebileceği ulusal bir platform oluşturamadıkları için diğer muhalif parti ve gruplara da fazla yönelmeyen Kürt halkının yeni arayışlara girmesinin maalesef DTP’ye yanaşmasının gerçek nedeninin bu olduğu belirleniyor.

    DTP’nin 29 Mart yerel seçimlerinde başarılı olmak istiyorsa, şimdiye kadarki olumsuz tutum ve davranışlarını terk etmesi, Kürtler için faydalı girişimlerde bulunması gerekiyor. Zira Kürtler, terör istemiyor, provokasyon istemiyor, kan ve gözyaşı istemiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  223. ugur arslan said

    öncelikle siteniz cok anlamlı tüm gercekleri göz önüne getiriyor hep diyoruz ya dagdaki terörist diye bu ülkeyi dolandıran,bu ülkenin tarihi eserlerini kacıran,bu ülkenin bütünlüğünü bozmaya calışan hani olurya iyi görünümlü kötüler hesabı bunların dagdaki teröristen ne farkı var KUSURA BAKMAYIN ARKADAŞLAR AMA ARTIK UYANMA VAKTİ VATAN TOPRAGI KUTSALDIR KADERİNE TERKEDİLEMEZ BU VATANIN EKMEYINİ YİYİP BU VATANA DİL UZATANLAR VARYA İŞTE ONLARIN SONU COK YAKLAŞTI BELKİ SON KONUŞTUGU KELİMLER OLACAK

    BURADAN ORHAN PAMUK VE BASKIN ORANA SESLENİYORUM BU YAPTIKLARINIZ YANINIZA KALMAYACAK
    COK CESUR TAVIRLARINIZ VAR AMA ONLAR DA İŞE YARAMAYACAK SONUNUZ YAKIN…..

  224. sonyolcu said

    herkes özgürlük istiyor dünyanın en özgür ülkesinde yasıyoruz
    osman bay demir bize özerklilk verin diyebiliyor bir canlıyayında
    yüzde 90 sanı müslüman bir ülkede birileri cıkıp bazı ernekler adı altında
    camileri gereksiz buldugunu söyleyebiliyor
    BİZİ BİR YAPBOZ GİBİ PARCALARA AYIRDILAT KÜRT TÜRK LAİK ANTİ LAİK ALEVİ SÜNNİ VEBENZERİ gbi
    iki parca yanyan gelse birsey bulup ayırıyorlar BİZ NE ZAMAN BİR OLDUK OZAMAN GÜCLÜYÜZ
    Bazen bakıyorum bu ülkede konulacak okadar sey varki man nerden baslayacamızı kimse bilmiyor

  225. helin demir said

    KÜRTLERE YÖNELİK

    Kürt muhalif gazeteci ve yazarların, politikacıların, tanınmış şahsiyetlerin perde arkasında devletin olduğu ve bu nedenle faillerinin meçhul kaldığı cinayetlere kurban gittiği, devlet terörü uygulandığı, kirli savaş yürütüldüğü iddiaları sıklıkla gündeme getirilmektedir. Türkiye’nin bir hukuk devleti olarak PKK terörüyle mücadelesi, Kürtlere yönelik baskı ve katliam şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır. Gerçekte ise etnik ayrım gözetilmeksizin Türkiye’nin bütün yörelerinde her vatandaşın Türkiye Anayasasında yer alan hak ve özgürlüklerden en az Batı bölgelerinde yaşayan vatandaşlar kadar yararlanabilmeleri amacıyla silahlı mücadele yöntemini benimsemiş bir örgüte karşı anayasal düzenin korunması söz konusudur. Ancak teröre karşı yürütülen meşru mücadele sırasında münferit insan hakları ihlalleri, diğer demokratik ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de meydana gelebilmektedir. Ulusal ve toprak bütünlüğünü hedef alan PKK terörünün kapsamı ve acımasızlığı göz önüne alındığında Türkiye’de de terörle mücadele sırasında hukuk dışı uygulamalara, insan hakları ihlallerine rastlanabilmesi ihtimal dışı değildir. Ancak demokratik bir hukuk devleti olarak Türkiye’de bu tür iddialar, mahkemeler tarafından karara bağlanabilmektedir. Ayrıca insan hakları ihlali iddialarını Avrupa İnsan Hakları Komisyonu önüne getirebilme, Komisyonun dilekçeleri kabul edilebilir bulması halinde Sözleşmenin maddeleri gereği şikayetçi ile Türkiye arasında dostane çözüm yoluna gidilebilme imkanları da mevcuttur.

    PKK tarafından şehit edilen subay er ve polislerin, Türkiye’nin çeşitli illerinde yapılan en duygusal anların yaşandığı cenaze törenlerinin nerdeyse hiç birinde Türk vatandaşları PKK terörüyle Kürt kimliğini birleştirmemiştir. Çeşitli yörelerde Kürt kökenli vatandaşların PKK terörü nedeniyle rahatsız edilmesine hiç rastlanmamaktadır. PKK örgütünün uyguladığı eşi az görülen vahşete rağmen, Türk toplumunda Kürtlere yönelik nefret hisleri ve ayrımcılığın oluşmaması, PKK’nın istediği hedefe ulaşamayacağını göstermektedir. Böyle bir ortamda ayrılıkçı görüşü benimsemiş şahıs ve kuruluşların uğradığı saldırıların en çok PKK’nın amacına hizmet edeceği açıktır. Bu nedenle söz konusu saldırıların Devlet tarafından planlandığı açıklaması geçerli görünmemektedir. Keza örgüt içi anlaşmazlıklar ve PKK içindeki yapılanma nedeniyle, örgüt üst düzey yöneticilerinin muhalif gruplara olan tahammülsüzlüğü, ayrılıkçı görüşte olmakla beraber PKK yönetimine ters düşenlerin ortadan kaldırılması olaylarına sıklıkla neden olmaktadır. Ayrıca bölgede kan davası, namus veya kişisel intikam saikleriyle işlenen cinayetlerin de Devlete mal edilebildiğini gözden uzak tutmamak gerekir.

    Bu arada Bölgedeki köy ve mezralar, dağlık arazide dağınık şekilde bulunmaları nedeniyle terörist saldırılar için ideal bir hedef haline gelmektedir. Bu küçük yerleşim birimleri daimi güvenlik güçlerinin bulundurulmasını güçleştirmekte, terörist saldırılara boyun eğmek istemeyen köylüler ise gönüllü olarak köylerini koruma yoluna gitmektedir. Yaygın şekilde eleştiri konusu olan ve geçici köy korucusu olarak adlandırılan bu insanların büyük çoğunluğunun Kürt kökenli olması, Devlet tarafından gerçekleştirilen uygulamaların Kürtleri hedef aldığı iddiasını geçersiz kılmakta, Kürt kökenli yurttaşların PKK’ya desteğinin zayıf olduğunu göstermektedir.

    Siyasi Kürt hareketi taraftarları, PKK yandaşları ve bazı insan hakları kuruluşları tarafından sık sık gündeme getirilen bir konu da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Kürt kökenli yurttaşların zorunlu göçe tabi tutulduklarıdır. Ancak PKK’yı terör örgütü olarak görmeyen terörle mücadelenin meşruluğunu kabul etmeyen kuruluşların insan hakları ve Türkiye’de yaşanan olaylar konusunda yeterince bilgili olduklarını söyleyebilmek oldukça zordur.

    Türkiye’nin kırsal bölgelerinden, bu arada Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinden Batı Bölgelerine ve büyük şehirlere doğru bir göç hareketi, nüfus kayması olduğu doğrudur. Ancak göç veren ve göç alan bölgelerde, yerinde ve bütün toplumsal katmanların temsilcileri üzerinde yapılan incelemeler, göç nedeni olarak işsizlik ve ekonomik sorunların ön plana çıktığını göstermektedir. Diğer yandan terörist saldırılara maruz kalma riski yüksek, korunması zor az nüfuslu köy ve mezraların birleştirilmeleri veya buralarda yaşayanların muvafakatıyla daha güvenli yerlere nakledilmeleri, Bölge halkının güvenlik içinde yaşama hakkına duyarlı çevrelerin karşı çıkmamaları gereken bir konudur. Ayrıca birkaç ailenin yaşadığı ücra köşelerdeki mezra ve köylere sağlık, eğitim gibi temel hizmetlerin ulaştırılmasındaki güçlükler, bu tür imkanların merkezi noktalara ulaşımı kolay toplu yerleşim birimlerinde daha rahat sunulabilmesi, yalnızca güvenlik endişesiyle değil, temel ihtiyaçların karşılanabildiği insanca bir hayat sürdürebilmek açısından da, uzak ve az nüfuslu köy ve mezraların nakledilmesi veya birleştirilmesini mantıklı hale getirmektedir.

    Sonuç olarak ırkçı ve şoven yaklaşımlar Türkiye’de toplumsal taban bulmamakta ve devlet politikası olarak benimsenmemektedir. Bu bağlamda etnik aidiyetleri nedeniyle sistematik ve planlı olarak Kürtlerin insan hakları ihlallerine maruz kaldığını söylemek gerçekleri yansıtmayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  226. Ulus Devlet TRT 6 çelişkisi

    17.01.2009 tarihinde 17 günlük test yayınından sonra TRT 6 büyük yaygarayla ve törenlerle yayına başladı. İktidarın amacı sözüm ona yurt dışından yapılan PKK propagandası içeren yayınların etkinliğini azaltmak ve ülke için olumlu propaganda yapmak, gerçekte ise Kürtçe yayın gerçekleştirerek Kürt kökenli vatandaşlara hoş gözükmek idi.

    Birkaç puan fazla oy elde edebilmek için bu hamleyi yapanlar iyimser bir tahminle Ulus devlet anlayışının anlamını bilmiyor değiller ise sömürgeci dış güçlerin böl-parçala-yönet paralelindeki isteklerini yerine getiriyorlardı. Aslında her ikisinin de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Ulus devletin ne anlama geldiğini bilmediklerini açtıkları alt kimlik üst kimlik tartışmasından da hatırlıyoruz. Acı olan ise Kemal’in askerlerinin de PKK karşıtı propaganda yapmak amacıyla bile olsa bu projeye destek vermesiydi.

    Ulus devletlerde alt kimlik veya üst kimlik söz konusu değildir. Tek kimlik vardır. Devlet kişileri tek kimlik ile tanır. Kişilerin ırkı ile ilgilenmez. Aksi olursa, yöneten kişinin veya kişilerin kendi ırkından olanlara ayrıcalıklı davranıp başka ırktan olanları bir kenara atmasına, dahası onlara zulüm etmesine kim engel olabilir? Yani ulus devlet aslında demokrasinin ve eşitliğin sigortasıdır. Devlet tek kimlikle tanısa bile kişi kendisini istediği kimlikle tanımlayabilir. Ulus devlet temelleri ile kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti’nde de Devlet vatandaşını Türk olarak tanır. Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Ermeni kim olursa olsun her vatandaşına eşit mesafede durur ve her kişiyi aynı haklardan yararlandırır. Sağlık, eğitim, iş, sosyal güvenlik, belediyecilik vb. bütün konularda tüm vatandaşına aynı hizmeti verir. Kişi kendisini istediği gibi tanımlayabildiğine ve devletin bütün hizmetlerinden eşit olarak yararlanabildiğine göre ulus devlette ortada bir özgürlük sorunu olmaz. Devletin halkını tek kimlikle tanıması demek, verdiği bütün hizmetlerde bütün vatandaşlarına aynı araç ve yöntemleri kullanması demektir. Bu araçlardan birisi dil olduğuna göre devletin bütün hizmetlerinde resmi dilini kullanması Ulus devletin gereğidir.

    Elbette ki özel kanalların yayınlarını Kürtçe yapması ulus devlet anlayışı açısından bir sorun teşkil etmez. Kaldı ki zaten yurt dışından uydu aracılığı ile diledikleri yayını yapmaktadırlar. Fakat, bunlar ne yaparsa yapsın karışılamaz mantığı da kabul edilemez. Bu kapsamda, tıpkı Türkçe yayın yapan kanalların devlet tarafından izlenmesi gibi Kürtçe yayın yapanlar da takip edilmeli ve ulus devlet için zarar verici yayın yapmaları durumunda gerekli müdahale yapılmalıdır.

    O halde devletin resmi dili dışında yayın yapması, ulus devlet anlayışı ile yakından uzaktan ilgisi olmadığı gibi, ulus devleti parçalama projesinin bir hamlesidir. Bunun bir sonraki adımı Kürtçe eğitimdir ki bununla ilgili adımlar üniversite aşamasında atılmıştır. Bu durum burada kalmayacaktır. Nitekim, DTP’liler hemen Kürtçede kullanılan x, w ve q harflerinin alfabeye eklenmesini devletin resmi yayın organı TRT 6 da kullanıldığını bahane ederek istemişlerdir. Küçük ve önemsiz gibi gösterilecek başka adımlar da atılacaktır. Daha sonrası da federasyondur ki bu da açık açık dillendirilmektedir. Mustafa adındaki film kullanılarak sanki Atatürk’ün de böyle bir düşüncesi varmış gibi kuyruklu bir yalan ile bu fikrin halkın zihnine yerleştirilmesi çalışmaları bile yapılmıştır. Vatanın bölünmesi işlerine gelen ırkçı kürtler ve emperyalistlerin içerdeki libero kuklaları dışında federe bir yapının devam edebileceğini umanlar ise en hafif deyimle ahmaktırlar.

    20.02.2009
    Not: Bu yazı yazıldıktan sonra mecliste Kürtçe konuşuldu…

    Not 2:Yazılarımı ve nacizane araştırmalarımı vakit buldukça hurulus1923.azbuz.com adlı sitemde yayınlıyorum. Sizlerde yazılarınız ve bilgilerinizle destek verirseniz sevinirim. (izninizle burayı kaynak göstererek akp nin satışları ile ilgili bölümü alacağım) saygılar…

  227. son yolcu said

    Cumhuriyet kurulduğundan beri onlarca hükümet gördük hiçbiri 5 ylıl tamalayamadı hiçbiri istediğini yapamadı böyle bir siyasi iktidarsızlıgın altında bzaı güçler istediiği gibi yasam buldu belkide onalr böyle olsun istedi Yani sonu çta bu hale geldik
    yani kendi kaynaklarını kullanamayan bir ülke ve daha bircok sey
    bize iii veya kötü bir istikrar lazım dı Şimdi var bu iktidarın yalısmı dogrumu oldugunu bilmem
    ama tek bildigim bu zaman diliminde bazı seylerin bazı yanlısların düzelmesi için gerekli olan zamanı
    bize verecek elbettee yaptıgı hersey dogru deil ama yaralarımızı sarmak için yeterli olabilir
    buz zamana kadar gelen hükümetlerden bi farkı yok çünkü secen halk aynı önce igneyi kendimize batıralım

  228. helin demir said

    PKK TARAFINDAN KATLEDİLEN BİRCAN’IN HİKAYESİ

    Genel olarak, “Her türlü düzenleyici kurala karşı gelmenin, planlı, örgütlü ve eylemli bir şekilde yaygınlaşarak, öldürücü, yıkıcı, mevcut sosyal ve siyasi yapıyı tahrip edici hareketlere dönüşmesi” şeklinde tanımlanan terör, yüzyılımızın en büyük sorunlarından biri olmuştur. Ülkemizde de 1960’lı yıllardan sonra, devletimizin birlik ve bütünlüğünü yok etmeye yönelik bir çok terör örgütü türemiştir. Bu örgütler nedeniyle yoğun olarak yaşanan sorun kapsamında bir çok gencimiz terör örgütlerince kandırılarak kullanılmıştır. Sonuçta bu batağa düşen gençlerimiz ve aileleri perişan olmuş, ulusumuz ise terörün yarattığı acılara katlanmak zorunda kalmıştır. Terör batağına bulaştıktan sonra gerçekleri gören, kurtulmak için çaba sarf eden fakat kendini kurtaramayan binlerce gencimizin geleceği kararmıştır.

    PKK içerisinde Ayşe, Dersimli Ayşe, öğretmen Ayşe gibi adlarla anılan ve Doğan Süzer ile birlikte Apocu Cinayet Şebekesi’nce katledilen Tunceli 1961 doğumlu, 10 çocuklu ailenin bir ferdi olan Bircan Yıldız da, kurtulamayanlardan sadece bir tanesi. Bircan Yıldız’ın ağabeyi Özcan Yıldız tarafından Nasname sitesine gönderilen bir açıklamada; Bircan’ın 1970’li yılların ikinci yarısında PKK tarafından daha çocuk yaşta kandırıldığı ve 18’ini bile dolduramadan evden ayrılarak dağlara kaçırıldığı belirtiliyor. Ailesinin imha edilmesi riski ile örgüte katılan Bircan’ın, örgüt içerisinde defalarca kez arkadan ateş edilerek katledilen insanların hikayelerine tanık olduğu kaydediliyor.

    Bircan’ın ağabeyi Özcan Yıldız, İsveç’e iltica ettikten sonra Çetin Güngör ile karşılaştığını, PKK’dan ayrılan Güngör’ün, “Biz kendi ellerimizle bir canavar yarattık, bu canavarı yok etmek görevi de esas olarak PKK’dan ayrılanlara düşüyor” şeklindeki fikirlerini öğrendiğini, Güngör’ün kendisine Bircan’ın Irak’ta bir PKK kampında yine PKK tarafından katledildiğini söylediğini açıklıyor. Özcan Yıldız kısa bir süre sonra Çetin Güngör’ün de Stockholm’de öldürüldüğünü aktarıyor. Özcan Yıldız ayrıca, Güngör’ün katilinin kitlenin gazabından ve linç edilmekten İsveç polisi tarafından kurtarıldığını, Güngör’ün öldürülmesinden hemen sonra Baki Karar tarafından İsveç basınına yapılan açıklamada; Bircan’ın da içinde bulunduğu bir grubun PKK tarafından katledildiğinin dünya kamuoyuna duyurulduğunu, bir karışıklık olabilir düşüncesiyle Bircan’ın öldürüldüğüne inanamadığını vurguluyor. Ancak sonraları PKK’dan ayrılanlar aracılığıyla Mehmet Oktay adlı birisi ile tanıştığını, Oktay’ın Ali Haydar Kaytan’ın Bircan’ın saçlarını ellerine dolayıp kamp içerisinde ibret olsun diye yumrukladığını anlattığını da acı ile haykırıyor.

    Özcan Yıldız, yine o dönemde Haftanin ve Lolan kamplarında tutuklu, gardiyan ve sorumluların kimlerden oluştuğunun bir bir yazıldığına, katillerin ete kemiğe bürünerek cinayet şebekesinin ifşa olduğuna dikkat çekiyor. İşin daha çirkin tarafının ise, PKK saflarındaki çocukluk, mahalle veya okul arkadaşlarından aldığı, “Yoldaşımız yaşıyor ve mücadele içerisindedir” şeklindeki yanıtları hatırladıkça midesinin bulandığına işaret ediyor.

    Kardeşinin acısıyla her gün yeni bir delil bulmak için çabalayan Özcan Yıldız, sonraları Bircan’ın nerede ve ne şekilde katledildiğinin epey bir açıklık kazandığını, Delil kod adlı Doğan Süzer ile birlikte öldürüldüğünü öğrendiğini, Bircan ile Doğan’ın birbirlerini sevdiklerini, o dönemde PKK içerisinde Apo ve şürekasına karşı açıkça bayrak açıp mücadele veren bir grubun üyelerinden çoğunun infaz edildiğini, Saime Aşkın’ın da bu dönemde öldürülenlerden biri olduğunu, mümkün olursa Bircan ve Doğan’ın mezar yerini tespit edip onları Tunceli veya Malatya’ya götürmeye çalışacağını, iki elinin katillerin yakasında olacağını belirtiyor. Açıklamalarının sonunda çektiği ızdırabın artık dayanılmaz olduğunu ifade eden Özcan Yıldız, “Lanet olsun katillere” diyerek, Bircan ve Doğan’ın gönlünde yaşayacağını söylüyor.

    PKK tarafından katledilen Bircan, şiddet ortamına kurban verdiğimiz gençlerimizden sadece bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. Acılı aileler yaşadıklarını anlattıkça PKK’nın acımasız, hain ve şiddet sever özellikleri bir kez daha gün yüzüne çıkıyor. Sevgi kavramını suç sayan bir anlayışın hakim olduğu PKK’ya karşı tüm kamuoyunun duyarlı olması ve kararlı adımlar atması bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  229. helin demir said

    DTP’NİN TAVIRLARI
    Seçimlerin yapılacağı tarih yaklaştıkça, meydanlar iyice hareketleniyor, seçim tartışmaları her geçen gün renkli boyutlar kazanıyor. Kürtler adına siyasete yeni bir soluk getireceğini düşünen DTP’nin Kürt partisi mi, yoksa Türk partisi mi olduğu yönündeki tartışmalar hala gündemi meşgul edebiliyor. DTP’liler ise, kimin partisi olduklarını izah etmekte güçlük çekiyor. Ahmet Türk ve diğer partililer seçim konuşmalarında elbette Türkiye partisi olduklarını, çünkü Türkiye’de siyaset yaptıklarını belirtiyorlar. Ancak seçmenler kendi kendilerine düşündüklerinde, DTP’nin inananlarını kandırdığını mı yoksa ikna etmeye çalıştığını mı çözemiyor. DTP eğer dedikleri gibi Türkiye partisi ise, Kürtlerin birinci derecedeki oylarını ve muhataplık durumlarını kulak ardı ediyorsa, Kürtler adına yola çıkan bir parti olabilir mi? Kürtler adına yola çıktığını izah edememişse bu güne dek, peki ‘terör yanlısı faaliyetlere pirim verdiğini’ nasıl izah edecek? Kuşkusuz bunu beceremediği için, ne Türk ne de Kürt partisi olamıyor.
    M.Can Yüce, “Kızıl Bayrak” sitesinde yer alan “Bir Kez Daha Seçimler Üzerine” başlıklı yazısında, DTP’ye oy vermenin ya da vermemenin, seçmenlerin kafasını kurcalamaya devam ettiğini, bu durumun sorunun sadece sonucu olduğunu, aslında bunun gerekçelerinin açıklanmasının gerektiğini belirtiyor. Bir taraftan İmralı ve onun yörüngesindeki DTP hakkında tanımlama yaparken, diğer taraftan bu tanımlamaları yok sayıp bu parti ve kişilere oy verilmesini istemenin en sıradan politik ve genel ahlak ölçülerine sığmayacağını kaydediyor.
    Yüce, DTP’yi ne pahasına olursa olsun desteklemeyi önerenlerin öncelikle DTP hakkında gerçekten düşünce netliğine sahip olup olmadıklarını merak ediyor. “DTP kendi omuzları üzerinde kendi kafasını mı taşıyor, DTP’nin İmralı ekseninin dışında bir tek sözü ve eylemi var mı, bugün onları perde arkasında kim veya kimler yönetiyor, TRT 6’da program yapıyor veya çalışıyor diye insanları korucu olarak suçlayanların devlete askerliğini kusursuz ve tam olarak yaptıktan sonra gelip kendi başlarında kendilerini sindirmekte neden bir sakınca görmüyorlar?” şeklindeki soruların cevaplarının aranması gerektiğini ifade ediyor.
    Öcalan’ın, onun figüranlarının, iradesi olmayan yöneticilerinin kendilerinden farklı düşünen aydın, yazar ve siyasetçileri tehdit ettiklerini, haklarında ölüm fermanları çıkarttıklarını açıklayan Yüce, DTP’nin bu konuda söylediği veya söyleyeceği tek bir lafının bile bulunmadığını, ya da bulunamayacağını söylüyor.
    Yüce, yazısının devamında, DTP’de biriken halk gücü ve potansiyelin nasıl ve hangi amaçlar için kullanıldığı, yıllardır ellerinde olan belediyelerde neler yaptıkları gibi soruların yanıtlarını ararken, DTP’ye oy verme çağrısı yapanların, “seçimde tarafım” diye tutumunu ortaya koyan arkadaşların öncelikle bu sorulara yanıt vermesi gerektiğini düşünüyor.
    Siyaset ve samimiyetsizlik arasında kurulan, siyaset kültüründe yerleşen özdeşlik devrinin kapanması gerektiğine inanan tarafın geleceği kazanacağı değerlendirmesini yapan Yüce, “Kazanılacaksa da böyle bir gelecek kazanalım, başkasını değil” şeklinde sözlerini sürdürüyor. Seçim sonuçları bakımından kaybedilebileceğini ama sadece bunun bir seçim sonucu olacağını belirten Yüce, oysa ilkeli ve tutarlı şekilde bir Meclis üyeliği, bir Belediye Başkanlığı vb görevlerde bulunmanın kazanmak üzere çıkılan yolda önemli bir adım atılmış sayılacağını vurguluyor.
    Seçim ortamı ve liderlerin söylemlerine baktıkça M. Can Yüce’nin görüşlerine katılmamak elde değil gibi görünüyor. DTP’nin seçimlerde başarılı olmak istiyorsa terörü kesin bir dille reddetmesi, tahriklere kapılmaması ve halk için daha faydalı işlere kendini adaması gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  230. Öküzler ve Aslanlar..
    Ergenekondan tutuklananlardan bazıları serbest bırakıldı,
    Vedat Yenerer,ne ile suçlandığımı hala bilmiyorum diyor.(Gerçi tekrar tutuklandı ya)
    Ben söyleyeyim sana nedenini, oradan ,buradan ,gazeteci ,eski siyasetçi,asker,polis falan filan,her mahalleden birkaç tane.
    Sokaktaki vatandaş siyasetin’S’ sinden bile korkar olması lazım,yani Aklını Başına Al Operasyonu,sıra sanada gelebilir,artık millet seçimlerde belki Kameralarla seyredilebilirim korkusuyla Tavanlara göstere göstere AKP ye basacak damgayı,olur ya, Oyunu kime verdin Operasyonları başladığında başına bir iş gelmesin. Anladınmı şimdi, geçicide olsa İktidar Mücadelesi,tek başına patronluk.Teokrasi, esas amaç ve gidişat bu.
    Peki biz bu duruma nasıl geldik? nasılmı, çeşitli denemelerden
    sonra,tecrübelerden sonra, Refah Partisi Devri ve Şimdi…
    Pekii Bunlar yapılırken,Millet neredeydi? nerede olacak ,buradaydı…Seyredip duruyordu..
    Buyrun size meselenin aslını anlatan bir Hikaye..
    ÖKÜZLER VE ASLANLAR
    Otlakların birinde bir öküz sürüsü yaşarmış. Çevredeki aslan sürüsünün de gözü öküzlerdeymiş. Ancak, öküzler saldırı anında bir araya geldiği zaman, aslanların yapacak bir şeyi kalmazmış. Bu yüzden küçük hayvanlarla beslenmek zorunda kalan aslanlar, iyi beslenememeye başlayınca bir çare düşünmüşler. Topal aslan yanına bir iki aslanı da alarak, beyaz bayrak çekmiş ve öküz sürüsüne yanaşmış.
    ”SUÇ HEP O SARI ÖKÜZDE”
    Öküzlerin lideri Boz Öküz ve yanındakilere tatlı dille konuşmaya başlamış:“Saygıdeğer öküz efendiler. Bugün buraya sizden özür dilemeye geldik. Biliyorum bugüne kadar sizlere zarar verdik. Ama inanın ki, bunların hiçbirini isteyerek yapmadık. Bütün suç hep o Sarı Öküz’de. Onun rengi sizinkilerden farklı ve bizim de gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Biz de barışseverliğimizi unutuyor ve saldırganlaşıyoruz. Sizle bir sorunumuz yok. Verin onu bize, siz kurtulun, yine barış içinde yaşayalım.” Boz Öküz ve heyeti bu sözler üzerine aralarında tartışmış ve teklifi haklı bularak, Sarı Öküz’ü vermişler aslanlara. Bir tek Benekli Öküz karşı çıkmış ama kimseye derdini anlatamamış.
    ”AFERİN SİZİ KUTLARIZ”
    Bir süre sonra aslanlar yine aynı yöntemle gelip, bu kez Uzun Kuyruk’u istemişler:“Gördünüz mü ne kadar barış severiz. Sizi de kararınızdan dolayı kutlarız. Ancak, şu sizin Uzun Kuyruk var ya, kuyruğunu salladıkça nereden baksak görünüyor ve aklımızı başımızdan alıyor. Size saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Oysa sizler normal kuyruklusunuz. Verin onu bize, bu konuyu kapatıp, barış içinde yaşamaya devam edelim.” Boz Öküz ve heyeti, Uzun Kuyruk’u teslim etmiş, yine Benekli Öküz karşı çıkmış. Uzun Kuyruk, aslanların pençesi altında can vermiş.
    ”NERDE KAYBETTİK BİZ BU SAVAŞI”
    Bu olay sürekli tekrarlanmış, her seferinde farklı bahanelerle. Sonunda öküzler zayıflamış, aslanlar küstahlaşmış. Artık, hiçbir bahane ileri sürmeden, doğrudan müdahale ederek, “Verin bize şunu, yoksa karışmayız” demeye başlamışlar.Birer birer aslanların pençesinde can verirken, Boz Öküz ve birkaç öküz kalmış geride. İçlerinden biri liderlerine, “Ne oldu bize, nerede kaybettik biz bu savaşı? Oysa, vaktiyle ne kadar güçlüydük” diye sormuş.Boz Öküz, Benekli Öküz’ün sözlerini hatırlayarak, gözleri nemli “Biz” demiş, “Sarı Öküz’ü verdiğimiz gün kaybettik bu savaşı..”
    İşte böylee,neden bu durumdayız anlaşılmıştır herhalde..

    M.Öztürk

  231. helin demir said

    ESKİ BİR PKK MİLİTANININ KORKUNÇ İTİRAFLARI

    Son günlerde Nasname’de yayınlanan PKK ile ilintili yazıların büyük bir bölümü örgütteki iç infazları anlatıyor. Nasname’de kimi infazların öykülendiği yazıların yanı sıra, bunların listesi de defalarca yayınlanıyor. Bizzat PKK’dan ayrılanların belirttiğine göre, örgüt tarafından cezalandırılıp katledilenlerin sayısı “binler” hanesine tekabül ediyor. Öcalan’a göre ise bu sayı on beş bin.

    Örgüt içi infazların tek tek kişilerin işlediği veya şurada burada vuku bulmuş ender olaylar sorunu olmadığı, bir sistem ürünü olduğu, bu kadro-kıran sistemin aleni alanda tüm PKK’lılarca da onaylandığı vurgulanıyor. Bu sistemi anlatan çok açık ve pratik bir örnek bu kez Nasname satırlarından adeta korkunç bir şekilde haykırıyor. Eski bir PKK militanı şu korkunç itirafta bulunuyor: “Eskiden ben bu soruları sormazdım, canımın, geleceğimin hiçbir değeri yoktu. Elimde keleş, manga komutanımın bize ilettiği eylem kararları ve şeklini uygulamak için hiç sorgulamadan, önderliğin emri der, gözü kapalı zıplardım. Çok infaza tanık oldum çok. O zamanlar, o infazları hak ediyorlar diye karşılıyordum, hatta ben de birinin kafasına sıktım şarjördeki kurşunu…Suçu önderliği tartışmaktı.. Önderliği kim tartışabilirdi ki? Unutamıyorum, kahretsin unutamıyorum. Şimdi iki çocuğum var, birinin adını Bager koydum, o kafasına kurşunu sıktığım yoldaşımın adıydı Bager, Amed’liydi.”

    Nasname’de Cemil Demircan imzasıyla yayınlanan iç infazlarla ilgili yazıların, hem sistematize edilmesi, hem de çıkışından beri diğer Kürt örgütlerini düşman ilan edip hepsine saldırması nedeniyle Kürt toplumunda derin tahribatlar yaratmasından ötürü Öcalan ve PKK hakkında aydınlatıcı bilgiler verilmesi amacıyla kaleme alındığı belirtiliyor. Nesilden nesile kuşaktan kuşağa intikal eden bir suçlar zinciri vurgulamasının, Apo’nun mahkemeye sunduğu savunmalarında Kürt isyanlarına saldırmasını ve onları olumsuzlamasını hatırlattığı kaydediliyor. Nasname yayın koordinatörleri, “Bir yargı ve hukuk olacaksa, Öcalan’la beraber diğer lider ağabeylerin de o sanık sandalyesine oturması gerektiği” yönünde görüş bildiriyor. Bunlara ilaveten herkesin önce kendi lideri ve anlayışıyla hesaplaşması gerektiği, evinin içi batak, kir ve irin dolu iken, başkasını ele almasının ahlaki olmayacağı söyleniyor.

    İnfazları kaleme alan Cemil Demircan, PKK’nın klasik “hain ya da casus ilan etme” tavrını bakın nasıl bir örnekle dile getiriyor: “PKK kendisinin Avrupa Temsilcisi olan Hüseyin Yıldırım’ı vurdurup yaralattığı zaman ben İsveç’e yeni gelmiş ve Motala’daki mülteci kampında bulunmaktaydım. Orada PKK’lı olan Lice’li bir karı kocanın çay davetini kabul ettim. Hüseyin’in vurulmasına değinerek, “Bu çok yanlış, Hüseyin çok değerli ve önemli bir insan…PKK kendi kendisini mahvetti” gibi bir tepkiyle tavırlarını açıklamak istediler. Ben de gayet sakin “Umarım bir veya iki hafta sonra yine beni çaya davet edip, bu kez Hüseyin’in hainliğini anlatmaya yeltenmezsiniz” dedim. Velhasıl yine birkaç gün sonra beni çaya davet edip “Hüseyin’in casus ve hain olduğunu nereden biliyordun” dediler. Ben de hiç tereddüt etmeden “Ben ne Hüseyin’i kişi olarak tanıyorum, ne de onun hain ya da casus olduğu hakkında bir şey duymuşumdur. Ama sizi ve yönetiminizi çok iyi biliyorum” dedim. Selamımız kelamımız kalmadı tabi ki.”

    Her şey çok açık. PKK, muhaliflerini düzmece gerekçeler ve çeşitli komplolarla ortadan kaldırdıktan sonra, bunların katillerini de aynı metotlarla yok ediyor ve dosyalarını da böylece kapatıyor. Kayıp listesi o kadar uzun ki, neredeyse bir kuşağın yok olduğu görülüyor. Ne isimleri, ne resimleri, ne öyküleri, ne de mezarları var kendileri gibi. Ve işin en kötüsü de bunların akibetini sormak suç.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  232. helin demir said

    ROJ TV’DEN ÖCALAN SANSÜRÜ
    PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde destekleyen, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik eden, TRT Şeş’in yayın hayatına başlamasıyla izlenme oranı gün geçtikçe düşen Danimarka’da kaim ROJ TV, bu kez de Abdullah Öcalan’a sansür uyguladı. Haber bültenlerinde Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla yaptığı görüşmelerin tamamı verilirken TRT Şeş ile ilgili olumlu cümlesi makaslandı.
    Sabah gazetesinin haberine göre uydudan yayına başladığı 14 Mart 2003’ten bu yana terör örgütü PKK’nın lideri Abdullah Öcalan’ın sarf ettiği her söze, açıklama ve yazıya adeta kutsal metin muamelesi yapan ROJ TV, geçen haftalarda yayınlanan bir haber bülteninde TRT Şeş ile ilgili olumlu açıklamasına karartma uyguladı. Abdullah Öcalan’ın Çarşamba günleri hapis yattığı İmralı Adası’nda avukatlarıyla yaptığı görüşmelerin tamamına hem Kürtçe hem de Türkçe ana haber bülteninde yer veren ROJ TV, TRT Şeş’in açılmasına yönelik söylediği, “Bu adımı sembolik açıdan iyi bir adım olarak değerlendirmek mümkün” cümlesine sıra gelince, bu bölümü makasladı.
    Bu ifadeyi görüşme metninden çıkaran ROJ TV, Öcalan’ın şu değerlendirmelerine yer verdi: “Yine bu TRT Şeş’in açılması, enstitülerin açılması gibi adımlar ABD’de 5 Kasım 2007’de yapılan görüşmede alınan kararlar çerçevesinde atıldı. Ancak amaçları farklı ve içeriği zayıftır. Önemli olan içeriktir ama içeriği boşaltıyorlar. Bunları seçim malzemesi olarak kullanıyorlar. Seçim malzemesi olarak kullanılmasına karşıyız. Bundan sonra Kürtler ile mücadele bu şekilde yapılacaktır.”
    ROJ TV’nin, Abdullah Öcalan’a ilk kez sansür uygulama cüreti gösterdiğine değinen bir çok bağımsız Kürt sitesi, Öcalan’ın TRT Şeş’in içeriği ve programlarıyla ilgili değerlendirmelerine dikkat çekti. Örneğin Kürtçe yayın yapan haber sitesi Netkurd; “Öcalan’ın değindiği önemli bir nokta da konuşmasında TRT Şeş’i eleştirmesi ve bunu zayıf bulması. Bu açıklama bizim merakımızı uyandırdı. Acaba Öcalan’ın İmralı’da TRT Şeş’i izleme imkanı mı var? ROJ TV’nin haberi pek de inandırıcı değil.” yorumunda bulundu.
    Bu arada TRT Şeş’in yayınlanmaya başladığı 1 Ocak 2009 tarihinden beri örgütsel tavırlardan, anlamsız tartışma programlarından bıkan Kürt halkının ROJ TV’yi izlemek istemediği de vurgulandı. Kürt vatandaşlar tarafından ROJ TV yetkililerine gönderilen mektuplarda; “ROJ TV’de sanki her şeyin Abdullah Öcalan etrafında döndüğü, Kürtlerden hiç bahsedilmediği, gerilla denilen kişilerin ne için savaştıklarının bile anlaşılamadığı, her gün çatışmalarda hayatını kaybeden ve gerilla diye tabir edilen gençlere yazık olduğu ve bunların boşu boşuna öldüğü, tartışma programlarında Kürtlerle adeta dalga geçildiği, içten içe Kürtler arasında nifak yaratılmaya çalışıldığı, bütün bu nedenlerden dolayı ROJ TV’nin izlenmek istenilmediği” şeklinde şikayetlerin yer aldığı kaydedildi.
    Bütün bunların yanında PKK’nın propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin yaptığı yayınların, kendi üyelerini de bıktırdığı vurgulandı. PKK kamplarında barınan örgüt üyelerinin Türk TV’lerini izledikleri ve artık şiddetin hiçbir ortamda kabul görmediği dünyamızda boş amaçlar uğruna yapılan propagandanın örgüt içerisinde etki yaratmadığı gibi, militanları da motive etmediği bildirildi.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  233. helin demir said

    KÜRT AYDINLARINDAN DTP’YE TEPKİ

    Barış ve huzur ortamının devamından yana olan herkesin, mevcut ve olası sorunların tartışılması ve çözümlenmesi konusunda, çağın gereği olan demokratik hukuk sistemi içerisinde faaliyetlerini sürdürmesi, asla insanlık dışı şiddet yolunu tercih etmemesi gerekiyor. Türkiye partisi olduğunu savunan, ancak PKK’ya olan bağlılığını ısrarlı bir şekilde sürdüren DTP’ye yönelik tepkilerin de ardı arkası kesilmiyor. Her gün seçim meydanlarından halka seslenen DTP’liler, Kürtlere yönelik yeni söylemlerle, eleştirilerin hedefi olmaktan kurtulamıyor.

    Geçen hafta DTP Eş başkanı Emine Ayna’nın “Kürt olmanın ölçüsü artık DTP’dir. Kimse “Ben Kürdüm” diyerek oy istemesin” açıklamasına Kürt aydınlarının; “DTP olmadan binlerce yıl önce de Kürtler vardı” şeklinde cevap verdikleri belirtiliyor.

    Şırnak’ın İdil ilçesinde düzenlenen mitingde konuşma yapan Emine Ayna’nın, “30 yıl sonra Kürt özgürlük hareketi bu noktaya geldikten sonra birileri herhangi bir siyasi hareketin içinde “Ben Kürdüm” diyerek oy istemesin. Kürt olmanın ölçüsü artık DTP’dir.” ifadelerini kullandığı kaydediliyor.

    Emine Ayna’nın sözlerini eleştiren Kürt aydınları, basın yayın organlarına verdikleri demeçlerde tepkilerini dile getiriyor. Katılımcı Demokrasi Partisi Genel Başkanı Şerafettin Elçi, Emine Ayna’nın sözlerine ilişkin olarak, “Saçma sapan bir görüş. Kürt olmanın şartı DTP’li olmak değildir. Daha DTP olmadan binlerce yıl önce Kürtler vardı. DTP’den sonra da olacak. Emine Ayna’nın sözünü çok talihsiz buluyorum. DTP’ye oy vermekle beraber, oy vermeyen değerleriyle, ruhuyla Kürt olan vatandaşlarımız vardır” cümleleriyle fikirlerini açıklıyor.

    “Bu tip sözler siyasete girer. Çok da doğru laflar değil. MHP’li biri çıkıp, “Bana oy vermeyen Türk değildir” derse o da çok yanlış olur diyen yazar Altan Tan, “Mümkün olduğunca çok kişinin Kürt sorunu hakkında konuşması gerektiğine, Ayna’nın konuşmalarının ancak bu şekilde boşa çıkarılacağına” dikkat çekiyor.

    Yazar Ümit Fırat ise; “O zaman onlar DTP’li olarak doğmadı. Şimdi DTP’li olanların hiç biri doğuştan DTP’li değildir. Daha önce neydiler de şimdi Kürt oldular? Bunu sormak lazım. Bu tamamen politik. Seçim öncesi hasbelkader kullanılmış bir söz. Çok fazla ciddiye almıyorum. Talihsiz bir ifade.” şeklinde değerlendirmesini yapıyor.

    “Kürtlerin çoğulcu bir toplum olması gerektiğini, bir Kürtün DTP’li de olabileceğini, başka partiden de olabileceğini” söyleyen Hak ve Özgürlükler Partisi Genel Başkanı Sertaç Bucak, “Böyle bir değerlendirmeyi yanlış bulduğuna, tehlikeli gördüğüne, seçim döneminde meydanlarda söylenmiş bir söz olarak kalması gerektiğine, tekilci olursa o toplumun hiçbir aşama kaydedemeyeceğine, çoğulcu bir Kürt toplumunun ancak başarılı olacağına” dikkat çekiyor.

    DTP adaylarının, seçimlerde başarı elde etmek istiyorsa, kişisel kaygılardan uzak ve kişilikli bir duruş sergileyebilecek nitelikte olması, dar ideolojik kalıplardan sıyrılması, en yakındaki örgüt yanlısı kişilere yoğunlaşmak yerine halkın tüm kesimlerine yakın olabilmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye kavga, şiddet ve boş vaatler istemiyor, hizmet bekliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  234. helin demir said

    NEVRUZ’DA KARDEŞLİK COŞKUSU

    Bir Nevruz bayramı daha geride kaldı. Kültürümüzde her zaman barış ve sevgiyle özdeşleşen baharın müjdecisi Nevruz, bu sene, yönlendirmelerden, kışkırtmalardan etkilenmeden, akıl ve sağduyuyla, toplumsal barışın sürdürülmesine katkıda bulunularak, ayrılık yaratmak isteyen kötü niyetlilere izin verilmeden kutlandı. Kürt, Türk hepimiz bundan büyük memnuniyet duyduk.

    Özellikle daha önceki yıllarda şiddetli çatışmaların yaşandığı Diyarbakır’da halk, Nevruz’u özüne uygun bir var oluş ve kardeşlik günü olarak kutladı. Barış ve kardeşlik mesajlarını tüm dünyaya duyurdu. Barışta ve huzurda ısrar ettiğini sergiledi. Barışçıl bir ortam sağlanmasının gerekliliğini tüm dünyaya kanıtladı.
    Nevruz kutlamaları Ankara, Çorum, Bursa, Gaziantep ve Mersin’de de gerçekleştirildi. Nevruz mitinglerinde kardeşlik çağrısı yapıldı. Kürtçe ve Türkçe barış ve kardeşlik sloganlarının atıldığı Nevruz mitinglerinde Kürt sorununun demokratik çözümü talep edildi. Yağmura rağmen Ankara’da yüzlerce kişi Nevruz ateşiyle ısınarak, çoğunluğu kadınlar, gençler ve çocukların oluşturduğu kitle Kolej Meydanına kadar yürüdü. DTP’li kadın ve çocuklar, renk renk yöresel kıyafetleriyle mitinge ayrı bir renk kattılar. DTP Ankara İl Başkanı İsmail Ancı da, kardeşçe bir ülke yaratacaklarını ve Kürt halkının barışa susadığını belirtti.
    Çorum’da KESK Çorum Şubeler Platformu tarafından Aşık Mahsuni Şerif Parkı’nda kutlanan Nevruz kutlamasında yine “barış ve kardeşlik” vurgusu ön plana çıktı. Kutlamalarda sık sık Türkçe ve Kürtçe, “Yaşasın Nevruz, yaşasın halkların kardeşliği” sloganı atıldı. KESK Dönem Sözcüsü Halil Özbent, de konuşmasında kardeşlik çağrısı yaptı.
    Nevruz’da Kürt halkı demokrasi, barış ve kardeşlik isteğini ortaya koydu. Kutlamaların ana sloganı olan ‘Ya demokrasi ya hiç’ cümlesinin yaşamda karşılık bulması gerektiği, tüm kışkırtıcı tutumlara rağmen sağduyulu ve olgun davranışlar ile kendini gösterdi.

    Bir şeyi sadece istemek, onu elde etmek için yeterli değildir. Onu elde edebilecek adım atmak ve adımın sonrasında gelecek diğer sorumlulukları da yerine getirmek gerekir. Negatif düşünerek pozitif sonuç elde edilemeyeceği de değişmez bir kuraldır. Barış ve kardeşlik çabalarına güvenmediğini söyleyerek, yapılanları küçümseyerek bunların sadece göstermelik olduğunu düşünenlerin varlığı ve görüşleri, toplumsal dinginlik ve gelişime hiçbir katkı sağlamayacaktır.
    Bu nedenle Nevruz’da gösterdiğimiz sağduyu ve olgun hareketleri hayatımızın her anına yayalım ve şiddet isteyenlere karşı uyanık olalım. Kurtlar sofrasında her geçen gün stratejik önemi artan ülkemizde, huzurlu bir şekilde yaşamak için birlik olup, provokatörlere kulak asmayalım.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  235. HELİN DEMİR said

    TRT 6’NIN OLUMLU YANSIMALARI
    1 Ocak’ta yayın hayatına başlayan TRT 6’nın, her geçen gün Kürtlerin beğenisini kazandığı, onları yürekten ve derinden etkilediği görülüyor. Terör istemeyen Doğu ve Güneydoğu halkı, kendi kanalına sahip çıkarken, yabancı basın organlarında da TRT 6’ya yönelik olumlu eleştiriler yayınlanmaya devam ediyor.
    Bağımsız yayın politikası izleyen ve uluslararası yayın yapan İran Devlet Televizyonu’na ait İngilizce Haber Kanalı Press TV’de 24 Mart 2009 tarihinde yayınlanan bir programda, Türkiye’de 2009 yılında bir adım atılarak Devlet televizyonundan Kürtçe yayına başlandığı ve bunun bir reform olduğu kaydediliyor.
    Kürt şair Latif Epözdemir’in, TRT 6’da kendi programını Kürtçe olarak yaptığı belirtilerek, Epözdemir’in konuyla ilgili değerlendirmeleri aktarılıyor. Epözdemir’in Kürtçe yayın yapan bir kanalın olmasının büyük bir aşama olduğunu ifade ettiği, programında Kürt edebiyatı ve dünya edebiyatından örnekler üzerine konuştuğu hatırlatılırken, bunun cesur bir adım olduğunun altını çizdiği bildiriliyor.
    Programda, Türkiye’nin 30 yıldır ABD ve AB tarafından terörist örgüt olarak görülen PKK ile mücadelesini sürdürdüğü ve yaşanan şiddet sonucunda 40 binden fazla insanın hayatını kaybettiği açıklanırken, kendini Kürt milliyetçiliğinin sözde temsilcisi olarak gören PKK’nın mesajlarını Danimarka’dan yayın yapan ROJ TV aracılığıyla duyurduğu belirtiliyor.
    Kürt entelektüel Ümit Fırat’ın, PKK’nın ve destekçilerinin de TRT 6’ya muhalif olduğunu, TRT 6’nın yayına geçmesiyle birlikte PKK’nın kontrolünü kaybettiğini ve bu sebeple TRT 6’nın boykot edilmesi için çağrıda bulunduğunu ifade ederek, bazılarının yeni kanalı Kürtleri kontrol altında tutmak için başka bir çaba olarak gördüğünü ve kanalda çalışanları eleştirdiğini açıkladığı vurgulanıyor.
    TRT 6’nın eleştirilere rağmen beklenmedik bir izlenme oranıyla karşı karşıya olduğunu kaydeden TRT 6 direktörü İlhan’ın, eleştirilere de açık olduklarının altını çizdiğine dikkat çekiliyor.
    TRT 6 ve üniversitelerde Kürtçe kürsülerinin açılmasının birlikte atılması gereken adımlar olduğunu bildiren Ertuğrul Kürkçü’nün, bunların başlangıç olduğunu kaydettiği ifade ediliyor.

