Vatan Hainleri!

Türk’ün Ekmeğini Yiyip de Türk’e kılıç Sallama!!

  • a

  •  

    Kasım 2009
    M T W T F S S
    « Aug    
     1
    2345678
    9101112131415
    16171819202122
    23242526272829
    30  
  • Son Yazılarımız

  • İstatistikler

    • 756,248 Tıklama
  • Gocunanlar

Sizden gelenler

Sitemizin bu sayfasını da sizin çalışmalarınıza ayırmaya karar verdik…

Bize mail ve yorum yoluyla ulaştırdığınız yazıları buraya koyacağız…

Kısa ve açık olmayan yazılar yayınlanmayabilir. Önce derin bir araştırma yapınız ve özgün bir metini gönderiniz…

Şimdiden iyi çalışmalar arkadaşlar…

284 Yanıt “Sizden gelenler”

  1. O.R.Güray TEKİN demiş

    Bana göre vatan hainleri listesinde eksiklikler var.Yazarlar arasında 2nci cumhuriyetçilerden,başta ALTAN’lar(Çetin,Ahmet ve Mehmet) ve diğerleri,Nazlı ILICAK,PKK terör örgütünün bütün lider kadrosu(Abdullah ÖCALAN),DTP’nin bütün belediye başkanları ve milletvekili adayları,dinci bütün yazarlar.Say say bitmez.Ancak ünlüleri ve medyatikleri listenize eklemenizi öneririm.

  2. vedat ersin demiş

    BAYDEMİR’DEN TUHAF ACİKLAMA: PKK KURTLERİN 29’UNCU İSYANİ

    ABD’de yayinlanan gunluk Christian Science Monitor gazetesinde yer alan bir makalede, Diyarbakir Belediye Baskani Osman Baydemir’in PKK’yi ‘Kurtlerin 29′uncu isyani’ olarak nitelendirdigi yazildi. Gazete haberinde ayrica Osman Baydemir’in “2005 yilinin sonundan bu yana kulturel haklarda gozle gorulur bir azalma oldugu” aciklamasina da yer verildi.

    Teror orgutu PKK tarafindan Turkiye’de ve ozellikle de Osman BAYDEMİR’in kulturel haklarindan yoksun oldugunu iddia ettigi Kurtlerin yasadigi bolgelerde yurutulen acimasiz teror eylemlerini 29’uncu Kurt isyani olarak nitelemesi gercekten cok ilgi cekicidir. Kaldi ki bu teror/rant hareketini 29’uncu sirada gostermek icin gunumuze kadar Kurt etnik kimligini on plana cikarmak amaciyla gerceklestirilmis 28 adet isyana ihtiyac vardir. Osmanli ve Turkiye Cumhuriyeti’nin tarihine tarafsiz ve gercekci bir yaklasimla bakildiginda Kurt milliyetciligini esas alan ve Kurt halki tarafindan kitlesel bir sekilde desteklenen herhangi bir baskaldiri, isyan ya da benzeri bir hareket bu tarihsel surecte yer almamaktadir.

    Osman Baydemir’in de aralarinda bulundugu bazi kisi ve cevrelerce isyan olarak tabir edilen bu hareketin temelinde feodal cikarlarin tehlikeye dusmesinin, din adamlarinin halk uzerindeki etkisini yitirmeye baslamasinin ve Turkiye Cumhuriyeti’nin guclenmeye baslamasindan rahatsiz olan dis guclerin mutlak etkisi bulunmaktadir.

    Dini istismar eden seyhler ve feodal agalar tarafindan, dis guclerin de destegiyle baslatilan cete hareketlerini, isyan olarak nitelemek tarihe tarafsiz ve gercekci bir gozle bakmamaktan ya da bakamamaktan (bu gerceklerden duyulan rahatsizlik nedeniyle) kaynaklanmaktadir. Bu hareketler, agalarin feodal konumunun yikilacagi veya dini istismara dayali rantin sona erecegi endisesiyle, salt kendi kisisel cikarlari icin baslattiklari hareketlerdir. Bu hareketlerin Kurt halkiyla olan tek ilgisi/baglantisi ise, bunlari baslatan feodal ve din agalarinin Kurt kokenli olmalaridir.

    Tarafsizliklari ile on plana cikan Avrupali bilim adamlari basta olmak uzere tum bilim adamlari tarafindan yapilan arastirmalar ve elde edilen bulgular cercevesinde, tarihin belirli donemlerinde meydana gelmis olan 28 adet isyana rastlamak, ancak bunun boyle olmasini dileyen/kurgulayan sahislarca mumkundur.

    Zira “isyan” ya da “ayaklanma” tanimi, ancak genis halk kitlelerinin silahlanarak, sisteme karsi, rejimi degistirmek amaciyla baslattiklari ve tamamen halkin oz gucune dayanan hareketler icin kullanilabilir. 1789 Fransiz Devrimi gibi. Ancak soz konusu hareketlerin cikis noktalarina, gelisimlerine ve ne sekilde sonuclandirildigina bakildiginda bu kriterin bulunmadigi acikca gorulmektedir. Bu 28 isyan olsa olsa 28 teror/kaos yaratma girisimi olabilir. Cunku halk kitlelerince desteklenmeyen, belli cikar cevrelerince ortaya cikarilan bu girisimler, tarihsel surec icerisinde ancak bu nitelemeye layiktir. Kaldi ki tarih sayfalarinda yer alan halk isyanlari genelde mutlak guc olan halkin basarisiyla neticelenmistir.

    Osman Baydemir’in bahsettigi 28 “isyanin” basarisiz olmasi, bunlarin aslinda halk kitlelerince desteklenen isyanlar olmadigi, munferit teror/kaos yaratma hareketleri oldugu sonucunu dogurmaktadir. Halkin destegi yerine tepkisiyle karsilasan bu hareketler cok kisa surede rantci cevrelerin etkisiz hale getirilmesi sonucunda bitirilmistir.

    Kulturel haklara gelince, Kurt halki kulturel haklara zaten sahiptir. Osman Baydemir’in bahsettigi Kurtlerin sahip olamadiklari kulturel haklari daha spesifik olarak gundeme getirmesi lazim. Zira kasitli olarak “kulturel haklar taninmamaktadir” gibi genel ifadelerin kullanilmasi, sadece uluslar arasi cevreleri etkilemeye ve yalan yanlis beyanlarla Turkiye’yi zor durumda birakmaya yoneliktir. Dunyanin her yerinde kulturel haklarin kapsami aynidir ve bu haklar Kurtlere taninmistir. Baydemir, Kurtlerin hangi kulturel haktan yoksun oldugunu acikca ifade etmelidir. Aksi takdirde teror orgutunun yarattigi siddet ortamindan istifade ederek belediye baskanligi gibi onemli bir konumu isgal eden Baydemir’in mevcut rantini devam ettirmek amaciyla bu tur aciklamalari yapmak zorunda kaldigi sonucu cikmaktadir.

    Vedat Ersin
    vedatersin@mynet.com

  3. helin demir demiş

    PKK SİYASİ PARTİ DEĞİL, BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR

    Siyasi partiler, birer yer altı örgütüne dönüşemeyecek kadar geniş tabanlı, açık ve kolektif sağ duyuya dayanan örgütlerdir. Değişimi ve yapısal dönüşümleri savunan partiler dahil bunu toplumsal uzlaşma ve reformculuk yöntemleriyle yaparlar. Bilirler ki şiddet ve kaba kuvvet demokrasinin değil, diktatoryanın ebesidir. Şu halde siyasi partiler, demokrasinin, özgürlüklerin ve istikrarın dolayısıyla insani bir düzenin güvencesidirler.

    Merkezi Cenevre’de bulunan Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHRC)’nin resmi internet sayfasında ülke tanıtımı adı altında servise konulan Türkiye dosyasında terör örgütü PKK’nın yasal olmayan ‘siyasi parti’ olarak tanımlandığı görülmektedir. Sitenin Türkiye ile ilgili bölümünde ülkedeki yasal olmayan siyasi partiler, DEV-SOL, TİKKO ve PKK olarak sıralanmakta ve PKK, siyasi partiler kapsamında gösterilmektedir.

    Bu arada; PKK’nın siyasi parti olmayıp, terörist bir örgüt olduğu hususunun, en iyi şekilde PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan tarafından açıklanması da, bu konuda en açık kanıt olarak görülmektedir. Abdullah Öcalan, ‘1989 tarihli Abdullah Öcalan Seçme Yazılar Cilt IV’ adlı eserde, “Partinin taktiği gerilladır. Şimdi bu siyasi gelişmeleri yönlendiriyor…(Syf 332) Gerilla çekirdeği, parti çekirdeğimizin yoğunlaşmış bir ifadesidir de diyebiliriz. Yine gerilla çekirdeğinin uzun bir süre parti öncü çekirdeklerinden ibaret olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Halen de bu durum önemli oranda böyledir. En sağlam partililer gerillayı geliştirir. Bu durumda, gerilla çekirdeğinin örgütlenmesi, yönetimi çalışma ve savaşım tarzı en fazla üzerinde durmamız gereken bir husustur. (Syf 145-146)…Bilindiği gibi, savaşı kurmaylık yürütür. Bizde savaş kurmayı partidir. (Syf 141)” ifadelerine yer verirken, Serxwebun dergisinde yayınlanan 1984 tarihli PKK Kuruluş Bildirisinde;

    “…Ama en önemli nokta…Parti, cephe faaliyetlerinin temelinde gerilla olmasıdır. Yani burada gerilla, cephe ve parti faaliyetlerinin de özüdür, odak noktasıdır. Dolayısıyla bunlar iç içedir. (Syf 335)” denilmektedir.

    Ancak bir uzman, terör örgütünü bu kadar iyi tanımlayabilir. Tanımlayan onun kurucusudur. Örgütün amacını ve kurgusunu kim ondan daha iyi bilebilecektir? PKK’nın bir siyasi partiden çok savaş aygıtı, ayrılıkçı bir terör örgütü olduğunu söyleyen kendisidir. Parti üyesinin aslında silahlı bir eylemci, ideolojisinin yerleşik siyasi düzeni zorla devirmeyi amaçlayan Leninist olduğunu söylemesi, PKK’yı tanımayanlar için yeterince açıklayıcıdır.

    PKK’yı terörist bir örgüt olarak niteleyen bir başka ülke de İsveç’tir. Çünkü PKK, bu ülkede de siyasi amaçlı bir dizi cinayet işlemiştir. Örgütün tehdidi 4 Kasım 1990 tarihinde İsveç TV’sinin 4.kanalında yapılan bir yayınla kamuoyuna ulaştırılmıştır. Program metninde;

    “Terörist örgüt, turistik yörelere bir dizi saldırılar düzenleme tehdidinde bulunuyor. Bu tehditler, PKK lideri A.Öcalan ile, örgütün Lübnan’ın Beka Vadisi’ndeki eğitim kampında yapılan mülakatta Öcalan’ın kendisi tarafından ileriye sürülmektedir.

    Öcalan bu konudaki tehditlerinde herhangi bir istisnaya yer vermemektedir. Öcalan, özgür bir Kürdistan mücadelesi için bombaların patlayacağını, turistlerin hedef alınacağını bildirmektedir…” şeklinde söylemler yer almaktadır.

    Siyasi partiler, ülkedeki temel eğilimleri ve istemleri siyasi kurumlara yansıtarak toplumsal uzlaşmanın gerçekleşmesini sağlarlar. Söz konusu uzlaşma olmazsa anayasa metinleri olarak kayda geçirilmiş sosyal mukaveleler de gerçekleşmez, toplumsal huzur ve barış da sağlanamaz. Oysa bir toplumun istikrarı ve ilerlemesi huzur ve barış ortamında mümkündür. Siyaset ise, bu ortamı yaratmanın temel aracıdır. Bu durumda; PKK, adındaki ‘parti’ sıfatına uygun bir tavır içine girmeyen, terörizmi bir siyaset yöntemi olarak görmeyi ve kullanmayı benimseyen tutumuyla asla ‘siyasi parti’ olarak tanımlanamayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  4. helin demir demiş

    DTP’Lİ BAĞIMSIZLARIN SEÇİM VAATLERİ

    Bugünlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konu seçimler. Bağımsız milletvekilliği meselesi de tabi ki önemli. Herhangi bir siyasi partiye güvenmeyen, hiçbir siyasi partinin kendisini temsil etmediğini düşünen her vatandaş, milletvekili ya da yerel seçimlerde adaylığını koyabilir, kendisi için halktan oy isteyebilir. Hiçbir siyasi partiye güvenmeyen halk da, kendisini daha iyi temsil edeceğini düşündüğü bağımsız adaya oy verir, Parlamentoya gönderir. Ancak, bağımsız adayların seçim vaatlerinin de inandırıcı ve sorunları çözümleyici karakterde olması gerekiyor.

    Bakın “Nasname” sitesi yazarlarından Sıdkı Zilan, bu konuda neler düşünüyor; “Bu ülkede ve dünyada, bugün veya yarın doğruyu söylemek ve istemek yeterli değildir. Mühim olan doğruyu yaşamak ve bilfiil doğrudan yana olmaktır. Bu açıdan bakıldığında, 22 Temmuz seçimleriyle ilgili siyasi partilerin ve milletvekili adaylarının söylemleri ilginç olduğu kadar öğreticidir de.

    Gelelim DTP’nin seçim vaatlerine. Bilgi, birikim, halka yakınlık, temsil kabiliyeti bakımından DTP’li adayların ekseriyet itibariyle sınıfta kaldığı rahatlıkla söylenebilir. Bir de bu zayıflığa Öcalan gölgesi düşünce Kürtleri temsil etme, diplomasinin bu kadro ile olmayacağı rahatlıkla söylenebilir. Seçim vaatlerini de öğrenince bu konudaki kanaatim daha da pekişti.

    DTP’nin açıkça Öcalan ve PKK’nın Kürdistan’daki katliamlarını mahkum etmediğini, PKK’nın iç infazlarını sorun yapmadığını biliyoruz. Öldürülen binlerce Kürdün, viran edilen binlerce köyün, yetim bırakılan binlerce Kürt çocuğunun dramından bizzat PKK ve onun yanlış siyasetine sessiz kalan Kürtler sorumludur. Faraza, bir Kürt genci iyi niyetli ve samimi duygularla PKK’ya katılmış olsun. Bu gencin Kürtlerin öldürülmesinde, Kürt köylerinin yakılmasında, Başbağlar veya Hamzalı köyü örneklerinde görüldüğü üzere katliamlarda kullanıldığını düşünün ve bu gencin şöyle veya böyle öldürüldüğünü veya örgütün iç infazına kurban gidip şehit ilan edildiğini düşünün. Ben iddia ediyorum ki çatışmalarda ölen Kürt gençlerinden daha fazlası bizzat PKK tarafından hain veya başka yaftalar yapıştırılarak öldürülmüştür. Bu hayasızlığa bir çare bulmadan faili meçhulleri dillendirmek çözüm değildir.

    Düşünce ve inanç özgürlüğü, ifade özgürlüğü. Bu konuda da DTP’nin veya onun içinde yer alan PKK’lı unsurların temiz bir sicili yoktur. Sırf görüş ayrılığından dolayı öldürülen Kürtlerin haddi ve hesabı yoktur. Hele PKK’dan görüş ayrılığı nedeniyle ayrılan PWD’li şahsiyetlere yani eski PKK’lılara reva görülen ve bariz örneğini Hikmet Fidan, Kani Yılmaz ve benzeri şahsiyetlerin öldürülmesinde gördüğümüz vahşet operasyonları mutlaka cevaplanmalıdır.

    Hukuk devleti, hangi devlet, kimin devleti. Kadına yönelik şiddet gibi kulağa hoş gelen sözlerle halkın kafası karıştırılmak istenmektedir. Kadına yapılacak en büyük kötülük onu evinden etmek, eşinden ve çocuğundan etmektir. Kürt kadınının ancak dağa giderek, savaşarak özgürleştiğini iddia edenler, Kürtlerin geleneksel aile yapısını bozanlar, Kürt çocuklarını babasız bırakanlar ve Kürtleri değerlerinden edenler, gözümüzün içine baka baka kadınlarımızın özgürlüğünden dem vurmaktadırlar. Allah bizi bu kurtarıcılardan kurtarsın.

    Bir de özgürlükçü anayasa istemişler. Madem öyle isteklerini içeren bir anayasa yapsınlar da etrafında tartışalım. Şüpheniz olmasın ki bu zihniyetin yapacağı bir anayasa mevcut anayasadan daha geri olacaktır. Öcalan ve onun yüksek fikirlerine aykırı/pratiğine ters şeylerin anayasaya girmesine izin vermezler. Düşündünüz mü partilerinin ismi bile Öcalan tarafından dikte edilmişken, demokratik toplum söyleminden hareketle DTP isminde karar kılınmışken/ aslı Demokratik Türkiye Partisidir/ özgürlüklerden bahsetmek zordur. Bu perişan hallerine rağmen gariban Kürtlerden oy istemektedirler. Oy ki ne oy.”

    DTP’nin bağımsız adaylarla Meclis’e girmesini demokrasi mücadelesi gören, faydalı bulan içimizdeki iyi niyetli insanlar daha fazla düşünmek zorundadır. Bu insanların Meclis’e girmesi, Türkiye’ye kan ve gözyaşından başka bir şey kazandırmayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  5. helin demir demiş

    PKK DİNİ NASIL PROPAGANDA HALİNE GETİRDİ?

    Bugünlerde Türkiye’de gündemi meşgul eden iki kaygı var. Biri seçimler, diğeri ise Kuzey Irak’taki gelişmeler. Kuzey Irak’taki gelişmelerin temel belirleyici unsuru PKK olarak görülüyor. Şiddeti temel alan politikalarıyla PKK, insanlar için güvenlik duygusunu, ülkenin birliğini tehdit eden bir yapı. Bu özelliğiyle de demokratik gelişimin ve açılımın önünde en önemli tehdit olarak görülüyor. ‘Bölücü terör’ denince akan suların durduğu ülkemizde PKK, kimi kesimlerin iç politikadaki dengelerle, demokratik açılımlarla oynama kabiliyetinin en önemli unsuru.

    Geçen haftalarda Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’ın bazı imamların PKK’ya yardım yataklık yaptığı yolundaki açıklaması ve sonrasında Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan habere göre, PKK’nın son zamanlarda imamlar üzerinde yeni bir oluşuma gittiğinin altı çiziliyor. PKK ve Öcalan’ın, son dönemler içerisinde İslam’a eskisinden farklı yaklaştığı bilinen bir gerçek. Kimileri taban bulmakta zorlanan PKK’nın bu yöntemi izlediğini dile getirirken, kimileriyse gelişmeyi geçmiş dönemde Hizbullah’la ortaya çıkan İslami potansiyelden yararlanma olarak görüyor. Ama bilinen bir gerçek şu ki 1991 yılında PKK’nın başta Kürdistan İmamlar Birliği olmak üzere bir dizi yeni oluşum kurduğu.

    Bakın, Abdullah Öcalan, örgütün yayın organlarından Serxwebun Dergisi’nin Kasım 1990 tarihli sayısında yer alan “Kürdistan’da Türklük, İslamiyet ve Ulusal Kurtuluşçuluk” adlı yazısında görüşlerini nasıl dile getiriyor;
    “Dinin, antiemperyalist, anti sömürgeci bir temelde ve halkın tarihi geleneklerine uygun bir mücadele aracı olarak kullanılmasına ön ayak olması gerekir. Dinin son tahlilde bir devrim ideolojisi olduğunu, en azından doğuştan bu anlama sahip olduğunu ve İslam’ın çıkışında devrimsel bir çıkış olduğunu söyledik. Gerekli örgütlenmeleri yaparak tarikat ve mezheplere ulaşmalıyız…”

    Yine Serxwebun Dergisi’nin 1990 Ağustos tarihli sayısında yayınlanan “PKK 2.Ulusal Konferans Kararları”nda; “Dini ve mezhepleri PKK çevresinde örgütlemek, çeşitli mezhepleri PKK ideolojisi açısından değerlendirmek, Yezidileri ve Hıristiyanları da PKK çevresinde örgütlemek, İmamlar Birliğini kurumlaştırmak” gibi söylemlere yer veriliyor.

    PKK’ya yakın çizgideki “Özgür Halk Dergisi”nin Şubat 1991 tarihindeki yayınında ise din konusunda şu görüşler yer alıyor: “Din gerçeğine komünizm adı altında inkarcı yaklaşım, genelde olduğu kadar, özellikle Ortadoğu halklarında çok tehlikeli bir etki yaratmıştır. Hatta denilebilir ki din gerçeğine inkarcı yaklaşım diyalektik materyalizmin kabulü, uygulaması anlamında olup Ortadoğu devrimlerinin gelişemeyişinin de önemli nedenlerinden biridir.”
    PKK, din konusunda “Kürdistan İmamlar Birliği, Kürdistan İslam Partisi, Kürdistan Yurtsever İmamlar Birliği, ERNK İmamlar Birliği, Kürdistan Yurtsever Din Alimleri Birliği” gibi oluşumlarla ya doğrudan ya da dolaylı ilişki içerisindeydi. Abdullah Öcalan, İslam ülkeleri temsilcilerine de mektuplar göndererek yardım istiyordu. Öcalan bu kez Kürt halkını Müslümanlığın geri bıraktığını söylemeyip, “Irk, dil ayrımı yapmadan bütün insanlığı kucaklama yeteneğindeki İslam Dini Kürdistan halkının da manevi dünyasına yol gösteren bir rehberdir” şeklinde sözler sarf ediyordu.

    Öcalan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği savunmasında da Nakşi İslam’ın egemenliğini arttırdığına dikkat çekmişti. Anlayacağımız ne PKK’nın veya Kürdistan İmamlar Birliği’nin çalışmaları yeni, ne de konu ile ilgili gazetelerdeki açıklamalar. Yeni olan tek şey, zamana göre değişen yeni tutum ve yaklaşımlar…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  6. helin demir demiş

    PKK’NIN SEÇİMLERDEKİ PİYONLARI

    Bugünlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konu seçimler. Bağımsız milletvekilliği meselesi de tabi ki önemli. Herhangi bir siyasi partiye güvenmeyen, hiçbir siyasi partinin kendisini temsil etmediğini düşünen her vatandaş, milletvekili ya da yerel seçimlerde adaylığını koyabilir, kendisi için halktan oy isteyebilir. Hiçbir siyasi partiye güvenmeyen halk da, kendisini daha iyi temsil edeceğini düşündüğü bağımsız adaya oy verir, Parlamentoya gönderir.

    Bakın “Türk Solu” dergisinin yazarlarından Kuzey Fırat, bu konuda neler düşünüyor; “22 Temmuz’da yapılacak genel seçimlerde, bağımsız adaylık farklı bir anlam ifade ediyor. PKK’nın bu seçimlerde taktiği, bağımsız milletvekilliği yolu ile Meclis’e girmek. Geçen seçimlerde yapılan ittifakla barajı aşamayan PKK, şimdi bu yöntemle Meclis içine taşınmaya çalışıyor.

    Bağımsız adaylar arasında adı geçen Baskın Oran gibi DTP’nin önceden desteklediği fakat daha sonra vazgeçtiği kimi adayların durumu, üzerinde durulması gereken bir nokta. Baskın Oran ilk başta İstanbul 2. bölgeden DTP’nin desteklediği aday olarak duyurulmuş, ancak daha sonra DTP, Baskın Oran’ın yerine Abdullah Öcalan’ın avukatı Doğan Erbaş’ı aday göstermişti. Baskın Oran yaşadığı şoka rağmen adaylıktan çekilmedi ve hala Meclis’e girme mücadelesi vermektedir. PKK Baskın Oran ismini tabanına kabul ettiremediği için daha doğrusu ırksal olarak kendilerinden olmadığı için, aday olmasını kabul etmemiştir. Baskın Oran’ın kendisini, ‘Meclis’e bağımsız girecek Türk profesör’ olarak tanıtması bile kendisine tam olarak güvenilmemesi için yeterli olmuştur.

    Kürt kökenli olmayanların aday gösterilme şansı bulunmamasına rağmen, bu konuda bazı istisnai durumlara da rastlanıyor. Diyarbakır’dan aday gösterilen ve bağımsız aday sıralamasında 4. sırada bulunan Akın Birdal, en can alıcı örnek.
    Birdal; ‘Kürt halkının siyasi iradesi Öcalan…’ gibi ifadeler kullandığından, Diyarbakır’dan aday gösterilmesi uygun görülmüştür.

    DTP’ nin desteklediği ÖDP’nin Genel Başkanı Ufuk Uras ve EMEP’in Genel Başkanı Levent Tüzel gibi kimi adayların durumu da biraz Baskın Oran’a benzemektedir. Bu iki parti de PKK’ın kuyruğuna takılıp Kürtçülük yapan, kimi zaman onları onlardan daha fazla savunan politikalar izlemektedirler. Sıradan bir vatandaş çevrilip sorulduğunda, ya bu partileri tanımayacak ya da tanıyorsa ikisinin de DTP’den çok farklı olmadığını belirtecektir.

    ÖDP açısından durum normal değildir. Her yerde seçimlere parti olarak katılırken partinin Genel Başkanı, bağımsız aday olarak seçime girmektedir. EMEP, bağımsız politikası olmayan, PKK’nın kuyruğunda Kürtçülükten nemalanmaya çalışan ama ortada PKK varken hiçbir büyüme şansı olmayan bir siyasi partidir. İşin ilginç yanı bir çok militanı PKK tarafından öldürülen, doğu illerinden PKK’nın sildiği bir harekettir.

    O zaman PKK’yı haraç toplamakla, devrimcileri katletmekle suçlayan EMEP’liler şimdi PKK’lıların kucağında Meclis’e girmeye çalışmaktadırlar. Tarihine devrimci diye adlandırdıkları arkadaşlarının davalarına bu derece ihanet eden başka bir örgüt yoktur herhalde. Şimdi PKK’nın kanatları altında sığınarak katledilen arkadaşlarının davalarını sürdürmektedirler.”

    DTP’nin bağımsız adaylarla Meclis’e girmesini demokrasi mücadelesi gören, faydalı bulan içimizdeki iyi niyetli insanlar daha fazla düşünmek zorundadır. Bölücülerin Meclis’e girmesi Türkiye’ye kan ve gözyaşından başka bir şey kazandırmayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  7. mehmet demiş

    Musa AKKAŞ HABER58.COM

    AKP–TERÖR VE PKK

    11.07.2007

    Silah Sivil halka yöneltiliyor, beşikteki çocuklar katlediliyorsa, trenler, otomobiller uzaktan kumandalı mayınlarla havaya uçurulmak isteniyorsa, çarşıya, pazara, intihar saldırıları düzenlenerek bombalar patlatılıyorsa; Terörün vicdanı, merhameti, dinide yok demektir.

    Başkent Ankara’nın merkezinde, insanların tedavilerini yaptırmak için geldiği Ankara’da, limon satıp evine döneceği bir vakitte, hain bir saldırının yapılmasının insani ve vicdani izahı olamaz.

    23 yıldır Türkiye’yi insanımızı bölmeye çalışan ve binlerce kahraman Türk evladını şehit eden terör belası son günlerde daha fazla kendini göstermeye başladı. Vatan hainleri yine işbaşında. Her gün bir-iki gencimizi toprağa veriyoruz. Eli kanlı terör örgütü PKK dış güçlerinde kışkırtmasıyla hain emellerini gerçekleştirmek için çaba sarf ediyorlar.

    Terör, kapkaç ve şiddet ülkemizde hemen, hemen her gün can almakta, vatandaşlarımızın malları zarar görmektedir. Tablo iç açıcı değildir. Terör konusunda izlenen pasif politikalar ve terörün tırmanışı karşısında dışa bağımlı hareket etmenin ülkeye fayda getirmediği artık görülmektedir. Hükümet terör konusunda sınıfta kalmıştır. Başbakan Recep Tayip ERDOĞAN bölünmeyi bir tehlike, etnik ayrışmayı ise tehdit olarak algılamadığı için olsa gerek bölücülük ve terörle mücadeleyi önemsememiş hatta demeçleri ile bölücülüğü heveslendirip heyecanlandırmıştır. Bugün geldiğimiz noktada 2002 yılında sıfıra yaklaşan eylemler yeniden artmış ve her gün bir-iki şehit haberi duyulmaya başlamıştır.

    Türk Milleti, Anadolu’yu vatan yaparken ve bu coğrafyada yüzyıllardır varolma mücadelesi verirken, bunun bedelini de canıyla ödemiştir.

    Dün olduğu gibi bugün de vatan evlatları, Türk Milletinin devleti ve ülkesiyle bölünmez bütünlüğü uğruna toprağa düşmektedir. Hiç düşünmeden, arkalarında ailelerini, çocuklarını, eşlerini, analarını, babalarını ve tüm sevdiklerini bırakarak gitmektedirler. Türk Milleti de toprağa düşen vatan evlatlarına son görevlerini yerine getirmeye çalışmaktadır. Dua ve hayır niyazlarla “ölümsüzleri” uğurlamaktadır. Artan terör olayları karşısında yeterli tedbirleri almayan, terör destekçisi unsurlara tolerans gösteren bütün sorumlulara da haklı ve demokratik tepkilerini göstermişlerdir. Tekbir getirmişlerdir, PKK aleyhine sloganlar atmışlardır, sorumlular göreve davet edilmiştir. Bunlar yapılırken, şehit cenazelerindeki hükümet aleyhine gösterilen tepkiler farklı bir yöne çekilmeye başlanmıştır. İnsanlarımız ortak bir acıyı paylaşmak için bir araya gelmelerini; üzüntülerini ve tepkilerini dillendirmelerini sorgulamak ve değersizleştirmek iyi niyetli bir yaklaşım değildir.

    İktidarın çaresizliği yüzünden, ülkemizde her gün ana baba kuzuları şehit oluyor, toprağa veriliyor.

    Her şeye karşı tepkisiz hale getirilen Türk Milleti bunlara da mı susacak? Bunlara da mı göz yumacak? Bunlara da mı tepki vermeyecek? Bu Milli tepkinin adı ne zamandan beri “siyaset yapmak oldu?

    PKK’lıları devletin kurumlarında ağırlayanlar, yemekli toplantılar yapanlar, şehitlerin cenazesine katılıyor , bu siyaset yapmak olmuyor ama şehitlerin ana-babası ve yavrusu ile ağlayan, bağıran gençler-insanlar şehitleri istismar ediyorlar, öyle mi?

    Türk Milleti ve şehit aileleri şehidini, evladını istediği şekilde uğurlamak istiyorsa, bu engellenmemelidir.

    Şehit cenazelerinde atılan sloganlar ve tekbirlerin inançlarımıza göre uygun olmadığı ve yapılan törenlerde bunun yanlış olduğu açıklamaları, şehit yakınlarını, şehitlere sahip çıkan kesimleri incitmekte ve üzmektedir. Bu yönde yapılan açıklamaları talihsiz bir açıklama olarak değerlendiriyorum.

    Şehitlere sahip çıkmak ülkeye sahip çıkmaktır, atılan sloganlar getirilen tekbirler neden siyasi iradeyi bu kadar rahatsız ediyor, doğrusu bunu anlamakta güçlük çekiyorum. Şehit törenlerinde slogan atmak, tekbir getirmek yanlış ise bu tüm törenleri inkar anlamına gelir ki, buna da kimsenin hakkı yoktur. Şehitlerimiz bu milletin değerleri için çarpıştı ve şehit oldu aziz şehitlerimizin ve milletimizin arzu ettiği şekilde uğurlanması onlara yakışandır.

    “Tekbir getirmeyin, slogan atmayın” gibi açıklamalar hiç kimseye bir iyilik sağlamaz. Bu tür davranışlarla milli ve manevi refleksler yok edilir. Tepkisiz toplumlar oluşturulur ki, buna kimsenin hakkı da olmamalıdır.

    Kimse unutmasın ki; Türk toplumu zamanı geldiğinde “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” terslemesi ile bölücü başı Apo’ya “Sayın” ve şehitlerimize “kelle” tabirini uygun gören zihniyetin yaklaşımı ile “Benim yavrum neden öldü” diyerek sitem eden şehit ailesine telefonla taziyede bulunup bulunmadığı sorulduğunda, Başbakan’ın “Arayıp ta bunlarımı dinleyeceğim” umursamazlığını sorgulayacaktır.

    Şunları da sorgulayacaktır. İçinde bulunduğumuz hassas günlerde adeta halkı askere karşı kışkırtmak istercesine “Erlerimiz savaşıyor-ölüyor, subaylarımız nerede?” başlığı altında, “er çok ölüyor-subay niye az ölüyor” demek isteyenleri sorgulayacaktır. Ertesi gün PKK terör örgütü ile mücadele de bir yarbay, bir binbaşı ve de bir er ile bir de korucumuzu şehit verdik. Herhalde bu gazetecinin yüreği soğumuştur. Bunlar art niyetliler, bunlar gaflet uykusunda olanlardır. Güya bunlar dindarlardır.

    Terörü önlemek için kararlı olmak lazım. Bu kararlılıkta AKP iktidarında yoktur. Devletin kurumlarına saldırılar düzenlenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel kavramları her gün aşındırılmıştır, Türk kimliği tartışılır hale getirilmiştir. Başbakan Erdoğan Türkleri sürekli Türkiye’yi oluşturan 36 etnik gruptan biri olarak tanımlamış, Diyarbakır’da Kürt sorunu var demiş, ülkemizi kimlik karmaşası içinde göstermiştir. AKP iktidarı süresince Türkiye dış politika da hep kaybetmiştir. Türkiye Milli kararlar alırken AB’nin ABD’nin ağzına bakar hale gelmiştir. AKP Avrupa birliği zorbasına karşı çaresizmiş şekilde teslimiyetçi bir politika izlemektedir. Her ne pahasına olursa olsun Avrupa birliği’ne girmek gibi bir misyon oluşturan iktidar sahipleri; Vatanın ve Milletin bütünlüğünü hiçe sayarak, AB’nin dayattığı Öcalan projelerini bir-bir hayata geçirmektedir. Teröristler de bundan cesaret almaktadır.

    Gaflet, dalalet ve hatta hıyanet içerisinde olanlara Atatürk’ün şu vecizesini hatırlatmayı bir görev addediyorum;

    “Efendiler!

    _ _ _ _ _ _ Vaziyeti düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan nasihat almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yapmak, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi bir takım zihniyetler belirdi. Halbuki; hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatleriyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir.”

    Terörün kaynağı kurutulmamış, özellikle Irak’ın kuzeyinde açık zafiyet doğmuştur. Bu bölgedeki oluşuma zamanında müdahale edilmemiş, Türkiye ve güney doğusu 2 aşiret reisinin müdahalesine maruz kalmıştır. Hükümet askerin gerektiğinde Irak’ın kuzeyine müdahale edebilmesi için gerekli izini bir türlü meclisten çıkarmamıştır.

    Bununla ilgili kamuoyu yanlış yönlendirilmiştir. Başbakan Tayip Erdoğan, sınır ötesi operasyonla ilgili açıklamalar yaparak sınır ötesi operasyonunun en son düşünülmesi gerektiğini belirterek “İçerdeki 5 bin terörist bittimi mi ki dağlardaki da ki 500 ile uğraşalım” demiştir. Daha sonra başbakan bu rakamları içeride bin 500, sınır dışında 3 bin 500 diyerek düzeltme yapmıştır. Bunlar bir devlet adamına, bir başbakana yakışmamıştır.

    Başbakanın sınır ötesi operasyonun yapılmamasına hemen kendi gibi düşünenlerden destek gelmiştir. TÜSİAD, sınır ötesi operasyon senaryolarına ilişkin “ümit ediyoruz ki Türkiye, bu duruma itilmez, böyle bir şeyi yapmak zorunda kalmaz. Ama bu tür gelişmeler olursa tabii bunların ekonomi piyasalarında, finansal piyasalarda olumsuz etkileri olabilir” diyerek, şehit olan vatan evlatları göz ardı edilmiştir. ABD dışişleri sekreteri Condoleezza Rice’dan da sınır ötesi operasyonunun Irak ve Türkiye için iyi olmayacağı açıklaması gelmiştir. PKK sürekli ABD’ye şikayet edilmiştir. ABD’den yardım istenmiştir. ABD’den sözler alınmış, sözler tutulmamıştır. Kuzey Irak’a girmemek adına para karşılığı sözleşmelere imza konulmuştur.

    14 Kasım 2006 Tarihinde 250 bin Mehmetçik sınıra gönderilmiş, müdahale edilecek ken, ABD’den PKK meselesini biz çözeceğiz sözü alınmış, müdahale ertelenmiş, çözüm bulunamamıştır.

    Siyasi ve ekonomik çıkarlar hayati çıkarların önüne geçirilmiştir. Hükümet Güneydoğu Milletvekillerinin feodal ağaların, tarikat liderlerinin ve malum danışmanların paralelinde davranmıştır.

    Yıl 2007 sınır ötesi operasyonu hala tartışılıyor. ABD “aman ha, sakın ha sınır ötesi operasyon yapmayınız” diyor. (AB)’ de böyle bir müdahale olursa, Türkiye AB’ne girmeyi unutsun diyor.

    Bize bunları söyleyenlere şunu sormak lazım. “Amerika, Irak’a girdiğinde niçin sesiniz çıkmadı? ABD’de “demokrasiyi getireceğiz dediniz, orayı kan gölüne çevirdiniz, demokrasi geldi mi? Niçin girdiniz? Aranızda binlerce km olmasına rağmen, Irak’ı ve liderini kendiniz için tehlike olarak gördünüz. İnsanları katlettiniz idam ettiniz. Peki ya her gün bir-iki vatan evladını şehit eden terörist PKK’yı tehlike olarak görmüyormusunuz, Türkiye’nin sınır ötesi operasyonuna hayır, ama siz Irak’a girince iyi, öylemi. Bu mu demokrasi, bu mu insan hakları. Durum ortada herkes dost, düşman şunu iyi bilmeli; Amerika artık bizim müttefikimiz değil. Onlar taraf. Onlar PKK’nın yanında. Amerika bizim dostumuz değil, düşmanımız. Nerede Türkiye aleyhinde bir faaliyet varsa batılı müttefiklerimiz ve Amerika o işin içinde ve başında yer alıyor. ABD’de açıkça PKK’ya destek veriyor. ABD, hükümetin teslimiyetçi politikalarından yaralanarak hava sahamızı kullanıyor,incirlik üssümüzü kullanıyor, habur sınır kapısının açık olmasından dolayı peşmerge, çapulcu Barzani’nin Türkiye’den para kazanması sağlanıyor.