    Kürkçü’nün ayrıca, TRT 6’nın yakında Kürtçe canlı yayına başlayacağını da söylerken, bu konudaki teknik zorlukların ve personel sorununun üstesinden gelinmeye çalışıldığını belirttiğine işaret ediliyor.

    Bütün bunlardan anlaşıldığı üzere TRT 6’nın toplumun büyük bir kesiminde izlendiği ve beğenildiği görülüyor. Hoşgörü, açıklık ve demokrasi sayesinde taleplerini rahatlıkla ve serbestçe dile getiren Kürtler, artık eski günlere dönmek istemiyor, huzurdan başka bir şey beklemiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  236. oguz han said

    avrupadaki pkk sempatizanlari..kurtler.. senelerce ekmeklerini yedikleri Turkiyeyi butun dunyaya karalayarak hakaretler ediyor ve asagiliyorlar butun bunlarin uzerine avrupa vatandasi olarak gelip tum vatani sorumluluklardan siyrilip Turkiyemin her turlu imkanlarini kullanip kazandiklari paralarla guneydoguda toprak satinalip kurdistan dedikleri o mechul ulkeyi kurmak icin ulkeye giris cikis yapiyorlar bu konuda hic bir devlet kurumu birsey yapamiyor mu??? lutfen bunu kendinize reva gormeyin ekmegini yediginiz vatana lutfen sahip cikin

  237. helin demir said

    PKK ŞİMDİ DE ŞİFA KİTABI SATIYOR

    Irak ve Bölgesel Kürt Yönetimi denetimindeki topraklardan çıkartılması süreci fiilen başlatılan PKK’nın açık toplumdan ve özgürlüklerden faydalanarak, haraç, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, kadın ticareti, sahtecilik ve diğer örgütlü suçlarla elde ettiği kaynağı farklı ülkelerdeki bağlantılarını kullanarak akladığı, medya sektöründeki yan kuruluşlarında ve Irak’taki örgüt mensuplarına silah alımında kullandığı biliniyor.
    Son günlerde tasfiye sürecinin hızlanmasından dolayı paniğe kapılan örgütün, bu kez de korsan kitap satışından gelir elde etmeye çalıştığı belirtiliyor. Yeni Şafak gazetesinde Bekir Hazar tarafından gündeme getirilen bir konuda; “PKK bağlantıları bulunan örgütlü bir çetenin Prof. Dr Ahmet Maranki’nin kitaplarının korsan basımını yaptıkları ve bunların satışından trilyonluk gelirler elde ettikleri” kaydediliyor.
    Bitkiler üzerine uzman olan Maranki Hoca’nın müthiş açıklamalarının özellikle hanımları ekrana kilitlediği, katıldığı programların reyting rekorları kırdığı, çok sayıda ünlü ismin Maranki’ye ulaşabilmek için yoğun çaba harcadığı bildiriliyor. Ahmet Maranki, Kainat eczanesindeki bitkilerin özünde yatan doğal şifa ile birlikte Yaradan’ın büyüklüğünü o kadar güzel anlatıyor ki, milyonlar nefes almadan izliyor. Dünyada ilaç tüketiminde ikinci sırada olan ülkemizdeki savurganlıkla adeta mücadele ediyor ve herkesi sofrada şifa aramaya itiyor. Prof. Ahmet Maranki’nin bir de “Şifalı Bitkiler” adı altında bir kitap yazdığı biliniyor. Tam 180 bin satan bu kitabın satış rakamına ulaşabilmiş bir kitabın da bulunup bulunmadığı belli değil.
    Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen Ahmet Maranki, Show TV’de katıldığı bir canlı yayında; “Sayın Bakanlarımıza, Valilerimize, Emniyet Müdürlerimize sesleniyorum” şeklinde giriş yaparak, kitabının korsanının çıkarıldığını haykırıyor. Arkasında PKK bağlantılarının bulunduğu örgütlü bir çetenin bugüne kadar kitabının 80 bine ulaşan korsan satışından trilyonlarca lira gelir elde ettiğini söylüyor. Kitabı basar basmaz minibüslere ve kamyonlara yükleyip bir günde tam 1000 satış noktasına taşıdıklarını belirtiyor. Eğer 24 saatte bu taşımayı yapamazlarsa korsanların yakalanacağını ifade ediyor. Türkiye’deki PKK’lı korsanlar derinden ve sessizden böylesine örgütlü bir çalışma içerisine giriyor. Ve Maranki Hoca, korsanlardan tehditler aldığını da söylüyor. Gözleri dönmüş sahtekar PKK’lıların hem suçlu hem de güçlü olduklarını kaydediyor. İşin en ilginç yanının ise, “Şifalı Bitkiler” kitabını basan korsanların, bunu kitabevlerinin yanı sıra pazar tezgahlarına kadar götürdükleri, pazarcıların bir ellerinde korsan kitap, diğerinde maydanoz sallayarak satış yaptıkları olduğuna işaret ediyor.
    PKK’nın her zamanki sahtekar tavrı “Şifalı Bitkiler” kitabı ile bir kez daha tescilleniyor. Her seferinde farklı yollar deneyen PKK, çaresizlikten ne yapacağını bilemez durumda çırpınıp duruyor. Tasfiyesine saniyeler kala boş işler peşinde koşan örgüt, boşuna çaba harcıyor.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  238. helin demir said

    DTP’NİN SEÇİM SEVİNCİNE PKK GÖLGESİ DÜŞTÜ

    Bir yerel seçim daha sona erdi. Seçime katılım oranının yüksek olduğu ülkemizde ne yazık ki boyutsuz tartışmalar ve çıkan kavgalar demokratik atmosferi zedeledi. Halkın demokrasiye hakimiyetinin en belirgin özelliği olan seçimlerde 98 yerleşim alanında belediye başkanlığını kazanan DTP’nin kutlamalarına kan bulaştı.
    Iğdır’da DTP’nin kutlamalarında PKK lehine slogan atan yüzleri maske bir grup partili, 3 polis memuruna taş yağdırdı. Cumhuriyet Mahallesi Karadeniz Sokak’taki DTP İl Binası önünde yapılan kutlamaya yaklaşık 4 bin kişi katıldı. DTP’li Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş’in de katıldığı kutlama sırasında partililer, terör örgütü lehine bölücü sloganlar attı. Bunun üzerine kalabalık grup çevrede önlem alan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü polislerine tekme tokat saldırdı, bazı polis memurları hastanede tedavi altına alındı. Çevrede olayları izleyen bazı vatandaşların da havalarda uçan taşlardan nasibini aldığı belirtildi.
    Diyarbakır’da seçimleri DTP’nin kazanmasının ardından, yapılan kutlamalarda çıkan olaylarda Süleyman Demirel Lisesi son sınıf öğrencisi Serfiraz Ulaş adlı öğrenci bir gözünü kaybetti. Saldırıda sağ gözüne darbe alan Ulaş, önce Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne, daha sonra Dicle Üniversitesi Araştırma Hastanesi Acil Servisi’ne kaldırıldı. Doktorlar maalesef Ulaş’ın sağ gözünü kaybettiğini belirtti.
    Van Belediye Başkanlığı’nı DTP’nin almasının kesinleşmesinden sonra kentte yapılan kitlesel karşılamayı müteakip aralarında Van Belediye Başkanı Bekir Kaya, DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan ve DTP Van İl Başkanı Selim Ertaş’ın bulunduğu DTP’liler konvoyla Bostaniçi Beldesi’ne doğru yola çıktı. Belde girişinde terör örgütü lehine slogan atan grupla güvenlik güçleri arasında çıkan arbede esnasında 3 kişinin gözaltına alındığı ve beldede gergin bekleyişin sürdüğü belirtildi.
    Ağrı’da seçimi kaybeden DTP’nin 3 bin oyun iptal edildiğine ilişkin YSK’ya yaptığı itirazdan sonra olaylar devam etti. DTP’liler diğer partilerin binalarına saldırdı. Güvenlik güçlerinin müdahalesine taşlarla karşılık veren DTP’liler ile çatışmaların sürdüğü kaydedildi.
    Mersin’de ise, Akdeniz Belediyesinin DTP tarafından kazanılmasını kutlamak amacı ile yapılan şölene Öcalan damgasını vurdu. Kutlamalarda Abdullah Öcalan posterleri çevrede bulunan bazı binalara asıldı. KCK, PKK, HPG ve DTP flamalarının elden düşmediği kutlamalarda bir taraftan barışı simgeleyen güvercinler uçurulurken, diğer taraftan sık sık “PKK halktır halk burada”, “Biji serok Apo”, “Gençlik Apo’nun fedaisidir” şeklinde sloganlar atılması büyük bir tezatlık oluşturdu.
    Meydanlardaki kavgalar seçimden önce de vardı, sonra da devam etti. DTP yine sırtını terör örgütü PKK ve Öcalan’a dayadı, şiddet batağında boğuldu. Tabi bu arada bir çok masum ve günahsız insan da maddi manevi zarar gördü. En çok da temsil ettiğini söylediği Kürt vatandaşlar.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  239. HELİN DEMİR said

    SÜMBÜL PERİŞAN PKK’NIN KAÇINCI CİNAYETİ?

    İnsanlığa karşı işlenen bir ihanet suçu olan terör, nefes aldığımız her gün tüm kesimler tarafından reddedile dursun, diğer taraftan, barış ve kardeşlik söylemlerinde bulunan örgüt, bu suçu bizzat tüm insanlığa karşı işlediğini fark edemiyor. Yalancı ve iftiracı PKK’nın cinayetleri her gün yeni anlatımlarla basına yansımaya devam ediyor. 15 yaşında daha gencecik bir çocukken dağ sevdasına tutulan ve arkadaşlarının ölümüne sebebiyet verdi diye örgüt cinayet şebekesi tarafından katledilen Sümbül Perişan da bunlardan birisi.

    Nasname’ye ağabeyi tarafından gönderilen Sümbül’ün hüzünlü hikayesi, 1992 yılının yaz ayında Şam’a gidip örgüte katılmasıyla başlıyor. Dağlardan dağlara “gerilla”, “savaşçı”, “komutan” vb yakıştırmalarla yüreği bomboş ateşler içinde sürüklenirken, yıllar gençliğini alıp götürüyor Sümbül’ün. 2008 yılının yaz sıcağında anlayamadığı bir nedenden dolayı merkez karargahına çağrılıyor. Günlerce ölüm hattında yürüyerek ulaştığı karargaha ulaşır ulaşmaz elleri ayakları bağlanarak bir mağaraya atılıyor. Sebebini sorduğunda; “Tasfiyecisin, hesabını vereceksin!” şeklinde sığ bir cevapla karşılaşıyor. Düşündükçe cevabını bulamadığı sorular kafasını kurcalayıp duruyor. Yalın ayak, yırtık elbiselerle günlerce aç kaldığı dağlarda, arkadaşı Adil’in şahadetinden sorumlu olmakla suçlanıyor. Neyin hesabını vereceğini bilemiyor. Ne cevap verirse versin zaten öldürüleceğini ya da kendisini vurmaya zorlanacağını anlıyor.

    Tek bir gün aç kalmamış, bir tek defa olsun hayatlarında tek bir askerle karşılaşmamış olan, onlarca Kürt köyünü yakan Duran Kalkan’ı, onlarca arkadaşını katleden Cemil Bayık’ı, yüzlerce yoldaşına işkence yapan Ali Haydar Kaytan’ı düşündükçe, hesap vermesi gerekenin onlar olduğunu haykırıyor ama nafile. Verecekleri cevapları bulunmayan yoldaş katilleri, ha bire “Hesap vereceksin” diye diretiyor. Kardeşleri ölen, ailesi perişan olan Sümbül, PKK’nın insanları kullanıp bir kenara atan paspas taktiğini, yüreğinin taa derinliklerinde hissederken, kitabında insanlık bulunmayan Ali Haydar Kaytan’ın zulmünün pençelerinde inliyor.

    Sadece ölümün sesinin geldiği ıssız dağları düşünüyor. Bir zamanlar özlemle baktığı dağların kendisine mezar olacağını hissetmiş gibi uzak derinlere dalıyor. Babasını, bir hiç uğruna ölüme giden kardeşlerini düşünüyor. Nevruz’a birkaç gün kala, işkencelere, zulme dayanacak takati kalmadığı bir akşam silah sesiyle birlikte Sümbül’ün bulunduğu mağaraya koştuklarında, başından vurulduğunu ve kanlar içinde yerde uzandığını görüyorlar. Ali Haydar’ın talimatıyla ayaklarından çekilerek yerlerde sürüklenen Sümbül, kazılan çukura doğru götürülüyor. Toplantı üstüne toplantı yapan katiller, Sümbül’ün intihar ettiğini, hain, işbirlikçi, ajan olduğunu, konuşmamak için kendini vurduğunu konuşup duruyor. Taşların altından yankılanan Sümbül’ün feryatları gökleri inletiyor ama duyan olmuyor ve sırlarıyla toprağa kavuşuyor.

    PKK içerisindeki cinayet şebekeleri, katliamlarına devam ederken, kurban Sümbül Perişan’ın hikayesi, gündemimize acı bir anı olarak yansıyor. Kaçıncı kurban olduğu bilinmeyen Sümbül’ün ne ilk ne de son olacağı görülüyor. PKK kendi kendini eritmeyi sürdürüyor. Günah potaları dolup taşan örgüt mensupları, bir bilinmeyene doğru sürüklenip duruyor. Dünyada bir saniye bile fazla kalmanın ne kadar kıymetli olduğu düşünüldüğünde insanın bu insanlıktan nasibini almamış canilere sorası geliyor. Değdi mi?……

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  240. hassan angil said

    AKP ILK ÖNCE 1000,000 MÜSLÜMANI DOLLANDIRAN YESIL SERMAYELI HOLDINGLERDEN HESAP SORSUN

  241. sonyolcu said

    bize biz o0ldugumuz unutturan simdi bu halimize bakım seviniyorlar amacımıza ulastık diye biz birbirimizi yiyeylim
    adam lar bizi bölmek içinbizi bizden itaniyorlar 20 li yaslarda gencler eskiden böleydik demeye basladılar sizce bunda bir yanlıslık yokmu
    dünyada gecmişi olmayan ülkeler uygarlıklarının dünyaya kendi kültürlerini yaymaya basladı

  242. helin demir said

    BELÇİKA’DAN PKK’YA AÇIK DESTEK

    Demokrasi dururken şiddetin açtığı yoldan belirsiz bir geleceğe uzanmayı tercih eden ve giderek yalnızlaşan PKK’yı terörist örgüt olarak kabul eden tüm dünya ülkeleri, Türkiye’nin bu konudaki mücadelesini meşru görmekte ve desteklemektedirler. Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinden yana olan ülkeler, PKK’ya asla taviz vermedikleri gibi, her geçen gün daha da ciddi önlemler almaya yönelmektedir. Terörizmin önlenmesinde devletler arasında tesis edilecek ikili işbirliği mekanizmalarının yanı sıra uluslararası platformlarda gerekli yasal ve kurumsal temellerin oluşturulması yaşamsal önem arz etmektedir.

    Bütün dünya terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin önemini kavramışken, Belçika’dan gelen bir haber bütün iyi niyetlere gölge düşürdü. Belçika Federal Parlamentosu’nda 3 senatörün öncülüğünde Abdullah Öcalan için bir toplantı düzenlendi. “Kürdistan İçin Parlamenter Çalışma Grubu” tarafından “Diyalog Yolu İle Barış: Öcalan’a Özgürlük, Kürdistan’a Barış” başlığı altında Brüksel’de “Leuvenseweg 21” adresinde bulunan Belçika Federal Parlamentosu’nda bir basın toplantısı yapıldı.

    Toplantıya Kürt Enstitüsü Başkanı Derviş Ferho, kırmızı bültenle aranan terör örgütü yandaşı Ahmet Gulabi Dere, “Öcalan’a Özgürlük-Kürdistan’a Barış” Uluslararası İnisiyatifi’nden Reimar Heider, Anvers’teki Protestan Kilisesi Papazı Dr Egbert Roze, Avrupa Parlamentosu Üyesi Bart Staes, Anvers Kürt Merkezi’nden Serkan Uçar, Parlamenter Çalışma Grubu Başkanı Onursal Senatör Lionel Van den Berghe ve Parlamento Onursal Milletvekili Hugo Van Rompaey katıldı.

    “Haber Kapısı” sitesinin haberine göre; Parlamenter Çalışma Grubu tarafından yapılan açıklamada; “Öcalan’ın 4 Nisan 2009 tarihinde 60.yaşına girdiği hatırlatılarak, “Kürt ulusunun liderlerinden biridir. Yaş gününü İmralı Adası’nda tutuklu olarak geçirdi” ifadelerine yer verildi.

    Öcalan’ın 10 yıldır daha önce hiç görülmemiş bir şekilde hücrede tutulduğunu öne süren Çalışma Grubu, Avrupa Konseyi’ne bağlı İşkenceyi Önleme Komitesi CPT’nin defalarca sert ifadelerle bu durumu eleştirdiğini iddia etti.

    Kürt siyasetçilerin, barışın diyalog ile mümkün olduğunu belirttiklerini, Öcalan’ın da bu diyalogun tarafı olması gerektiğini iddia eden Çalışma Grubu, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk’ün, “Öcalan’ın Kürtler için Nelson Mandela rolü oynayabileceği” yönündeki açıklamasına katıldıklarını söyledi.

    Birkaç aydır Kürtler ve Türkler arasında fiili bir ateşkes durumunun olduğu öne sürülen ve Çalışma Grubu tarafından yapılan açıklamada; “Kürt sorununun diyalog ve müzakereler yoluyla çözümü konusunda umut verdiği” dile getirildi. Açıklamada, “Her iki tarafın da gerilimin artmasını engellemek için taşıdıkları büyük sorumlulukların bilincinde olması gerekiyor” denildi.

    Belçika’nın PKK’ya verdiği açık destek geçmiş yıllarda da gündeme gelmişti. PKK/Kongra-Gel’in MED-TV aracılığıyla uyuşturucu ve silah kaçakçılığından elde ettiği kara parayı akladığı Belçika güvenlik birimleri tarafından saptanmış, 1996 yılında örgüte karşı bir operasyon düzenlenmiş, soruşturma (Sputnik Operasyonu) 2001 yılında yargıya intikal ettirilmiş olmasına rağmen dava zaman aşımı nedeniyle düşürülmüştü.

    Teröre karşı uluslararası işbirliğinin öneminin her geçen gün artış gösterdiği günümüzde, Belçika’dan teröre pirim veren davranışlardan uzak durması ve barış ortamının gereklerini yerine getirmesi, Türkiye’nin teröre karşı haklı mücadelesinde destek olması beklenmektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  243. helin demir said

    DOĞUM GÜNÜ REZALETİ
    Birçok doğulu toplumda doğum günü kutlaması gibi bir gelenek bulunmamaktadır. Kürtlerin kütüklerindeki bilgiler de, tarihlerine ilişkin anlatılanlar gibi çoğu zaman doğru değildir. Ayrıca araştırma yapılacak olsa, Türkler ve diğer halklardan insanların da analarının, babalarının, eşlerinin ve çocuklarının doğum tarihlerini bilmedikleri görülebilmektedir. Hatta yaş günü kutlamasını önemsemeyenlerin de çoğunlukta olduğu dikkat çekici bir gerçektir. Bunun bir nedeninin toplumlarda zaman diye bir mefhumun olmamasından kaynaklandığı düşünülürken, diğer nedeninin ise, insana verilen değerle ilgili olduğu bilinmektedir. Eski zamanlarda önemli kişi, kral, önemli binalar için doğum günü kutlaması yapıldığı rivayet olunur. İbraniceden aktarılan bilgilere göre ilk doğum günü kutlamasının Milad’tan yaklaşık 300-400 yıl önce yapıldığı söylenir.
    Doğum günü kutlaması ve akabinde gelişen seviyesiz gelişmeler maalesef hala günümüzde de yaşanıyor. Abdullah Öcalan’ın doğum günü kutlamaları nedeniyle Halfeti’de çıkan olaylarda 2 genç hayatını kaybederken, basın organlarında da bu saçma törenlere tepkiler kendini gösteriyor. Nasname’de yayınlanan bir yazıda; kendisini halkla özdeşleştiren PKK’nın farklı anlayışlara yaşam hakkı tanımadığı, “halk demek=ben demek” düşüncesiyle herkesi kendisine mahkum etmeye çalıştığı için yapısında faşizmi barındırdığından söz ediliyor. 29 Mart seçimlerinde “Bana oy vermeyen Kürt değildir” diyecek kadar kendisini halk ile özdeşleştiren PKK/DTP’nin geçmişte bir çok olayda olduğu gibi yine tekçi, dayatmacı, mahkum edici yüzünü açıkça ve faşizm kokan bir tarzda dile getirmesine rağmen, aydın ve demokrat sıfatına layık görülen insanlarca desteklenmesinin anlaşılır olmadığına değiniliyor.
    Doğum gününün 4 Nisan olduğu bile belli olmayan bir şahıs için insanları Halfeti’ye “Tanrıya kurban vermek için” yönlendirenlerin lanetlenmeleri, lanetlenmesi gerekenleri “her şeye rağmen desteklenmeli” diyenlerin de en azından “Yanıldık, özür dileriz” diyebilmeleri gerektiğine dikkat çekiliyor. Bu arada “Her şeye rağmen DTP desteklenmeli” duruşunun kime/neye hizmet ettiğinin tartışma gerektirmeyecek kadar açık olduğu vurgulanıyor.
    Öcalan onayından geçtikten sonra atanan “memurlar” tarafından yönetilen/yönlendirilen DTP’nin “Özgürlük Mücadelesi” çerçevesinde oluşan potansiyelini Öcalan’ın tanrısallaştırılmasında/kutsanmasında kullandığı belirtiliyor. DTP’yi desteklemekle Öcalan’ı kutsamış olmanın aynı şey olduğu, bunun siyasi bir öngörüsüzlük olarak değerlendirilebileceği, DTP’nin, PKK’nın ya da yandaşlarının halka ve bugün Öcalan uğruna ölen gençlere karşı en azından bir özür borçları olduğuna işaret ediliyor.
    Belli bir yaşın üzerindeki Kürtlerin hemen hemen hepsi gibi Öcalan’ın da doğum gününün bilinmediği, özel günler üreten egemenlerin Öcalan için de bir doğum günü belirledikleri, bunca tahribata, aşağılamalarına, devrimci/yurtseverleri öldürmelerine, iç infazlarla binlerce genci yok etmesine rağmen yargılanıp öncelikle Kürt halkına hesap vermesi gerekirken, doğum günü kutlanıyorsa ve uğrunda gençler hala ölüme gönderiliyorsa “Doğum günün kutlu olsun” denmeyi hak ettiği (!!) kaydediliyor.
    Saçma bir doğum günü kutlaması ile ilgili söyleyecek başka söze gerek yok ama bana göre de, kendi tarihi ile yüzleşemeyen, geriye dönüp bakamayan, yanlışlık ve zaaflarını sebepleri ile birlikte ortaya çıkaramayanların, geleceği ile ilgili daha gerçekçi bir çizgiyi tespit etmeleri mümkün olmayacak gibi görünüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  244. helin demir said

    KÜRTLER VE DEMOKRASİ ÜZERİNE

    Türkler’in ve Kürtler’in geleceği, esenliği, sağlıklı, açık, demokratik, barışçıl, toleranslı, karşılıklı kabule ve güvene dayanan çağdaş ve modern bir siyasetin başarısına bağlıdır. Bu başarının elde edilmesi her kesimin yararına olacaktır. Çağımızda artık demokratik kültür, kural ve kurumları dışlayan, görmezden gelen veya demokrasinin özünü kavramadan biçimsel verilerle oyalanan hiçbir siyasetin başarı şansı yoktur. Hatta yaşama şansı bile çok sınırlıdır.

    Kuşkusuz demokrasi kavramı ve bu kavramın tanımı kişilere, partilere ve devletlere göre subjektif olsa da genel kavrayış, toplumdaki tüm kesim ve katmanların haklarını koruma, kendilerini ifade etme, örgütleme ve ortak hukuk içinde çıkarlarını savunma biçimindedir. Kürtlerin nedense bir türlü demokrat olmayı beceremedikleri görülmektedir. Kürtlerde demokrasi anlayışının gelişmemesi hatta yeşermemesinin elbette birçok nedeni vardır. Bu aşamada Kürtlerin iç demokrasilerini ve iç hukuklarını inşa edememelerinde PKK’nın sorumlu olduğu söylenebilecektir. (Nasname)

    Toplumların üst yapısının temel görevi başta demokrasiyi inşa etmek üzere özgün üretim biçimi geliştirip toplumu hukuksal bir statüye kazandırmaktır. Her ne kadar üretim biçimi etkili bir biçimde geliştirilemiyorsa da yaşadığımız çağ itibariyle iç demokrasinin yaratılması konusunda PKK sınıfta kalmayla karşı karşıyadır. Bunun hiçbir bahanesi söz konusu olamaz. PKK ve yöneticileri her konuşmalarında vurguladıkları demokrasi kavramını geliştirmek, çağdaş dünya değerleriyle bütünleşmek zorunda olduklarını nedense bilmezlikten gelmektedirler. Özellikle kendi iç demokrasisini geliştirmemek sürekli sosyalist olduğunu söyleyen bir parti için ne anlama gelmektedir? Demokrasiden, iç muhalefetten neden bu kadar korkuyor PKK?

    PKK’nın artık şunu açıkça görmesi gerekmektedir. Gerek toplum ve gerekse çağdaş dünya Kürtler arası demokrasinin inşasında etkili ve ön açıcı olunmasını istemektedir. İç demokrasi ve hukuksal adalet toplumların aşama kaydetmesinde derinlik ve genişlik yaratır. PKK iktidarı paylaşma konusunda bencil davranıyorsa bile iktidarını süreklileştirmenin demokrasiyi geliştirmekle doğru orantılı olduğunu görmelidir. İç demokrasisi zayıf bir örgüt, ne kadar güçlü görünürse görünsün dış politikada da etkili olamaz. Tutarlı ve etkili bir dış politika için sağlam bir iç demokrasi şartını her yönetici bilir. İç demokrasinin geliştirilmesi konusunda PKK eğer basit karşıtlıklar üzerinde ucuz politika yapıp iktidarını korumak için bilinçli bir politika izliyorsa ömrünün de pek uzun olmayacağını bilmelidir. Yok eğer bunu bilmeden yapıyor ve yanlış hesaplar içindeyse o zaman kendisini uyarmak da yeterli olmayacaktır.

    Sonuç olarak Kürtler tarafından oluşturulan siyasetler, siyasal üretkenlikten uzak, meseleleri çözme kabiliyetinden yoksun olup, etik değerleri ve vefa borcunu yeterince taşımamaktadır. Kürt siyaseti rehabilite olmaya muhtaçtır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  245. helin demir said

    SEÇİMDEN SONRA DTP
    Seçim sonuçlarının DTP açısından ortaya çıkardığı bölgesel başarı, şüphesiz çok önemli ve geleceğe dair belirleyici bir anlam ifade ediyor. Ancak en az bu tablo kadar göz ardı edilmemesi gereken bir gerçek var ki, birkaç il dışında Türkiye’nin batısında, kuzeyinde, İç Anadolu’da ciddi bir durum değerlendirmesini gerektirecek bir fotoğraf karşımızda duruyor. DTP’nin bu durum dikkate alınarak yeniden yapılandırılması ve elbette Kürt sorununa duyarlı hiçbir çevreyi dışlamaması bekleniyor.
    DTP’nin seçim sonuçlarını Türkiye’deki demokratik ortama borçlu olduğunu unutmaması, bu yol ayrımında tercihini, partisini yerel yönetime taşıyan demokrasiye uygun yöntemleri geliştirmekten yana kullanması uygun görünüyor. Bunun ilk koşulu ise, PKK terörü ve silahlı mücadeleye karşı duruşu ortaya koymaktan, şiddete karşı net bir tavır almaktan ve bundan sonraki yol haritasını sivil demokrasiyi çizecek yönde kullanmaktan geçiyor. Bu takdirde DTP’nin, tabanının özlem ve beklentilerini dikkate aldığı kanısına kamuoyu nezdinde güç katacağı ve yarattığı olumlu atmosferden sağlayacağı destek oranında PKK talep ve yönlendirmelerine “hayır” deme şansını güçlendireceği biliniyor. Yani legal çalışma olanaklarını sınırsız zorlayarak halkın barış, huzur ve hizmet beklentilerine gereken cevabı verebileceği düşünülüyor. Nitekim seçimlerden sonra Ankara’da Belediye Başkanları toplantısında konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, halkın kendilerine destek verdiğini hatırlatarak, “Şimdi hizmet sırası bizde” diyerek belediyelere hizmet talimatı veriyor. Belediye çalışmalarının koordineli bir şekilde yürütülmesi ve hizmetlerin dengeli ve birbirini tamamlar nitelikte yürütülmesi gerektiğine işaret eden Türk, seçim sonuçlarının kendilerine daha büyük sorumluluklar yüklediğini, eksikliklerini telafi etmeye çalışacaklarını belirtiyor. Seçmenler de Ahmet Türk’ün söylemlerinin gerçekten uygulanabilir olmasını bekliyor. (Fırat Haber Ajansı)
    Öte yandan Kürt siyasal hareketleri içerisinde olanların talepleri ile ilgili araştırma sonuçlarına bakıldığında tam bağımsızlık veya federasyon isteyenlerin oranının çok düşük olduğu belirleniyor. Geri kalan çoğunluk ise birlikte yaşamak istiyor ve ayrılıkçı bir talepleri bulunmuyor. DTP içindeki oranlar için de aynısı söylenebiliyor. Bu aşamada yapılması gerekenin Türkiye’nin üniter yapısı tartışmaya açılmadan, birlikte yaşamak isteyen Kürtlerin taleplerinin açıkça tartışılması olduğu düşünülüyor. (Radikal)
    Kim ne derse desin bir kimliksel temsil talebini karşılamaya yönelmiş her siyasi söylem ve pratik, ilgili toplumsal tabanın dilinde “hizmet” olarak tercüme ediliyor. Gerçekten öyle de oluyor; yoğun Kürt nüfuslu illerden gelen seçim sonuçları, buna işaret ediyor. Hizmet siyasetçilerine sormak lazım geliyor. Gelinen aşamada Kürtlerin ve Türklerin siyasetin barışçıl dilinden daha fazla neye ihtiyaçları var? Barışçıl siyaseti dışlayan bir dilin, diyelim şiddete angaje siyasi bir dilin herkese ödettiği hak edilmemiş onca bedel varken, siyasetin her türlü meşru ve barışçıl araçlarıyla buluşmak için, daha kaç bahar beklemek gerekiyor?
    DTP’nin seçimden beklentileri yönünde çıkmasının ardından “Doğum Günü” bahanesiyle yaşananlar, söz verilen temiz siyaseti kirletmeye yetiyor. Abdullah Öcalan’ı “tek adam”, “militarist” gibi ifadelerle tanımlayan ve kendisine nedense entelektüel kelimesini yakıştıranların, hizmet siyaseti üzerine düşen kara bir leke teşkil ettiği değerlendiriliyor. DTP’nin artık bundan sonra demokrasinin peşinden son hızla koşması ve kendisine oy verenlerin beklentilerine uygun olarak huzur ve barışa sıkı sıkı tutunması gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  246. belgin said

    insanların onuruyla oynamak bu ülkede çok basit vatan severlik hainlik olmuş yazıklar olsun sizlere ki adamı vatan haini yaptınız

  247. sonyolcu said

    o kadar saf bir milletizki üzerimizde oyun oynayanlarla simdi santranc oynuyoruz kaybedecegimizi bilebile buvatan nı okadar cok satan varki bizim düsmana ihtiyacmız yok bizi bir odada 20 parcaya bölmüsler gencler olarak bilinçlenmemiz hepbir tek yumruk olmayı ögrenmemeiz lazım
    bi yapboz haline geldik bölüne bölüne

  248. helin demir said

    YALAN DOLAN ÇÖZÜMLEMELER

    İmralı’da tutuklu bulunan terör örgütü PKK’nın elebaşısı Abdullah Öcalan, sürekli şekilde örgütten ayrılanlar hakkında yalan ve iftiralarda bulunuyor. Her hafta avukatlarıyla görüşmelerinde yaptığı sözde çözümlemeler internet sitelerinde yayınlanıyor. Bu görüşlerin gerçekle alakası olmayan demagoji olduğu düşünülüyor. Çünkü PKK’da tüm infazların, binlerce kadronun, Apo’nun deyimiyle; “Kemalizmin etkisindedir, Kemalizmin ajanıdır” denilerek etkisizleştirildiği ve Öcalan’ın kendisine ait kayda değer bir fikrinin bile bulunmadığı biliniyor.
    Zaman Gazetesi yazarlarından Mehmet Yılmaz’ göre Öcalan’ın konuşmalarının çoğu mesaj niteliğinde. Söz konusu mesajlarda gündeme dair konuların yanında tarihi arka planı olan açıklamalar da yer alıyor. Öcalan, uluslararası sistemi tahlil ederken ya da kapitalist sistemin kriz içinde olduğunu belirtirken veya Türkiye’nin içinden geçtiği tarihi süreci yorumlarken hep kendini merkeze alıyor. Sürekli zamanında müthiş ve doğru analizler yaptığını iddia ediyor. Tabii bu arada zamanın kendini haklı çıkardığını söylüyor. Türkiye’deki sorunların ancak kendisi muhatap alındığı takdirde çözüme kavuşturulacağını savunuyor. Hatta daha ileri giderek “Sorunları ben çözerim” deme cüretini gösterebiliyor.
    Öcalan’ın ne yapmaya çalıştığı anlaşılamaz tavrı ile neleri hedeflediği belli olmazken, hitap ettiği tabana dimdik ayakta olduğu mesajını vererek onları devamlı canlı tutmaya çalıştığı söylenebiliyor. Öcalan’ın avukatlarına yaptığı açıklamalarda ortaya attığı tezler kabul görmezse tabanın harekete geçebileceği uyarısı bulunuyor. Konuşmalarında örtülü tehdit mesajlarını göndermeye devam ediyor. Bir taraftan da tasfiyelerin önünü almaya çalışıyor. Ancak bunun faydası olmadığını, çözülmelerin gün be gün artış gösterdiğini nedense bir türlü düşünemiyor.
    Öcalan bunların tümünü yaparken kendini hatasız bir kul gibi gösteriyor. Kendisi hariç herkesin hata yaptığını düşünerek, eleştirileri baştan savuşturmak için suçu hep başkalarının üzerine atıyor. Kendisinin hala vazgeçilmez olduğunu belirtiyor. Oysa PKK’nın, DTP’nin kullandığı bir kukla olduğunu anlayamıyor.
    Öcalan’ın ve dolayısıyla PKK’nın yalanları saymakla bitecek gibi görünmüyor. Duyarlı ve kararlı insanların bu yalanlara kanmayacakları ümit ediliyor. Her zaman arkadan vuran, sözde savaşlarının Kürtlere karşı olmadığını savunan Öcalan ve bu yolun yolcuları, bazı kişileri hedef göstermekle, terörist kişiliklerini başka çevrelere yönlendirmek istiyor. Bilinen gerçek ise, terörle ve yalanlarla bir yerlere gelinemeyeceği, bu dünyada var olunamayacağı…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  249. helin demir said

    PKK’NIN GELİR KAYNAKLARINA DARBE
    Yıllardır verilen aktif mücadele ile marjinalleşen terör örgütü PKK, varlığını sürdürebilmek için sözde barış söylemleri arkasına sığınarak faaliyetlerini siyasi arenaya kaydırma aldatmacası içindedir. Sadece Türk insanına değil, uyuşturucu ticaretiyle tüm dünyaya zehir saçan bir terör örgütüne karşı bütün ülkelerin üstlerine düşen görevi yerine getirmeleri gerekmektedir. Uluslararası bir sorun olduğu bilinen uyuşturucu kaçakçılığı ve terörle mücadelede başarının sağlanması her türlü art niyetten uzak gerçek manadaki “Uluslararası İşbirliği”ne gidilmesi sonucu gerçekleşecektir.
    Vakit gazetesinin haberine göre PKK’nın tasfiyesi için hazırlanan eylem planının “ekonomik ayağı”nın uygulanmaya konulduğu belirtiliyor. PKK’nın en büyük gelir kaynağı olan uyuşturucu sevkiyatına karşı Ankara’da “Uluslararası Uyuşturucu Merkezi”nin kurulacağı bildiriliyor.
    Türkiye’nin uyuşturucu üretilen ve geçiş yolu üzerinde bulunan 10 ülke ile özel bir anlaşmaya imza attığı, anlaşmanın merkezinde Türkiye’nin bulunduğu, Afganistan, İran ve Pakistan’ın söz konusu anlaşmanın temel tarafları oldukları kaydediliyor.
    PKK’nın mali kaynaklarına ve nüfuz alanlarına yönelik ortak operasyonların, tedbirlerin, her türlü plan ve çalışmanın bu dört ülkenin sıkı işbirliği ile gerçekleştirileceği, ilk defa PKK ve uyuşturucuyla mücadele konusunda Avrupa, ABD ve Rusya dışında bu denli kapsamlı ve doğrudan adımların atılmış olacağı vurgulanıyor.
    Türkiye’nin uyuşturucu üretimi ve ticaretinde “altın hilal” olarak adlandırılan Afganistan, Pakistan, İran bölgesine yönelik kurulan gizli gözün merkezi olduğuna, Türkiye’nin organizasyonuyla Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Kaçakçılık ve Gümrük Suçları Veri Bankası’nın kurulmasına ilişkin sözleşme imzalandığına, böylece Afganistan, Pakistan ve İran’ın da aralarında bulunduğu 10 ülke ile uyuşturucuyla mücadele için ortak merkez oluşturulacağına işaret ediliyor.
    Operasyon birimini Türkiye’nin kuracağına, merkezinin Ankara’da olacağına, merkezin diğer üyelerinin Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Türkmenistan ve Özbekistan’dan oluştuğuna, TBMM’nin de onayını alan uluslararası sözleşmenin Cumhurbaşkanı’nın onayıyla birlikte resmen hayata geçeceğine dikkat çekiliyor.
    Anlaşma çerçevesinde uyuşturucu trafiğinin yoğun olduğu bir coğrafyada yer alan üye ülkelerin tamamının Ankara’daki merkezden koordine edilen eş zamanlı ortak operasyonlar gerçekleştireceği, uyuşturucu ve psikotrop maddelerle ilgili kişiler, eşyalar, olaylar, araçlar ve kaçakçılık yöntemleriyle ilgili bilgilerin veri bankasında toplanacağı, bir ülkeden alınan bilgilerin o ülkenin rızasıyla uluslar arası veya bölgesel kurumlara verilebileceği belirtiliyor.
    Veri bankasının arşivinin “gizli bilgi” nitelikli sayılabileceği ve beş yıl süreyle saklı tutulacağı, merkezdeki verilerin koruma seviyesinin Avrupa Konseyi’nin belirlediği “kişisel verilerin korunması” ilkeleriyle aynı olacağı, bu bilgilerin adli ve idari işlemlerde, delil tutanaklarında, raporlarda, ifadelerde ve davalarda kullanılabileceği, merkezin teknik donanım ve yazılım masraflarını Türkiye’nin karşılayacağı bildiriliyor.
    Anlaşmanın en az 10 yıl uygulanacağı, çalışma sonunda PKK’nın en büyük gelir kaynağının elinden alınmış olacağı, böylece hem Kandil’deki hem de Avrupa’daki teröristlerin finansmanı sıkıntıya gireceğinden, örgütün çözülme sürecinin hızlandırılacağı vurgulanıyor.
    Ankara’da kurulacak olan “Uluslararası Uyuşturucu Merkezi”nin yanı sıra Avrupa kamuoyunun, sağduyulu siyasi çevreler ile terörizm ve uyuşturucuyla mücadele veren sivil toplum kuruluşlarının da uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele konusunda gerekli tavrı sergilemesi beklenirken, bu tutumun aynı zamanda terörle savaşım yönünden de önemli katkılar sunacağı ve dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi çabalarına destek vereceği değerlendiriliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  250. helin demir said

    ETNİK KİMLİK İNŞASI ÇÖZÜM OLAMAZ
    DTP yöneticilerinin hemen hemen tümü, Öcalan’a ‘Sayın’ diyerek serbest bırakılmasını isterken, anayasanın değiştirilerek Türk ve Kürtlerin bu devletin sahibi olduklarının tescil edilmesini, yerel yönetim yasasının değiştirilerek belediyelere daha fazla yetki verilmesini dillendiriyor. DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk ise, Londra’da Büyük Kürdistan haritası önünde konuşarak, “’Türk hükümet ve devleti eğer Kürt sorununu çözmek konusunda ciddi ve samimi ise öncelikle Sayın Öcalan’ı muhatap almalıdır” şeklinde değerlendirme yapıyor. Bütün bunlar her gün duyduğumuz “etnik kimlik” söylemlerinden bazılarını oluşturuyor.
    Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk, 24 Nisan 2009 tarihinde Radikal gazetesinde yayınlanan yazısında, Güneydoğu’da çözümün mümkün olduğunu belirtiyor. Ancak etnik kimliğe vurgu yapan DTP’nin “demokratik çözüm” adını verdiği etnik çözümün, çözüm olamayacağını düşünüyor. Etnik kimliğe ne kadar vurgu yapılırsa temel hak ve özgürlüklerin o kadar zayıflayacağı, çoğunluktan, insan onuruna saygıdan, dolayısıyla demokrasiden o kadar uzaklaşılacağını vurguluyor.
    29 Mart’ta yapılan son belediye seçimlerinin bazı Güneydoğu illerimizde alınan sonuçlarına biraz yakından bakınca DTP’nin ilk bakışta bu bölgemizde ilerleme kaydettiğini hemen görmekle birlikte, bu parti sözcülerinin kamuoylarını inandırmak istedikleri gibi seçim sonuçlarının, adıgeçen partinin Güneydoğu’yu hakimiyeti altına aldığı iddialarını doğrulamadığı ortaya çıkıyor. Çoğunluğunu DTP’nin kazandığı illerde iktidar partisinin de güçlü bir şekilde mevcut olduğu, hatta oylarını arttırdığı dikkat çekerken, DTP’nin Güneydoğu’yu silip süpürdüğü iddialarını boşa çıkarıyor. DTP’nin İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Mersin dahil tüm Türkiye çapında aldığı oyların tamamının 2 milyon 200 binden ibaret olduğu göz önünde bulundurulduğunda DTP’nin Türkiye’deki tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı temsil ettiği savının da inandırıcılıktan yoksun kaldığı söylenebiliyor.
    DTP’nin Kürtlerin tamamı adına konuşamayacağı açıkça belli. Kürt sorununun çözümü için Demokratik Cumhuriyet, eylemsizlik ve diyalog gibi söylemleri kullanıyor. En basit anlatımıyla Anayasada etnik temele dayalı değişiklikler yapılması için kendileriyle müzakere açılmasını ima ederek, Kürt sorununa egemenlik paylaşımı temelinde bir çözüm öneriyor. Ülkedeki Kürt kökenli yurttaşlarımızın ezici bir çoğunluğunun isteklerini yansıtmayan bu radikal taleplerin çoğulcu bir demokraside hangi nedenle mutlaka kabul edilmesi gerektiği ise açıkça anlaşılmıyor. Bu durumda DTP’nin de öteki tüm siyasi partiler gibi çok partili parlamenter bir demokraside siyaset yapıldığını kabul etmesi ve seçim sonuçlarına razı olması gerekiyor.
    Parlamenter demokraside radikal görüşlerin ifade edilmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ama bugün Türkiye’de radikal görüşleri ifade etmek için parlamento yolu açıkken, DTP’nin bir yandan demokrasi söylemini dilinden düşürmeyip, diğer yandan radikal taleplerini şehirlerde çocukları da öne süren taşlı sopalı gösterilere başvurarak bu düşünceleri paylaşmayan çoğunluğa şiddet yoluyla dayatması kimsenin gözünden kaçmayan bir çelişki oluşturuyor.
    DTP, sorunun çözümü için bazı öneriler getiriyor fakat getirdiği bu önerilere bizzat Kürt kökenli vatandaşlardan yeterli destek sağlayamıyor. DTP, başarısızlığını gerginlik ve kutuplaşma stratejileriyle telafi etme yanlışlığına düşerken, terör örgütü de toplumun hassasiyetlerini DTP üzerinde yoğunlaştırarak içeride ve dışarıda yalnızlıktan kurtulma hedefini güdüyor.
    Sonuç olarak yıllardan beri terör örgütünün baskılarından yorgun düşen yöre halkı, alternatif kimlik öneren çeşitli adlardaki siyasi partilerin yönetimlerini, dayatmalarını artık istemiyor. Çözüm, karşılıklı netlik, samimiyet, güven ve dostluktan geçiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  251. helin demir said

    FRANSA’DAN PKK’YA AÇIK DESTEK

    Dünyada yaşanan değişim sürecini takip etmek, gereken tedbirleri almak, her ülkenin en başta gelen sorumluluğudur. Dünya barışını tehdit eden unsurlara ve faaliyetlere karşı ülkelerin ve uluslararası örgütlerin el ele vermesi en etkili yol olacaktır.
    Avrupa Birliği tarafından terörist örgütler listesine dahil edilen PKK’ya, maalesef bazı ülkeler tarafından hala geniş çaplı destek veriliyor. Zaman gazetesinin haberine göre Fransız Senatosu’nda yapılan Kürt konferansının bölücü örgütün propagandasına sahne olduğu belirtiliyor.
    Fransız Senatör Isabella Pasquet’in himayesinde düzenlenen “Kürt sorununun çözümüne acil siyasi çözüm” başlıklı toplantıya katılan DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, terör örgütü PKK’yı, “Kürtlerin bir direniş ve başkaldırı hareketi” olarak tanıttı. Türkiye ve Avrupa’dan çok sayıda kişinin katıldığı konferansın ardından yayınlanan sonuç bildirgesinde ise, PKK’nın Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması ve “silahlı siyasi direniş hareketi” olarak tanınması talep edildi.
    Konuşmasında; “29. İsyan diye ifade edilen PKK’nın, Kürtlerin yok sayıldığı, bir siyasetten sonra ortaya çıktığını” iddia eden Sebahat Tuncel, PKK’yı Kürtlerin “bir direniş ve başkaldırı durumu” şeklinde değerlendirdiklerini söyledi. Sebahat Tuncel, PKK’nın kendileri için “Kürt sorununun çözümü ya da Kürtlerin hakları konusunda mücadele eden ve silahlı yöntemi benimsemiş bir örgüt” olduğunu savundu.
    Fransa’nın da üyesi olduğu AB’nin PKK ile arasına mesafe koyması konusunda DTP’ye uzun süreden beri çağrıda bulunduğu, Türkiye’nin Paris Büyükelçisi aracılığıyla, Ahmet Kaya Kültür Merkezi, Kürdistan Bilgi Merkezi ve Fransa Komünist Partisi tarafından düzenlenen konferansın engellenmesi için Fransız Senatosu nezdinde girişimlerde bulunduğu, fakat bir sonuç alınamadığı öğrenildi.
    PKK’yı resmen terör örgütü olarak tanıması, geçtiğimiz haftalarda Paris Mahkemesi’nin bazı PKK sempatizanlarını ilk kez terör suçundan mahkum etmesi gibi PKK’ya yönelik kararlı tavırlarıyla tanınan Fransa’nın, PKK’nın kuklası durumunda olan DTP’nin bu tür bölücü söylemlerine izin vermesi, teröre karşı uluslar arası işbirliğinin gündemde olduğu bir ortama gölge düşürüyor. Karşılıklı anlayış ve iyi niyet çabalarının terörizmin önlenmesinde ön planda tutulduğu düşünüldüğünde, Fransa’nın samimiyetten uzak tavrının anlaşılmasının imkansız olduğu, bir gün kolladığı terörün kendisine de dönebileceğini herhalde tasavvur edemediği değerlendiriliyor.
    Helin Demir helindem@mynet.com