    Artık bu gidişe mutlaka “DUR” demenin zamanı gelmiştir.

    Türk askeri mutlaka kuzey Irak’a girmelidir. Türk dostunu ve düşmanını bilmelidir.

    AKP iktidarına 22 Temmuz’da hak ettiği ders verilmelidir.

    Vatan topraklarından beslenmesine karşın “Vatan” kavramına yabancılaşan nankörlerin, ihanetleri bedelsiz kalmamalıdır. Ülkemizi kemirmeye çalışan farelere, şehitlerimizin kanını içmeye yeltenen vampirlere göz yumulmamalı; toprağımıza, bayrağımıza uzanan eller mutlaka kırılmalıdır.

    Unutulmasın ki; Türk Milleti Bölünemez, parçalanamaz, yok edilemez. Milletimizin içine nifak tohumları ekmeye çalışanlar ve Türk Milletini kamplara bölmek isteyenler hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklar. Akıttıkları kanda bir gün boğulacaklardır.

    Bu Makale 205 Defa Okundu Makaleyi Yorumla | Makaleyi Yazdır

    Bu Makaleye Yapılan Yorumlar (0) Bu Makaleyi Arkadaşına Gönder

    Yazarın Diğer Makaleleriniz Görmek İçin Seçiniz AKP–TERÖR VE PKK PKK GERÇEĞİ KADROLAŞMA YOK DİYENLERE ATAM İZİNDEYİZ, EMANETİNİN BEKÇİSİYİZ… 23 NİSAN BELEDİYE BAŞKANININ HIYANETİ VEYA İHMALİ… TÜRKİYE SATILIYOR MU? RESİM SERGİSİNİN ANLATTIKLARI TÜRKİYE’Yİ YAŞATMAK, ZORUNDAYIZ. SİVAS KENT KONSEYİ TARTIŞILAN MİLLİYETÇİLİK VATAN DEDİĞİMİZ YER. Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız

    ——————————————————————————–

  8. yusuf taratara demiş

    Öncelikle nerden başlıyacağımı bilmiyorum,ne kadar muhafazakar varsa yalan yanlış iftira ve çamur at izi kalsın politikasıyla insanların hakkına tecavüz etmişsiniz.Tabi bu tecavüz olayı muhakkak bu dünyada değilsede ahirette sizden sorulacaktır,ALLAH şimdiden yardımcınız olsun diyecem ama devamlı ALLAH ın dininne küfür edipte yardım dilemek nasıl olur bilemiyecem.Şurda tek bi satır mhp ve onun aciz lideri hakında yazı yazmamışsınız.sitede fotoğraflar yayınlamışsınız ben sizden mhp liderinin teröristbaşnı idamdan kuratardığı yazıyıda göstermenizi beklerdim.Rahşan karşısındaki el pençe divan görüntülerinide beklerdim.Ekonominin çöktüğü zamanlardaki acziyetinin nasıl yüzüne yansıdığının fotoğrafınıda beklerdim.Solun uşaklığı nasıl yapılır yazısınıda beklerdim.Uzlaşma adı altında kandırılıp kızıl kominist birinin nasıl cumhurbaşkanı seçtirildiğinde yazmanızı beklerdim.Oy isterken başka iktidardayken bambaşka nasıl olunurmuş,kendi partisinden cumhurbaşkanı adayı nasıl dövdürtülürmüş,DEMREMZEDELERİN PARALARI NASIL ŞEREFSİZCE YAĞMA EDİLİRMİŞ,başbuğun partisi nasıl damla damla yok edilirmiş,80 yıllık dava sola uşaklık derecesinde hainlik mertebesinde nasılyok edilirmiş,ben sizden bunları beklerdim.Yoksa iftira,yalan,dolan bunları küçük insanlar yapar.Bu ülkücülük falan değil,düpedüz çakallık tır.TÜRKİYE yıllar yılı müslüman türk diye anılmıştır,yoksa çeklerde türktür,ama müslümanlık olmayınca türklükte fazla bi değer arz etmiyor.Şimdi siz bunları nasılsa yayınlamıyacaksınız hiç değilse biraz ders alın.Takım tutar gibi parti tutmayın.Benden size bi tavsiye elin eşşeğine binen çabuk inermiş.Dsp eşşeğine bindiniz çabuk indiniz şimdi sıra chp de.TÜRKİYEDEKİ en büyük kadrolaşmayı mhp yaptı neden yazmıyosun,hemde bakanın açıkladı tv de.kendi adamımı değilde başkasınımı yanımda çalıştıracam diye neden bunu yazmıyosunuz.İktidar narin bi kuşa benzer,siz bu kuşu rahşanın laflarını yiyerek zaten başta yok ettiniz.Mhp ye katil dedi,katillerle koalisyon yapıyoruz dedi sesi çıkmadı bahçelinin ya sesi çıkmadı.Mhp nin alacağı oy 7 yi geçmez.DEVLET BAHÇELİ bu partinin başında olduğu sürece bu parti iflah olmaz valasıl kelam.

  9. yusuf demiş

    Bu sitedeki videolar cımbızla çekilen videolardır arkası gösterilmiyor bir konuşmadaki sözleri cımbızla çekerseniz o konuşmanın manası değişir.
    ülkemiz ne zaman ayağı kalkıp emin adımlarla yürüse birileri bunu engellemek için elinden geleni yapar çünkü bu onları menfaatine ters düşer bence bu siteyi hazırlayanlar vatan hainlerinin ta kendileridir ama sizi başka yöne çekmeye çabalıyorlar bu tür oyunlara gelmeyin ancak cahil kesimler bunların oyununa gelir.üstelik buradaki bazı konuşmalar gerçek değil kanıtlanamamıştır…

  10. MUSTAFA KEMALLER demiş

    EN SON YAZINIZDA İŞLEDİĞİNİZ KEMAL UN (PARDON SERGENE PARA) AKITAN BEYEFENDİ;OLURDA BU SAYFALARA GİRERSEN SANA SÖYLEYECEĞİM BİR ŞEYLER VAR. BABANIN MALINI SATMIYORSUN.SEN TÜRKÜM DİYEMEYENLERİN KADROSUNDA, TÜRKLÜĞÜNÜ İNKAR EDENLERDENSİN.SEN SAHİP OLAMADIĞIN BİR VATANIN SAHİP OLAMADIĞIN TOPRAĞINI SATIYORSUN. AMA SEN ZANNEDİYORMUSUN BU VATANIN ÇOCUKLARI SANA SONUNA KADAR İZİN VERECEK.BOŞUNA HAYAL KURMA;SERGEN EFENDİLERİN MENEJERİ….HAKKI HAKKANİYETİ NEYSE ONU GÖRECEKSİN….APURSANDA KÖPÜRSENDE….VEEEEEEEEEEEEEE KİM Kİ BU VATANA İHANET EDER; O EN İHTİŞAMLI ŞEKİLDE CEZASINI ÇEKER.SAYIN KEMAL UN(PARDON SERGENE PARA)AKITAN BEYEFENDİ.

  11. karakartal demiş

    Bir Günde Ybanci Sicak paracilar tam 3 MILYAR Dollar cekmis kimsenin Gözünün yasina bakmadan hepsinide birden cekerler!

    türk ekonomisini zayif sicak para borsasina kuran akepe daha dogrusu imf nin umrunda degil türkiyeye krizin kapida olmasi!

    Insallah yakinda Kriz gelirde Halk görür SEYTANAMI OY VERMIS MELAKEYEMI?!

    Türkiyede yasiyan insanlarin 47& Vatan Hainidir…Buna Itiraz eden varmi LAN!!!!

  12. sercan_turkmen demiş

    Eski komünistlerin başımıza Türkçü kesilmelerini komik buluyorum. Din düşmanlığını sol cenahtan yapınca halk yemiyor tabii. Şimdi hiç ilginiz olmadığı halde Türkçü bir maske takmışsınız. Bunu da ancak birkaç cahile yedirirsiniz. Çünkü taktikleriniz hiç değişmemiş. O zaman da “aslında biz de müslümanız ama” diyerek “ah bu gericiler olmasa” kılıfıyla İslam’a saldırıyordunuz,Atatürk’ü kullanmaya çalışıyordunuz şimdi de…Yemezler beyler…

  13. Hakan deveci demiş

    hakan
    30 Temmuz 2007 16:51 / gerçek Gündem /Barış yakardaş yazısına yorum

    Barış Bey,
    “alacakları birkaç kelleyle herkesi susturmak istiyor” ifadesine katılmam mümkün değil; çünki, düşünebilen ve sorgulayabilen tüm kelleleri hedeflediklerini düşünüyorum. Daha iktidara gelir gelmez seçim öncesinde kapıldıkları korkunun intikamına soyundular.
    “İtibarsızlaştırma” gazeteciler eliyle yürütülürken, iktidar karşısında biat etmiş medya…” açıklamanız ise aslında tüm konunun özünü açıklıyor. Önceleri gazetelerin hepsini satın alarak işlemekte olan sistemlerinin yetmeyeceği korkusuyle, sizin tabirinizle “kelle alarak” bu işi yürütecekler. Bu, demokrasi adına gelmiş faşizm gibi birşey oluyor.
    AKP’ nin iktidara gelir gelmez el attığı asıl alan ise hukuk oldu. Yeni atamalarla gerçekleştirilen hukuk kadro değişikleri, kendilerini yargılamayı bırakın savcılıklarca açılacak soruşturmaları da baştan engellemek şeklinde olacak. Meclidten ise gelen dosyaların çıkmadığı biliniyor.
    Doğan medyası ve kalemşörleri, bahsttiğiniz itibarsızlaştırma işlerinin ustaları oluyorlar. Ben de kalemimi başta bu kalemşörlere çektim.

  14. ali demiş

    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLERİMİZ VARDIR.Bu taleplerimizin takipçisi olacağız.

    TALEPLERİMİZ:

    1- Misak-i milli sınırlarımızın tartışma konusu yapılmaması, buna fırsat verilmemesi,

    2- Sivil bir Anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, (AKP Milletvekili Prof.Dr.Zafer ÜLKÜL’ün Milli, manevi ve Temel değerlerimizin yok sayılacağı, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin kaldırılıp, bunun yerine nasıl bir uygulama yapılacağı belli olmayan bir Anayasa değişikliği değil.)

    3- Yasama, yürütme ve yargı organlarının güvenilir olmasını sağlayacak yeni düzenlemelerin yapılması,

    4- Güçlü ve onurlu bir dış politika,

    5- Türk Milletinin birliği ve Türk Devletinin Milli yapısı hakkında geçmişi ve bugünüyle uyumlu, Milliyetçi hususiyetlerinin yanı sıra dindar bir kişiliğinde olabileceği bir Cumhurbaşkanı yeni bir krize neden olmaksızın seçilmesi,

    6- Temiz, şeffaf ve dokunulabilir bir Meclis,

    7- PKK’lı Leyla ZANA Türkiye eyaletlere ayrılmalıdır, demiştir. Yine bu düşüncede olan 22 PKK’lı meclistedir. Türkiye büyük bir devletin adıdır. Parlamentoya giren herkes haddini bilmelidir. Parlamentoya giren her Milletvekili tek bayrak, tek vatan ve tek dil anlayışı istikametinde yemin etmektedir. Buna mutlaka uyulmalıdır.

    8- TBMM yasa yaparken, hükümet, yönetmelik çıkarırken siyasi ihtirasların bir kenara bırakıldığı, bir anlayış

    9- Halka hesap vermenin bir erdem olduğunun bilinmesi,

    10- Başörtüsü meselesinin, kamusal alandı, değildi, hizmet alan, hizmet veren anlayışı dışında bunun bir inanç özgürlüğü olarak düşünülerek çözülmesi,

    11- Mesleki okullara uygulanan katsayı adaletsizliğini kaldıracak düzenlemenin yapılması,

    12- Antidemokratik uygulamaları ile dikkat çeken YÖK’ün kaldırılması,

    13- Yıllardır devam eden PKK terör örgütünün kökünün kazılması, (Emniyet güçlerince vurulan terörist cesetlerinin ailelerine teslim edilmeden bulunduğu yere gömülmesi. Aileye teslim edilen terörist cenazeleri amacından saptırılıyor. T.C Devleti suçluymuş gibi gösteriler yapılıyor. Bu durum; birilerine malzeme oluyor. Özel PKK mezarlıklarının yapılması da düşündürücüdür. Gelecekte hain güçler bu mezarlıkları Türk Milletinin Kürtlere katliam yaptı şeklinde propaganda yapmalarını gündeme getirecektir.)

    14- Tinercilerin,kapkaççıların, ırz düşmanlarının hedefi olmadan herkesin rahatla dolaşabildiği bir Türkiye,

    15- Mafyaya ihtiyaç duyulmayan, Hakime, savcıya, polise güven duyabileceğimiz, rüşvetin, yolsuzluğun önüne geçecek yasal düzenlemelerin yapılması,

    16- Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alındığı,kaçakçılığın önlendiği, yerli mallarımızın değer bulduğu bir TÜRKİYE,

    17- Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim. Sağlık tedavisini yaptırmak için kimseye ihtiyaç duyulmayan, bıçak parasından söz edilmeyen vatandaşın soyulmadığı bir eğitim ve sağlık politikası,

    18- Çalışanlar için Asgari geçim standardının dikkate alınacağı ücret sisteminin gerçekleştirilmesi,

    19- İşsizlik meselesinin çözümlendiği bir Türkiye,

    20- Kamu çalışanlarına daha önceden de söz verildiği gibi; Grevli,toplu sözleşmeli, siyasete katılacak şekilde yasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, TALEPLERİMİZDİR.

  15. ali demiş

    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLERİMİZ VARDIR…
    Monday, 30 July 2007

    TÜRKİYE KAMU-SEN SİVAS İL TEMSİLCİSİ MUSA AKKAŞ’IN 30 TEMMUZ 2007 PAZARTESİ GÜNÜ,
    22 TEMMUZ MİLLETVEKİLİ GENEL SEÇİMLERİ, YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLER, TOPLU GÖRÜŞME HAZIRLIKLARI, DEVLETİN MEMURU KENDİNİ KİMİN YERİNDE GÖRÜYOR KONULU BASIN AÇIKLAMASIDIR.

    SAYIN BASIN MENSUPLARI

    22 Temmuz seçim sonuçlarının ülkemiz ve ilimize hayırlı olmasını diliyoruz.
    Milletimiz demokratik bir davranış sergilemiştir.
    Seçimlerde,Türk Milleti AKP’ye ikinci defa tek başına iktidar imkanı vermiştir.
    Bu sonuç Türk Milletinin iradesidir.
    Türk Milletinin iradesine saygı göstermek gerekir.
    Demokrasiye katkı amacıyla,22 Temmuz seçim sonuçlarına etkili olan sonuçların,siyaset bilimcileri,siyasi partilerimizce,konuyla uzman olan kurumlarımızca çok yönlü bir araştırmanın yapılması gerektiğine inanıyoruz.
    Genel seçimler bütün yurtta sükunet içerisinde geçmiştir.Bu demokratik davranış, Milletimizin olgunluğunun ifadesidir.Seçim sonuçları ardından iktidar ve muhalefet ile bütün partilerimiz,ülkemizin temel sorunları etrafında birleşerek ve uzlaşmacı bir tavırla çözüm üretmeleri gerekir.Ülke kaynaklarımız Türkiye’yi AB ülkeleri seviyesine çıkaracak zenginliktedir.Önemli olan bu kaynakların iyi yönetilmesidir.
    Yeni kurulacak 60.Hükümete, Tüm içtenliğimizle başarılar diliyoruz.Ülkemiz ve şehrimizin gelişmesine yönelik her çalışmaya destek, aksi uygulamaların ise karşısında oluruz.
    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK YENİ KURULACAK HÜKÜMETTEN TALEPLERİMİZ VARDIR.Bu taleplerimizin takipçisi olacağız.
    TALEPLERİMİZ:

    1- Misak-i milli sınırlarımızın tartışma konusu yapılmaması, buna fırsat verilmemesi,
    2- Sivil bir Anayasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, (AKP Milletvekili Prof.Dr.Zafer ÜLKÜL’ün Milli, manevi ve Temel değerlerimizin yok sayılacağı, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin kaldırılıp, bunun yerine nasıl bir uygulama yapılacağı belli olmayan bir Anayasa değişikliği değil.)
    3- Yasama, yürütme ve yargı organlarının güvenilir olmasını sağlayacak yeni düzenlemelerin yapılması,
    4- Güçlü ve onurlu bir dış politika,
    5- Türk Milletinin birliği ve Türk Devletinin Milli yapısı hakkında geçmişi ve bugünüyle uyumlu, Milliyetçi hususiyetlerinin yanı sıra dindar bir kişiliğinde olabileceği bir Cumhurbaşkanı yeni bir krize neden olmaksızın seçilmesi,
    6- Temiz, şeffaf ve dokunulabilir bir Meclis,
    7- PKK’lı Leyla ZANA Türkiye eyaletlere ayrılmalıdır, demiştir. Yine bu düşüncede olan 22 PKK’lı meclistedir. Türkiye büyük bir devletin adıdır. Parlamentoya giren herkes haddini bilmelidir. Parlamentoya giren her Milletvekili tek bayrak, tek vatan ve tek dil anlayışı istikametinde yemin etmektedir. Buna mutlaka uyulmalıdır.
    8- TBMM yasa yaparken, hükümet, yönetmelik çıkarırken siyasi ihtirasların bir kenara bırakıldığı, bir anlayış
    9- Halka hesap vermenin bir erdem olduğunun bilinmesi,
    10- Başörtüsü meselesinin, kamusal alandı, değildi, hizmet alan, hizmet veren anlayışı dışında bunun bir inanç özgürlüğü olarak düşünülerek çözülmesi,
    11- Mesleki okullara uygulanan katsayı adaletsizliğini kaldıracak düzenlemenin yapılması,
    12- Antidemokratik uygulamaları ile dikkat çeken YÖK’ün kaldırılması,
    13- Yıllardır devam eden PKK terör örgütünün kökünün kazılması, (Emniyet güçlerince vurulan terörist cesetlerinin ailelerine teslim edilmeden bulunduğu yere gömülmesi. Aileye teslim edilen terörist cenazeleri amacından saptırılıyor. T.C Devleti suçluymuş gibi gösteriler yapılıyor. Bu durum; birilerine malzeme oluyor. Özel PKK mezarlıklarının yapılması da düşündürücüdür. Gelecekte hain güçler bu mezarlıkları Türk Milletinin Kürtlere katliam yaptı şeklinde propaganda yapmalarını gündeme getirecektir.)
    14- Tinercilerin,kapkaççıların, ırz düşmanlarının hedefi olmadan herkesin rahatla dolaşabildiği bir Türkiye,
    15- Mafyaya ihtiyaç duyulmayan, Hakime, savcıya, polise güven duyabileceğimiz, rüşvetin, yolsuzluğun önüne geçecek yasal düzenlemelerin yapılması,
    16- Kayıt dışı ekonominin kayıt içine alındığı,kaçakçılığın önlendiği, yerli mallarımızın değer bulduğu bir TÜRKİYE,
    17- Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlandığı bir eğitim. Sağlık tedavisini yaptırmak için kimseye ihtiyaç duyulmayan, bıçak parasından söz edilmeyen vatandaşın soyulmadığı bir eğitim ve sağlık politikası,
    18- Çalışanlar için Asgari geçim standardının dikkate alınacağı ücret sisteminin gerçekleştirilmesi,
    19- İşsizlik meselesinin çözümlendiği bir Türkiye,
    20- Kamu çalışanlarına daha önceden de söz verildiği gibi; Grevli,toplu sözleşmeli, siyasete katılacak şekilde yasa değişikliğinin gerçekleştirilmesi, TALEPLERİMİZDİR.

    TÜRKİYE KAMU-SEN OLARAK TOPLU GÖRÜŞMELER İÇİN HAZIRLIKLARIMIZI SÜRDÜRÜYORUZ.
    Yeni hükümet ilk sınavını kamu sendikaları ile verecek.Muhtemelen Eylül 2007 tarihinde Kamu İşveren Kurulu ile toplu görüşmeler için masaya oturacağız. Türkiye Kamu-Sen olarak, kamu çalışanlarının mali ve sosyal haklarını almak için hazırlıklarımızı büyük bir hızla devam ettiriyoruz.
    Kamu işçilerine yapılan zam sonrasında memur ve işçi maaşları arasında farklılıklar ortaya çıkmıştır. masaya aradaki farkı gidermek için oturacağız.2 007 yılında memura 40YTL; işçiye ise 190 YTL zam yapılmıştır. Memurlara yapılmış büyük bir haksızlık vardır. En düşük memur maaşı 723 YTL dir., hükümetten toplu iş görüşmelerinde en düşük memur maaşına 300 YTL zam talebimiz olacaktır.
    Sosyal yardımların ve uzlaşma kurulu kararlarını da masaya yatıracağız. Aile, doğum, çocuk yardımlarının da arttırılması gerekir.
    Toplu görüşme masasında Türkiye Kamu-Sen, banka promosyonlarında üçte bir olarak belirtilen ibarenin kaldırılarak yerine, tamamının ödenmesi gerekir ibaresinin konulması için de mücadele edecektir.

    DEVLETİN MEMURU KENDİNİ KİMİN YERİNE KOYUYOR
    Her iktidar değişikliğinde “Sen bizden değilsin “ denilerek çalışanların yerleri değiştiriliyor. Bu uygulamalar iş barışını bozduğu gibi,kamuda kutuplaşmalar ve kamplaşmalar başlıyor ki, bu durum çalışanların performansını ve iş verimliliğini de düşürmektedir.
    Devletin memuru çoğu kez kendini siyasetçinin yerine koyuyor.Bazen İlin Valisi,ilçenin kaymakamı bir ilin parti başkanı gibi hareket ediyor.Kurum müdürleri personel arasında çok haksız yer değiştirme uygulamaları yapıyor.22 Temmuz seçimleriyle birlikte ilimizde Milli Eğitimde, Sağlık Müdürlüğünde “Seçimi kazandık” edasıyla bir yer değişikliği,haksız yere geçici görevlendirmeler,bu görevlendirmelerde birileri korunurken, birilerine de büyük haksızlık yapıldığı duyumlarını alıyoruz..Bu kurumların başındakiler bilmelidir ki,kurum yöneticileri de devletin memurlarıdır.
    Tüm kamu çalışanlarının görevi bu ülkeye, ülke insanına hizmet etmektir. Haksız uygulama yapanlar herhalde meydanı boş bulmuşa benziyorlar. Haksızlık yapanlara hadlerini bildiririz.Herkes Lütfen görevinin gereğini yapsın.
    Bir memurun yeri siyasi görüşünden dolayı değiştiriliyorsa,yine bir memur siyasi düşüncesinden dolayı itibar görüyorsa, bu hukuk tanımamazlıktır.Bunu yapanlar vatan hainidir.Bunu yapanların PKK’dan farkları yoktur.

    Yeni dönemde Tüm çalışanların, halkımızın huzur bulduğu,bir ülke arzu ediyoruz.
    60. Hükümete tüm içtenliğimizle başarılar diliyoruz.
    Saygılar.

    Musa AKKAŞ
    Türk Eğitim-Sen Sivas Şube Başkanı

    [Geri Dön]

  16. MUSTAFA KEMALLER demiş

    SERCAN-TÜRKMEN KARDEŞ…BU ÜLKEDE KOMİK BULUNACAK O KADAR ÇOK ŞEY VARKİ..KABUL. AMA KOMİK BULUNAMAYACAK 100 KATI HATTA 1000 KATI OLUŞUMLAR,SİYASİ OPERASYONLAR VARKİ BİZİM DİLE GETİRDİĞİMİZ BUNLARDIR. HA KARDEŞ SEN BUNLARI ANLARSIN ANLAYAMAZSIN SENİN SORUNUN.ANLAYAMIYORSAN GİT KENDİNİ GELİŞTİR.HA ONUDA BECEREMİYORSAN KONUŞMA FAZİLETİNİ BİR KERE DAHA TART.
    TÜRKÇÜLÜK MASKE DEĞİL BİR DEĞERDİR.BU TOPRAK ÜZERİNDE YAŞAYIP BU TOPRAĞIN TARİHİNİ TADAN HER KES TÜRKTÜR.EĞER YÜREĞİNDE BU YOKSA O ZAMAN YÜREĞİNE BİR KEZ DAHA BAK.AMA GÖREN GÖZLE BAK.ÇÜNKİ BİZLER O GÖREN GÖZLE BAKIYORUZ.
    TAKTİKMİ KARDEŞ;TAKTİKLERİ BELİRLEYENLER BELLİ.SİZLERSİNİZ…..
    TAYYİP VE SAZ ARKADAŞLARINA GEREKLİ DESTEĞİ VEREN SİZLERSİNİZ ESAS TAKTİĞİNİZ BU.BİZİM TAKTİĞİMİZ 1920 LERDEN BERİ AYNI. ÇÜNKİ BİZİM GERÇEĞİMİZ BU.
    BİZİM GERÇEĞİMİZ TAM BAĞIMSIZLIK ve TÜRK MİLLETİNİN ULUSAL EGEMENLİĞİDİR.BİZİM GERÇEĞİMİZ ULUSUMUZUN HİÇ BİR DEVLETE,HİÇBİR UYGARLIĞA, HİÇ BİR ZÜMREYE BAŞ EĞMEMESİDİR.AMA SEN HALA MUHALEFET OLUYORSAN, AKLINDAN ŞUNU ÇIKARMA; ULUSUNU KORUYAN HER FERT ULUSUNU ALLAH(cc)I İLE BERABER KORUYOR….

  17. emin demiş

    Asıl hain sizsiniz biraz araştırın,okuyun ondan sonra yazın daha bu işler için çok ufaksınız.kulaktan dolma bilgilerle sadece cahil kesimi etkileyebilirsiniz.şunu da unutmayın bir nurcu her zaman için bütün ülkücülerden daha dindardır.hadi allaha emanet olun.yardım isterseniz bana ulaşın.

  18. emin demiş

    unutmayın zamanında kürtler de çanakkale cephesinde vatanım dinimiz ve birliğimiz için savaştı.

  19. halit batur demiş

    merhaba
    yazılarınızın tamamı incelendi ve analiz edildi.
    ayrıca geri beslemeleri yapıldı. tüm resmi kaybaklar meclis tutanakları.genel kurmay raporları.emniyet arşivi ve kurumlar arası yazışmalarla mit raporları destekli araştırmalar yapıldı.tüm iddialarınız malesef hiç bir akademik değer taşımıyor.anlaşılan hitap kitleniz safderunlar ve kafası karışık olanlar.itibar değeri yok.lütfen halkın size inanması için ıspatlı iddialar ortaya koyun ki mukayese şansı olsun insanların.hem belki siz de hakkaten vatan severler olarak adlandırılırsınız.iyi çalışmalar.

  20. Murat demiş

    Yaw arkadaş ben bu kadar salak bi site görmedim.Amaç Herkesi kötülemek.Bi de bunu ATAMIZIN görüşleri gibi yansıtıyosunuz.Sizin bu yaptığınız en başta ATATÜRK’E saygısızlık.

  21. fethullah demiş

    sitenizin adı gibi gerçekten de vatan haini varlıklarsınız sizin vatan severliğinizi çok iyi biliyoruz ülkeyi nekadar çok sömürüseniz okadar çok seversiniz artık sizin bu ülkeyi sömürmenize izin vermeyeceğiz bu da zaten sizin zorunuza gidiyor ama gerçek bu ülkeye gelen irtica değil sadece kendini elit zannden varlıkların hakimşyeti ellerinden gidiyor ama bu değişmez sonuç buna şimdiden alışsanız sizin için iyi olur

  22. MUSTAFA KEMALLER demiş

    HALİT BATUR;SEN İNCELEMEYE DEVAM ET AMA SADECE BU SAYFAYI DEĞİL TÜM SİTEYİ.

    MURAT;ATAMIN ADINI AĞZINA ALMA, AĞZIN BURUŞUR.SİTEYEDE TERS KİMLİKLE GİRME

    FETHULLAH;SENİNDE ADINDAN BELLİ KARDEŞ.AMERİKAN MANDASINA ŞİMDİDEN GİRMİŞ BİR ŞAHSİYETİN(ŞAHSİYET DEMEYE DİLİM VARMIYOR)
    TÜRKİYE ŞUBESİ GİBİ KONUŞUYORSUN.O ZAMAN VATANSEVERİNİDE, ELİTİNİDE,ABD MANDACILARINIDA AYIRAMAYACAK KADAR ÇOCUKSUN.
    BİRAZ DAHA BÜYÜ.AMA BAK; BÜYÜDÜĞÜNDE VATANIM DİYECEĞİN BİR YERLER OLSUN.. OK.

  23. MUSTAFA KEMALLER demiş

    EMİNİ UNUTMUŞUZ PARDON

    EMİN KARDEŞ SENCE DİNDARLIK NEDİR?

    ALLAH’A TAM SADAKATİ İLE VE TAM TESLİMİYETİ İLE BAĞLANIPTA (BİR ŞEKİLDE) BU VATANINI SATMAK İLE MEMUR EDİLMİŞ ŞAHSİYETLERE SIRF ALLAH(CC) ADINI KULLANDIKLARI İÇİN DESTEK VERMEKMİDİR?…

    YOKSA

    DİNDARLIK; YARADANINI BİLMEK VE O YARADANIN SANA BAHŞETTİĞİ
    TOPRAKLARI NAMUSUN,ŞEREFİN,DOĞMAMIŞ ÇOCUĞUNUN GELECEĞİ İÇİN SAVUNMAKMIDIR….

    SEÇİM HEPİMİZİN…

    SAYGILARIMLA.

  24. FALİH RIFKI demiş

    Ben bir öğretmen olarak ve iyi bir tarihçi olarak bazı oyunların tekrar oynandığını düşünüyorum.Türkiye nüfüusunu sayamayan bir ülke ama ama 70 milyondan fazla. Her kes uyuşturulmuş ve susmuş. artık biz demiyor ben diyor.batılı görünüşü doğulu kafası var. kendimizi akıntıya bırakmış ve büyük devlet olduğumuzdan yada millet olduğumuzdan bahsediyoruz. olaylardan o kadar uzağız ki …………….
    bence en önemli şey bilgi kirliliği. kimin haklı kimin haksız olduğunu anlamak bir çokları için güç. Gemi su alıyor. Atatürk ün vefatı bazıları için Türkiyeyi ihale etme fırsatı verdi
    demokrasi
    hürriyet
    eşitlik
    AB
    Çağdaşlaşma
    bu kavramların içinin boşaltıldığını düşünüyorum.
    herkes kendinin haklı olduğunu düşünüyor. Birbirimize kızıyoruz. sınıflara ayırıyoruz. sonra ben beyaz sen kara……………..
    yapılan eleştirilerin yapıcı olması çok önemli. Çözüm yolları düşünmeli ve başka insanlar ile paylaşmalı
    Savaşaların boyutlarının değiştiğini 1990 yılından sonra Türkiye üzerindeki değişikliklerden anladım. Geçekten çok satılmış insan var. Ben saymadım ama şu örnek iyi bir misal dir. ABD ırak a 1992 yılında müdahale edip kuzeyde ki ajanları guam adasına götürdü. kaç kişi mi 3000. peki türkiye gibi bir merkez karakolu ?
    o bakımdan içeride yapılanlar daha fikir haindeyken satılıyorlar. öyle bir satranç ki adamlar sizin hamlelerinizi biliyorlar. Benim tavsiyem tabiki bu topraklar için canını verecek oalnlara her bilgiyi burdan açıklamasınlar. Bu yazıma cevap gelmesi muhtemel. o şimdiden cevabım evet hayal ciyim ama saf değilim . dinamiğim ama statık değilim.
    birbirimizle alay edeek ancak torunlarımızın bize lanet etmesini sağlarız. nasıl ki şimdi dedelerize dua ediyorsak biz de öyle insanlar olmalıyız
    son söz
    bEn insanların bu dünyaya belli görevleri yerine getirmesi için geldiğini düsünen biriyim.herkesin diğerlerinden çok iyi yaptığı bir sey vardır. sadece para kazanmak evleneme ve ölmek biraz hayvani oluyo.
    üretelim bir alman gibi
    frnsız gibi
    ingiliz gibi
    marka olalım
    biz onların kapısına değil oonlar bizim kapımıza gelsin
    artık toprak büyüklüğü kılış kalkan top devrini tmamladı
    bilgi toplumu olmalı, kültürün erimesi önlenmeli .hatta bu tvler e çok sıkı denetimler getirilmeli. inanın bızı kışkırtan kızdıran her sey kutularda. sizleri seviyorum aynı vatanda yaşadığım TC vatnadaşları

  25. karakartal demiş

    Kisacasi Türkiye dedigin Cisimin Birligi bitmistir…Kursunlar neyi kuruyorlars kiroistanmi, islamistanmi kursunlar biz yikmasini biliriz!

    Türkü karsisina Düsman alana Atatürke Küfür eden Yobazlara bundan sonra Huzur yoktur!

  26. karakartal demiş

    Dünyada tek bir kemalist kalsa yinede basiniza yikar o Dünyanizi…

  27. karakartal demiş

    Evet sonunda bu da oldu…

    “T.C. Fatih 2.Asliye Hukuk Mahkemesi 2007/195 Nolu Kararı gereği bu (www.vatanhainleri.wordpress.com adlı) siteye erişim engellenmiştir.”

    Emin Çölaşan’dan sonra sıra bize geldi…

    Bakarsınız, bir gün kapımıza özel tim de dayanır, terörle mücadeleden göz altına alınır, polis abiler bizi misafir ederler…

    Amacı Türk Milleti’ni ve Türk Gençliğini bilinçlendirmek olan bu site, AKP’ye kurban gitmiştir…

    Saygılarımla…
    (Site Yönetimi)

    Bu Mektubu Dün aldim ve cok üzüldüm Allaha Sükür Yurtdisinda yasiyorum ama hepiniz icin üzülüyorum cünkü dün emin Cölasan, bugün VatanHainleriWordPress, ve yarin belki de sizin Kapiniza dayanir Özel Akepe Timleri…

  28. cabir ürer demiş

    sozlerıme soyle baslıyım sayın hatta bu soze de gerek yok çunku laik değil deniz baykal ve yandasları muhterem abdullah gülün hanımının basortusune karısıyorlar ne hakları var kendı karıları acık secık giyınır baska erkelerınde ağzının suyu akar bunada”medeniyet”derler batsın bu medenıyet rahmetlı m.akıf ersoy

  29. cabir ürer demiş

    istıklal marsimizda “tek dısı kalmıs canavar” der biz türkz müslümanız onlar ne türk ne de müslüman allahın gazabı onların üzerine insaallah ayrıyetten karakartal sende serefsiz vatan haınısın kafir kopekler

  30. cabir ürer demiş

    kafir kopek karakartal elıme gecme

  31. aleyna akgul demiş

    arkadaslar. fazla asiriya kaciyoruz herhalde. ben de ayni gorusleri paylasmakla beraber cok asir olmak karsi tarafi daha da dusman yapar. vatan hepimizin. hep beraber burada yasiyoruz. gorus ayriliklarina tahammul etmeyi ogrenmemiz lazim. avrupa ülkeleri yakin zamanaa kadar din ve kilise savaslari yapmis ve bunun sonunun olmadigini görmuslerdir. bizim de bunu gormemeiz gerekli. avrupada herkes serbestce birlikte dolasmaktadirlar. turkiye de ise bu yola dogru gitmektedir. cok farkli insanlarin birarada yasama kulturune artik alismamaiz lazim. onemli olan su : biz vatanimizi seviyor muyuz: o halde eyleme gecmemis her turlu faaliyetleri anlayisla karsilamaka gerek. birbirimizi anlamamiz bizim ve vatanimizin faydasina olacaktir.

    vatanimizi sevelim.. ya sev ya terket.. modeli artik sacma geliyor bana.terketmeyecegine gore onunla beraber yasama en guzel model..

  32. Ahmet Ataberk demiş

    31 nolu mesajın sahibi, Aleyna Akgul’e:

    Bayan, fazla aşırıya kaçıyorlar demek. Siz nerde yaşıyorsunuz? Muhtemelen Avustralya’da yaşıyorsunuz, değil mi?

  33. Ahmet Ataberk demiş

    cabir ürer, az kaldı az, milletin sabrı taşıyor, kim kimin eline düşecek anlıycaksın yakında!

  34. Ahmet Ataberk demiş

    Arkadaşlar sitenizi biraz inceledim, harikulade bir iş yapıyorsunuz, toplayın herşeyi böyle, çok güzel, bazı şerefsizler diyor ki “cımbızla toplanmış” ulan itoğlu it, cımbızla toplamasınlar da neyle toplasınlar çatal bıçakla mı, böyle böyle cımbızla toplayıp da gözüne sokacaksın bu milletin, ama yooook o zaman da görmez bunlar yılan gibi susarlar. Ulan siz var ya siz, neyse, ömrünüz fazla değil sizin, milletin gözü açılıyor. Siteyi kuranlara tekrar tekrar tebrikler, lütfen devam edin, bu şerefsizlerin tüm maskelerini burda yayınlayın. “Belge gösterilmiyor” diyen şerefsizlere de bir çift lafım var: Ulan tayyibin videosunu koymuş adamlar, daha ne belgesi istiyorsun, alıntı yapılan gazete makalelerinin hemen hepsine link var, daha ne belgesi istiyorsun. Çok güzel bir site arkadaşlar devam!