  252. helin demir said

    PKK KÜRT KONFERANSINI ÇIKMAZA SOKUYOR
    Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ve özerk yöneticilerin denetiminde düzenleneceği ve Kürtlerin yaşadıkları tüm ülkelerden temsilcilerin katılımlarıyla gerçekleşeceği açıklanan Erbil Kürt Konferansı’nın çıkmaza girdiği kaydediliyor.
    Akşam gazetesinin haberine göre PKK’nın kendi kimliğiyle katılmakta diretmesi ve silah bırakmaya yanaşmamasının Erbil’deki Kürt konferansını tıkadığı, konferansın ikinci kez ertelendiği belirtiliyor.
    Bu ay içerisinde Erbil’de gerçekleştirilmesi beklenen Kürt Konferansı ikinci kez ertelenirken, Suriye, İran, Türkiye, Irak ve diğer bölge ülkelerinde yaşayan Kürtlerin katılması öngörülen konferansın, daha önce de aynı gerekçe ile ertelenmiş olduğu vurgulanıyor.
    Nisan ayında yapılacağı duyurulan, ancak PKK ile yaşanan sorunlar nedeniyle bu aya ertelenen ve ABD Başkanı Barack Obama’nın yeni dönemdeki Ortadoğu açılımı için de büyük önem taşıyan konferansın, Temmuz ya da Ağustos aylarında gerçekleştirilmesi üzerinde çalışıldığı bildiriliyor.
    Konferansın sürekli ertelenmesinin en önemli nedeni, PKK’nın silah bırakmaya ‘evet’ dememesi. Bunun yanı sıra PKK’nın, konferansa kendi açık kimliği ile katılmak istediği ve ‘PKK adının temsil edilmediği bir konferanstan çıkacak ‘silahlı mücadeleye son’ kararına uymayacağını’ bildirdiğine işaret ediliyor.
    Öte yandan Türkiye’nin konferansa katılımının, şimdilik sadece gözlemci düzeyinde düşünüldüğü ifade ediliyor. Daha önce Ankara’yı temsil etmek üzere Musul Başkonsolosu Hüseyin Avni Botsalı’nın ismi üzerinde karar kılındığı, toplantıya PKK adına ise terör örgütünün Irak’taki siyasi kanadı, Demokratik Çözüm Partisi’nin katılmasının öngörüldüğü belirtiliyor. Suriye, İran, Türkiye, Irak ve Avrupa’da yaşayan Kürt liderlerin katılacağı konferansta tüm Kürt örgütlerine ‘silahlı mücadeleyi bırak’ çağrısının yapılması bekleniyor.
    Her gün yaptığı açıklamalarla Kürt sorununun demokratik çözümünden yana olduğunu savunan PKK, nedense bir türlü olumlu adım atamıyor. Silahlı mücadelenin çağın çok gerisinde kaldığını bildiği halde şiddetten yana tavır alması, aslında çözüm yerine çözümsüzlük getiriyor. Sudan bahanelerle demokrasiyi tıkamak yerine gözle görünür adımlar atması, en çıkar yol olarak görünüyor.
    Helin Demir helindem@mynet.com

  253. helin demir said

    DTP PKK’DAN KOPAMIYOR

    Amaçlarını Kürt siyasetini genişletmek ve Türkiye sathına yaymak şeklinde özetleyen DTP’liler, kendilerini bağımsız olarak nitelendirse ve DTP’nin geçmişte kurulan partilerden farklı olduğunu iddia etseler bile terör örgütü PKK ile aralarına mesafe koyamayarak inandırıcılıklarını yitiriyorlar.
    DTP’nin tüzüğünde Abdullah Öcalan’ın “Bir Halkı Savunmak” ve “Özgür İnsan Savunması” adlı kitaplarıyla cezaevindeki görüşmelerinden alınan notlardan alıntılar yer alırken, DTP’nin isminin, ambleminin ve ilkelerinin de Öcalan tarafından belirlendiği söyleniyor. İl ve ilçelerdeki DTP Temsilciliklerinde bile yönetici kadronun Öcalan’ın avukatlarına talimat verdiği kişilerden seçildiği dikkat çekerken, DTP bürolarının açılışlarında Öcalan’ın posterleri önünde çekilen fotoğraflar, DTP ile PKK arasındaki kutsal bağı tanımlamaya yetiyor da artıyor bile. Çeşitli illerdeki DTP il yöneticilerinin, güvenlik güçleriyle girdikleri silahlı çatışmalarda ölen PKK’lıların mezarlarına ziyaretler düzenlemeleri, saygı duruşunda bulunarak dualar okumaları, ailelerine giderek taziyede bulunmaları ise kutsal bağı belirleyen örneklerden sadece bazıları.
    Öte yandan PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonlarda DTP’li şahısların da yardım yataklık ya da terör suçu işlediklerinden dolayı gözaltına alındıkları biliniyor. Basın organlarında yer alan haberlerde Konya’da terör örgütü PKK’ya yönelik düzenlenen operasyonda, DTP İl Başkanı Ayfer Almaz ve kızı E.A’nın da aralarında bulunduğu 15 kişinin yakalandığı belirtiliyor. Operasyon kapsamında DTP Konya İl Başkanlığı ile zanlıların evlerinde arama yapıldığı, yakalananların, terör örgütü PKK’nın gençlik yapılanması içerisinde oldukları, bazı şüphelilerin, yönlendirilen kişilerin terör örgütü PKK’nın dağ kadrosuna gönderilmesine yardımcı oldukları bildiriliyor.
    Konya’da ayrıca bazı üniversite öğrencilerine DTP üyeleri tarafından PKK terör örgütünün propagandasının yapıldığı kaydediliyor. Operasyonda gözaltı sayısının artabileceği söylenirken, Konya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin, PKK terör örgütünün propagandasını yaptığı ve üyesi olduğu öne sürülen bir grubun kentte yapılanma içerisinde olduğunu tespit ettiği, Konya merkez ile birlikte İstanbul ve Antalya’da eş zamanlı düzenlenen operasyonda DTP Konya İl Başkanı Ayfer Almaz ile birlikte çoğu Selçuk Üniversitesi öğrencisi 15 kişinin gözaltına alındığı aktarılıyor.
    Bu arada Kürt sorununa barış talep etmek için DTP’lilerce gerçekleştirilen sivil itaatsizlik eylemlerinde Öcalan’a özgürlükten, “Ben de PKK’lıyım” ihbarına kadar geniş bir yelpaze çizen halk kampanyaları düzenlenmesi, molotoflama eylemleri yapılması, açlık grevi uygulamalarında bulunulması, uluslararası kuruluşlara mektuplar gönderilmesi vb eylemlerin de çözümden çok çözümsüzlük getirdiği vurgulanıyor.
    29 Mart yerel seçimlerinde 98 yerleşim alanında belediye başkanlığını kazanan DTP, başarılı olduğunu düşünüyor. Ancak bu başarısını korumak için hiçbir şey yapmadığı gibi hatalarından da ders çıkarmayı istemiyor. Barış söylemlerinin arkasına sığınarak hala bölücü sloganlar atmaya devam ediyor. Aslında DTP ve PKK birbirini kullanıyor ve her ikisi de kendini kandırıyor. Bugüne kadar geldikleri çizgide hüsrandan başka bir tanımlama ne yazık ki yapılamıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  254. Şaban GÜNEY said

    Bilinmeyeni bilir kılanlar. Şıracının şahidi bozacıdır. Linkler, İspatlar; Milliyet, Hürriyet, Gazetevatan. Bu kadar gizliyi ifşa ettiğiniz için sizleri tebrik ediyorum. İzlemeye devam edeceğim.

  255. Çağ Atlamış Türkiye..

    ‘AK Parti döneminde Türkiye her alanda çağ atladı’

    TBMM Başkanvekili ve AK Parti Kahramanmaraş Milletvekili Nevzat Pakdil, vatandaşların AK Parti iktidarının çalışmasından memnun olduğunu belirterek, ”AK Parti iktidarı döneminde Türkiye her alanda çağ atladı” dedi.
    Pakdil, Hatay’ın Erzin ilçesinde partisinin belediye başkan adayı Kasım Şimşek’in Cumhuriyet Meydanı’ndaki seçim bürosunu ziyaret ederek, partililerle bir araya geldi.
    Hükümetin son 20 yılda yapılamayanı yaptığını, özellikle sağlık ve eğitim alanında önemli reformları uygulamaya koyduklarını bildiren Nevzat Pakdil, tarımda desteklemenin arttığını da belirterek şöyle dedi:
    ”AK Parti iktidarı döneminde Türkiye her alanda çağ atladı. Bu yükselişin ve hizmetin devam etmesi için vatandaşların 29 Mart Pazar günü yapılacak mahalli idareler seçiminde yine oylarını AK Parti’ye vermesi gerekiyor. Köyler altın yılını yaşadı. Yolu, elektriği bulunmayan köy kalmadı. İçerde ve dışarda ülkemizin itibarı yükseldi. Büyük yabancı yatırımcılar tercihlerini Türkiye’den yana kullanıyorlar.”

    Allah Sizi ve Sizin Gibileri Başımızdan eksik etmesin Nevzat..
    Demir ve Bronz yıllarını Yaşamış Olduğuna kahrediyor İnsan.
    Neredeydiniz bu zamana kadar be kardeşim,biz kör Millet,sizi daha önce nasılda fark edememişiz,köylüler altın yılını yaşadı,ve halada yaşıyorlar,hatta altın’a sıçıyorlar.Nerede On sene önceki Türkiye,nerede şimdiki?!
    Teknoloji desen öyle,baksana,her baba yiğidin harcımı, Bir dağın tepesine üç günde ulaşamamak.Dağ’da dağ olsa hani.. Avusturya Alpleri gibi falan olsa, Ülkede insan kalmazdı mazallah..
    Efendim Kriz Masası Oluşturduk diyor Sn. Erdoğan.
    Ee ne oldu O Masada,Krizmi geçirdiniz,hala ses yok.
    Helikopterden inleyerek sesler geliyor,
    Şarjım bitmek üzere daha bulamadınızmı yerimizi? diyor zavallı gazeteci.
    Şok altında olduğu belli,Türkiyede olduğunu hatırlamıyor..
    Dur bakalım orda, ne o öyle,daha bulamadınızmı falan filan,kriz Masası oluşturduk dedik ya ,bekle..
    Karşıdaki 112 acil öldürme ekibi elemanı, Telefonu kapatmayın beyefendi yerinizi tespit edememeye çalışıyoruz..
    Yahu şu ergenekon için telefon dinleme teknik ekibini arasana kardeşim ,
    haa.. numarasını bilmiyorsun ,
    Ozaman at iktitar aleyhine birkaç kelime,belki takılırsın elektronik dinleme ve yer tespit etme cihazına , çok çok biraz Silivride yatarsın ama,hayatta kalma ihtimalin kesin olurdu.
    Onuda akıl edemedin?!
    Tabi o şokta kimin aklına gelir.
    Korucu Selim Işık, kazadan hemen sonra ,enkazın yeri hakkında ihbarda bulunduk diyor.
    Kardeşim devletin okadar imkanı varken bulamıyorda, sen kim oluyorsun? hemen bulmuşmuş, şurada seçime birkaç gün var, millete rezilmi edicen bizi.
    Bulursak biz buluruz, ama er, ama geç..
    Geç bunları hadi işine.
    Kriz masasından bir haber varmı?!
    ……….Iıh.
    Üzerinde çalışılıyor hehalde..
    Baktılarki Olacak gibi değil ,yöreyi avucunun içi gibi bilen 17 kişi,Sıçtırmayın masanıza deyip 4 saatte elleriyle koymuş gibi buluyorlar düşen Helikopteri..
    Koordinat falan filan yok..
    Kriz masasından hala bir şey?!
    …………….!
    Ölenlere Allah’tan Rahmet, ailelerine sabır diliyorum..

    Yukarda Nevzat Pakdil’in dediği doğru çıktı Köylüler Altın çağını yaşıyorlar, yalnız mahsur kaldıkları dağ köylerinde,acil hasta falan olmamaları gerekiyor.

    On yıl önce Türkiye neredeydi, Şimdiki duruma bakın neredeyiz,
    Neredesiniz be kardeşim?
    Tipi bastırıyor, hava dondurucu…….
    Eyyy.. halkım onun için oylarınızı bizee, falan, filan,feşman cart ,curt……..
    Nekadar aciz ve hazin bir durumda olduğumuzu bütün Dünyaya tescil ettirdikmi ?
    Evet.. Ama bu 6 Can’a mal oldu,ve dahada olacak, bu dünde böyleydi,yarında hiç değişmeyecek .
    Önemli olan kafaların içinin değişmiş olması..
    Ne kadar değişmiş Seçimlerde göreceğiz.
    Ben bir şey göreceğimizi zannetmiyorum ya neyse..

    Yazımı,Kriz Masası bağlıntılı bir fıkra ile bitirmek istiyorum.
    Hoşçakalın
    M.Öztürk

    Fizikçi, matematikçi, kimyacı, jeolog ve antropolog’dan oluşan bir heyet, araştırma yapmak için araziye çıkar. Aniden yağmur bastırınca, yakındaki bir köy evine sığınırlar. Köylü sıcak bir çay ikram etmek için biraz yanlarından ayrılır.

    Hepsinin dikkatini, yerden 1 metre kadar yukarıya, taşların üzerine yükseltilerek kurulmuş soba çeker. Aralarında sobanın neden böyle yükseğe kurulmuş olduğuna ilişkin bir tartışma başlar…

    Kimyacı, “Adam sobayı yükselterek aktivasyon enerjisini düşürmüş. Böylece sobayı daha kolay yakmayı amaçlamış” diye söze başlar.

    Fizikçi, “Sobayı yükselterek, konveksiyon yoluyla odanın daha kısa sürede ısınması sağlamak istemiş olmalı” diye itiraz eder.

    Jeolog, “Burası tektonik olarak çok hareketli bir bölge. Bence, deprem anında sobanın taşların üzerine yıkılmasını sağlayarak, yangın ihtimalini azaltmış ” diye fikir yürütür.

    Matematikçi, “Ne alâkası var? Sobayı odanın geometrik merkezine kurup, odanın dengeli bir şekilde ısınmasını temin etmiş” diyerek tartışmaya katılırmış.

    Antropolog ise, “Bu ilkel zamanlarda görülen ateşe tapmanın bilinç altı bir yansıması; soba ondan yukarıda ” diye kestirip atar.

    Hangi iddianın doğru olduğunu anlamak için, köylü gelir gelmez, sobanın neden yükseltilmiş olduğunu sorarlar.

    Cevap, tahminlerinden çok daha basittir:
    “Boru yetmedi beyim”…..

  256. helin demir said

    KARAYILAN’DAN KARA İTİRAFLAR
    Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra terör örgütü PKK’nın başına geçen Murat Karayılan, PKK’nın Kandil dağındaki kamplarından yaptığı ve Milliyet gazetesinde yayınlanan açıklamasında, “Silahlı mücadele ve kan dökülmesi geride kalmalıdır” diyerek, “Barış olmasını ümit ediyoruz. Kaçırılmaması gereken bir fırsatın eşiğindeyiz” değerlendirmesini yapmıştı.
    Karayılan, “PKK artık ayrılığı savunmamaktadır. Biz Kürtlerin eşit haklara sahip özgür vatandaşlar olarak Türkiye Cumhuriyeti içinde yaşamasını istiyoruz. Bu bir taktik değildir. Tek isteğimiz Kürtlerin kültürlerinin gereğini özgürce yerine getirebilmesidir. İstedikleri an Türk makamlarıyla görüşmeye hazırız” şeklindeki ılımlı mesajların ardından Londra’da yayınlanan “Şark-Ül Avsat” adlı gazeteye de bu kez tamamen farklı açıklamalarda bulundu. Karayılan, kendilerinin Kandil dağlarında olmasından dolayı Türkiye’nin Kuzey Irak’taki yerel Kürt hükümetinin kurulmasına izin verdiğini öne sürerken, İmralı’da Cezaevi’nde bulunan Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması durumunda bile silah bırakmayacaklarını söyledi.
    Bugün gazetesinin haberine göre, “Şark-Ül Avsat” gazetesine konuşan Karayılan, Amerikan yönetiminin Irak’ta İran’a karşı Türkiye’yi desteklediğini ve bu şekilde İran’ın bu ülkede söz sahibi olmasının önüne geçmeye çalıştığını iddia etti. Uzun röportajında sürekli Türkiye’yi suçlayan ve soykırım yapmakla itham eden Karayılan, tüm bunlara rağmen şu anda her zamankinden daha güçlü olduklarını öne sürdü. 2007’de ABD ve İsrail’in istihbarat desteğiyle kendilerine yönelik başlatılan operasyonlardan zaferle çıktıklarını iddia eden Karayılan, ikinci zaferlerinin ise, 29 Mart yerel seçimleri olduğunu belirtti.
    DTP ile aralarında bir tür bağlantı olduğunu açıklayan Karayılan, PKK’nın silahlı, DTP’nin ise siyasi bir parti olduğunu kaydederek, son günlerde demeç verdiği İtalyan Televizyonu ve Fransız Le Monde gazetesine de Kürt halkının içinde bulunduğu durumu anlattı. Kürtlerin, Arapların, İranlıların, Ermenilerin, Asurilerin bölgenin asli unsurları olduğunu, Türklerin ise bin yıl önce bölgeye geldiklerini anlatan Karayılan, Ortadoğu’nun AB benzeri bir yapıya kavuşması durumunda Kürtlerin temel haklarını elde edebileceklerini vurguladı.
    Kürtçe televizyon ve Kürtçe isimlerin yeniden Kürt köylerine verilmesiyle ilgili elde edilen hakların kendi sayelerinde olduğunu iddia eden Karayılan, buna rağmen tüm gelişmelerin birer makyajdan ibaret olduğuna dikkat çekti.
    Üniversite yıllarında Kürtlerin farklı bir millet olduklarını keşfettiklerini, bunu ilk fark edenin ise Öcalan olduğunu öne süren Murat Karayılan, Öcalan’ın 1971 yılında üniversitede okurken Türk tarihi ve Türklerin kökeniyle ilgili konuşan hocaya karşı ayağa kalkarak, “Türkler ve Türkiye’den başka Kürt ve Kürdistan’ın da olduğunu” haykırdığına, bunun sınıfta buz etkisi yaptığına işaret etti.
    Yunanistan, Suriye, Ermenistan ve İran gibi ülkelerden yardım aldıkları yönündeki iddiaları reddeden Karayılan, sadece bir dönem Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’dan o ülkede kalmak için yardım aldıklarını, Esad’ın Kürt ve Arap halkları arasında bir köprü oluşturduğunu, ancak daha sonra bazı güçlerin bu ilişkiyi sabote ettiğini de anlattı. Karayılan, 1991 yılına kadar silahlı direniş yaptıklarını, o yıldan itibaren mücadelelerini politik alanda sürdürdüklerini, 7-8 bin savaşçılarının ise sadece savunma amaçlı olarak dağlarda kaldıklarını öne sürdü.

    Türkiye’den topyekün bir saldırı olup olmayacağının önümüzdeki ay belli olacağını öne süren Karayılan, bunun da Türkiye’de devam eden tartışmalardan sonra netleşeceğini belirterek, Türkiye’nin kendilerine yönelik kimyasal silah kullandığı yönündeki iddialarla ilgili şu ana kadar ellerinde bir bilgi olmadığını söyledi.
    Cemil Bayık’la aralarında ihtilaflar olduğu yönündeki iddiaların uydurma olduğunu ileri süren Karayılan, Öcalan’ın bırakılmasıyla direnişlerinin tamamen bitmeyeceğini, beraberinde geniş çaplı düzenlemelerin yapılması gerektiğini kaydetti.
    Kürt sorununun çözümü için olumlu söylemlerden bahseden Karayılan ve arkasındaki PKK’nın, aslında hiç de Hasan Cemal’e verdiği beyanatlardaki gibi samimi olmadığı bir kez daha ortaya çıkmış oldu. PKK’nın her zamanki tavrında bir değişikliğin olmadığı, şiddet sever yanının sürdüğü yine kanıtlandı. Ve yine PKK’nın, savunduğunu iddia ettiği Kürtler için hiçbir şey yapmadığı, en çok onlara zarar verdiği belgelenmiş oldu.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  257. helin demir said

    PKK’NIN AZERBAYCAN’A ÖZEL İLGİSİ
    Faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde destekleyen, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik eden Danimarka’dan yayın yapan ROJ TV’nin yayın hayatıyla ilgili gelişmeler karmaşık bir seyir halinde devam ediyor.
    Tirajı günde 11.000 olan ve Bakü’de yayınlanan muhalefet yanlısı “Yeni Müsavat” gazetesinin” 22 Mayıs 2009 tarihli sayısında “Senan Seyidbeyli” imzasıyla yayınlanan bir haberde; Alman Federal İdare Mahkemesi’nin PKK’ya ait ROJ TV’ye konulan yayın yasağını geçici olarak kaldırdığından bahsediliyor. Leipzig Mahkemesi’nin televizyon yönetiminin konuyla ilgili iki şikayetini incelediği ve mahkeme sona erinceye kadar ROJ TV’nin faaliyetini sürdüreceği bildiriliyor. Mahkemenin ne zaman başlayacağının ise belli olmadığı belirtiliyor.
    Merkezi Danimarka’da olan ve 78 ülkede yayınlanan söz konusu televizyonun Ankara ile Kopenhag arasında gerginliğe neden olduğunu, o dönemde yayının Türkiye’nin isteği ile durdurulmasına rağmen Danimarka’nın bunu teknik nedenlerle ilişkilendirdiğini, ancak konuyla ilgili herhangi bir resmi açıklamada bulunulmadığını, ROJ TV’nin kurucusu ve PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Abdülkadir Dilsiz’in Antalya’da evinde yakalandığını hatırlatmakta yarar olduğu, kaydediliyor.
    Çok sayıda sahte kimlik ve pasaport kullanan Dilsiz’in Azerbaycan’a da geldiği, birkaç yabancı dil bilen ve internet yayıncılığı uzmanı olarak bilinen anılanın Azerbaycan’da internet üzerinden ROJ TV’ye çıkmak üzere bazı kişilere uzmanlık eğitimi verdiği vurgulanıyor. Ayrıca Kürtçe bilmeyen örgüt üyeleri ile serbest bir şekilde irtibat kurmak için özel bir program hazırlayarak onun kullanılması yollarını öğrettiğine dikkat çekiliyor. Dilsiz’in öğrencileri arasında Bakü Devlet Üniversitesi’nin iki öğrencisinin de olduğuna, söz konusu öğrencilere ROJ TV için Azerbaycan’da röportajlar hazırlama talimatı verildiğine işaret ediliyor.
    Bu arada Paris’te PKK’ya ait “Kürt -1 TV”nin de faaliyete başladığı, bahse konu televizyona “PKK’nın kasası” olarak adlandırılan ve Paris mahkemesinin şehirden ayrılmaması için koyduğu yasağa rağmen Viyana’ya, oradan da Irak’ın kuzeyindeki Erbil şehrine kaçmayı başaran Rıza Altun’un başkanlık yapacağı, PKK sempatizanı olarak bilinen Diplomat gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tahir Süleyman’ın, Altun’un iki kez Azerbaycan’a geldiğini ve Kürtçe yayınlanan gazetelerle ilgilendiğini söylediği bildiriliyor. Kürtçe yayınlanan gazetelerin sayısının arttırılmasının önemli olduğunu söyleyen Altun’un aynı zamanda “Kürt 1-TV” ve ROJ TV’nin Azerbaycan temsilciliklerinin oluşturulması gerektiğini vurguladığı aktarılıyor.
    Demokrasi dururken şiddetin açtığı yoldan belirsiz bir geleceğe uzanmayı tercih eden ve giderek yalnızlaşan PKK’yı terörist örgüt olarak kabul eden tüm dünya ülkeleri, Türkiye’nin bu konudaki mücadelesini meşru görmekte ve desteklemektedirler. Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinden yana olan ülkeler, PKK’ya asla taviz vermedikleri gibi, her geçen gün daha da ciddi önlemler almaya yönelmektedir.
    Teröre karşı uluslararası işbirliğinin öneminin her geçen gün artış gösterdiği günümüzde, tarihten bugüne yakın dost olarak kabullendiğimiz Azerbaycan’dan beklenen, terör örgütünün faaliyetleri konusunda gerekli önlemleri alması ve Türkiye’nin teröre karşı haklı mücadelesinde destek olmasıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  258. helin demir said

    BU NASIL BARIŞ?
    Bir taraftan “silahlar sussun” deyip diğer taraftan dağa bayıra mayın döşeyip gencecik fidanları yok etmek ne anlama geliyor? Ne vicdan ne insanlık denilen şey kalbinde bulunmayan PKK ne zaman Kürtlere hayırlı bir adım atılsa hemen ilk çelmeyi takıyor. Daha önce Kürt dilini öğreten kursları da PKK’nın kapattırdığı, Şeş TV’ye çıkanları hain ilan ettiği, Abdullah Öcalan zehirlendi yalanını uydurarak Kürtleri nasıl da provoke ettiği biliniyor. Özgürlük özgürlük diye bağırıyor, insan haklarının en geniş olduğu günümüzde dahi tehdit savurmaktan da geri kalmıyor.
    Murat Karayılan, Kürt sorununun çözümü için gazetecilere olumlu beyanatlar veriyor, sonra da silah bırakmayacaklarını, böyle bir şeyin söz konusu bile olmadığını belirtiyor. Şimdi de eylemsizlik kararının 15 Temmuz’a kadar uzatıldığı, operasyonların kesilmesi halinde bu kararın 1 Eylül’e kadar bile uzayacağı açıklaması yapılıyor. Ahmet Altan’a göre PKK’nın barış stratejisi varsa, bu barış sürecini ordunun operasyonları durdurması şartına bağlamaması, PKK’nın kendisi barış için inisiyatif kullansaydı da, o mayınlı tuzakları kurmaması gerekiyor.
    Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Orhan Bursalı, PKK’nın siyasi hedeflerine ulaşmış göründüğünü vurguluyor. DTP’nin, 29 Mart seçimlerinden dördüncü parti çıkarak PKK’nın siyasi kolu-temsilcisi gibi çalıştığını, Kürtlerin büyük kesiminin de “ayrılıktan” yana olmadığını açıklıyor. Bütün bunlar aslında PKK için yolun sonunun geldiğini gösteriyor. Peki süren terör ve cinayetler neyi ifade ediyor? Bir an önce anlaşmaya zorlamak için mi silahtan vazgeçmiyor? Silahları tamamen bırakmadığı sürece çözüm de uzaklaşıyor, hatta imkansızlaşıyor.
    Geçtiğimiz aylarda Erbil’de düzenlenecek olan Kürt Konferansının da PKK’nın kendi kimliğiyle katılmakta ısrar etmesi ve silah bırakmaya yanaşmaması nedeniyle sürekli çıkmaza girdiği ve ertelendiği biliniyor. PKK aslında her alandaki tavırlarıyla çözümün önünü tıkıyor.
    Öncelikle Kürtlerin PKK’nın gerçek yüzünü görmesi, dağların masum olmadığını bilmesi ve bunların büyük bir rant peşinde olduklarını anlaması gerekiyor. Tabi Kürt aydınlarının da Kürtlerin haklarının arkasında durarak PKK ve terörüne karşı koymaları bekleniyor.
    Bu arada DTP’ye de çözüm konusunda çok iş düşüyor. DTP’nin siyasetin değil, şiddetin diliyle konuşması, PKK’nın şehir kanadı KCK’ya yönelik operasyonlarda bazı DTP’lilerin de gözaltına alınmasının ardından parti yöneticilerinin tehdide varan açıklamalar yapması, aydınların tepkisini çekerken, ortamdaki gül kokusunu çürütüyor. Bazen öyle sözler sarf ediliyor ki, DTP ile PKK’yı birbirinden ayırmak güçleşiyor. Nedense herhangi birine yönelik eylem diğerini rahatsız ediyor. DTP, bu ülkedeki her kesim gibi terörden rahatsız ise, PKK’yı neden kolluyor? Ya da PKK, eylemsizlik kararı aldıysa, neden bu kararını gerçekleştirmek için DTP’yi kullanıyor?
    Ortada bir samimiyetsizlik havası estiği hissediliyor. Kürtlerin hakları diye tabir edilen her şeyin mevcut olduğu bir Türkiye’de, bu anlamsız şiddetin neden sürdüğü anlaşılamıyor. Üniversitelerde Kürt dili bölümleri açılıyor, Kürtçe kanal yayın yapıyor, Kürt dili her yerde özgürce konuşuluyor, Kürtçe yayınlar her geçen gün artarak yayılıyor vb ama PKK ve DTP bir türlü mutlu olamıyor.
    25 yıldır Türkiye’nin başına bela olan terörün artık bitmesi gerekiyor. Ortam bu kadar olumluyken PKK’nın hala can almaya devam ettiğini gördükçe insanın “Bu nasıl barış?” diye sorası geliyor. Evlatlarını cepheye yollayan ana babaların, bir oğlu dağda diğeri askerde olan yüreklerin yanmaması için, yıllardır beraber yaşamış Kürtlerin ve Türklerin elele vererek çözüme koşması bekleniyor. Türkiye terör istemiyor, kan ve gözyaşı dolu günlere dönmek istemiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  259. helin demir said

    PKK KADROLARININ DİKKATİNE!
    PKK’da belli kuralları, yerleşik ilkeleri olan bir teşkilat yönetim anlayışından ziyade şeflik anlayışı egemendir. Yani bilinen ve ayırt edici özelliği olan anlayış budur. Bu anlayış daha çok despot yöneticilerin üslubunda kendisini ifade eder.
    En büyük şef bellidir. Diğerleri yukarıdan aşağıya doğru bu anlayışı taklit etmeye çalışır. Zaman zaman belli bir teşkilat modeli tutturmaya çalışanlar şekilcilikle suçlanırlar.
    Sürekli dağıtan-bozan, tekrar yapan, tekrar bozan bir tarzda yönetim işi sürdüğünden, diğerleri yönetim biçimini taklit ettiklerinde yine kuralsız olarak ilan edilirler.
    PKK’da üst yönetim, sert, tavizsiz, dediğim dedik biçimde boy gösterir. “Bir tek doğru vardır o da benim anlayışım” şeklinde hareket eder. Ama alta doğru her yönetici bunu taklit etmeye çalışınca yaratıcı olmamakla, taklitçilikle ve dogmatik olmakla suçlanır.
    Koşullara göre inisiyatif geliştiren, koşullara göre bir yönetim faaliyeti içine girenler de parti politikasını, taktiğini ve yönetim modelini saptırmaktan cezalandırılırlar.
    İşte bu nedenle hiçbir örgüt mensubu yönetim konusunda en doğru modelin ne olduğunu öğrenememiştir. En doğru yöneticilik sergilenememiştir.
    Bir tek ölenler en doğru şeyi yapmışlardır. Övgüye layık olanlar, ölenler olmuştur. Ölümden başka hiçbir şeye pirim verilmemiştir.
    Örgüt, temin ettiği, ayarttığı elemanlarını kullanırken onlara yaklaşımı “timsah gözyaşları” tarzındadır.
    Örgüt yönetimi kadro militanlarına yaklaşımda bir tek mantığa pirim verir. “Ben bir adamın ölüsünden, dirisinden ama en çok ölüsünden ne kadar faydalanabilirim?”
    Örgüt, biraz fazla yaşayan her kadrosuna kuşku ile bakar. Bunların yüzde doksanını mutlaka imha eder.
    Temin edilecek, ayartılacak, düşürülecek kişinin yapısına, yaşadığı ortama ve o alandaki PKK gücünün durumuna göre hareket edilir. Ya tehditvari bir tarzda çekilir ya da bir çıkmaza sokulup adeta rehin alınır. Ya toz pembe bir ortam vaat edilir, ya da onun bazı zaafları kullanılır. Tabi ki bu arada bol bol Kürtçülük propagandası yapılır. Devrimcilikten, önderlikten, gerillacılıktan, komutanlıktan bahsedilir.
    PKK içerisinde sürekli erozyondan dolayı tecrübeli ve yetişmiş eleman sayısı fazla değildir. Daha çok öldürmek, eylem yapmak için, çetin dağ koşullarında yaşayabilecek türden elemanlar mevcuttur. Bunların da bir kısmı teslim olur ya da çatışmalarda ölür. Daha çoğunu da örgüt öldürür. “Karşı çıkıyorlardı. Tasfiye edeceklerdi…” gibi sözlerle insanlar imha edilir. Oysa ki bütün bu sözler yalandır!
    PKK kadroları sürekli suçlanır. Suçlamaların hangi kıstasa göre yapıldığı, ne istenildiği, modelinin ne olduğu belli değildir. “Niçin öldürmedin?” ya da “Niçin öldürdün?” diye çeşitli suçlamalara maruz kalınır.
    Sonuç olarak nasıl yorumlanırsa yorumlansın ama kandırılan ve kamplara eğitim amacıyla götürülen elemanlardan yüzde kaçı kampta bir müddet kaldıktan sonra iradeleriyle baş başa bırakılsalar orada kalmaya devam eder? Yine kampta kalacak olanlardan yüzde kaçı Türkiye’deki faaliyet alanlarına döndüklerinde faaliyetlerine devam ederler? Ayrıca her şeye rağmen faaliyet alanlarında bir yıl kaldıktan sonra işlemiş oldukları cinayetler olmasa yüzde kaçı örgütte kalma kararı alır? Sonuna kadar devam kararı alanlar örgüt yönetiminin mutad değerlendirmelerine muhatap olduktan sonra yüzde kaçı her şeye evet diyebilir?
    Bu soruların cevabı ancak % 1 veya 2 olabilir. Gerçekleri görenler ve şiddetin açtığı kuyulara gömülmek istemeyenler örgütü terk eder. Darısı yeni teslim olacakların başına!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  260. helin demir said

    TERÖRE GİDEN PARALAR

    ——————————————————————————–

    [FONT='Times New Roman','serif']TERÖRE GİDEN PARALAR[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Terörle ilgili konular ne yazık ki her gün gündemi işgal ediyor. Terörle ilgili gerçekleştirilen bilimsel çalışmalar, yazılan kitaplar ve çeşitli yayınlar bir taraftan terörle savaşım yönünden önemli katkılar sunarken, diğer yandan da dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi çabalarına destek veriyor. Söz konusu kaynaklarda terör örgütlerinin mali imkanlarındaki azalmanın, örgüt üyelerinin moralini zayıflattığı, liderlik tartışmalarını arttırdığı, örgütü daha görünür alanlarda faaliyet göstermeye zorladığı ve tasfiyeyi kolaylaştırdığı vurgulanıyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Sabah gazetesinden Okan Müderrisoğlu’nun haberine göre, Mali Suçları Araştırma Kurulu Uzmanları Hasan Aykın ve Kevser Sözmen tarafından kaleme alınan “Terörün Finansmanı” başlıklı eser, terör konusundaki ciddi bilimsel çalışmalardan biri olarak karşımıza çıkıyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']“Terörün Finansmanı” başlıklı eserde; terör eylemlerinin doğrudan maliyetinin, doğurdukları zararlara oranla küçük kaldığı belirtiliyor. Örneğin İstanbul’daki HSBC ve Sinagog bombalanması olayının 40 bin dolara mal olduğu, 11 Eylül 2001 eyleminin doğrudan maliyetinin ise 27.2 milyar dolar olarak hesaplandığı belirtiliyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']İstatistiklere göre sadece PKK terörü nedeniyle 30 binden fazla insanın hayatını kaybettiği biliniyorken, 1. ve 2.İnönü, Kütahya-Eskişehir, Sakarya Muharebeleri ve Büyük Taarruz dahil Kurtuluş Savaşı’nda 9 bin 161 şehit verildiği vurgulanıyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']5 bin kişilik terör örgütünün ülkenin kırsal bölgesinde veya komşu ülkede barınma, eğitim, giyinme, silah, iletişim ve mühimmat ihtiyacının yıllık 30 milyon dolar gerektirdiği kaydedilirken, terör örgütü PKK’nın uyuşturucu üretimi, temini ve dağıtımında aktif rol üstlendiği, uyuşturucu, akaryakıt, sigara, insan kaçakçılığı ve sözde vergi tahsilatıyla PKK’nın yıllık 400 milyon Euro kaynak yaratabildiğine değiniliyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']1995-2005 yılları arasında Türkiye üzerinden 580 bin kişinin yasadışı olarak Avrupa’ya kaçırıldığı tahmin edilirken, göçmen başına ortalama 5 bin dolar istenildiği, illegal göçmen götürülmesi ve iltica sistemi karşılığında pay alınmasının PKK’nın yöntemleri arasında gösterildiği aktarılıyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']PKK’nın dünyada sahtecilik alanında uzman kabul edildiği, sahte belgelerle Avrupa’ya götürülen kaçakların bu ülkelerde örgüt tarafından izlendiği, barınma ve iş bulma vaadiyle PKK yanlısı derneklere üye kaydedildiği, iş bulunca örgüte aidat alındığı bildiriliyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Terörle ilgili ayrıntılı bilgiler veren yayında; PKK’nın 2 gazete, 4 televizyon kanalı, 13 radyo, 19 dergi ve 3 basımevi ile çok sayıda internet sitesinin bulunduğu açıklanıyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Uluslararası ödeme sistemi ve cep telefonunun da teröristler için para transferinde en uygun araç olduğu, ticari web siteleri ve internetin de terör örgütleri tarafından istismar edildiği belirtiliyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Sonuç olarak uluslararası bir sorun olduğu bilinen terörün finansmanına yönelik kalıcı ve kararlı önlemler ile terörle mücadelede başarının sağlanmasının, her türlü art niyetten uzak gerçek manadaki “Uluslararası İşbirliği”ne gidilmesi sonucu gerçekleşeceği görülüyor.[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']Helin Demir[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif']helindem@mynet.com[/font]
    [FONT='Times New Roman','serif'] [/font]

  261. helin demir said

    PKK’NIN SÖZDE KOMUTANLARI

    Araştırmacı gazeteciliğin günümüzdeki önderlerinden Saygı Öztürk, Şubat ayında yayınladığı “Apo Olayının Perde Arkası” isimli kitabında Abdullah Öcalan’ın yakalanışının sonrasını, Apo olayının bir başka kesitini belgelerle anlatıyor. Söz konusu kitapta; Abdullah Öcalan’ın 1970’li yıllarda yakalanıp yargılanması, 1999’da Türkiye’ye getirilişi ve sonrasındaki olaylar belgelere dayandırılarak işlenmeye çalışılıyor. Kürtçülük açısından yakın tarihin gözler önüne serildiği kitapta, bazı bilgiler ilk defa dile getirilerek, kamuoyunun aydınlatılması sağlanıyor.

    Kitapta yer alan Abdullah Öcalan’ın PKK’nın sözde ünlü komutanlarına yönelik değerlendirmeleri, dikkat çekici bir ayrıntı olarak okuyuculara sunuluyor. PKK mensuplarının karşısına çıkarak “yıkılmadık ayaktayız” görüntüsü veren üst yönetimi bir de Abdullah Öcalan’ın ağzından dinlemek ister misiniz? O zaman aşağıdaki satırlara göz gezdirmenizde fayda var.

    Apo’ya göre Sakık: Konumu en zayıf olan birisidir. Ayrı bir oluşum gibidir. Kendim öldürterek kan davası başlatmak istemedim. Onu kongreye taşıyıp cezasını kongrenin vermesini istedim.

    Apo’ya göre Cemil Bayık: Askeri ve pratik alanda zayıftır. Genelde cephe gerisinde kalır. Savaş içine girmez. 1992 yılında bir mağarada 17 militanı yaralı oldukları ve ele geçmemeleri için, karargahta 13 militanı ise disiplini sağlamak için öldürtmüştü. Bu yüzden yoğun eleştiriler aldı.

    Apo’ya göre Duran Kalkan: Pratik alanda güçsüzdür.

    Apo’ya göre Ali Haydar Kaytan: Örgütlenmede bir hayli dağınıktır. Pratikte bir usta olarak toparlanma sağlayamaz.

    Apo’ya göre Halil Ataç: Yüzde 10 kapasiteyle çalışır. Atak formasyonu yok.

    Apo’ya göre Murat Karayılan: 1998’deki operasyonlarda çok sayıda kadronun yitirilmesine sebep oldu. Derin bir askeri anlayışı yoktur.

    Apo’ya göre Osman Öcalan: Eğer kongreden idam kararı çıksaydı uygulatırdım. Pratikleşmede bazı zaafları var. Hakurk’ta kendi kendini alanda tutsak etti. Araziyi kullanmayı hiç bilmiyor.

    Apo’ya göre Nizamettin Taş: Hareket tarzında laçkalık fazla. Askeri alanda oldukça fazla kayıplara neden oldu.

    Apo’ya göre Numan Uçar: Kırsalda başarılı olamaz.
    Apo’ya göre Mustafa Karasu: Kırsala çıktığında iradesiz bir görünüm çizdi.

    Apo’ya göre Faruk Bozkurt: İdeolojik yetmezliğinden örgüt çizgisini fazla tutturamadı.

    Apo’ya göre Orhan İlbay: PKK içinde fazla derinliği olmayan, kendisine göre alaycı bir kişiliği vardır.

    Abdullah Öcalan, PKK’nın sözde komutanlarını yakından tanıyor. Onların yapılarını, karakterlerini çok iyi biliyor. Apo’ya göre lider kadronun önemli bir kısmının son derece yetersiz, kişiliksiz ve askeri yönden zayıf olduğu görülüyor. Yirmi yıl PKK’nın dağ kadrosunda görev yapan ve ikinci adamlığa kadar yükselen Şemdin Sakık’a göre ise lider kadro Abdullah Öcalan’ı sevmiyor.

    Aslında PKK içerisinde hiç kimse birbirini sevmiyor. Örgüt içerisinde sevmeyi suç sayan anlayış nedeniyle kadroların da birbirlerinden nefret ettikleri biliniyor. Kalplerinde insan sevgisi bulunmayan insanlıktan nasibini almamış canilerin bunca yıl kadın, çocuk, yaşlı demeden nice canlara kıydıkları düşünüldüğünde örgüt içerisinde de birbirlerini yok etmelerinin nedeni anlaşılıyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  262. helin demir said

    PKK’LILARIN DEHŞET VERİCİ HAYKIRIŞLARI
    PKK içinde adeta bir tabuya dönüşen “cinsellik” konusu ile ilgili şimdiye kadar çeşitli ağızlardan pek çok şey söylendi. Örgütten kaçıp teslim olan PKK’lıların itiraflarında konu tüm çıplaklığıyla gözler önüne serildi. Her itirafta ortak olan bir ifade vardı o da, kadın-erkek ilişkilerini kullarına yasaklayan örgüt üst yönetiminin bundan muaf olduğu ve kaldıkları yerleri hareme çevirdikleri idi.
    Örgütten ayrılan eski mensupların ifadeleri ise dehşet verici ifadelerle dolu. İşte bunlardan bir örnek: “Örgütte kullar arasında birbirini sevenler, aşık olanlar, birbirleriyle cinsel ilişkide bulunanlar, meşru veya gayri meşru olsun yargılanıyorlar, sopa cezasına çarptırılıyorlar, kurşuna diziliyorlar, intihara zorlanıyorlar. Bu cezalar o kadar çok uygulanıyor ki, öldürülenlerin, kaçanların, intihar edenlerin sayısını tespit etmek mümkün değildir.
    Üst yönetimin onayı ile yüzlerce insanın şimdiye kadar öldürülenlerin yüzde kırkının, cinsellik suçlamasından dolayı öldürüldüğünü öğrendiğimde ürperdim.”
    Karı-koca arasındaki meşru ilişkilerin dahi yasaklandığı belirtilen itirafın devamında; “Örgüt üst yönetiminin ayetlerine göre meşru ilişki yoktur. Ben evli olduğum halde eşimle birkaç kez gizli olarak buluştuğum için Bekaa’da yargılandım. Soruşturmada bana, “Kadın-erkek ilişkileri hakkındaki yasakları bildiğin halde neden karınla aynı evde kaldın?” sorusu soruldu. Bazı dalkavuklar, “eşiyle karı-kocaymış gibi yaşamış” diye üzerime ifade verdiler. Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir tarihte, hiçbir örgütte, tarikatta, dinde, mezhepte böyle bir olayın yaşandığına inanmıyorum. Evliyim, on bir yıl cezaevinde kalmışım, eşimle buluşmayacağım, papaz gibi yaşayıp hiçbir kadınla ilişkide olmayacağım, bu normal bir şey mi?” denilerek bu yasağa yalnız ve sadece örgüt üst yönetiminin riayet etmediği, kendi evlerinde harem kurdukları vurgulanıyor.
    “Aşk yaşamışlar” gerekçesiyle pek çok genç kız ve erkeğin idam cezaları onaylanırken, bu kızlardan biri olan Varşin, hareme nasıl düştüğünü, başına nelerin geldiğini şu dehşet verici sözlerle anlatıyor: “Bütün inancımla savaşa katılmaya gelmiş, davamıza inanmıştım. Ama bana nasip olmadı. Savaşa gideceğime zalimin haremine düştüm. Gerisini anlatamam. Artık yeni yağmış kar kadar temiz ve lekesiz değilim, üstelik kaçık bir kadıncığım artık.”
    Başka bir örgüt mensubunun açıklamaları ise, çok daha düşündürücü: “Kızlar başlarına gelenleri gittikleri yerlerde anlatamazlar. Anlattıklarında, “özel savaşın elemanlarıdır” gerekçesiyle kurşuna dizilirler. Örgüt üst yönetiminin ayetlerinde “devlet yaşamımızı yozlaştırmak için çok sayıda kadın gönderiyor” dediğini hatırlıyorum. Acaba bu çok sayıda kadın nasıl imha edildi? Kimse bilmiyor. Yapılanlar ne Osmanlı saraylarında ne de Bizans saraylarında görülmemiş entrikalardır. Örgüt, tam bir seks ve cinayet makinesi gibi girmiş gençlerimizin arasına, habire tecavüze uğrayanlar, ölüler, kaçıp düşmana sığınanlar ve intihar edenler üretiyor. Gerçek bu… Cinsel ilişkiyi bütün köleleri için yasaklıyor, efendi olanlar yasak kapsamına girmiyor. Kölelerin gözleri önünde çekilen yasak perdesinin arkasında her türlü halt karıştırılıyor ve yasak yasasıyla köleler öldürülüyor, kaçırtılıyor, suçlu duruma düşürülüyor, yargılanıyor, affedilerek örgüte bağlanılıyor. Cinsel ilişkinin suç sayıldığı bir yerde, suçsuz kimsenin kalmayacağı biliniyor, suçlular çoğaldıkça boyun eğenlerin sayısı artıyor.”
    Yukarıdaki itiraflar PKK içindeki ilişkilerin boyutunu dehşet verici bir şekilde haykırıyor. PKK’dan kaçıp kurtulmak isteyenlerin bunu bir an önce gerçekleştirmeleri, TC’nin sıcak güvenli kollarına sığınmaları en doğru yol olarak görülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  263. barış önder said

    AB KONSEYİ TERÖRLE MÜCADELEYE DESTEK VERMEYE DEVAM EDİYOR!
    AB Konseyi’nin terörle mücadeleye ilişkin 15 Haziran 2009 tarih ve 2009/468/CFSP sayılı Ortak Tutumu ile aynı tarih ve (EC) No 501/2009 sayılı Tüzüğü, AB Resmi Gazetesi’nde 16 Haziran 2009 tarihinde yayımlandı.
    Söz konusu belgelerle terörist kişi, grup ve kurumlara ilişkin listeler güncellendi. AB Konseyi Ortak Tutumu ve Kararı ile eklerindeki listeler incelenmesinden de görüleceği üzere, İBDA-C, PKK (KADEK, KONGRA-GEL), DHKP-C (Devrimci Sol, Dev Sol) ve Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK-Teyrbazen Azadiye Kurdistan, Kurdistan Freedom Falcons, Kurdistan Freedom Hawks) terör örgütleri olarak listelerde yer almaya devam etti.
    Terör hareketlerinin, günümüzde periyodik olarak ve dalgalar halinde ortaya çıktığı, zamanla önemini kaybettiği, tekrar hız kazandığı, hız kazandığı dönemlerin ise, uluslararası siyasal ilişkiler, ekonomik stratejiler, bölgesel ve ülke düzeyindeki ekonomik, siyasi ve toplumsal sorunlarla yakın bir ilişkinin bulunduğu bilinmektedir.
    11 Eylül saldırılarının ardından dünya gündeminde ağırlıklı bir yer edinen terörün, ulus ve sınır tanımayan profili bir kez daha gözler önüne serilmiştir.
    Terör eylemleri ideolojik veya siyasal maskeler altına gizlenerek masumane bir olay olarak gösterilemez. Terör eylemleri insanlığa karşı islenmiş bir suçtur ve toplumun bu olaylara hoşgörü göstermesi beklenemez.
    Binlerce masum insanın hayatını kaybettiği, onlarcasının da sakat kaldığı terörist faaliyetlerin, etnik, radikal dinci ve ideolojik olmak üzere bilinen tüm türlerinin ülkemizde de halen varlık gösterdiği, amaçları, eylem stratejileri, kullandıkları propaganda materyalleri incelendiğinde ise çoğu kere arkalarında bir dış desteğin bulunduğu gözlerden kaçmamaktadır.
    Gelinen noktada, Türkiye’nin, karşı karşıya olduğu terörizm tehditleri kronolojik olarak ele alınırsa, 1970-1980 yılları arasında ideolojik terörizmin “sağ-sol çatışması”, 1980’lerden itibaren etnik kışkırtmaların rol oynadığı “PKK terörizmi”, 1990’lı yılların sonlarından itibaren de radikal İslami terörizmin “Tevhid-i Selam (Kudüs Ordusu), Hizbullah, El Kaide” tehditleriyle karşı karşıya olduğu değerlendirilmesi yapılabilir.
    Türkiye’ye yönelik terör tehdidinin başlangıç noktası olarak ele alınan 1960 sonları–1970 başları gösterilse de, ülkeyi hedef alan terörizmin X1X. Yüzyılın sonlarında dış destekler yardımıyla Ermeni etnik terörü ile başladığı gerçeği tarih sayfalarında yerini almaktadır.
    Yüzyıldan daha uzun bir süre terörizm tehdidi altında yaşayan Türkiye’nin, coğrafi konumu her zaman ön plana çıkmaktadır. Bu nedenle de ülke içindeki bölücü ve yıkıcı terörist faaliyetlerin varlığı gündemdeki yerini almaya devam etmektedir.
    Türkiye’nin jeopolitik konumu, ekonomik olanakları, nüfus büyüklüğü ve askeri gücü bir yandan ülkeyi uluslar arası alanda söz hakkına sahip kılarken, aynı zamanda ülkeyi iç ve dış güvenlik sorunlarıyla da gündeme getirmektedir.
    Terörün, küreselleşen dünyada çeşitli platformlarda ele alınan ve tartışılan konuların başında ilk sıralarda yerini koruduğu, terörle mücadelede hiçbir ülkenin tek başına başarı sağlayamayacağı görülmektedir.
    Bu yüzden AB Konseyi’nin terörle mücadeleye ilişkin 15 Haziran 2009 tarihli kararını, AB’nin terörle mücadeleye destek vermeye devam ettiğini göstermesi açısından önemli buluyorum.
    Barış Önder

  264. helin demir said

    PKK’DAN NÜFUS CÜZDANI KÜSTAHLIĞI
    Terör örgütü PKK’nın sahtecilik ve diğer örgütlü suçlarla ya da sözde Kürdistan haritalarıyla yapmaya çalıştığı propagandalar her gün basının farklı köşelerinde yer alırken, akıntıya boşuna kürek çekmek misali şimdi de nüfus cüzdanı sahtekarlığı gündeme yansıyor.
    Haber Vitrini sitesinin haberine göre; PKK üyelerinin sözde “Kürdistan Cumhuriyeti” yazılı nüfus cüzdanı çıkardıkları belirtiliyor. PKK terör örgütü yandaşları ve sempatizanlarının gündemden düşürülmek istenmeyen sözde Kürdistan devletini kurma çalışmaları için her yolu denerken, kendilerine de yeni nüfus cüzdanı düzenledikleri bildiriliyor.
    Dünyada insanları buluşturan en büyük sosyal araç olarak tanımlanan Facebook ve bazı internet sitelerinde terör örgütü PKK üyeleri ve sempatizanları profillerinde kendi tasarladıkları nüfus cüzdanlarını yayınlıyor.
    Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanını değiştiren terör örgütü yandaşlarının “Kürdistan Cumhuriyeti Nüfus Cüzdanı” yazarak yeniden tasarladıkları kaydediliyor. Türk bayrağı yerine sözde PKK bayrağı, kendilerince seri ve kimlik numarası koyan terör örgütü yandaşlarının, kimlikteki diğer bilgilere yer verdikleri vurgulanıyor.
    İnternet ortamında yer alan sözde Kürdistan Devleti nüfus cüzdanına tepki gösteren Samsun Türk Ocağı Başkanı Doç. Dr. Tuncer Çağlayan, Türkiye üzerinde iç ve dış mihrakların oyunlarının sürdüğünü ve bölgede 1991 yılından bu yana sözde Kürdistan Devletini kurmak için projelerinin olduğunu anlatıyor.
    PKK terör örgütü üyelerinin veya sempatizanlarının çeşitli yollar denediğini belirten Çağlayan, internet ortamında yer alan Kürdistan nüfus cüzdanları için Türkiye Cumhuriyeti devletinin gerekli önlemleri vakit kaybetmeden alacağına inandıklarını aktarıyor. “İnternet ortamındaki bu tür girişimlerin önlenmesi için ciddi yaptırımların hayata geçirilmesi gerektiğini” ifade eden Çağlayan, AB sürecinde Türkiye’ye dayatılan, TBMM’deki bazı milletvekillerinin açıklamaları ve uygulamaları gibi gelişmelerin bu tip girişimlere çanak tuttuğuna dikkat çekiyor.
    Bu arada gerçekte olmayan hayali bir ülkenin (Kürdistan) varmış gibi gösterilmesinin de, bilim ve gerçeklik ilkeleri ile bağdaşmayan, önyargılı ve objektiflikten uzak bir yaklaşım olduğu, coğrafi bir bölgenin adı olarak yer verildiği bile düşünüldüğünde, yine inandırıcı ve gerçekçi olmadığı, çünkü söz konusu bölgede sadece Kürtler değil, Azeriler, Türkmenler, Zazalar, Araplar, Ermeniler, Süryaniler, Keldaniler ve Yezidilerin de yaşadığı, tüm bu etnik grupların yaşadığı bir bölgeyi “Kürdistan” olarak nitelendirip Kürtlere mal etmenin ve sözde bölgeye ait nüfus cüzdanı çıkarmanın hiçbir haklı gerekçesinin olmadığı biliniyor.
    Tasfiye sürecindeki PKK’nın, son çırpınışları olarak yorumlanabilecek nüfus cüzdanı küstahlığının, her zamanki provokatör özelliğine örnek teşkil ettiği değerlendiriliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  265. helin demir said

    İŞKENCE + ZULÜM + BASKI + VİCDANSIZLIK+…. = PKK
    Dünyanın hiçbir yerinde ulusal kurtuluş mücadelelerinin bizzat o ulusun fertleri hedef alınarak başlatılmadığı biliniyor. Oysa PKK, bunun tam aksi anlayışla hareket ederek ülkede kardeş kanı akıtmaktan öteye gitmiyor. Çünkü PKK, özünde halka güvenmiyor. PKK’nın ihanet zinciri teorisiyle geliştirdiği mücadele taktiği, güvensizlik zihniyetinin açık örneği olarak karşımıza çıkıyor. Kısaca PKK terörizmi, topluma inançsızlık ve güvensizliğin ifadesi olarak yorumlanabiliyor.
    PKK ideolojisini savunanlar dışında kalan toplumun her kesimi düşman ilan ediliyor. Örgüt çizgisine uymayan, çizgiyi uygulamayan, uydurmayan, uygulatmayan kim olursa olsun ajan ilan edilip yargılanıyor ya da yargılama bile yapılmadan vahşice katlediliyor. PKK adeta üyelerine zulmetmek için yaratılmış bir örgüt gibi hareket ediyor.
    İnsanlıkla ilgisi bulunmayan örgüt ile ilgili ayrıntıları, örgütten kaçmayı başarabilen ve güvenlik güçlerine sığınan teröristlerin ifadelerinden dinlemek, olayın vahim boyutunu her seferinde gözler önüne sererken, hak savunmak adına yola çıktığını iddia eden bir cinayet makinesinin işkenceci, baskıcı, vicdansız…vb özellikleri bir kez daha kanıtlanıyor.
    Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanan G.A’nın anlattıkları, PKK’lı olmanın düşüncesizliğini, vahşiliğini, kişiliksizliğini ve pişmanlığını dile getirirken, teslim olmak isteyip de bunu başaramayanları teşvik ediyor.
    Çelişkili ve sıkıntılı günler geçiren G.A, yaşadığı psikolojik bunalımların etkisiyle, terör örgütü yandaşlarının da propagandaları sonucu kendisini PKK’nın içerisinde buluyor. Gerçi daha ilk iki günde pişman olduğunu anlıyor ancak bir türlü de geri dönmeyi başaramıyor. Örgütle ilgili çelişkilerini dile getirdiği için provokatif ajan ilan ediliyor. Daha sonra hain damgası yediği için hakkında soruşturma başlatılıyor. Elleri ayakları bağlı olduğu halde soruşturma komisyonunda görevli kişiler tarafından tekme tokat dövülüyor, fiziksel ve psikolojik baskıya maruz kalıyor, hatta kapatıldığı hücrede bulunduğu sırada uyumaması için taş atma, kapıyı açıp kapama gibi huzursuzluk verici hareketlere katlanıyor.
    G.A, ajan olmadığı hususunda kendi el yazısı ile 13 defa ifade veriyor ve hakkında bir örgüt üyesi beyanda bulununca, kendisine daha çok kızılıp, fiziksel ve psikolojik baskılar arttırılıyor. PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Duran Kalkan tarafından ifadesi alınıyor. G.A’nın hikayesi, “İçimizdeki Ajanlar” başlığı altında ROJ TV’de haber yapılarak yayınlatılıyor. Hakkında idam kararı bile çıkartılıyor, infazların kurşuna dizme şeklinde uygulandığını duyuyor ancak yaşının küçüklüğü, Kürt kökenli ve bayan oluşu nedeniyle infazdan vazgeçiliyor.
    G.A, bir gece gözü bağlı olduğu ve saati bulunmadığı için bilmediği bir saatte hücresinden çıkartılarak 50-100 metre yürütülüyor. Bir çukura konularak kafasına silah dayanıyor ve konuşmazsa öldürüleceği, ajan olduğunu kabul etmesi gerektiği söyleniyor. Kurtulmak için çaresizce ajan olduğunu kabul ediyor, hücresine geri götürülüyor ama yine elleri ayakları bağlanarak tekme tokat dövülüyor ve yüzü gözü kan içinde kalıyor, her yeri yaralanıyor. Hücrede kaldığı sürece tuzlu yemek verilip su verilmiyor ya da çöpten zeytin kutusu çıkartılıp içine yemek konuluyor, çoğu kez yemek yemediği için o dönemde 10 kg verip 47 kiloya düşüyor. Geceleri korkutuluyor, uzaktan taş atılarak hedef tahtası yapılıyor.
    Nihayet 2008 yılı Mayıs ayında babası çağrılarak G.A teslim ediliyor, önce KDP’ye, ardından Silopi’de güvenlik güçlerine sığınıyor. İnsanın kanını donduran bir hikayeden sonra G.A kurtuluyor ama yıllar boyu yaşadıklarını unutması imkansız görünüyor.
    Her PKK’lı kadronun rahatlıkla görebileceği ve yine rahatlıkla değerlendirebileceği gibi kendi gücüne güvenmeyen, kitleleri her bakımdan karşısına alan, halka inanç ve güveni olmayan bir akımı bekleyen akıbetin, geçmişte olduğu gibi bugün de hüsran ve yıkım olacağı anlaşılıyor. Başından beri gençlik saflarında dar bir kadro hareketi olmanın dışına çıkamayan PKK’nın inanç gücünden yoksun olduğu düşünüldüğünde çaresizlik ve acizlik içinde her geçen gün kendi sonunu hazırladığı ve hızlandırdığı değerlendiriliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  266. helin demir said

    YABANCI BASINDA KÜRTLER VE PKK

    Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğüne geçen yıl, yurt dışındaki basın müşavirlikleri, yabancı haber ajansları, takip edilen yabancı radyolar ve internet sitelerinden toplam 753 bin 250 haber, yorum ve program ulaşırken, bunlardan 22 bin 858’inin Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren haber, yorum ve programlardan oluştuğu bildiriliyor. BYEGM’nin Türkiye’ye ilişkin 2008 yılında dış basında yayımlanan haber, yorum ve programlara ilişkin değerlendirmesine göre; Türkiye’nin, iç ve dış politikadaki gelişmelerle oldukça yoğun bir yılı geride bıraktığı belirtilerek, önceki yıllarda olduğu gibi 2008 yılında da dünya basın yayın organlarının gündeminde önemli bir yer tutmaya devam ettiği kaydediliyor.

    Yabancı basında çıkan haberlere göre diğer bazı Avrupa ülkelerinde olduğu gibi Avusturya’da da PKK’yı “mali ya da siyasi” yönden destekleyen organizasyonların sivil toplum örgütü süsü altında faaliyet gösterdiği vurgulanarak, Avusturya’da günlük olarak yayınlanan liberal sağ eğilimli “Die Presse” gazetesinin 12 Haziran 2009 tarihli nüshasında Kürtler ve PKK hakkında çarpıcı ayrıntılara yer veriliyor.

    10 ila 20 milyon Kürdün bir çok ülkeye dağılmış durumda olduğu belirtilerek Kürtlerin değişik ülkelerde, değişik partilerde ve değişik hedeflerle yaşamlarını sürdürdükleri aktarılıyor.

    PKK’nın 2005 yılından bu yana Kürdistan Topluluklar Birliği adı altında uluslararası alanda terörist örgüt olarak sınıflandırıldığı, örgütün çok sayıdaki silahlı alt örgütlerinin Avrupa’da saldırılar ve militan eylemler gerçekleştirdiği vurgulanıyor.

    Ayrıca kendisini Marksist olarak tanımlayan partinin kurucusu Abdullah Öcalan’ın 1999 yılından bu yana hapiste olduğuna, lideri İsveç’te mukim Kemal Burkay olan PSK’nın (Kürdistan Sosyalist Partisi) PKK karşısında epey önem kaybettiğine dikkat çekiliyor.

    Suna Rassoulian imzalı haberde; Avusturya’da yaşayan Kürtlerin birbirleriyle uzlaşamıyor olmalarının onlar için olağan bir durum olduğuna işaret ediliyor.

    Farklı ülkelerden Avusturya’ya gelen Kürtlerin birbirlerine hiç güvenmediklerine, 21 Mart Nevruz bayramının Avusturya’daki Kürtler tarafından toplu olarak kutlanmamasının da buna bir örnek olduğuna, PKK taraftarlarının kendi içlerine kapanma eğilimi gösterdiğine değiniliyor.

    Örgüt mensuplarının aralarında yaptıkları konuşmalarda ise; Avrupa sahasının, Abdullah Öcalan etrafında örgütlenme yerine “didişme ve dedikodu merkezi” haline geldiği, tali sorunlar ile uğraşılarak kurumların içinin boşaltıldığı, halkın derneklere gelmediği gibi eylemlere de katılmadığı, yeni nesil ile ilişkilerin zayıf olduğu, yeni nesilden uzaklaşıldığı hususlarına yer veriliyor.

    Kürt partilerin Avusturya’daki temsilcilerinin hangi bölgeden gelmişlerse, o bölgedeki değişiklikler için mücadele verdikleri, örgütlenmiş sivil toplum kuruluşlarında bir araya geldikleri, ana merkezi kendi menşe ülkelerinde olan partilerin politikasını Avrupa’da sürdürdükleri, bu nedenle Avusturya’da müşterek bir Kürt cemaatinin oluşamadığı kaydediliyor. Avusturya’da yaşayan bir çok Kürdün, İran Kürdistan Demokratik Partisi Genel Sekreteri Ghassemlou ile iki arkadaşının 1989 yılında Viyana’da öldürülmesinden sonra korkularının arttığı bildiriliyor.

    Avusturya Kürt Bilim ve Kültür Teatisi Cemiyeti Başkanı Hans Joachim Fuchs ayrıca Avusturya Hükümeti için Kürt çıkarlarının önceliği olmadığını söylüyor.

    Avusturya’da Kürt deyince hemen akla PKK’nın gerçekleştirdiği terör eylemlerinin geldiği, Fatma adlı bir Kürt kızının Avusturyalı bir genç ile birlikte yaşarken, Kürt olduğunu söylediğinde sorgulu bakışlarla karşılaştığı, arkadaşının kendisine PKK’lı olup olmadığını sorduğu vurgulanıyor.
    Bu arada, Avusturya’nın Graz kentinde 2008 yılında bir grup PKK’lının, terör örgütü başı Abdullah Öcalan’ın sağlık ve cezaevi koşullarını bahane ederek, kentin en işlek caddelerinden bir yolu trafiğe kapatmak istedikleri, ancak güvenlik güçlerinin PKK’lı göstericilere müdahale ettikleri, müdahale sonrasında çıkan olaylarda, park halindeki bazı otomobiller ile iş yerlerinde maddi zarar meydana geldiği, Avusturya Güvenlik Birimlerince, Avrupa Birliği’nin terör örgütleri listesinde yer alan PKK’nın, özellikle finansman teminine yönelik faaliyetlerinin yakın takibe alındığı, sivillere yönelik şiddet kullandıkları belirlenen örgüt kadrolarının da yargı önüne çıkarıldıkları, Graz ve çevresinde faaliyet gösteren Türk dernekleri tarafından yetkili makamlardan alınan izin kapsamında organize edilen “Teröre Hayır” yürüyüşüne müdahale eden ve çok sayıda kişinin yaralanmasına neden olan PKK’lılar hakkında “terör örgütüne üye oldukları ve sivillere yönelik şiddet eylemlerini gerçekleştirdikleri” gerekçesiyle Avusturya Adli Makamlarınca soruşturma başlatılarak, bazıları tutuklanan örgüt mensuplarının Yüksek Mahkeme’de yargılanması kararı verildiği, öte yandan, Vorarlberg eyaletine bağlı Lauterach’da faaliyet gösteren bazı inşaat şirketlerinde işçi olarak çalışan terör örgütü yandaşlarının baskısıyla, şirket yöneticilerinin Türk, Arap, Yunan işçileri işe almadıkları, daha önce alınanları ise işten çıkarttıkları yönündeki şikayetler üzerine, adli ve güvenlik makamlarınca soruşturma başlatıldığı yönündeki hususlar da bilinenler arasında yer alıyor.
    Basın haberlerinden de anlaşıldığı üzere Avusturya, tüm dünyada terör örgütü olarak kabul edilen PKK’ya karşı kararlı tavrını sürdürüyor. Terörle mücadelenin en üst düzeyde değerlendirildiği günümüzde diğer ülkelerin de benzer önlemler almaları, terörü nerden ve ne sebeple gelirse gelsin kesin bir dille kınamaları bekleniyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  267. helin demir said

    TESLİM OLAN PKK’LILARDAN İNANILMAZ İTİRAFLAR
    PKK’dan kaçmayı başararak teslim olanların ifadelerinde yer alan itiraflar, kanlı örgütün acımasızlığını, vahşetini ve insana değer vermeyen yönlerini her geçen gün gözler önüne sermeye devam ediyor.
    PKK’dan kaçan Cudi Rodgeş kod adlı Naci Şahin, Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyünde 12 kişinin öldürülmesi olayına katıldığını ancak Dr. Bahoz kod adlı Fehman Hüseyin’in talimatı üzerine eylemi üstlenmediklerini ve eylemin her aşamasının kameraya alındığını belirtti.
    Şırnak’ın Beytüşşebap ilçesine bağlı Beşağaç köyünde 12 vatandaşın öldürülmesi ve bu eylemin PKK tarafından üstlenilmemesiyle oluşan sis perdesi teslim olan teröristin açıklamalarıyla aralandı. Örgütten kaçıp güvenlik güçlerine sığınan PKK’lı Naci Şahin, Beşağaç’ta vatandaş ve korucuların katliamıyla ilgili ayrıntılı açıklamalarda bulundu. Şahin açıklamasında; “Bu eylemin keşfini, planlamasını Bedirhan Abo yaptı. Abo’nun akrabaları, korucuların kendilerine zorbalık yaptığını söylemişlerdi. Ayrıca aynı bölgede bir yıl önce iki arkadaşımızın öldürülmesinden de yine bu köylüleri sorumlu tutuyordu. Günlerce bunların gidiş gelişlerini takip ettik. Eylem yapılırken saldırı ve savunma grubu olarak görev yaptık. İki el bombasını da minübüsün kırılan camlarından içeriye attık. Biz eylemi gerçekleştirirken Abo liderliğindeki 9 kişilik grup da eylemi izledi ve kameraya çekti. Bu eylemin yapılmasında aşiretler arası mücadele etkili oldu. Bir diğer neden de 2007 yılının Ağustos ve Eylül aylarında Şırnak-Uludere ve Beytüşşebap bölgelerinde yapılan operasyonlarda 25-30 örgüt mensubunun kaybedilmesiydi.” şeklinde konuşarak, PKK’nın vicdansızlığını bir kez daha dile getirdi.
    Soğuk kanlı bir ifadeyle sözlerini sürdüren Şahin, “Aralarında küçük çocukların da bulunduğu silahsız 12 vatandaşın öldürülmesinin yankısının da büyük olduğunu, eylemin güvenlik güçlerinin üzerine yıkılmak istendiğini” söyleyerek, insan sevgisinden nasibini almamış PKK’nın, gündemde kalabilmek ve mensuplarına ayakta olduğunu göstermek için bu tür katliamlara başvurduğunu kaydetti.
    İnsanın kanını donduracak türden vicdana sığmayan itiraflar, kamuoyunun gözünde PKK terörüne olan nefreti gün be gün arttırıyor. Yıllarca analarını, bacılarını, kardeşlerini, kocalarını, babalarını, çocuklarını teröre kurban verenler, bir daha aynı acıları yaşamak istemiyor. Türkiye, teslim olanlara kucak açıyor, terörü hep birlikte kınıyor.
    Helin Demir helindem@mynet.com

  268. helin demir said

    PKK DEĞERLENDİRMESİ
    PKK ne yapmak istiyor, hangi amaca hizmet etmektedir? Gerçekten bir halkın mutluluğu, huzuru ve refahı için mi yola çıkmış? Bağımsızlık, demokrasi, özgürlük ve kardeşlik için mi çabalıyor? Çağdaş ve sağduyu sahibi her insanın belli bir süreden beri yurdumuzun bazı yörelerinde cereyan eden olayları göz önüne aldığında bu sorulara olumlu bir cevap vermesi mümkün değildir.
    PKK bölge halkını, kendi benliğine ve sorunlarına yabancılaşmış ve teslimiyetçi, gençliği ulusal inkarcı ve uşak, servet sahibi insanları hain olarak görmektedir. Kısaca bu düşüncesini bir cümle ile şu şekilde izah etmektedir: “Kendisine ihanet etmemiş hemen hemen tek bir fert kalmamıştır. Evet, PKK, toplum hayatında ve düşünce yapısında asırlardan beri kökleşen değer yargılarına, gerici, teslimiyetçi vb suçlamalarla saldırmayı bir ilke olarak benimsemiştir. Buradan da anlaşılacağı üzere daha başından toplumun tümüne inanmamakta ve güven duymamaktadır. PKK ideolojisini savunanlar dışında kalan toplumun her kesimi düşman ilan edilmiştir. Bu nedenledir ki PKK, ideolojisini yaymak ve benimsetmek için bireysel terörizm yoluna başvurmuştur.
    Dünyanın hiçbir yerinde ulusal kurtuluş mücadeleleri bizzat o ulusun fertleri hedef alınarak başlatılmamıştır. Oysa PKK ve benzeri örgütler bunun tam aksi anlayışla hareket ederek ülkede kardeş kanı akıtmaktan öteye gitmemiştir. Bağımsızlık, yurtseverlik sloganlarının da birer aldatmaca olduğu açıkça ortaya çıkmıştır. PKK, savunduğu dava açısından komşu ülkeleri birinci derecede düşman ilan ettiği halde, bu ülkelerde belirli güç ve odakların denetimindeki kamplarda eğitim yapmıştır. Bu ülkelerin PKK vb örgütlere kucak açması elbette çıkarları içindir.
    Mantıklı bireylerin, düşünmesi halinde ortaya çıkan bu tablonun mahiyetini anlamakta zorluk çekmesi mümkün değildir. Stratejik olarak başarı şansı olmayan bir avuç silahlı kadrodan teşekkül eden bir örgütün devletler düzeyinde maddi ve manevi olarak desteklenmesinde tek bir amaç vardır. O da bu örgütün söz konusu devletlerin çıkarlarına hizmet etmesidir. PKK ile bu devletler arasında politik bakımdan bir güç kıyaslaması yapmak sadece bir komedi olabilir.
    Bugün PKK’nın kırsal kesimde ellerine silah tutuşturduğu bir avuç insana yaptırmakta olduğu eylemlerin niteliğine baktığımızda gerçekler gün ışığına çıkmaktadır. Kendilerine yardımda bulunmayan köylü vatandaşları, yaş ve cinsiyet ayrımı gözetmeden katledebilmektedir. Özellikle örgüt saflarındaki insanlar, hemen herkesi düşman ilan eden siyasi bir çizginin geleceği olabilir mi sorusunu kendilerine yöneltebilmelidir. Suçsuz ve savunmasız insanlar, hem de yaş ve cinsiyet farkı gözetilmeden niçin öldürülmekte? Örgüt içinde muhalefet eden, eleştirilerde bulunan insanlar, çeşitli suçlamalarla neden katledilmekte? Yine en önemlisi daha düne kadar düşman ilan edilen devletlere niçin sığındılar?
    Kendi gücüne güvenmeyen, kitleleri her bakımdan karşısına alan halka inanç ve güveni olmayan bir akımı bekleyen akıbet, geçmişte olduğu gibi bugün de hüsran ve yıkım olabilir. Politik mücadelede en önemli cesaret kaynaklarından biri de inanç gücüdür. PKK bu inançtan yoksundur. Bu nedenledir ki, savunmasız insanları canice katledebilmektedir. PKK’lılar çaresizlik ve acizlik içinde her geçen gün kendi sonlarını hazırlamakta ve hızlandırmaktalar. Siyasal olarak kitlelerle bütünleşmeyen hiçbir akımın çağımızda başarı şansı yoktur. Bireysel terörizmin temelinde yatan esas gerçek de budur. Başından beri gençlik saflarında dar bir kadro hareketi olmanın dışına çıkamayan PKK, günümüzde de kitle desteğinden tamamen yoksun durumdadır.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  269. HELİN DEMİR said

    DTP’NİN KÜSTAHLIKLARI
    PKK’yla bağlantısı olduğu ve Abdullah Öcalan’ın talimatıyla kurulduğu öne sürülen DTP’nin, sırtını demokrasi dışı bir güce dayadığı, önüne sunulan tüm imkanlara rağmen kendini bu güçten soyutlayamadığı yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımızda duruyor. PKK güdümünde hareket ettiği sürece siyaset arenasında başarı gösteremeyeceği anlaşılan DTP’nin küstahlıkları nedense bir türlü bitmek bilmiyor.
    DTP Milletvekili Hamit Geylani, çatışmada ölen PKK’lı Kamuran Efrin’in cenaze töreninde yaptığı konuşmada “Kürt halkının özgürlük mücadelesinde ölen her insanın şehit olduğunu, çünkü bu mücadelenin Allah’ın bahşettiği ana dil özgürlüğü, bir halkın var olup olmamasının özgürlüğünün mücadelesi olduğunu” söylüyor. Yaklaşık 15 gün önce Hakkari’nin Yüksekova ilçesi Dağlıca köyü Oremar bölgesinde çıkan çatışmada yaşamını yitiren ve yaklaşık 15 gündür Hakkari Devlet Hastanesi Morgunda tutulan PKK’lı Kamuran Efrin, Suriye’de bulunan ailesi gelmeyince DTP’liler tarafından alınarak belediyeye ait ambulans ve beraberindeki büyük bir araç konvoyu eşliğinde Kimsesizler Mezarlığı’na götürülüyor. PKK tarafından katledilen gencecik canların cenazelerine katılmayan DTP’liler, terör örgütünü her zaman olduğu gibi koruyor ve yanında olduğunu gösteriyor.
    Bitlis Tatvan’da DTP’li belediyenin düzenlediği Doğu Anadolu Fuarının açılış töreninde de ilginç sahneler yaşanıyor. Törende, ölen PKK’lılar için “devrim şehitleri” benzetmesiyle 1 dakikalık saygı duruşu anonsu yapılınca DTP milletvekilleri, belediye başkanı ve bir çok kişi ayağa kalkıyor. Kaymakam Orhan Şefik Güldibi, kurum amirleri ve bazı sivil toplum örgütü temsilcilerinin hiç hareket etmeyerek tepkilerini dile getirdikleri törendeki küstahlıklar, bunlarla da bitmiyor. Kortej yürüyüşü sırasında açılışı organize eden Diyarbakır merkezli şirketin yetkilisi Hülya Dağ’ın, Türk bayrağına müdahale etmesi gerginliği iyice tırmandırıyor. Dağ’ın, “Bu bayrağın burada ne işi var? Lütfen müdahale eder misiniz” dediği zabıta, “Müdahale edemem, bana hiçbir program veremezsin” karşılığını veriyor. Dağ’ın “Türk bayrağı yok, sadece fuar bayrakları var” sözlerini duyan bir vatandaş ise araya girerek “Bayrağın nesi sizi rahatsız ediyor” şeklinde tepkisini gösteriyor.
    Bu arada fuar alanındaki törende bu yıl İstiklal Marşı’nın okunmaması da, küstahlıkların başka bir boyutunu yansıtıyor. Ancak milli marşımızın okunmadığı törende DTP’liler “devrim şehitleri” için saygı duruşunda bulunabiliyor. Tören, konuşma için kürsüye gelirken önce Kürtçe ardından da Türkçe anons edilen Kaymakamın gerçekten anlamlı konuşmasıyla devam ediyor: “Gücümüzü birleştirdiğimiz, parmaklarımızı insanların gözüne sokmadığımız zaman Tatvan, Tatvan olacaktır.”
    Evet, Kürt Türk fark etmeden gücümüzü birleştirelim ve hepimizin Türkiye’si için çalışalım. Değerlerimize sahip çıkalım. Fırsatları değerlendirelim. Artık gerçekleri görmenin zamanı gelmedi mi? Hiç birimiz terör ve göz yaşı istemiyoruz.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  270. helin demir said

    PKK ZULMÜ
    Kürtleri temsil ettiğini ileri süren PKK, eylemleriyle kadın-erkek, genç-yaşlı, Kürt-Türk ayırt etmeksizin masum sivillere zarar vererek toplumda büyük tepki toplamaya devam ediyor.
    Terör örgütü PKK, ekonomik gelir elde etmek amacıyla özellikle Kürt kökenli vatandaşlardan haraç topluyor. Kendisine yardımda bulunmayanlara ise baskı yapıyor. “İstanbul Haber” sitesinin haberine göre bunun son örneğinin Muş’ta yaşandığı belirtiliyor. Teröristlerin yardım isteğini geri çeviren Şanlıurfa’lı Mehmet Bağatemur’un hem ailesinin hem de arı kovanlarının dağıldığı kaydediliyor.
    Terör örgütü PKK, şikayet ettiği için Mehmet Bağatemur’u sürekli tehdit ediyor. Zararın karşılanması için devletin yetkili birimlerine başvuran Bağatemur, sonuç alabilmek için uğraşıyor.
    1997 yılından beri arıcılık yapan Mehmet Bağatemur’un, geçen yıl Muş’un Varto ilçesi İlbe köyüne 162 kovan arı ile 49 katlı arı kovanlarını götürdüğü, burada 29 gün kalan Bağatemur’a gelen iki PKK’lı teröristin, örgüt için 5 bin TL yardım talebinde bulunduğu vurgulanıyor. Yanında bulunan arkadaşı zarar görmemek için arı kovanlarını alıp oradan ayrılırken Bağatemur, kovanlarını yükleyemediği için ayrılamıyor. Teröristler zarar vermesin diye Varto Karakolu’na giden Bağatemur, terör örgütü şikayeti öğrenince gidip arı kovanlarını da yerinden alamıyor.
    2008 Ağustos ayında İlbe köyüne giden Bağatemur, arı kovanlarının bazılarının kırıldığını, bazılarının deliklerinin kapandığını ve diğer kalan kovanlardaki arıların ise öldüğünü görüyor. Büyük zarar gören Bağatemur, Şanlıurfa Cumhuriyet Savcılığı’na müracaat ediyor ve şu an dosyası Van Ağır Ceza Mahkemesi’nde bekliyor.
    Terör örgütü kendisinden yardım alamayınca Bağatemur’un peşini bırakmıyor. Şanlıurfa’daki evlerine teröristlerin birkaç kez geldiğini anlatan Bağatemur, “Ailesini dağıtmak zorunda kaldığını, çocuklarını annesinin yanına gönderdiğini, 4 çocuğu bulunduğunu, eşinin babasının yanına gittiğini, genetik sinirsel rahatsızlığı bulunan küçük oğlu Deniz’in tedavisi için Ankara’ya geldiğini, çok zor durumda olduğunu, okuması gereken iki çocuğunun olaydan dolayı okula gidemediklerini, kendisinin de Şanlıurfa’ya dönemediğini, ekonomik durumu iyi olmadığı için batı bölgelerine taşınamadığını, ayrıca sağlık durumunun da iyi olmadığını” söylüyor.
    Teröristlerin elinde çeşitli silahlar olduğunu anlatan Bağatemur, teröristlerin babası ile dayısından 3 bin TL para ile koyun aldığını belirterek tek isteğinin, zararının karşılanması olduğunu, kendi hakkını kendisi almaya kalkışırsa bunun adının anarşi olacağını, hukuk ve adaletle hakkını elde etmek istediğini belirtiyor.
    PKK, en çok haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürtlere maddi manevi zarar veriyor. PKK zulmü bir aileyi daha parçalıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  271. helin demir said

    DTP’DE NELER OLUYOR?
    DTP İmralı güdümünde bir politika mı takip edecek, etnik kalıp krizden mi beslenecek, söylemlerini “Kürtlük” üzerine mi oturtacak, yoksa başat sorun olarak demokrasinin yerleşmesini görüp ona mı çalışacak? Bölgeden çıkıp Türkiye’yi görebilecek mi, bağımsızlığını kazanabilecek mi, PKK’ye eleştirel bakabilecek mi? Kürt sorununun çözülmesini gerçekten isteyecek mi, yoksa başka parti çözerse oylar ona kayar diye mi düşünecek? vb sorular, DTP var olduğundan beri süregelip duruyor. DTP, gündemi sürekli meşgul ediyor.
    Abdullah Öcalan’ın emirleriyle hareket ettiği ileri sürülürken bu kez de İmralı’dan gelen sert bir eleştiri ile karşı karşıya kalıyor. Öcalan, DTP’lileri “Bölgede bir futbol takımı bile idare edemiyorlar” şeklinde uyarıyor. Avukatları ile haftalık görüşmesi Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan Öcalan, daha önceki görüşmelerinde terör örgütü PKK ve DTP’yi “Söylediklerini yaşama geçirememek ve kendisini anlamamakla” suçlarken, şimdi de kendi fikirlerinden yararlanmadıklarını vurguluyor. DTP’nin kadınlardan oluşan bir folklor ekibi ya da bir tiyatro grubu bile kuramadığını belirten Öcalan, siyasette ciddi olmadıkları değerlendirmesini yapıyor.
    Öcalan DTP’yi eleştire dursun diğer taraftan 20 Temmuz’da yapılacak olan 2.Olağan Kurultay’a giderken, “Silahlı mücadele Kürt halkına zarar veriyor” diyen Ahmet Türk ile Abdullah Öcalan’ın muhatap alınmasını isteyen Emine Ayna’nın başını çektiği iki grup arasındaki çekişmenin açığa çıktığı kaydediliyor. DTP içindeki Barzaniciliğin temsilcisi olarak bilinen Ahmet Türk’ün 20 Temmuz’daki Kurultay’da yeniden Genel Başkan olmak istediği söyleniyor.
    DTP’nin, kapatma davası sürerken toplayacağı Olağan Kurultay için hazırlık komisyonu kurduğu vurgulanırken, Ahmet Türk’ün silahlı mücadele konusundaki demeciyle ortaya çıkan iki çizginin DTP Kurultayı’na da yansıması bekleniyor. Ahmet Türk’ün bu çıkışıyla PKK’nın hedef tahtasına oturtulduğu ve Grup Başkanlığı’ndan ayrılmak zorunda kaldığı biliniyor.
    Öte yandan Kurultay hakkında bilgi veren DTP Genel Başkan Yardımcısı Kamuran Yüksek, “Kurultaya KDP ve KYB’den temsilciler gelecek mi” sorusuna “Henüz belli değil” yanıtını veriyor. Daha önce DTP’nin Kurultay sürecinde topladığı Kadın Kongresi’nde KDP ve KYB’den temsilcileri davet ettiği ve kongrede konuşma yaptırdığı da hatırlananlar arasında yer alıyor.
    Bu arada Diyarbakır’da iki yıl önce Abdullah Öcalan’ın zehirlendiği yönünde iddialara açıklık getirmesi için ortak basın açıklaması yapan dönemin DTP’li belediye başkanlarının hakim karşısına çıktığı görülüyor. DTP’li belediye başkanlarının yargılanmasına Diyarbakır 5.Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam ediliyor. Duruşmada söz alan Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, yaptıkları açıklamanın arkasında olduğunu belirterek, “O günkü şartlar yeniden oluşursa, yeniden aynı şekilde hareket ederiz. Yaptığımız açıklama ifade özgürlüğü kapsamında yapılan bir açıklamadır. Örgüt propagandası yapmadık” şeklinde konuşuyor. Mahkeme heyeti tarafından duruşma ileri bir tarihe ertelenirken, DTP Diyarbakır Milletvekili Gülten Kışanak, belediye başkanlarının işinin sadece su ve kaldırım olmadığını belirterek, “Vatandaşın huzuru ve mutluluğu da kendilerinden sorumludur” ifadesini kullanıyor. Belediye Başkanları huzur ve mutluluktan sorumlu tutulmakla beraber sudan ve gerçek olmayan bahanelerle halkı kışkırtarak eylemlere katılmaya, küçük çocukları örgütsel amaçlarla kullanmaya da devam ediyorlar.
    Kısacası DTP’de, kurulduğu günden bu yana bir kaos ortamı sürüp gidiyor. DTP’li yöneticilerin ağızlarından bir gün olumlu, diğer bir gün olumsuz görüşler yayınlanıyor. Bir gün çözümden yana olduklarını ancak başka bir gün PKK’dan vazgeçemeyeceklerini, PKK’nın bir terör örgütü olmadığını söylüyorlar. Bu karmaşık politikayı benimsediği sürece DTP’nin istediği başarıya ulaşamayacağı görülüyor. DTP’nin dürüst, ilkeli, kararlı ve barışçıl bir siyaset yapmak istiyorsa izlediği yolu değiştirmesi gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  272. helin demir said

    DTP NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
    Düzenledikleri etkinliklerde PKK bayrakları ve Abdullah Öcalan’ın posterleri ile karşılanan DTP’liler, her zaman olduğu gibi sorunun çözümünü Kürt halkıyla birlikte hayata geçireceklerini söyleyip duruyor. İradesiz birisini kendi iradeleri olarak ilan eden DTP yöneticileri, “Biz Kürt halkının iradesiyiz” söylemiyle aslında iradesizlik giysisini tüm Kürt halkına giydirmeye çalışıyor.
    DTP tabanının yurtseverliği, samimiyeti ne kadar tartışma gerektirmeyen bir gerçek ise DTP yönetiminin iradesizliği, ikiyüzlülüğü, duygu sömürücülüğü, asalaklığının da o kadar gerçek olduğu biliniyor. Abdullah Öcalan, İmralı’dan gönderdiği ve DTP’nin aklını karıştıran söylemlerle, sadece son yirmi beş yıldır ödenen bedelleri heba etmekle yetinmiyor, Kürt halkının yarattığı değerleri de tahrip ediyor.
    DTP’den bir gün olumlu başka bir gün de olumsuz görüşler gündeme yansıyor. Bu durumda DTP’nin sorunun çözümü konusunda samimi olduğuna insanın inanası gelmiyor. 11 Temmuz 2009 tarihinde gerçekleştirilen Diyarbakır İl Başkanlığı 2.Olağan Kongresi’nde konuşan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, Kürt sorununun çözümü konusunda siyaset ve diyalog dışında bir yöntemin kalmadığını belirtiyor. Tuğluk, “Adına ne derseniz deyin bir çözüm sürecinin başladığı kesindir. Süreç başlamıştır, Kürtçe televizyon bu çözüm konseptinin adımıdır” ifadelerini kullanıyor. TRT Şeş yayın hayatına başladığı ilk günlerde, sürekli olumsuz eleştirilerde bulunan, yeni televizyonun AKP’nin seçim yatırımı olduğunu ya da PKK sayesinde elde edilen bir kazanım şeklinde değerlendirilebileceğini savunan DTP’liler, nedense şimdi tam tersi görüşler yansıtıyor.
    Öte yandan DTP’lilerin Kürt sorununun çözümü için Adana’da düzenledikleri “Barış Yürüyüşü”nde yine özerklik istedikleri dikkatlerden kaçmıyor. DTP Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna ve 3 DTP’li milletvekilinin de katıldığı yürüyüşte her zamanki gibi terör örgütü PKK ve Abdullah Öcalan lehine sloganlar atıldığı vurgulanıyor. DTP, PKK’yı terör örgüt olarak kabul etmekten ısrarla çekiniyor. Ekmek yenilen yere kazık atılmaz misali, PKK’ya en ufak bir laf söyleyemiyor. Tam DTP’ye inanalım artık diyen seçmenleri her seferinde yanılgıya düşürmeyi de layıkıyla beceriyor.
    Bu arada yine DTP Diyarbakır İl Kongresi’nde konuşan, yersiz, komik ve saçma bir benzetme yapan Genel Başkan Yardımcısı Emine Ayna, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde Türkmenlere yönelik yapılan katliamı kınadıklarını belirterek, sanki PKK terörü yüzünden binlerce insan hayatını kaybetmemiş gibi Çin’de yapılanların bin beterinin Türkiye Kürdistanı’nda yaşandığını iddia ediyor. Gerçekte var olmayan hayali bir ülkeden (Kürdistan) söz etmesi, zaten yapılan falsoların en büyüğünü teşkil ediyor. Bir de asıl olarak PKK tarafından gerçekleştirilen katliamlardan söz etmesi de kırdığı potların en dehşet verici olanını teşkil ediyor.
    DTP’nin Kürt sorununun çözümü konusunda adım atılmasını sağlamak amacıyla başlattığı, “Demokrasiye, barışa ve çözüme çağrı yürüyüşü” ismi altında İstanbul’da düzenlenen mitingde konuşan DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk, “Eğer Kürt sorunu çözülmezse tehlikeli süreç başlayacak” diyerek adeta tehditler savuruyor. Mitingin isminden dolayı tam iyi şeyler umut ederken, birden bunun arkasından aslında ne kadar da kuklacı bir tavrın çıktığı görülüyor. DTP’liler, PKK’lı yöneticilerin her gün ROJ TV ekranlarından yağdırdıkları tehditlere benzer söylemlerde bulunuyor. DTP ve PKK, devamlı çatışmasızlık kararının biteceğine dikkat çekerek, uyarılar yapıyor. DTP’mi PKK’yı kullanıyor, yoksa tam tersi mi anlaşılmıyor.
    Kısacası, DTP’nin gerçekten ne istediği çözülemiyor. Hatta çözümsüz bir bilmece gibi ordan oraya sürükleniyor. DTP bir türlü mutlu olamıyor ve dolayısıyla kendisine oy verenleri de mutlu edemiyor. Bu nedenle ilerleyen günlerde DTP’nin neler yapacağı, ne bahaneler uyduracağı, olumlu ya da olumsuz nasıl tavırlar takınacağı bilinemiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  273. riddick said

    ananızı sıkım o.çler vatan haını he sızın topragınızı sıkım o.çlr yasamayın lan kopekler ıtler abdullah ocalan he onn anasını sıkım sızınde