  35. Hamza demiş

    Bu siteyi acan bir türk evladi olamaz olsa olsa YA ERMENI YA RUM YADA ONUN BUNUN COCUGU OLUR 1000 TANE CANIM OLSA ALLAH VE VATAN ICIN UGRASANLARA FEDA OLSUN YETER ARTIK SABRIMIZ KALMADI: BU GÜNE KADAR HEP INSANLARI KANDIRDINIZ SAGCI SOLCU YAPTINIZ ; BIZ SUSTUK AMA YEMIN EDERIM ARTIK BARDAK TASTI SONUNUZ GELDI: YA YOLA GELECEKSINIZ YADA: CEHENNEMIN TAAAAAAAAAAAQ DIBINE KADAR SOKACAGIZ SIZLERI:
    BEN ALNIM ACIK BIR TÜRK OLARAK YASAMAK ISTIYORUM: ONA;BUNA ÖZENEREK DEGIL :::MÜSLÜMANIM DEYIP MÜNAFIKLIGI YASAYARAK DEGIL BIR ZAMANLARIN OSMANLISI DÜNYANIN FATIHI OLACAM ::: YEMIN EDERIM YEMIN EDERIM KORKUN TITREYIN YEMIN EDEEEEIM

  36. zirzop demiş

    yedi cedddinizi……………..ezanın türkçe okunmasını karşı devrim mi saydınız.sizin milliyetçiliğinizi………………f.y

  37. nafiz demiş

    Arkadan çekiştirmeyi, yüze karşı eğlenmeyi adet edinen herkesin vay haline!

    Siz ve Allah’ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.(ayeti kerime)

    Şüphesiz ayetlerimizi inkar edenleri gün gelecek bir ateşe sokacağız; onların derileri pişip acı duymaz hale geldikçe, derilerini başka derilerle değiştiririz ki acıyı duysunlar! Allah daima üstün ve hakimdir.

    Allah buyuracak ki: “Sizden önce geçmiş cin ve insan toplulukları arasında siz de ateşe girin!” Her ümmet girdikçe yoldaşlarına lanet edecekler. Hepsi birbiri ardından orada (cehennemde) toplanınca, sonrakiler öncekiler için, “Ey Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar! Onun için onlara ateşten bir kat daha fazla azap ver!” diyecekler. Allah da: Zaten herkes için bir kat daha fazla azap vardır, fakat siz bilmezsiniz, diyecektir.

  38. onder demiş

    bu kafayla bu zihniyetle daha cok aci cekeceksiniz ve bu aciyi kurtlerede cektireceksiniz turk dunya tarihinde turklere tek ihanet etmeyen halk olan kurtlere neden bu zihniyet bu kadar aci cektirtiyor degisin kafalari yoksa daha cok gencecik guzel anadolu cocuklari bu kirli savasta olecek bir pkk sempatizani olarak aci cekiyorum bu gencler olmesin kurtleri kardes gibi gorun onlari bu ulkeyi bolmek ve satmak icin daglarda degil bunu bilin

  39. Burak demiş

    bu yazdiklariniza kendiniz bile inanmiyorsuunuz eminim cunku o kadar carpitma bilgiler veroryorsunuz ki yok kendi istihbaratim yok x kisisi orda kaliyordu onun anlattigi bilmem ne bende size bir isim verim NURETTIN VEREN

  40. kaptan57 demiş

    ulan şapşal postal yalayıcıları sizin gibi millet haini olmaktan sa vatan haini olmayı tercih ederim

  41. attila demiş

    cabir ürer soyadın gibi ürmüşsün abdullah gül dedigin şahıs 15 yaşında reşit olmayan bir kızla evlenmişti bunu unutma biz türkmenler anadoluya gelince sizin gibi adamların dedelerinide zorla müslüman yaptık böyle olunca sizlerdr türleştiniz ama bunun yanında kültürel kökenlerinizde yok oldugu için yobaz tutucu bir islam yorumu türkleşmeye karşı sizler gibi kılıçtan dönme hristiyan kökenli müslümanlar arasında gelişti bi daha müslümanım de ama türküm deme biz türkmenler arasında tarihin hiçbir döneminde türban diye birşey olmadı bügünde yok bence sen aslını bi araştır

  42. senehudu demiş

    Sizden alaa vatan hainimi olur lan

  43. helin demir demiş

    PKK İLE İLGİLİ GERÇEKLER

    PKK’nın kanlı eylemleri, tüm dünyadan çeşitlik kesimlerden tepkilere yol açıyor. İnsan olan herkesin terörden rahatsızlık duyduğu kesin. Yıllardan bu yana on binlerce masum insanın ölümüne neden olan terör örgütünün dış güçlerden aldığı destek sayesinde Türk askerlerine saldırması, durumun ciddiyetini gösteriyor. Tartışmasız, Türkiye’nin, Türk ordusunun PKK’ya gereken dersi vereceği biliniyor.

    Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin her geçen gün daha da önemli hale geldiği şu günlerde, Bakü’den gelen bir haber, PKK ile ilgili dünya devletlerinin duyarlılığını (duyarsızlığını) gözler önüne seriyor.

    Bakü’de yayınlanan ve tirajı günde 9.000 olan muhalefet yanlısı “Yeni Müsavat” gazetesinin 7 Mayıs 2008 tarihli sayısında “PKK’nın Nahçıvan Yapılanması” başlığıyla yayımlanan bir haberde; PKK terör örgütü üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık’ın yakın korumalığını yapan bir teröristin ifadelerine yer veriliyor.

    Cemil Bayık’ın koruması “Delil” kod adlı terörist, ifadesinde, “PKK’nın, Nahçıvan’da siyasi yapı oluşturduğunu” bildiriyor. İ.K. isimli teröristin, geçtiğimiz günlerde Şanlıurfa’nın Bozova ilçesi yakınlarında güvenlik güçlerine teslim olduğu, PKK terör örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle söz konusu terörist hakkında soruşturma açıldığı biliniyor.

    28 yaşındaki terörist İ.K.’nın, 11 yıl önce Almanya’dan siyasi sığınma hakkı elde ettikten sonra terör örgütüne katıldığı, PKK’nın siyasi kanadında faaliyet gösteren söz konusu teröristin, Almanya, Hollanda, Belçika, Tiflis, Erivan ve Nahçıvan’da, örgütün siyasallaşması yönünde faaliyetlerde bulunduktan sonra, dağ kadrosuna katılmak için Azerbaycan üzerinden İran’ın Makü kentine geçtiği, vurgulanıyor.

    PKK’nın Hınere Kampı’nda uzun süre örgütün üst düzey yöneticilerinden Cemil Bayık’ın yakın korumalığını yaptığını belirten İ.K. ayrıca ifadesinde, örgütün elinde üç ton plastik patlayıcı bulunduğunu belirterek, “Bunun bir kısmını Kuzey Irak’taki kamplara taşıdık. Son bir yılda hava saldırıları artınca üstü kapalı uçaksavar mevzileriyle 50 metre derinliğinde sığınaklar kazıldı. Kamplara omuzdan atılan Sam-7 füzeleri konuldu. Bunun eğitimini almaları için Ermenistan’a dört kişi gitti. Bunlardan Kamuran isimli kişi Şırnak’a gönderildi. Ben orada olduğum dönemde, Kandil’e gelen Amerikalı bir askeri yetkili, Cemil Bayık ile gizli bir görüşme de yaptı.” şeklinde konuşuyor.

    Ayrıca örgütün askeri kanadı olan silahlı gücün bir kısmının, İran’da faaliyet gösteren PJAK’a kaydırılacağını bildiren terörist İ.K., İran’ın Candari bölgesindeki PJAK sorumlusunun, söz konusu bölgedeki karakol komutanıyla sık sık görüştüğünü ve İranlı komutanın, yapılacak operasyonlarla ilgili PJAK’ı önceden bilgilendirdiğini iddia ediyor.

    PKK ile ilgili yeni gerçekler her geçen gün aydınlanmaya devam ederken, terörizmle mücadelede tüm devletlere ciddi sorumluluklar düşüyor. Barış ve huzur dolu günlere erişmek için insanların bir arada el ele vermeleri, tahriklere kapılmamaları ve tutarlı, kararı adımlarla geleceğe yönelmeleri bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  44. helin demir demiş

    PKK’NIN DİN İSTİSMARI

    Şiddeti temel alan politikalarıyla terör örgütü PKK, insanlar için güvenlik duygusunu, ülkenin birliğini tehdit eden bir yapı. Bu özelliğiyle de demokratik gelişimin ve açılımın önünde en önemli tehdit olarak görülüyor. ‘Bölücü terör’ denince akan suların durduğu ülkemizde PKK, kimi kesimlerin iç politikadaki dengelerle, demokratik açılımlarla oynama kabiliyetinin en önemli unsuru. Son dönemlerdeki operasyonlarla büyük güç kaybeden PKK, yeni stratejisinde ‘din’i kullanıyor. Örgütün Hüseyin Bulut adlı kukla imamının evinde uyuşturucu ve porno cd’ler bulunduğu yönündeki haber, hava operasyonlarıyla büyük darbe yiyen PKK’nın, halk desteği bulabilmek için dine sarıldığını gösteriyor.

    “Haber Vakti” sitesinin haberine göre, son dönemlerde dini söylemleri öne çıkartan, mitinglerde Kur’an-ı Kerim’leri kullanan, Said-i Nursi gibi kanaat önderlerinin posterlerini açtıran örgütün lokal ‘cemaatler’ kurduğu belirlendi.

    Kürtçü – İslamcı söylemleriyle öne çıkan bir dini hareket başlatıldığı duyumu üzerine Batmanlı Hüseyin Bulut ve ekibini takibe alan güvenlik güçlerinin, özellikle PKK ile yakın ilişkileri olan grubun aynı zamanda kendilerini Said-i Nursi’nin talebeleri olarak tanıttıkları, toplantılarda Said-i Nursi’nin posterlerini açtıkları, söz konusu grubun DTP ile yakın temasta olduğunu tespit ettikleri kaydedildi.

    22 Mart’ta Batman’da düzenlenen Nevruz mitinginde Said-i Nursi’nin posterlerini açan grubun lideri Bulut’un, DTP milletvekilleriyle de sıkı temasta olduğu belirtildi. DTP Batman milletvekili Bengi Yıldız, DTP’li Belediye Başkanı Hüseyin Kalkan ile çok sayıda DTP’li siyasetçinin 17 Mart günü Bulut’u ziyaret ettiği vurgulandı. Bulut’un bu ziyarette DTP’li vekillerden “Said-i Nursi’nin mezarının bulunması için soru önergesi verilmesi ve mezarının Batman’a getirilmesini” talep ettiği öğrenildi. DTP’li vekil Bengi Yıldız’ın da 28 Mart’ta Meclis’e soru önergesi vererek Said-i Nursi’nin mezarının bulunmasını istediği aktarıldı.

    Zaman zaman kimliği tespit edilemeyen yabancı uyruklu şahıslarla bir araya geldiği belirlenen Bulut’un son olarak 5 Nisan günü ABD vatandaşı Barbara Anne Lakeberg ile görüştüğü tespit edildi. Kuzey Irak’ta bir sivil toplum örgütünde çalıştığı belirlenen Lakeberg hakkında Batman Savcılığı, Türkiye’ye tekrar girmesi durumunda yakalama kararı çıkarttı. Bulut’un sohbetlerine katılan Siirt Üniversitesi’nde okuyan bazı bayanlara da cinsel yönden istismarda bulunduğu, hatta bazı öğrencilerin kürtaj yaptırmak zorunda kaldığı belirlendi.

    Kürtçü – bölücü söylemleriyle öne çıkan Hüseyin Bulut’un yaklaşık 100 kişinin müdavimi olduğu sohbetlerinde radikal söylemleriyle öne çıktığı da tespit edildi.

    PKK’nın dini istismar ederek son çırpınışlarda bulunduğu göze çarparken, bu tutumun yeni olmadığı, eski yıllara dayandığı görülüyor. Yeni olan tek şeyin, zamana göre değişen yeni yaklaşımlar olduğu ortaya çıkıyor. Vicdan sahibi herkesin PKK terörüne karşı uyanık, bilinçli, kararlı ve tutarlı olması bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  45. helin demir demiş

    SAHTE ÇEK VE PKK BAĞLANTISI
    ABD ve AB üyesi ülkeler tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK’nın Avrupa’daki açık toplumdan ve özgürlüklerden faydalanarak, haraç, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, kadın ticareti, sahtecilik ve diğer örgütlü suçlarla elde ettiği kaynağı farklı ülkelerdeki bağlantılarını kullanarak akladığı, medya sektöründeki yan kuruluşlarında ve Irak’taki örgüt mensuplarına silah alımında kullandığı biliniyor.
    Son günlerde Türkiye’nin PKK yuvalarını vurmasının ardından paniğe kapılan örgüt, sahtecilikte sınır tanımıyor. İstanbul’da kurdukları şirketler adına hazırladıkları sahte çek ve faturaları piyasaya sürerek milyonlarca YTL’lik vurgun yapan 46 kişilik çetenin çökertildiği hususundaki haber, gündeme yansıyor.
    Zaman gazetesinin haberine göre, zanlılardan 25′inin çıkarıldıkları mahkemece tutuklandıkları, çete elebaşı Nedim Ö.’nün kardeşinin 1 yıl önce askerle girdiği çatışmada öldürüldüğü bildiriliyor. Nedim Ö.’nün evinde PKK’lılara ait cenaze törenlerinde çekilmiş fotoğraflar bulunması ise, PKK’nın sahtecilik olayına da el attığını bir kez daha kanıtlıyor. Fotoğrafların ne zaman çekildiği belirlenemezken, çete üyelerinin şehit cenaze törenlerini televizyonda izleyerek birbirlerini kutladıkları kaydediliyor.
    Mali polise başvuran inşaat şirketlerinin, malzeme sattıkları kişilerden aldıkları çeklerin sahte olmasından şikayetçi oldukları, bunun üzerine çalışma başlatan ekiplerin, 3 ay süren takipten sonra elebaşılığını Nedim Ö.’nün yaptığı çeteye ulaştıkları, İstanbul ve Kırklareli’nde düzenlenen ‘Kurtkapanı’ isimli operasyonla elebaşı Nedim Ö. ve Aydın K.’nin de aralarında bulunduğu 46 kişinin gözaltına alındığı vurgulanıyor.
    Şebekenin, 305 şirket kurarak bu şirketler adına sahte çek ve fatura bastığı, çek karşılığı aldığı inşaat malzemelerini ucuz fiyatla elden çıkardığı belirtilirken, çeklerin sahte olduğunu fark eden şirket yetkililerini silahla tehdit eden şebekenin, piyasaya sahte fatura, dolar ve YTL sürdüğünün de tespit edildiği aktarılıyor. Şebekenin, 300 YTL karşılığında lise diploması hazırladığı, zanlıların adreslerinde yapılan aramalarda, sahtecilikten elde edildiği belirlenen 10 bin 400 YTL, değişik kurum ve kuruluşlara ait kaşe, sahte dolar ve YTL’ler, sahte çekler, alüminyum kalıplar, fatura, sahte nüfus cüzdanları, sürücü belgeleri, lise diplomaları, tapu senetleri, silah taşıma ruhsatları, 250 adet boş sağlık raporu, hologramlar, 2 tabanca ve tarihî paralar ele geçirildiği belirtiliyor. PKK’nın yarattığı sahtecilik bataklığını kurutmak için toplumda herkesin teröre karşı duyarlı olması ve güvenlik görevlileriyle bildiklerini ve duyduklarını paylaşması gerekiyor. Teröre karşı gösterilen duyarlılık, insanım diyen herkese her şeyden önce vicdani sorumluluk yüklüyor.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  46. helin demir demiş

    PKK VE UYUŞTURUCU BELASI

    Terörizm ve uyuşturucu madde kaçakçılığı, çok sayıda insanın ölümüne neden olduğu gibi, verdiği maddi ve manevi zararlar da göz önünde bulundurulduğunda, doğurdukları sonuçlar bakımından bütün insanlığı ve demokratik değerleri tehdit eden birbiriyle iç içe geçmiş iki sorun olarak karşımıza çıkıyor.

    Uyuşturucu ticaretinde etkin olmaya çalışan terör örgütü PKK, uyuşturucudan sağladığı gelirle finansman krizini aşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de narkotik ekipleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar sonucunda, terör örgütünün eroin ticaretine ağır darbe vurulurken, yakalanan uyuşturucu taciri PKK mensupları da yargı önünde hesap veriyorlar.

    Terör örgütü PKK’nın uyuşturucu kaçakçılığının her aşamasında yer aldığı bildirildi. Jandarma Genel Komutanlığı Narkotik Şube Müdürlüğü tarafından, uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’na verilen brifingte, PKK’nın uyuşturucu bağlantısı bir kez daha gözler önüne serildi.

    Komisyona verilen bilgilere göre, eroinin yüzde 93′ünün Afganistan kaynaklı olduğu ve doğudan batıya gittiği, buna karşılık Hollanda çıkışlı sentetik uyuşturucuların güzergahının batıdan doğuya olduğu, Türkiye’nin yüzde 92’sinin Jandarma sorumluluk alanında bulunduğu, bu alanlarda kış aylarında 24, yaz aylarında ise 48 milyon nüfusun yaşadığı vurgulandı.

    Jandarma Genel Komutanlığı’nın 1 Ocak 2004 tarihinden itibaren muhbirlere ikramiye ödediği, Türkiye’de haşhaş üretiminin TMO’nun kontrolünde, kenevir ekiminin, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nın kontrolünde yapıldığı, 19 ilde yasal kenevir üretiminin devam ettiği, izinsiz kenevir ekimine hemen hemen tüm illerde rastlandığı, izinsiz kenevir ekiminin en çok Van, Şanlıurfa, Bingöl ve Diyarbakır’da gerçekleştirildiği belirtildi.

    Türkiye’de yasal yollardan üretilen haşhaşın ise ilaç yapımında kullanıldığı ve üretilen miktarın dünya üretiminin yüzde 30′unu karşıladığı, Türkiye’de son 5 yılda 18 imalathane, 6 ton eroin, 11 milyon adet de sentetik uyuşturucu hap yakalandığı kaydedildi.

    Terör örgütü PKK’nın, uyuşturucu kaçakçılığının her aşamasında yer aldığının belirtildiği brifingte, 1984 yılından itibaren terör örgütü ile bağlantılı 85 yakalamanın gerçekleştirildiği, kaçakçıların eroini Türkiye’ye daha çok Van ve Hakkari illerinden soktukları ve İstanbul’dan yurt dışına çıkardıklarına dikkat çekildi.

    Türkiye’de üretilen esrarın, etken maddesi az olduğu için dünya uyuşturucu piyasasında tercih edilmediğine de işaret edildi.

    Uyuşturucu kaçakçılığının, kökleri birçok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suç olduğu kanıtlanmışken, geleceğimiz olan çocuklarımızı zehirleyen terör ve organize suç örgütlerine karşı mücadelede başarının, uluslararası işbirliğinden geçtiği gerçeği unutulmamalıdır.

    Bugün, Türkiye vatandaşlarının huzuru, güvenliği ve Türkiye demokrasisi için bir tehdit olan uluslar arası terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığının, yarın Batı demokrasileri için tehdit oluşturmayacağını kimse söyleyemez. Bu nedenle Avrupa demokrasilerindeki kamuoyunun sağduyulu siyasi çevreler ile terörizm ve uyuşturucuyla mücadele veren sivil toplum kuruluşlarının, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele konusunda gerekli tavrı sergilemesi beklenmektedir. Bu tutumun aynı zamanda terörle savaşım yönünden de önemli katkılar sunacağı konusunda dünya kamuoyunun bilgilendirilmesi çabalarına destek vermesi gerekmektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  47. helin demir demiş

    ETKİN PİŞMANLIĞIN FAYDALARI

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ”Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde cezaya hükmolunmaz” ifadesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine sığınanların, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları sağlanıyor.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlere göre, Irak’ın kuzeyindeki terör örgütü PKK kamplarından son 3 yıl içerisinde kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 300 teröristin, çıkarıldıkları mahkemelerde ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanıp serbest kaldıkları bildiriliyor.

    Irak’ın kuzeyinde bulunan terör örgütü PKK’nın Kandil başta olmak üzere Zap, Hakurk, Hınere, Avaşin, Haftanin ve Metina kamplarından kaçan 300 teröristin, ”Etkin Pişmanlık Hükümleri”nden faydalandıkları kaydediliyor.

    Güvenlik güçlerine teslim olan ve herhangi bir suç kayıtları tespit edilemeyen örgüt üyelerinin, yargılandıkları davalarda ”Herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin terör örgütünden gönüllü ayrıldıkları” gerekçesiyle serbest bırakıldıkları vurgulanıyor.

    Diyarbakır, Şırnak, Siirt, Batman, Mardin, Bingöl ve Şanlıurfa’da güvenlik güçlerine teslim olan ve Diyarbakır’daki ağır ceza mahkemelerinde yargılanan terör örgütü üyelerinin, duruşmalarda, terör örgütü hakkında önemli bilgiler verdikleri belirtiliyor.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hakkında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılan İ.Ö’nün, duruşmada, örgütten ayrılmak isteyen çok sayıda terörist bulunduğunu anlattığı, İ.Ö’nün, teslim olmasında, Türkiye’de uygulanan “etkin pişmanlık” hükümlerinin etkili olduğu, etkin pişmanlık hükümlerini kampta radyodan duyduğu, örgütün, Türkiye’de bu hükümlerin uygulanmadığı ve teslim olunduğunda ağır cezalar alınacağı yönünde propaganda yaptığı, bu propaganda kırıldığı takdirde daha çok kişinin teslim olacağı, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması hususunda örgüt üyelerinin daha iyi bilgilendirilmesi halinde Türkiye’ye teslim olanların sayısının artacağına dikkat çekiliyor.

    Terör örgütü mensuplarınca, 10 yaşında iken ”Seni İran ve Irak’taki okullarımızda okutacağız” diyerek kaçırıldığını anlatan bir diğer örgüt üyesi V.B.’nin de bulduğu ilk fırsatta bir başka teröristle birlikte kamptan kaçtığı aktarılıyor.

    Terörle mücadelenin önemli ilkeleri, halkın desteğini almak, bu desteğin alınabilmesi için güvenilir olmak, güvenilir olabilmek için gerçek teröristlere ulaşmak şeklinde açıklanabilir. Çünkü terörle mücadele sürecine, toplumun tüm kazanımları ve dolayısıyla da sadece yönetici elit değil, aynı zamanda tüm halk dahildir. Sözün özü, terörle mücadele bir akıl ve erdem işidir, bu mücadelede toplumdaki her bireyin hiç kuşkusuz rolü ve sorumluluğu vardır.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  48. helin demir demiş

    İSTENMEYEN VE KABUL GÖRMEYEN ÖRGÜT
    PKK terör örgütü, devletimizin siyasi birlik ve bütünlüğüne, vatandaşlarımızın namusuna, malına saldırmakta, Türkiye’yi bölmeye çalışmaktadır. PKK, sözde uğruna çarpıştığını iddia ettiği insanları katletmekte, canlarına, mallarına saldırmakta ve bir terör ortamı yaratmaya çalışmaktadır. PKK, bir eşkıya örgütüdür. PKK bir cinayet örgütüdür. Bu konuda PKK’lı teröristlere silah veren, barınak veren, akıl veren, destek veren, onların sözcülüğünü yapan yerli ve yabancı herkes vicdani sorumluluk altındadır. Herkese görev düşmektedir. Korku, baskı, şiddet ve yılgınlığa kapılmadan bu cinayet ve terör örgütüne karşı çıkmak ve onların isteklerine, tehditlerine boyun eğmemek bir insanlık görevidir.
    PKK’nın yapısına, şiddet olaylarına karşı toplumda her kesimden olduğu kadar, Kürtlerden de yoğun tepkiler geliyor. Nasname’de Süleyman Akkoyun imzasıyla yayınlanan bir yazıda; PKK’nın Türkiye’nin demokratik değişim ve dönüşümü ile Kürtlerin ulusal demokratik hakları kapsamında hiçbir anlam ifade etmeyen bir savaşı sürdürmesinin mantıksızlığına ilişkin düşünceler aktarılıyor.
    PKK’nın, 1970′li yılların sonlarına doğru Kürt halkının gündemine oturtulduğu, kuruluşundaki köksüzlük, ideolojik sığlığı ve provokatif pratiğinden kaynaklanan nedenlerin bulunduğu ve Abdullah Öcalan handikapına takıldığı belirtiliyor.
    Öcalan’ın İmralı süreciyle dibe vuran ve Kürt halkını siyasi olarak aldatan PKK’nin stratejik, ideolojik, siyasi ve ahlaki dejenerasyondan sonra, zora dayalı çözümlerde ısrarcı olmasından dolayı, ne ideolojik zeminde, ne de uluslararası camiada meşru bir gerekçesinin kalmadığı kaydediliyor.
    Kürt halkını siyasi olarak aldatan Öcalan’ın, ne için savaştığını sorgulayabilmedeki irade eksikliğinin bir sonucu olarak, silahlı çatışmaların Kürt halkı tarafından anlaşılmasının zorlaştığı, dolayısıyla Kürtler için hiç bir ulusal talebi olmayan PKK’nın, Kürtler üzerinde kendisi için tanrısal bir hegemonya kuran Öcalan’ın yaşam koşullarının iyileştirilmesini merkeze koyarak, neden gençleri bu kirli savaşa sürdüğü ve heba ettiği sorgulanmadan, siyasi mücadelenin neden dibe vurmuş olduğu gerçeğinin kavranamayacağı vurgulanıyor.
    Kürt halkının ulusal demokratik hakları bazında hiçbir anlam ifade etmeyen, ama aynı zamanda bölge ve uluslararası koşullar ile de çelişen PKK’nın, şiddeti tırmandırma mantığının anlaşılamadığı değerlendirmesi yapılıyor.
    PKK’nın, dağ başlarında çocuklarımızı canavarlara peşkeş çekme yerine, fetişleştirdikleri “demokratik cumhuriyet” tezinin gereklerini yerine getirmesinin daha dürüst bir davranış olacağı, bireysel hak ve özgürlükler için silahlı mücadele vermenin ne bir gereği, ne de bir inanırlığının kaldığı, Avrupa Birliği projesinin, PKK’nın Kürt halkına reva gördüğü, “Türkiyelileşme” projesinden çok daha kapsamlı ve anlamlı olduğu, öte yandan 21.yüzyılda bireysel hak ve özgürlükler için silahlı zoru gündemleştirmenin kısır bir döngü olduğu, özellikle de bunu İmralı vesayetinde sürdürmenin, Kürtlerin felaketine davetiye çıkarmaktan başka bir anlam taşımadığı, aktarılıyor.
    Güvenlik güçlerinin başarılı operasyonları sonucu zor durumda kalan, panik yaşayan ve üyelerinin örgütten kaçmak için her türlü fırsatı kolladığı bilinen terör örgütü PKK’nın, uğruna savaştığını iddia ettiği Kürtler tarafından da istenmediği açıkça görülüyor. Geçmişte yaşanan acıların yaşanmasını istemeyen herkese, PKK terörü karşısında tavırlı, kararlı davranışlar sergilemek ve terörle mücadele konusunda elinden gelen her şeyi yapmak düşüyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  49. helin demir demiş

    PKK ÇOCUKLARA BİLE ACIMIYOR
    Sorunların demokratik kanallardan aktarılabilmesi sayesinde istismar edebileceği konuların azalması ve güvenlik kuvvetlerinin teröre karşı sağladığı başarı sayesinde, şiddet ekseninde hareket eden PKK, önemli ölçüde zayıflamıştır. Kitlelerin demokratik kurallar içerisinde taleplerini gerçekleştirmeleri demokratik siyasetin en doğal unsurudur. PKK bu doğal gelişmeyi de terör yoluyla önlemeye çalışmaktadır. Mevcut sorunlara çoğulcu demokrasi çerçevesinde çözüm bulunmasını engellemek, PKK’nın en temel uğraşlarından biridir. Kürtleri temsil ettiğini ileri süren PKK, eylemleriyle kadın-erkek, genç-yaşlı, Kürt-Türk ayırt etmeksizin binlerce masum sivilin ölümüne neden olarak toplumda büyük tepki toplamıştır.
    TBMM İnsan Haklarını İnceleme Alt Komisyonu, Nevruz olaylarını araştırmak amacıyla gittiği Van, Hakkâri ve Siirt’teki incelemelerinde, olayları PKK’nın organize ettiği sonucuna vardı.
    Nevruz olayları sırasında orantısız güç kullanımı nedeniyle yaşamını yitirenlerin yakınları ya da yaralanan, mağdur olanlarla yüz yüze görüşen alt komisyon, terör örgütünün eylemlerde ağırlıklı olarak çocukları kullandığı, bütün kentlerde eylemlerin eşzamanlı olarak başladığı ve aynı slogan ve posterlerin kullanıldığı saptamasını yaptı.
    PKK’nın Kürt-Türk ayrımı demeden yurttaşlar üzerinden propaganda yaptığı değerlendirmesinde bulunan komisyon, terör örgütünün en önemli malzemesi olan ve “kitle psikolojisi” ile hareket eden çocukları istismar ettiğine dikkat çekti.
    PKK’nın hoşgörüyü ve insan ilişkilerini yok ettiği, kadın ve çocuk ayrımı yapmadan terörist eylemleri için insanları kullandığı, birtakım kutlamalarda propaganda malzemesi haline dönüştürdüğüne işaret edildi.
    Yürüyüş, miting gibi eylemler sırasında iyiyi kötüyü ayırt etmesini henüz bilmeyen çocukların duygularını, psikolojisini anlayamayan, şiddet uygulayarak ya da kandırarak başarıya ulaşamayacağını düşünemeyen PKK’nın, bu karakteristik özelliğini anlamsızca sürdürdüğü belirtildi.
    Kadın, çocuk, yaşlı, sivil, asker demeksizin PKK terörü sonucu 1984’den bu yana binlerce kişinin hayatını kaybettiği bilinmektedir. The Times’da 4 Nisan 1995 tarihinde yayınlanan bir yazıdan alabileceğimiz aşağıdaki bölüm, PKK terörünün acımasızlığını, vahşiliğini ve hainliğini çarpıcı bir şekilde göz önüne sermeye yetecektir.
    “…Köylüler cesetleri battaniyelere sarılı halde taşıdılar. Bir çocuğun kolu, yüzünü korumak istercesine bükülüydü. Her yerde kan vardı. En büyükleri 17 yaşında olmalıydı, en küçüğü 7 yaşlarındaydı. Teröristler camı kırıp el bombası attıklarında Görümlü Köyü’ndeki ailenin hepsi uykudaydı. Üç kız çocuğu hemen öldü, bebeğin beşiği tahrip olmuştu. Dışarıda, görünüşte her şey normaldi. Bir horoz, tezek yığını üzerine tünemişti. Tavuklar güneşin altında gagalaşıyordu. Fakat sınırın Türkiye tarafında, yüksek sarp dağlarda bulunan bütün köy, şok içindeydi. Köy sakinlerinin anlattığına göre, son birkaç gün içinde, PKK’nın köye yönelik ikinci saldırısıydı…”
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  50. helin demir demiş

    AZARBAYCAN TERÖRE PİRİM VERMEMELİ

    Demokrasi dururken şiddetin açtığı yoldan belirsiz bir geleceğe uzanmayı tercih eden ve giderek yalnızlaşan PKK’yı terörist örgüt olarak kabul eden tüm dünya ülkeleri, Türkiye’nin bu konudaki mücadelesini meşru görmekte ve desteklemektedirler. Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinden yana olan ülkeler, PKK’ya asla taviz vermedikleri gibi, her geçen gün daha da ciddi önlemler almaya yönelmektedir.

    Bütün dünya terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin önemini kavramışken, Bakü’de çıkarılan ve tirajı günde 9.000 olan muhalefet yanlısı “Yeni Müsavat” gazetesinin 17 Mayıs 2008 tarihli sayısında, Efgan Muhtarlı imzasıyla, Kürtlerin yurtdışından getirilerek Azerbaycan’a yerleştirildiği yönünde yayınlanan bir haber, bütün iyi niyetlere gölge düşürdü.

    Türk Silahlı Kuvvetlerinin operasyonlarına dayanamayan PKK terör örgütünün, üyelerinin daha tehlikesiz yerlere göç etmesi için çaba gösterdiği ve söz konusu bölgelerde onlar için ayrı mahalleler kurulduğu bahsedilen haberde, Azerbaycan iktidarındaki üst düzey yetkililerin yardımıyla, bölücü Kürtler için özel kasabalar da inşa edildiği kaydedildi.

    300′ün üzerinde göçmen Kürt ailesinin, Binegedi Kasabası’na yerleştirildiği ve Gence-Hanlar yolu üzerinde söz konusu aileler için kapalı kasaba inşa edildiği, son bir yıl içinde binlerce Kürt ailenin, Türkiye ve Irak’tan getirilerek Azarbaycan’a yerleştirildiği belirtildi.

    Göçmen Kürtlerin genelde Bakü, Sumgayıt, Gence ve Hanlar’da ikamet etmesine izin verildiği, basının ve toplumun tepkilerine rağmen, göçmen Kürtlerin yerleştirilmesi sürecinin devam ettiği vurgulandı. Azerbaycan’ın güney bölgesinde de Kürtler için kasabalar inşa edildiği, Lenkeran’ın merkezindeki Han Bahçesi yakınlarında ise, gökdelenler inşa edildiği bildirildi. Lenkeran’ın merkezinde 10′un üzerinde gökdelenin inşasının hızla sürdüğü, ancak, söz konusu gökdelenlerin hangi şirket tarafından inşa edildiği konusunda bir bilgi verilmediği, anılan gökdelenlerdeki evlerin yerli halka satılmasının yasak olduğu, söz konusu evlerin, Türkiye ve Irak’tan getirilen zengin Kürt aileleri için öngörüldüğü, ayrıca Lenkeran’da ve dağlık bölgelerde Kürtler için kamplar inşa edilmesinin de planlandığı açıklandı.

    Teröre karşı uluslararası işbirliğinin öneminin her geçen gün artış gösterdiği günümüzde, tarihten bugüne yakın dost olarak kabullendiğimiz Azarbaycan’dan beklenen, teröre pirim veren davranışlardan uzak durması ve barış ortamının gereklerini yerine getirmesi, Türkiye’nin teröre karşı haklı mücadelesinde destek olmasıdır.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  51. helin demir demiş

    PKK ANLAMSIZ ŞİDDETİNİ DAHA NE KADAR SÜRDÜRECEK?
    “Bianet” adlı internet sitesinde yayınlanan bir yazıya göre, terör örgütü PKK, çeyrek asırdır ölüm adına her yolu denedi, hâlâ da deniyor. Kürtleri savunmak adına yaptıkları, çoğu zaman bir fantezi olarak görülüyor. Her girişimi, mensuplarının gözünde önce biraz umut kıvılcımı saçıyor; ama çok geçmeden, bunların, ucuz havai fişeklerden çıkan cılız ışıltılar olduğu anlaşılıyor. Terörün verdiği acılar yayıldıkça, bütün bu yıkım neredeyse ebedi bir lanet olarak yerleşiyor zihinlere.
    Oysa dünya alem biliyor ki, şiddetin bulaştığı çatışmalarda “nihai zafer” diye bir şey bulunmuyor. PKK’nın çeşitli düzeylerdeki yöneticileri de, silahla bir yere varılamayacağının farkında olduklarını defalarca açıklamalarına rağmen, onlar da, muhtelif çağrılara ve girişimlere, “kayıtsız şartsız silah bırakma”ya yanaşmıyor.
    Bu durumda, şiddeti sona erdirecek girişimler için gözlerimizi “sivil güçler”e çevirmek zorunda olduğumuz ortaya çıkıyor. Ancak, ülke içinden gelen bu tür girişimler kalıcı bir etki yaratamıyor. Bir ihtimal daha var: “Sivil girişimleri uluslararası düzeye yaymak”; Yani PKK terörünün sona ermesi için dünyanın sivil güçlerinden ve deneyimlerinden yararlanmak.
    “Kalıcı barış”ın, ancak PKK terörünün son bulmasıyla sağlanabileceği, görülüyor.
    Her şeyden evvel, silah bırakma çağrılarını soyut bir talep olmaktan çıkarıp, dikkate almak gerekiyor. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması ile ilgili her gün her yerde aydınlatıcı bilgiler veriliyor. Bildiriler hazırlanıyor. Önemli olan etkin pişmanlığın iyi anlaşılması. Türkiye Cumhuriyeti herhangi bir eyleme katılmayan ve etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyenlere kucağını açıyor.
    Bunun için, Birleşmiş Milletler’e ve Avrupa Birliği gibi kurumlara, aslında tüm dünya devletlerine de büyük görevler düşüyor. Örgüt mensuplarını ülkelerinde barındırmamaları ve yakalanan, kırmızı bültenle aranan terör suçlularını ülkelerine teslim etmeleri bekleniyor.
    PKK şiddetinin sona ermesi ile Kürt sorununa medeni bir çerçevede ve demokratik usullerle çözüm arayışlarının önü sonuna kadar açılacak gibi görünüyor. PKK’nın, şiddeti bitirmediği takdirde, şiddetin onu bitireceği sonucu ortaya çıkıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  52. helin demir demiş

    ÖZGÜRLÜĞE KAÇIŞ

    Anlamsız PKK şiddetinden ve örgüt içerisindeki antidemokratik uygulamalardan bunalan ve yıllardır bir tas sıcak çorbaya hasret kalan militanlar, “etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak için teslim olmayı tercih ediyor. Buldukları en küçük bir fırsatta örgütten kaçmayı başarabilenler, yaşadıklarını dile getirdikleri satırlarda ifade ediyor. Bunlardan birisi de 5 yıl önce PKK’dan kaçan kadın terörist A.Ç.