  274. helin demir said

    YOLSUZLUK DİYARI DTP’Lİ BELEDİYELER VE PKK’NIN GELİR TEMİNİ
    PKK’nın çizgisinden bir türlü ayrılamayan ve örgütten gelen talimatlarla faaliyetlerini sürdüren DTP’li belediyelerdeki yolsuzluk haberlerine her geçen gün yenileri eklenmeye devam ediyor. DTP’li Belediyeler, örgüte finans temini amacıyla çalışmalarını son hızla sürdürüyor.
    DTP çevrelerinden gelen haberlere göre, belediyelerin çevre ve halk sağlığı için gerek duyduğu ilaçların tek bir şirket üzerinden temin edilmesi amaçlanıyor. Söz konusu ilaçların özellikle PKK yanlısı şirketlerden alınması halinde ise paraların Irak ve Türkiye’deki PKK örgüt yönetimine aktarılması garanti haline geliyor. Bu nedenle ihalelerde şirket seçimi çok önemli oluyor. Daha doğrusu ihaleleri PKK’lı bir şirketin kazanması için her türlü kayırma, yolsuzluk ve sahtekarlık yapılabiliyor. Hatta örgütün belirlediği belli bir rakam üzerindeki ihalelerin bizzat PKK denetiminde gerçekleştirildiği bile biliniyor. DTP’li Belediye Başkanlarına PKK tarafından verilen talimatlar doğrultusunda, ihalenin PKK’lı şahıs/şirketler dışındaki şahıs/şirketlere gitmemesi ve herhangi bir hukuki sorun yaşanmaması için ihale şartnamelerinde gerekli düzenlemeler yapılıyor.
    Belediyelerin başka bir gelir kaynağının imara açılacak arsalar olduğu düşünüldüğünde DTP’li belediyelerin bu konuda da gayet başarılı sonuçlar elde ettikleri görülüyor. Örgütün sözünü dinleyen DTP’li belediyeler, PKK yanlısı şahıslarca alınan arsa/arazileri imara açarak oluşacak rantı örgüte kolayca aktarabiliyor.
    PKK bağlantılı şahısların DTP yönetimindeki belediyelerde çalışması ise doğal bir sonuç olarak değerlendirilebiliyor. Bu şahısları istihdam ettikleri gibi onların sigortalarını da yatıran ve ailelerine maddi yardımlar yapan belediyeler adeta örgüte yeni eleman temin ediyor. Taraftar kazanmak için çalışmalarını sürdüren bu zehirli örümcekler, sürekli PKK için çalışıyor ve asla bu huyundan vazgeçmiyor.
    Bir DTP klasiği haline gelen usulsüzlük haberlerine daha önceleri de rastlandığı bilinenler arasında. Adana Yakapınar’ın DTP’li Belediye Başkanı Burhan Aras ile meclis üyelerinin düzenlenen bir operasyonda gözaltına alındıkları, sahte faturayla elde ettikleri paraları teröristlere verdikleri, alınmayan malları alınmış gibi gösterdikleri, meclis üyelerinin özel araçlarına aldıkları akaryakıtı belediyeye fatura ettikleri ve akabinde parayı PKK’ya aktardıkları yönündeki hususlar skandallardan bazılarını oluşturuyor.
    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin 2007 yılı hesaplarını inceleyen Sayıştay’ın 100’den fazla usulsüzlük tespit ettiği şeklindeki bir haber ise 2009 yılının ilk aylarında gündemdeki yerini alıyor. Sayıştay’ın ihale yolsuzluğundan hayali faturalara, memurlara yapılan haksız ödemeden meclis üyelerinin aynı anda 2 ilde gösterilip ücret yazılmasına kadar tam 108 ayrı olayı içeren yolsuzluk ve usulsüzlük tespit ettiği vurgulanıyor. Sayıştay’ın raporunda Belediye Başkanı Osman Baydemir’in yetki gaspı yaptığına dikkat çekilerek, milyonlarca TL kamu zararı oluştuğuna değiniliyor.
    DTP’li belediyelerdeki bu tür haberlerin ardı arkası kesilecek gibi görünmüyor. DTP’nin PKK’yı besleyen en önemli kaynaklardan birisi olduğu, PKK’nın DTP’yi bir maşa gibi kullandığı, paravan şirket konumundaki DTP’nin dürüst siyaset izleyemeyeceği anlaşılıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  275. helin demir said

    DTP’YE TEPKİLER
    Terörün, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına yönelik bir tehdit olduğu düşünüldüğünde, siyasi amaçlarla terör arasında herhangi bir şekilde bağlantı kurulmasının ancak teröristlere hizmet ettiği, insan haklarının temelinde yaşam hakkının yattığının unutulmaması gerekiyor. Bundan hareketle DTP’nin öncelikle PKK’nın terörist eylemlerini kınaması gerektiği ancak bunu bugüne kadar yapmadığı, görülüyor. DTP, PKK ile olan organik bağını koparamadığı için siyaseti layıkıyla beceremiyor ve halktan çeşitli tepkiler alıyor.
    Batman’da Memur-Sen üyesi bir grubun TOKİ ile yaptıkları protokol uyarınca Kuyubaşı köyü yakınlarında konut inşası planlanan arsaya yapı izni verilmemesine neden olan İl Genel Meclisi’ndeki DTP’li üyelere tepki gösterdiği bildirildi. “Konutların yapılacağı arsanın mücavir alanda bulunması nedeniyle Batman İl Genel Meclisi’nin yapı iznine ihtiyaç bulunduğunu ve konunun kısa süre önce Batman İl Genel Meclisi’nde görüşüldüğünü” kaydeden Şube Başkanı Cahit Çekmen, şöyle devam etti: “İl Genel Meclisi’nin olumsuz karar vermesi, bizleri hayal kırıklığına uğratmıştır. Batman halkının oyları ile seçilmiş olan DTP grubu Batman halkına büyük menfaat sağlayacak olan dev bir projeyi sırf Memur-Sen’e ait olduğu için kabul etmeyerek, halka karşı samimiyet sınavını kaybetmiştir.”
    Yapılması planlanan projenin Batman ekonomisini canlandıracağını söyleyen Çekmen; “75 milyon TL değerindeki proje, sağlayacağı bir çok faydanın yanı sıra işsizlik probleminin de çözümü için çok önemli bir görev üstlenecekti. Oysa DTP İl Genel Meclisi üyeleri bariz olan faydaları görmezden gelmiş, siyasi davranmıştır. Bu karar aynı zamanda camiamıza karşı yapılmış hoşgörüden uzak, siyasi taraftarlık ve tahammülsüzlük kokan bir karardır. Memur-Sen olarak bu kararı şiddetle kınıyor ve üyeleri istifaya davet ediyoruz” şeklinde konuştu.
    DTP Hakkari Milletvekili Hamit Geylani’nin yaşadığı bir olay ise, DTP’ye yönelik tepkilerin belki de en anlamlısını oluşturdu. DTP’nin 3-5 Temmuz 2009 tarihlerinde gerçekleştirdiği çalıştayı Mersin Erdemli’de yapıldı. Hamit Geylani üç milletvekili arkadaşıyla gittiği bir çay bahçesinde bahçeyi işleten gencin masalarına kadar gelip “Beyler Nerelisiniz” sorusu üzerine “Hakkariliyim” cevabını verdi. Gencin “DTP Milletvekili misiniz” diye eklemesi üzerine Geylani bu kez “Evet” dedi. “Beyler size çay veremem, hizmet sunamam, şehidim var, ondan beni anlayın” diyen genç, sözleriyle DTP’ye ve PKK terörüne ne kadar da tepkili olduğunu gösterdi. Geylani’nin, gencin bu davranışının çay bahçesinin kapatılmasına neden olabileceği hatırlatmasını bile umursamayarak “Hiç önemli değil, kapatır giderim” şeklinde konuşması, terörün geride bıraktığı acıların asla unutulmayacağını bir kez daha gösterdi.
    Bu iki örnek olayda da görüldüğü gibi DTP, AB tarafından terör örgütü olarak kabul edilen PKK’yı terör örgütü olarak kabul etmediği sürece başarılı olamayacak, sadece siyaset yaptığını zannederek boşa vakit geçirecektir. Terörle bir yere varılamayacağı açıktır. Terör, yıkılan hayatlar, kan ve gözyaşına sebep olur.Çağdışıdır, ilkeldir.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  276. PKK KADAR NALET BIR VARLIK VARMIII BAKIN YÜZLERINE GÖZLERINE HIC BIRININ YÜZÜNDE NUR VE BEREKET YOKTUR EYY TÜRKKK EN IYI KÜRT SIKILMIS ÖLÜ KÜRT DÜR ( NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE ) imza: -ISPARTALI- YALNIZ KURT JiLET

  277. hewal çavuş said

    türk insanı yıllarca yaptıgı gibi hala kürt halkına çifte standart uyguluyo!!!!!!!!!!!!!!!!1

  278. helin demir said

    PKK’YA KARŞI YENİ OLUŞUM
    Devrimci çevrelerde, ülkemizin farklı bölgelerinden, metropol illerden ve Avrupa’dan yaklaşık 100’ün üzerinde katılımcı ile siyasal arayış sürecini sonuçlandıran Devrimci Demokratlar Hareketinin(DDH), bugünlerde Diyarbakır’da bir araya geldikleri konuşuluyor. Devrimci Demokratların aslında yeni olmadıkları, 3 yıldan beri yürüttükleri arayış süreçlerinde 3.genel toplantılarını 1 Kasım 2008’de yine Diyarbakır’da gerçekleştirdikleri biliniyor. (Nasname)
    Şiddet sarmalının tırmandırdığı gerginlikler ile mücadele kararı veren Devrimci Demokratlar, ayırımcı değil birleştirici olmak için çalıştıklarını, kendisi dışındaki bütün siyasi örgütlenmelere eşit mesafede, dost kalarak beraber iş yapma gayreti içinde olduklarını, hiçbir siyasi ve ekonomik rant peşinde bulunmadıklarını belirtiyorlar. Devrimci Demokratlar Oluşumu şeklinde adlandırılan oluşumun bugünlerde özellikle Diyarbakır Kürt Demokratik Gençlik Kültür Derneği’nde yoğun gündemli toplantılar düzenledikleri söyleniyor. Kurulması planlanan yeni oluşumun Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununu çözme arayışını eleştirdiği, yürütme komisyonunun önümüzdeki dönemde Kürt tabanıyla görüşmeler yapıp bir rapor hazırlayacağı, görüşmelerde PKK mensuplarıyla görüşmekten özellikle kaçınılacağı vurgulanıyor. Bu arada yeni oluşuma mensup şahısların Katılımcı Demokrasi Partisi Genel Başkanı Şerafettin Elçi’nin de kendileriyle birlikte hareket etmesini istediklerine dikkat çekiliyor.
    Devrimci Demokratlar Hareketi’nin organizesiyle Temmuz ayının ilk haftasında Diyarbakır’da gerçekleştirilen ve DDH mensuplarının yanı sıra RIZGARİ, KUK, KAWA gibi örgütlerin bünyesinde faaliyet göstermiş ve halen siyaset dışında yer alan kadrolara mensup yaklaşık 30 kişinin iştirak ettiği toplantıda ise “Yol Haritası” hazırlanması yönünde kararlar alındığı söyleniyor. Hatta, kitlelerin yeni harekete bakış açısını ve yaklaşımlarını öğrenmek için nabız yoklayacak olan hareket mensuplarının, Eylül 2009 ayı içinde de yeni oluşuma bir parti adının verilmesi ve yetkili kurulların belirlenmesi amacıyla konferans yapılmasını planladıklarına işaret ediliyor.
    Hukukun egemen olduğu özgür, demokratik, adil, sivil, eşitlikçi ve temiz bir toplum mücadelesinin kendileri için temel siyasi bir amaç olduğunu her fırsatta vurgulayan Devrimci Demokratlar Hareketi’nin gelecek günlerdeki girişimleri merakla izleneceğe benziyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  279. helin demir said

    BU NASIL ATEŞKES?

    Kürt meselesinin çözüm sürecini kolaylaştırmak amacıyla son 5 aydır “sözde ateşkes” sürecinde olduğunu ileri süren terör örgütü PKK, bu süreçte 32 güvenlik görevlisini şehit etti. Örgüt terörist elebaşı Abdullah Öcalan’ın Ağustos ayında “açıklayacağım” dediği çözümün yol haritasını gerekçe göstererek sözde ateşkesi 1 Eylül’e kadar uzattığını açıkladı.

    Terör örgütüne yakın internet sitlerinde yer alan açıklamalarda; 20 Mart’ta PKK tarafından başlatılan “eylemsizlik kararının” ikinci kez uzatıldığı duyuruldu. Açıklamada İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın 15 Ağustos’ta açıklayacağını belirttiği çözümün yol haritası için kararın uzatıldığı hatırlatıldı.

    PKK’nın Kandil’deki lideri Murat Karayılan da eylemsizlik sürecinin taktik olmadığını, Kürt sorununda kalıcı çözümün çabası olduğunu savundu. Öcalan’ın açıklaması beklenen yol haritası için eylemsizlik sürecini 1 Eylül’e kadar uzattıklarını bildiren Karayılan, “Sorunun esas ve öncelikli muhatabı Başkan Apo’dur. Başkan Apo’nun sürece aktif katılmasının önündeki engellerin kaldırılması ve ortamın koşullarının düzeltilmesi de önemli olacaktır.” dedi. Karayılan silahların tümden susacağı bir sürecin başlamasını umduklarını kaydetti.

    Bilindiği gibi PKK, 20 Mart günü “29 Mart Yerel Seçimlerine kadar eylem” yapmayacaklarını açıklamıştı. Seçimlerden sonra da 14 Nisan’dan 1 Haziran’a kadar “eylemsizlik” kararı aldığını duyurmuştu. 1 Haziran’da eylemsizlik sürecini 15 Temmuz’a kadar uzattığını açıklamıştı.

    Ancak terör örgütünün yaklaşık 5 aydır süren eylemsizlik kararına rağmen Doğu ve Güneydoğu’da bir çok terörist eylem meydana geldi. “Birinci Kuvvet” sitesinin haberine göre, bu terörist eylemlerde aralarında Geçici Köy Korucularının da bulunduğu 32 güvenlik görevlisi şehit olurken 60 güvenlik görevlisi de yaralandı. PKK’nın eylemsizlik sürecinde yola döşediği patlayıcıların infilak etmesi sonucunda 10 sivil vatandaş ölürken 10 kişi de yaralandı. Terör örgütü PKK, bu 5 aylık sürede 4 vatandaşı da kaçırdı.

    Yine 5 aylık süreçte, bölücü terör örgütüyle girilen çatışmalarda 33 terörist ölü, 38 terörist de sağ olarak ele geçirildi. Bu sürede 54 terörist de örgüt içindeki baskılara dayanamayarak güvenlik güçlerine teslim oldu.

    Bu arada önceki gün Hakkari Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, teröristler tarafından 6 adet havan mermisi ile saldırı yapıldığı belirtildi. Havan atışları neticesinde tarlasında çalışan 2 köylü vatandaşın hafif yaralandığı, Hakkari Askeri Hastanesi’nde tedavi edildikleri kaydedildi.

    PKK’nın “eylemsizlik sürecinde” de olsa hainlikleri bitmedi. Daha önceleri de ateşkes ilan ettiğinde aynı hainlikleri sergiledi. Çözümden yana olduğunu söyledi. Ancak samimiyetine hiçbir zaman güvenilmedi.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  280. helin demir said

    DTP’YE SERT TEPKİLER
    DTP’nin kendisini PKK ya da PKK’ya sempati duyan kitlelerin temsilcisi veya sözcüsü olarak gördüğü, bu tarz demeçlere yöneldiği için Türkiye’de başlayan açılımları zedelediği, kendisine gösterilen iyi niyetleri erittiği ve genel anlamda sistemi tıkadığı yönündeki fikirler maalesef açık açık ortalarda dolaşıyor. Durum böyle olunca da DTP’ye yönelik tepkilerin ardı arkası kesilmiyor.
    Mersin’de Kürt sorununa dikkat çekmek için eylem yapıp Abdullah Öcalan lehinde slogan atan DTP’lileri gören 50 yaşındaki Salah Ömürtaş’ın, yanında taşıdığı Türk bayrağını göstererek tepkisini dile getirdiği belirtiliyor.
    Mersin Valiliği’ne yürümek isteyen aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 500 DTP’linin Çankaya Mahallesi’nde toplanarak Kürtçe dövizler açtığı kaydediliyor. “Dişe diş, kana kan seninleyiz Öcalan”, “Öcalansız hayatı başınıza yıkarız”, “PKK halktır halk burada”, “Yaşasın Başkan Apo” şeklinde tehditvari ifadeler içeren sloganlar atan DTP’liler adına açıklama yapan DTP İl Genel Meclisi üyesi İbrahim Akyol, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve diyalog sürecinde çözülmesi için taleplerini duyurmak istediklerini açıklıyor. Akyol’un açıklaması sırasında yanındaki Türk bayrağını açan Salah Ömürtaş, “Vatanı olmayanın namusu da olmaz, Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti. Bu vatan bizim. Mersin’de bayrağımızı yaktınız, yeter. Yazık bu vatana, yazık bu cennet Mersin’e” diyerek DTP’nin terörden yana olan tavrını kınıyor.
    DTP’ye bir diğer tepki de Batman’dan geliyor. DTP kadın kollarının Batman şehir merkezinin değişik kavşaklarında astırdığı “Biz Kadınız Kimsenin Namusu Değiliz, Namusumuz Özgürlüğümüzdür” afişlerine Batmanlı vatandaşların tepki gösterdikleri bildiriliyor. Kürt halkının inancına ve manevi değerlerine bağlı olduğunu söyleyen Batman’ın tanınmış alimlerinden A.Rahman İçlek, Müslüman Kürt halkı arasında namus duygusunun ortadan kaldırılmak istendiğini söyleyerek, bu tür söylemlerin kabul edilebilir bir yanının olmadığını, dine karşı olan insanların sözleri olduğunu vurguluyor. İçlek, “Kürt halkı namusuna bağlılığıyla övünen bir halktır. Bu söylemlerin, davranışların amacı halkı dinden uzaklaştırmaktır. Kürt halkı dinine, inancına bağlı bir halktır. İslam düşmanları tüm güçleri ile Müslümanları namus mefhumundan sıyırarak dinsizleştirmek istiyor. Fıtraten dahi kadının erkeğin namusu olduğunu herkes bilir. Tüm Müslüman kadınlar buna özellikle dikkat etmeli” şeklinde konuşuyor.
    DTP’nin astırdığı afişleri eleştiren vatandaşlardan Kadir Altsoy, “Gelenek ve göreneklerimize uymayan bu düşünceyi kınıyorum. Biz Kürt halkı olarak tamamıyla inancına, değerlerine sahip çıkan bir milletiz. Bu tür sözler Müslüman Kürt kadınına ait laflar değildir. Bu tür yazıları spekülasyon olarak değerlendiriyorum. Bu düşüncenin aksine kadınların tüm toplumun namusu olduğunu söylüyorum” ifadelerini kullanarak düşüncelerini aktarıyor.
    Afişlere karşı olan vatandaşlardan Memduh Çetiz, Nezir Biçer ve Hakim Aslan ise, “Bizler halk olarak namusumuza düşkün kişileriz. Kadın her şeyi ile sadece eşine serbest olduğundan erkeğin namusu sayılır. Kadının serbest oluşu, başıboş oluşu onun özgürlüğü ve namusu olamaz” diyerek eleştirilerini açıklıyor.
    “Biz Kadınız Kimsenin Namusu Değiliz, Namusumuz Özgürlüğümüzdür” kampanyası çerçevesinde düzenlenen etkinliklere katılmak amacıyla Batman’a gelen DTP’li kadın vekiller ve yetkililer, bu söylemlere en fazla destek veren kişiler olarak dikkat çekiyorlar. Batman Belediyesi’ne bağlı Musa Anter, Ahmet Kaya ve Edip Solmaz Halk Evleri’nde kadınlarla bir araya gelen DTP milletvekilleri Gülten Kışanak, Sevahir Bayındır ve Aysel Tuğluk, “Yıllarca kadınlara şeytan gözüyle bakıldığını, kadına yönelik şiddetin derinlemesine araştırılması gerektiğini, erkeğe hizmet eden, itaat eden kadın modeli istendiğini” söyleyerek aslında PKK içerisindeki kadın kavramını anlatıyor. Oysa ki PKK’da insanların kolayca nasıl harcandıkları, sevgi kavramını suç sayan anlayış yüzünden kadın militanların nasıl kullanıldığı ve çarpık ilişkilerin ne şekilde ortaya çıktığı, PKK’nın kadınları erkeklere ulaşmak için bir sıçrama tahtası yaptığı vb konular bilinenler arasında yer alıyor.
    Artık DTP’nin Meclis’e girmesini demokrasi mücadelesi gören, faydalı bulan içimizdeki iyi niyetli insanlar daha fazla düşünüyorlar. DTP’nin de inananlarına karşı görevini başarıyla sürdürebilmesi için, PKK güdümünden kurtularak gerçekten bağımsız ve samimi davranması, halkı istismar etmemesi gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  281. dicle said

    Yeter artık ya bu kadar cahil bir halk görmedim ben. Allah akıl vermiş kullansınlar göz vermiş görsünler diye ama nerdeee….

  282. helin demir said

    AYRILMAZ İKİLİ DTP VE PKK
    “Kürtlerin temsilcisiyiz, Türkiye partisi olacağız” vb söylemlerle siyaset arenasına adım atan DTP’nin yakın gelecekte çok fazla değişmeyeceği ve terör yolunda ilerlemeyi sürdüreceği ortadayken, boş vaatlerle halkı kandıran parti temsilcilerinin, tehdit edici konuşmalardan ve terörist tavırlardan vazgeçmedikleri sürece, kan ve gözyaşı partisinden başka bir şey olamayacakları görülüyor. DTP’nin PKK’dan kopamayacağının göstergeleri ise her gün basına yansıyan haberlerle açık açık kanıtlanıyor.
    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede yer alan bilgiler bu konuda ortaya çıkan son örneklerden birisini teşkil ediyor. Zaman gazetesinin haberine göre; terör örgütü PKK’nın şehir yapılanmasına yönelik Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede gençlerin örgütün tuzağına nasıl düşürüldüğü anlatılıyor.
    İddianameye göre DTP’li Belediye ve sivil toplum kuruluşlarının gerçekleştirdiği kültür sanat etkinliklerine katılan gençler, terör örgütü PKK kanalıyla silahlı kanat HPG’ye dahil ediliyor. Partinin İzmir Gençlik Örgütü’nde görevlendirilen öğrenciler ise uzun süre terör eylemi yapmadıkları gerekçesiyle dağda görevlendirilerek cezalandırılıyor. Diyarbakır 5.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 212 sayfalık iddianamede sanıklar hakkında 10 ile 59 yıl arasında değişen hapis cezaları istendiği belirtiliyor.
    Bütün delilleri iddianamede toplayan savcılığın önemli bilgilere yer verirken, PKK üyelerinin kendi aralarında yaptıkları konuşmalarda, başta kızlar olmak üzere gençlere eğitim verilmesi ve ilgilenilmesi gerektiği, bunların içerisinden 30-40 kişinin dağ kadrosuna gönderilmemesi halinde ise bu faaliyetlerin başarısız sayılacağını ifade ettikleri belirtiliyor.
    İddianamede yer alan bilgilere göre, PKK’nın, İzmir Gençlik Örgütü’nde görevlendirdiği öğrencileri uzun süre terörist eylem yapmadıkları için dağda görevlendirmeyle cezalandırdığı kaydediliyor. Gençlerin İzmir’i terk etmelerinin istenmesine rağmen okullarına dönmek istemeleri neticesinde agresifleşen örgütün, dağa çıkmaları talimatını verdiği vurgulanıyor.
    Öğrencilerle yapılan mülakatlarda, kendilerine örgüt yönetimi tarafından gençlik örgütünden atılma tehdidinde bulunulduğu ve İzmir’i terk etme emrinin verildiği yönünde ifadelerin yer aldığına işaret ediliyor.
    İddianamede ayrıca PKK’nın, Irak’ın kuzeyindeki Kandil Dağı’nda güvenlik güçleriyle girdikleri çatışmalarda yaralanan teröristlere sağlık hizmeti verdiği, dağ kadrosunda yer alan bir teröristin yaralandıktan sonra Diyarbakır’a getirilerek tedavi ettirilmesi ve buna yapılan harcamaların PKK tarafından karşılanmasının bütün detaylarıyla yer aldığı, söz konusu teröristin Diyarbakır’da bacağındaki kurşunlar çıkarıldıktan sonra sahte bir kimlikle Cizre’ye, oradan da Irak’ın kuzeyine gitmesinin sağlandığı aktarılıyor.
    Bütün bunlara ilaveten son günlerde DTP’li seçilmişlere yönelik her zaman tavırlarını belli eden PKK üst düzey yöneticilerinin eleştiri-özeleştiri içerikli toplantılar düzenledikleri de konuşulanlar arasında. Toplantılarda PKK yönetimi tarafından, seçilmiş kişilere ağır eleştirilerde bulunulduğu, kavga boyutunda sert tartışmaların yaşandığı, hatta darp olaylarının bile meydana geldiği kulislerden yansıyan haberlerden bazıları. Yerel yönetimlere gereğinden fazla karışan PKK üyelerinin, baskıcı tavırları nedeniyle başta Van ve Siirt olmak üzere bölge genelinde büyük tepki topladıkları, ancak tepkilere rağmen davranışlarından vazgeçmedikleri dile getiriliyor.
    DTP’nin PKK’dan, PKK’nın da DTP’den kopamayacağı gerçeği önümüzde dururken, Kürtler adına iyi şeyler yapma arzusunda olduklarını söyleyen bu iki aktörün samimiyetlerine güvenmek de o nispette güçleşiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  283. helin demir said

    DTP’DEN ÖZELEŞTİRİ
    Kürt açılımı adı altında yapılan açıklamalar gündemdeki yerini korurken, DTP’den gelen özeleştiri kıvamındaki söylemler, partinin hem kendi kitlesi, hem de genel seçmen kitlesi nezdindeki görüntüsünü aklaması için ciddi bir değişimden geçmesi, inandırıcılık sorununu çözmesi beklendiğini bir kez daha ortaya koyuyor.
    Kürt sorununun çözümüne yönelik mesajlar DTP’de çatlağa neden olurken, ılımlı kanatla diğer kanat arasında yoğun kopuşların yaşandığı, anlaşmazlıkların boyutlandığı görülüyor.
    DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, “Birlikte yaşama güvenini artırıcı ortak dil kullanmamız gerekiyordu. Orada geri kaldık. Askerler de ölmesin diyebilseydik, birazcık bu ölümler karşısında buna tahammülümüz olmadığını ısrarlı söyleyebilseydik, belki farklı bir noktada olabilecektik” diyerek geçmişe dönük bir özeleştiride bulunarak, sorunun çözümünde partinin yeterli sorumluluğu almadığını söylüyor.
    Milliyet’e konuşan Tuğluk, Kürt sorununun çözümünde DTP’nin üzerine düşen görevi yapmadığını belirtirken, zirveden gelen mesajları “son fırsat” olarak değerlendiriyor ve Kürtler için istediklerini toplumun diğer kesimleri için de istemeleri gerektiğini vurguluyor.
    “Halkların kaynaşmasını, birlikte yaşama güvenini arttırıcı ortak dil kullanmamız gerekiyordu. Orada geri kaldığımızı düşünüyorum. Toplumun hassasiyetlerini gözeten bir dil kullanmak gerekiyor. Bir taraftan bir şeyler söylüyoruz, diğer taraftan insanlar ölüyor. Ortak dil yaratabilmenin çabasını vermemiz lazımdı. Her iki tarafta da ciddi kayıplar, ölümler acılar var. Bu acıları bilerek, gözeterek empati yapmak zorundayız. Bunu yapamadık” şeklinde konuşan Tuğluk, açılımla ilgili söylemlerin samimiyetine güvendiklerini belirtiyor.
    “Travma yaşayan toplumda psikolojik faktörlerin dikkate alınması gerektiğini” açıklayan Tuğluk, “DTP’nin hassasiyetleri dengelemekte sorumluluklarını yerine getiremediğini, siyasetçiler olarak ölümleri durduramadıkları için toplumdan özür dilemek zorunda olduklarını, DTP’nin marjinal, sadece Kürtler adına konuşan bir parti görüntüsü çizdiğini aktarıyor.
    İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açıklamalarının ardından konu ile ilgili demeç veren DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sözleri ise Aysel Tuğluk’u destekler nitelikte. “Geçmişe takılıp kalmayacaklarını, Cumhuriyet döneminden bu yana çözümsüz kalan sorunun çözülebileceğini, iyi niyet göstergesinin bulunduğunu, önümüzdeki dönemde DTP’nin üzerine düşen görevi yapacağını ve polemiklerden uzak duracaklarını” ifade eden Sakık, sorunun çözümünde kararlı ve istikrarlı olacaklarını vurguluyor.
    Toplum olarak içimizden olumlu açıklamalara ve samimiyete inanmak geliyor. Çünkü 21.yy’da artık hiç kimse terörün sebep olduğu acıları yaşamak istemiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  284. Sahte yusuf a mesaj said

    Yusuf adlı cahilin önde gidp bayrak taşıyanı sen eğer türksen yazıklar olsun, sen hiç yaşama bence ottan gayrı bir şey deilsin çünki al bak şimdi bu güne akp=dtp=pkk kol kola ne oldu kör cahil bak kim hain türkiye gelmiş geçmiş en büyük hain RTE dir ve fethullah adlı şerefsizin yardımcılığını yapmaktadır bebek katili mesajı verdi fathullahla gönül bağını açıkladı kimmiş hain bence hain hainlere çanak tutan sen ve senin gibilerdir..

    ALLAH ıslat etsin seni ve senin gibi vatan sevgisinden yoksun hödükleri..

  285. helin demir said

    DTP’DEN ŞAŞIRTICI VE GARİP AÇIKLAMALAR
    Son günlerde kamuoyunda tartışılan ve yer edinen ‘Kürt açılımı’na ilişkin” değerlendirmeler toplumun her kesiminde yankı bulurken özellikle DTP kanadından gelen yansımalar şaşırtıcı ve garip açıklamalarla sahne alıyor. DTP’liler bir taraftan “Kürt açılımı”nı desteklerken diğer yandan da tamamen karşısında olduklarını beyan ediyor. Partinin bu tutarsız tavırları seçmenlerini de yanıltırken, siyasetle samimiyetsizlik arasında kurulan özdeşlik devrinin kapanması gerektiğine inanmayan DTP’de ayrılık sinyalleri çalıyor.
    Aralarında DTP Milletvekilleri Ayla Akat Ata, Sevahir Bayındır, Aysel Tuğluk, Pervin Buldan’ın da bulunduğu DTP’li Kadın Belediye Başkanları, Kadın İl Genel Meclisi Üyeleri, Kadın Belediye Meclis Üyeleri adına açıklama yapan DTP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, devletin kendi kurumları arasında oluşturacağı yol haritasına karşı çıktı ve ekledi: “Türkiye’yi barış ve demokrasiye götüreceğine inanmak saflığın da ötesinde bir gaflet olacaktır”
    DTP’li kadınlar demokratik açılım sürecinde PKK ve terörist Abdullah Öcalan’ın muhatap alınması gerektiğini ileri sürdü. Kurtulan, toplanan imzalarla yaklaşık 3.5 milyon kişinin önder olarak tanımladığı Sayın Abdullah Öcalan’ın Kürt sorununun çözüm sürecindeki rolünü görmemek de çözümsüzlük siyasetinde ısrar anlamına gelecektir” ifadesini kullandı. Kurtulan, Kürt sorununun köklü çözümünün ancak demokratik, sivil, yeni bir Anayasanın yapılması ile mümkün olduğunu belirtti. Fatma Kurtulan aslında son açıklamasıyla, demokratik açılımı en fazla PKK’nın sabote etmesinin şaşırtıcı görülmediği ve DTP’nin de örgüte endeksli hareket ettiği gerçeğini bir kez daha kanıtlamış oldu.
    DTP’nin bir cephesinde durum böyle iken diğer bir cephesinden ise “Kürt açılımı”nı tamamen destekleyen açıklamalar duyuldu. Ağrı’nın DTP’li Patnos Belediye Başkanı Yusuf Yılmaz, hükümetin demokratik açılımını sonuna kadar desteklediklerini belirterek, “Hükümet Kürt sorununu çözmesi halinde bu ülkeye en büyük hizmeti yapacaktır” dedi. Son günlerde kamuoyunda sıkça tartışılan “Kardeşlik ve huzur projesi” ile ilgili açıklamalar yapan Yılmaz, bu sürecin Türkiye için çok önemli bir şans olduğunu, açılımın günlerce tartışılmasının, Bakanlar Kurulu ve Milli Güvenlik Kurulu’nda ele alınması ve görüşülmesinin kendilerini sevindirdiğini, açılımı tamamen doğru ve olumlu bulduklarını vurguladı.
    Birçok aydın gazeteci, akademisyen, siyasetçi ve sivil toplum örgütlerinin de bu açılımı olumlu bulduğunu söyleyen Yılmaz, “Bu sorun bir an önce çözüme kavuşmalı” dedi.
    Bazı kesimlerin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve barışa kavuşmasını istemediğini belirten DTP’li Başkan Yılmaz, bazı karanlık ellerin bu süreçte dahi rant elde etmeye çalıştığını öne sürdü. Kürt sorununun Türkiye’nin en büyük sorunu olduğunu kaydeden Yılmaz, hükümetin bu sorunu çözmesi halinde kendilerini tebrik edeceklerini ve ülke olarak kendilerine minnettar kalacaklarını aktardı. Kürtlerin barışa susamış insanlar olduğunu söyleyen Yılmaz, ayrı bir devlet veya federasyon istemediklerinin de altını çizdi. Yılmaz, “Kürtlerle Türkler et ile tırnak gibidir. Bizler birbirimizden ayrı yaşayamayız. Kürtler bu ülkeyi bölmek istemiyor.” şeklinde konuştu.
    DTP içindeki ayrışmalar “Kürt açılımı” ile birlikte iyice su yüzüne çıktı. Örgüt paralelinde düşünen DTP’lilerle, gerçek barıştan yana olan DTP’liler birbirlerine tam bir tezat teşkil etmeye başladı. Bu durumda Kürt halkının bunu iyi görmesi, örgüte endeksli taleplere alet olmaması, kendi geleceklerine ipotek koydurmamaları zorunluluk haline geldi.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  286. helin demir said

    DTP’NİN SURİYELİ KÜRTLERE İLGİSİ
    Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu Türkiye, Suriye, Irak ve İran’da farklı yaşam şekillerinin olduğu biliniyor. Suriye’de Kürtler statüsüz yaşıyor. Dünyanın hiçbir ülkesinin iç hukukunda olmayan bir vatandaşlık uygulaması sadece Suriye’de uygulanıyor. Suriye vatandaşı olmayan 380 binin üzerinde Suriye Kürtü, ecnebi sınıfında yer alıyor. Suriyeli Kürtlerin hiçbir insani, demokratik, hatta ekonomik (mal edinme) hakkı bulunmuyor. Devlet malları Kürtlere zamlı olarak satılıyor. Bazı Kürt ve Arap internet sitelerinde Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın, Kürtlere hak ve hukuklarının verilmesi için yeni bir yasa taslağı içinde olduklarını vurgulayan açıklamalarının yayınlandığı ileri sürülüyor ancak uygulamada böyle bir girişimin var olmadığı söyleniyor. Suriye’nin çeşitlilik arz eden etnik yapısının % 18’ini Kürtler oluşturuyor. Türkiye’de yaşayan Kürtler mal ve toprak sahibi olurken Suriye’de durumun tam tersi vaziyette işlediği görülüyor.
    Bütün bunların DTP’yle ne ilgisi var diye düşünülebilir. Ancak son günlerde DTP’nin zaten eskiden beri ilgilendiği Suriyeli Kürtlere yönelik ilgilerinde bir artış gözlendiği ve bu şahıslar üzerinden yeni yolsuzluklar peşinde koştuğu hususunda çatlak sesler gündeme yansıyor.
    DTP’lilerin, Güneydoğu Anadolu Bölgesi genelinde yaygın olarak uygulanan imam nikahlı eş edinmek suretiyle ikinci evlilik yapmak isteyen sempatizan ve mensuplarına Suriye/Kamışlı’da mukim Kürt kökenli ailelerden kız almaları ve TC nüfusuna geçirilmeleri yönünde telkinlerde bulundukları konuşuluyor.
    DTP’li yetkililerin böylece Kamışlı’daki Kürt nüfus ile evlilik aracılığıyla organik bir bağ kurmayı ve Türkçe bilmeyen Kamışlı’lı annelerin çocuklarına sadece Kürtçe öğretmelerini sağlamayı amaçladıkları vurgulanıyor.
    Evlilik nedeniyle Türkiye’ye gelerek yerleşen yabancı uyruklular için Emniyet Md.lüğü’nden geçici ikamet tezkeresi alma zorunluluğunun bulunması ve TC vatandaşlığına geçme aşamasındaki prosedürlerin uzun sürmesi, ikinci ve hatta üçüncü eşini Suriyeli Kürtlerden getirmeyi planlayan şahısları değişik alternatiflere yöneltiyor.
    Bu aşamada nüfus idaresindeki kayıt eksikliklerinden istifade etmek isteyen DTP’ye müzahir şahıslarca özellikle “kız çocukları geçmişte öldüğü halde Nüfus Md.lüğü’ne başvurmayan ve resmi olarak nüfustan düşme işlemini yaptırmayan ailelerin tespiti” yönünde çalışma yapıldığı kaydediliyor. Tespit edilen ailelerle dolaylı olarak temasa geçmeyi planlayan partiye müzahir şahıslar, karşılıklı anlaşılması halinde para karşılığında Suriye uyruklu olan Kürt kökenli kızlara, fotoğraflı yeni bir nüfus cüzdanı çıkarmayı ve bu şekilde aslen yabancı uyruklu şahısların Türk vatandaşlığına geçirilmesini hedefliyor.
    DTP’nin Suriye’ye göç edenlerin sorunları ve alınacak önlemlerin araştırılması için daha önce de Meclis Araştırma Önergesi verdiği dikkate alındığında, yolsuzluklarına yasal kamuflaj arama yoluna gittiği değerlendirilebiliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  287. helin demir said

    OSMAN ÖCALAN’DAN KÜRT AÇILIMI İLE İLGİLİ AÇIKLAMALAR
    PKK/Kongra-Gel’in Başkanlık Konseyi’nde görev yapan, 1992’de PKK, TSK karşısında ağır kayıplar verince, örgüt tarafından ölüme mahkûm edilen, ağabeyi Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra yeniden PKK içinde yükselen, daha sonra örgütü ele geçirmeye çalışan, başaramayınca yönetimin şiddet politikasına karşı çıkarak PWD ve Kürdistan Demokrat Birlik Platformu’nu kuran ve halen Kuzey Irak’ta ticaret yaparak yaşamını sürdüren Osman Öcalan, “Kürt açılımı” hakkında önemli açıklamalarda bulundu.
    “Kurdistanreport” adlı gazetenin 20 Ağustos 2009 tarihli nüshasında Didar Abdullah’ın gerçekleştirdiği mülakatta Osman Öcalan, Türkiye’nin Kürt sorununu çözmek için attığı yapıcı adımlara ışık tuttu. Türk hükümetinin Kürt sorununu çözmek için ciddi bir çalışma içerisinde olduğunu belirten Öcalan, Türkiye’nin bu sorun için yeni bir sayfa açtığını, buna hazır olduğunu, demokratik sürece hız kazandırmayı amaçladığını, Kürtlerin Türkiye’nin bu adımlarını olumlu olarak kabul etmesi gerektiğini, vurguladı.
    PKK’da katılım hakkı bulunduğunu ancak örgütten ayrılma hakkı bulunmadığını, PKK’nın bu reformu gerçekleştirmediği sürece örgüt bile sayılamayacağını, DTP’nin PKK baskısı altında olduğu için demokratik bir güç şeklinde tanımlanamayacağını ifade eden Öcalan, PKK’nın kurban vermek üzere kurulduğunu, PKK’nın en büyük sorununun örgütü terk edenlerin hain muamelesi görmesi olduğunu, PKK saflarındayken örgütün normalleştirilmesi ve demokratikleşmesi konusunda iki defa proje sunduğunu ancak PKK tarafından kabul edilmeyerek hakkında idam cezası çıkarıldığını, PKK’nın değişmemesi önündeki engelin Abdullah Öcalan olduğunu, PKK’da Apo’nun tanrı, diğerlerinin ise müritler gibi düşünüldüğünü, bunun için de PKK’nın demokratikleşmesinin imkansız olduğunu söyledi.
    PKK içinde kişiliğin ve kişisel görüşlerin hiç öneminin bulunmadığına dikkat çeken Osman Öcalan, örgütte Abdullah Öcalan’ın çizdiği sistemin benimsendiğini, PKK yöneticileri arasında hiç birinin farklı bir fikre sahip olmaya kadrinin bulunmadığını kaydetti.
    Osman Öcalan röpotajına şu cümle ile son noktayı koydu: “Çözümün birinci önceliği silahların terk edilmesidir!”

    Helin Demir helindem@mynet.com

  288. helin demir said

    KÜRT AÇILIMINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELER
    Kürt açılımı tartışmaları sürerken toplumda her kesimden görüşler basın yayın organlarına yansımaya devam ediyor.
    Kürt sorununa dönük çözüm tartışmalarının yürütüldüğü bir ortamda aydın ve aydın olma sorumluluğu üzerinde değerlendirmede bulunan oyuncu Deniz Türkali, “Yüreği, aklı ve vicdanı olan herkesin bu sürecin önüne geçemeyeceğini” belirtiyor. 25 yıldan sonra Kürt sorununun demokratik biçimde çözümüne dair adımların atılmaya başlamasını çok önemli bir gelişme olarak değerlendiren Türkali, çözüme yönelik girişimleri baltalamaya çalışanların tavrını vicdansızlık olarak niteliyor. “Barışı ve çözümü destekleyenler bu konuda ne gerekiyorsa her şeyi yapmaya hazır olduğumuzu biliyor” diyen Türkali, oğullarından biri orduda diğeri de dağda olan bir anneyi ayırmanın hiçbir şekilde mümkün olamayacağı konusunda görüşlerini dile getiriyor. Politikacı ya da siyaset bilimcisi olmamakla birlikte PKK’nın silah bırakmasının şart olduğuna da dikkat çeken Deniz Türkali, muhalif olmanın sadece tek bir şeye muhalefet etmekle sağlanamayacağını söylüyor.
    Kürt açılımı ile ilgili tartışma programlarına hemen her gün bir televizyon kanalında rastlanabiliyor. Samanyolu TV’de yayınlanan ve Gazeteci Yavuz Baydar’ın hazırladığı programa konuk olarak katılan Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Naci Bostancı, Kürt açılımının çok karmaşık bir sorun olduğunu, çözüm sürecinde insanların zaman zaman sert ifadelere başvurmasının normal olduğunu, ancak tüm bunlara rağmen, amaca ulaşmak üzere izlenecek yolun belirlenmesi gerektiğini ve aklı selim çevrelerin, bu konunun çözümüne dahil olmak isteyen kimselerin açılım konusuna yönelik sert duruşları tolere etmeleri gerektiğini vurguluyor. Aynı programa katılan diğer bir konuk Star gazetesi yazarı Mehmet Metiner ise, demokratik açılım müzakere sürecinin önü açık bir süreç olduğuna dikkat çekerek, DTP’nin içinde güvercinler ve şahinler olmak üzere bir bölünmüşlük yaşandığını, Kandil’in aslında DTP’nin bu şekilde bölünmesini istediğini, demokratik açılım konusunda İspanya’nın örnek alınması gerekmediğini, Türkiye’nin Osmanlı İmparatorluğuna dayanan bir geçmişe sahip olduğunu, tarihsel tecrübeye sahip bir ülke olarak Türkiye’nin kendine özgü bir model yaratabileceğini belirtiyor.
    Açılıma ilişkin yurt dışından da tepkiler gündemdeki yerini alıyor. Türkiye’deki reformları tartışmaya hazırlanan Avrupa Konseyine bağlı Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi, Kürt açılımına destek vererek, bunun yerel ve bölgesel demokrasiyi kuvvetlendirmek için tarihi bir fırsat olduğunu açıklıyor. Avrupa Yerel ve Bölgesel Yönetimler Kongresi Başkanı Ian Micallef tarafından yapılan açıklamada, kongrenin Ekim ayında yapacağı toplantıların en önemli gündem maddelerinden birinin “Türkiye’deki yerel ve bölgesel demokrasi reformu” olduğuna işaret ediliyor.
    Demokratik açılım yolundaki gelişmeler devam ettiği sürece tartışmalar da süreceğe benziyor. Türkiye çok önemli adımlar atmaya hazırlanırken herkesin arzusu bir daha aynı acıların yaşanmaması olarak karşımıza çıkıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  289. Ülkemizi Atalarımızdan Devraldığımız Gibi Bırakalım said

    Ülkemizi Atalarımızdan Devraldığımız Gibi Bırakalım

    Bilindiği gibi dışarıda bize dost gibi görünen ülkelerin, aslında bize dost olmadıkları apaçık ortadadır.

    Peki Neden?

    Türkiye üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkedir. Asya ve Avrupa kıtaları arasında ulaşım ve ticaret gibi birçok alanda köprü görevi görmektedir.

    İstanbul ve Çanakkale Boğazlar’ına sahiptir. Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler, sıcak denizlere en kısa ve ekonomik yoldan ulaşabilmek için İstanbul ve Çanakkale Boğazları’ndan geçmek zorundadırlar.

    Zengin petrol yataklarına sahip olan Doğu ve Ortadoğu ülkelerine yakın olmamız.

    Stratejik yeraltı kaynaklarımızın oldukça zengin olması. Özellikle bu konuya değinmek istiyorum.

    Dünyada tüketim çılgınlığı artmıştır ve ülkeler geçmişte ve gelecekte birtakım stratejik yeraltı kaynaklarına her zaman ihtiyaç duymuştur ve duyacaklardır.

    Ülkemiz çok çeşitli maden varlığına özellikle de bor, toryum, uranyum krom ve altın gibi dünya üzerindeki en büyük rezervlere sahiptir. Ne yazık ki böyle bir zenginliğe sahip olmamız, ülkemiz ekonomisine katkı sağlayamamaktadır.

    Bor

    Ülkemiz, dünya bor rezervlerinin % 62’sine sahiptir. Bor piyasasında sadece Türkiye ve Amerika üreticidir. Türkiye ham bor ihracatında tek ülkedir. Bu maden çeşitli sanayilerde 250’ye yakın alanda kullanılmaktadır.
    Geleceğin enerji hammaddesi olarak kullanılması planlanan hidrojenle birlikte kullanılmasının zorunlu ve alternatifsiz olması boru stratejik kılmaktadır. Er yada geç bor bir yakıt katkı maddesi olarak kullanılacaktır. Bu sebepten ötürüdür ki, bor stratejik bir madendir.

    Toryum

    Ülkemiz, toryum madeninin yaklaşık dörtte birine sahip ve rezervlerde en büyük birinci veya ikinci ülke olduğu varsayılmaktadır.
    Geleceğin nükleer enerji hammaddesidir. Bugün uranyum ve plütonyum ile elde edilen nükleer enerji için gelecekte toryum kullanılması planlanmaktadır. Bu sebepten ötürüdür ki, toryum stratejik bir madendir.

    Uranyum

    Nükleer enerji üretiminin dünya enerji üretimi içindeki payı azalacak olmakla birlikte, dünya uranyum üretimi ve tüketimi arasında, üretim aleyhine bir fark oluşacaktır. Bu farkın kapatılması için yeni uranyum rezervlerine ihtiyaç olacaktır. Bu sebepten ötürüdür ki, uranyum stratejik bir madendir.

    Krom

    Türkiye, dünya krom rezervlerinde küçük bir paya sahip olmakla birlikte, önemli üretici ülkelerden biridir. Ayrıca krom savunma sanayi için vazgeçilmez bir kaynaktır. Bu sebepten ötürüdür ki, krom stratejik bir madendir.

    Altın

    Altın bugün en güvenilir yatırım ve rezerv aracıdır. Altın madenciliğinin beşiği olan Anadolu’da, bu madenin işletilmesi ekonomimize çok yüksek katkı sağlayacaktır. Bu sebepten ötürüdür ki, altın stratejik bir madendir.

    Nitekim Türkiye Cumhuriyeti sahip olduğu değerleri, jeopolitik konumu, stratejik yeraltı kaynakları, tarihi ve gücü bakımından tüm dünya devletlerinin gözünü ayırmadığı ve tarih boyunca almayı istemekten vazgeçemediği çok büyük bir devlettir.

    Bu güzel vatanımızı elimizden almak için yabancı ülkeler adeta çok gizli bir şebekede çalışıyormuş gibi, ülkemizle uzun yıllardır soğuk savaş içerisindedirler. Ülkemiz tam bir sorunun üstesinden gelmişken diğer bir yenisi ise daha farklı bir konumda oluşmaktadır.

    Osmanlı Devleti’nin tarihte hiç yapmadığı bir olay nedeniyle bugün Avrupa devletleri ve Ermenistan tarafından Ermeni Soykırımı’yla suçlanmaktayız.

    80’lerin ortasına doğru ülkemiz gelişmek için çaba sarfederken PKK terörü denilen eşkiya çetesi, yurdumuzun güneydoğusunda baş göstermiştir. GAP’iyle canlanacak ve kalkınacak olan bölgeye terör damgası vurulmuş yurdumuzun o bölgesi ise diğer Türkiye olarak adlandırılmıştır.

    Ve yine emperyalist Amerika’nın istemiyle darbeye zemin hazırlandı. Ülke insanımız sağcı ve solcu olarak iki cepheye bölündü. İnsanlarımızın birbiriyle çatışması sağlandı. Kısacası ülke karıştırıldı. Sonra hafızalardan silinmeyecek olan darbe yapıldı. Yapılan darbe sonucu çok insanlar kaybedildi.

    Peki bot sesleriyle amaçlanan ne idi?

    Hedef, düşünen, çalışan, zeki ve hak arayan, haksızlık karşısında tepkisini her daim korkmadan ve çekinmeden veren, haksızlığa ise asla tahammül edemeyen bir kuşağı, bir gençliği yok etmekti.
    Ki görev ifa edildi. Bugünün Türkiye’sinde insanlar, artık haksızlıklara karşı tepkilerini göstermiyorlar ve olup bitenlerden bir haberler.

    Tarih tekerrürden ibarettir ve yukarıdaki nedenlerden ötürüdür ki, bu ülkenin hiç bir zaman dostu olmayacaktır. Dünya varolduğu müddetçe, bu ülke enerji kaynakları ve jeopolitik konumundan dolayı her zaman paylaşılamayan ve cennetin yeryüzündeki tek adresi olacaktır.

    AKP Hükümeti’nin Başarıları;

    Bugün yeni doğan bir bebek, gözlerini açar açmaz, 7.370 TL borçlu olarak dünyaya gelmiş oluyor. Peki bu bebeklerin suçu ne?

    Hükümet eşkiya Abdullah Öcalan’a sayın, şehitlerimize de kelle diyor. Devlete silah doğrultmuş eşkiyalarla muhatap olunuyor ve pazarlık ediliyor. Bunu ilk önce kürt sorunu, sonra kürt açılımı, daha sonrada demokratikleşme süreci adı altında alenen, milli birlik ve bütünlüğümüzü bozmak için elinden geleni yapıyorlar. Oysaki bu ülkede yaşayan vatandaşlarımız, hangi etnik kökene sahip olurlarsa olsun, onlar bizlerin, bizlerse onların birer candaşıdır. Bugün sadece Kürt değil, tüm etnik kökenli vatandaşlarımız, TBMM’de, TSK’da komutan yada silah arkadaşımız, yargı kurumlarında hakim, savcı yada avukat, futbolcu yada antrenör, sanat camiasında, okullarda öğretmen yada sıra arkadaşlarımız, işadamı yada esnaf olarak aramızdalar. Bu durumdan hiç kimse rahatsız değildir. Aksini düşünenleri de kınıyorum. Atalarımız Kurtuluş Savaş’ını beraber kazanmışlardır. Biz biliyoruz ki ülkenin varoluşunun adımları beraber atılmıştır ve gelecekte de başarılara beraber imzamızı atacağız. Etle tırnak gibiyiz ayrılamayız. Hesapta Kürt halkının bağımsızlığını savunan eşkiya çetesi, bizim, o bölgedeki kardeşlerimizi öldürmüşlerdir. Biliyoruz ki askerlik vazifesini yapan Kürt kardeşlerimizi de onlar şehit etmiştir. Yine biliyoruz ki onları, doğduğu ve büyüdüğü topraklarda hunharca öldürmüşlerdir. Kalanları da göçe zorlamışlardır. Aynı zamanda GAP’ine zarar vermiş, kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapan bir çok vadandaşımızı, onlar kurşuna dizmiştir. Burada sorun Kürtlerle değil PKK çetesiyledir. Sanki Kürtlerle aramızda bir sorun varmış gibi, bir sorun yaratan Başbakan’a bir anlam verememekle birlikte tüm bu olanları kabul edemiyorum. Peki soruyorum, bunca insan boşuna mı öldü yada boşunamı uvzuvlarını kaybetti. Hepsi bunun için miydi? O zaman bu vatansever insanlara şehit ve gazi ünvanları boşunamı verildi? Bunları kabullenmek çook zor. Örgüt yok edilmeli ve o bölgenin eğitim, sağlık ve ekonomi alanında kalkınması gerekir.

    Mustafa Kemal Atatürk tam bağımsızlık için, ekonomik bağımsızlığın zorunlu olduğunu vurgulamıştır. Ülkemiz ne yazık ki tam bağımsız değildir. Kamu kurum ve kuruluşları zarar ediyor bahanesiyle yabancılara peşkeş çekilmiştir. Borsamız yine yabancıların elindedir. Birde yabancılara karşı hızla toprak satışı başlatılmıştır. AKP Hükümeti’nden önce, her yerde işçi aranıyordu fakat şimdi 4 gençten 1’i işsiz. Ne garip değil mi?

    İşsizlik çığ gibi arttı. Hükümetin, olmayan bir kürt sorununu mesele haline getireceğine tıkanan ekonomiyi canlandırma politikası yapması gerekir. Ben inanıyorum ki, Kürt sorunu yerine işsizlik sorunuyla bu kadar uğraşmış olsalardı, işsizlik bir hayli azalmıştı. İşsizlik fonundan devlete para aktarılıyor. Bir yılı aşkın işsizim. Devlet vergi almayı biliyor. Ama işsizler için ayrılmış fondan yararlanabilmemiz için saçma sapan koşullar ön görüyor. Ne yazık ki fondan yararlanamadım. Yazık.

    Tarım ülkesinde artan mazot ve gübre fiyatları sayesinde çiftçilerimiz toprağına küstürüldü. Gün geçtikçe ekonominin kötüleşmesi bizi, üreten değil, tüketen bir toplum haline getirdi. Bu durum kapitalist ülkelerin işine yaradı. Nereye kadar tüketeceksin acaba? Nerede kaldı kalkınma?

    Vergi alımları ve denetimleri hiç adil değil. Gerçi Vergi Denetim Kurumu’nu kim denetleyecek muamma?

    Yargı taraflı ve çok ağır işliyor. Kendilerine gelince tıkır tıkır çalışıyor.

    Yaşam koşulları zorlaştı ve ülkenin İMF’ye olan borcu 2008 sonu itibariyle 8 milyar 524 milyon dolar oldu. Hiç mi ödenmedi 7 yıldır yahu?

    Ergenekon diye inanmadığım bir örgüt yaratıldı. Aydınlar, hükümete karşı olanlar, kısacası vatansever insanlar kanaatimce suçsuz yere yargılanıyor. Bugün onlar açısından çok güzel dönen bir çark var ve bu çarka çomak sokmak isteyenleri Ergenekon’a dahil ediyorlar. Her vatandaş gibi bende darbecilere karşıyım. Hükümette buna karşıdır. Lakin 1980 yılında darbe yapmış olan Ressam Kenan Evren hala hayatta ve hala Ergenekon’da yargılanmadı. Bu durumda aklıma bir soru geliyor. Acaba Darbe yapmak suç değil de, AKP’ye karşı yapmak mı suç oluyor. Nerede kaldı adalet?

    Hükümet medyayı kendi bünyesinde kullanıyor. Medyada taraflı yayın görmekten gınahı geldi. Artık her televizyon kanalı sanki, aralarında bir sözleşme imzalamışlar gibisince TRT’in yaptığı taraflı yayının bir değişiğini yapıyorlar.

    TRT 6 ile Anayasa ihlal edildi. Bu ülkenin resmi dili Türkçe’dir. Lakin hükümet devlet yayını olan TRT’de kürtçe yayın yapmaktadır. Bize öğretilen Tek Millet, Tek Vatan, Tek Dil, Tek Bayrak ve Tek Devlet. Şimdi nerede kaldı bunlar.

    Yolsuzluklar arttı. Oysaki benim inandığım Allah, “Neyle gelirsen gel ama kul hakkıyla gelme” diye emretmiştir.

    Yurdumuzu niye AB yönetiyor. Ülkemizi yönetsinler diye seçilen insanlar bu ülkeyi yönetmek için niye dışa bağlıdırlar ki.

    Bugün ikamet ettiğim kentte ulaşım sorunu yok, hastaneler var ve doğalgaz hattı kapıma kadar geldi. Bunlar güzel. Peki ben ulaşım araçlarına binecek, hastane hizmetlerinden yararlanacak ve doğalgazdan yararlanacak parayı nereden bulacağım. Bunlar parası olanlar içindir.

    1980 askeri harekatının yaratmış olduğu bu ürkek ve korkak olan yeni toplum, dalmış olduğu bu derin ve vahim uykudan ivedi olarak uyanması gerekmektedir. Öyleyse Kuvay-i Milliye ruhunun tekrar dirilmesi gerekmektedir. Halk gerçekleri ayırt edebilirse bunu yapabilecek güçtedir.

    Sayın Pamukoğlu, oluşumunuzu tamamen destekliyorum. Tüm siyasi kuruluşları birileri finanse etmektedir. Lakin HEPAR’ı halk finanse ediyor. Bu çok önemli bir ayrıntıdır. Partiniz için cebinizden 1 lira çıkmadığını söylüyorsunuz. Bu doğru olabilir. Neticede kitle partisidir. Ben 24 yaşında ve işsizim. Samimi olarak yazıyorum, eğer bir gelirim olsa cebimdeki paranın yarısını partinize bağışlamazsam namerdim. Onurlu millet, başı dik bir millet ve tam bağımsız bir Türkiye için elimden ne geliyorsa yapmaya hazırım.

    Ve ben, bu topraklarda yaşayan tüm etnik kökenli, aynı yada farklı düşüncelere sahip olan tüm halkımızı yaşanabilir Türkiye için Hak ve Eşitlik Parti’sine davet ediyorum.

    Bu arada Sayın Başbakan, fikir özgürlüğünü savunuyor. Bir vatandaş olarak, eğer benim yazdıklarımdan Başbakan haberdar olursa, bu bir fikir özgürlüğümü diyecektir yoksa, beni Ergenekon Davası’na mı dahil edecektir?

    Sonuç olarak ise arkadaşlar;

    Biz ne zaman ham yeraltı kaynaklarımızı %100 işlersek o zaman bu ülkenin İMF’ye olan borcu biter. Ülkede ne işsizlik kalır ve buna bağlı olarak ne de fakirlik kalır ve ülkenin dışarıya karşı prestiji de artmış olur. Bu arada AKP Hükümeti’ne, ülkemize vermiş olduğu bu hizmetlerden dolayı ve etnik milliyetçiliği de körüklediği için feragat madalyası verilmesi gerekir.

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, Bursa Nutkundan alıntı yaparak sözlerimi noktalıyorum.

    Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
    Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, “Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir” diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, “demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek”
    Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, “ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.”
    İşte benim anladığım Türk Genci ve Türk Gençliği!

    Mustafa Kemal Atatürk
    Bursa, 5 Şubat 1933

    Tüm görüşlerime katılmayabilirsiniz ama içinizde biraz ülke sevgisi varsa tepkinizi gösteriniz. Duruşunuzu sergileyiniz ve elinizden ne geliyorsa yapınız.
    Unutmayınız ki, Et tırnaktan ayrılamaz. Ayırmaya çalışanlara ise müsade etmeyelim. Sımsıkı kenetlenelim.
    Milli birlik ve bütünlüğümüzü koruyalım, Cumhuriyetimize sahip çıkalım.
    Ürkmeden ve korkmadan her daim tepkimizi gösterelim.
    Ülkemizi Atalarımızdan Devraldığımız Gibi Bırakalım.
    Yaşasın Milli Birlik ve Bütünlüğümüz,
    Yaşasın Tam Bağımsız Türkiye’miz.

    Samet KORKAN
    Sakarya 2009

  290. Kervansaray said

    bu site ülkenin içerisinde yüzyıllardır bu vatana ve millete hizmet eden güzel insanları karalamak için kurulmuş olmalı…
    mutlaka mhp dürzülüğü ve chp kahpeliği ile mason piçlerinin devşirme veletleri tarafından hazırlanmış olmalı…
    kendi vatanına, kendi milletine ihanet ne kazandırıyor anlayamıyorum bir türlü…
    ama gidişat iyi.bu ülkeye çöreklenmiş olan bu gidiler yavaş yavaş temizleniyorlar. aynı merkezden beslenen tüm bu aşalık ne idü belirsiz veledi zinalar artık tek tek tespit edilip hesapları soruluyor…
    cumhuriyet tarihi adnan menders+özal+ak parti iktidarı döneminde kalkınma hamleleri ve şahsiyetli politika yürütmüş ilk ikisinde sonuca ulaşılamamış ama ak parti döneminde inşallah büyük türkiye idealine doğru adım adım gidilmektedir. fazla değil 5 sene içinde tüm bu pislikler temizlenecek ve türkiye dünyanın yeniden süper gücü haline gelecektir.
    100-150 yıldır süren ittihat terakki ile resmiyet kazanan ve cumhuriyet döneminin tüm kadrolarına sızan bu aşalık adi adamların ve bunlara dalkavukluk yapan mhp-cph hainlerinin kazınması ile memleketimiz yeniden ihtişamlı günlerine dönecek inşallah…
    bu siteyi yapan dürzüler bunları okunca bu yazıyı yaynlamassınız ama ben yinede yazdım…

  291. helin demir said

    KÜRT AÇILIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞLER
    1959’da İstanbul’da İktisat Fakültesine devam ederken 49 kişi ile birlikte tutuklanarak meşhur 49’lar davası sanıkları arasında anılan, davayla ilgili olarak 1968’de Konya’ya sürgüne gönderilen, 1991’de kurulan Kürt Vakfı’nın kurucularından, Özgür Gündem Gazetesi’nin sahibi ve bugünkü DTP’nin öncülerinden, DEP’in Genel Başkanı iken aldığı hapis cezaları nedeniyle yurtdışına çıkan, “Sürgünde Kürt Parlamentosu” üyesi ve başkanı olan Yaşar Kaya son dönemde aktif siyasetten uzak olmakla birlikte siyasi yazılar yayımlıyor. Yaşar Kaya’nın Birgün gazetesinde 31 Ağustos 2009 tarihinde yayınlanan yazısı Kürt Açılımı üzerine.
    Kürt açılımından umutlu olduğunu belirten Yaşar Kaya, gerek bölge gerekse Türkiye’nin bunu geciktirmesinin mümkün olmadığını, hükümetin Cumhuriyet döneminin en cesur adımlarını attığını, bu sürecin çözüm ve barış süreci olduğunu, zorlu ve uzun bir yola hazırlıklı olmanın beklendiğini, çözüm için PKK’nın silah bırakmasının şart olduğunu, halkla diyalog ve görüşmelerin devam etmesi gerektiğini vurguluyor.
    Abdullah Öcalan’ın Kürt sorunu konusundaki değerlendirmelerinin basını ve kamuoyunu epeyce meşgul ettiğini, PKK’nın ne kuruluş dönemindeki ne de Suriye ve Bekaa’daki PKK olmadığının anlaşıldığını anlatan Kaya, İmralı’dan yapılan üstü kapalı ve çelişkilerle dolu açıklamaların sürece ters düşen şeyler olduğunu, birbirinin ikiz kardeşi olan PKK ve DTP’yi yönetmek zor olduğundan gelinen süreçte ayrışımın olmasının da muhtemel görüldüğünü, 4 Ekim’de yapılacak olan DTP kongresinde iki grubun ortaya çıkacağını ifade ediyor.
    Mesut Barzani, Necirvan Barzani ve Talabani’nin Türk Hükümetinin Kürtler konusunda attığı her adımı desteklediklerini her vesile ile dile getirdiklerini söyleyen Yaşar Kaya, bölgedeki gelişimin memnuniyet verici olduğuna ve Türkiye’ye iyi gözlerle bakıldığına dikkat çekiyor.
    50 yıla varan uzun bir sürede politika yaptığını aktaran Kaya, eskiden Kürt sorununun konuşulmasının bile yasak iken bugün bütün detayları ile tartışılabilmesinin ülkenin bir yerden bir yere geldiğinin kanıtı olduğuna, bugün gelinen noktada Kürt sorununu çözümsüz bırakmanın mümkün olmayacağına işaret ediyor.
    Kürdistan Sosyalist Partisi (PSK) de Yaşar Kaya gibi açılım sürecini destekleyenler arasında yer alıyor. Türkiye Hükümetinin Kürt sorununun çözümü konusunda gösterdikleri çabaları desteklediklerini bir basın açıklaması ile dile getiren PSK, bu yılın 1 Eylül’ünün halklar için çok önemli olduğunu, Kürt sorununun çözümü konusunda hızlı adımlar atıldığını, bazı siyasi parti ve kişiler konuya olumsuz yaklaşsa da, gelişmelerden umutlu olduklarını, böylesi önemli bir süreçte herkesin üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerektiğini, PSK olarak üzerlerine düşeni yapacaklarını ve bu konuda atılan adımları destekleyeceklerini belirtiyor.
    Sorunu çözmek için hazırlanan “Kürt açılımı”, sadece ülkemizde değil, Türkiye dışında da ilgiyle izleniyor. Sorunun çözümü için silah bırakılması gerektiği ise her ortamda bütün kesimlerce dile getiriliyor. Türkiye kalıcı bir barış için herkesi çözüm yoluna davet ediyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  292. s.abdullah özen said

    KÜRTLER NE İSTİYOR

    19 yaşında bir Kürt genciyim. Annem ve babamda Kürt’tür. Doğduğumdan beri Diyarbakır’da yaşıyorum. Lise mezunuyum ve babama ait bakkal dükkanında çalışıyorum. Biz iki kardeşiz kardeşim kız o da 17 yaşında ilkokul mezunu evde oturuyor. İki kardeş olmamızın sebebi ise babamın evlendikten sonra geçirmiş olduğu rahatsızlık, amcalarımın ise en az 10-15 çocuğu var. Hatta Batman’da oturan en büyük amcamın tam 21 çocuğu ve 4 karısı vardır.

    Bizim 4 kişilik ailemiz dükkanın geliriyle kıt kanaat geçinip gidiyor. Ya büyük amcam o tam 26 nüfusa bakıyor resmen sürünüyorlar. Fakirlik sefalet diz boyu, amcam çocuklarının adlarını bile söylerken çoğu zaman şaşırıyor. Yeğenlerimin çoğu okuma yazma bilmiyor. Kızlar okula bile gitmiyorlar. Geçen yıl 18 yaşındaki yeğenimi Dört bin TL başlık parası karşılığında 56 yaşındaki bir adamla evlendirdiler. Adamın 2 karısının üstüne kuma gitti.

    Bu arada PKK amcama haber salmış yıllık vergisini (İki bin TL) ödemediği için 3 oğlu ile bir kızını dağa göndermesini istemiş, eğer göndermezse öldüreceklerini söylemiş. Amcam çocuklarını dağa göndermedi. PKK’da hiçbir halt edemedi. PKK’nın tehdidinden korkan amcamın komşusu Fahrettin dayı ise 14 yaşındaki kızını geçen yıl dağa götürüp kendi elleriyle örgüte teslim etti. Üç ay önce ise o dünyalar güzeli kızın ölüsünü getirdiler. Güya dağdan atlarken düşüp ölmüş öyle demişler.

    Kim bilir dağdaki PKK sorumluları ( o kart papazlar her biri 50- 60 yaşına geldi, yıllardır çalışmadan ekmek elden su gölden yaşıyorlar, Kürt halkını sömürüp duruyorlar) o güzelim 14 yaşındaki fidana neler yaptılar.

    Geçenlerde gazetede okudum hükümet kürt sorununu çözecekmiş bunun için de çalışmalar yapıyorlarmış. Hükümet Kürt meselesini kiminle çözecek? PKK ile mi? yoksa onun uzantısı DTP ilemi? Bunlar silahların susmasını bölgeye barışın gelmesini istemezki. PKK ve DTP’lilerin hepsi teröristtir. bunlar korkuttukları kürtlerin genç kızlarını, genç delikanlılarını zorla dağa çıkarttırıp kendi emelleri istekleri doğrultusunda kullanıyorlar.

    Televizyonda izledim. Diyarbakır cezaevi kapatılacak yerine okul yapılacak deniyordu. Kendi kendime sevindim. Okul olmadığı için okumayan çocuklar burada açılacak okullara gidip okuma yazma öğrenecek, kendilerini eğitecek ve bu teröristlerin elinden yakalarını kurtaracaklar diye. Çok değil hemen ertesi gün PKK ve DTP’liler cezaevinin yerine okul yapılması fikrine karşı çıktılar. Cezaevinin yerine alışveriş merkezi yapılacakmış deselerdi gene karşı çıkarlardı. Çünkü onlar hala Kürtleri sömürmenin peşindeler. Para kazanmamızı, okuyup yazmamızı kendimizi geliştirmemizi istemiyorlar. Çünkü biliyorlar ki o zaman bizleri kandıramayacaklar. Korkutamayacaklar.

    Ben okul istiyorum. iş istiyorum . Ben daha çok aş istiyorum. Demokrasi istiyorum. Ben terör bitsin istiyorum. Bölgede huzur istiyorum. Biz Kürtleri, Abdullah ÖCALAN’ın cezaevinden tahliye edilmesi, PKK’nın ayrı bir yönetim kurması hiç ilgilendirmiyor. Kürtleri PKK ile bir tutmayın, DTP’ninde kürtlerin tamamını temsil ettiğini düşünmeyin.

    S. Abdullah ÖZEN

  293. helin demir said

    KÜRT AÇILIMINA DAİR
    Bölgede ve dünyada yaşanan değişim sürecinin etkisiyle, Türkiye Kürt sorununun çözümü bakımından önemli bir noktaya gelmiş durumda. 29 Temmuz 2009 tarihinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın verdiği startla başlayan Kürt açılımı, sonraki adıyla demokratik açılım, Türkiye’nin barış, demokrasi ve Kürt sorununun çözümü yönünde şimdiye kadar attığı en önemli adım. Kürt sorununun özgür bir biçimde tartışılmaya açılmasının sorunun çözümü için gerekli atmosferin oluşmasına katkıda bulunduğu bir gerçektir.
    Kürt açılımı ile ilgili çalışmalar devam ederken son siyasal süreci değerlendiren Hak-Par Parti Meclisi, Kürt toplumunun bütün kesimlerinin sürece katılımı bakımından bütün Kürt parti ve çevrelerinin dikkate alınması ve onların katkısını almaya özen gösterilmesi çağrısında bulundu. Hak-Par tarafından yapılan açıklamada, “Parti Meclisimiz Hükümetin başlattığı açılımı daha kararlı, kapsayıcı ve katılımcı bir tarzda sürdürmesinden yanadır” denildi.
    Kürt sorununun hak eşitliği temelinde barışçıl, demokratik ve kalıcı çözümü, kısa ve uzun vadeye yayılan, ekonomik, demokratik, sosyal, kültürel ve siyasal alanlarda bir dizi adımların atılmasını, soruna ilişkin yasal ve idari düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerektiğini belirten Hak-Par, sürecin şiddetten arındırılması için PKK’ya sorumluluk düştüğünü, Türkiye’deki demokratik zeminin güçlendirilmesi gerektiğini, evrensel ölçekte bir demokrasinin hayata geçirilmesinin şart olduğunu vurguladı.
    Geçen dönemde şiddet ortamının Kürt toplumunda yol açtığı travmaların giderilmesi için çok yönlü düzenlemelerin hızla devreye geçirilmesi gerektiğine değinen Hak-Par, zorunlu göçe uğrayanların ata topraklarına dönüşü ve yaşamlarının tekrar dizayn edilmesi için önlemlerin alınmasına, bölgeye dönük topyekün pozitif bir ekonomik yaklaşım geliştirilmesine, bu yaklaşımın sosyal, kültürel ve psikolojik adımlarla geliştirilmesinin gerekliliğine dikkat çekti.
    Hak-Par’ın önümüzdeki süreçte de bu sorumluluk bilinciyle girişim ve diyaloglarına devam edeceğinin kaydedildiği basın açıklamasında, yeni sürecin hayati bir konu olarak değerlendirildiği aktarıldı.
    Öte yandan halkların barış ve demokratik çözüm talebinin göz ardı edilemez hale geldiğine dikkat çeken demokrasi güçleri, Kürt sorununun muhataplarıyla diyalog sürecinin geliştirilmesi durumunda çözüm koşullarının oluşturulacağına vurgu yaptı.
    Ankara’da bulunan çeşitli sivil toplum örgütleri, sendikalar ve sol siyasi partiler, 1 Eylül Dünya Barış Günü nedeniyle İHD Ankara Şubesi’nde yaptıkları basın açıklamasında, “Artık yeter evlatlarımız ölmesin diyen annelerin çığlığı, barışı ellerimizle öreceğiz diyen kadınların kararlılığı karşılık bulmalıdır. Kardeşlik ve barış düşlerimizi gerçekleştirene kadar sesimizi duyuracağız. Dileğimiz silahların bir daha kullanılmamak üzere susması, barışın ve kardeşliğin egemen kılınması.” denildi.
    Adına ne dersek diyelim sorunun çözümü açısından olumlu yaklaşımlar her geçen gün gündemdeki yerini koruyor. Bu ortamda herkesin üzerine düşen görevi yerine getirmesi ve barışa sıkı sıkı tutunması yaşamsal önem taşıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  294. helin demir said

    AÇ GÖZLERİNİ KULAKLARINI, SÖZÜNDE DUR RASMUSSEN!

    Geçen hafta Türkiye’yi ziyaret eden eski Danimarka Başbakanı yeni Nato Genel Sekreteri Rasmussen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldiği ikili görüşme sonrasında kameraların karşısına geçerken, gazetecilerin ROJ TV hakkındaki soruları karşısında zor anlar yaşadı. Danimarka Başbakanı olarak görev yaptığı dönemde terör örgütü PKK’nın yayın organı ROJ TV’nin yayınının durdurulması talebinin reddedilmesine ilişkin sorular üzerine “Terörle mücadele gerçekten benim önceliklerimden bir tanesi. Ben aynı zamanda daha da yakından bakmak isterim yani NATO acaba nasıl biraz daha güçlendirebilir diye. Terörle mücadele gerçekten büyük bir öncelik. Şimdi belki biraz daha geçmişe bakıp eski görevime dönersek şimdi mevcut hükümet içinde de geçerli. Eğer Danimarka’daki yetkililere net bir kanıt sunulursa yani ROJ TV’nin Danimarka yasalarına aykırı davrandığına dair o zaman gereken yapılacaktır. Sanırım yeni Danimarka hükümetinin de politikası bu yönde olacaktır. Net kanıt sunulursa kapatılabilir” şeklinde konuştu.
    Rasmussen, Nato Genel Sekreteri seçilmek için destek ararken, Türkiye’ye ROJ TV’nin kapatılması yönünde güvence vermeyi de ihmal etmemişti. Oysa şimdi bambaşka fikirler içinde beyanlar veriyor.
    PKK’nın açık ve seçik yayın organı olarak hareket eden ROJ TV’nin 24 saatlik yayınlarının tümünde teröre hizmet ettiğini anlamak için yayın yönetmeni ya da terör uzmanı olmaya gerek bulunmuyor. ROJ TV yayınlarında hemen her gün şiddete teşvik içerikli yayınlar, küstah tehditler ve tahrik edici açıklamalar yer alıyor. İzleyen herkesin kolayca bu kanaate varacağı son günlerdeki terörist yayınlardan işte bazıları!
    2 Ağustos 2009 tarihli haber bülteninde İmralı sakini Abdullah Öcalan, “Eğer ben burada elimi çekersem korkunç şeyler olabilir.” diyerek, “Kürtlerin her türlü gücü olduğunu ve hiç kimsenin durduramayacağını” kaydediyor.
    4 Ağustos 2009 günü yayınlanan haberlerde PKK’ya bağlı bir grubun Diyarbakır’daki bir fuhuş evine ses bombası ve molotof kokteylli saldırı düzenlediği, bu tür faaliyet gösteren kişi ve yerlere eylem düzenlemeye devam edecekleri uyarısında bulundukları, yine Diyarbakır’ın bir mahallesindeki İş Bankasına da molotof kokteylli eylem yaptıkları aktarılıyor.
    13 Ağustos 2009 tarihli yayında HPG, eylemsizlik sürecinde olunmasına rağmen, Kürt gençlerini açıkça dağlara davet etmekten geri kalmıyor. Üstelik bu yetmiyormuş gibi bir de Apo’suz çözümün diretilmesi halinde eşi görülmemiş bir direnişe hazır oldukları uyarısında bulunuyor.
    Ağustos ayının son günündeki Türkçe haberlerde ise PKK’nın bir üst düzey yöneticisi, gerillanın hem nicel hem de nitel olarak büyütülmesi gerektiğini ifade ediyor.
    Şimdi ortada bütün bu kanıtlar varken Rasmussen’in hala “Net kanıt sunulursa kapatılabilir” şeklindeki ifadesine gerçekçi bir anlam vermek imkansız görünüyor. Rasmussen ya gerçekleri göremiyor ya da görmek istemiyor. Ya da gerçekten gözleri kör, kulakları da sağır. En iyisi bir doktora görünmeli!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  295. helin demir said

    DTP’YE TEPKİLER VE AÇILIMLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMELER
    İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın açıklamalarının ardından demokratik açılımla ilgili açıklama yapan DTP Diyarbakır Milletvekili Aysel Tuğluk, gelinen aşamanın kendilerinde hayal kırıklığı yarattığını belirterek, “İçi boş bir konuşma yaptı, hatta geri adım attı. Mutlaka İmralı ve dağ, çözümün bir parçası haline getirilmeli. Eğer bu süreç de tıkanırsa, o zaman Kürtler de ayrılığı tartışmaya başlayabilir” şeklinde konuştu. Tuğluk’un bu sözlerine çeşitli kesimlerden tepkiler geldi. Ama en dikkat çekici olan Öcalan’ın eleştirileriydi. Öcalan, “Çözüm olmazsa, ayrılığı konuşuruz” diye açıklama yapan DTP Milletvekili Aysel Tuğluk’u isim vermeden eleştirirken, avukatlarına, “Hayır böyle değil, ikisi de değil. Benim sunduğum çözüm, Türkiye’nin uzun vadeli geleceğini kazanma projesidir. Sayın Erdoğan’dan rica ediyorum. Bizim bu sorunun çözümünde engel olma durumumuz olmaz. Tam tersi elimizden gelen desteği vereceğimizi belirtiyoruz” dedi.
    Fırat Haber Ajansı’nın haberine göre demokratik açılım çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Öcalan, “Kürtlerin sorununun hayati bir sorun olduğunu, DTP’lilerin bazen ne konuştuklarını bilmediklerini, bir tarafın bölündük, bölecekler bizi derken diğer tarafın ayrılmanın, bölünmenin tartışıldığını söylediğini” vurguladı.
    Ünlü Kürt siyasetçi Abdülmelik Fırat da demokratik açılım ile ülkenin bölüneceği endişelerine katılmadığını söylerken, açılıma Kürtler kadar Türklerin de ihtiyacı olduğunu kaydetti.
    25 yıllık PKK terörüne rağmen Kürtlerin ayrılma gibi bir isteğinin olmadığına işaret eden Fırat, iki halkın iç içe yaşamasının bunun somut örneği olduğunu belirtti.
    Kürtlerin ayrılacağı iddialarına tepki gösteren Abdülmelik Fırat, iki halktan özellikle bazı kesimler arasında ön yargının olduğunu ancak bunun asla bölünmeye sebep olabilecek bir durum olmadığını ifade ederek, sözlerini, “Karşılıklı güven sorunu var. Çünkü 25 yıllık itiş kakış var. Kimisi savaş diyor bu sürece. Ama enteresandır, iki halk arasında bir problem yok, düşmanlık oluşmadı, yaşanmadı. 40 yıl önce bir Kürt bir Türk hakkında ne düşünüyorsa bugün de aynı kanaati taşıyor. 1000 yıldır beraberler. Dil farkı, anane ve töre farkı var. Ama dinin etkisi ile evlenmişler, ticaret yapmışlar, komşuluklar kurmuşlar. Bunun en önemli sebebi aynı dine inanmalarıdır. Birlikteliklerinin sebebi budur. 25 yıldır PKK’ya rağmen bu birliktelik bozulmadı.” şeklinde sürdürdü.
    DTP’nin muhataplık konusundaki tavrını da eleştiren Fırat, gelinen noktada DTP için Öcalan’ın muhatap alınmasının Kürt sorununun çözümünden daha önemli bir konu olmaya başladığını söyledi. “DTP’nin kamuoyunun Öcalan’ın muhatap alınmasını kaldırmayacağını çok iyi bildiğini ama bunu söyleyemediğini, özgür iradesini ortaya koyamadığını, kendi içlerinde kaosa neden olduğunu, PKK için önceliğin Kürt halkı olmadığını, ‘Öcalan muhatap alınmazsa bu sorun çözülmesin’ mantığı taşıdıklarını, bu ısrarın sürece zarar verdiğini” söyleyen Fırat, “Birilerinin ısrarla Öcalan’ı dayattığını, bunun altında ise kontrollü bir Kürt önderi yaratma düşüncesi olduğunu” savundu.
    Kürt açılımı denilince akla hemen Öcalan ve PKK’nın geldiğini de hatırlatan Abdülmelik Fırat, oysa PKK’da Kürt halkının aklı, töresi, örf ve adetinin bulunmadığını, dağ başına gidene önce kod ismi verildiğini, inancından, anne ve babasından koparıldığını, tamamen örgütün emrinde bir robot olduğunu, kendi aralarında bile Kürtçe konuşmadıklarını, bunların Kürtlükle ilgilerinin bulunmadığını, PKK’nın 4 milyon insanın göç etmesine yol açtığını, bazı kesimlerin Kürtlerin sorunlarını çözecek olan demokratik sürece gem vurmak için PKK’yı bahane ederek engellemeye çalıştıklarını anlattı.
    Açılım süreci ilerledikçe konu hakkındaki söylemler de boyutlanarak devam ediyor. Herkesin anlaması gereken tek şeyin artık terörün son bulması ve aynı acıların bir daha yaşanmaması olduğu değerlendiriliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  296. HELİN DEMİR said

    SÜRECE İLİŞKİN
    “İlk önceleri bağımsız bir söylem ifade etsek de şimdiki gerçekliklerde biz ayrı bir Kürt devleti istemiyoruz. Bazen silahlı mücadele değil de demokratik yolları en başta neden denemediğimizi düşünüyorum doğrusu. Biz Türk vatandaşlığını ve kimliğini bir üst kimlik olarak kabul ediyoruz. Ama özde Kürdüz. Bunun kabul edilmesini istedik. Yoksa biz Türklerle aynı gemide olduğumuzu biliyoruz. Belki inanmazsınız ama Türkiye ile bir başka devlet savaşsa biz Türkiye’nin yanında oluruz. Çünkü aynı gemideyiz ve bu gemi batarsa biz de batarız. Bunu biliyoruz. DEHAP (DTP’nin o zamanki adı DEHAP’tı) bizi tam olarak temsil edemiyor. Yetersiz kalıyor.” diyordu 2003 yılında Siirt E Tipi Cezaevi’nde bulunan bir PKK mensubu.
    “Stratejik Boyut” adlı sitede yayınlanan bu PKK mensubunun 6 sene önceki açıklamalarına göre DTP ve PKK’nın bu süreçteki tavır ve samimiyetinin netleşmediği görülüyor. DTP’nin PKK’ya rağmen bir yaklaşım-çözüm üretemeyeceği anlaşılırken, gerçekten çözüm sürecinin önündeki iki önemli engelin de DTP ve PKK olduğuna, çözümden yana olanların ne PKK’ya ne de DTP’ye güvenmediklerine, çünkü DTP ya da PKK’nın Kürtleri temsil etmediğine dikkat çekiliyor.
    DTP’nin PKK’dan bağımsız olarak düşünülemeyeceği, bağımsız politikalar ve inisiyatifler içinde olamayacağı, şu halde süreçte PKK’nın tavrının etkili olacağı kaydediliyor.
    Son olarak yaşanan Eruh çatışmasında yitirdiğimiz 7 fidanımızı düşündüğümüzde PKK’nın bu süreçteki tavrının medya platformlarında sorgulanmadığı ve analiz edilmediği gerçeğiyle karşılaşılıyor. PKK’nın bu konuda herhangi bir açıklama yapmamış olması da dikkat çekici.

    Öte yandan Zaman gazetesinin haberine göre PKK’nın şehir yapılanması olan KCK’nın provokatif eylem hazırlığında olduğunun ortaya çıktığı vurgulanıyor. Örgütün, Abdullah Öcalan’ın yol haritası avukatlara verilinceye kadar eylemlere devam etmeyi kararlaştırdığı, KCK’nın, güvenlik güçlerini tahrik ederek halkla karşı karşıya getirmeyi planladığı, yaşamı felç edecek her türlü eylemin meşru olduğunu bildirdiği açıklanıyor.

    Bütün bunlara rağmen tereddüt etsek bile PKK’nın da gerçekten çözüm istediği varsayıldığında örgüt içinde ve örgüt çizgisi dışında faaliyet gösterebilen derin kadronun süreci sabote edebileceği düşünülüyor. PKK içinde etkin pişmanlıktan yararlanabilecek durumda olan genelde alt seviyedeki kadrolarda yer alanların aslında çözümden yana olduğu, süreci tıkayanların üst düzey yöneticiler ve dolayısıyla aynı tayfanın devamı olan siyasi uzantıları olduğu anlaşılıyor.

    Cumhuriyet gazetesinin haberine göre, terör örgütünün silah bırakması bağlamında iki seçenek üzerinde duruluyor. Buna göre terör örgütünün silah bıraktığını açıklaması ve daha sonraki süreçte Bölgesel Kürt Yönetiminin de eşgüdümünde elindeki silahları Irak makamlarına teslim ederek BM denetimindeki Mahmur Kampı’na yerleşmesi öngörülüyor. Mahmur Kampı’ndaki militanların da daha sonra gruplar halinde eve dönüşü planlanıyor.

    İkinci seçenek olarak ise terör örgütü militanlarının silahsız biçimde Kandil’den inip doğrudan Bölgesel Kürt Yönetimi aracılığı ile Habur’da Türk güvenlik güçlerine teslim olması gösteriliyor. Açılımın gündeme gelmesinden sonra bu yolu kullanarak bazı terör örgütü mensuplarının teslim olması, bu formülün fiilen uygulamada olduğunu kanıtlıyor.

    Her iki seçenek bağlamında dağdaki militanların indirilmesi için aileleri ile görüşmeler yapılarak etkin pişmanlıktan yararlanmalarının sağlanacağı belli oluyor.

    Sonuç olarak Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in ifade ettiği gibi Kürt açılımında rol alan ve alacak tüm aktörlerin gözden kaçırmaması gereken en can alıcı nokta, Kürt siyasetçisinin de, Türk siyasetçisinin de, Kürt aydınının da Türk aydınının da, DTP’nin de daha cesur olmak zorunda olduğu. İyi ve devamlılık arz edecek bir sona ulaşmak için terörden uzak, cesur davranışlar gerekiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  297. aliiii said

    sizler ergenekonun masonık uzantılarısınız hiçbiriniz normal sivil değilsiniz iyi postal yalarsınız millet eskisi gibi aptal değil uyandı ama siz hala uyuyorsunuz eski şaşalı günleriniz biraz zor geri gelecek gibi mili irade düşmanları

  298. helin demir said

    TERÖRDEN KAÇANLAR VE ETKİN PİŞMANLIKTAN YARARLANANLAR

    Demokratik açılımın gündeme gelmesinden sonra daha da hız kazanan örgütten kaçışlar her gün artarak devam ediyor. Örgüt içerisinde silahlı bir eyleme katılmadığı anlaşılanlar ise “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kalıyor.

    Terör örgütü PKK’da bulundukları sırada tanışıp aşık olan ancak örgütün bu duruma karşı çıkması üzerine kaçan biri Suriyeli 2 teröristin beraat etmesi, etkin pişmanlığın son başarısı olarak gündeme yansıyor.

    Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada son savunmasını yapan M.Ş’nin, örgütte bulunduğu sırada yaşadıklarını anlattıktan sonra, hiçbir eyleme katılmadığını belirterek, beraatını talep ettiği belirtiliyor. Suriye’nin Halep şehrinden 15 yaşında iken ayrılarak terör örgütüne katılan ve örgütün Irak’ın kuzeyindeki Kandil, Zap ve Haftanin kamplarında 9 yıl faaliyet yürüten M.Ş, 7 örgüt mensubuyla geldiği Şırnak’ın Kato ve Besta bölgesinde, ”Ruken Demhat” kod adlı K.S ile tanıştığını kaydediyor. İki terör örgütü üyesi arasında başlayan duygusal ilişkinin duyulması üzerine, içlerinde bir damla insan sevgisi bulunmayan örgüt yöneticileri bu duruma karşı çıkıyor ve iki terörist, bunun üzerine örgütten kaçıyor. Irak’ın kuzeyindeki Zaho kentine yerleşmeye karar veren M.Ş ve K.S, Şırnak’ın Uludere ilçesi kırsalından sınırı geçmeye çalışırken, geçici köy korucuları tarafından tespit ediliyor. Geçici köy korucularının ikna etmesi üzerine iki örgüt üyesi, silahlarını bırakarak, teslim oluyor.

    K.S, ilk ifadesinde, 9 yıl önce Mersin’den kaçarak İstanbul’a gittiğini ve burada tanıştığı bir kişinin aracılığıyla İran üzerinden Irak’ın kuzeyine geçerek, terör örgütü kamplarında eğitim gördüğünü anlatıyor. Bir süre terör örgütünün üst düzey yöneticilerinden ”Cemal” kod adlı Murat Karayılan’ın korumalığını da yaptığını belirten K.S, örgütte bulunduğu sırada hiçbir silahlı eyleme katılmadığını anlatıyor.

    Mahkeme heyeti, sanıkların ”Herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları” gerekçesiyle, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmasını kararlaştırarak beraat kararı veriyor. Serbest bırakılan iki teröristin evlenip, Suriye’nin Halep kentine yerleşeceği öğrenilirken, etkin pişmanlık bir kez daha başarıyor ve mutlu sona ulaşılıyor.