    1991-2003 yılları arasında örgütte yer alan ve erkek arkadaşı M.K ile İstanbul Terörle Mücadele Şubesi’ne teslim olan A.Ç’nin, PKK’dan ayrıldıktan sonra yazdığı “Özgürlüğe Kaçış” adlı kitapta; Apo’nun kendisine ve bir çok kadına tecavüz ettiğini belirterek örgütün gerçek yüzünü gözler önüne serdi. 2006 yılında Hürriyet Gazetesi’ne “Dilaram” rumuzuyla verdiği röportaj ve pozlarla gündeme gelen A.Ç; ifadesinde “Türkiye’yi, ailesini çok özlediğini, hayatında yeni bir sayfa açtığını, örgütün bitme noktasında olduğunu ve kaçmak isteyen bir çok kişinin fırsat kolladığını” söyledi. Erkek arkadaşı M.K ile evlenip hayatlarında yeni bir sayfa açtıklarını söyleyen 31 yaşındaki kadın terörist, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanarak serbest kaldı.

    PKK cehenneminden özgürlüğe giden yolda hızlı adımlarla ilerleyen A.Ç, verdiği çarpıcı ifadesinde örgüt gerçeğini bir kez daha aydınlattı.

    “…İkinci gün elime kaleşnikof verdiler. 15 gün sonra babam haber yollamış, kızımı vermezseniz sizi buralarda barındırmam diye. Babam, zengin ve sözü geçen bir adamdı. PKK, her ay babamdan 50 milyon alıyordu. Beni amcama teslim ettiler. Beyni yıkanmış gibiydim. Babam, heder olacaksın dağlarda dedi. 15 gün sonra tekrar dağa gittim. Abdullah Öcalan’ı peygamber olarak tanıtıyorlardı. Elini uzatsa güneşi tutacakmış gibi geldi. Mantıklı düşünecek yaşta değildim, ilkokul mezunu bir kızdım. 13 yıl boyunca hep önderlik gerçeğini yani Apo’nun çocukluğunu, babasına isyanını, hayatını öğrettiler.

    Beni tembihlediler. Ne kadar hakaret ederse etsin, doğrudur başkanım diyeceksin dediler. Apo’yu görünce çok şaşırdım. Bana ilk söylediği; “Senin baban bir alçak, senin baban bir düşman ajanı, senin baban bir reformist, senin evin bir düşman karakolu. Senin kafandaki düşman karakolunu yıkacağız” oldu.

    Şimdi silahım olsa kime yönelteceğimi bilirim ama bir daha elime silah almam. Geriye baktığımda o hayatı yaşamadım sanki. O Dilara ben değilim.

    Üç kez yönetimle zıtlaştım. Üç gün sosyal tecrite alındım. Kimse benimle konuşmuyordu. Yukarıdan gelen, ayrıcalıklı ve çatışmaya hiç katılmayanlar bize iş buyurup duruyordu. Kendimi öldüreceğime dair mektup yazdım. Mektubum yönetimin eline geçince 15 gün tutuklu kaldım. Tabur komutanı bana hakaret etmeye başladı.

    Şemdinli’deki yaralanmadan sonra bir yıl yatalak kaldım. PKK doktorları altı kez ameliyat etti. 1999 Ocak ayında radyo dinlerken işin ciddiyetini anladık ve ‘Bu iş bitti’ dedik. Sonra rehavet başladı. Örgüt içi sistem, kadına yaklaşım, infazlar tartışılmaya başlandı. İki kadın, şimdiki eşim dahil iki erkek, dört kişi kaçmaya karar verdik. 21 Nisan 2001 gecesi kaçtık. Arkamızdan atlarla geldiler ama yakalayamadılar. Kaçarken mayınlı topraklar geçtim. Yıllarca aynı mevziyi, yemek kabını paylaştığım yoldaşlarım tarafından vurulmayı göze aldım. Yaşadıklarımı, acılarımı bir kenara bırakıp kendi sade hayatımı yaşayacaktım. Ama vicdanım adına, delirdikten sonra infaz edilen yoldaşlarımın gözlerindeki son çaresiz bakışın borcunu ödemek, Apo ve komuta kademesindeki erkeklerin tecavüzüne uğrayan kadınlar için yazmaya başladım. 1992’de en yakın arkadaşlarım, PKK’nın insanlık dışı gaddar sistemine karşı çıktıkları için, aynı gün mahkeme edilip, ertesi gün hepimizin gözleri önünde kurşuna dizildiler. İki avuç toprakla cesetlerinin üstü örtüldü. Sabah gittiğimizde tilkiler, kurtlar tarafından parçalanıp yendiklerini gördüm. Öldürülen her arkadaşımla birlikte benim ruhum ölüyordu. İç infazlar tahmin edilemeyecek kadar kabarık…”

    A.Ç’nin dehşet verici açıklamaları sadece bunlar değil elbet. A.Ç gibi konuşmak isteyip de örgüt tarafından infaz edilmekten korktuğu için susanlar da, gizli gerçeği saklamaya devam ediyorlar. Ancak bilinen şu ki, PKK terörü, insan olan herkes için kabul görmüyor. Türkiye Cumhuriyeti, PKK’dan kurtulmak isteyenleri bekliyor. Şefkatli, sıcak kollarına davet ediyor…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  53. cabir ürer demiş

    ATİLLA sen musluman deilsin kı turkte deilsin senin ananın bacının ebenin kafası kapalı deil mi kuranı kerımın nur suresını 31.ayetinde kadınların ortulerının yakalarına kadar kapatmasını ıstenıyor vallhı ben alemlerin rabbi olan allahtan korkarım doğru bazı turkler ataist samanıst turkler var muslumanlık olmasa sen HAYVALAR GİBİ BOGAZINA KADAR PİSLİGE BATARDIN SEN ATILLA GAVURLUGA ADIM ATMIS BULUNUYOSUN CEHENNEMIN HAVİYE KAPISINDA HATTA ORASI AZ GELIR EBU CEHILLE AYNI YERDE YAN MANI TEMENNI EDERIM

  54. cabir ürer demiş

    BEN HARBİ MİLLİYETCİ İMAM HATİP TE OKUMUS BİR MUSLUMAN TURK OGLU TURK EVLADIYIM ahmet ataberk SEN NE OLDUNU SANIYOSUN KI NE DIYOSUN BİZ KI TEKIR YAYLASINDAKI KUTLAMALARA ON SAFLARDA KATILMIS MİLLİYTECİYİZ

  55. helin demir demiş

    YİNE UYUŞTURUCU YİNE PKK!

    Milyonlarca masum insanın ölümüne sebep olan “Uluslararası Terörizm Ve Uyuşturucu Ticareti”, hem maddi-manevi zararlara neden olmakta, hem de insanlığı tehdit eden sonuçları da beraberinde getirmektedir. Terör eylemlerine devam edebilmek için, tüm terör örgütleri gibi PKK da, finans kaynağı olarak uyuşturucu ticaretine atılmıştır. Gerçekte önceleri uyuşturucu madde kaçakçılığı organizasyonlarından, faaliyetlerine göz yumma ve koruma sağlama karşılığı komisyon alan PKK, uyuşturucu madde kaçakçılığının sağladığı kazancın büyüklüğünü anlayınca bizzat bu işin içinde yer almayı tercih eder olmuştur.

    Terör örgütü PKK’ya yönelik olarak yapılan bir çok operasyonda önemli miktarlarda uyuşturucu madde yakalaması gerçekleştirilmiştir. Bu durum PKK’nın uyuşturucu madde kaçakçılığı ile ne denli iç içe olduğunu açıkça göstermektedir.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlerde, örgüt bağlantılı uyuşturucu operasyonlarından birisinin daha Sivas’ın Suşehri ilçesinde gerçekleştirildiği belirtildi.

    Sivas’ın Suşehri ilçesinde arama yapılan bir kamyonda ele geçirilen 130 kilogram eroinin, PKK ile bağlantısının olduğu ve soruşturmanın bu yönde devam ettiği bildirildi.

    İlçe girişinde durdurulan F.T’nin kullandığı kamyonun yakıt tankı ve ”zula” diye tabir edilen özel bölümlerinde ele geçirilen 130 kilogram eroin, Sivas Emniyet Müdürlüğüne getirildi. Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen operasyonda kamyon sürücüsü F.T. ile yanındaki C.Ö. gözaltına alındı.

    İstanbul istikametine götürülmeye çalışıldığı öğrenilen uyuşturucunun terör örgütü PKK ile bağlantısının olduğunu belirten yetkililer, soruşturmanın bu yönde sürdürüldüğünü kaydettiler. Operasyonun Van, Hakkari ve İstanbul ayağının da araştırıldığı belirtildi.

    Bu arada uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ve Türkiye Uluslararası Uyuşturucu ve Organize Suçlarla Mücadele Akademisi tarafından Meclis Araştırma Komisyonu üyelerine brifing verildi. Brifingte konuşan Komisyon Başkanı Necdet Ünüvar, 2007-2009 yıllarını kapsayacak şekilde hazırlanan Ulusal Uyuşturucu Eylem Planının uygulandığını belirterek, bu plan doğrultusunda 2005′te 7 bin 581 olan operasyon sayısının 13 bin 687′ye yükseldiğini, yakalanan madde miktarında da aynı şekilde artış gözlendiğini bildirdi. ”Operasyonlarda uyuşturucu madde kaçakçılığının PKK tarafından organize edildiği ve terör örgütünün bu yolla önemli bir kaynak sağladığını” aktaran Ünüvar, son dönemde düzenlenen 350 uyuşturucu operasyonunda yakalanan 783 sanığın terör örgütü ile direkt bağlantılı olduğunun saptandığını kaydetti.

    Zaman gazetesi yazarlarından Mehmet Kamış’ın dediği gibi, PKK 30 yıldır zehirliyor, ölüyor, öldürüyor. Peki Kürtler daha mı mutlu? Cevabı koca bir hayır!
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  56. helin demir demiş

    PKK UYUŞTURUCU KAÇAKÇILIĞI LİSTESİNDE

    Terörizm ve uyuşturucu madde kaçakçılığı, çok sayıda insanın ölümüne neden olduğu gibi, verdiği maddi ve manevi zararlar da göz önünde bulundurulduğunda, doğurdukları sonuçlar bakımından bütün insanlığı ve demokratik değerleri tehdit eden birbiriyle iç içe geçmiş iki sorun olarak karşımıza çıkıyor.

    Uyuşturucu ticaretinde etkin olmaya çalışan terör örgütü PKK, uyuşturucudan sağladığı gelirle finansman krizini aşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de narkotik ekipleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar sonucunda, terör örgütünün eroin ticaretine ağır darbe vurulurken, yakalanan uyuşturucu taciri PKK mensupları da yargı önünde hesap veriyorlar.

    Vatan gazetesinin haberine göre, ABD Başkanı Bush’un, 1999’da oluşturulan ve “Kingpin Act” adıyla bilinen Başkanlık Yabancı Uyuşturucu Kaçakçıları listesine aralarında Türk uyuşturucu kaçakçısı Cumhur Yakut ve PKK’nın da olduğu dört kişi ve üç örgütü daha eklediği bildiriliyor. Böylece Yakut ve PKK’nın, ABD’nin 75 uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı şebekesine uyguladığı tüm kısıtlamalara tâbi hale geldiği vurgulanıyor.

    Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada “ABD Başkanı listeye yaptığı yeni eklemelerle, uyuşturucu kaçakçılarını yakalamak için mümkün olan her önlemi alma, operasyonlarını engelleme, uyuşturucu ticaretinin Amerikalılar ve tüm dünya halklarına verdiği zararı durdurma ve uyuşturucu kaçakçılarının teröristleri desteklemesini önleme kararlılığını sergiledi” ifadesi kullanılıyor. Beyaz Saray, bu kişi ve örgütlerin bulunduğu ülkelerin hedef alınmadığını özellikle belirtirken, PKK ile birlikte, İtalya’dan Ndrangheta örgütü ve Meksika’dan Beltran Leyva örgütünün de listeye alındığı kaydediliyor.

    ABD’nin uluslararası uyuşturucu kaçakçıları listesine aldığı Cumhur Yakut’un, adı uyuşturucu ticaretine karışan aşiret lideri eski Van Milletvekili Mustafa Bayram’ın damadı olduğu biliniyor. Taksim’deki Yakut Otel’in de sahibi olan Yakut’un adının, Aralık 1997’de Edirne’de Avar Turizm’e ait otobüste 6 kişinin uyuşturucu hesaplaşması yüzünden öldürülmesi olayına karıştığı,
    infaz emrini veren uyuşturucu kaçakçısı Gafur Çalışkan’ın, Cumhur Yakut’un ortağı olduğu, Yakut’un adının, 2001’de İstanbul’da yakalanan 326 kilo eroinin sahibi olarak kayıtlara geçtiği, Yakut’un bu işteki diğer ortağının da Naif Yavuztürk olduğu, aynı yıl “Timsah” adlı operasyonda ele geçirilen 316 kilo eroinin de yine Yakut’un olduğu öne sürülüyor. Halen aranan ve Arap ülkelerinde yaşadığı ileri sürülen Yakut, İran üzerinden Türkiye’ye ve buradan da Avrupa’ya transfer edilen uyuşturucu tekelinin önemli bir bölümünü elinde bulunduran isim olarak kabul ediliyor. Avrupa’da da hemşehri olduğu Hüseyin Baybaşin ailesiyle çalışıyor. İran iç piyasasındaki uyuşturucu pazarının da Yakut’un elinde olduğu söyleniyor.

    Başkanlığın Uyuşturucu Kaçakçıları Yasası’nın ne kadar etkili olduğunu gösteren en iyi örneklerden birisinin Meksika’daki Tijuana uyuşturucu çetesiyle yaşadığı dile getiriliyor. Örgütle bağlantılı olan tüm kişi ve şirketlerin tespit edildiği, Amerikan bankalarıyla ilişkisi olan hesaplara anında el konduğu, örgütle ikinci-üçüncü derece bağlantılı olanların ise uyarılar yoluyla etkisiz hale getirildiği belirtiliyor.

    Bush yönetiminin son uygulamasının PKK’nın uluslararası arenada iyice köşeye sıkışmasına yol açacağı, öncelikle örgütün uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı yolunda yıllardır dile getirilen iddiaların ilk kez bu kadar net ve güçlü bir şekilde resmiyet kazanmış olacağı, Washington’un üzerine asmış olduğu “uyuşturucu kaçakçısı” yaftası nedeniyle PKK’nın uluslararası kamuoyuna kendisini “özgürlük savaşçısı” olarak sunmasının iyice zorlaşacağına dikkat çekiliyor.

    Ancak PKK’ya en büyük darbenin mali açıdan vurulacağı, çünkü ABD’de yaklaşık 10 yıldır uygulanan Uyuşturucu Kaçakçıları Yasasının en çok bu işe bulaşanların para hareketlerini takip ve engellemeyi hedeflediği ve genel olarak başarılı ve etkili olduğuna işaret ediliyor.

    PKK’nın uyuşturucu parasını bazı yasal şirket ve kuruluşlar ya da şahıslar aracılığıyla aklamaya çalışmasının zaten çok kolay olmadığı, bu arada örgütün parasının hangisinin uyuşturucudan, hangisinin diğer kaynaklardan geldiğini ayrıştırmanın zor olacağı için Amerikan yönetiminin PKK’nın tüm mali imkanlarına karşı topyekun mücadele yürütmesinin de beklendiği belirtiliyor.

    Zaten son 3-4 yıldır Washington’un PKK’ya karşı mücadele konusunda Ankara’ya öncelikle örgütün mali kaynaklarını kısma sözü verdiği ve bunun için Avrupa ülkeleri üzerinde yoğun bir baskı uyguladığı, son düzenlemeyle birlikte Amerikan yönetiminin AB nezdinde PKK aleyhtarı baskılarını sıklaştırmasının şaşırtıcı olmayacağı, bunun da finansmanını büyük ölçüde Avrupa’dan sağlayan PKK’yı çok daha kötü günlerin beklediği anlamına geleceği vurgulanıyor.

    Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelen ABD Temsilciler Meclisi NATO Parlamenter Asamblesi (NATOPA) Grubu Başkanı John Tanner’in de, ”Türk dostlarımızdan şunu bilmelerini istiyoruz: Terörist PKK’ya karşı olan mücadelesinde her zaman onların destekçisi olmaya kararlıyız. Çünkü, demokrasiye terörizmden daha büyük bir düşman yoktur” şeklinde açıklama yaptığı görülüyor.

    Uyuşturucu kaçakçılığının, kökleri birçok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suç olduğu kanıtlanmışken, geleceğimiz olan çocuklarımızı zehirleyen terör ve organize suç örgütlerine karşı mücadelede başarının, uluslararası işbirliğinden geçtiği bir kere daha kanıtlanmış oluyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  57. elif demiş

    sizden bir ricam vr su yaznlardan feytullağın adresini bana yollarmsınz

  58. elif demiş

    ya bide şu mustafa kemaller adlı yazan kişiyle nasıl tanışabilirim bana cvp yazarsanız sevinirim

  59. elif demiş

    bak cabir misin nesin madem basartüyü savunuyon dini savunuyonALLAH BÜYÜK HARFLE YAZILIR ÖĞRENDE GEL ÖNCE TAMM MI

  60. elif demiş

    ALEYA AKGÜL HANIM SINIRLARI ZORLUYOSUN İSTEDİĞİ GİBİ GEZMEKMİŞ BU VATAN TÜRKLERİNDİR BU KÜLTÜRÜ BEYENMEYENE ABD ORDA GİTSİN ORAYA TAMMMI SEN NE TİP BİŞESİN YA HERALDE YA SEV YATERK ET MORENDEN ALLAYISN SENN ATAYI ÖRFÜ ADETİ SİLMEKSE EMNİ OL SEN TÜRK DEĞİLSİNDİR BİŞEYLİK VARDIR ABD GİB İOLCAMA ÖLÜRÜM DAHA İYİ DİCEN YERDE İBDE O İTLERİ SAVUNUYON SENN İSTEKLERİN BURDA OOLMAZ BURASI TÜRKİYE AKILLI OLSUN HERKES BASTA SEN

  61. ERHAN GUZEL demiş

    GAZETECI VEDAT YENERER’IN YAZISI…..
    Petrol yoksa çıkartma ruhsatı neden vermiyorsunuz?

    Değerli okurlar, geçenlerde Türkiye-Suriye sınırında uydu verilerine göre petrol deniz i olduğu iddiasını yazmıştım. Yazı sonrasında Silopi de madencilik yapan Beşir Yılmaz aradı. Yazacaklarımı lütfen iyi okuyun!…
    Beşir Yılmaz telefonda. ‘Vedat bey, gelin Silopi’ de Cudi eteklerine sizi götüreyim de petrolü kendi gözünüzle görün!..’diyerek feryat ediyordu.
    ‘Nasıl yani!..’ diye sorduğumda anlatmaya başladı..
    ‘Biz aileden madenciyiz.Irak sınırında yaklaşık 300 km ya da bir başka deyişle yaklaşık 150 milyon ton asfaltit madeni buldum.. Bu madeni bir süre resmi olarak işlettikten sonra devlet 1978 yılında kamulaştırıyoruz’ diyerek el koydu. Rezervin de 50 milyon ton olduğu iddia edildi. Madem asfaltit rezervi az, neden el koyuyorsunuz. Dünyanın neresine giderseniz gidin asfaltit maddesi bulunan her yerin altında petrol vardır. Silopi’nin altı da petrol deniz idir. Yaz aylarında etraftaki ocaklardan resmen petrol akar ve Hezil çayına karışır. Gelin görün! Sadece petrol değil, burada çok zengin uranyum Ve nikel madeni de
    var’
    - Nereden biliyorsunuz? ‘Türkiye’deki analizlere güvenmediğim için madenin her tarafından örnekler alarak Almanya’ya bizzat götürdüm ve analiz yaptırdım. Raporları gönderdim size ( Sonuçlar elimde Yatağan ve Tunç bilek’e göre iki misli rakamlar var)
    dünyanın en önemli uranyum madenlerinden birisi buradadır ve aktif haldedir..’
    Beşir Yılmaz’ın anlatacak o kadar çok şeyi var ki makineli tüfek gibi art arda sıralıyor.
    Ben de zaman zaman araya girip soru soruyorum.
    -Petrol olduğunu nereden biliyorsunuz?
    ‘Bu bölgede İngilizler 1967-87de petrol aramışlar. Açılan kuyulardan gökyüzüne doğru 100 metre kadar petrol fışkırmış. Ardından kapatmışlar ve betonlamışlar. Benim madenimin yanında da bu kuyudan var ve vanasını gelin birlikte açalım eğer beton ve cıva basıp tıkamadılarsa bakalım ne kadar petrol fışkıracak. Dönemin köylüleri arasında hâlâ yaşayan görgü tanıkları var ve petrolün 100 metre kadar fışkırdığını görenler var.
    ‘Beşir Yılmaz konuştukça pür dikkat dinlemeye devam ediyorum..’
    Vedat Bey, asfaltit maddesi olan her yerde petrol vardır. Eğer petrol yoksa bana neden petrol çıkartma ruhsatı vermiyorlar? Musul ve Kerkük’ ün rakımı 80-100 metre civarındadır. Cudi Dağı’ndaki petrolümüz resmen Irak’a doğru akıyor ve başta İngilizler ve ABD bunu biliyor..’ Beşir Yılmaz bugünlerde Silopi’ ye bile zor gider hale gelmiş.
    Devlet kamulaştırılacak diy e el koyduğu madeni şimdi Turgay Ciner ‘in sahibi olduğu
    Park Holding’e devretmiş. Durum böyle olunca, Yılmaz da dava üstüne dava açmış ve yürütmeyi durdurma kararı aldırmış. Eğer tekrar el konulursa AIHM’ YE başvuracakmış.
    Kısacası madeninin peşini bırakmıyor ama artık bölgedeki aşiret ağaları da onun peşini bırakmaz hale getirilmiş..Bütün dava tutanakları elimde okudukça dehşete kapılıyorum. Şimdi sıkı durun…
    Beşir Yılmaz Başbakan Tayyib Erdoğan’ a bu duru m üzerine başvurmuş ve dilekçe vermiş dilekçede aynen şöyle yazıyor..
    ‘Bürokrasi ve çeteler milletin hak ve hukukunu aramaktan bezdirmiştir. Televizyonda ve basındaki konuşmalarınızda ‘hortumcu çetelerin ve bürokrasinin üstüne gidilecektir diyorsunuz’. Millet buna çok seviniyor. 25 yıldır gasp edilen madenimiz çete ve bürokratların, anayasa, kanunlar ve insan hakları hiçe sayılarak ihale yolu ile peşkeş çekiliyor. Allah’a ve sizin yüksek adaletinize sığınıyorum.’ Beşir Yılmaz devlet tarafından el konulan mallarını ve bunun karşılığında devletin verdiği parayı yazıya eklemiş..
    1- 35 km yol yaptım.
    2- 500 bin ton hazır çıkarılmış kömürüm var.
    3- 3,5 milyon metreküp hafriyat yapılmış.
    4- Mazot tankları.
    5- Dinamit ambarı.
    6- Kantar ve kantar binası.
    Resmi olarak bana ait olan ve vergisini ödediği madenimde Bugüne kadar yaptığım işler ve halen bulunan demirbaş ve çıkarılmış maden içinde 5.800.800 TL. (Buna resmen gasp ve devlet terörü denir!)
    Beşir Yılmaz Başbakan Erdoğan’a yazdığı dilekçede devam ediyor.
    ‘Bu para halen bankada duruyor. Buna rağmen Türkiye Kömür İşletmeleri ihaleyi adamlarına ve hortumculara peşkeş çekiyor’
    Beşir Yılmaz’ ın bu başvurusuna Başbakan Erdoğan bugüne kadar cevap vermemiş.
    Beşir Yılmaz’dan al ve ABD bağlantılı şirketlere ver. Uranyum konusu da bir başka skandal. Güneydoğu resmen petrol deniz i üzerinde ve Türkiye ABD Firmalarının peşinde ‘bize petrol bul’ diye yalvarıyor… İddialar devam ediyor:6 mühendisin kafaları kesildi.
    TPIK diye Türkiye Petrolleri’nin kurduğu bir kurum yurt dışına petrol arama işlerine giriyor ve bugüne kadar milyar dolar zarar ediyor.
    Beşir Yılmaz diyor ki: ‘Kimin hain kimin işbirlikçi olduğunu anlamak çok kolay!
    Eğer bölgede petrol yok ise neden bana petrol çıkartma ruhsatı verilmiyor. Ruhsat verin 800 metreden petrolü çıkartmazsam ben bu ülkeyi terk ederim. MTA yıllar önce sondaj yaptı 480 metrede su bulundu ve ardından delici aletin ucu kırıldığı için sondaja son verildi. Herkes bilir sudan sonra petrol gelir. Biz yerli teknoloji ile 1200 metreye kadar sondaj yapabiliriz kimseye ihtiyacımız yok. İzni versinler siz görün petrol nasıl fışkıracak.
    ‘ Bu görüşmemizden bir gün sonra Beşir Yılmaz tekrar aradı ve Soma’da görevli bir mühendis ile görüşmemi isteyerek telefon numarasını verdi. Adını burada yazmak istemiyor. Mühendis ile görüşmemde daha da çarpıcı gerçekler çıktı ortaya.
    Altı ay kadar önce Cudi dağları eteklerinde bulanan 6 insan iskeletinin ne olduğunu bilip bilmediğimi sordu. Ben de ‘bilmiyorum’ dedim. Mühendis ekledi
    ‘Bu iskeletler 18 Yıl önce Cudi Dağı’nda kaybolan 6 Türk petrol mühendisinin iskeletleri. Kafaları kesilerek öldürülmüş..’ Dondum kaldım. Ne diyeyim.Kendisi de mühendis olduğu için yalan söylemiyordur diye düşündüm..Ard ından devam etti..
    ‘Vedat Bey Türkiye maden bakımından dünyanın en zengin ülkesi. Siz Ödemiş yakınlarındaki Bozdağ’ın dünyanın en büyük altın rezervi olan dağlarından biri olduğunu
    biliyor musunuz? Ama bu madenleri kimse çıkaramaz. Hatta bu konunun üzerine giden
    gazeteciler öldürüldü. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç’in öldürülmeden kısa bir süre önce bu madenler üzerine gittiğini biliyorsunuz her halde…’ İlgiyle dinledim. O kadar çarpıcı şeyler anlattı ki, yazmaya sayfal ar yetmez. İddiaların hepsinin belgeli olduğunu söyleyen bu mühendis, gazete ve televizyon kanallarında hiçbir gazetecinin bu yönde bir haber yapamadığını ve milletin resmen uyutulduğunu örneklerle anlattı. Beşir Yılmaz’a son
    sözüm ‘ Bana anlattıklarınızı Genelkurmay”a anlatınız mı?’ oldu. Aldığım cevap da aynen şöyle.
    ‘ Vedat Bey her şeyi belgeleriyle birlikte bir kaç kez askeri büyüklerimize anlattım ama bugüne kadar bir arpa boyu ilerleme kaydedemedik!’. Ne diyeyim, bu milleti korumaya yemin etmiş olanlar utansın!.. Son sözüm: ‘AB ve ABD, PKK”yı boşu boşuna özellikle bu bölgede güçlend irip milletin başına bela etmedi. Bölgeye gelecek barış ortamı Türkiye”yi ekonomik olarak uçuracak gelişmelere gebedir!..’
    İlgili olacağını düşündüğünüz herkese yollayın…önemli!!

    VATANINI MİLLETİNİ SEVEN BU YAZIYI HERKESE GÖNDERSİN

    BİLGİ PAYLAŞILDIKÇA BÜYÜR

  62. merve demiş

    ben sitesinizi bugün keşfettim güzel yazıların yanı sıra vatan hainleride gördüm bunu kımse anlamıcak ama TÜRKIYE TÜRKLERİNDİR VE ÖMUR BOYU ÖYLE KALACAKTIR BURDA VATAN HAİNLERİNE BEBEK KATILLERINE YER YOK BAZILARI ABD AŞIĞI AMA ONLAR YHİÇ MERAK ETMESİN AŞK GEÇİÇİ Bİ HEVESTİR ALEYNA KENDİNİ Bİ….. SANMA VATANIN SEVEN Bİ TÜRK OLARAK BOYUNUN OLÇÜSÜSNÜ ALMAYI İYİ BİLİRİZ NE OLACAK ABD AŞIĞI SİZİN GİBİLERE BURDA YER YOK SEN ZATEN İSTESENDE TERK EDEMEZSİN ÜLKESİNİ SEVENLER SENİ DIŞLAR ZATEN SEN TÜRK OLAMASIN GENLERİN KARIŞMIŞTIR DÜŞÜNDE İYİİİİİ ARAŞTIR ONDA SONRA KONUŞ YOKSA BİZDE SENİ Nİ BENZERTİRİZ TÜRK SEVGİSİ NEDİR GÖRÜRSÜN KENDİ ELİMLE TIRNAĞIMLA TOPRAĞIMIN KOKUSUYLA KAZIDIM BEN TÜRK TÜRKİYE SEVGİSİNİ KALBİME SİZİZN GİBİ İBNE LER KOLAY KOLAY SİLEMEZ UNUTMAYIN TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR YÜREKTEN TÜRKÜM DİYENLENRİNDİR BUNU BÜTÜN HAİNLER UNUTMASIN ABDNINDE ABD AŞIĞINDA ALAYIIIIIIIIINNNNNNNNNNAAAAAAAAAAA

  63. helin demir demiş

    TERÖR SKANDALI
    2 Mart 2008 tarihinde Avusturya’dan Almanya’ya geçerken yakalanıp tutuklanan “Rozerin” kod adlı PKK’lı Ayfer Kaya’nın serbest kaldığının ortaya çıkması, dikkatleri bir kere daha Alman hukukuna çevirdi. Adalet Bakanlığı Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesine göre iade anlaşması olan Almanya’ya 45 günlük yasal sürede Kaya’nın iade dosyasını göndermesine rağmen, Kaya’nın Alman iç hukukuna göre Türkiye’ye iade edilmediği belirtildi.
    Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıktıktan sonra Yunanistan ve İtalya üzerinden Kenya’ya kaçışı sırasında kendisine tercümanlık yapan PKK’lı Ayfer Kaya, daha sonra ortadan kaybolmuştu. 2 Mart’ta Avusturya’dan Almanya’ya geçerken yakalanan Kaya, gözaltına alınmıştı. Kaya’nın kendisinin aranan kişi olmadığını ileri sürmesi üzerine Alman İnterpolü Türk İnterpolüyle temasa geçmiş ve Ayfer Kaya’nın parmak izleri ve fotoğrafları Almanya’ya gönderilmişti. Parmak izleri ve fotoğrafların örtüşmesi üzerine Alman Tranustein Bölge Mahkemesi, Kaya hakkında tutuklama kararı vermişti. Üç aydır Münih’teki Neudeck Cezaevi’nde kalan ve hakkında “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla Kırmızı Bülten bulunan Kaya’nın serbest bırakıldığı bildirildi.
    Ayfer Kaya skandalından sonra Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın son Brüksel ziyaretinde 27 Mayıs’ta Avrupa Parlamentosu’nda yapacağı konuşma sırasında diplomatik krize neden olan PKK yöneticisi Ahmet kod Gülabi Dere’nin de AB ülkesi olan Yunanistan’dan “sığınmacı” statüsü kazandığı vurgulandı. PKK mensubu Ahmet Kod Gülabi DERE’nin salondan çıkarılmasının hemen ardından daha önce Kandil’de bulunan ve bilahare Brüksel’e gelen KNK üyesi bir bayan militanın salona dinleyici olarak sokulmasının da skandalın diğer bir aşamasını oluşturduğu kaydedildi. Ayrıca toplantı sonrasında başta Joost LAGENDİJK olmak üzere bazı AB milletvekillerinin G.Dere ile ikili görüşmelerde bulundukları aktarıldı.

    Türkiye’nin Kırmızı Bülten’le aradığı ancak Belçika’da rahatça dolaşan Dere’nin söz konusu statüyü Yunanistan’dan aldığı, böylelikle AB’nin “Üye ülkelerden sığınmacı statüsü alan kişilerin suçtan dolayı aranmalarına karşın iade edilmemesi” uygulaması sonucunda serbest kaldığı anlaşıldı.
    Babacan’ın, konuşması öncesinde salona girince, “O teröristi salondan çıkarmazsanız konuşmam” dediği Dere için, Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) Interpol Dairesi devreye girdi. Belçika makamlarına, Dere’nin neden yakalanıp iade amacıyla tutuklanmadığı soruldu. Belçika Interpolü ise, Ankara’ya, hakkında Kırmızı Bülten çıkarılarak tüm dünyada aranan Dere’nin Yunanistan’dan “sığınmacı” statüsü aldığını bildirdi. Böylece, bir PKK yöneticisinin AB ülkeleri dışına çıkmaması halinde rahatlıkla faaliyet gösterebileceği belli oldu.
    Bilindiği gibi, Başbakan’ın Aralık 2005’teki Kopenhag ziyaretinde de ROJ TV krizi yaşanmış, salondan ROJ TV muhabirinin çıkarılmaması üzerine, ERDOĞAN, ortak basın toplantısı yapmaktan vazgeçmişti.
    Ayfer Kaya ve Gülabi Dere olaylarıyla, Avrupa ülkelerinin Türkiye’nin istediği suçluları çeşitli nedenlerle iade etmediği bir kez daha gözler önüne serildi. En komik iade edilmeme nedeni ise Özdemir Sabancı suikasti zanlısı DHKP-C’li Fehriye Erdal için Belçika’dan geldi. Belçika, “Saldırı yarı otomatik silahla yapıldı, terör eylemi değil” şeklinde mantıksız bir açıklama yaparak Erdal’ı iade etmedi. Bunun dışında Türkiye’ye iade edilmeyen bazı önemli isimler arasında Dursun Karataş, Zübeyir Aydar, Yalçın Özbey, Yaşar Kaya ve Nurettin Güven’in yer aldığı açıklandı.
    Avrupa ülkelerinin terörle mücadelede, Türkiye’ye karşı açık bir iade krizi sergiledikleri görülüyor. Türkiye’nin ikili ilişkiler ve uluslararası ortak platformları kullanarak, ön yargılar ve tarihten beslenen bu krizi aşması gerekiyor. Tabii Avrupa da, teröriste sağladığı bu desteğin bir gün kendisine de zarar verebileceğinin farkına varmalı.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  64. helin demir demiş

    PKK’NIN ÇÖKÜŞÜ VE ABD-TÜRKİYE ARASINDAKİ SIKI İŞBİRLİĞİ

    Her geçen gün biraz daha taban kaybeden PKK’da, vazgeçmediği şiddet kullanma tehdidi ve ırkçı görüşleri nedeniyle yoğun kopuşlar yaşanıyor. TSK’nın sınır ötesi operasyonları sonucu iyice köşeye sıkışan örgütün sona doğru her geçen gün koşar adımlarla ilerlediği görülüyor.

    Tirajı günde 3.000 olan ve Bakü’de yayınlanan muhalefet eğilimli “Halk Cephesi” gazetesinin 4 Haziran 2008 tarihli sayısında, “Tural Rasimoğlu” imzasıyla yayımlanan bir yazıda; “TSK’nın, PKK terör örgütüne karşı operasyonlar düzenlediği ve PKK’lı teröristlerin Ermenistan’a, aynı zamanda Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarına yerleştiği şeklindeki haberlerin gündemde olduğu bir dönemde ABD’nin, PKK’yı, uyuşturucu kaçakçılığı yapan örgütler listesine eklediği” belirtiliyor.

    ABD’nin, terör örgütü PKK’ya karşı yeni enformasyon kampanyasına başlamasını tesadüfi bulmadığını bildiren siyaset bilimci Gabil Hüseyinli, PKK’nın Azerbaycan için de baş ağrısı olmaya başladığını vurgulayarak, “ABD,
    Türkiye ile birlikte PKK’ya karşı ortak mücadelede yeni bir adım attı. Daha önce Kuzey Irak’ın hava sahasını Türk savaş uçakları için açarak, Türk ordusunun Kuzey Irak topraklarına girmesine bir nevi izin vermişti. Ardından Kuzey Irak’ta bulunan Kandil Dağındaki PKK kamplarını hem savaş uçakları bombaladı, hem de karadan operasyon düzenlendi. Son dönemlerde bu operasyonlar aralıksız sürdürülüyor. Artık PKK, çökme aşamasına gelmiş durumda. Örgüt yönetiminde çekişmeler ve silahlı çatışmalar yaşandığı bile söyleniyor. Parçalanmakta olan PKK’lıların bir bölümü Kuzey Irak’ta yakalanıyor, takip ediliyor” şeklinde görüş bildiriyor.

    PKK’nın çeşitli örgütlerle bağlantısıyla ilgili bilgilerin arttığının ifade edildiği haberde; “Uluslararası terörü bir numaralı düşmanı ilan eden ABD’nin, hem terörün PKK kanadına karşı mücadele ettiği, hem de devletin güvenliğine hizmet eden çalışmalar yürüttüğü, son dönemlerde Türkiye ile ABD arasında stratejik işbirliğinin çok geliştiği, Washington’un, PKK ile mücadelede Türkiye’ye acil yardımda bulunmaya başladığı,. ABD’nin, Irak’taki sorunları çözmek için Türkiye’nin desteğine büyük ihtiyacı olduğunu bildiği” kaydediliyor.
    Terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin öneminin her fırsatta gündeme geldiği bir dönemde, ülkelerarası ilişkilerin olumlu yönde sürmesi memnuniyet verici bir gelişme olarak gündeme yansıyor. Ülkelerin terörizmle mücadelede olumlu adımlar atarken, terörün bir gün kendilerine de zarar verebileceğini düşünerek hareket etmeleri ve duyarlılıklarını bu yönde geliştirmeleri gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  65. helin demir demiş

    PKK’NIN SAĞLIK YALANI

    ABD ve AB üyesi ülkeler tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK’nın Avrupa’daki açık toplumdan ve özgürlüklerden faydalanarak, haraç, uyuşturucu, insan kaçakçılığı, kadın ticareti, sahtecilik ve diğer örgütlü suçlarla elde ettiği kaynağı farklı ülkelerdeki bağlantılarını kullanarak akladığı, medya sektöründeki yan kuruluşlarında ve Irak’taki örgüt mensuplarına silah alımında kullandığı biliniyor. Bu arada PKK’nın kendi mensuplarına karşı da “kullan-at” taktiği uyguladığı, insanlara değer vermediği ve işi bitenleri eritmeye yönelmek için her türlü alengirli işleri denediği söyleniyor.
    Terör örgütü PKK’nın yaralı teröristleri ”çok masraflı oluyor” diye doktor olarak tanıttığı hasta bakıcıya tedavi ettirdiği ortaya çıktı. Terör örgütünden kaçan ve daha önce hasta bakıcılık yapan F.G, ”Fehman Hüseyin’in talimatıyla kendimi örgüt üyelerine doktor diye tanıttım” dedi.

    PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan ve hakkında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10 yıla kadar hapis istemiyle dava açılan tutuklu sanık F.G’nin, herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim olduğu gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak, serbest bırakılmasına karar verildi.

    F.G, duruşmada yaptığı savunmada, 2006 yılında katıldığı terör örgütünden 2007 yılında kaçtığını söyledi. Terör örgütündeyken askeri ve siyasi eğitim aldığını, ancak herhangi bir silahlı eyleme katılmadığını bildiren F.G, ”Ben örgütte iken M.G. ile tanıştım. Aramızda duygusal bağ oluştu. Birlikte kaçmaya karar verdik. Örgütten aşık olduğum kızla birlikte kaçtık. Onun hakkında başlatılan soruşturma halen sürüyor” şeklinde konuştu.
    İfadesinde, Fırat Üniversitesi (FÜ) Tıp Fakültesi Hastanesi acil servisinde 1999-2001 yılları arasında hasta bakıcı olarak çalıştığını ve daha sonra askere gittiğini kaydeden F.G, ”Örgüte katıldıktan sonra benim sağlık konusunda tecrübem olduğundan, beni sağlık ile ilgili bölümlerde çalıştırdılar. Benim görev yaptığım üniteye yaralanan örgüt mensupları getiriliyordu. Bunların bir kısmı Erbil’deki hastanelere nakil olarak gitmek istiyordu. Çünkü kamplardaki tedavi düzeyi yeterli değildi. Bu yönde örgütün bir hayli para harcadığını duymuştum. Sorumlumuz ‘Bahoz’ kod adlı Fehman Hüseyin, bir gün beni çağırdı ve ‘Sen kendini bundan sonra doktor olarak tanıtacaksın ve mümkün olduğu kadar tedaviyi burada sonuçlandıracaksın. Hastaneye sevk büyük masraflara neden oluyor. Buna engel olacaksın’ dedi. Ben de mecbur kalarak aldığım talimatla kendimi doktor olarak tanıttım. Belli ilaçları verdim.” dedi.
    Terör, insanlığa karşı işlenen bir ihanet suçudur. Nefes aldığımız her gün yeni katliamlara devam ederken, öte yandan Kürt ve Türk halklarının barış ve kardeşliği için çalıştığını savunmak ne ölçüde güvenilir bir tutumdur? Örgüt, bu suçu, yine Kürt ve Türk halkına karşı işlemekte, halklara ihanet etmektedir. Barış ve huzur dolu günler de, ancak bu ihanetin son bulması ile mümkündür.

    Helin Demir helindem@mynet.com

  66. cabir ürer demiş

    elif bacım yanlıslık olmus hata olabilir cabir misin nesin deil sadece C A B İR bilmiyosan soyleyım adım sahabe efendilerimizden adı CABİR BİN ABDULLAH(a.s) tan gelmedir

  67. elif demiş

    ben sana adının nerden geldini sormadım adın güzelmniş ama yazarken dikkat et ALLAH büyük yazılır bunu ututma sahabenn adını büyük yazıyonda onların yaratıcısını niye küçük yazıyon dedim sadece bana senn oı savunduğunb kişiler çok kimse tarafından savunuluyo ewt kimse benm senn ananım bacını basartüsüne karışamaz ama o basartüyü savunup arkaya saklann hainler ülkeyi satıyo ve gencecik beynleri din kitalarıyla karıştırıyo biz daha neye güveneceğiz okulda bile yalan kitaplar kime inanalım hayat hep vuruyo yeter ülkeyi satılar yarısını uyan EY TÜRK GENÇLİĞİ atann toprağına sahipi çık gidiyo din gidiyo bayrak türk bayrağı tek türklügün simgesi değil islamın simgesidir o bayrak indiği an dünyada islam bitmiştir artık biribirimizi anlayalım ortak şeyi savunuyoruz BAYRAK VE DİN daha ne işte bu ama bazıları çok güzel oynuyo bizle uyanma vakti,geldi atan için bayrağın için ve dinin içn artık geldi ılımlı islam diye kandirilıyoruz bizden peygamberi ve kitabı silmemizi istiyolaer inNMAYALIM YETER BİZLE OYNADIKLARI YETER UYANNN TÜRK GENÇLİĞİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİİ

  68. Teke tek programında ‘Atatürkü sevmiyorum’ diyen Türkçe konuşan vatan hainlerine!!
    sana ve senin gibilerede sev diyen yokki,Atatürkü sevmek için önce özüyle sözüyle namusuyla şerefiyle ,hiçbir ülkenin boyunduruğu altına girmek arzusuyla yanıp tutuşmayan(yaşadığı ülkenin nimetlerinden faydalanıp,bunları kimlere borçlu olduğunu bilmeden abuk sabuk,ne idiği belirsiz kişiler değil)Türk olmak gerekir.Sen O değilsinki Atatürkü sevesin,sana orda humeyniyi seviyorum diyenlerin verdiğinin iki katını versek sen Atatürkü’de,seversin herhangi birinide.
    Milli Değerlerini Bilmeyen Milletler,Başka Milletlere yem Olurlar.M.Kemal ATATÜRK..
    Nasıl,ne güzel değilmi, 80 sene önce, tam Kevser Çakır ve Nuray Bezirgan ve onun gibiler için söylenmiş gibi sanki. Selamlar/Mustafa Öztürk

  69. helin demir demiş

    HPG’DEN ŞOK EDİCİ AÇIKLAMA!
    PKK’nın 2003 yılındaki askeri konsey toplantısında kurulan ve özel kuvvetler içinde yer alan TAK, PKK içerisinde faaliyet göstermesine rağmen, tamamen bağımsız bir yapı gibi gösteriliyor. Kürdistan Özgürlük Şahinleri adıyla bilinen ve yaptığı eylemler PKK tarafından üslenilmeyen bu terör oluşumlarının fikir babası ve onay merciinin, Cemil Bayık ve Duran Kalkan olduğu söyleniyor. Esasen TAK’ın şimdiye kadar gerçekleştirdiği eylemlerle kanlı bir terör örgütü olduğunu kanıtladığı anlaşılıyor. Bombalı saldırılardan medet uman ve sabotaj eylemleri ile terörist kimliğini kanıtlayan TAK’ın internet sitesinde, nasıl bomba yapıldığına dair açıklamaların yer alması, neyi amaçladığını açıkça gösteriyor.
    Halk Savunma Güçleri (HPG) olarak adlandırılan PKK’ya bağlı silahlı grubun içerisinde ise Suriye uyrukluların oldukça etkin olduğu biliniyor. PKK’nın dağ kadrosunda sayıları 1100-1300 arasında değişen Suriye uyruklu bulunuyor. PKK’nın silahlı kanadı HPG’nin üst düzey yöneticilerinden birisi olan, aynı zamanda Türkiye içinde büyük şehirlerde eylemler gerçekleştiren Kürdistan Özgürlük Şahinleri’nin (TAK) sorumlusu Suriyeli Fehman Hüseyin ve diğer Suriyeli üst düzey komutanlarla PKK’nın Türkiye kökenli yöneticileri arasında zaman zaman iktidar savaşı yaşandığı da Kürt haber sitelerinde yer alıyor.

    Bütün bunların yanında bölgeyi ve örgütü yakından bilenler, PKK’nın son günlerde Hakkari, Van ve İran’da çok sayıda militanının ölmesinin kendi içinde yaşadığı Suriyeli-Türkiyeli kutuplaşmasını derinleştirdiğini belirtiyor. İran’da bir mağarada öldürülen militanların örgüt içi infaza kurban gittiği kuşkusu yayılırken, Suriyeli Fehman Hüseyin’in örgütün silahlı güçlerinin başında olması nedeniyle bu olaylardan sorumlu tutulduğu ifade ediliyor. Aynı kaynaklar, Murat Karayılan ile Fehman Hüseyin arasında silahlı çatışmanın olmadığını fakat, Türkiyeli militanların örgütün silahlı güçlerinin başından Hüseyin’in alınmasını istediğini vurguluyor.

    Durum böyle iken Kürtçü çevrelerden ve güvenilir kaynaklardan elde edilen haberlerde; HPG’nin, TAK’ın yapmış olduğu eylemleri tasvip etmediği hususu gündeme bomba gibi düşüyor. HPG, TAK’ın aşırıya kaçan ve sivillerin canına kast eden eylemlerini onaylamadığı, eğer belirli bir amaca ve siyasete hizmet etmeyecekse örgütsüz ve kontrolsüz bir savaşın hiç kimseye faydası olmayacağı açıklamasını yapıyor. HPG’nin bu şok edici açıklamasının ardından TAK çevrelerinde şaşkınlık yaşandığına ve açıklamanın TAK içerisinde sorunlar yaratabileceğine, dikkat çekiliyor.
    Diyarbakır’da 3 Aralık 2007 tarihinde askeri araca yönelik düzenlenen bombalı saldırı eyleminden sonra HPG tarafından yapılan açıklamada, olayın araştırıldığı, sivillere zarar verilmek istenmediği şeklinde bir özeleştiri yapıldığı, yine Murat Karayılan imzasıyla örgüt kadrolarına yönelik yayınlanan “HPG’nin Tüm Komuta ve Savaşçı Yapısına” başlıklı talimatta (15 Kasım 2006) eylem yapmakta ısrarlı olan ve PKK’yı güç durumda bırakan HPG kadrolarına yönelik olarak özeleştiri uygulamasının başlatılmasının istendiği hususları göz önüne alınırsa, HPG’nin bugünlerde TAK hakkında yaptığı açıklamanın mahiyeti anlaşılabiliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  70. anti tayyip demiş

    öncelikle site admini ve sitenin yapımında görevli tüm arkadaşları tebrik ederim iyiki varsınız canım vatanım her köşesinde kanı bulunan bu milletin onurunu bu kadar kolay ayaklar altına almak kolay değil.biz oldukça her şekilde buna tepkimiz gösterceğiz.anti tayyipçi bir hareketin içerisinde bulunmak için tam zamanı.bu şanlı vatanımı satıpta kendine pay çıkarmaya çalışan birde hiç bir şey olmamış gib bunları savunanlar akılsızdır.

    öyle bir hamalsınki boynundaki tasmayla
    dönde bak tarihine sayfaları yazılmış vatan kanıyla
    koyunluk yeni moda sürünün çobanı tayyip
    sende göreceksin gününü güvendiğin partin bitik!!

  71. helin demir demiş

    TERÖR BATAĞINDAN KURTULANLAR

    Terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan biri kadın 3 terörist, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakıldı. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki 3 ayrı duruşmada, örgüt üyeleri, örgüte katılış nedenleri, örgütte bulundukları sürede yaşadıkları ve kaçış nedenlerini bütün detaylarıyla mahkeme heyetine anlattı.

    “Terör örgütüne 2005 yılında bazı kişilere olan borçlarından dolayı katıldığını” belirten PKK’lı C.B, ”Sağa sola olan borçlarımdan dolayı ailemden habersiz Irak’ın kuzeyine geçiş yaptım. Mahmur kampına kadar gittim ve orada örgüte katıldım. Örgütte bulunduğum sürede askeri ve siyasi eğitim aldım. Hiçbir silahlı eyleme katılmadım. Annem bana ‘Yaptığın doğru bir iş değil. Bize yakışmıyor’ dedi. Annemin sözleri beni çok etkiledi. Bir gün radyodan pişmanlık yasasıyla ilgili bir haber dinledim. Daha sonra kaçmaya karar verdim. Beni kaçmaya annem ikna etti.” şeklinde konuştu.

    Diğer terörist F.A. ise 2005 yılında İstanbul’da inşaat sektöründe çalıştığı sırada amcasıyla aralarında yaşanan tartışma nedeniyle terör örgütüne katılmaya karar verdiğini, kendisini Van’dan İran’a kaçakçıların götürdüğünü söyledi. ”İran’dan Irak’a geçtim. Orada örgütün kamplarında askeri ve siyasi eğitim aldım. Lojistik faaliyetlerde bulundum. Gerçeklerin farkına vardıktan sonra kaçmaya karar verdim. Önce IKDP’ye, ardından da Türkiye’ye teslim oldum” diyen F.A, “Yaşadıklarından dolayı büyük pişmanlık duyduğunu” vurguladı. Mardin E Tipi Kapalı Cezaevinde tutuklu sanıklardan kadın örgüt üyesi G.K. ise duruşmaya katılmadı.

    Mahkeme heyeti, haklarında ”terör örgütü üyesi olma” suçundan 10′ar yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar C.B, F.A. ve G.K’nin herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakılmalarına karar verdi.

    Bu arada Şırnak’ta PKK’lı 8 teröristin güvenlik güçlerine teslim olduğu bildirildi. Terör örgütü PKK kamplarından kaçan teröristlerin silahsız geldikleri, Verimli Jandarma Karakoluna sığındıkları, etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları için ifadelerinin incelenmesi gerektiği belirtildi.

    Öte yandan PKK’lı bir teröristin daha Güroymak İlçe Jandarma Komutanlığına teslim olduğu kaydedildi. Bitlis Valiliğinden yapılan yazılı açıklamada, terör örgütü PKK mensubu İ.E’nin, Güroymak İlçe Jandarma Komutanlığına gelerek silahsız ve teçhizatsız teslim olduğu, etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilirliği açısından sorgulamanın sürdüğü belirtildi.
    Türkiye’nin terörle mücadelede “Kucaklayıcı yumuşak gücün” kullanımı sonrasında kalpleri ve beyinleri kazanma noktasında, doğru yönde yol almaya başladığı görülüyor. Kucaklayıcı-yumuşak gücün akılcı kullanımının gerçekleştirilmesi ve süreklilik arz etmesi halinde ise PKK terör örgütüne karşı daha fazla başarı elde edilmesinin kaçınılmaz olacağı düşünülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  72. helin demir demiş

    PKK BİR KEZ DAHA TERÖR ÖRGÜTÜ İLAN EDİLDİ

    Dünyada yaşanan değişim sürecini takip etmek, gereken tedbirleri almak, her ülkenin en başta gelen sorumluluğudur. Dünya barışını tehdit eden unsurlara ve faaliyetlere karşı ülkelerin ve uluslararası örgütlerin el ele vermesi en etkili yol olacaktır.
    Buna ilişkin son örnek, PKK’ya karşı kararlı tutumunu sürdüren Kırgızistan’ın Bişkek kentinde “Pervomaısky Bölge Mahkemesi”nin PKK’yı terör örgütü olarak ilan etmesidir. Kırgız toprakları üzerinde devlet bütünlüğüne tehlike oluşturan illegal faaliyetlerde bulunduklarına işaret edilen PKK’nın Başsavcılık Ofisi tarafından terörist ilan edilmesi talebinde bulunulduğu kaydedildi. Mahkemenin, duruşmalarda konuşan Kırgızistan Devlet Güvenlik Teşkilatı uzmanlarının, “PKK üyelerinin Türkiye ve Irak’ta terör faaliyetinde bulunduklarına” dair bilgiyi dikkate alarak, örgütün kapatılmasına karar verdiği bildirildi. Devlet Güvenlik Teşkilatı´ndan yapılan açıklamalarda, “PKK ve radikal islamcı örgütlerle bağlantılı çalışan kongre üyeleri Kırgızistan’ın devlet güvenliği için büyük tehlike oluşturuyorlar. Örgüt liderleri Kırgızistan’da yaşayan Kürtler arasından terör faaliyetinde bulunacak kişileri seçerek Türkiye’nin Bişkek’teki diplomatik ve ticari temsilciliklerini öncelikli hedef olarak belirlemişlerdi” ifadeleri yer aldı.
    Doğu Türkistan Kurtuluş Örgütü, Doğu Türkistan İslami Hareketi, Hizb ut-tahrir, El kaide ve Taliban hareketinin 2003 ve 2006 tarihlerinde terör örgütleri olarak tanındığı ve Kırgızistan içinde faaliyette bulunmalarının yasaklandığı belirtildi.
    Kırgızistan’ın gerek Türkiye’nin terörizme karşı yürüttüğü mücadeleye verdiği destek, gerekse uluslararası ve bölgesel çalışmalara etkin katılım sağlamaya yönelik çabaları göz önünde bulundurulduğunda, Kırgızistan ile ikili ve çok taraflı temelde terörle mücadele alanında mevcut işbirliğimizin pekiştirilerek sürdürüleceğine inanılmaktadır. Uluslararası terörizm, organize suçlar ve uyuşturucu maddelerle bunların katkı maddeleri ve benzerlerinin kaçakçılığı ile diğer tiplerdeki suçlarla mücadelede işbirliği anlaşmasının ilgili ülkeler tarafından etkin bir şekilde uygulanmasıyla, teröre karşı verimli sonuçlar alınabileceğini düşünmekteyim.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  73. mehmet demiş

    En büyük vatan haini bu siteyi kuranlardır. Bu şekilde propaganda yapıp islamiyet karşıtı yazılar yazarak en büyük ayrımcılığı yapanlar kendileridir. Merak ettim solcu kesimden hiçmi vatan haini yok bankaları soyanlar vatan haini sayılmıyo onlar vatan için çalıyolar dimi. verilen isimler markalar hep islami kesimden 100 yıl öncesine kadar osmanlı devleti vardı ve tamamen islamiyetin kurallarıyla yönetiliyordu bu ülke ne çabuk unuttunuz atalarınızı ama yok pardon sizin atalarınız kimbilir kimlerdir. Size göre bir insan vatanını, bayrağını ve aynı anda islamiyeti sevemez.istediğiniz kadar propaganda yapın sadece kendinizi kandırıyorsunuz herkes yolunu çizdi artık kanmaz kimse size. sizin gibi misyonerlere inat ölene kadar VATANIMADA, AYYILDIZLI BAYRAĞIMIDA ve ALLAH’IMADA ölene kadar bağlı yaşıyacam…benim gibi düşünen milyonlarca kişi var siz istediğiniz kadar paralayın kendinizi. bu ülkeyi bölmeye gücünüz yetmeyecek…ve bunuda bilin bu şekilde misyonerliğinize devam ettikçe bizim duygularımızın düşüncelerimizin çok daha sağlam olmasını sağlıyorsunuz.

  74. helin demir demiş

    PKK’YA BİR DARBE DE DİYARBAKIR’DAN!

    Uyuşturucu ticaretinde etkin olmaya çalışan terör örgütü PKK, uyuşturucudan sağladığı gelirle finansman krizini aşmaya çalışıyor. Bununla birlikte, Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de narkotik ekipleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlar sonucunda, terör örgütünün eroin ticaretine ağır darbe vurulurken, yakalanan uyuşturucu taciri PKK mensupları da yargı önünde hesap veriyorlar.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlerde Diyarbakır’da son yılların en büyük hint keneviri operasyonunun gerçekleştirildiği belirtiliyor. Yapılan bu operasyon neticesinde PKK’nın uyuşturucu pazarının yıkıldığı vurgulanıyor.

    Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı tarafından Lice-Hani ilçelerinde PKK’ya yönelik sürdürülen operasyonda arazi arama ve tarama faaliyeti yapılırken, 75 tarlada PKK terör örgütü tarafından ektirildiği tespit edilen 28 milyon 537 bin 29 kök hint keneviri ile birlikte teröristlerce kullanıldığı değerlendirilen bir barınakta 73 kilogram toz esrar maddesinin ele geçirildiği kaydediliyor.

    Hint keneviri bitkisinden elde edilecek esrarın piyasa değerinin yaklaşık 513 milyon 755 bin YTL olduğu, öte yandan Hani ilçesine bağlı Kabala, Dereli ve Kaledibi köylerinde bulunan tarlalarda 5 milyon 21 bin 662 kök olmak üzere toplam 28 milyon 537 bin 29 kök hint keneviri bitkisi, 28 milyon kök keneviri bitkisinin tahmini olarak 15 bin ton esrar yapımında kullanılmak üzere ekildiği bildiriliyor.

    Ele geçirilen hint kenevirleri imha edilirken, PKK’nın uyuşturucu trafiğine de ağır bir darbe indirilmiş oluyor.

    Birçok uluslararası raporda ve teslim olan teröristlerin ifadelerinde de finans kaynağı olarak uyuşturucu ticareti yaptığı belirlenen PKK terör örgütünün güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde icra ettiği sınır ötesi ve yurt içindeki operasyonlarda yediği ağır darbeden sonra bir darbe de uyuşturucu ticaretinden aldığı görülüyor.

    Uyuşturucu kaçakçılığının, kökleri birçok ülkeyi sarmış sistemli ve organize bir suç olduğu kanıtlanmışken, geleceğimiz olan çocuklarımızı zehirleyen terör ve organize suç örgütlerine karşı mücadelede başarının, uluslararası işbirliğinden geçtiği bir kere daha kanıtlanmış oluyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  75. helin demir demiş

    BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?
    Terör örgütü PKK içerisinde yaşanan antidemokratik uygulamalar teslim olan veya örgütten kaçanlar tarafından şimdiye kadar çeşitli defalar gözler önüne serildi. Teröristlerin itirafları sonucu, PKK´nın çirkin yüzü her seferinde bir kez daha su yüzüne çıktı. Son olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı internet sitesinde terör örgütü PKK hakkında bilgi verilirken, bilinmeyen bazı konular “Bunları Biliyor muydunuz?” başlığıyla yayımlandı. Terör örgütünün kendi içerisinde yaşadığı hesaplaşmalarda, militanlarına çok acımasız davrandığı ve vahşi yöntemler uyguladığı bildirildi.
    İnternet sitesinde, terör örgütü PKK’da yaşanan iç hesaplaşmalar, çelişkileri ve militanlarına verdiği değer ortaya konuldu.
    Terör örgütü PKK hakkında ortaya konulan bazı tespitler;
    “Örgüte katılarak aç, susuz, sefalet içerisinde faaliyet gösterirken sağlığı bozulan militanların tedavilerinin yaptırılmayarak ölüme terk edildikleri veya intihar türü eylemlere gönderilerek ölüme zorlandıkları,
    -Örgüt içerisindeki kadın militanların erkeklerin zevk aracı olduğu, erkek militanların da homoseksüel ilişkilere girdikleri, örgütte kısa bir süre de olsa kalan genç kızların istemedikleri ilişkilere zorlandıkları, direnenlerin de ajan, provokatör ve iş birlikçi iddiasıyla öldürüldükleri,
    -Örgüte katılanların ömrünün fazla olmadığı, 3-4 yıl yaşayanların sayısının çok az olduğu, onun için sorumluları hariç örgüttekilerin yaş ortalamasının 18-20 civarında bulunduğu,
    -Örgütten kaçmanın çok zor olduğu, kaçıp da yakalananların örgüt tarafından çoğunlukla öldürüldükleri, örgütten kaçıp kurtulma girişiminde bulunan veya örgüte uyum sağlayamayanların üzerinde naylon yakma, buz üzerinde bekletme, aç susuz bırakma ve örgütten dışlama şeklinde cezalandırıldıkları,
    -Yurt dışındaki ve yurt içerisindeki yandaşlarına kardeşlik, barış, sevgi ve hoşgörüden bahseden terör örgütünün, özellikle kendi kadrolarında duygusal ilişkiye giren ve evlenmek isteyenler hakkında ölüm emri verdiği” şeklinde sıralandı.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  76. helin demir demiş

    ALMANYA’DAN PKK’YA DARBE

    AB tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK’nın, “şiddeti tırmandırmaya” yönelik çabalarına izin vermeyen ve terörizmle mücadelede başarının ön koşulunun, “küresel işbirliğinden” geçtiği gerçeğini unutmayan Almanya’nın PKK’ya yönelik kararlı tutumu devam ediyor.

    Almanya İçişleri Bakanlığı’nın, terör örgütü PKK’nın yayın organı olan Roj TV’nin Almanya’da herhangi bir faaliyette bulunmasını yasakladığı bildirildi.

    Bakanlıktan yapılan açıklamada, İçişleri Bakanı Wolfgang Schaeuble’nin, Danimarka’da yayın yapan Roj TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerini 19 Haziranda yasakladığı belirtildi. Açıklamada, yasağın, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılmasına ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulabilmesine imkan verdiği kaydedildi. Roj TV’nin Almanya’da faaliyetleri 1993 yılında yasaklanan PKK’nın propaganda televizyonu olduğu ve uydu üzerinden Almanya’da da yayın yaptığı hatırlatılan açıklamada, örgütün sözcülüğünü yapan bu yayın organının bir anlamda bugüne kadar PKK’nın faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olduğu ifade edildi. Söz konusu yayın kuruluşunun, örgütün şiddete başvurmasını desteklediği ve Türkiye’de saldırılar düzenlemek için üye bulmaya çalıştığı kaydedildi. ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluş hakkında da 2007 yılının Eylül ayından bu yana soruşturma yapıldığı belirtilen açıklamada, bu çerçevede 7 Mayıs 2008 tarihinde çok sayıda büroda ve çalışanın evinde arama yapıldığı vurgulandı. Aramaların ağırlık noktasını Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin oluşturduğu bildirilen açıklamada, yasak kararlarının 19 Haziran 2008 tarihinde
    Danimarka ve Wuppertal kentinde bulunan kuruluşlara iletildiği belirtildi.

    Almanya’nın PKK konusundaki tutumu ve kararlılığının, diğer Avrupa Birliği üyesi ülkelere de örnek olması umut ediliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  77. abdullah demiş

    dindar insanları vatan haini gibi göstermek çok ayıp ve objektif deil bu sitenin objektif olduğunu asla dsünmüorum dindar yayınları gazeteleri karalama kampanyası var burda akp yi karalama kampanyası bu siteyi kınıyorum

  78. semih demiş

    abdullah her dindar vatani icin iyi degildir misal belki usame bin laden de dindar biri gibi gorunuyor ama o kadar insanin olumune neden oldu sen nasil simdi savunabilirsin bu adami bana musluman diye seninkide aynı hesap biraz mantikli dusun bu dindar gozuken kisiler yada yayınlar neden kapatiliyorlar sonucta yargidaki hakimlerimizde en az senin kadar muslumanlar neden biliyomusun cunku dini kullaniyorlar bi arkadas soylemisti sonuna kadar haklı nasil bir simitci simit kazanarak gecimini sagliyorsa .kendine islamci diyenlerde islami satarak para kazaniyolar

  79. Mustafa Öztürk demiş

    Dindar insanlar vatan haini gibi gösteriliyormuş,ddiyebilen bakar gözlü körlere,birşeyler söylemek istiyorum.
    1)Dindar denilen kişilerin listesini bir gösterelim ve onların önce analizini yaopalım.

    Şimdikiş hükümetin başındakilermi,10 sene önce RTE nın dünürlerinin durumuna bir bakalım,birde şimdi,milyar dolarlar dönüyor ortada,kimin parası,fakir fukaranın,bunun neresi islamiyetle bağdaşıyor.İETT arazisi olayı bedavaya kapatıldı ,sonuç sıfır,uydurmalık bir arap şirketi gösterildi,falan.Müdür yardımcısı işten atıldı şimdiki hükümet tarafından,neden görevini namusuile yerine getirmek istediği için. Bunun gibi yüzlerce örnek.
    2)Bunların abileri Necmettin Erbakan,nerde şimdi,evrakta sahtekarlıktan birsene,cennet gibi bir yerde tatil cezası,ooh ne güzel.Avrupada sadece 4 Milyar Euro Kombasan tarafından din adına milletin cebinden çalındı,sonrada bilinen son iflas,yönetim kurulunda kimler var kurucuları kimler,adres Altınolukta bitiyor.
    3)Kemal Unakıtan,eski albaraka yönetim kurulu başkanı,tam yerine oturtmuşlar,Ülkede satmadık yer kalmadı ,Oğlu,kızı,sülalece dolar milyarderi,kimin parası ,fakir fukaranın vergisi,helalmı,HELAL,
    Daha anlatayammı,anlatsam yaşlanırsınız,ben görerek yaşlandım,bari bakar körlere,yardımcı olayım diyorum.Allah adına tüyü bitmemiş yetimin ,fakir fukaranın,asgari ücretin,günde 12 saat üzerinden 400 lira olupda,çalışmaya mahkum olan zavallı milletin verdiği vegilerden,çalanları vatan haini olarak göstermek,ayıp ise, biz burada o ayıbı bu Milletle hergün paylaşacağız.Çünkü Biz bu Ülkeyi seviyoruz.

  80. elif demiş

    mustafa öztürk çok güzel yazmışsın birileri dini kullanarak bazı makamlara gelmiş din çocuk oyuncağı değildir birileri dini kullanıp makam kazanırken birileri evlerinde bile dinini yasaması engelleniyo küçücük çocukların aklı karıştırılıyo kabul edilmesede okullarda bile bu geçerli.Din kitaplarına artık güvenmiyorum çünkü kelime-i şahadet bile olmayan kitaplara kim güvene bilir bu ülkede susanlar hep doğruyu söyleyenlerdir. Kimileride susturulmuştur masumlar suçlu durumdadır suçlular ise baş tacı ……..Yeter ya uyan TÜRKİYE şayet uyanmassa ülken gidecek elinde bişe kalmıcak doğacak masum çocuklara ne hesap vericen ondan sonra o çocuklar abd itliği yaptığında sen ne diceksin anasına bacısının namusuna geçildiğinde bişe yapamadığnda ne diceksin artık susma türkiye gör gerçekleri yoksa ne ülke kalacak NE BAYRAK NE DİN NEDE NAMUS köleleşiyoruz gün geçtikçe unuttuğumuz şeyler var biz batıda rahat uyurken doğuda aç yatan masum çocuklar var niye açlar paraları yok onların suçu ne kürt olmakmı hayır suçu bizim gib cani insanların arasında doğması doğuya bakın çünkü yakında batıda ki çocuklarda onlar gibi olucak en acısıda hepsi böle giderse abd kölesi olucak izin vermeyelim buna onlar bizim geleceklerimiz ama biz bugünümüze kendimize sahip çıkamazken yarınımıza o çocuklara nasıl sahip çıkıcaz bilmiyorum ama artık fedekarlık zamanı.Bize verilen bugünü biz kendimimz yıktık ama onlar yarınınnı yıkmayalım yapalım bi kere olsun kendimizden vaz geçelim atalarımız kendinden vaz geçtiği gibi şimdide VAZ GEÇME SIRASI BİZDE GELECEĞİMİZ İÇN

  81. helin demir demiş

    PKK’DA YAŞANAN KRİZ

    Darbe üstüne darbe alan PKK’da tam bir kriz yaşanıyor. Örgüt mensuplarının kaçmak için fırsat kolladıkları, yıllarca PKK’nın anlamsız şiddetinden rahatsız olan PKK’lıların psikolojik bunalıma girdikleri, hatta içlerinden bazılarının Irak’taki hastanelerde psikolojik tedavi gördükleri bile söyleniyor.

    Örgüt içerisinde hırsızlık olaylarının yaşandığı, örgütün Kuzey Irak’ta bulunan depolarından gıda maddelerinin çalındığı, söz konusu hırsızlık olayını gerçekleştiren kişi ya da kişilerin bulunması yönünde talimat verildiği, Mahmur kampında örgüte ait malların çalınarak satıldığı, çözümsüzlük yaşandığı için dedikoduculuğun geliştiği, moral ve güvenin kalmadığı kaydediliyor. Bu arada Behdinan alanında örgüte ait bir cephaneyi satan bir PKK mensubunun da infaz edildiği, alınan haberler arasında.

    PKK içerisinde verilen örgütsel eğitimlerde de tam bir kopuşluk, düzensizlik ve hakimiyet kuramama gibi yetersizlikler yaşanıyor. Örgütün geçmiş dönemlerde amacının sözde bağımsız Kürdistan kurmak olduğu, ancak içinde bulunulan dönemde bu amacından vazgeçtiği, resmiyette görev almama ama fiiliyatta her şeye hakim olma şeklinde bencilliklerin hakim olduğu, bireyciliğin çok fazla hüküm sürdüğü, eleştiri adına olumsuz düşüncelerin yaygınlaştırıldığı, kadrolarda negatif üslupların bulunduğu, hiç kimsenin birbirine saygısı kalmadığı, örgüt mensuplarının örgüt paralelinde yayın yapan kanalları izlemek yerine diğer televizyon kanallarını seyrettikleri, sürekli olarak mercimek ve kuru fasulye yenilmesinden şikayetçi oldukları gibi görüşler gündeme getiriliyor. Örgüt mensupları arasında düzenlenen toplantılarda da, “Abdullah Öcalan’ın kendi çizgisini okuduğu veya yazdığı kitaplarla oluşturamayacağı, kendisine halk önderi denilemeyeceği, kadrolardan duyulan ‘Önderliği esas alıyoruz’ şeklindeki söylemlerin ise sadece sözle sınırlı kaldığı çünkü Abdullah Öcalan’ın bireyciliği esas aldığı için benimsenmediği” konuşuluyor.

    PKK içerisindeki bu çalkantılar devam ettiği sürece örgütün gelecek günlerde daha da fazla karışacağı düşünülüyor. PKK, kendi kazdığı kuyuya kendisi düşerken, mensuplarının da bu çıkmazdan kendilerini ayrıştıramayacakları, girdaba sürüklenecekleri değerlendiriliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  82. helin demir demiş

    ULUSLARARASI TERÖR SUÇLULARININ İADESİ

    Türkiye çevresine barış, istikrar, demokrasi, ve hoşgörü yansıtmak için büyük çaba içinde olan bir ülke durumundadır. Bu durum yoğun emek, sabır ve enerjinin aynı anda bir çok noktada odaklaşmasını gerektirmektedir. Türkiye’nin bu yöndeki istek ve gayreti yıllarca savunduğu ilkelerden, coğrafyasından ve bilinen tarihi gerçeklerden kaynaklanmaktadır. Türkiye’nin uyguladığı dış politika, hem yaşadığı özel coğrafyadaki jeostratejik, ekonomik ve kültürel gerçeklere, hem de Büyük Atatürk’ün koyduğu barışçı ilkelere dayanmaktadır.

    Bölge barışını, hatta dünya barışını tehdit eden terörizmin, etnik, ideolojik veya dini düşüncelerden kaynaklansa bile, sonuçları itibariyle global bir nitelik taşıdığı açıktır. Bugün uluslararası toplumun terörizme gereken etkinlikle reaksiyon gösterdiğini söylemek mümkün değildir. Ancak, birçok ülkede terörle mücadele konusunda mesafe alınmaya başlanmıştır. Türkiye bu konuda tüm ülkeleri hassas olmaya çağırmakta ve ülkelerden dolaylı da olsa terörü destekleyici hatalar yapmaktan kaçınmalarını talep etmektedir.

    Terörizmle mücadelede hassasiyetin had safhaya çıktığı bir dönemde Türkiye ve ABD Adalet Bakanlıkları’nın, uluslararası terör suçlularının iadesi konularında yaşanan sorunların görüşülmesi amacıyla, uygulamacı ve uzmanların katıldığı yuvarlak masa toplantısı düzenlemesi gündeme yansıdı.

    Adalet Bakanlığından yapılan yazılı açıklamaya göre, 24-26 Haziran tarihlerinde İstanbul’da gerçekleştirilen toplantıya, Türkiye, ABD, Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Irak, Hollanda, İspanya ve İsviçre’den üst düzey hakim, savcı ve uzmanlar katıldı.

    Toplantıda, terör suçlularının iadesindeki hukuki engellerin kaldırılmasına yönelik uluslararası gereklilikler, uygulamaya ilişkin hususlar ve örnek uygulamalar konusunda görüş alışverişinde bulunuldu.

    Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Ahmet Kahraman, toplantının açılışında yaptığı konuşmada, “Türkiye’nin mücadele verdiği terör örgütlerinin Avrupa’da da faaliyet gösterdiğine dikkat çekerek, ”Bu terör örgütleri faaliyetlerini özellikle, örgüte üye kazandırma, haraç toplama, insan ticareti ve uyuşturucu ticareti üzerine yoğunlaştırmaktadır” dedi.

    “Bu örgütlerin, sadece Türkiye’nin kamu düzeni için değil, Avrupa ülkeleri için de bir tehdit haline geldiğini” vurgulayan Kahraman, ”Ayrıca terör suçluları, sığınma hakkı ve siyasi suçlar gibi uluslararası araçları kötüye kullanmak suretiyle genellikle suç işledikleri ülkeleri terk etmekte ve kendileri için güvenli ülkeler bulabilmektedir. Bu nedenle, uluslararası iş birliğindeki en etkili imkanlar terör suçlularının iadesi ve uluslararası sözleşmelerin samimi bir şekilde uygulanmasıdır” şeklinde konuştu.

    ABD İstanbul Başkonsolosu Sharon Anderholm Wiener de Türkiye-ABD ilişkilerine değinerek, ”İkili gündemlerimizde terörle mücadeleden daha öncelikli bir konu bulunmamaktadır” dedi. Wiener, bu konuda ortak ve sıkı çabalar olmadığı sürece gösterilen mücadelede tek kazanan tarafın teröristler, kaybeden tarafın ise mağdurlar ve toplumun kendisi olacağını söyledi.

    Avrupa Terörle Mücadele Koordinatörü Gilles De Kerchove ise terör tanımı da dahil ceza hukuku alanında ülke mevzuatlarının birbiri ile uyumlu hale getirilmesinin gerekliliğine işaret etti. De Kerchove, terör suçlularının iadesinde karşılaşılan ortak sorunlara değinerek, Avrupa Tutuklama Müzekkeresinin uluslararası iş birliğinin hızlandırılması ve kolaylaştırılmasındaki rolünü anlattı.

    Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinin öneminin her geçen gün daha çarpıcı bir şekilde ortaya çıktığı bir dönemde; çağdaş ülkelerden beklenen, teröre karşı alınacak önlemler noktasında acilen bir konsensüs sağlamak ve ortak kararların yaşama geçirilmesini temin etmektir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  83. helin demir demiş

    TERÖRDEN KAÇIŞ

    Terör örgütü PKK’da yaşanan antidemokratik uygulamalar ve militanları hiçe sayan, kullanıp bir kenara atan, görüş farklılıkları ve vahşice cinayetlere yönelen tutumlar yüzünden kaçışlar da artıyor. Terörden kaçanların ifadelerinde yer alan bilgilerle, PKK’nın çirkin yüzü her geçen gün bir kez daha su yüzüne çıkıyor.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlerde; terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 3 teröristin, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kaldıkları bildirildi.

    Diyarbakır 4. ve 6. ağır ceza mahkemelerinde görülen 3 ayrı duruşmada,
    terör örgütü üyeleri, örgüte katılış ve kaçış nedenlerini anlatarak, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanmak istediler. Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmada, B.Y savunmasında, “Mazlum adındaki bir kişinin propagandası sonucu terör örgütüne katılmaya karar verdiğini” belirterek, ”Mazlum, beni Yüksekova’ya yönlendirdi. Temmuz 2007′de Yüksekova’ya gittim. Beni telefonla aradı. Orada İran Pasajı olarak bilinen yerde beklememi istedi. Orada beklediğim sırada buluştuğum kişiye, ‘çimlerin üstü ıslak’ dedim, o da beni örgüte götürdü. Bu şifreyi Mazlum’dan öğrendim. O şahıs beni Şemdinli yakınlarında bir köye götürdü. O köyde beni bekleyen bir araca binerek, örgüte katıldım.” şeklinde konuştu. Terör örgütünün Hakurk kampında askeri ve siyasi eğitim aldığını anlatan B.Y, ”Kaçmaya karar verdim. İlk girişimimde örgüt üyeleri tarafından yakalandım. Beni hapse attılar. 3.5 ay hapis yattım” dedi.

    Aynı mahkemede yargılanan bir başka terörist Z.A da duruşmada, terör
    örgütüne yaklaşık 2 yıl önce katıldığını ve örgütte bulunduğu süre içinde herhangi bir silahlı çatışmaya katılmadığını söyleyerek, ”Örgüte katıldığım için pişman oldum. Ailemi özledim. Kaçmaya karar verdikten sonra, bir gece nöbet tutarken, silahımı orada bırakıp kaçtım” diye konuştu.

    Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada ise M.D, terör örgütünde kısa bir süre kaldığını daha sonra pişmanlık duyarak örgütten kaçtığını söyledi.

    Mahkeme heyeti, haklarında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10′ar yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar B.Y, Z.A ve M.D’nin herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakılmalarına karar verdi.

    “Etkin pişmanlık” hükümleri sayesinde 3 genç daha özgürlüğe giden yolda ilk adımlarını atmış oldu. Yılarca terörün zehirlerinden yıpranan ve acı çeken aileleri de çocuklarına kavuşmaktan dolayı huzur buldu.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  84. helin demir demiş

    ALMANYA’DA ROJ TV’NİN KAPATILMASININ YANKILARI
    Terör örgütü PKK’nın yayın organı olan ROJ TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerinin 19 Haziranda yasaklanması, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılması ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulmasının ardından, karara yönelik olumlu tepkiler de basın organlarında yer almaya devam ediyor.
    Alman haber kuruluşlarının internet sitelerinde, ROJ TV’nin Almanya’daki faaliyetlerinin yasaklandığına dair haberler yayınlanmaya başlarken, yazılı basında da ROJ TV’nin, PKK’yı yıllarca desteklediği ve faaliyetlerini açık açık övdüğü vurgulanıyor.
    Yine Alman basınında yer alan haberlerde, Federal İçişleri Bakanı Schaeuble’nin 19 Haziran günü aldığı kararla Almanya’da ROJ TV’ye “faaliyet yasağı” getirildiği ve ROJ TV adına program hazırlayan “VIKO Televizyon Prodüksiyon Şirketi”nin lağvedildiği belirtiliyor. Schaeuble’nin ifadelerine atıfla, “Danimarka’da kaim ROJ TV’nin yasaklı PKK’nın sözcülüğünü yaptığı; faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde desteklediği; ROJ TV’nin, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik ettiği ve Türkiye’yle sürdürülen silahlı ihtilaf için gerilla savaşçıları kazanmaya çalıştığı” kaydediliyor.
    Danimarka’dan aldığı lisansla yayın yapan ROJ TV’nin Almanya’da yasaklanmasının, Danimarka basınında da yankı bulduğu bildiriliyor. Sözkonusu basın organlarında Türk makamlarının kanalın AB terör listesinde yer alan PKK’nın propagandasını yaptığını kanıtladığı ve Türkiye’nin kanalın yasaklanması için uzun süredir Danimarka’ya talepte bulunduğu açıklanıyor.
    Türkiye, terörle mücadelede üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmeye devam etmekte, her türlü sorunun karşılıklı diyalog, işbirliği ve açıklık politikası ile çözümlenebileceğine inanmakta ve diğer AB ülkelerinin de, terör örgütleri listesine aldıkları PKK’ya hizmet eden ROJ TV’nin kapatılması ile ilgili olumlu adım atmalarını beklemektedir.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  85. Mustafa Öztürk demiş

    29 haziran tarihli yazımın bazı delilleri:1
    Tarih: 27 Haziran 2007 Kaynak: Cumhuriyet Yazan: Hikmet Çetinkaya
    Beş gün önce Bodrum – Milas Havaalanı’na Boeing 747 modeli özel uçak indi…

    Uçağın gelişinden kimsenin haberi yoktu…

    Kimler indi uçaktan?

    Dubai Şeyhi El Maktum, ailesi ve danışmanları.

    25 kişilik topluluk otomobillerle Bodrum Rixos Otel ‘e gitti. Ardından “Moon Star” adlı bir yatla 16 saat süren “Mavi yolculuk” başladı.

    Rixos Otel’de İstanbul’dan gelen bazı kişilerle de toplantı yapıldı…

    El Maktum, ailesi ve danışmanları, Bodrum’da 24 saat kaldıktan sonra geri döndüler…

    El Maktum’u kamuoyu çok yakından tanıyor. Tayyip Bey’le yakın ilişkisi biliniyor.

    El Maktum’a 2005 yılı Ekim ayında İETT arazisini İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı 100 milyon dolar tutan kat karşılığı vermişti.

    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, bu satıştan büyük tepki aldı…

    18 ay sonra ( 2007 Mart ) aynı arazi ihaleye çıkarıldı ve 705 milyon dolara satıldı.

    18 ayda 605 milyon dolar prim yapan İETT arsası ve işini 100 milyon dolara bağlayan Dubai Şeyhi El Maktum…

    Böyle bir oyun herhangi bir Avrupa ülkesinde olabilir mi? Olmaz! Ortalık ayağa kalkar, demokratik kitle örgütleri, sendikalar alanları doldurup sorar:

    “Bu işin içinde ne var? Ne kadar komisyon aldınız? 100 milyon dolara El Maktum’a sattığınız arazi, 18 ay sonra nasıl oluyor da 705 milyon dolara satılıyor? Sizde utanma yok mu?”

    Kimsenin sesi soluğu duyulmadı…

    Bugünlerde AKP ‘yi, CHP ‘nin daha solunda bulan siyaset bilimciler, anayasa profesörleri var!..

    Baskın Oran İstanbul’dan bağımsız, Zafer Üskül de AKP’nin Mersin adayı…

    Baskın Bey CHP’ye takmış durumda. Allah nasip ederse Kürt yurttaşlarımızın oylarıyla “sosyalist” olarak Meclis’e girecek! Zafer Bey ise 1999′da CHP’den aday olup baraja takıldığı Mersin’de tarikat şeyhlerinin oylarıyla milletvekili olacak.

    Baskın Bey ve Zafer Bey’e büyük medya desteği var!..

    İkisinin de boy boy fotoğrafları, konuşmaları gazete sayfalarını süslüyor…

    Merak ediyorum, Baskın ve Zafer Bey arazi satışları hakkında ne düşünüyorlar?

    Onlar düşünedursun, ben devam edeyim…

    El Maktum Bodrum Yarımadası ‘nda Iasos-Didim Akbük arasında 12 bin dönümlük Hazine ve orman arazisini görmeye gitmiş…

    Iasos-Didim Akbük arası bir doğa cennetidir…

    Biliyorsunuz, Bodrum Yarımadası’nda da “imar yetkisi” belediyelerin elinden alınıp, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na verildi…

    “Uyuyan Güzel” Atilla Koç, Aydın’dan aday gösterildi. O şimdi Aydın köylerinde zeybek oynuyor. El Maktum da 12 bin dönümlük denize sıfır araziyi geziyor.

    Alın size bir Türkiye fotoğrafı…

    CHP sağcı, faşist; AKP demokrat, solcu, liberal!..

    Mustafa Kemal Atatürk ‘e dil uzatmanın başka bir yolu bu galiba!..

    AKP’liler Ege ve Akdeniz ‘de Fethullahçıların desteğinde…

    Koylar, bükler ya Arap şeyhlerine ya da tarikat şıhlarına veriliyor…

    Yok pahasına!..

    Kapan kapana!..

    Hani El Maktum İstanbul’a 5 milyar dolarlık yatırım yapacaktı?

    Bu bir oyun!..

    Türkiye’de şarapçılık da ölüyor, turizm de…

    El Maktum Türkiye’ye edepli turizm getirirken, Türkiye dışarıdan şarap ithal ediyor…

    2004 yılında 28.4 milyon litre şarap üreten Türkiye, 2006′da 22.5 milyon litre şarap üretiyor…

    2004′te şarap ithalatımız 450 bin litreydi; 2006 yılında ise 1.2 milyon litreye çıktı…

    Isı gölgede 44 derece…

    Söke Ovası yanıyor!..

  86. Mustafa Öztürk demiş

    ALINTIDIR…Delil: 2

    Vodafone yöneticileri ile,Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın kızı Zeynep Basutçu Unakıtan, 14.Kasım 2005’ günü 11.45 ile 12.10 arası “TESADÜFEN” Telsim binasındadırlar.
    Vodafone; ihale öncesince Cüneyt Zapsu’ya ihalede yardımcı olması için
    “TESADÜFEN” faks çeker.Ne ilahi “TESADÜFTÜR Kİ;”, birkaç ay sonra Telsim ihalesini, Vodafone kazanır..Haziran 2006 ayında Sağlık Bakanlığı Kolestrol İlaçlarının bedelini ödemeye son verir.Temmuz 2006 ayında yani iki üç hafta sonra Ülker Grubu piyasaya kolestrol düşürdüğü iddia edilen,Ülker Kalbim Benecol markasıyla yoğurt, yoğurt içeceği, süt ve margarinin satışına başlar. Tamamen TESADÜF!!![/COLORÜlker Grubuna bağlı Data Teknik; Son üç yılda yapılan kamubilgisayar iletişim altyapı ihalelerinin tamamına yakınını“TESADÜFEN” kazanır.
    (Milli Eğitim Bakanlığı)
    (Adalet Bakanlığı)
    (Türk Telekom)
    (PTT)
    vs...
    Başbakanın Ülker’in bayisi olması ile, bu dönemde Ülker’in büyümesi arasında
    hiçbir ilişki kurulamaz. Gerek Albayrak’ların, gerek Ülker Grubu’nun
    en büyükler arasına girmesi
    tamamen TESADÜFTÜR!!!
    Başbakan Erdoğan Lübnan’daHarriri Ailesine başsağlığı ziyaretine gider. UzuN süre aile fertleriyle başbaşa Görüşür. Ve Türk Telekom özelleştirme ihalesini
    Harriri ailesinin şirketi olan Oger Telekom “TESADÜFEN kazanır.
    Tayyip Erdoğan’ın oğlunun nikah şahitliğini Berlosconi yapar. Bu şahitlikten kısa bir süre sonra zor durumda olan ARİA "TESADÜFEN"Türk Telekom’un GSM kuruluşu AYCELL ile birleşir…
    Abdulkadir Aksu’nun İçişleri Bakanı olduğu dönemlerde (1989-1991)(2003- Bölücü terörün tırmanışa geçmesi de bir TESADÜFTÜR
    CHP’den AKP’ye geçen milletvekillerinin tamamının işadamı olması tamamen TESADÜFTÜR.
    CHP’den AKP’ye geçen vekillerden; Batman M.vekili Nezir Nasıroğlu’nun kuzeninin şirketinin 17 milyon dolarlık ihale alması TESADÜFTÜR.Ağrı Milletvekili Cemal Kaya’nın şirketinin 11 milyon dolarlık ihale alması da TESADÜFTÜR.
    C. Kaya’nın daha sonra Enerji ihalelerindeki yolsuzluklarla ilgisi olduğu anlaşıldığından milletvekilliğinden istifa etmek zorunda kalması ise tamamen TESADÜFTÜR..Adana Milletvekili Atilla Başoğlu AKP’ye geçtikten Sonra Maliye Bakanlığının, tahakkuk eden vergi cezalarını 600 milyar liradan 319 milyar liraya indirmesi de tamamen TESADÜFTÜR.
    Kayseri Milletvekili Muharrem Eskiyapan’ın Şirketi için İstanbul Belediyesince imar planında değişiklik yapılması da tabi ki TESADÜFTÜR.…Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın 24 yaşındaki oğlunun (Erkan Yıldırım)
    1.5 TRİLYON lira harcayarak, GEMİ SAHİBİ OLMASI da tamamen TESADÜF eseri. Erkan Yıldırım'ın "Borç aldım" dediği Santour şirketine Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı Türkiye Denizcilik işletmelerinin, Ankara Feribotunu ihalesiz kiralaması da…
    TESADÜF!!!AKP’de, yolsuzluklara adı karışan Ali Dibo’ların el üstünde tutulması
    Buna karşılık, yolsuzlukları gündemegetiren milletvekillerinin dışlanması
    Örneğin: Turan Çömez, Hamza Albayrak, Ersönmez Yarbay Daha ileri gidenlerin istifaya zorlanmasıÖrneğin: Emin Şirin Veya ihraç edilmesi Örneğin: Fuat Geçen, Mahmut Koçak Tamamen TESADÜFTÜR
    Başbakan Erdoğan’ın Mersinli Çiftçiye “ARTİSTLİK YAPMA LAN, AL ANANI GİT” demesi,Genel Kurmay Başkanına “HOCAM” diye hitap etmesi, TC Devletinin Büyükelçisini vatandaşlara yuhalatması, Ana muhalefet liderine üç noktalı ucu açık hakarette bulunması, Sık sık etrafındakilere “YAHU” diye hitap etmesi
    Tamamen TESADÜFTÜR.
    Bu olay Başbakanımızın sokak adamlığından Devlet Adamlığına geçemeyişinin göstergesi olarak nitelenemez.
    Türkiye Tarihinin en büyük kadrolaşmasının yapılması; Kadrolaşmanın kıyımında ötesinde zulme dönüşmesi; Kamu kuruluşlarında kurumsal hafızanın yok edilerek, Devlet çarkına çomak sokulması; Kadrolaşmada ehliyet veliyakat dışında kriterlerin esas alınması, (AKP’den aday olmak, Seçimlerde AKP için fiilen çalışmak, Eş-dost-akraba-olmak, Tarikat bağları bulunmak, İHL kökenli olmak )Tamamen TESADÜFTÜR Örneğin, Üst görevlere getirilen BinaliYıldırım’ın ve Abdulkadir Aksu başta olmak üzere AKP’ ileri gelenlerinin 1. derece akrabaları arasında yapılan atamaların binlerle ifade edilmesi; Bazı bakanlıkların bazı tarikatlarca parsellenmesi; Cumhurbaşkanına imzaya gelen atamaların önemli bir bölümü Cumhurbaşkanınca imzalanmamasına rağmen; aynı kişilerin vekaleten aynı görevleri yürütmesi; İmam kadrosundan Genel Müdürlüğe, Daire Başkanlığına atanan yüzlerce bürokrattan bahsedilmesi;TamamenTESADÜFTÜR
    Erdoğan'ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu dönemde: Hakkında açılan idari soruşturmaların önemli bir bölümünü yürüten Mülkiye Başmüfettişi Hüseyin Avni Coş’un, AKEPE iktidarı döneminde önce Bingöl, sonra Aksaray ve şimdi de Kırklareli Valisi olarak görev yapması;Üsküdar Adliyesi'ndeki zimmet, sahtecilik davasının hakimi İsmail Rüştü Cirit’in, AKEPE döneminde Yargıtay üyesi seçilmesi; Tayyip Erdoğan'ın malvarlığını haksız kazançla artırması ile ilgili davanın Hakimi Mustafa Kozan’ın; AKEPE iktidarı döneminde Ankara Adliyesi'nde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olması gibi onlarca atama……..
    Tamamen TESADÜF...ten ibarettir.Yoksa bu tür atamalar Sayın Başbakanın “minnet” borcuyla alakalı değildir. Sayın Başbakan 23 Temmuz 2003'te 7. uyum paketini Erzurum'da imzalamıştır. Burada alınan kararlar 7 Ağustos tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmıştır. Bu pakette yer alan maddeler AB dayatması, manda ve himayeciliğe işarettir.
    Erzurum Kongresi de 23 Temmuz da toplanmış, 7 Ağustosta dağılmıştır. Bu olay tarihle hesaplaşma değildir. Tamamen bir TESADÜFTÜR!!!Dış Politikanın Ahmet Davutoğlu ve Cüneyt Zapsu başta olmak üzere, Başbakanın Danışmanları tarafından yürütülmesi; Dışişleri bürokratlarının tamamen devre dışı kalmaları, Kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde ne gibi tavizlerin verildiğinin bilinmemesi, Kıbrısta taviz üzerine taviz verilmesi,
    Tüm blöflere kamuoyu önündeki rest çekmelere rağmen Kuzey Irak’ta harekat yapılamaması,Dün astsubay çavuşla görüşme yapmak için randevu alan Talabani’nin, bugün Irak Cumhurbaşkanı olması, Hatta zaman zaman Türkiye’ye kafa tutan demeçler vermesi;Türk Tarihinde ilk defa Türk Subaylarının başına çuval geçirilmesi, İncirlikte bir Binbaşımıza ABD’li çavuş tarafından kelepçe takılması vb. yüzlerce olay tamamen TESADÜFTÜR.
    Bu olaylar
    “Türkiye Bağımsız Ve Onurlu Dış Politika Anlayışından Vazgeçti”
    şeklinde yorumlanamaz
    Fındık ve tütün başta olmak üzere Türk Tarımının gözden çıkarılması, zamanın tarım bakanı Sami Güçlü’nün köylülere hitaben gözünüzü toprak doyursun demesi,kuş gribi vakasında gerekli önlemler alınamayarak Tavukçuluk sektörünün bir bölümü yabancı üç-beş sermayedarın eline geçmesine imkan verilmesi,Özelleşme adı altında kamunun elindeki dev işletmelerin yabancılara peşkeş çekilmesi, Bazı özelleşmelere yerli sermayenin ve çalışanların katılmasının engellenmesi,Yabancıların; özelleşme ile Türkiye’nin büyük sanayi kuruluşlarına, Toprak ve Köy Kanununda yapılan değişikliklerle tarım arazilerine, diğer kanun değişiklikleri ile türk finans sistemine, hatta büyük hipermarketlerin tamamına sahip olması, yabancılara daha düşük vergi oranlarının uygulanması,
    KISACASI TARIM ve SANAYİ POLİTİKALARININ YABANCILARIN ÇIKARI DOĞRULTUSUNDA DÜZENLENMESİ, ÜLKEMİZ İNSANINA KARA-KARA DÜŞÜNMEK DIŞINDA SEÇENEK BIRAKILMAMASI
    TAMAMEN TESADÜFTÜR!!!
    Halkla İlişkiler Uzmanları;Beyaz’ın, Ak’ın, temizliğin-lekesizliğin rengi olduğu için, şaibeli liderlere, şüpheyle karşılanan olaylara,kirlilik şüphesi oluşmaması istenilen örgütlere, “beyaz”la “ak”la ilgili önerilerde bulunurlar. Örneğin Tansu Çiller’in hep beyaz giysileri tercih etmesi, İran Şahının kurduğu zulüm düzenini “AK Devrim” diye tanımlaması, htilallerden sonra Beyaz Kitap’lar yayınlanması.. Dünyanın en kirli yerinin “Beyaz Saray” diye tanımlanması hep bu nedenledir. AKP’lilerin partilerine AK PARTİ denmesini istemeleri, Kısaca AKP diyenlere itiraz etmeleri ise bir TESADÜFTÜRBu olayın AKP’nin kirlenmesi ile bir ilgisi yoktur[/SIZE]

    Ben Tesadüflere inanırım… Binlerce de olsa sıralanan tüm bu olaylar
    Bir TESADÜFTÜR.
    AKP;
    En temiz,
    En demokrat,
    En milli,
    En anti emperyalist partidir.
    Bu nedenle,
    Yapılacak ilk seçimde,
    Elimi hatta kafamı kırmak pahasına da olsa
    Oyum AKP’nin olacak…

    DİYORSANIZ, KUTLARIZ

    “Her Toplum layık olduğu şekilde yönetilir.”
    Hadis-i Şerif

  87. Mustafa Öztürk demiş

    Nelerin altına imzalar atıldı..
    Yorumsuz.

    Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisinden !!

    Brüksel Zirvesi Sonuç Bildirisi’nin “Türkiye” başlıklı bölümünden; ”

    ”Presidency Conclusions”

    Madde: 23..”..müzakerelerin yalnız Türkiye’yle değil, diğer
    devletlerle de yapılabileceğini… Müzakereler sırasında Türkiye
    birkaç devlete bölünürse veya güneydoğu bölgesinde bir Kürt devleti
    kurulursa, yeni bir karara gerek olmaksızın onlarla da müzakere yapılacağına..

  88. Mustafa Öztürk demiş

    Ben mustafa öztürk, esasen sosyal demokrat görüşlü ülkesini seven bir vatandaşım,National sosyalist falan zannedebilirsiniz fakat değilim sadece ATATÜRK’çüyüm yani laik Türkiye Cumhuriyeti’nin bir ferdi olmaya çalışdım bu güne kadar.Uzun olacak ama sizlerle bir kardeşimin MEKTUP’unu paylaşmak istiyorum
    Bu bir mektuptur.
    Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.
    Vatan üzerine.
    Bayrak üzerine.
    Onur üzerine.
    Namus üzerine..
    Vicdan üzerine.
    Akıl üzerine.
    Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine.
    Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.
    Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.
    Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.
    Mayın, bomba, pusu, baskın, yazar, çizer ve ihanete alet olan her şey üzerine.
    İstemeyen okumasın.
    Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez taşımaya, karabaşlı kartal olsa nafile.
    Ağırdır; zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır, şehit mezarlarının taşları üzerine.
    Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor, yeni fark edenler utansın.
    Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa olsa.
    Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir.
    Ve aslında en kahpesi, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir.
    En az o el kadar suçludur o kalem, tarihin yanılmaz vicdanında.
    O mayınlara basıp parçalanan bedenler, Edirnekapı’dadır ve bizim yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.
    Kemerburgaz’daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı, çok uzaktır hem de çok.
    DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN
    Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri, bayrakları dalgalansın diye.
    Vücudunda sigara söndürülerek, tüm kemikleri kırılarak, kafa derileri yüzülerek işkence edilen, sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim yüreklerimizdedir, o çığlıkları duymayanların yanı başında durmaz onlar.
    Bir de katillerinin yanı başında dururlar, kulaklarında çınlar haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa.
    Yazıklar olsun, can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara.
    “Ağabey diyordu bana telefonda Astsubay Zülfikar, geçen gün kız arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı”.
    “Ağabey diyordu, biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile sürebilirim”.
    Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar, mezun olalı tam yirmi gün olmuştu, o kahpe ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan o hainlerin, ilk izleriyle tanışırken.
    Küskün veya kızgın değildi sesi, pişman veya aciz de değildi.
    Gururlu ve biraz pusluydu sadece, bisiklet sürebilse yeterdi.
    Koşmayı, atlamayı, denize girmeyi feda etmişti vatanı için.
    Bacağını payanda yapmıştı, Kemerburgaz’ın da üzerinde bulunan Türk egemenlik örtüsüne.
    Yazıklar olsun, çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar olsun o katilleri ululayan kalemlere.
    KAVGANIN BİR SEBEBİ VAR, İHANETİN DE
    Kavganın sebebini unutmadık, çünkü bu kavga hiç bitmedi.
    Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır, onur ve namustur, vicdandır.
    Kimseye verilemeyecek olan, kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek olan egemenlik hakkıdır.
    Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur.
    Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez, hiçbir çocuğun veya sevgilinin sevgisiyle değiştirilemez.
    Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez, namustur çünkü istiklal, öbür ihtimal ölümdür.
    Ben dilimle, bayrağımla, hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya yazık değil, şeref sayarım.
    Bu paha ne ile biçilirse biçilsin, kimseye yalvarmam durdurun diye, benim olana uzanmışsa el, ben durdururum ellerimle.
    Meğerki ölüm varmış, sevememek varmış, çiçek koklayamamak, ne gam?
    Vermek vicdansa eğer, akılsa susmak, pusmak, yerle yeksan olmuştur onur ve şeref.
    MAYINLAR NEREDE
    Mayınların yeri bilinmez, döşeyen ********in yeri bilinmedikçe.
    Ve dağlara döşenen mayından daha tehlikeli ve kahpecedir dimağlara ve bilinçlere döşenen mayınlar.
    Dağlara döşenen mayın tek kalır, tek can alır.
    Ürer her doğumda, her okunmada zihinlere döşenen mayınlar ve ihanet her doğumda bir daha artar.
    Başka zihinlere bulaşır, mayınların en tehlikelisidir bu, yayılır.
    Dağlardaki gibi otla ve toprakla gizlenmez, sevgiyle, barışla ve daha ne kadar varsa tüm süslü kelimeler alet edilir bu gizlemeye.
    İşte o anda ölür kelimeler, kahreder kaderine.
    Kullanıcısını seçme hakkı yoktur çünkü sevgi, bölen ve yıkanın ağzından, aşk yataklık edenin, sinsice zihinlere mayın döşeyenin kaleminden dökülür.
    Ölür kelimelerde sevgi.
    Ve barış artık, en fazla parayı verenin yatağını doldurur, en fazla paraya yazıp çizenin elinden.
    En pahalı kalemler pazarlar barışı, salyaları akan bölücülerin sofrasına.
    Bazen bir villanın çalışma odasında ve bazen bir gazete köşesinde dokunaklı kelimelerle süslenip öylece pazarlanır barış. Pazarlığı yapılmış ve satın alınmış bir fuhuş için.
    Bölmek ve parçalamak için yapılan hain savaş, fuhuş yapar barışla, tecavüz eder barışa hayâsızca.
    Dedim ya, bu eski ve ağır bir mektuptur, Türk nereye gittiyse obasıyla, ihanet en sondaki katırla takip eder göç kolunu.
    Soylu atlar hızlıdır, bu yüzden biraz geç gelir ihanet, yolda haram meralardan beslenerek.
    Bu eski bir hikâyedir, ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; ağırdır, kanla yazılmıştır, bir kısmı Edirnekapı’dadır, Çanakkale’de bir kısmı ve Karsta, İzmir’de, Muş ovasında, Malazgirt’tedir, Sakarya’dadır.
    Bir kısmı hala yazılmaktadır, Cudi’de, Gabar ve Körkandil’de, Masura çayında, Ali boğazında, Cehennem deresinde cehennem sıcağında yazılmaktadır, şehit Mehmetlerin kanıyla.
    Yazıklar oluyor, onur ve şerefe, bayrağa, vatana, kutsal olan ne varsa yazıklar oluyor onursuz bir hayatla değiş tokuş edilirken.
    BU YAZGIYI KİM YAZMIŞ?
    Yazıklar oluyor yazgıya, çünkü yazgı ihanet edenin suçunu taşıyamaz, can alanın, ev yakanın, çocuk öldürenin yükü yazgıya bile ağır gelir.
    Kışlaya gidenin, askerden sonra evlenip çifte çubuğa bakmanın hayalini güdenin yazgısı Allahın ise eğer, çocuk öldürenin, mayın döşeyip pusu kuranın yazgısı kimindir.
    Kim yazar bu yazgıyı ve hangi kalem bunu yazgı diye ulular, hangi akıl buna inanır ve bu nasıl vicdandır?
    Bu ağır ve eski bir hikâyedir, kanla yazılmıştır ve ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; bir kısmı Edirnekapı’dadır ve Edirnekapı çok uzaktır, Kemerburgaz’daki bir villanın çalışma odasına.
    Adil Binbaşının bastığı mayının üzerinde “made in Italy” yazıyordu İngilizce. Ama döşeyen eller İngilizce veya Latince değil Kürtçe konuşuyordu ve Kürtçe de “mayın” kelimesinin nasıl söylendiği önemli değildi, taşıdığı anlam ihanetti nasıl olsa.

    Kimseyi haklı veya haksız bulmayan kalemler, hakkı yazar sonra, hak için ölenlerin inadına.
    Böylece hakkı, batıla pazarlar aynı sabıkalı eller ve kalemler, aynı hayâsız fuhuş için.
    Ne gariptir ki bu kalleş ellerin döşediği mayınlara daima anayasal yolculuklara çıkanlar basar. Onlar ki; bu yolculuğa siyasal veya mukaddes yolculuklar yapılabilsin diye çıkarlar.
    Yazıklar olsun, baktıkları kırık camlı siyasal gözlükleri ile ödenen bedellerin mukaddesatını göremeyenlere.
    Yazıklar olsun!
    DİL KAVGANIN VE İHANETİN SEBEBİ MİDİR YOKSA ARACI MI?
    Korku salan ve öfke çağrıştıran meselelerin parçaları değil, esas gerekçeleridir aslında Türkçe dışındaki başka diller.
    Dil özgür olunca, Özgürlük dil olur artık ve bütün bölünmeler böyle başlar.
    Özgürlük daima yeni sınırlar ister.
    Okul der, ayrı olsun.
    Bürokrasi der, bu dilde anlayamıyorum ayrı olsun.
    Bayrak der sonra, ayrı olsun dilim ayrı nasılsa, ben de ayrıyım ve bu da varlığımın sembolüdür.
    Toprak der arkasından, ayrı olsun birazını bana ver, nasıl olsa daha önce dilinin, özgürlüğünün birazını vermedin mi?
    Hem ne olacak, birazcık topraktan ne çıkar biz kardeş değil miyiz?
    Özgürlük paylaşılmaz oysa.
    Birinin özgür olduğu yerde, diğeri özgür olanın kurallarını ve özgürlüğünü tehdit edinceye kadar özgürdür.
    Yani dilin de kişinin de özgürlüğü esas mülk sahibinin özgürlüğünü ve geleceğini tehdit edene kadardır.
    Sonrası anarşi, sonrası terör, sonrası bölücülük, kahpelik ve ihanettir. Sonra arkadan vurmalar ve mayın döşemeler başlar yollara ve zihinlere.
    Ama her hal ve şart altında, tüm bölücülerin yardım ve yataklığa ihtiyaçları vardır. Gizli olmalıdır, yardım ve yataklık, sinsice.
    Kimse fark etmeden yapılmalıdır, Türkçe konuşmalıdır ama aslında başka dilde anlaşılmalıdır.
    Acındırmalıdır ama aslında acımadan katletmelidir, dili, egemenliği ve onun bekçilerini.
    Yardım ve yataklık yapanın da yardıma ihtiyacı vardır.
    Dışarıdan.
    Çok uzaktan, denizler ve tarihler ötesinden. Eski kinlerden ve hesaplardan ve o hesapların sahiplerinden beslenir yataklık yapan.
    Para alır, vaat alır, AFERİN alır.

    Bu eski ve çok ağır bir mektuptur..
    Türk bağımsızlığını koruyanların kanları ile yazılmıştır.
    Ne suya salınan bir şişenin ve nede kuşkanadının taşımaya gücü yeter; karabaşlı kartal olsa nafile.
    Başlığı binlerce yıl önce atılmıştır ve Edirnekapıda’ki şehit mezarlarının taşları üzerine yazılmaya devam etmektedir.
    Emin olun binlerce yıl daha yazılmaya devam edecektir.
    Türkçenin sahipleri yaşadıkça bu kanlı mektup yazılmaya devam edecektir çünkü Türkçenin ve onun sahiplerinin özgür yaşamasını istemeyenler, yollara ve zihinlere mayın döşemeye, parçalamak ve bölmek için çabalamaya, parçalamaya çalışanlara yardım ve yataklık etmeye devam edeceklerdir.
    Bu eski mektup bir yazıttır aslında Türk’ün var oluş destanıdır, binlerce yıldır yaşlı dünyanın bağrına saplı kaidelere ve mezar taşlarına yazılır.
    Yazanlar asla diz çökmezler ve kimseye yalvarmazlar.
    Kimsenin toprağını, dilini veya özgürlüğünü istemezler ve kendilerinin olanı da kimseye vermezler.
    Bu bir mektuptur.
    Vatan, Bayrak ve Onur üzerine yazılmıştır.
    Vatansızlar, dilsizler, hainler, bölücüler ve toprak hırsızları gibi aczi ve acınmayı anlatmaz.
    Var olduğu yerde kendinden gayri herşeyi önemsizleştiren, vatan ve bayrak aşkını anlatır.
    Onurlu ve egemen ölebilmenin, onursuzca ve esir yaşamaktan daha önemli olduğunu anlatır.
    Asla diz çökmeyeceğimizi anlatır.
    Yüreği olan varsa gelsin de çöktürsün diye, Yüreği olan varsa okusun diye yazılmıştır.
    “VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”

    Mustafa Öztürk.

  89. Mustafa Öztürk demiş

    En sonunda olan oldu galiba,Atatürkçü düşünen herkes yavaş yavaş tutuklanmaya başlandı,tamda bugün,Şeriat düzeninin ayak seslerini duyar gibiyim,bunlar kolay pes etmeyecek gibi,Cumhuriyeti kaybediyoruz galiba.sonumuz hayırlı olsun,yeminlerini yerine getiriyorlar,YAŞASIN BAĞIMSIZ LAİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ… Sanki biliyormuş gibi,Dünkü O güzel mektubu yazmışdım,bende suç işledim galiba. ATATÜRK’ü sevenler tek tek ortadan kayboluyor.şeriat düzeni isteyenler biryerlerine kına yaksın artık.Cumhuriyeti kurmak için verdiğimiz ŞEHİTLERin kemikleri sızlıyordur mutlaka,Yazıklar Olsun……

  90. Mustafa Öztürk demiş

    Türk olmanın ayıp sayıldığı, hele Türkçü olmanın en büyük ayıp sayıldığı bir döneme girdik… Türk’e, Atatürk’e yönelik saldırıların artarak devam ettiğini görüyoruz. Türkiye’de Türkleri zor günler bekliyor, onun için ‘Türküm, Türkçüyüm, Atatürkçüyüm’ diye haykırmak hiç bu kadar anlamlı hale gelmemişti. Ulus devletin, birlik ve beraberliğin tehdit altında olduğu ortada… Bunu engellemek için bazı söylemler geliştiriliyor. Bu nedenle Türkiye’de son günlerde sıkça söylenen bir söz var, -sıkça duyuyorum- o da şu: “Efendim, Atatürk ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dedi ‘Ne mutlu Türk olana, Türk doğana’ demedi.” Atatürk’ün hep Türkler’e hitaben yaptığı konuşmalardan sonra söylediği bu sözü, şimdilerde ‘birlik-beraberlik’ adına çarpıtılıyor. Türkiye’de birlik beraberlik bu şekilde sağlanmaz. ‘Türklerin elinden her şeyi alalım, birlik beraberlik olsun’ diye düşünüyorlarsa bu anlayışı şiddetle reddediyorum. Türk’ün kendi soyu, tarihi, kültürü, dili ile gurur duyma ve bunu her ortamda açıkça söyleme hakkını elinden alamazsınız. Ayrıca bu sözü duyurmak istedikleri çevrelerin de umurunda değil bu tarz söylemler…

    Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünü, ümmetten-millete geçiş sürecinde Osmanlı’nın koyu ümmet anlayışı nedeniyle Türk olmanın gururunu açıkça ortaya koyamayanları, gururla bunu ortaya koymalarını teşvik etmek için söylediğini düşünüyorum. Bu sözü, “Atatürk ‘Ne mutlu Türk doğana’ demedi” diye nasıl yorumlayabiliyorlar, cidden merak ediyorum. Soruyorum, “Atatürk, ‘Türk olmanın, Türk doğmanın gurur verici olduğunu’ söylememiş mi?” Atatürk, “Hayattaki yegâne üstünlüğüm Türk doğmaktır” diyor. Demek ki Türk olmak, Atatürk’e göre bir üstünlük gerekçesi… Atatürk “Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.” diyor. Neymiş? Türk olarak dünyaya gelmek bir olağanüstülükmüş. Atatürk, “Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız” diyor. Neymiş? Türk olmak, fevkaladelikmiş.