    Başka bir kaçış ve beraat haberi de İzmir’den geliyor. PKK’ya katılarak 1999-2004 yılları arasında kamplarda eğitim gören, çeşitli görevler üstlenen 30 yaşındaki S.A adlı kadın teröristin “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak için İzmir’de Cumhuriyet Başsavcılığı’na teslim olduğu belirtiliyor. 2004 yılında terör örgütünden İranlı bir örgüt üyesiyle kaçtıktan sonra Tahran’a yerleşerek evlendiğini, 2 çocuğunun olduğunu anlatan S.A’nın, çocuklarına TC nüfus cüzdanı verilmesini istediği vurgulanıyor. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’na yakınlarıyla birlikte gelen S.A, doğu kökenli bir ailenin çocuğu olduğunu, 1999 yılında İzmir’de katıldığı terör örgütünden 2004 yılında kaçtığını, Türk Adaletine sığındığını aktarıyor.
    Cumhuriyet Savcısına ifade veren S.A, terör örgütüne katılan ağabeyine aşırı düşkünlüğü nedeniyle örgüte sempati duymaya başladığını ve o dönem faaliyet yürüten bir siyasi partinin İzmir teşkilatına gittiğini ve burada örgüte katılmaya karar verdiğini, partide tanıştığı kişiler aracılığıyla terör örgütünün Lavrion kampına götürüldüğünü, burada 1 yıl silahsız askeri ve siyasi eğitim aldığını söylüyor. Kampta kaldığı sırada ajanlık suçlamasıyla hücrede tutulup yargılananlara, Abdullah Öcalan’ın yakalandığı dönemde yanında bulunan Rozerin kod adlı kadının da kampa getirilmesine ve infaz edileceği konuşmalara şahit olduğuna dikkat çeken S.A, bu olayların örgüte olan bakışını sarstığına işaret ediyor.
    Yunanistan’daki eğitimin ardından bir süre Moskova ve Tahran’da örgütün evlerinde tutulan S.A, şunları söylüyor: “Kamplarda yapılan yargılamalar örgüte bakışımı değiştirmişti, sürekli ağabeyimi sorduğum için ailecilik yaptığım gerekçesiyle aşağılanarak hor görüldüm. Bu süreçteki yaşadığım olumsuzluklar nedeniyle intiharı düşündüm. Bir gün el bombasının pimini çekerek intihara kalkıştım. Sadece fünye patladığından vücudumun çeşitli yerlerinden yaralandım. Hastanede 3 ay tedavi gördüm. Tedavinin ardından farklı kamplara gönderildim. Bölgede ölen terör örgütü militanları için mezarlık yapılıyordu, farklı yerlerdeki mezarların bu bölgeye taşınması görevinde 5 ay kaldım. Bu görevi yaparken örgütten daha da soğudum, psikolojim bozuldu.”
    Kampta tanıştığı İranlı bir örgüt mensubuyla aralarında duygusal yakınlaşma yaşandığını, örgütte sevgi anlayışı olmadığı için kaçarak Dohuk’ta peşmergelere teslim olduklarını anlatan S.A, daha sonra İran’a giderek resmi olmayan bir evlilik yaptıklarını ve 2 çocuğunun olduğunu aktarıyor. Eşinin ailesinin, Türkiye’ye gitmelerine izin vermemesi üzerine sahte pasaportlarla çocuklarını alarak Türkiye’ye kaçtıklarını kaydeden S.A’nın herhangi bir suça katılmadığının belirlenmesi üzerine TCK’nın 221/1. maddesi gereği serbest bırakıldığı belirtiliyor.
    M.Ş, K.S ve S.A, mutlu sona ulaşanlardan bazıları. Diğerlerine örnek teşkil etmeli. Kendi isteğiyle teslim olan ve herhangi bir eyleme katılmayanlar bir an önce “etkin pişmanlıktan” yararlanmalı. Çünkü hayat yaşamaya değer!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  299. helin demir said

    DTP VE PKK KÜRTLERİN TEMSİLCİSİ OLAMAZ
    Demokratik açılım sürecinin devam ettiği şu günlerde DTP ve PKK’nın çözümden yana mı yoksa köstekleyici mi olduğu yönünde tartışmalar sürerken, çeşitli kesimlerden de dikkat çekici tepkisel açıklamalar gündeme yansıyor.
    Malatya’da Kürt kökenli bölge ve aşiret derneklerinden oluşan bir grup sivil toplum kuruluşu, ortak açıklama yaparak, hiçbir partinin ve terör örgütünün Kürtlerin temsilcisi olamayacağını belirtiyor. (haberturk.com)
    Malatya Gazeteciler Cemiyeti’nde yaklaşık 10 Kürt kökenli aşiret ve bölge derneğinden oluşan bir grup sivil toplum kuruluşunun ortak basın açıklaması yaptığı vurgulanıyor.
    Avukat Hanifi Kartal’ın kanaat önderleri adına okuduğu basın açıklamasında DTP’ye vurgu yapılarak, hiçbir partinin Kürtlerin temsilcisi olamayacağı belirtilirken, Abdullah Öcalan’ın da Kürtlerin temsilcisi olarak takdim edilmesinin Kürtlere hakaret olduğu ifade ediliyor.
    Mamsurlular, Karapınar Köyü, Alikanlılar, Palulular, İzollu, Parçikanlılar, Pütürgeliler, Baskilliler ve Çelikhanlılar Dernekleri’nin imzalarını taşıyan açıklamada; “Türkmeniyle, Kürdüyle, Alevisi, Sünnisiyle etnik kökeni ve mezhebi ne olursa olsun 70 milyon vatandaşımızın ortak sesi olma adına açılım sürecine ilişkin olarak görüşlerimizi kamuoyuna deklare ediyoruz.
    Hiç bir siyasi parti; Kürtlerin, Türkmenlerin, Sünnilerin, Alevilerin ya da milletin herhangi bir unsurunun temsilcisi olamaz. Hele hele bir terör örgütünün ve liderinin Kürtlerin temsilcisi gibi takdimi en hafif tabiriyle Kürtlere ve bütün milletimize hakarettir. Geçmişten beri oy kaygısıyla terör örgütünün palazlanmasına vesile olan, bunların yandaşlarını Meclis’e taşıyarak siyasallaştıran ve yasaları çiğneyerek terörist başına ayrıcalık tanıyan ve terörist başını muhatap almak isteyen siyasetçiler de en az dış güçler kadar bu vebale ortaktır.
    Cenab-ı Allah Yüce kitabında buyuruyor ki; ‘Dillerinizin ve renklerinizin farklı olması, Allahın ayetlerindendir. Kültürümüzün unsurlarını korumak ve geliştirmek devletin görevi olmalıdır. Ancak ortak-milli ana dil bir tanedir ve bu da Türkiye Türkçesinin İstanbul şivesidir. Yani bugünkü resmi dilimizdir. Bunun yerine Türkçenin veya Kürtçenin başka bir şivesinin ikame edilmesi düşünülemez.
    Ay yıldızlı al bayrak bütün milletimizin ortak bayrağıdır. Bayrağımıza saygısızlık, bayrağın şekillenmesine emeği geçen Sultan Alparslanlara, Selahattin-i Eyyubilere, Fatihlere, Yavuzlara, Mehmet Akiflere kısacası ecdat hatırasına ve milletimizin inanç değerlerine hakarettir.
    Devlet ile terör örgütü ilişkilerinde barış sözcüğü kullanılamaz. Zira barış sözcüğü meşru güçler arasında söz konusudur.
    Terör örgütünü ve yandaşlarını muhatap almayan her türlü iyi niyet girişimi ve açılımın yanında olacağımızı ve buna katkı sağlayacağımızı Türk ve dünya kamuoyuna saygı ile arz ederiz.” denilerek, açılım konusunda terörün muhatap alınmayacağı hususundaki kararlılık vurgulanıyor.
    Eylemsizlik kararı almasına rağmen “Öcalan’ın Yol Haritası verilmedi” bahanesiyle terör eylemlerine devam eden terör örgütü PKK ve her fırsatta onun yanında olduğunu söylemekten bir türlü vazgeçmeyen DTP’nin, gerçek barışı savunması için silahların mutlaka bırakılması gerektiğini kabul etmesi tek çıkar yol olarak görülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  300. helin demir said

    DEMOKRATİK AÇILIMA AVRUPA DESTEK VERECEK Mİ?
    Bir tarafta süreci ihanet, demokratik talepleri bölücülük ve süreci savunanları hain olarak görenler, diğer tarafta ise tam aksini düşünenler. Sürecin kolay ilerlemeyeceği biliniyordu ancak tartışmaların da bu boyuta ulaşacağı belki tahmin edilmiyordu. Herkes kendine göre farklı şekillerde fikirlerini beyan ediyor. Toplumsal destek de çok önemli tabi ki. Barıştan yana olanlar, hatta şehit ailelerinden bile süreci destekleyenler var. Terörün bitmesini istemeyen yok. Dağdaki PKK’lılar bile yıllardır süren anlamsız şiddetten bıktılar. Birer birer teslim olup etkin pişmanlıktan yararlanmak için sıraya giriyor. Her gün teslim olma haberleri geliyor.Öcalan, İmralı’dan “Yol Haritası”nın avukatlarına teslim edilmediğini söyleyip duruyor. Peki neden PKK’ya silah bırakmalarını söylemiyor? DTP’de ise durum daha da karışık. Şahinlerle güvercinler birbirlerine girmiş durumda. Kandil’den gelen emirlerle hareket etmek isteyenlerle diğerleri ayrışmanın tam eşiğindeler. Durumun özeti kısaca böyle iken Avrupa’da neler oluyor? Bir bakalım isterseniz.
    Avrupa’da örgütlü PKK’nın daha radikal olduğu görülüyor. Kürt diasporasında da durum aynı. PKK’nın Avrupa yapılanmasını çıkarlarına uygun bulan bazı çevrelerin de çözümü tıkama yarışına girdiği söyleniyor. Özellikle Sabri Ok, burada sayılabilecek isimler arasında birinci sıraya oturuyor. Yani Avrupa kanadı kolay kolay silahları bırakma taraftarı gibi durmuyor. Örgüt var olduğu sürece diasporasının da var olacağı düşünüldüğünde, yıllardır Avrupa’da örgütlenmiş bir PKK ve ona bağlı Kürt hareketinin kolay kolay çözüme yanaşmayacağı anlaşılıyor. Demek ki Türkiye’nin Irak ve Suriye ile yetinmeyip Avrupa ülkelerinde de yoğun bir diplomatik atağa girişmesi gerekiyor.
    Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları gayrı resmi toplantısına katılan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, görüştüğü Avrupa ülkelerinin Dışişleri Bakanlarından PKK’nın Avrupa’daki faaliyetlerinin durdurulmasını istediği, onlara PKK’nın Avrupa’daki paravan yapılanmasının listesini verdiği belirtiliyor.
    Yıllardır Avrupa’nın PKK’nın en önemli para kaynağı olduğu biliniyor. Geçen yıl Amerikan Düşünce Kuruluşu “The Washington Institute For Near East Policy”nin yayınladığı rapora göre, PKK’nın Avrupa’yı ahtapot gibi sardığı, uyuşturucu ve insan kaçakçılığından, insanlardan zorla bağış alınmasına kadar bir çok faaliyet yürüttüğü vurgulanıyor. Hatta PKK’nın, Kürt kökenlilerin fitre ve zekatlarına bile el koyduğu, “Spiegel Online International”in bir değerlendirmesine göre Almanya’daki Kürtlerin yılda bir maaşını vergi olarak topladığı kaydediliyor.
    PKK’nın en önemli kaynağının uyuşturucu kaçakçılığı olduğu, maalesef Avrupa ülkelerinin Türkiye karşıtı örgütlere gösterdikleri engin hoşgörü sebebiyle bu faaliyetlerin üzerine gitmedikleri bildiriliyor.
    PKK’nın Avrupa’da her yıl 100 milyon dolar finansman topladığı tahminleri yapılıyor. Özellikle uyuşturucu ticareti dikkate alındığında bu tahminin aslında ne kadar yetersiz kaldığı anlaşılabiliyor.
    Avrupa’da 400’den fazla örgütü bulunan terör örgütü PKK, haber ajansları, dergileri, gazeteleri, tv ve radyo istasyonları ile propaganda faaliyetlerini yürütebiliyor. Bunların en önemlisinin her gün ekranlarından tehditler savuran, şiddet içerikli söylemleri yayınlamakta tereddüt etmeyen ROJ TV olduğunu sağır sultan bile biliyor. Eski Danimarka Başbakanı, yeni NATO Genel Sekreteri Rasmussen’in hala verdiği sözleri yerine getirmeyip en ufak bir girişimde bile bulunmaması ise, Avrupa’nın teröre bakış açısının en çarpıcı örneğini oluşturuyor.
    Avrupalılar zaten durumu biliyorlar, ama engellemek için fazla bir şey yapmıyorlar. Bu ülkelerde açıkça suç işleyen PKK’lılar hakkında işlem yapmakla yetiniyorlar. 1996 yılından bu yana Belçika’da yerleşmiş olan PKK’lılara karşı açılan davaların hiçbirinde mahkumiyet kararının çıkmadığı dikkat çekiyor. Açılan bir davada Avrupa Adalet Mahkemesi’nin PKK’nın terörist örgütler listesine dahil edilmesinin haksız olduğuna karar vermesi de teröre karşı duyarlılığın(!) somut örneklerinden birisi.
    Sonuç olarak demokratik açılımın başarıya ulaşması için Avrupa ülkelerinin de PKK’ya maddi manevi desteğini kesmesi gerekiyor. Çünkü terör tüm insanlığa zarar veriyor. Terör suçlularını kollamanın vicdana sığmayacağı düşünülürken, terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemi, açılım süreci ile birlikte bir kez daha gündeme geliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  301. helin demir said

    DTP BİR ÖYLE BİR BÖYLE
    Bayramlar birlik ve beraberliğin sembolü olarak bilinir. Bayramda küsler barışır, insanlar birbirleriyle bayramlaşır ve bir dahaki bayramlara ulaşmak için temennilerde bulunulur. İyi dileklerle yapılan konuşmalardan sonra şekerler dağıtılır… Bunların hepsi gelenek ve göreneklerimizdendir. Ancak son günlerde bayramların da maalesef bazı siyasi çekişmelere sahne olduğu, istenildiği gibi yaşanamadığı dikkat çekiyor.
    DTP Diyarbakır İl Başkanlığı’nda yaşanan bayramlaşma krizi de buna en güzel örneği teşkil ediyor. DTP Diyarbakır İl Başkanlığı’nın, bayramı memleketi Diyarbakır’da geçiren Tarım ve Köy İşleri Bakanı Mehdi Eker’in bayramlaşma randevusunu kabul etmediği, basına yansıyan haberler arasında yer alıyor. Eker, kentteki siyasi parti il başkanlıklarını ziyaret etmek isterken, üstelik de ilk olarak DTP’ye gidecek iken, DTP randevu vermeyince görüşmesini iptal ediyor. DTP İl Başkan Yardımcısı Cafer Kan ise, “Bu kadar cenazeler gelip giderken, bu ziyaret doğru olmazdı. Bu yüzden ziyareti iptal ettik. Ayrıca Bakan Eker buraya geldiği zaman tepkiyle karşılaşabilirdi. Bu olumsuzluğun yaşanmasını istemedik. Randevunun iptal edildiğini kendisine bildirdik.” şeklinde ifadeler kullanarak, gerekçelerini açıklıyor. Cafer Kan bu açıklamayı yapmasına yapıyor ama PKK’nın eylemsizlik kararına rağmen hala şiddetten vazgeçmediğini, terörden medet umduğunu unutuyor. Demokratik açılım sürecinin gündemde olduğu şu günlerde herkes elinden gelen her şeyi yapmaya hazırken ve hiç kimse eski günlere dönmek istemezken gelen şehit haberleri, PKK’nın gerçek barıştan yana olmadığını, belki de açılımı istemediğini belli ediyor. DTP Diyarbakır İl Başkanlığı’nın, bayramlaşmayı reddederken, Kürt ve Türklerin yıllarca bir arada yaşadıklarını, birbirlerinden kız alıp verdiklerini, Türkiye’de her türlü devlet görevini başarıyla sürdürdüklerini, her türlü hakka sahip olduklarını ve Kürtlerin savunucusu olduğunu söyleyen terör örgütü PKK ve siyasi uzantısı DTP’nin aslında Kürtleri temsil etmediğini hatırlayamadığı varsayılıyor.
    Diyarbakır’da yaşanan bu olumsuzluğun aksine Muş’un Malazgirt ilçesinde DTP’li Belediye Başkanı Mehmet Nuri Balcı’nın şehit Yusuf Ulaş’ın cenazesine katılması, bir nebze de olsa yüreklere su serpiyor. Şehidimizin ailesine taziye ziyaretinde bulunan Balcı’nın, bayram kutlamalarının tümüne de protokol ile birlikte iştirak etmesi ve komandoların tek tek bayramını kutlayarak yanaklarından öpmesi, vatanseverliğin ve kardeşliğin en güzel örneğini teşkil ediyor. “Bayramlarda ayrım yapmadan herkesle bayramlaşmak, kucaklaşmak gerekiyor. Asker- sivil her kesimin başkanıyım. İnsancıl yaklaşımımız inşallah ülkeye barış, sevgi ve kardeşlik getirir. İnşallah güzel günler yakındır” sözleriyle duygularını ifade eden Balcı’nın tavrının diğer DTP’lilere, hatta Kürtlerle Türklerin yakınlığından şüphe duyan herkese örnek olması gerekiyor.
    Demokratik açılım ile birlikte DTP’de iyice su yüzüne çıkan ayrışmaların sonunun nereye varacağı herkes tarafından merak ediliyor. DTP’nin açılım konusunda samimi olup olmadığı da bir türlü anlaşılmıyor. Yalnız artık Kürt-Türk herkesin anlaması gereken tek bir şey var o da, hiç kimse terör ve acı istemiyor. Yani yapılması planlanan şeyin adı “açılım” veya ne olursa olsun, herkes tarafından destek görmesi ve Türkiye’yi barış dolu günlere götürmesi bekleniyor. Çağdaş ülkeler seviyesindeki Türkiye’nin, uzaya giden rakipleri varken dünyada önemli bir yer edinebilmesi için, artık terörden uzak ve medeniyete daha yakın yaşayabilmesinin en doğal hakkı olduğu düşünülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  302. helin demir said

    DTP KONGRESİ’NE PKK HAKİM OLDU
    Bir DTP kongresi daha terörle başlayıp terörle son buldu. Binlerce kişinin katılımıyla coşkulu bir şekilde başlayan kongrenin, demokratik açılımın konuşulduğu günlerde gerçekleşmesi, yüreklere bir an olsun “PKK terörünü kınayabilirler” beklentisi düşürmüştü. Ancak beklenen ve umut edilen her zamanki gibi gerçekleşmedi ve terör kongreye damgasını vurdu.
    Kongrenin yapıldığı Selim Sırrı Tarcan Spor Salonu’nda sık sık “PKK halktır halk burada”, “Biji Serok Apo” , “Kürt halkını yaratan PKK’ya Öcalan’a Bin Selam” şeklinde sloganlar atıldı. Hatta Öcalan’ın posterini taşıyan bir grubun kürsüye çıkmak istemesi nedeniyle eş başkan Emine Ayna konuşmasına ara vermek zorunda kaldı. Kongreye katılan kadınların sarı, kırmızı ve yeşil renkli kıyafetleri yine PKK’yı temsil etti. DTP’liler Kürt sorununun çözümü için öncelikle Kürtlere kıyan PKK ve Öcalan’ın muhatap alınmasını istediler. Salonda zaman zaman PKK bayrakları ve Abdullah Öcalan’ın resimleri açıldı. Kısacası DTP’de değişen hiçbir şey olmadı. DTP’liler her fırsatta her ortamda demokratik açılım için ellerinden geleni yapmaya hazır olduklarını belirtseler de bunu yine başaramadılar. Terörü yine kınamadılar, PKK’dan kendilerini yine soyutlayamadılar.
    DTP’de madem ki değişen bir şey olmadı, o zaman neden kongre yapma gereği duyuldu? DTP içerisinde çözüm bekleyen bir sürü sorun varken neden terör çığırtkanlığı yapılmaktan vazgeçilmedi? Bu sorular her zaman olduğu gibi çoğaltılabilir ve hepsinin cevabı da “Kandil’den gelen emir nedeniyle” olabilir şeklinde değerlendirildi. Ancak parti içerisinde yaşanan huzursuzluklar, terör ön planda olduğu için gündeme gelemedi, getirilmedi. Oysa ki DTP’nin gelecekteki en büyük ümit kaynağı olan gençlik yapısının, molotof kokteyli ve illegal sloganlar atarak yaptıkları eylemlerde kontrolden çıktıkları, hatta yapılan eylemlerden birinde DTP yöneticilerinden bir şahsın ağabeyinin aracının, ailesi araçta iken yakılmak istendiği, gençliğin yöneticileri dinlemediği, sadece başlarına olumsuz bir şey geldiğinde yöneticilere başvurup çözüm istedikleri vb olaylar, partililer tarafından biliniyordu. Abdullah Öcalan da kongreden önce DTP’yi uyararak, partinin mevcut söylemlerle ve siyasi yöntemlerle Kürtlere hitap edemeyeceğini, DTP’nin bazen çok sivri konuştuğunu ve ne söyleyeceğini bilemediğini belirtmişti. DTP, 3.Olağanüstü Kongresi’nde Öcalan’ı da dinlemedi.
    DTP’nin Diyarbakır Teşkilatı’nda çıkar ilişkilerinden doğan anlaşmazlıklar, ciddiyetsiz davranışlar, mali konulardaki yolsuzluk iddiaları kongrede konuşulanlar arasında yer aldı. Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, sadece kendi yerini korumakla yükümlü olduğunu sergileyerek adeta salonda şov yaptı.
    Sonuç olarak kongreden demokratik çözüm beklenirken çözümsüzlükten başka bir şey çıkmadı. DTP yolunu terörden başka bir yöne çeviremedi. İnananlarını bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı. Namuslu, inançlı ve onurlu Kürtler, aradıklarını bulamadılar. DTP=PKK eşitliği bozulmadı.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  303. helin demir said

    PKK’LILARA DUYURULUR: PKK’NIN KÜRTLERİN İNANÇLARINA SAYGISI YOK, EN İYİSİ YOL YAKINKEN TERÖRÜ TERK EDİN!
    “PKK Kürt halkını savunmak istiyorsa, neden Kürtleri öldürüyor? Kürtler için okullar yapıldı ve onlar okulları yaktılar, yollar yapıldı, yolları da tahrip ettiler, hastanelerin inşa edilmesini engellediler… Kürtlerin cahil kalmasına neden oldular. Çünkü Güneydoğulu halk ne kadar cahil olursa, onlar da o kadar isyanlarında halkla işbirliğine gideceklerdir.”
    “PKK’lılar Kürt değil. Biz Kürtler namuslu, inançlı, onurlu insanlarız… PKK terörist bir örgüttür. Yıllardır milliyetçi Türkler, PKK’nın kanalı olan ROJ TV’nin yayın yaptığı Danimarka ve Almanya gibi Avrupa ülkelerinin PKK’ya gösterdiği hoşgörüden yakınıyorlar.”
    Yukarıdaki satırların sahipleri, PKK’nın haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürtler. Örgütün dışında yer alan, örgütün eylemlerine karşı olan, kan ve gözyaşı istemeyen Kürtler. Gelin bir de örgütün içine girip çıkmış olanlara kulak verelim.
    Son günlerde Diyarbakır’da terör örgütü PKK’ya katılan iki gencin eylem yapmadan kamptan kaçtıkları haberi konuşuluyor. Bu belki ilk bakışta sıradan bir teslim olma haberi sayılabilir. Ancak teslim olan PKK’lıların anlattıkları, son derece ilginç.
    Diyarbakır’da propagandadan etkilenip PKK’ya katılan H.A ile D.B, umduklarını bulamayınca örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oluyor. Örgütün Kuzey Irak’taki kamplarında kendilerine domuz eti yedirildiğini ve dini inançlarının yok sayıldığını belirten gençler, ayrıca Hz. Muhammed ve İslamiyetin kötülendiğini, dinin olmadığı ve Marksist görüşlerin benimsenmesi yönünde telkinlerde bulunulduğunu, Abdullah Öcalan’ın dine yönelik eleştirilerinin yer aldığı kitapların kendilerine okutulduğunu vurguluyor.
    H.A ve D.B’nin anlattıklarıyla PKK’nın Kürtlere olan saygısızlığı bir kez daha gündeme gelirken, iki genç etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak serbest kalıyor.
    Bu arada Adalet Bakanlığı’nın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları doğrultusunda Terörle Mücadele Kanunu kapsamında yargılanan tutuklu ve hükümlülerin yeniden yargılanma yolunu açan bir çalışma başlattığı söyleniyor. Şu an için taslak halini almamış olan çalışmada TCK’nın 221. maddesinin de esnetilmesi gündeme alınıyor. Öngörülen düzenlemenin suça karışmış veya karışmamış olan ancak kendi isteğiyle teslim olan PKK’lıları kapsadığı aktarılıyor.
    Birgün gazetesinin haberine göre, ilk adım, çoğunluğunu PKK’lıların oluşturduğu Türkiye’de yeniden yargılanmalarının yolunu açan ve geçen hafta Bakanlar Kurulu’nda imzaya açılan Ceza Muhakemesi Kanunu(CMK)’nun 311.maddesinin 2. Fıkrasının değiştirilmesini öngören tasarı ile atılıyor.
    Adalet Bakanlığı’nın bu çerçevede AİHM kararları doğrultusunda AİHM’in Türkiye’ye gönderdiği yaklaşık 207 dosyada yeniden yargılamaya gideceği vurgulanıyor.
    Hükümetin hazırladığı yeni düzenlemeyle maddedeki bilgi verme koşulu daraltılarak kendiliğinden teslim olan örgüt üyesinin, “itirafçı” tanımlamasından kurtarılması, böylece dağdan inen kişi sayısında bir artış olduğunun kamuoyuna duyurulması hedefleniyor.
    Yeni düzenleme örgüt/örgütler hakkında nitelikli bilgi veren kişilerin “Tanık Koruma Programı”ndan da yararlanmasını öngörüyor. Bu maddeden yararlanan kişiler hakkında bir yıl süreyle denetimli serbestlik hükümlerinde de değişikliğe gidilerek bilginin niteliğine göre devletin mali destek vermesinden yeni bir yaşam kurmaya kadar pek çok farklı imkan sağlanacağı öne sürülüyor.
    Demokratik açılım süreci hızla ilerlerken ve bu kadar yeni düzenleme varken, PKK’lılara teslim olma yolu sonuna kadar açık gözüküyor. Bir an önce terörden kurtulun ve arkadaşlarınızı kurtarın! TC ve aileleriniz sizi bekliyor!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  304. tatar ali said

    HERKEZ GERÇEKLERİ BİLMEK İSTEDİKLERİ ŞEYLERİ YALANLARI BİLİYOR.TARİHİNDEN NOKTASINA KADAR YALAN OLAN BİR ÜLKE NE ÇİN NE RUSYA NEDE AMERİKA EN BÜYÜK YALAN İMPARATORLUĞU TÜRKİYE..SİYASETİNDEN ASKERİYESİNE BASININDAN HALKINA YALAN KOKAN BİR ÜLKE…TERÖR BİTERMİ HAYIR ÇATIŞMALAR BİTERMİ HAYIR HAK YEMELER USULSÜZLÜKLER HAYIR İNSAN İHLALLERİ BİTMEZ…NEDEN.NEDEN.NEDENMİ ELBETTE NEDENİ VAR..ASİLLİK İNKAR EDİLEBİLİR OLSADA OLAN BİR ŞEYDİ TARİHTE.BU ÜLKENİN ALTNDA YADAN ESKİDEN İNANÇ VE ASİLLİK İDİ..ŞİMDİ HER İKİSİDE YOK..HAKETME BİR SONUÇTUR..BU ÜLKE VE İNSANI BUNU HAKEDİYOR..O YÜZDEN BU ÜLKE PARÇALANACAK VE YOK OLACAK KİMSE NASİZTLİK YAPMASIN BU ÜLKE HİÇ DENİLDİĞİ KADAR GÜÇLÜ DEĞİLDİR..BİLİNİYORKİ GÜCÜ SADECE IRAKIN İŞGALİNDEKİ ORDUSUNDAN 3 GÜN DAHA DİRENÇLİDİR OKADAR..AMA BU MİLLET KENDİ ORDUSUNU VE MİLLİTİNİ HER KEZDEN ÜSTÜN SAYAR VE ÖVÜNÜR..OSMALI GÖLGESİNDE KALAN BİR ÜLKE NASIL OLUYORDA LİDERİN DOĞDUĞU ŞEHRİ SELANİKİ DÜŞMANA BIRAKACAK KADAR GÜÇLÜ OLABİLİYOR..GÜÇLÜ OLAN İŞGALMİ YOKSA ÇANAKKALE GİBİ KENDİNİMİ SAVUNACAK DURUMDA OLUR..DAHA ÇOK ÖRNEK VERİRİM..OSMANLI KANIN BOZULMASIYLA KENDİ KENDİNE YIKILDI SADECE İÇTEN.İŞTE O KANSIZLAR HALA BU TOPRAKLARDA YAŞIYOR VE SAYILARI MİLYONLARCA…İŞTE SONUÇ

  305. helin demir said

    YİNE DTP YİNE TEHDİT!
    Kürt sorununun çözümüne yönelik olarak DTP’nin ılımlı şahıslarınca yapılan açıklamaların, diğer kanatla anlaşmazlıklar yarattığı, parti içinde yoğun kopuşların yaşandığı biliniyor. Demokratik açılımla ilgili çalışmalar hızla sürerken DTP’den gelen sert açıklamalar, bazen tehditsel bir hal alıyor. Durum böyle olunca da DTP’nin klasik tavrı gündemdeki yerini koruyor.
    Bu seferki tehdit PKK üyeliğinden yargılanırken milletvekili seçilip tahliye olan Sebahat Tuncel’den geliyor. DTP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, DTP’nin siyaset dışı bırakılması halinde Türkiye’de yaşanacak kaos ve gerilimden sorumlu olmayacaklarını söylüyor. PKK’nın üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan da Sebahat Tuncel gibi her gün ROJ TV ekranlarından buna benzer tehditler savurarak halkı tahrik ediyor. Öyleyse ikisinin arasında hiçbir fark olmadığı, DTP=PKK eşitliğinin bozulmadığı, hatta Kandil’den gelen emirlerle Tuncel’in ve diğer DTP’lilerin böyle davrandıkları anlaşılıyor.
    DTP İstanbul İl Başkanlığı’nda bir basın açıklaması yapan Tuncel, farklı seslerin TBMM’de temsil edilmesi gerektiğini dile getirerek, DTP’nin Türkiye’deki ötekilerin sesi olduğunu kaydediyor. Tuncel aslında “ötekiler” kelimesi ile kendisi ayrımcılık ve bölücülük yapıyor. Yıllarca beraber yaşayan Kürtler ve Türklerin ilişkilerini bozmak için Kürtlere hakaret ediyor. Kürtlerden “ötekiler” diye söz etmesi PKK ve DTP’nin sözde haklarını savunduklarını iddia ettikleri halka saygısızlık olarak değerlendiriliyor.
    Sebahat Tuncel konuşmasının devamında, DTP’nin, Kürtlerin destek verdiği bir parti olduğunu, Kürt sorununun çözümünde kilit parti olarak görev aldığını belirtiyor. Tarihi fırsatın yakalandığı şu günlerde madem ki DTP kilit parti ve Kürtleri böylesine çok düşünüyor neden PKK’ya silah bırakmasını söylemiyor? DTP, PKK’ya, PKK da DTP’ye benziyor. Birbirlerinden hiç farkları bulunmuyor.
    Milletvekili Tuncel, DTP’nin siyaset dışı bırakılırsa kaos çıkacağını ve gerilimden sorumlu olmayacaklarını, Türkiye’nin belki çok daha gerilere gideceğini bile söylüyor. En başta halkın oylarıyla seçilmiş bir milletvekiline böyle sözler yakışmıyor. Adeta gerilimi tırmandırmak istercesine sarf ettiği bu cümleleri halkı provoke etmek, tahrik etmek için kullanıyor. Bugün Türkiye’de ne Türk ne de Kürt hiç kimse terör istemiyor. Kaos istemiyor. Hele ki 21.yy’da yaşadığımız şu günlerde Türkiye Avrupa Birliği’ne üye olmak için uğraşırken neden daha geriye gitmek için çabalasın ki?
    Kısaca, DTP’de değişen bir şey yok. Seçmenlerinin de DTP’den umudu yok. Bu durumda insanın içinden “Gölge etme başka ihsan istemez” demek geliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  306. helin demir said

    DANİMARKA SONUNDA GERÇEĞİ GÖRDÜ, ROJ TV’NİN KAPATILMASI İÇİN İLK ADIM ATILDI
    Ağustos ayında Türkiye’yi ziyaret eden eski Danimarka Başbakanı yeni Nato Genel Sekreteri Rasmussen, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya geldiği ikili görüşme sonrasında kameraların karşısına geçerken, gazetecilerin ROJ TV hakkındaki soruları karşısında zor anlar yaşamış, terörle mücadelenin NATO’nun öncelikleri arasında yer aldığını, ROJ TV’nin Danimarka yasalarına aykırı davrandığına dair net kanıt sunulursa gerekenin yapılacağını, yeni Danimarka hükümetinin de politikasının bu yönde olacağını belirtmişti. Rasmussen’in söylemlerinin bir an önce gerçekleşmesi umut ediliyordu. Son günlerde Danimarka’dan gelen bir haberle, bu umutların suya düşmediği anlaşıldı.
    Türkiye’nin, PKK’nın yayın organı gibi çalıştığı hususundaki kanıtları üzerine ROJ TV hakkında soruşturma yürüten Danimarka Savcısı Dorit Borgarg’ın, soruşturmasına son şekli vermek üzere Aralık ayında üçüncü kez Türkiye’ye geleceği bildirildi. Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Akat, “Sunduğumuz belgeler ve ısrarlı tutumumuz bir noktaya ulaştı. Bu yıl sonunda mahkemeye kapatma için gidip gitmeyeceklerine karar verecekler. Bizim izlenimimiz mahkemeye gidecekleri yönde” dedi. Danimarkalı savcı, geçtiğimiz aylarda da 2 kez Türkiye’ye gelerek, Türk makamların ROJ TV hakkındaki iddialarını içeren bilgi ve belgeleri almıştı.
    Türkiye 2004 yılında yayın hayatına geçer geçmez ROJ TV’nin kapatılması için Danimarkalı yetkililer nezdinde girişimlerde bulundu. Ancak Türkiye RTÜK tarafından hazırlanan, Kopenhag Elçiliği üzeri Danimarkalı yetkililer nezdinde yayın içeriğine ilişkin yaptığı şikayet başvurularından hiçbir sonuç alamadı. ROJ TV’nin yayın lisansının bağlı olduğu Danimarka Kültür Bakanlığı Medya Sekreterliği, Türkiye’nin şikayetlerine ilişkin 2 kez yaptığı incelemede, iddiaların asılsız olduğuna, Danimarka yayıncılık yasalarına aykırı herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığına karar vermişti.
    ROJ TV’nin yayınların içeriğinden dolayı lisansının iptal edilmesi girişimlerinden sonuç alamayan Türkiye, bu kez terörizmi beslediği gerekçesiyle televizyonun kapatılmasını istedi. 3 yılı aşkındır bundan da sonuç alınamamıştı. “Terörizmi besleyen Türkiye’dir. ROJ TV, devlet terörizmine sessiz kalmayarak deşifre ediyor” diyen ROJ TV, 3 Nisan 2009 tarihli açıklamada şu çağrıda bulunmuştu: “Başta Danimarka olmak üzere ilgili devletlerin Türk devletinin şantaj ve baskıları karşısında boyun eğmeyeceğine olan inancımız tamdır. Danimarka’nın bir hukuk devleti olduğuna inanıyoruz. İsmini başkentinden alan Kopenhag Kriterlerinin bizzat bu ülkede çiğnenmesine müsaade edilmemelidir.”
    İşte her gün yayınladığı şiddet içerikli açıklamalarla halkı provoke etmekten başka bir işe yaramayan ROJ TV’nin son günlerdeki yayınlarından örnekler! Okuyun ve gerçekleri bir kez daha görün!
    04 Eylül 2009 Kürtçe-Türkçe haberler: Abdullah ÖCALAN, kamuoyunun merakla beklediği yol haritasında çözüm önerilerini altı başlık altında sunduğunu ve yol haritasında üç maddelik bir eylem planının bulunduğunu açıkladı. ‘Kürtlerin mücadelesi var olma mücadelesidir. Halkımız demokratik eylem hakkını sonuna kadar kullanmalıdır’ diyen ÖCALAN, görüşmesinde sürece ilişkin tehlikelere de dikkat çekerek, hem demokratik kamuoyuna ve hem de devlete uyarılarda bulundu. ÖCALAN, ‘Demokratik çözüm gelişmezse, toplu katliamlar yaşanır’ dedi.
    08 Ekim 2009 Kürtçe-Türkçe haberler: HPG ve YJA-Star Ana Karargah komutanlıkları, 9 Ekim komplosunu birer açıklamayla lanetledi. Açıklamalarda Kürt halkı topyekün imha saldırılarına karşı yanıt olmaya çağrıldı. Komplocu güçlerin önderleri ÖCALAN ve Kürt halkı üzerindeki saldırılarına devam ederlerse, bunların hesabının mutlaka sorulacağı kaydedildi. HPG, bu noktada tüm varlığıyla kendisini mücadeleye adayan ve uluslararası komplonun boşa çıkmasında büyük rol sahibi olan yurtsever Kürt halkına seslendi. Öncelikle analar başta olmak üzere, tüm kadınlar ve gençler topyekün imha saldırısına karşı yanıt olmaya çağrıldı. YJA-Star Ana Karargah Komutanlığı da 9 Ekim gününün, Kürdün büyük intikam günü olduğunu belirtti ve komplonun bir kader olamayacağı gerçeğiyle, tüm kadın ve genç kızları intikam eylemliklerine katılmaya çağırdı.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  307. ali said

    islam da idam cezası denen bir ceza var. Müslümanlığı savunan bir kişi; bebekleri öldüren, alkollü araba kullanıp insan öldüren, uyuşturucuyla gençlerimizi öldüren kişilerin idam edilmesini ve bu konuda gerekenin yapılmasını istemesi gerekir. Yoksa bu kişilerin müslümanlğından ve islamiyete türklerin giriş nedenlerinden en başta gelen adalet kavramına olan güvenleri sıfıra inecektir. Gerçek müslümansan AB deme, ABD deme idam cezasını çıkar, gerçek suçluları herkesin gözü önünde as ve insanların kalplerine su serp.Tüm Türk milleti idam cezasını istiyor………….

  308. helin demir said

    BİR ALMAN GAZETECİNİN GÖZÜYLE KÜRT SORUNU
    Jan Keetman, Almanya’da gazetecilik yaparken sıkıldığını fark ederek İstanbul’a gelen ve buraya yerleşerek bir Türk ile evlenen, bugün hala Die Presse başta olmak üzere bir çok yere yazı yazan bir gazeteci. Türkiye’ye hayranlığıyla tanınan Keetman, bu ülkede Kürt ve Türklerin uzun zamandır beraber yaşadıklarını, Türkiye’nin büyük, güzel bir ülke olduğunu, Türkler ve Kürtler için artık problemlerin sona ermesi gerektiğini düşünüyor.
    Eskiden terörist sözünü çok az kullandığını, bunun siyasi bir terim olduğunu ancak PKK içinde bir terörizm bulunduğunu gördükten sonra yazılarında bu ifadeye yer vermeye başladığını anlatan Alman gazeteci, örgütün yaptığı “Mavi Çarşı” gibi olayları terörizm olarak değerlendirdiğini vurguluyor.
    Genel anlamda yazılarında DTP’nin PKK’ya yakınlığının bir sorun oluşturduğuna değinen Keetman, Abdullah Öcalan’ı tanrılaştıran bir kitlenin bulunduğunu, oysa Abdullah Öcalan’ın tanrı olmamasının ötesinde problemli bir kişi olduğunu, zaten en büyük sorunun da bu olduğunu, PKK içerisinde örgütün fikirlerine karşı çıkanların ya dışlandığını ya da öldürüldüğünü aktarıyor.
    Demokrasiyi demokratik yöntemlerle kazanmak gerektiğine işaret eden Jan Keetman, PKK’nın silahlı mücadelesi ve taşeronca yapılan terörist işlerinin işe yaramadığına, her kesimden insanların boş yere öldüğüne, Öcalan’ın şimdi demokrasiden bahsetse de bir ara sosyalist olduğuna, yıllar önce verdiği bir röportajdaki konuşmasının İslamcı bir görüntü verdiğine, yıllar içinde sürekli değiştiğine, esasen kendi halkı içinde de demokratik ve kahraman olmadığına ve DTP’nin PKK’ya olan yakınlığı sorununun bir türlü çözülemediğine dikkat çekiyor.
    Geçmişte yaşanan örneklerden hareketle Leyla Zana’nın Kürtçe yemin etmesi ve PKK tarafından kullanılan renkleri taşımasının, kısaca provokatif davranmasının yanlış olduğunu açıklayarak, Kürt sorununun sadece Abdullah Öcalan üzerine kurulmasını doğru bulmadığını, Öcalan’ın çok hatalar yaptığını, Kürtlerin Öcalan’dan ayrılması gerektiğini, örgütün artık sadece dağa çıkan, onu fanatik olarak seven kişilerden oluşmadığını, çözümün Öcalan’ın affedilmesi ile gerçekleşmeyeceğini, Kürt ve Türklerin barışmasının önemli olduğunu belirtiyor.
    Kürtlerin Almanya’ya 80’lerde siyasi mülteci olarak geldiklerini ve güçlü bir diaspora kurduklarını ifade ederek, o zamanlar Almanya’da bir baskı olmadığını ancak daha sonraki gelişmeler sonunda PKK’nın yasaklandığını, paralarına el konulduğunu, bazı kişilerin yakalandığını ve hapse atıldığını, Türkiye’nin 6 sene Almanya’dan PKK’yı yasaklamasını istediğini ancak Almanya’nın bunu yapmadığını, çok sonra durumun ciddiyetini fark ettiğini, Kürt liderlerin inandırıcılık problemlerinin bulunduğunu kaydediyor.
    Alman gazeteci Jan Keetman’ın Kürt sorunu ile ilgili söylemlerinin devamı, M.Serdar Korucu’nun editörlüğünü yaptığı, “Yabancı Gazetecilerin Gözüyle Kürt Sorunu” adlı kitapta yer alıyor. Bu kitapta yer alan pek çok ismin uzun yıllar Türkiye’de yaşadıkları, hatta bazılarının ülkelerinde yaşadıklarından daha fazla Türkiye’de zaman geçirdiklerinden bahisle, soruna bakış açılarını incelemekte fayda olduğu değerlendiriliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  309. helin demir said

    İRAN UYRUKLU TERÖRİST TÜRKİYE’Yİ TERCİH ETTİ

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ”Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde cezaya hükmolunmaz” ifadesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine sığınanların, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları sağlanıyor. Bundan hareketle de her geçen gün örgütten kaçan ve herhangi bir eyleme katılmayan PKK’lılar teslim olmaya devam ediyor.

    Terör örgütü PKK’dan kaçan İran uyruklu Y.E’nin kendi ülkesi yerine Türkiye’ye teslim olduğu bildiriliyor. 2005 yılında katıldığı terör örgütünün Irak’ın kuzeyinde bulunan kamplarından kaçan İranlı Y.E’nin silahlarıyla birlikte Türkiye’ye sığındığı kaydediliyor.

    Tercüman aracılığıyla ifadesi alınan Y.E’nin yaklaşık 4 yıl önce terör örgütüne katıldığını, örgütün kamplarında askeri ve siyasi eğitim aldığını ifade ettiği belirtiliyor.
    Örgütte bulunduğu süre içerisinde hiçbir eyleme katılmadığını kaydeden Y.E’nin, yaşadığı sıkıntılar, psikolojik bunalımlar, örgütün sevgiyi suç sayan anlayışı, insanlık dışı uygulamalar, ağır işkenceler ve tutarsız cezalandırmalar gibi nedenlerle terör örgütünden kaçmaya karar verdiği vurgulanıyor.

    Eylem hazırlığında bulunan grup içerisinde yer aldığı sırada kaçan Y.E’nin kampta bulunduğunda radyodan duyduğu etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için teslim olduğu aktarılıyor. Ailesi İran/Urumiye’de bulunan Y.E’nin ifadesinde, İran’da terör örgütü PKK üyelerine ağır cezalar verildiği gerekçesiyle teslim olmak için Türkiye’yi tercih ettiğini söylediği açıklanıyor.

    Teslim olduğunda üzerinde herhangi bir kimlik bulunmayan İran uyruklu terör örgütü üyesi Y.E’nin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca incelemeye alındığı, Türkiye’de adının karıştığı herhangi bir eylemin tespit edilmediği, kimliğinin doğruluğu için Interpol’e yazı yazıldığı, Interpol’den gelecek cevap paralelinde, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanıp yararlanamayacağı yönünde karar verileceği belirtiliyor.

    Çağın çok gerisinde kalan örgütün şiddet eylemleriyle bir yere varamayacağını gören PKK mensupları, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak için adeta koşarcasına Türkiye’ye sarılıyor. Gün barış günü!

    Helin Demir helindem@mynet.com

  310. mehmet cahit said

    tam bağımsız türkiye için, satılmamış yöneticilerin başa gelmesi gerekir. Bu satılmış uşaklar herşeyin kendileri gibi alınır satılır şeyler olduğunu zannediyorlar. bunlar kimdir ki benim ülkemi satacak. sağduyulu milletimiz gereken cevabı verecektir.

  311. helin demir said

    PKK’DA DOMUZ GRİBİ PANİĞİ
    Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu üyesi ve Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlığı Derneği Başkanı Prof. Dr. Gaye Usluer, domuz gribinde ülkedeki toplam olgu sayısının 3 bin civarında olduğunun söylendiğini, ancak tahminlerine göre gerçek rakamın bunun en az 10 katı düzeyinde bulunduğunu söylüyor. Usluer, Türkiye’de domuz gribi olan hasta sayısının ne kadar olduğunun şu anda tam olarak bilinmediğini, ancak hızlı bir artışın yaşandığını belirtiyor.
    Bu arada terör örgütü PKK’nın da domuz gribi salgınından etkilendiği kaydediliyor. Örgüt içinde sağlıksız koşullardan dolayı düzenli bir hayat yaşanamamasından da hareketle hastalığın her geçen gün yayıldığı, PKK’lıların aşı temin etmek için uğraştığı söyleniyor. Domuz gribinden dolayı ölenlerin sayısında her geçen gün artış olduğu vurgulanırken, teröristlerin öldükleri yerde hemen çukur kazılarak gömüldükleri ve kamp yerlerinin sık sık değiştirilmek zorunda kalındığı, salgın nedeniyle örgüt mensuplarının psikolojik olarak da etkilenerek bunalıma girdikleri aktarılıyor.

    PKK Sağlık Komitesi de giderek yayılan domuz gribi konusunda Kürt sağlıkçıları ile kurum ve kuruluşlarını imkanlarını seferber etmeye çağırıyor. PKK yönetimi bu konuda daha hassas ve etik yaklaşım istiyor.

    PKK Sağlık Komitesi Fırat Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada; Domuz gribi virüsünün batıdan doğuya yayıldığını ve bu temelde her alanda olduğu gibi yurt dışındaki tüm birimlerde de daha duyarlı ve sorumlu davranılması gerektiğini ifade ediyor.

    Kürt sağlıkçılardan imkanlarını seferber etmesini isteyen Sağlık Komitesi şunları belirtiyor: “Halkımızın yaşadığı her yerde, çocuk ve yaşlı kesim başta olmak üzere, toplumumuzu kapsayacak çerçevede sorumlu ve öz verili bir yaklaşım içerisinde olması gerektiği çok açıktır. Çeşitli toplantı ve seminerlerle söz konusu virüs hakkında halkı bilinçlendirmek ve özellikle de pratik önlemlerin alınması noktasında herkesin rolünü oynaması son derece gerekli olmaktadır. Bu bağlamdan hareketle yerel yönetimlerimizin ve yine sivil toplum örgütlerinin de daha aktif bir biçimde rol üslenip bu konuya eğilmelerini bekliyoruz.”
    Domuz gribi virüsü hızla yayılırken dağda son derece sağlıksız koşullarda yaşayan PKK mensuplarının da salgından şüphesiz yoğun bir şekilde etkilenecekleri anlaşılıyor. Uygun ortam ve koşullarda yaşamın bu tür olumsuzluklar karşısında tek seçenek olduğu dikkate alındığında, sığınılacak ve barınılacak yerin “dağ” olmadığı gerçeği ile yüz yüze kalınıyor.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  312. helin demir said

    ÇÖZÜM İMRALI’DA, PKK HALKTIR, BİJİ SEROK APO DİYENLERE SORULUR
    Madem çözüm İmralı’da, bir zamanlar Öcalan PKK’nın başındayken neden kanlı eylemlere karar verdi, neden bunca yıl kaç bin insanın ölmesine müsaade etti?
    PKK Kürt halkının haklarını savunmak için kurulmuşsa ve halen bu iddiada ise, daha doğrusu PKK halk ise neden yıllardır süren terör eylemlerinde en çok Kürtler zarar gördü?
    Sözde barış gruplarının İmralı sakini Öcalan’ın talimatıyla geldikleri ve barışa katkı sunmaktan başka bir amaçlarının olmadığı söyleniyor. Öyleyse neden PKK üniformalarıyla ve ellerinde sözde sarı, kırmızı, yeşil PKK bayraklarıyla geldiler ve parmaklarıyla çeşitli işaretler yaptılar?
    PKK halksa, neden yıllarca halkın insanca yaşaması için yapılan okulları yaktı, fabrikaları kurşunladı, barajları bombaladı?
    Abdullah Öcalan ve örgütün diğer yöneticileri en güzel evlerde, en güzel kızlarla gününü gün ederken, en güzel yemekleri yerken, her türlü lükse sahipken, neden dağlarda en adi koşullarda barınmaya çalışan ve salça ekmeğe talim eden mensuplarını hiç düşünmediler?
    PKK Kürt halkı için varsa, neden Öcalan’ın doğum günü, Suriye’den çıkışı, Kenya’da yakalanışı, cezaevinde kötü muamele görüşü gibi anlamsız bahanelerle düzenlenen eylemlerde, özellikle ön saflarda kadın ve çocukların yer almasına ve en çok da onların zarar görmesine göz yumdu?
    PKK barış isteyen bir örgüt ise, neden silahları bir an önce bırakmıyor, neden küçük çocukların ellerine 1-2 TL sıkıştırıp polislere taş attırıyor?
    Herkes barış istiyoruz diye konuşurken, tarihi fırsatın yakalandığı söylenirken neden PKK’lı yöneticiler her fırsatta “sorun çözülmezse savaş çıkacak” şeklinde tehditler savuruyor?
    Bir zamanlar dağlarda yaşarken Apo neden halktan kesilen vergilerle milyonlarca dolar harcanarak yapılan yeni mekanını beğenmiyor?
    Neden soruları o kadar çok ki. Peki ya bu soruların cevapları?
    Helin Demir helindem@mynet.com

  313. helin demir said

    ÖCALAN BAHANELERİ NE ZAMAN SONA ERECEK?
    Türkiye bugünlerde bir bireyin (Öcalan’ın) yaşam koşullarına ilişkin boş bahanelerle, bir sürü günahsız insanın ölmesine, yaralanmasına neden olan olayların meydana gelmesine anlam veremiyor. DTP’nin böylesine tekil Öcalan’a odaklanmış halini yadırgıyor. Hatta problemli buluyor, kendini değiştirmesini, Öcalan’la araya mesafe koyması gerektiğini söylüyor. Bütün bunlar benim değil, PKK paralelinde yayın yapan Özgür Gündem gazetesinin ifadeleri. Özgür Gündem gazetesine katılmamak gerçekten mümkün değil. Süreci tıkayan, açılımda duraksamalara neden olan en büyük iki etkenin PKK ve DTP olduğunu ne de güzel anlatıyor.
    PKK ve DTP’nin teröre başvurmak için bahaneleri her zaman hazır. Bu kez de Öcalan’ın yeni cezaevini beğenmiyorlar. Öcalan’ın ölüm çukuruna yatırıldığını, düşünsel ve sinirsel sisteminin altüst olduğunu söylüyorlar. Bu noktada PKK ve DTP galiba, örgüt içinde yıllarca işbirlikçi ya da aşık oldu diye binlerce teröristin ölüm çukurlarına canlı canlı gömüldüğünü unutuyor. Yani “ölüm çukuru”nu kullanan asıl olarak PKK’nın kendisi. Bu vahşi ve insanlık dışı olaylara çeşitli kitaplarda da bir bir yer veriliyor. Örnek mi istiyorsunuz? Nejdet Buldan tarafından kaleme alınan “PKK’da Kadın Olmak” bunlardan sadece bir tanesi.
    Her gün ekranlarından halkı, körpecik gençleri, kadınları, kızları, küçücük çocukları, bir adamın keyfi yerinde değilmiş, odasını beğenmemiş diye sokaklara çağıran ROJ TV’ye ne demeli? Öcalan’a ağır tecrit uygulanıyormuş da, çok zor durumdaymış da, hemen acil heyet gönderilmeliymiş de falan filan. Hep aynı şeyler, aynı yalanlar tekrarlanıp halk kışkırtılıp duruyor. PKK ve DTP herhalde Öcalan’ın pamuklara sarılmasını, ayak parmağının bile yere değmemesini, elini bile kıpırdatmadan yemeğinin ağzına verilmesini bekliyor. Bütün bunlar olurken acaba bu ayrılmaz ikili, Öcalan’ın yıllardır binlerce insanın ölümünden sorumlu baş aktör olduğunu, onun mutlu olması için halktan kesilen vergilerle yapılan kaç milyon dolarlık cezaevinde yaşadığını unutuyor mu? Aslında tabi ki unutmuyor ama her zaman daha çok istemeyi, arsız olmayı bildikleri ve yüzsüz oldukları için kudurup duruyorlar.
    Bu arada DTP’nin, molotof eyleminde hayatını kaybeden Serap’ın ailesine taziye ziyareti yapmak istediği, özür dileyeceği belirtiliyor. DTP hem tahrik ediyor, olayların çıkmasına sebep oluyor hem de hiç utanmadan vicdansızca özür dilemeye kalkıyor. Hapisteki bir caninin mutluluğu bir Serap’ın canından daha mı kıymetli? Günahsız Serap ölünce, bir sürü insan yaralanınca, araçlar yakılınca Öcalan ve onu korumaya çalışanlar huzur mu buluyorlar? Bunları hangi özgürlük talepleriyle, hangi demokratik taleplerle izah edecekler? Zavallı ve eylemlere katılan, hatta katılmak zorunda bırakılan Kürt halkı Öcalan’ın aslında mutlu olduğunu ama halkın umrunda bile olmadığını, daha doğrusu Öcalan’ın oyuncağı olduğunu ne zaman anlayacak?
    Ve son olarak Tokat’ta gerçekleşen ve 7 askerimizin şehit olduğu eyleme bakıyorum. Yine mi Öcalan bahanesi? Yetmedi mi yıllardır Öcalan’ın doğum günü, Kenya’da yakalanışının yıldönümü, Suriye’den çıkarılışı, sağlık durumu gibi bahaneler? Bu bahaneler yüzünden daha ne kadar insan zarar görecek? Daha ne kadar insan ölecek?
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  314. helin demir said

    BU MU AÇILIM?
    İnsanlık dışı saldırı sonucu 7 gencimizi daha yitirdik. 7 ailenin yürekleri yandı. Sadece onların değil 70 milyonun yüreği de yandı. Türkiye’nin her yerinde hain eylemi kınayan yürüyüşler, gösteriler yapıldı. Halk tepkisini her yerde dile getirdi. Molotof eylemi yüzünden hayatını kaybeden Serap için de aynı duygular paylaşıldı. Hepimiz tek yürek olduk. Ancak bütün bunları paylaşmayan iki unsur vardı: PKK ve tabi ki DTP.
    Tokat’tan gelen şehit haberleri Türkiye’yi sarsarken Şanlıurfa’da yaşananlar PKK ve DTP beraberliğini bir kez daha kanıtladı. Kandil’den inen ve Mahmur’dan dönen PKK’lılar Suruç’u ziyaret ederken yine Öcalan ve PKK lehine slogan attılar. Hatta bir dönem Ülkücü gençlerin kullandığı “ova ve yuva” sloganını kullandılar: “Suruç ovası, Apocular yuvası.”. Açılım kapsamında etkin pişmanlıktan yararlanmak için geldiler, herhangi bir eyleme katılmadıkları belirtildi, barış elçileri oldukları söylendi durdu. Ancak bir türlü, her gün insanlarımızı yitirdiğimiz terörün nedeni ve sahibi PKK’yı ve onun hapisteki temsilcisini övmekten vazgeçemediler. Kendilerini zafer işareti ve sloganlar eşliğinde karşılayanlar ise yine her zamanki gibi DTP’li başkan ve üyelerdi. 7 PKK’lı, karşılayanlarla tek tek tokalaşarak Suruç’ta bir düğün salonunda DTP üyelerinin düzenlediği toplantıya katıldılar. 7 ailenin evinde yakılan ağıtlar kulakları tırmalarken, salondakiler utanmadan PKK’lıları alkışladılar. Ve her zamanki gibi samimiyetlere, inançlara, her türlü iyi niyete gölge düşürdüler.
    DTP’nin anladığı açılım PKK’yı övmekten geçer, Öcalan’ın keyfinden geçer, provokasyondan geçer, terörden geçer anlayışıyla Denizli’de de halkın tahammülünü zorlayan bir olay gerçekleşti. Denizli’de DTP İl Başkanı sokağın ortasında mikrofonla “Öcalan’a gerekli değer verilmeli” deyince halk tarafından sert tepkiyle karşılandı. Hayatı boyunca kendinden başkasını düşünmeyen, kendi çıkarları için Kürtleri öne sürmekten hiçbir zaman çekinmeyen, Kürtlere asla değer vermeyen ve en çok da onlara zarar veren Öcalan’a gerekli değerin verilmesini isteyecek kadar alçalan bir DTP’linin açılımdan yana olduğunu söylemek yine mümkün olmadı.
    PKK ve DTP şimdiye kadar hep açılımdan yana olduğunu söyledi. Ama söyledikleriyle yaptıkları birbirini tutmadı. Sürekli bahaneler çıkardılar. Hep daha fazlasını istediler. Hiçbir yapılanı beğenmediler. Dağa çağrıldıklarını, hatta açılımın bittiğini bile söylediler. İşte bu yüzden herkesin aklına “Bu mu açılım?” sorusu geldi.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  315. helin demir said

    PKK’NIN PROVOKASYONLARINA KAPILMAYALIM, SAĞ DUYULU OLALIM!
    Terör örgütü PKK sempatizanlarının Abdullah Öcalan’ın İmralı’daki hücresini bahane ederek başlattığı sokak eylemlerinin DTP’nin kapatılmasının ardından ivme kazandığı görülüyor.
    DTP’nin kapatılmasından sonra bunu bahane eden kişiler olay çıkarmaya, ortalığı birbirine katmaya devam ediyor. Bazı vatandaşların satırlı, baltalı, döner bıçaklı tepki göstermeleri korku dolu anların yaşanmasına neden oluyor.
    Terör uzmanları PKK’nın yeni bir strateji izlediğini belirtiyor. PKK’nın yeni stratejisi “karşı şiddet oluşturmak” diyen uzmanlara göre PKK’nın, bu tür eylemleri provokasyon amaçlı yaptığı, vatandaşların sağ duyulu davranması gerektiği vurgulanıyor. PKK’nın sokakları tahrik etme stratejisinin olgunlaştığını ve uygulama safhasına geldiğini söyleyen uluslararası güvenlik uzmanı Doç. Dr. Sedat Laçiner, sokak çatışması riskinin olabilecek en yüksek seviyeye çıktığını, benzer olayların geçmişte de yaşandığını, bazen PKK’lı görülen kişilerin milliyetçi tarafta yer alabildiğini, provokatif maksatlı silah kullandığını bildiriyor. Sokak çatışmalarını terör örgütünün yeni planı olarak yorumlayan Mahir Kaynak ise tahriklerin arkasındaki güçlerin iyi tespit edilmesi gerektiğini, devletin güvenlik güçleri bulunduğunu ve vatandaşların tahriklere kapılmaması gerektiğini kaydediyor.(Kanal a haber)
    Zaman gazetesinde yer alan habere göre yaklaşık 200 kişilik grubun İstanbul Beyoğlu’nda DTP binası önünde toplandığı, eski DTP İstanbul İl Eşbaşkanı Mustafa Avcı’nın burada yaptığı basın açıklamasında; Anayasa Mahkemesi’nin kapatma kararının demokrasiyi sindirmek amacını taşıdığını öne sürdüğü, Avcı’nın açıklamalarının ardından yüzleri maskeli DTP’li bir grubun taş ve molotof kokteylleriyle çevreye saldırdığı, bunu gören sokak sakinlerinin ellerine geçirdikleri balta, sopa ve döner bıçaklarıyla göstericileri kovaladıkları, araya karışan bazı kişilerin ise silah çekip ateş açtıkları kaydediliyor. Hem tahrik edici konuşmalar yapan hem de gerginliğin düşmesinden yana olduklarını savunan DTP’li Avcı bile, kışkırtma girişimlerinin provokatörlerin işi olduğunu ileri sürüyor.
    İlk olarak Abdullah Öcalan’ın koğuşunun küçüldüğü iddiasıyla başlayan eylemlerin kamuoyunu gerdiği, günlerce sokaklarda terör estirildiği, bazı DTP’li milletvekillerinin tehdit kokan açıklamalarının olayları boyutlandırdığı, dükkanların taşlandığı, belediye otobüslerine molotoflar atıldığı, 17 yaşındaki Serap’ın molotoflar yüzünden hayatını kaybettiği, Diyarbakır’daki gösterilerde Aydın Erdem’in nerden geldiği belli olmayan bir kurşunla öldüğü, Tokat’ta 7 Mehmetçiğin şehit edildiği, hain pusuya yönelik protesto eylemlerinin yapıldığı, DTP’nin kapatılması ve siyasi yasaklar getirilmesiyle sokaklardaki eylemlerin başlaması…Bunlar provokasyonun gelişiminin kısa bir özeti. Bir de son olarak Muş’ta yaşananlar, ölümler, yaralanmalar provokasyonun nelere sebep olduğunu anlamamıza yetiyor da artıyor bile.
    Bir taraftan demokrasi ve hukuktan yana olduğunu söyleyen, diğer taraftan esnafın ticaret yapmasını tehditle ortadan kaldırarak demokrasi ile ekonomiyi birlikte eşit götürmemek için çaba gösteren, nedense Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğü konularında çağdaş standartların yakalandığı bir ortamda adeta paniğe kapılan terör örgütü PKK’nın gerçekleştirdiği eylemler, üzerinde yaşadığımız topraklara maddi manevi zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. PKK, Kürt halkının çıkarları için var olduğunu iddia etse de yine her zamanki gibi en büyük kötülüğü Kürtlere yapıyor.
    Toplum olarak birlik ve beraberliğe, kardeşliğe ihtiyacımız olduğu bu günlerde, örgütün tahriklerine kapılmayalım, sağ duyulu olalım, yalan yanlış bahanelere inanarak boşu boşuna birbirimizi kırmayalım, barış ve huzur içinde yaşayalım. Tarihten beri süregelen ilişkilerimizi bozmayalım, terörden uzak duralım, kan ve gözyaşına sebep olmayalım.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  316. helin demir said

    DAĞDAN İNEN PKK’LININ KÜSTAH AÇIKLAMALARI
    Abdullah Öcalan’ın çağrısı doğrultusunda Türkiye’ye Kandil ve Mahmur’dan gönderilerek 19 Ekim’de Habur Sınır Kapısı’ndan üniformalarla giriş yapan ve evlerine dönmedikleri, barış mücadelesini yükseltmek için canlarını feda ettikleri söylenen “Barış Grupları”nın üyeleri, provokasyon amaçlı faaliyetlerine devam ediyor.
    Türkiye’ye gelen 34 kişilik PKK’lı gruptan Mahmur Kampı’ndan gelen grubun sözcüsü Nurettin Turgut, 21 Aralık’ta Erbil’de yapılacak, ABD, Türkiye ve Iraklı yetkililerin katılacakları “Mahmur Zirvesi”nin tasfiyeyi amaçladığını belirtiyor. Mahmur’dan dönüşleri Öcalan’ın koşullarına bağlayan Turgut, “Abdullah Öcalan’ın İmralı işkence sistemi daha da ağırlaştırılırken Mahmur halkının dönmesi nasıl istenebilir?” diyerek açıkça PKK’nın sözcülüğünü yapıyor. İHD Diyarbakır Şubesi’nde, Mahmur’dan gelen 11 kişi ile basın toplantısı düzenleyen Turgut, 1991-1994 yılları arasında Türkiye’nin uyguladığı baskı, sindirme, köy boşaltma, koruculaştırma politikası ve işlenen faili meçhul cinayetler nedeniyle Irak’a göç etmek zorunda kaldıklarını bile iddia edecek kadar alçaklaşıyor. Turgut, Türkiye’den göç eden 18 bin kişiden 11 bin kişinin Mahmur Kampı’nda yaşadığını hatırlatarak, “Bu 18 yıllık süreçte TC’nin sistemli ve süreklilik arz eden bir biçimde diplomatik, ekonomik ve askeri alanlarda baskılarına maruz kaldıklarını, gelinen aşamada Türkiye yönetiminin bu politikaya ABD, Irak ve Federal Kürdistan yönetimini ortak etme çabasında olduğunu, bunu başarabilmek için de BM denetiminde sivil olan Mahmur halkını şiddetle, terörle ilişkilendirme çabası içerisinde bulunduğunu, böyle bir çabayla sorunların çözümünden çok çözümsüzlüğü dayattığını” vurguluyor.
    Konuşmalarıyla her gün ROJ TV ekranlarından halkı her fırsatta zehirleyen terör örgütü PKK yöneticilerinden bir farkı olmayan Nurettin Turgut, zirveye katılacakların Türkiye’ye verecekleri desteğin başta kampta yaşayanlar ve Kürt halkı için acı sonuçlar doğuracağından bile bahsediyor. Mahmur Mülteci Kampı’ndan dönüşlerin sağlanması için Kürt dilinin eğitim dili olarak kabul edilmesi şartını öne süren Turgut, daha da ileri giderek ve söylediğini kulakları duymayarak Türkiye’nin, mülteci konumuna düşen ve Mahmur Kampı’nda kalan insanlardan özür dilemesini istiyor. Türkiye’ye gelişlerinde “aradıklarını bulamadıkları” değerlendirmesini de yapan Turgut, özgürlükçü bir çözüm olmadığı sürece bir tek insanın bile gelişine inanmadıklarını kaydediyor.
    Türkiye’ye gelişlerinde yaşanan tepkileri de değerlendiren Turgut, sürecin sonuçları ile çok ağır olduğuna, şu an itibariyle pek olumlu gelişmelerin yaşandığının söylenemeyeceğine dikkat çekerek memnuniyetsizliklerini dile getiriyor.
    Barışa katkı sunmaktan başka bir amaç gütmediğini belirten eski PKK’lılardan birine ait olan bu açıklamaların, PKK’nın söylemleriyle tıpa tıp aynı olduğu görülürken, gerçek barıştan yana olanların provokatörlere karşı dikkatli olmaları ve vicdanlarının sesine kulak vererek doğru yoldan ayrılmamaları gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  317. helin demir said

    DTP PKK’DAN KORKUYOR MU?
    DTP PKK’NIN OYUNCAĞI MI?
    Abdullah Öcalan’ın yeni cezaevindeki odasını beğenmemesi ile başlayan eylemler, PKK’nın Tokat’ın Reşadiye ilçesinde kurduğu hain pusu ve DTP’nin kapatılması ile süren kaos ortamı, son günlerde Türkiye’yi derinden etkileyen gelişmelerden bazıları olarak gündeme yansıyor. Reşadiye saldırısını DTP’yi de açığa düşürecek dördüncü günde üstlenen PKK’nın demokratik açılım arayışına karşı önümüze koyduğu terör muhtırasında Kürt siyasetçi ve aydınların fikirleri de hayati önem taşıyor.
    Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Galip Ensarioğlu’nun 7 askerin şehit edildiği Reşadiye saldırısı ve DTP’nin kapatılmasına ilişkin gelişmeleri yorumlarken dile getirdiği tehdit değerlendirmesi bu açıdan üzerinde durulması gereken konuşmalardan sayılıyor.( Nasname)
    “DTP’yi eleştiren Kürtler hayatından korkuyor” açıklamasını yapan Ensarioğlu, “Bölgede DTP’ye alternatif daha özgürlükçü bir siyaset çıkmayacak mı?” sorusunu, “Çıkmaz olur mu? Çıkıyor ama yeterince duyulmuyor sanki. Bir de şu var. Kendini demokrat sayan entelektüeller PKK ve DTP ile çok ters düşmek istemiyorlar. Bunu Kürt meselesine ihanet olarak görüyorlar ve o pozisyona düşmemek için susuyorlar” şeklinde yanıtlıyor. Ensarioğlu, “DTP’yi eleştirmekten mi çekiniyorlar?” sorusuna ise, “Eleştiriyorlar, ancak bu eleştirilerde belli bir noktaya kadar gelebiliyorlar. O noktayı geçtiklerinde hain ilan edilmekten korkuyorlar, kimi hayatından, kimi statüsünden korkuyor. Bu yüzden eleştirilerinde çok dikkatli davranıyorlar. Kendi içlerinde tartıştıklarını kamuoyu önünde tartışmaktan kaçıyorlar. Bu tür durumların yaşanmaması gerektiğini her zaman ifade ediyoruz ama bunu yapan bir irade ve o iradenin silahlı gücü var. Bu güç karşısında bireysel güç göstermenin de riskleri var…” sözleriyle cevap veriyor. (Yeni Şafak)
    Uzun süre PKK içerisinde faaliyet gösterdikten sonra “Artık Kürt sorununa silahsız, legal ve demokratik yollarla çözüm bulunacağına inanan”, HADEP Genel Başkanlığı’na kadar çıkmış bir politikacı olan Hikmet Fidan’ın, 6 Temmuz 2005 sabahı Diyarbakır’da ensesine sıkılan tek bir kurşunla öldürüldüğü biliniyor. Kapatılan DTP’yi yöneten kadrolar içindeki şiddet karşıtları, kol kola siyaset yaptıkları Fidan’ın akıbetini unutamıyor. Zinnar Fidan da babasını PKK’nın öldürdüğünü belirtirken gerekçeyi, “O sadece Kürtlerin Türklerle iç içe, el ele demokrat bir siyaset yapmalarını istiyordu. Silahsız, düşünce gücüyle, beyinle siyaset anlayışı vardı. Babam belki onlara tehdit oluşturduğu için öldürüldü” sözleriyle açıklıyor.
    Ensarioğlu’nun işaret ettiği tehdit gerçeği PKK’nın Kürt sorununa çözüm için diyalog kapısı olan DTP’nin kapatılmasını arzu ettiği yorumlarını da temellendiriyor. PKK’nın, kapatılan DTP’nin Genel Başkanı Ahmet Türk’ü de Reşadiye saldırısı konusunda yanılttığı görülüyor. Türk, 7 Aralık’taki saldırının ardından 33 silahsız askerin katledildiği Bingöl saldırısına benzettiği Reşadiye’deki karanlık eylemin aydınlatılmasını isterken, 9 Aralık’ta Milliyet gazetesine verdiği demeçte, Tokat eylemini kesinlikle PKK’nın yapmadığını dile getiriyor. Ahmet Türk’e bu bilgiyi veren PKK, ertesi gün katliamı üstlenerek Türk’ü yalanlıyor. Sonuç olarak “Bizim için açılım bitmiştir” diyerek sevincini saklayamayan Emine Ayna ve vaktiyle Leyla Zana’nın yaptığı sert açıklamalardan rahatsız olan Ahmet Türk’e de parlamentodan çekiliyoruz demekten başka bir şey kalmıyor. İstifa kararının ardından tekrar İmralı’dan gelen bir emirle geri döneceklerini belirtmeleri ise DTP’nin daha doğrusu BDP’nin kim tarafından idare edildiğini bir kez daha kanıtlıyor.
    DTP’liler aslında kendilerini meşru zemin dışında konumlandırıyor. Demokratik açılımı hedef alarak teröre başvuran ve dağlardan iktidar savaşına yönelen PKK ise, kendi içinde de susturamayacağı kadar çok fidanlar ektiğini göreceğe benziyor, görmesi de gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  318. helin demir said

    ÖCALAN MI LİDER?
    İmralı’da kendisi için milyonlarca dolar harcanarak yapılan yeni cezaevini beğenmemesi, bunu bahane eden örgüt yandaşlarının çıkardığı vicdansız olaylar, Tokat’ta 7 askerin şehit edilmesi ve DTP’nin kapatılması gibi son günlerde yaşanan olaylar süresince Abdullah Öcalan’ın hiç olmadığı kadar gündemde kaldığı görülüyor.
    Nasname sitesinde yer alan bir habere göre tam bu süreçte Taraf gazetesi yazarı Doç Dr.Önder Aytaç, Öcalan’ın durumunu masaya yatırarak önemli açıklamalarda bulunuyor. Açılımın akamete uğramasında ve DTP’nin kapatılmasında DTP’li yöneticiler tarafından sarfedilen “Açılımda Abdullah Öcalan’ı muhatap alın. Öcalan Kürt milletinin lideri” sözlerinin etkili olduğu belirtiliyor. Öcalan’ın İmralı’dan yaptığı açıklamaların da en az DTP’lilerin söylemleri kadar etki yarattığı biliniyor. Önder Aytaç, Öcalan’ın lider değil psikopat olduğunu belirtiyor. 11 yıldır içeride olan Öcalan’ın Kürt halkı için bir şey yapmadığını, 1 gün bile Kürt milleti için açlık grevi yapan bir insan olmadığını, 1 gün bile Kürt haklarının daha iyiye gitmiş olması için mücadele vermediğini kaydediyor. Öcalan’ın kendisini Barzani ve Talabani ile kıyaslayan, tamamen psikopat derecesine varmış liderlik düşüncesi içinde kendisini tek önder olarak gördüğünü hatta peygamberliğe kadar yükseltmiş ve alabildiğine Kürt tabanını, Kürt insanını aşağılayan bir tavır içinde olduğunu açıklıyor. Aytaç ayrıca, PKK’nın şehirlerde gerçekleştirdiği eylemlerin arkasındaki isim olarak bilinen ve Kürt gençlerinin ölmesinden zevk alan Sabri Ok’a da seslenerek “Kürt gençlerinden elini çek” uyarısında bulunuyor.
    Saygı Öztürk tarafından kaleme alınan “Apo Olayının Perde Arkası” başlıklı kitapta da Abdullah Öcalan’ın PKK’nın sözde ünlü komutanlarına yönelik değerlendirmeleri, dikkat çekici bir ayrıntı olarak okuyuculara sunuluyor. Abdullah Öcalan, PKK’nın sözde komutanlarını yakından tanıyor. Onların yapılarını, karakterlerini çok iyi biliyor. Apo’ya göre lider kadronun önemli bir kısmının son derece yetersiz, kişiliksiz ve askeri yönden zayıf olduğu değerlendiriliyor. Kısaca Apo kendinden başka hiç kimseyi sevmiyor, sevemiyor. Örgütsel faaliyet içerisindeyken de kendi çıkarları için bazılarına yaklaştığı görülüyor.
    Abdullah Öcalan’ın binlerce örgüt mensubunun infaz emrini verdiği biliniyor. Ajan ya da işbirlikçi oldukları gerekçesiyle dağlarda diri diri çukurlara gömülenler, intihar etti denilerek uçurumdan atılanlar, cinsel ilişkiyi kabul etmemeleri nedeniyle hücrelere tıkılanlar ve hastalanınca ölüme terk edilerek bir yere bırakılanlar ya da öldükleri yerde bırakılıp kaçılanlar ise Öcalan’ın marifetlerinden sadece bazıları.
    Açılım sürecinin başlamasından bu yana Öcalan’ın DTP’lileri de sürekli eleştirdiği, adeta bir oyuncak gibi parmağında oynattığı dikkatlerden kaçmıyor. “Çözüm olmazsa ayrılığı konuşuruz” şeklinde açıklama yapan Aysel Tuğluk’u eleştiren Öcalan’ın, DTP’lilerin bazen ne konuştuklarını bilmediklerini, bu şahısların Kürt halkını temsil etmekten bile aciz olduklarını söylediği akıllardan bir an bile olsun gitmiyor. Son günlerde de istifa edecekleri yönünde açıklama yapan DTP’lilere emir vererek bu kararlarından vazgeçmelerini istemesi ortalığı bir kez daha karıştırmaya yönelik çabalarını kanıtlıyor.
    Yıllarca terör örgütü PKK mensuplarınca lider olduğu söylenen, örgütün son zamanlardaki siyasi temsilcisi DTP tarafından mutlaka dikkate alınması gerektiği belirtilen Öcalan’ın aslında liderlik vasfıyla yakından uzaktan ilgisi bulunmayan, sadece kendi çıkarlarını düşünen, vasıfsız ve yetersiz bir insan olduğu anlaşılıyor. Lider olan bir insanın arkasındaki kadrolarını her şeyden önce koruması, argo tabirle satmaması ve sözümün arkasındayım cümlesini söyleyebilmesi gerekiyor. Öcalan’da bunların hiçbiri mevcut olmadığından insanın “Öcalan mı lider?” diye sorası geliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  319. helin demir said

    BDP’DEN SEÇMELER
    Kapatılan DTP’nin ardından siyaset sahnesine çıkan BDP’nin yüreklerde yer edip etmeyeceği merak ediliyor. DTP’nin bağımsız milletvekillerinin yol haritası da her geçen gün netleşiyor. Olağanüstü kongre sürecine giren BDP’de genel başkanın kim olacağı üzerinde uzlaşma sağlanırken, Emine Ayna’nın BDP yönetiminde yer almayacağı, parti liderliği için Ahmet Türk’ün çizgisinde politika yapan Selahattin Demirtaş’ın adının geçtiği söyleniyor. Parti içi toplantılarda ise Ocak 2010’da yapılması planlanan kongreye kadar BDP Genel Başkanı Demir Çelik’in görevine devam etmesinin kararlaştırıldığı belirtiliyor. Patideki değerlendirme toplantılarında da genel başkan adayları arasında bağımsız Diyarbakır milletvekilleri Selahattin Demirtaş ile Akın Birdal’ın isimleri öne çıkıyor.(Haber 3)
    Şahinlerin çok da sıcak bakmadığı Demirtaş’a, Ahmet Türk çizgisinde siyaset yaptığı için kamuoyundan olumlu tepki geleceği bildiriliyor. Demirtaş’ın genel başkanlık koltuğuna oturması ile siyasette ikinci Demirtaş döneminin başlamış olacağı kaydediliyor. Demirtaş’ın ağabeyi Nurettin Demirtaş’ın bir dönem DTP Genel Başkanlığı’na seçildiği, ancak “sahte çürük raporu” ile askerlikten muaf olduğu gerekçesiyle yargılandığı, 1 yıl hapis cezasına çarptırıldığı biliniyor.
    BDP’nin DTP ile aynı olan özelliklerinden birisi eş başkanlık sisteminin devam edecek olması. Demirtaş ile birlikte bu görevde SDP eski Genel Başkanı Filiz Koçali’nin görev alacağı, Demirtaş’tan sonra eş başkanlık için Kürt kökenli olmayan Akın Birdal’ın isminin telaffuz edildiği bildiriliyor. DTP’de eş başkan sıfatı ile Ahmet Türk’ün yardımcılığını yapan Emine Ayna’nın kamuoyundan gelen tepkiler nedeniyle bu süreçte yönetimde yer almayacağı, dağ mesajları ve yıpranan bir isim olması nedeniyle yeni parti için sıkıntı yaratacağı vurgulanıyor.
    Bu arada partinin çizgisi ile ilgili olarak önemli kararların alındığı, BDP’nin DTP ve öncekiler gibi bölge siyaseti yapmayacağı ve bölge partisi olmayacağı, Türkiye partisi kimliği ile “sol ve sosyal demokrat kesimleri” de içine alan çatı partisi çalışmaları yürüteceği belirtiliyor. Etnik siyasetin terk edileceği, yurt genelinde BDP’nin örgütsel olarak güçlendirileceği, Türkiye siyaseti yapılacağı ve batının hassasiyetlerinin dikkate alınacağı dile getiriliyor.
    BDP ile ilgili gelişmeler son hızla sürerken partinin il Teşkilatlarının faaliyetleri de her geçen gün boyutlanıyor. KCK operasyonunda tutuklananlardan 8 kişinin seçilmiş belediye başkanları olduğunu belirten BDP İzmir İl Teşkilatı mensuplarının, il başkanlık binası önünde basın açıklaması yaptığı kaydediliyor. “Biji selam Apo” ve “İmralı’ya selam” sloganlarının atıldığı gösteride Abdullah Öcalan’ın fotoğraflarının sergilendiği dikkat çekiyor. Konuşmasında halkların karşı karşıya getirilmesine değinen BDP İzmir İl Başkanı Ahmet Demiroğlu ile birlikte parti önünde toplanan kalabalığın oturma eylemi gerçekleştirdiği bildiriliyor. Bir partilinin “Kürt Türk kardeştir, ayrım yapan kalleştir” demesi üzerine anılanın bir daha bu yönde slogan atmaması hususunda uyarıldığı aktarılıyor.
    BDP milletvekili Hasip Kaplan da, İstanbul İl Başkanlığı’nın açılışında; “Bugünlerde kendilerinden ‘dağlara gel dağlara’ şarkısının söylenmesinin istendiğini ancak artık dağlardan vazgeçtiklerini ve ‘sandığa gel’ sloganıyla hareket edeceklerini” söylüyor ancak yine toplanan kalabalıktan bölücü sloganlar ve Abdullah Öcalan lehine sözler yükseliyor.
    BDP’nin istesek de istemesek de aramızda olduğu görülüyor. Şimdi en büyük beklenti DTP’ye benzememesi, etnik siyaset yapmaması ve terörle arasına mesafe koyması.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  320. helin demir said

    ÖCALAN’IN AVUKATLARI

    Türkiye’nin 1984 yılından itibaren PKK terör örgütüne karşı mücadele ettiği biliniyor. Elebaşısı yakalanıp Türk Adaletine teslim edilen ve yok olma düzeyine indirilen PKK terör örgütünün, kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın binlerce vatandaşımızı katlettiği ve terör yoluyla bölgedeki ekonomik ve sosyal gelişmeyi bölgede yaşayan vatandaşlar aleyhine kısmen tersine çevirdiği kaydediliyor. Evrensel hukuk ve Avrupa Bakanlar Konseyi’nin Öcalan’ın terör mahkumiyetini onayladığı, Türkiye’nin demokratikleşmesiyle Kürt siyasi hareketinin terörizm ve PKK ile bütünleştiğinin daha net görülmesi, PKK ve partilerinin dünya tarafından dışlanmalarına yol açtığı vurgulanıyor. Bütün bu gelişmelerin ışığında İmralı’da yaşamını sürdüren Öcalan’la dış dünyanın irtibatını sağlayan avukatların yargılanabilecekleri hususu bu günlerde gündemde yer alan konulardan birisi olarak karşımıza çıkıyor.

    Türkiye gazetesinin haberine göre, ABD’de ömür boyu hapis cezasına çarptırılan Kör İmam lakaplı Mısırlı Şeyh Ömer Abdurrahman’ın avukatı Lynne Stewart’a teröre destek suçu sebebiyle verilen 28 aylık hapis cezası gibi Abdullah Öcalan’dan aldıkları bilgi ve talimatları taşıyan ve ilgili yerlere ileten avukatların da ceza almasının mümkün olduğu bildiriliyor.

    TBMM Adalet Komisyonu Başkanvekili Hakkı Köylü, avukatlık görevinin
    dışına çıkılması durumunda avukatlara suç neyi gerektiriyorsa o şekilde ceza verilebileceğini söylüyor. Köylü, “Örgüt adına aracılık mı etmiş, örgüte yataklık mı etmiş, propaganda mı yapmış. Eylemi neyi gerektiriyorsa bunların cezası zaten ceza sistemimizde var. Savcılık yaptığım dönemde bir avukatın örgüt adına kuryelik yaptığını tespit etmiştik ve tutuklamıştık” diye konuşuyor.
    Adalet Komisyonu’nda Ceza Yasası için kurulan alt komisyonun üyesi CHP eski Niğde Milletvekili Orhan Eraslan da Ceza Yasası’nda Öcalan’dan bilgi getirip götüren avukatların yargılanmasına engel bir durum olmadığını belirtiyor. Avukatların terör örgütü başından aldıkları bilgileri aktarmalarının ceza kanununda müeyyidesi olduğuna dikkat çeken Eraslan, “Burada suça manevi katılma vardır. İştirak vardır. Ayrıca Öcalan hükümlüdür. Hükümlünün avukatı ile her zaman görüşmesi söz konusu değildir. Adalet bakanlığı isterse mekanizmayı çalıştırabilir.” sözleriyle görüşlerini ifade ediyor.
    Adalet Bakanı Sadullah Ergin ise Öcalan’ın AİHM’de devam eden davaları bulunduğunu hatırlatarak, bu sebeple Öcalan’ın mevcut yasalar çerçevesinde avukatlarıyla görüşme hakkı bulunduğunu dile getiriyor. Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmelerini takip ettiklerini ve bazıları için soruşturma açtıklarını ifade eden Ergin, Öcalan’ın ise avukat değiştirme yoluna gittiğini kaydediyor. Ergin, “Mevcut mevzuata göre izin veriliyor. Biz mevzuata uygun davranmak zorundayız” derken, Öcalan’ın hem AİHM’deki davaları hem de hakkında verilen disiplin suçlarına itiraz hakkı nedeniyle avukatlarıyla görüşebildiği, hukukçuların, Öcalan’ın “vasiyetimi yazdıracağım”, “bana şurada hakaret edildi, dava açacağım” gibi gerekçelerle de avukatlarıyla görüşebileceğine dikkat çekiliyor.
    Adalet Bakanlığı’nın, bugüne kadar Öcalan ile görüşmeleri sebebiyle Cumhuriyet Savcılıklarından gelen talepler üzerine 63 avukat hakkında soruşturma izni verdiği, açılan davalar sonucunda mahkemeler tarafından 10 avukat hakkında süreli olarak Öcalan ile görüşmelerinin yasaklanması kararı çıktığı vurgulanıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  321. 2010 Yılı Türk Milletine Hayırlı Olsun ..
    2010 Yılı Türk Milletine Hayırlı Olsun demek istiyorum fakat
    geriye dönüp bakarsak pekde hayırlar getirmeyeceğini tahmin edebilmek için müneccim olmaya gerek yok.
    Türkiye oylarının neredeyse yarısını alıp yedi senedir iktidarda olan AKP nin yaptıkları ,daha doğrusu yapmadıkları ortada,bunlar işi gücü bırakmış, ergenekon ,ordu ,jitem,kontrgerilla,açılım,kürt açılımı,türk açılımı,karargah baskınları vesaire ile uğraşıp duruyorlar ,sanki Türkiyede hiç insan yaşamıyormuş gibi ,dünya sıralamasında açlık sınırı ne durumda, çalışana verilen ücretler
    gelişmiş ülkelere göre ne oranda, haftalık çalışma süresi avrupa standartlarına uygunmu,ve buna benzer yüzlerce sorunumuz hakkında bir mevzu konuştuklarını gören duyan varsa söylesin.
    Sadece yandaş medyanın borsa haberleri ,düştümü çıktımı,işsiz adamın borsa ile ne işi olacak, o akşama eve götüremeyeceği ekmeği düşünüyor.
    borsa çıkarsa durum iyi imiş,git onu Unakıtanlara veya borsada dolaylı oynayan siyasetçilere söyle banane..
    Zaten meselede burada, bu millet zaten aptaldır düşüncesiyle, gündem değiştirerek vakit geçirmek, bu arada hafifi hafif zamları sıraya dizmek,yani verdiği 500 lirayı 700 olarak geri almak.
    Peki bu insanlar bile bile niye ikinci defa akp yi çıkardı sandıktan diye soranlarınız olacaktır.
    Söyleyeyim, bazı kesimde yani yüzde kırkyedilik kesimde alışkanlık yaptı, hani meşhur türkümüz vardır ,falan filan pastırmam ,konyalıdan başkasına bastırmam diye, onun misali,ona vermeyecende kime verecen diyor adam, adammı var başka ,boylu poslu ,hemide kasımpaşalı, gelde verme..
    Sende haklısın kardeşim,iş buraya kadar düştüyse ver ,hatta ailece verin ,ne diyelim..
    Yalnız şunu söyleyeyim 2010 da, arkanıza, pardon sırtınıza konulacak yük geçen seneye göre enaz iki misli olmalı ki,bunlar ayakta durabilsin,yani şimdiden hazırlıklı olmalısınız.
    Yani 2010 çok daha kötü günlere gebe,tabi milletde.
    Gazetelere bir göz atayım dedim zamlar kuyruğa dizilmiş bizi bekliyor..
    İki sene sonraki seçimlerdede illa konyalı!! derse bu millet vay halimize..
    Yinede , Mutsuz bir yılı arkamızda taşıyarak,
    Nice Mutlu Yıllara demek geliyor içimden..

  322. helin demir said

    TERÖRÜ HİÇBİR GEREKÇE HAKLI ÇIKARAMAZ

    Terörizmin hedefinin, “her nerede olursa olsun, suçsuz sivil insanları aracı kılarak, şiddet kullanmak yoluyla kitleleri yıldırmak, sindirmek, yönetimin tutum ve davranışlarını etkilemek, ayrıca psikolojik çöküntü yaratmak olduğu” bütün bilim çevrelerince kabul gören, genel ve ortak bir tanımdır.

    Bu çerçevede, güvenlik güçlerinin başarılı çalışmaları sonucu her geçen gün güç kaybeden PKK’nın da, yok oluşunu gerek yandaşlarına, gerekse diğer kesimlere hissettirmemek, gücünü koruduğu imajını yaratmak amacıyla, provoke edici gösteriler düzenleyerek, Kürt ve Türk halkı üzerinde etkiler bırakmak ve gündemde kalmak istediği bilinmektedir.

    PKK’nın, terör eylemleri sonucunda, aralarında çocuk, kadın, yaşlı, öğretmen, din adamının da bulunduğu binlerce masum insan hayatını kaybederken, onbinlercesi de yaralanmış ve milyonlarca dolar maddi zarar meydana gelmiştir. PKK’nın terörist saldırılarında ölenlerin büyük çoğunluğunu Kürt kökenli insanlar oluşturmaktadır.

    Diyarbakır bu güne kadar terörden fazlasıyla zarar görmüş, terör olayları bugüne kadar bölge halkına acı ve sefaletten başka bir şey getirmemiştir, halk bunu bilmekte ve artık bu tür olayları yaşamak istememektedir. Bu nedenle kayıplarını anarak yaşamaya çalışan halk, teröre her gün lanet okumaktadır. Diyarbakır’da 3 yıl önce PKK tarafından dershane önünde askeri servis aracının geçişi sırasında düzenlenen bombalı saldırı, cani ve vicdansız terörün bir örneğidir. Hain saldırıda hayatını kaybeden 6’sı öğrenci 7 kişi için yapılan anma töreninde duygulu anlar yaşanmıştır. (Zaman)

    Patlamada tek evladını kaybeden Oya Eronat, 3 Ocak 2007’nin insanlığın utanç günlerinden birisi olduğunu belirterek, “Ana kuzusu çocuklarımız masum, temiz kalpli ve pırıl pırıldılar. Caniler tarafından katledildiler. Terör ağalarının kurduğu düzenin yıkılmasını istiyoruz. Artık yeter. Diyarbakır’dan, güzel memleketimden o kanlı ellerinizi çekin. Bu kadar kötülükle bir yere varamayacaksınız.” dedi.

    Hain ve insanlık dışı saldırıyı gerçekleştirenlerin kınandığı töreni izleyenler hüzne boğulurken, yavrularını kaybeden aileler bir kez daha gözyaşı döktü. PKK’nın hain saldırısıyla komaya giren ve 6 günlük hayat mücadelesini kazanan Vedat Bora, kan ter içinde o anları anlatırken dershanenin önünde arkadaşını beklerken patlamanın şiddetiyle savrulduğunu, kendine geldiğinde alevler içinde yandığını fark ettiğini söyledi. Üzerindeki giysileri çıkararak olay yerinden uzaklaşmaya çalıştığını, ardından polisler tarafından hastaneye kaldırıldığını ifade eden Bora, “Hatırladıkça sanki her gün bir daha ölmüş gibi oluyorum” ifadesini kullandı.

    Dünyada hiçbir acı evlat acısı kadar büyük, korkunç ve tarifsiz değil. Terörün sebep olduğu acıları unutmamız imkansız. PKK’nın şiddet eylemlerini hiçbir gerekçenin haklı göstermeyeceği de bir gerçek. Bu gerçeği anlamak için ne Kürt ne de Türk olmanın hiç bir farkı yok. İnsanım diyen herkesin konuya duyarlı olması gerek.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  323. helin demir said

    KÜRT PARTİLERİNİN PKK VE ÖCALAN’DAN ÇEKTİKLERİ YETMEDİ Mİ?
    Bugüne kadar PKK’nın yürüttüğü anlamsız terörün ürünü olarak ortaya çıkan oluşumlar ve tüm legal partilerin örgütün baskı ve müdahalelerine maruz kaldıkları görülüyor. Bu müdahaleler her seferinde başka bir gerekçeye dayansa da, müdahale edildikçe partilerin düşünsel olarak kısırlaştıkları, işlevsel olarak güdükleştikleri biliniyor. İşin gerçeğinin bu partilerin PKK müdahalelerine karşı koyacak güçlerinin de bulunmadığı şeklinde olduğu anlaşılıyor.(Kürdistan Post)
    2002’de yapılan genel seçimler öncesinde HADEP’te yer alanların bağımsız adaylarla seçime girme taraftarı iken İmralı’dan gelen bir talimatla (Bağımsız adaylarla seçime girmek ihanettir) sol gruplarla ittifaka zorlandığı kaydediliyor.
    Son olarak DTP’nin önüne PKK ile birlikte bir de Öcalan faktörünün çıktığı belirtiliyor. Hiç kuşkusuz her Kürt gibi Öcalan’ın da DTP’ye yönelik önerilerinin olabileceği doğal görülüyor. Ancak Kürtleri siyasal temsilden yoksun bırakacak bir önerinin her halükarda dostane olmayacağı vurgulanıyor.
    Şimdi DTP, BDP olarak yoluna devam ediyor, yine İmralı’daki Öcalan’la. Kaç bin insanın ölümünden sorumlu bir insan yine içeriden Kürt siyasetine darbe vuruyor. DTP’den BDP’ye nakil olanlar ya da PKK’nın şehir yapılanması demokratik açılım sürecini baltalamak istiyor. BDP’nin de daha en baştan kendisini PKK’dan ve onun teröründen tecrit edemeyeceği hissediliyor. Yeni partinin her biriminin açılışında Öcalan posterleri ve terör lehine sloganlar izleniyor. DTP kapatıldı, bütün iyi niyetler BDP ile yeniden düşünülüyor derken, aynı çizgide yürümeye devam edildiği dikkat çekiyor. Öyleyse BDP’nin de DTP gibi İmralı’dan yönetildiği gerçeği ortaya çıkıyor.
    Aslında Özgür Gündem’de de belirtildiği gibi yeni bir başlangıç yapabilmek için koşulların uygun ve imkanların yeterli olduğu düşünülüyor. 2009 yılı itibariyle yaşanan gelişmelerin böyle bir düzeyi kesinlikle yarattığı değerlendiriliyor. Gerisi BDP’nin ustalığına ve becerisine kalıyor. BDP’nin bu gerçeği derinden kavraması, koşulları ve imkanları başarı çizgisinde değerlendirmeyi bilmesi ve en önemlisi geçmişten ders alması gerekiyor.
    Kürt halkı şimdiye kadar göreceğini gördü, yaşayacağını yaşadı. Bir umutla dürüst ve kararlı siyaset hayaliyle temsil edilmeyi bekledi. Beklentileriyle buldukları aynı oldu mu? Hayır. Bundan sonrası ise daha uyanık olmaya ve akıllı, tutarlı, her şeyden önemlisi faydalı adımlar atmaya kalıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  324. helin demir said

    ÖCALAN MI YAZAR?
    Bugünlerde yıllarca süren terör eylemleri ve hain saldırılarda binlerce insanın ölümüne sebep olan bebek katili Abdullah Öcalan’ın İtalya’daki İl Manifesto gazetesinde yazılarının yayınlanacağı haberleri gündemi meşgul ediyor. Hatta Fırat Haber Ajansı’nın haberine göre söz konusu gazetede yayınlanan ilk yazısında Öcalan’ın kapitalist modernite ve buna karşı mücadeleyi irdelediği belirtiliyor. Gazetenin 9 Ocak 2010 tarihli nüshasında yer aldığı vurgulanan yazıda; Türk Devleti yerden yere vurularak, Kürtlere soykırım uygulandığı, demokratik açılımın sinsi, karanlık ve aldatıcı tarzda yapıldığı, Öcalan’ın ağır tecrit koşulları yaşadığı anlatılıyor. Yani yazının tamamında PKK ve yandaşlarının görüşleri savunuluyor. Zaten barış kelimesinin anlamını bile bilmeyen birisinin birlikte huzur içinde yaşama hususunda nasıl öneriler sunacağı da merak edilenler arasında sayılabiliyor.
    Bu arada Öcalan’ın İtalya’da İl Manifesto gazetesinde yazarlığa başlaması konusunda Adalet Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada; Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin infazı hakkında kanun uyarınca hükümlülerin gazetelere yayınlanmak üzere yazı göndermelerine ve gazete yazarlığı yapmalarına imkan bulunmadığı bildiriliyor. Açıklamada ayrıca, İl Manifesto’da yayınlandığı söylenilen yazının Öcalan’ın daha önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği savunmalardan uyarlanarak yazıldığının anlaşıldığı kaydediliyor. Her zaman olduğu gibi “yazarlık” yakıştırmasının da dikkat çekmek amacıyla uydurulmuş bir safsata olduğu anlaşılıyor. Artık bu yazarlık uydurması PKK üst yönetiminden mi geliyor, PKK’lılar mı böyle istiyor ya da avukatlarıyla yaptığı görüşmede Öcalan mı böyle karar veriyor orası bilinmiyor.
    Daha önce Abdullah Öcalan tarafından yazıldığı duyurulan ve bu isimle yayınlanan “Bir Halkı Savunmak” ve “Sosyal Devrim ve Yeni Yaşam” gibi kitapların da aslında tamamen Öcalan’ın elinden çıkmadığı, avukatları tarafından çeşitli düşünürlerin görüşlerinden alıntılar yapılarak oluşturulduğu biliniyor. Örgütün kamplarında militanlara ders olarak okutulduğu belirtilen bu kitaplarda yazılanlardan hiçbir örgüt mensubunun hiçbir şey anlamadığı ve Öcalan’ın yazarlık kabiliyetinin de hiç bulunmadığı düşünülüyor.
    Sonuç olarak Öcalan’ın kaleme aldığı ifade edilen makale, kitap ya da benzeri şeylerin örgüt mensupları ya da sempatizan kitle tarafından da anlaşılamadığı, algılanması ve benimsenmesi için çeşitli komiteler oluşturulduğu ve bir taraftan barışçıl söylemlerden söz ederken diğer taraftan tehdit içerikli fikirleri beyan ettiği dikkate alındığında yazarlık vasfının bu kadar da basit ve yakışıksız olduğunun değerlendirilemeyeceği kanaatine varılıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  325. helin demir said

    BDP’DE NELER OLUYOR?
    “Sadece Kürtlerin değil Türkiye’nin partisi olacağız” slo