    Atatürk’ün Türklük konusunda çok sayıda sözü var. Ama hiçbirini duyamazsınız. Atatürk, iyi yetişmiş bir Türk aydını, iyi bir Türkçü idi. İşte bunu söylemek birilerinin işine gelmiyor. Atatürk’ün Türkçü olduğunu saklamayı yeğleyenler Atatürk’ün ölümünden sonra oluşturulmuş “Atatürkçü maskeli İnönücülük yapıyorlar.” Bir de Atatürk’e, Türk’e kin besleyenler var. Bunlar Atatürk döneminde de Atatürk’ün fikirlerine karşı idiler, bugün de karşılar. Bunun dışında İnönü konusunda birkaç bir sözüm olacak. Atatürk’ün büyüklüğü karşısında hep eziklik duymuş, içinde ona karşı kıskançlık duygusu büyütmüş bir kişidir, İnönü… Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün icraatlarını ortadan kaldırmakla kalmamış, tersine çevirmiştir. Resmi dairelerden Atatürk’ün resminin kaldırılması, Türk paralarından Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması, İnönü’nün Atatürk’e karşı nasıl gizli bir öfke büyüttüğünü açıkça ortaya koyuyor. Dış politikadaki aşırı temkinli yaklaşımından (ben korkaklık diyorum) dolayı Atatürk’ün kendisine “Artık seninle çalışamam. Yarın istifa edeceksin, hasta olduğunu söyleyeceksin” dediği anı hiç unutmamış olmalı… Yakınındaki birçok kişi çok kindar olduğunu söylüyor. İnönü’nün bu yapısı onun Atatürk’ün çevresine bile kin beslemesine neden olmuştur. İnönü, Başbakanlık görevinden alındıktan sonraki o dönemde Atatürk’e karşı yürüttüğü muhalefeti, diğer Atatürk karşıtları gibi Atatürk’ün Türk dili-tarihi konusundaki yürüttüğü çalışmaların üzerine kurmuştu. Ona göre Atatürk, ‘saçma sapan işlerle uğraşıyordu’ ve Atatürk’ün bu yöndeki çalışmaları ‘bir zaman kaybıydı’. Ayrıca Atatürk’ün Çankaya’daki davetlerini de dillerine dolamışlardı.

    Atatürk’ün Türk diline taşıdığı sevgi, hassasiyet biliniyor, Türk tarihine olan ilgisi, merakı biliniyor. Hem Türk dilinde, hem Türk tarihinde derin bir bilgiye sahip olduğu, dil bilincine, sağlam bir tarih şuuruna sahip olduğu biliniyor. Bu konularda kendi araştırmaları olduğu gibi, bu yönde araştırmaları teşvik ettiği, konunun uzmanlarıyla tartışmayı sevdiği biliniyor. Atatürk’ün Türk tarihine, Türk diline merakını anlayamayanlar, -bugün Türkçüleri karalayan zihniyetin öncüleri- o yıllarda da Atatürk’ü karalıyorlardı. Atatürk’ün bu eleştirileri ciddiye almadığı ortada… Türk Dili Tektik Cemiyeti’nin, Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin kurulması Atatürk’ün yapılan bu araştırmaların daha da derinleştirilmesi konusunda ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Daha sonra Atatürk, resmi amblemi Bozkurt olan Türkiyat Enstitüsü’nü açtırarak Rus esareti altında bulunan Türklerin sosyal, demografik, politik, ekonomik ve kültürel durumları hakkında araştırmalar yaptırdı. Bunlar boşuna değildi. O, ileride yapacağı hiçbir şeyi zamanından önce söylemiyordu. Her şeyin zamanını bekliyor ve Türk milletine yeni hedefleri zamanında gösteriyordu. İddia edildiği gibi asla programsız değildi. Atatürk hem Türkiye’deki Türklüğü ayağa kaldırmayı, hem de dış Türklerle ilgilenmeyi kendisine ülkü edinmişti… Sovyetlerin bir gün yıkılacağını biliyordu. Ama Atatürk’ü o yıllarda anlamayanlar, daha sonra hakkını teslim edecek, yanlış düşündüklerini, onu anlayamadıklarını kabul edecekler ama iş işten geçmiş olacaktı.

    Türkiye’de Türkçüler, Atatürk’ten sonra hor görülen, ezilmek istenen gruplar olarak görüldü. 1944’te Türkçülere reva görülen baskılar ve eziyetler, Atatürk’ün ölümünden kısa bir süre sonra Türkiye’nin ne hale geldiğini gösteren acı bir tablodur. Türkçülere türlü türlü yakıştırmalar yaptılar. Misal kafatasçılık meselesi bunlardan birisidir. Bu söylemin Türkiye’de ilk ortaya çıkışı Atatürk dönemine denk gelir. Çünkü Atatürk, sonraları Antropoloji ve Etnoloji Enstitüsü adını alan Türkiye Antropoloji Tetkikat Merkezi’ni kurdurup Türk ırkının fiziksel özelliklerini belirlemek amacıyla bilimsel çalışmalar başlatmıştır. Çünkü o güne kadar bu ilmi konu, hep görmezden gelinmiş, bu konuyla uğraşmak ayıp, günah sayılmıştı. Atatürk, Türk ırkından haberdar olmayanları bilgilendirme, bu konuda sağlam veriler elde etme gayesiyle çalışmaları başlattı. Ayrıca bu konudaki araştırmaların derhal yapılması Anadolu’daki Türk’ün varlığını sağlamlaştırmak için zaruri hale gelmişti. Daha önce hiç araştırma yapılmamış olan bu konuda derinlemesine araştırmalar yapıldı. Selçuklu sultanlarının dahi kemikleri incelenmiştir. Bu bilgilerle bazı karşılaştırmalar yapılmış, Anadolu’da Türk izinin çok eski olduğu, Türklerin fiziksel bir değişim yaşamadığı, Türklerin ataları ile aynı özelliklere sahip olduğu ortaya konmuştur. Türkiye’nin on değişik bölgesinde, yaklaşık 60 bin kadın ve erkek üzerinde yapılan incelemelerde sefalometri (kafatası ölçümü)’ye ağırlık verildiği için o dönemin komünistleri “kafatasçılık” lafını icat etmişler, Türk milliyetçilerine saldırmak için kullanılan bu kelime günümüze kadar gelmiştir. Şimdilerde Türkçülere, Türk milliyetçilerine saldırmak maksadıyla bu ifadenin kullanıldığını, bazı kesimlerce sıkça telaffuz edildiğini görüyoruz.

    Atatürk’ün, Türk tarihine sevgisi ile gelişen Bozkurt sevgisi de herkesçe biliniyor. Çok önceleri kurulan Türk Ocaklarının, Milli Türk Talebe Birliği’nin sembolleri Bozkurt idi. Ama resmi olarak Bozkurt’un ilk kullanımı Atatürk’e aittir. TBMM hükümetinin 23 Ocak 1922 tarihinde Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle bastırdığı ilk pulda Bozkurt resmi vardır. Ayrıca Türk Ocaklarının Maarif Vekâleti (bugünkü adıyla Milli Eğitim Bakanlığı)’nin girişine konulan Ergenekon’dan Çıkış tablosu, üzerinde Bozkurt resmi bulunan paralar ve diğer posta pulları, Bozkurt marka sigara ve Bozkurt adını taşıyan yolcu gemisi Atatürk’ün atalarına bağlılığını, Bozkurt sevgisini gösteriyordu. Ayrıca İzcilik-Yavrukurt Teşkilatı’nın, ilk milli petrol şirketimiz petrol Ofisi’nin sembolleri de Bozkurt’tur. İzcilere ‘yavrukurtlar’ adını veren de Atatürk’tür. İzciler de Atatürk’e “Başbuğluk” ünvanını vermiş, Atatürk te buna çok sevindiğini, ünvanı gururla kabul ettiğini bildirmiştir. 1927 yılında Atatürk tarafından yaptırılan Türk Ocağı binasının sahnesine Atatürk’ün emriyle Bozkurt yerleştirilmiştir. Şu anda Resim-Heykel müzesi olarak kullanılan binanın sahnesinde bu Bozkurt yer almaktadır. Yine Atatürk döneminde devlet okullarında okuyan öğrencilerin şapkalarında da Bozkurt sembolü yer almıştır. Ankara Ulus heykelinde de Bozkurt yer almaktadır. Kahramanmaraş’a yine Atatürk’ün emriyle düşen Türk bayrağını yerine diken bir Bozkurt heykeli dikilmiştir. Lakin Atatürk’ün ölümünden sonra Atatürk’ün bu çalışmalarının tamamına yakını ortadan kaldırıldı. ‘Türk’ diyenleri, ‘Bozkurt’ diyenleri 1944’te tabutluklara tıktılar.

    Atatürk, belirttiğim gibi Türkçü idi. Bunu saklamamış, yaptıkları ve söyledikleri ile bunu açıkça ortaya koymuştu. Hatta Mahmut Esat Bozkurt’un aktardığına göre, “Türk ihtilali öz Türkler’in elinde kalmalıdır” diyordu. Atatürk döneminin heyecanları başkaydı. Bugün bu heyecanı yüreğinde hisseden, milletine bir şeyler yapma gayretinde olanlar hedef tahtasına oturtuldu. Atatürk döneminin heyecanını yansıtan bazı ifadeler aktaracağım. İstiklal Marşı’nda “Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet bu celal” ve “Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal” ifadesi, Onuncu Yıl Marşı’nda; “Türküz, bütün başlardan üstün olan başlarız”, Harbiye Marşı’nda; “Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadıyız”, Yedek Subay Marşı’nda; “Türklüğün öz cevheri taşar temiz kanından”, Kuleli Marşı’nda; “Hayat umar vatan tatlı sesinden, miras kalan asil kan ceddinden”, Piyade Marşı’nda; “Alnımda ırkımın hilali” sözleri, Atatürk Türkiyesi’nin eserleridir. Askeri okullara alınacak öğrencilerin Türk ırkından olmaları şartı, 1944 yılına kadar devam etti. Yani 1944’e kadar kimse sakıncalı görmemişti bu durumu…

    Atatürk’ün Türkler, Türkiye, Türklük konusunda çok sayıda sözünün olduğunu biliyoruz. İsterseniz bu sözlerden bir kısmını aktaralım, bir kere daha hatırlayalım:

    • Türkiye Türklerindir.

    • Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, başına geçireceği insanların kanlarındaki ve vicdanlarındaki cevheri asliyi tayin etmekten bir an uzak olmasın.

    • Dünya üzerinde Türk’ten daha büyük, ondan daha eski, ondan daha temiz bir millet yoktur ve bütün insanlık tarihinde görülmemiştir.

    • Bir gün ressamlar Türk’ün simasını kaybederlerse yıldırımı alsınlar yapıversinler.

    • Türklerin yaşadıkları her yer misak-ı milli hudutları içindedir.

    • Hayattaki yegâne üstünlüğüm Türk doğmaktır.

    • Biz doğrudan doğruya milletseveriz ve Türk milliyetçisiyiz.

    • Beni olağanüstü bir kişi olarak yorumlamayınız. Doğuşumdaki tek olağanüstülük Türk olarak dünyaya gelmemdir.

    • Türk budur: Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.

    • Eğer bende bazı fevkaladelikler görüyor buluyorsanız bunları sadece ve yalnız Türk olmama, Türklüğüme bağlayınız.

    • Bu ülke, tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.

    • Yüksel Türk! Senin için yüksekliğin hududu yoktur.

    • Taş kırılır, tunç erir. Ama Türklük ebedidir.

    • Yurttaşlarım! Az zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyetidir.

    • Türk milletinin karakteri yüksektir. Türk milleti çalışkandır. Türk milleti zekidir.

    • Türk, Türk olduğu için asildir. Bütün soy gururumuzu, Türk olmanın bilincinde buluruz.

    • Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağımdır.

    • Ulusal varlığımıza düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı, “Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi” diyelim.

    • Türk, çetin işler başarmak için yaratılmıştır.

    • Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

    • Bir Türk, cihana bedeldir.

    • İstanbul’da çıkan bir dergiyi Kaşgar’daki bir Türk de anlayacaktır.

    • Yetişecek çocuklarımıza Türkiye’nin istiklaline, kendi benliğine ve milli ananelerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmek lüzumu öğretilmelidir.

    • Temeli yüksek Türk kültürü olan Türk milletine düşen görev, bu ülkünün gereğini yerine getirmektir.

    • Japon elçisine veda ederken:”Sizinle bir gün Çin’de karşılaşacağız”

    • Oğuz, Kırgız, Tatar, Özbek, Yakut yok, Türk vardır.

    Bugün bu sözleri söyleyebilen kişiyi müthiş tehditlerin beklediğini söyleyebilirim. Türkiye’de son günlerde linç kültürü gibi bir kavram Türkçülere sıvanmak istense de bugün Türkiye’de gururla ‘Türküm’ diyenler bazı kesimlerce linç edilmektedir, aşağılanmaktadır. Hele ki Atatürk’ün gençliğe hitabesinde belirttiği gibi Türk ırkının damarlarında “asil kan” dolaştığını bugün açıkça söyleyebilecek, buna vurgu yapabilecek kişi sayısı azalmıştır. Bunun aksini iddia edenler ödüllendirilmektedir. Her şeye rağmen Türkçülük toparlanmaya başlamış, bununla birlikte Türkçülüğe yakışıksız saldırılar başlamış, bazı gelişmeler kullanılmış, Türkçülüğün yükselişi durdurulmak istenmiştir. Türk’e karşı psikolojik harbin her türlüsü kullanılmaktadır. Türkiye’de Türk eşittir vatandaşlık denmeye bile başlandı.. İyi ki Türkiye’deki yanlış uygulama dış ülkelerde yaşayan Türkler tarafından benimsenmedi. Misal Irak’ta yaşayan Türkler “biz Iraklıyız, Türk asıllı Arap’ız” deselerdi, sanırım bugünlerde meclisin gizli gündem maddesi ile toplanmasına gerek kalmazdı.

    Türkiye’de Türkler kurucu-asli unsur olmaktan çıkarılıp bir alt unsur haline dönüştürülmek isteniyor. Neo-İslamcı, liberal, Kürtçü, aşırı sol akımların Türkiye’de yapmak istedikleri budur. Son nokta Anayasanın değiştirilerek, Türk adının Anayasadan çıkarılması, Türkiye’yi federasyona dönüştürecek değişikliklerin yapılması olacaktır. Bizim buna asla müsaade etmeyeceğimizi, meşru zeminde mücadele edeceğimizi belirtmek istiyorum.

    TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR!

  91. helin demir demiş

    ETKİN PİŞMANLIK YİNE BAŞARDI!

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren ”Örgüt üyesinin, örgütün faaliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin, gönüllü olarak örgütten ayrıldığını ilgili makamlara bildirmesi halinde cezaya hükmolunmaz” ifadesini içeren Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine sığınanların, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmaları sağlanıyor.

    Basın yayın organlarında yer alan haberlere göre, terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan 4 teröristin, ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kaldıkları bildirildi. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 4 ayrı duruşmada, PKK’lı M.E’nin, terör örgütüne 1992 yılında katılan ağabeyi H.E’yi bulmak için Şubat 2007′de örgüte katıldığını anlatarak, ”Ağabeyimden haber alamıyordum. Bu yüzden ağabeyimi bulmak için örgüte katılmaya karar verdim. Pasaport alarak Irak’ın kuzeyine geçtim. Oradan da örgütün kamplarına gittim. Bana silah verilmedi. Örgüt içinde sosyal etkinliklerde görev aldım. Ağabeyimin nerede olduğunu araştırmaya başladım. Kendisinin 1998 yılında örgüt tarafından, ‘devlet yanlısı’ ve ‘ajan’ denilerek infaz edildiğini öğrendim. Ağabeyim örgütün Erzurum ve yöresinin sorumlusuymuş. Örgütün aldığı bir karara karşı gelmiş. Bu nedenle onu infaz etmişler.” şeklinde konuştuğu kaydedildi.

    Diğer terörist M.E. de, “2003 yılında Siirt’te DEHAP binasında tanıştığı bir kişinin propagandası sonucu terör örgütüne katıldığını” belirterek, ”Örgütte bulunduğum esnada dini inançlarıma bağlı biri olduğum için namaz kılıyor, orucumu tutuyordum. Ben namaz kılarken diğer örgüt üyeleri benimle dalga geçiyorlardı. Örgütün yapısını öğrendikten sonra silahımı kampta bırakarak gizlice kaçtım” dedi.

    PKK üyesi S.A. ise, terör örgütü PKK’dan, ‘’silahlı mücadelenin hiçbir sonuç sağlamayacağını” anladığı için kaçtığını söyledi.

    Diğer sanık M.D., ailesiyle yaşadığı bir takım sorunlar nedeniyle katıldığı terör örgütünden, duyduğu pişmanlık nedeniyle kaçtığını kaydetti.

    Mahkeme heyeti, haklarında ”terör örgütü üyesi olmak” suçundan 10′ar
    yıla kadar hapis cezası istenen sanıklar M.E, M.E, S.A. ve M.D’nin herhangi bir suçun işlenmesine iştirak etmeksizin gönüllü olarak örgütten kaçarak güvenlik güçlerine teslim oldukları gerekçesiyle ”etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlandırılarak serbest bırakılmalarına karar verdi.

    Bu arada “Etkin Pişmanlık’ hükümlerinden şimdiye kadar güvenlik güçlerine teslim olan teröristlerden 309’unun faydalandığı belirtildi. 2008 yılının ilk 6 aylık döneminde ‘Etkin Pişmanlık’tan 24 terörist yararlanırken, kanun sayesinde yeni bir hayata ilk adımı atmış oldular.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  92. elif demiş

    kos koca osmanlıyı bitirdiler şimdi sıra TÜRKİYE demi uyanma vakit gelmedimi ne zaman anlıcaksınız ülkenin her çogğu birbirini öldürdükten sonra mı gencecik kızların birileriinin uyuşturucu partilerinde dansöz olrak kullanıldamı bir türk kızana bunlar yapıldında mı ülke param parça oluyo birileri maşa ooluyo gencecik çocuklar bitiriliyo uyanalım artık yeter uyanalım

  93. can demiş

    nazlı ılıcak yok. bence onu 1 numraya oturtmak gerekir.

  94. skyturkvngenc demiş

    Nihat Genç:Yeni Ergenekon TARAF Gazetesidir

    Ben kompleksleri olmayan, kendine güveni olan, kapımı çalan herkesle de görüşmeye çalışan bir yazarım.

    Şöyle söylesek daha iyi olur. İşbirlikçi olmayan kesimlerle röportajlar yapıyorlar. Fakat, mesela ben Anadolu’da Milli Görüş’e ve Milli Görüş camiasına çok şey veriyorum, konferans veriyorum, seminer veriyorum. Milli Görüşçülerle çok sıkı fıkı bir ilişkimiz var. Sebebi, onlar da Anti-Amerikancı, onlar da Avrupacı tezlere karşı. Tahmin ediyorum, Baran Dergisi de işbirlikçilere karşı bir kavga veriyor ve milli duruşu olanlarla konuşmaya çalışıyor. Onların tabii yayın politikası.

    Ben hayatım boyunca şiddete bulaşmış hiçbir yapıyla ilişki içinde olmadım, bundan sonra da olmam. Ama bu derginin, çocukların içinde, mesela çok genç yaştan beri, böyle hani aynı kahvede İslamcı mahfillerde tanıdığım çocuklar da var. Onlarla bazen, kahvede, dernekte, bazen böyle fikir tartışması yaptığımız oluyor. Oturduğumuz yere geliyorlar, tartışıyoruz filan. Bunlar sadece Türkiye’de değil, ülkemizde değil bütün dünyada, şiddete meyletmiş, şiddeti felsefe yapmış hiçbir kurumla, kişiyle, kuruluşla bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da ilişkimiz olmayacaktır.

    Sanırım bu arkadaşlar kafayı biraz yemiş durumdalar. Nereden ne çıkartacaklarını şaşırıyorlar. Bu Taraf Dergisi’nin anlayışına, zihniyetine, tıynetine, ne yapayım gülmekten başka elimden bir şey gelmiyor.

    Anadolu’daki irili ufaklı dergiler, gençlik dergileri, üniversite dergileri, kasaba dergileri ve Anadolu’daki çıkan irili ufaklı, medyalar oluşturmayan bu küçük dergilere Türkiye’de en çok röportaj veren insanım. Ve bu iş bana bir baygınlığa, yani bende bir yorulmaya da sebep oluyor. Çünkü haftanın iki günü bu dergilere röportaj vermekle geçiyor hayatım. Baran Dergisi de bunlardan bir tanesi. Fakat bu arkadaşların, dönüp dolaşıp bizim ismimizi bir yere yamamaya çalışmaları, tabii üstünde düşünülmesi lazım. Bir dönem beni orduya, ordunun yanına yamamaya çalıştılar. Kendileri kavramlar koyuyorlar. Milliyetçi diyorlar, uusalcı diyorlar, o yere koyuyorlar. Takımlar kuruyorlar. Kendisi yine ne yaptı; geçende bir yerde, işte bir, ne bileyim yani akıllarına ne geliyorsa, nasıl suçlayacaklarsa, nasıl küfredeceklerse, kendileri kavramları koyuyor. Mesela en çok rahatsız olduğum şey, içe kapalı milliyetçi, işte bu dar milliyetçi. Bu tür kavramları kendileri inşa ediyorlar. Biz dünyanın, bütün insanlarla, bütün komşularımızla, herkesle son derece açık, net ticaret yapmaktan, görüşmekten, bütün insanlıkla kucaklaşmaktan yanayız. Ama onların kendileri böyle şey yapıyorlar. Böyle kavramlar koyuyorlar. Mesela ben, hayatım boyunca hiçbir otoritenin adamı olmadım. Bir parti, dernek, kurum, kişi, çete hiçbir şey.

    Şahsım, gençliğimden itibaren böyle bir anarşist tarafım var. Hiçbir otoriteye boyun eğmediğim gibi, otoriter ilişkilere de girmedim. Basit bir dernek ilişkisi dahil. Yazarlık bunu gerektiriyordu. Ama onlar bizi her yere yamamaya çalışıyorlar. Fakat bu arkadaşlar, bu ülkenin çok sevilen, kitapları çok satan bir yazarı, hem büyük medyada konuşturulmuyor, hem büyük medyada yazıları yayınlanmıyor. Büyük ambargo koyuyorlar. Bunu niçin özgürlükçü yanlarıyla bunu tartışmıyorlar. Niçin bunu gündeme getirmiyorlar. Yani 2000 satan dergilerde, 3000 satan dergilerde bile röportajlar çıktığı zaman, bunlardan da mı rahatsız oluyorlar? Müsaade etsinler de, 300-400 satan dergilerde hiç değilse yazılarımız çıksın.

    Yani, artık bir komedi, çılgınlığa doğru gidiyor. Bunlar büyük bir paranoyayı bölüşüyorlar. Bölüştükleri paranoyanın aynısını Sırbistan’da, Ukrayna’da uyguladılar. Lübnan’da uygulamaya çalıştılar. İşte bu şey, paranoyaları, işte köhnemiş devlet, gerici devlet, bilmem ne falan gibi, Silahlı Kuvvetler’e şey. Bakın ben size söyleyeyim; Ergenekon diye bir şey 90’lı yıllara kadar vardı. Ama bundan sonra Amerika, bu Sovyetlere karşı, veya sol yapılara karşı kullandığı bu ergenekonu çökertti. Ve bu adamlar işsiz kaldı. Şimdi yeniden Amerika, yeni bir Ergenekon oluşturdu. Bu Ergenekon Can Paker’in Soros vakıflarıdır. Bu Ergenekon Taraf Gazetesi gibi nereden nasıl aldığı bilinmeyen, ama benzerlerini Sırbistan’da, Ukrayna’da gördüğümüz yapılardır.

    Taraf Gazetesi Türkiye’nin yeni Ergenekon’udur. Bunlar yeni gladyodur. Bunlar hiçbir zaman şeyin, Türkiye’nin, bu toprakların menfaatini düşünecek, bu toprakların değerlerini düşünecek bir cümle etmemişlerdir. Bunlar Amerika’da, Irak’ta 1.5 milyon insana sustular. Bunlar Bosna’daki zalimliklere sustular. Çeçenistan’a sustular. Afganistan’a sustular. Ruanda’ya sustular. Amerikan üslerine sustular. Bunlar Amerika ne derse onu yaparlar. Amerikan menfaatlerinden ayrı laf edemezler. İşte 1990’dan önce de Ergenekoncular böyleydi, Amerikancıydı. Şimdi yeni Amerikancılarımız bunlar. Bunlar kendileri bir takım kavramlar yapıyorlar. Bizim haberimiz olmadan bize ad takıyorlar. İşte bize millici diyorlar, ulusalcı diyorlar. Ve bunlar çok şaşırtıcı. Türkiye’de milliyetçiliği en çok eleştiren bir ayzar var karşınızda. Ben bu ülkedeki muhafazakar yapıları, sağ yapıları en çok eleştirmiş, en çok kritize etmiş bir insanım. Ama benim adıma birileri bir şeyler diyorlar.

    Ve bugün, Nihat Genç adında bir yazar Türk televizyonlarında konuşamıyor. Yani başımıza gelmedik tehdit yok. Yapılmadık iş yok başımıza. Anlatamıyoruz bunu. Gün gelir, tabii ki anlatacağız. Ama bunları konuşan, söyleyen yok. 300 satan, 400 satan, 500 satan gençler geliyorlar ve bizle röportaj yapıyorlar.

    Şimdi ben mesela F Tipi cezaevlerine karşı yıllarca mücadele verdim. Fakat bunu, bu F Tipi cezaevini organize edenler de, bir şiddet örgütü diyelim, Dev-Sol’a yakın gruplardı. Onların işte, işkence, tutuklu aileleri. Şimdi, biz gidip, o tutuklu ailelerin siyasi görüşünden mi olduk? Hayır, orada haksız bir durum vardı. O haksız durumda F tipine karşı mücadele ettik. Orada belki de bu yazıları yazan, o gazetede de yüzlerce insan F Tipi mücadelesine katıldı. Şimdi biz kalkıp, siz Dev-Sol’cusunuz, şiddetten mi yanasınız dedik.

    Ortak bölüştüğümüz şeyler vardır. İnsanlar gelir bize, fikirlerimizi sorar, biz de bu fikirleri destekleriz, söyleriz. Ama bu fikirlerimizde bir şiddeti besleyen cümle ettik mi? Şiddete yatkın tek bir cümle ettik mi? Asla! Bütün hayatımız ortadadır. Nereden, nasıl çıkartacaklarını bilmiyorlar. Bakın benim bütün telefonlarım dinleniyor, yüzlerce insanın dinlendiği gibi. Bütün davranışlarımızı, hareketlerimizi, yolda yürüyüşlerimizi biliyorlar. Peşimizde polisler var. Peki buna rağmen niye hiçbir şey bulamıyorlar? Buldukları tek şey bizim Baran Dergisi’ne verdiğimiz röportaj mı? Babalara daha iyi çalışmalarını söylüyorum. Eğer Amerika bu kadar zavallı insanlara para veriyorsa Amerika’ya yazık olur. Amerika’nın bu kadar düşük zekalılarla çalışması da Amerika için çok acı verici bir şey. Milyon dolarları basıyorlar, Fetullahlarla, bilmem nelerle işbirlikleri içine giriyorlar, adamların yazdıkları yazılara bak.Bu mu lan. Bulduğunuz gerçekler bu mu? Neyse söyleyecek lafım yok. Bunlar zıvanadan çıkmış, bunlar bokundan yemiş deli. Bunlara çok da laf edip, bulacak halim yok. Bu gergin günlerde çok da konuşmak istemiyorum.

  95. _sümeyra haşimoğlu_ demiş

    Kara kartal sözüm sana ve senin gibi diğerlerini; soruyorum sana yobazlık nedir? Aptalca , saplandığın sabit fikrindir yobazlık . Gerçekten bir yobaz tanımak istitosan şöyle aynanın karşısına geçte bir bak, takmışsınız yobazlık diye. Yobazlık müslüman olmakla başını örtmekle olmaz… Yobazlık değişmeyen sabit kalan fikirlerinizle olur. kim kimdir böölümüne vatan haini olarak birkaç kişiyi koymuşlar sorgusuz sualsiz, orayada yazdım aynısını buraya koyuyurum;Sizlere kızamıyorum çünkü bilmiyorsunuz bilseniz böyle konuşmazsınız. Nasıl olupta gerçekleri görmessiniz..? Lütfen olaylara herkesin baktığı açıdan değil farklı bi açıdan farklı bir pencereden bakın , biliyorum bu çok zor ama denerseniz gerçekleri görürsünüz , sizleri bizleri bütün türk halkıyla oyun oynanıyo, bütün görüşlerinizi onlar belirliyo. sizi istedikleri yöne çeviriyolar. Soruyorum size ergenekon ortaya çıktığınde ülke çetelerden temizlenme sürecine girdiğinde bütün gözler yeni bir haberle akp nin kapatma davasına döndürüdü. Hangi kanal şu anda ergenekondan bahsediyo, hangi gazete..? Yada şöyle söyliyim bu parti iktidara geleli yeni değil, yaptığı faliyetlerde yeni değil e peki o zaman neden şimdi kapatılıyo..? Birileri hatta bir çok kişi bu ülkeden korkmaya başladı ve bunları nasıl durdururuz hesabını yapıyolar, üniv. sağ sol çatışmaları, pkk.. gibi . Üstelik tek bununla yetinseler neyse bazı yayın organları, sanki ülkemiz büyük bir çöküşteymiş gibi halkı yalan dolan ve abartılı haberlerle tedirgin ediyo bunun sonucunda ne oluyu bizi kendi istedikleri yöne bakmamızı sağlıyolar, bu oluyomu evet oluyo. Bunu yapanların belirli bir görüşü yok faaliyetlerindende belli, cumhuriyet gazetesine atılan bomba, trabzondaki papazın ölümü, hrant dink cinayeti… Ben bu ülkede kimse kimsenin ne eteğinden nede türbanında rahatsız olacağına inanmıyorum. Ayrıca siyasetle hiç ilgisi olmayan kişilerin, ve sırf türkler için, sırf ilim için yararlı faliyetleri olan bir insanın vatan haini diye adlandırılması çok acı.. Fethullah Gülen e bir çok dava açıldı ama hepsinin ne olduğu apaçık ortada. Bu insan hayatını ilime feda etti, dünyada bir çok türk okulları var dünyanın neredeyse her yerinde istiklal marşımız, Atatürkümüz öğrenilip gelecek nesillere aktarılıyo bunun neresi vatan hainliği yada bana örnek verin bu insan ne yaptıkı vatan haini…? Lütfen birilerinin görüşünden gitmeyin olaylara farklı açılardan bakın en ince noktayı bulduğunuz anda anahtarı bulacaksınız kapıyı açtığınızda bütün gerçekeleri göreceksiniz. Ayrıca tv lerde gösterilen provakatörlerede inanmayım, aptal biri çıkıp ‘ben huneyni beğeniyorum..’ demesini herkeze mal etmeyin, yada ‘hacca gidip paranı araplaramı kaptıracaksn..’ diyenleride herkeze mal etmeyelim. Evet mecliste bu ülkeyi refaha ulaştıracak bir insan yok , ama araların en iyisi yine akp, buna emin olun. Yok şeriat geliyo , yok iran olacaz, yok cumhuriyet elden gidiyo, bunların hiç biri halkın kendilerine ait olan gerçek görüşleri değil, birilerinin ona farkettirmeden beynine soktuğu görüşler. Asıl vatan hainleri paralara boğan, onları yaşatan bizleriz biraz araştırırsanız kim olduklarını anlarsınız.

  96. elif demiş

    3 askerimiz şehit oldu niye abd yi korudu diye ama abd nin 3 gün sonra aramak geldi aklına benm askerlerim onlara bişe olmasın diye öldü ben almam niye onlara yardım edilmedi niye tek türk askeri öldü niye kim anlata bilir bunu bana niye ya niye kapılar kapandı açılmadı niye prosedür gereğiymiş ben anlamam niye tek benm askerime bişe oldu niye ya niye

  97. nurcu demiş

    hadi ordan fethullah gülen vatan hainiymiş ASIL HAİNLİK MİSKİN MİSKİN OTURUP İNSANLARI KARALAMAKLA OLUR.İNSANLAR KİMİN HAİN KİMİN HAİN OLMADIĞINI YAPTIĞI İCRAATLARDAN ANLAR.TÜRKİYE ADINA YAPTIĞINIZ SOMUT İŞLERDEN BAHSEDİN.BU GİBİ KARALAMALAR AMACINA ULAŞAMAYACAĞI GİBİ KİŞİSEL GAREZİN,ÇEKEMEMEZLİĞİN,HAZMEDEMEMEZLİĞİN İLANI OLABİLİR ANCAK.YOKSA İ[ftiralı]DDALI BİR KONU DİKKATLERİ ÇEKMEK GAYESİMİ TANIŞINIYOR

  98. elif demiş

    ne zor ya hani kürt türk kardeşti hani onlar birlikte savaşmışlardı nerde onların kardeşliği nerde onların birlikte şwhit olması.Yıllar önce birlikte kurşun sıkanlar şimdi birbirine kurşun sıkıyor önceden beraber ağlar beraber gülerlerdi.Şimdi biri gülüyosa diğeri ağlıyo diğeri ağlıyosa diğeri gülüyo bumu kardeşlik bumu sevgi.Ama ben inanıyorum kürt türk niye kardeş olucak yine birlikte olucak veyatta buna inanmak istiyorum diyelim. Ben atalarım vekiliyim bütün gençler vekildir biz atalarımı çiğnedik hemde saçma bisebepten artık uyanalım ya gelecek nesiler için ki bekere kendimizden vaz geçmesini bilelim bizim atalarımız gibi……

  99. Çarşı demiş

    Atatürk devrimlerine travma diyen Akp başbakan yardımcısı M. Mir Dengir Fırat Kimdir? O şerefsizin de kim olduğuna değinmekte fayda var sanırım.
    M. Mir. Dengir Fırat Haci Bedir Ağa’nın torunlarındandır. 1943 Kâhta doğumlu.
    Dedesi Haci Bedir Ağa ( 1872–1928) Rişvan aşireti reisidir. Haci Bedir ağa’nın çocukları soyadı kanun çıktıktan sonra değişik soyadları alırlar. Rişvan aşireti Adıyaman, Malatya, Diyarbakır, Urfa, Antep, Haymana, Konya, Cihanbeyli, Antakya, Mersin, Adana, Maraş, Elazığ ve Kırşehir bölgelerine dağılmış bir aşirettir. Bu şerefsizin nasıl milletvekili olduğunu anlamanız için bu bilgiler yeterli sanırım.Adıyaman Kâhta ilçesinde doğan Mir esası yörenin toprak ağalarıdır. Onlarca köye ve binlerce dönümlük araziye sahip olan bu aile bu toprak ve köylerin tapularını da Hamidiye Alaylarında yer alarak Ermeni katliamına bulaşarak gelişebilecek bir Kürt ulusal hareketin önüne de geçmenin karşılığında döneminde Kürtlerin Babası lakabı ile tanınan ikinci Abdülhamit’ten almışlardır.
    Nakşibendi tarikat üyesi olan Haci bedir Ağa Şeyh Sait isyanına destek sundukları için 1926 yılında Mustafa Kemal tarafında bu aşiretin ileri gelenleri Mersin, Amasya, Bolu v.b yerlere sürgüne gönderilir.
    Bu günde Nakşi tarikatının siyasal İslam kanadı olan Fetuhllah Gülen ve AKP ile birlikte bölgede ve Kürdistan’da misyon üslenmiş durumdadırlar. M.Mir. Dengir Fırat, AKP’nin Kürt işbirlikçi oluşumu içinde Adıyaman bölgesinde önemli bir rol üstlenmiştir. KDP ile Türkiye’de ortak şirketler kuran Dengir Fırat bu şirketler üzeri AKP’nin, KDP ile ilişkilerini sağlamakla da görevlendirilmiştir.

  100. Murat demiş

    Alçakça yalan dolanlarla bir yere varamazsınız, artık yeter,
    Halk artık uyandı,80 yıldır uydurduğunuz yalanlara inanmıyor,
    İnsanımızı bu haince planlarınızla bölemeyeceksiniz,
    Bu sitenin bütün yalanlarını ve saldırılarını şiddetle kınyorum.

  101. cabir ürer demiş

    ne oldu bozuldunuz mu k a p a t ı l madı

  102. Fidan demiş

    Bu siteye sesleniyorum: Sizlerin ve zihniyetinizin sonu geldi arkadaşlar. Fethullah Gulen ve onun peşinde koşturanlar bu ülkeye ve islama bu asırda hiç kimsenin yapamadığı hizmeti yapmıştır, yapmaya devam etmektedir ve Allah’ın emri ile çok daha fazlasını yapacaktır. O ümitsizce çamur attığınız, mesnetsiz uydurma iddialarla karaladığınız okullar dünyanın dört bir yanında Türkçe konuşan, Türk kültürü aşığı, geleceğin Türkiye sempatizanı lobilerini yetiştiriyor. Siz ve sizin gibi düşünen bir avuç insan burada birbirinizi pohpohlayıp duruyorsunuz. Güneş balçıkla sıvanmaz.

  103. helin demir demiş

    ALMAN OKULUNDAN PKK PROPAGANDASI

    Almanya’nın son günlerde PKK’ya yönelik kararlı tavırları özellikle ROJ TV’nin kapatılması ve bir kadını ölüm tehdidiyle kürtaja zorlayan PKK’nın Almanya sorumlusu Hüseyin Çolak kod adlı 47 yaşındaki Hüseyin Acar’ın tutuklanması girişimleri tüm dünya tarafından övgüyle karşılanırken, Köln kentinden gelen bir haber, olumlu gündemi zedeleyici bir etki yarattı.

    Almanya’nın Köln kentindeki Yüksek Öğretim Ticaret Fakültesi’nde “Kültürlerarası Diyaloglar” dersinde bölücü terör örgütü PKK’nın propagandası yapılarak, Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nden bazı illerin sözde Kürdistan devletinin sınırları içerisinde gösterildiği bildirildi.

    İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Dr.Swetlana Franken’in dersinde fakülte öğrencilerinden Chekdar Bavli’nin sunumuyla gerçekleştirilen tanıtımda, sınıfın duvarına Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusundan Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Kars, Ağrı, Iğdır gibi şehirleri de içine alan sözde Kürdistan devleti haritası ve sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir kaşkolun asıldığı belirtildi.

    PKK’yı Kürdistan’ın siyasi bir partisi, Abdullah Öcalan’ı ise halk ve siyasi parti lideri olarak anlatan sunumda, Kürdistan’ın başkentinin Diyarbakır olarak anlatıldığı, duvara PKK’nın bayrağının yansıtılarak, PKK’nın Kürdistan’ın işçi partisi olduğu vurgulandı. Bölücü başı Öcalan’ın fotoğrafları ile devam eden sunumda, 550 bin kilometrekare olduğu iddia edilen Kürdistan’ın nüfusunun 40 milyon olduğu savunuldu.

    Türk ve Alman öğrencilerin de katıldığı sunumda anlatılanlar Türk öğrenciler tarafından büyük tepkiyle karşılanırken, derste gergin anlar yaşandığı kaydedildi. Her dönem sonunda öğrencilerin ülkelerini tanıttığı ve fakültede seçmeli olarak verilen derste, Almanya’da yasak olmasına rağmen PKK bayrağının gösterilip, terör örgütü başı Öcalan lehine propaganda yapılması ve Türkiye haritasının bölücü zihniyetle sözde Kürdistan devleti lehine parçalanmasının, derse katılan Türk öğrenciler arasında infiale neden olduğu, ders esnasında sunumu yapan Bavli ve Türk öğrenciler arasında sözlü tartışmalar yaşandığı belirtildi.

    Bu arada; PKK’nın siyasi parti olmayıp, terörist bir örgüt olduğu hususunun en iyi şekilde PKK’nın kurucusu Abdullah Öcalan tarafından açıklanması da, bunun en iyi kanıtı olarak görülmektedir. Abdullah Öcalan, ‘1989 tarihli Abdullah Öcalan Seçme Yazılar Cilt IV’ adlı eserde, PKK’yı “Partinin taktiği gerilladır. Şimdi bu siyasi gelişmeleri yönlendiriyor…(Syf 332) Gerilla çekirdeği, parti çekirdeğimizin yoğunlaşmış bir ifadesidir de diyebiliriz. Yine gerilla çekirdeğinin uzun bir süre parti öncü çekirdeklerinden ibaret olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Halen de bu durum önemli oranda böyledir. En sağlam partililer gerillayı geliştirir. Bu durumda, gerilla çekirdeğinin örgütlenmesi, yönetimi çalışma ve savaşım tarzı en fazla üzerinde durmamız gereken bir husustur. (Syf 145-146)…Bilindiği gibi, savaşı kurmaylık yürütür. Bizde savaş kurmayı partidir. (Syf 141)” şeklinde anlatmaktadır.

    Ancak bir uzman, terör örgütünü bu kadar iyi tanımlayabilir. Tanımlayan onun kurucusudur. Örgütün amacını ve kurgusunu hiç kimse ondan daha iyi bilemeyecektir. PKK’nın bir siyasi partiden çok savaş aygıtı, ayrılıkçı bir terör örgütü olduğunu söyleyen kendisidir. Parti üyesinin aslında silahlı bir eylemci, ideolojisinin yerleşik siyasi düzeni zorla devirmeyi amaçlayan Leninist olduğunu söylemesi PKK’yı tanımayanlar için açıklayıcıdır.

    Siyasi partiler, ülkedeki temel eğilimleri ve istemleri siyasi kurumlara yansıtarak toplumsal uzlaşmanın gerçekleşmesini sağlarlar. Söz konusu uzlaşma olmazsa anayasa metinleri olarak kayda geçirilmiş sosyal mukaveleler de gerçekleşmez, toplumsal huzur ve barış da sağlanamaz. Oysa bir toplumun istikrarı ve ilerlemesi huzur ve barış ortamında mümkündür. Siyaset ise, bu ortamı yaratmanın temel aracıdır. Bu durumda; PKK, adındaki ‘parti’ sıfatına uygun bir tavır içine girmeyen, terörizmi bir siyaset yöntemi olarak görmeyi ve kullanmayı benimseyen tutumuyla asla ‘siyasi parti’ olarak tanımlanamayacaktır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  104. helin demir demiş

    HİKMET FİDAN’I ANMA

    PWD’nin Türkiye çalışmalarını yürütmekten sorumlu koordinatörü Hikmet Fidan, 6 Temmuz 2005 tarihinde öğle saatlerinde Diyarbakır’ın Bağlar Semti’nde PKK Cinayet Örgütü’ne mensup iki caninin silahlı saldırısı sonucu hayatını kaybetmişti. Hikmet Fidan cinayeti üzerine şimdiye kadar bir çok defa yazılar yazıldı, çeşitli internet sitelerinde yorumlar yapıldı.
    Kürt aydınlarının yorumlarının çoğu “Omerta” yani “Suskunluk Yasası”na göre, onların prangayı söküp atamayacaklarını gösteriyordu. Şimdi ise cinayetin üzerinden tam üç yıl geçti ve katiller halen yeni cinayetler peşinde koşmaya devam ederken, basına yeni açıklamalar yansıyor.

    28 Temmuz 2008 günü “Rizgari” adlı internet sitesinde, “Yaşar Karadoğan” imzalı, “3.Yıldönümünde Hikmet Fidan Cinayeti” başlıklı bir yazı yayınlandı. Söz konusu yazıda; “Hikmet Fidan’ın 6 Temmuz 2005 günü Diyarbakır’da PKK tarafından infaz edildiği, cinayetle ilgili olarak şu anda iki tutuklunun bulunduğu, bunların da Fırat Karahan ve Veysi Akgönül oldukları” belirtildi. Hikmet Fidan’ın öldürüldüğü günün sabahı Veysi Akgönül ve Mustafa Kemal Ok’un da Diyarbakır’ın Ofis semtinde saldırıya uğradıklarına işaret edildi. Veysi Akgönül’ün kurduğu “Akgönül Basın Yayın Matbaacılık Şirketi”nin PWD’ye ait olduğu öne sürüldü.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 16 Kasım 2005 tarihli iddianamede Akgönül’ün dövülmesiyle başlayıp Hikmet Fidan’ın katledilmesiyle devam eden süreç;

    “PKK/KADEK terör örgütünün 05-22 Ağustos 2001 tarihinde gerçekleştirilen 6. Ulusal Konferans adı verilen konferansta kararlaştırılan “Sivil itaatsizlik” (Serhildan-Başkaldırı) metodu tüm taktik denemelere ve geliştirilen kampanyalara rağmen başarısız kalmış ve bu yeni strateji, örgüt yönetiminde tartışma konusu haline gelmiştir. Yine Marksist-Leninist örgütlenme modelinin terk edilerek daha gevşek bir yapılanmanın hedeflenmesi ve uygulamada bu yönde adımlar atılması çelişkileri daha da derinleştirmiştir.
    Örgüt üst yönetiminde somutlaşan fikir ayrılıkları sonucu Ferhat kod Osman Öcalan’ın liderliğinde Botan kod Nizamettin Taş, Ebubekir kod Halil Ataç, Serhat kod Hıdır Yalçın, Dursun kod Dursun Ali Küçük, Kani Yılmaz kod Faysal Dunlayıcı, Berxwedan kod Mehmet Eşiyok, Doğan kod Selahattin Gün gibi örgüt mensuplarının oluşturduğu reformcular ile Cuma kod Cemil Bayık’ın liderliğinde Cemal kod Murat Karayılan, Abbas kod Duran Kalkan gibi örgüt mensuplarının oluşturduğu gelenekçiler isimli iki hizip ortaya çıkmıştır.
    Reformcular, silahlı faaliyetleri ön plana çıkartmaya çalışan gelenekçileri örgütün yeni dönem stratejisini sabote etmekle suçlamış, gelenekçiler ise reformcuları, silahlı faaliyetleri tümden engelleyerek legalleşmeyi abartıp son beş yılın başarısızlıklarına neden olmakla suçlamıştır.
    16-26 Mayıs 2004 tarihinde Kuzey Irak’ta bulunan Kandil Dağı’nda gerçekleştirilen ve 2. Olağanüstü Kongre olarak adlandırılan 10.Kongrede alınan örgütün silahlı savunma gücü HPG militanlarının pasif durumdan aktif duruma geçirilmesi ve güvenlik güçlerince örgüt mensuplarına yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonlarda verilen kayıplara misilleme olarak eylem yapılması kararları üzerine reformcular kanadına mensup Osman Öcalan ve Nizamettin Taş liderliğindeki bir grup örgüt üyesi, örgüt kamplarını terk ederek Musul’a gitmişler ve PKK terör örgütünden ayrı olarak ‘Demokratik Barış İnisiyatifi’ adı altında yeni bir yapılanma içine girdiklerini, 09.08.2004 günü ise, PWD adıyla yeni bir hareket başlattıklarını duyurmuşlardır.
    PKK terör örgütü yönetimi, 2005 yılı Mayıs ayında PWD ile diyalog kurma girişiminde bulunmuş ve akabinde Nizamettin Taş ile görüş ayrılığına düşen Osman Öcalan bu hareketten ayrılmıştır.
    PWD yönetimi, Kuzey Irak’ta geçekleştirilen ve maktül Hikmet Fidan’ın da katıldığı toplantılar sonunda; Kürt birliğinin sağlanması, Türkiye içerisinde örgütlenme ve PKK’nın yaptıklarının eleştirilmesi konularında kararlar almış ve Türkiye içerisinde örgütlenme konusunda kapatılan HADEP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunmuş olan Hikmet Fidan görevlendirilmiştir.
    Bu toplantılara katılan Veysi Akgönül ile Mustafa Kemal Ok isimli şahıslara, PWD örgütünü finanse etmek üzere merkez Diyarbakır ilinde bulunan “Akgönül Basın Yayın Matbaacılık Turizm ve İnşaat Limited Şirketi” kurdurulup, şirket merkezi PWD örgüt bürosu olarak kullanılmaya başlanmıştır. PWD örgütünü finanse etmek üzere kurulan şirketin ortağı olan Veysi Akgönül, PWD ile ilişkisini kesmesi ve söz konusu şirkete ait büroyu kapatması konusunda iki örgüt mensubu aracılığı ile dövülmüş ve tehdit edilmiştir. 05.07.2005 günü Hikmet Fidan’ın Diyarbakır iline gelip Veysi Akgönül ile görüşmesi üzerine, Veysi Akgönül’ün bürosuna gelen iki PKK terör örgütü mensubu, Veysi Akgönül’den Hikmet Fidan’ı öldürmesini ya da ertesi gün Bağlar Dört Yol Sağlık Ocağı karşısındaki sokağa getirmesini istemişler, aksi takdirde kendisini öldüreceklerini bildirmişlerdir. Veysi Akgönül, bu tehdit karşısında Hikmet Fidan’ı öldürmeyi kabul etmiş ancak bu işi tek başına yapamayacağını düşünerek Fırat Karahan’a olayı anlatmış ve söz konusu olayı birlikte yapmaya karar vermişlerdir. 06.07.2005 günü saat 10:00 sıralarında, Hikmet Fidan kaldığı Miroğlu Otel’den Fırat Karahan tarafından alınarak Bağlar Sağlık Ocağı yanına götürülmüş, burada kendilerini bekleyen Veysi Akgönül ile buluşmuşlar, bu arada Veysi Akgönül’ü telefon ile arayan Serkan Şitilay isimli şahıs Veysi Akgönül’den beklemesini istemiş, ancak Serkan Şitilay’ın kendisine Hikmet Fidan’ı öldürmesi için silah vereceğini düşünen Veysi Akgönül silahı almaya cesaret edememiştir. Bunun üzerine Serkan Şitilay telefon ile Veysi Akgönül’den Hikmet Fidan’ı sağlık ocağı karşısındaki sokağa getirmesini istemiş, Veysi Akgönül de, Hikmet Fidan’ı Fırat Karahan ile birlikte sözkonusu sokağa götürmüştür. Hikmet Fidan, saat 11:45 sıralarında, Diyarbakır Merkez Bağlar ilçesi Kaynartepe mahallesi 43. sokak Rahat-1 Apartmanı merdiven boşluğunda, Fırat Karahan ve Serkan Şitilay tarafından tabanca ile vurulmak suretiyle öldürülmüştür.’ şeklinde özetlendi.
    Hikmet Fidan’ın öldürülmesinin, üzerinde durulması gereken, tartışmayı gerektiren trajik bir olay olduğu, bunun, yurtsever her bireyin ve aydının görevi olarak algılanması gerektiği, zira Hikmet Fidan ve Kürt halkının önemli diğer evlatlarının, hastalıklı yapının bir sonucu olarak kaybedildiği ve kaybedileceği, bunu aşmak için de, açık sözlülükle ve medenice tartışmayı öğrenmek, kararlılıkla alternatif yaklaşımlar üretmek durumunda olunduğu, tahrip etmek ve bozmanın kolay, yapmanın, inşa etmenin zor olduğu, hele hele bir halkın geleceğini inşa etmenin ise çok daha zor olduğu ve bu görevin herkesi beklediği, anlaşılmaktadır.
    İnsanım diyen vicdan sahibi her Kürt aydınının görüşlerini açıkça ifade etmesi ve örgütün şiddet politikasını reddetmesi en doğal hakkıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  105. mummy demiş

    bu işleri bırakın ya yüzde 47 gibi bi kesimin kararı bu AKP devleti siz işinize bakın bu sol a ALLAH ım irade versin ne diyeyim ki ama yerinizde sayıyor, ömrünüzü tüketiyorsunuz!!

  106. hudut kartalı demiş

    Bu sefer kaybettik sanırım,ülkenin heryerini ele geçirdiler.Psikolojik harp yaptılar kazandılar.Zaten amerika denilen adi memleketin becerebildiği en güzel iştir psikolojik ve gayriresmi harp.

    Bu işin teşkilatlandırmasını fetullah,akp,cia ve mossad yapmıştır.

    kapatma davası süreci ile akp’nin riske girdiğini gören bu ekip,ergenekon kodlu operasyon ile ortalığı karıştırarak yönetimi tekrar ele geçirdiler.

    bu saatten sonra demokratik ve siyasal anlamda yapılacak bir şey kalmamıştır.

  107. helin demir demiş

    PKK MI, EL KAİDE Mİ?

    İstanbul Güngören’de art arda patlayan ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği, 150’den fazla kişinin de yaralandığı bombalı saldırının ardından, olayın faillerinin yakalandığı, 8 şahsın tutuklandığı, tutuklananlar arasında yer alan iki kişinin de olay yerinde görgü tanıklarınca görülen kişiler oldukları bildirildi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay yaptığı açıklamada; delillerin şüpheye mahal bırakmadığını, olaya karışanların ve onlara yataklık yapanların da tutuklandığını söyledi. Atalay, “Bulgularımız kanlı eylemin ardında bölücü örgütün olduğunu gösteriyor” derken, katliamın El Kaide esinlikli bir örgütün İstanbul’daki ABD Konsolosluğu’na yaptığı kanlı saldırının ardından gerçekleşmesi, şüpheleri farklı yönlere çevirdi.

    Alman Haber Alma Teşkilatı (BND), saldırının terör örgütü PKK tarafından gerçekleştirilmediğini öne sürdü. BND Başkanı Ernst Uhrlau, “Bild” gazetesine verdiği demeçte, “İstanbul’da gerçekleştirilen bombalı saldırının PKK’nın tarzı olmadığını, saldırının teknik açıdan yer ve mekan olarak İslami terörün tarzı olduğunu” söyledi. Uhrlau ayrıca, “Olayın El Kaide terör örgütünce işlenmiş olabileceği ihtimali üzerinde duruyoruz. Çünkü İslami teröristlerin Türkiye’de faal olduğunu biliyoruz” dedi. Bu açıklamalardan da, Temmuz ayında PKK tarafından kaçırılan Alman dağcıların serbest bırakılmasından sonra Almanya’nın PKK üzerine fazla gitmek istemediği, olayı El Kaide’ye yönlendirdiği yönünde kamuoyunda bir kanaat oluştu.

    Alman Südwest Presse Gazetesinin 4 Ağustos 2008 tarihli sayısında Gerd Höhler imzasıyla yayınlanan bir yazıda ise; Bu saldırının, Alman dağcıların kaçırılması olayında olduğu gibi Kuzey Irak’taki PKK yöneticilerinin örgütü ne derece kontrol altında tutabileceği ve eylemlerini koordine edebileceği sorusunu yeniden gündeme getirdiğine değinildi. Terörizm uzmanlarının, bazı grupların kendi inisiyatifiyle saldırı düzenlediğini, PKK yönetiminin Ocak ayında Diyarbakır’da düzenlenen ve yedi kişinin yaşamını yitirdiği bombalı saldırıdan dolayı özür dilediğini, saldırının ardından açıklama yapan PKK’nın, olayın yönetim tarafından onaylanmayan bağımsız bir grup tarafından gerçekleştirdiğini belirttiklerine işaret edildi.

    Bu arada PKK içerisinde aylardır, ihanetler, suçlamalar ve yer altı manevraları ile birlikte Suriye kanadı ile geleneksel kanat arasında kan davasının sürdüğü, önemli bazı yöneticilerin öldüğü hakkındaki haberler de, dikkatleri anlaşılmaz bir tablonun varlığına yöneltti. Kalabalık semtlerde aşırılık yanlısı hücrelerin saklandığı, yüzdükleri sularda müritlerin yakalandığı, PKK’nın kendi adamlarıyla harekete geçmediği zaman 80’li yıllardan itibaren kendi imzalarıyla şehirlere dehşet saçan aşırı sol fraksiyonların üyelerine güvendiği, kendini şiddet kullanımına adamış ve anlaşılmaz siyasi ajandası olan genellikle küçük gruplara ayrılmış fraksiyonların varlığı, tartışmaların diğer bir önemli boyutunu oluşturdu. Aşırı sağcılar ve dincilerle çatışan bir gerçeğe dikkat çekildi.

    Sonuç olarak, terör eyleminin hangi örgüt tarafından yapılırsa yapılsın acılara sebep olduğu, hiç kimse tarafından kabul edilemeyeceği ve herkes tarafından kınanması gerektiği olgusu karşımızda duruyor. Teröre karşı sağ duyulu ama kararlı davranmak, olmazsa olmaz bir koşul olarak kendini gösteriyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  108. ELİF demiş

    mummy bak sağ sol diye ayırma bu ayırmalar yüzünden bir çok kişi can verdi yeter ya ne sağı ne solu bırakın artık birlik vakti kürtdüyle türküyle sağıyla soluyla biz bunları tartışırken ülke gidiyo büssürü asker ŞEHİT oluyo uyanalım artık VATAN İİÇİN BAYRAK İÇİN UYANALIM

  109. helin demir demiş

    PKK ÖNCE AKLINI ÇALDI, SONRA DA HAYATINI!

    PKK’nın yıllarca kan ve gözyaşı demeden mahvettiği hayatların arkada bıraktığı acılar bugün hala akıllarda ve hatırlanmaya devam ediyor. PKK’nın vahşeti, acımasızlığı ve insanlıktan uzak tavrı bir kez daha gözler önüne seriliyor.

    İstanbul’da sansasyonel eylem yapma amacıyla görevlendirilen PKK üyesi Serhat Kod Mikail Yazıcı’yı evinde barındırdığı gerekçesiyle, Mayıs 2008 tarihinde tutuklanan Abdullah Ekinci’nin, Tekirdağ cezaevinde kendisini asarak intihar etmesi, PKK’nın yarattığı tirajik sonuçlardan sadece bir tanesi.

    Abdullah Ekinci’nin bir süredir kaldığı cezaevinde PKK’nın baskılarına dayanamayarak bunalıma girdiği, tedavisinin yapılabilmesi amacıyla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine kaldırıldığı söyleniyor. Yıllardır örgüte yardım ve yataklık yapan Abdullah EKİNCİ’nin, örgütün cezaevinde de propagandasını yapması amacıyla talimatlar aldığı, örgüt tarafından kendisine verilen sözlerin yerine getirilmediği, kendisinin kullanıldıktan sonra yırtık bir bez parçası gibi kenara atıldığı, ailesine herhangi bir yardımda bulunulmadığı ve ruhsal sorunlar yaşadığı yakın çevresinde konuşulanlar arasında.

    Bu arada DTP Kağıthane İlçe Başkanı Sadiye Süer BARAN ile de akrabalık bağı bulunan Abdullah Ekinci’nin cenazesini almak için İstanbul’dan Tekirdağ’a DTP’li şahısların gittiği belirtiliyor. DTP’li şahıslar tarafından PKK’lı Abdullah Ekinci’nin aslında intihar etmediği, cezaevinde öldürüldüğü, sonra da intihar süsü verilerek olayın kapatılmak istendiği söyleniyor. Oysa Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi raporları, Abdullah Ekinci’nin ağır bir travma geçirdiğini, intihar gibi olaylara yönelebileceğini, ciddi şekilde tedavi görmesi gerektiğini belgeliyor.

    Abdullah Ekinci’nin hikayesi, PKK’nın yıprattığı hayatlara bir örnek olarak karşımızda duruyor. Terörden çekilen acıların bir daha yaşanmaması için herkesin duyarlı olması, kararlı tavrını sürdürmesi ve anne babaların çocuklarına sahip çıkması gerekiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  110. Erdinç demiş

    Siz Ergenekon Terör Örgütüne üye bir sitesiniz. Sanırım. Ama sonunuz geldi. Millet Aptal değil artık. bu hikayeler tutmadı. yenilerini yazın bence. Daha inandırıcı olur.

  111. Erdinç demiş

    Tuncay ÖzPKKan’a Milliyetçi dediniz. Kanaltürk’ü Pkk parasıyla kurulduğu resmen belgelendi. Doğu PERİnçek ‘e ulusalcı dediniz. Pkk nın sağ kolu olduğu ortaya çıktı. Süleyman Demirel dedimiz. Ben resmen masonum dedi. Mesut Yılmaz dediniz. Ben Müslüman değilim ki dedi. ANecelsezer Dediniz Ben Allah bilmem varsa yoksa İsrail dedi ne kadar pekekeli varsa akladı. Sinan Aygün dediniz. PKK parasıyla devleti ele geçirmek için finans desteği yaptığı belgelendi. Deniz Baykal dediniz. Ne kadar yolsuzluk varsa hepsini kabul etti siz bana bişet yapamazsınız dedi. Rahmi koç dediniz. Ergenekonun para babası çıktı. Çevik bir dediniz. Ergenekonun 1 numarası çıktı. Kamer genç dediniz Allah kimdir (haşa) dedi. siz ne diyorsunuz ki ?

  112. NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE demiş

    BU YAZIYI YAZARKEN GERÇEKTEN ÜLKEMİZİ PARÇALAMAK İSTEYEN BİR ÇOK İNSAN OLDUNU ANLADIM
    ZAMANINDA BU ADAM ATAMIZIN GÖRÜŞLERİNE SAYGISIZLIKTAN TÜRKİYEDE ARANIYORDU YURT DIŞINDA KALDI ETTİ ADAM Bİ GELDİ BASBAKAN OLDU EY TURK GENCLIGI TURK TOLULUĞU BU HERİF SENIN ATANA ILKELERINE LAF SOLEMEKTEN ARANIODU SIMDI SEN ONU BASBAKAN YAPIOSUN KENDINIZE GELIN BIRAZ YA CAHIL TURK HALKINI EN IYI IMAN YOLUYLA IKNA EDEBILCEKLERINI BILIYORLARDI BUNU KOZ OLARAK KULLANDILAR TURBANI BIR ISTEK DEIL BIR SIMGE HALINE GETIRIP ARKASINA SIGINDILAR OY TOPLADILAR

    SİZLERE SOYLUYORUM YA

    ‘Ne mutlu Türküm diyene’ dersen,doğal olarak etki tepkiyi doğurur ve o da ‘ne mutlu kürtüm diyene’ der. Yahu milletin bütünlüğü ‘Ne mutlu Türküm diyene’ ifadesi ile sağlanır mı?

    BU CÜMLEYİ KURAN BİR ADAMDAN DEWLET ADAMI OLURMU YA HELEKİ DEVLETIN BAŞ ADAMI YAZIKLAR OLSUN BİZİM CAHİL İNSANLARIMIZA . BU PARTİNİN AMACİ BİZİ TAM BİR KAOSA SOKMAK VE SOKTUDA İNSANLAR ARTIK NE YAPACAKLARINIDA BİLEMİYOR.

    YÜZBİNLERCE ASKERİMİZİN ŞEHİT DÜŞMESİNE SEBEP OLAN O.Ç ADULLAH ÖCALAN A SAYIN DİYE HİTAP EDEBİLİYOR

    TÜRKİYEYE GİRMESİ YASAK OLAN ATAMIZI DÜŞÜNCELERİNİ HİÇE SAYIP KÖTÜLEYEN FETTULLAH GÜLEN İN TAM BİR KÖPEĞİDİR BU ADAM

    MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 100. YILIN EN BÜYÜK ADAMI OLARAK SEÇİLMİŞ BU KÖPEKLER BÖYLESİNE BÜYÜK BİR ATAYI VE İLKELERİNİ YOK ETMEYE ÇALIŞIYOR

    R.T.E TAM BİR MİLİTANDIR AMACI TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ YOK ETMEKTİR BU ADAMIN BASINDAKILER İSLAM BİRLİĞİ VE A.B.D ÇÜNKÜ A.B.D BİZİM NASIL BİR GÜÇ OLDUMUZUN FARKINDA İSLAM BİRLİĞNİNDE UMRUNDA DEĞİL ZATEN NE OLUCAĞIMIZ. DEVLET SATILDIKÇA SATIILDI VE HALA DEVAM EDIYOR ŞİMDİKİ BÜYÜK İHALE İSE BOR MADENLERİNE YÖNELDİ ACABA KİME SATSAK DİYE DÜŞÜNÜYOLAR DÜNYANIN %80 BOR MADENİN TAMAMI TÜRKİYEDE VE BİZİM BAŞKANIMIZ ACABA KİME SATSAK DİYE DÜŞÜNÜYOR BİLİNİYORKİ ARABALAR ARTIK PETROLLE DEĞİL BOR İLA ÇALIŞICAK BUNUN ÜZERİNE ÇALIŞMALAR YAPILIYOR.AMA GEL GELELİMKİ BİZ BU KAYNAĞIDA SATACAĞIZ SAT BE SAT GİTSİN . SEN BU ÜLKEYİ DAHA BÖLEMEDİN AMA SATTIN YAKINDA BÖLÜNMEYEDE GELİCEK EYY TÜRK HALKI SAKIN SANMAYINKI İYİ GÜNLER BİZLERİ BEKLİYOR SANMAYINKI EKMEK 0.40 KR KALACAK SANMAYINKI BENZİN 3.28 KALACAK İŞÇİYE ZAM YOK AMA FATURALARA %30 ZAM VAR BIDE SIMDI OTOMATIK ZAM CIKTI 3 AYDA BİR VE ŞUNUDA SÖYLEMEDEN GEÇEMİYCEM TÜRKYENİN SATILMIŞ OLAN İHALELELRINDEN ŞİRKETLERDEN ÖZELLEŞTİRMEDEN ELDE EDİLEN PARA 9 TRİLYON DOLAR PEKİ GEL GELELİM BU PARANIN NE OLDUĞUNA

    SOKAĞIMDAKİ TAŞLAR AYDA BİR YENİLENİYOR PARKLAR BOZULUP YENİDEN YAPILIYOR ( VE BİR UFAK DEFEK PARKIN YAPIMINDA HARCANAN EN UFAK PARA 2 İLA 3 TRİLYONMUŞ )BUNUDA ÖĞRENİN YANİ DEVLET KAZANDI PARAYI KENDİ ADAMLARINA 1 LİRALIK İŞİ 5 LİRAYA YAPTIRIYOR 4 LIRAYI DEVLETİMİZİN ADAMLARI CEPLERİNE ATIYOR SONRADA NE OLDU BU PARALAR DENDİĞİ ZAMAN PARKLAR YAPILDI TAŞLAR YENİLENDİ FALAN FİLAN BU MASRAFLARI BELGELEYE BİLİYORDA ÇÜNKÜ İHALEYİ KENDİ SATIYOR KENDİSİ ALIYOR.

    OFF OFF EY KEMALİSTLE BİZLERİ ÖNÜMÜZDEKİ 5 YIL COK KÖTÜ BEKLİYOR. UMARIM DARBE OLURDA BU KÖPEKLERİ ATARIZ ÜLKEMİZDEN. LAKİN DARBE İYİ BİŞEYMİ KÖTÜ AMA BİZ KEMALİSTLER OLARAK ATAMIZN BİZLERE BIRAKTIĞI CENNET VATANI KORUMASINI VE GENE YÜKSELTMESİNİ BİLİRİZ .

    VE SON OLARAKTA ERGONOKAN DAVASI TAMAMEN DERİN DEVLETTİR BU DEVLETTEN TAYİBİNDE HABERİ YOKTU FAKAT ACIK VERİLDİ TAYIP BU ORGUTUN ÜSTÜNE DÜŞMESEYDİ ŞU ANDA BELKİ ODA YAŞAMIYOR OLUCAKTI BUNLARIN OLABİLECEĞİNDEN KORKTUĞU İÇİN HERKESİ YAKALATIP TUTUKLATTI. VE EMİN OLUN ÇOĞUNADA YARGISIZ İNFAZ YAPILABİLİR.

    VE UNUTMAYALIMKİ BİZLER DIŞARDAN YÖNETİLEN BİR TOPLULUĞUZ…..

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE…………….

  113. NE MUTLU TÜRKÜZ DİYENLERE demiş

    BU VATANDA NE MUTLU TURKUMDEN BASKA BIR LAF SOLENEMEZ

    BENDE GOCMENIM DIYOMUYUM NE MUTLU GOCMENIM DIYE

    KURTLERIN NE MUTLU KURDUM DEMESI ICIN KENDI ULKELERINI KURMASI GEREKIR ATAMIZ ULKEMIZI KURMUS VE VE NE MUTLU TURKUM DEMIS NE MUTLUKI BIZE AMA HAYIN INSANLAR YASADIKLARI KIMLIKLERINDE T.C YAZDIKLARI HALDE SORULDU ZAMAN KURDUZ DIYEBILIYOR BU SACMALIKTIR SEN ONCE TURKSUN SONRA YORENIN USTRUBUNA GOREDE KURTSUN YADA LAZSIN YADA TRAKYALISIN YADA ÇERKESSIN UNUTMAYINKI BU TOPRAKLARDA YASADINIZ MUDDETCE HEPINIZ TURK EWLADISINIZ KIMINIZ HAYIRLI KIMINIZ HAYIRSIZ AMA TURKSUNUZ MADEN TURKLUĞU SEVMIYORSUNUZ DEFOLUN GIDIN BU ULKEDEN MADEN NE MUTLU KURDUM DEMEK ISTIYORSUNUZ SIKTIRIN GIDIN KENDI ULKENIZI KURUN ORDA DIYIN NE MUTLU KURDUZ DIYE

    BENDE BATI TRAKYALIYIM NE YAPMAM LAZIM NE MUTLU BATI TRAKYALIYIMMI DIYIM SACMALIK YA BU ULKE SINIRLARI ICERSINDE HER NE OLURSA OLSUN DIL DIN IRKIN NE OLURSA OLSUN KIMLIGINDE T.C YAZIYORSA SEN NE KADAR KABULLENEMESENDE TURKSUNDUR VE UNUTMAKI T.C HARFLERINI BIR ARAYA GETIRIP ULKE KURMAK ICIN MILYONLARCA SEHIT WERDI BU TOPRAKLAR SIZ SIZ OLUN AKLINIZI BASINIZA ALIN TURKLUGU SEVMEYIP LAF EDENLER SIKTIR SEN GITSIN BU TOPRAKLARDAN YOKSA BIZIM ASKERLERIMIZ KAZIMASINI BILIR ZAMANI GELDI ZAMAN

    NE MUTLUKI PKK O.Ç SONU GELDI
    DAGLARDA TAWSAN GIBI AWLIYO ASKERLERIMIZ O KOPEKLERI VE UNUTMAYINKI KURT DEVLETINI KURMAK ISTEYENLER KIMLER PKK LILAR VE HER KURT PKK MI HAYIR DEĞİL İŞTE BU PKK YUZUNDEN MERT NAMUSLU VATANINI SEVEN ONCE TURKUM SONRA KURDUM DIYEN KARDESLERIMIZE YAZIK OLUYOR

    BENIM SOYUM ATAMIZDAN GELIYOR AYNI SOKAKTA DOGUP YOLLARDA YURUMUS DEDELERIMIZ NE MUTLUKI BANA WE AILEME UNUTMAYALIMKI …….

    TURK KURT TRAKYALI GOCMEN ÇEÇEN ARNAVUT HER HANGİ IRK DAHA VARSA HEPIMIZ KARDEŞİZ

    NE MUTLU TÜRKÜZ DİYEN HERKEZ İÇİN VE BUNU HER KONUSUNDA BELİRTEN ARKADASLARA CANI GÖNÜLDEN SEVGİLERİMİ İLETİYORUM

    BU VATAN BÖLÜNMEZ BÖLÜNEMEZ

    Yorum Yapın

  114. ahmet ertan demiş

    burada yazanları okuduktan sonra bu işin bitmiş olduğunu anlıyorum, çekip gitmek lazım bu ülkeden….

  115. helin demir demiş

    PKK KARADENİZDE DE NEFES ALAMIYOR
    Giresun’dan sonra, Gümüşhane’de de terör örgütü PKK tarafından güvenlik güçlerine taciz ateşi açılması, PKK’nın Karadeniz’e açılım yapmak istediği düşüncelerini akla getirirken, ardı ardına yapılan başarılı operasyonlar sonucunda PKK’nın Karadeniz’de de nefes alamadığı görülüyor.
    HPG sorumlusu Fehman Hüseyin’in örgütün var oluş amacını kaybetmesinden hareketle militanlara sürekli talimatlar yağdırdığı, moral ve motivasyonu kaybeden örgüt mensuplarının psikolojik bunalımlar yaşadığı ve dağılmanın her geçen gün boyutlandığı biliniyor. Fehman Hüseyin’in ve diğer üst düzey yöneticilerin bütün çabalarına rağmen Karadeniz’de iklimsel koşullardan dolayı birtakım zorlanmaların militanlar üzerinde adaptasyon bozuklukları yarattığı, bölge halkının da teröre karşı duyarlı ve kararlı olduğu görülürken, son günlerde Giresun’da yakalanan PKK mensuplarının silahlarını ve telsizlerini bile bırakıp kaçmak zorunda kaldıkları, örgüt mensuplarının kendi aralarında yaptıkları telsiz konuşmalarında yiyecek sıkıntısı yaşadıkları kaydediliyor. En son Tokat’ta gerçekleştirilen bir operasyonda da büyük telsizin ele geçirildiği bildirilirken Karadeniz halkının teröre ve teröre pirim veren yaklaşımlardan uzak durması, halkın teröristleri gördükleri yerde ihbar etmesinin, PKK’ya karşı kamuoyu oluşturması açısından etkili olduğuna dikkat çekiliyor.
    Son aylarda yoğunlaştırılan sınır ötesi operasyonların şokunu, vur-kaç eylemleri ve tuzaklanmış patlayıcılarla atmaya çalışan örgütün, üst düzey “kadro” erozyonu yaşadığı da görülüyor. Ayrıca ele geçirilen patlayıcılar ve yoğun bombardımanlar PKK’nın yaşam alanlarını kaybettiğini bir kez daha kanıtlıyor. Teröristlerin tek tek ele geçirilmesinin, mağara mağara arama yapılarak örgüte aman verilmemesinin PKK’yı her geçen gün daha da yıkıma uğrattığına işaret ediliyor.
    Bu arada yıllarca dağda barınan ve artık örgüt şiddetinden kurtulmak isteyen militanların güvenlik güçlerine sığınmalarında yoğun artışlar yaşanıyor. Örgütte yaşanan çözülmenin, artık apaçık ortada olduğu teslim olanların ifadelerinden belli oluyor.
    Terörü hiç kimse istemiyor. Ne Türkler, ne de Kürtler. PKK’ya ne doğuda, ne Karadeniz’de ne de başka bir yerde yaşam olamayacağı anlaşılıyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  116. AHMET _72 demiş

    siz sadece cümlelleri paragraflardan koparıyorsunuz ve dilediğiniz gibi yorumluyorsunuz. bazı islami örgütlerin yaptığı yanlışlıkları gösterip insanları dinden soğutmaya çalışıyorsunuz. siz bilmiyorsunuz biz sizin taptığınız allaha tapmıyoruz siz dini kendi nefsinize göre yorumluyorsunuz ve dini yanlış yorumluyorsunuz kur’an zaman geçtikçe gençleşir yaşlanmaz siz sürekli buna ters düşüyorsunuz. amacınız din için hizmet vermişleri verenleri yıpratmak. eğer bu günün din adamlarına güvenmiyorsanız gidin mevlanaya bakın islam bütün tağutlara karşı ayakta dimdik duracaktır gidin islamı öğrenein öyle gelin

  117. nurcu demiş

    az önce sitedeki yazıyı okudum diyorlarki gönderilen yazılarda siz müslümanmısınız diye bir yazı gelmiş duyulan rahatsızlık dile getirilmiş bu yazının altında müslümanlara hakaret edilmiş bu ne perhiz bu ne lahana turşusu siz düşünmeden insanlrın manevi değerlerine hakaret ederseniz onlarda size sizin düşşmanlığınız dine mi yoksa ALLAH’A mı diye sorarlar

  118. M.Bahaddin DOĞAN demiş

    Sevgili Site Ziyaretcileri;

    Bu Vatan hainleri,ABD ve Sömürgecilerinin gemilerini 20.07.1936 tarihli Boğazlar – MONTRÖ andlaşmasına rağmen sözde kılıfına uydurup KARADENİZ’e çıkarmalarına müsaade ettiler,hep yaptıkları gibi Mustafa Kemal ATATÜRK ve arkadaşlarının tüm yaptıklarını yok saymak,bu yolla akılları sıra onlardan ve bugün onların izinden gitmek isteyenlerden öyle veya böyle intikam,rövanş almak artık ne derseniz deyin yapılan bundan ibaret,birde insanın aklına başka şeylerde geliyor, zira etrafa bakınca akla gelmemesi imkansız,efendim zamanında Vahdeddin efendi İngiliz gemileri ile kaçmıştı malumunuz,bunlar ise işi garantiye alıyorlar galiba, ülkemizin dört bir yanı ABD ve İşbirlikcileri ile kuşatıldı bir tek KARADENİZ kalmıştı, onu ele geçirince RTE ve taifesine karşı yapılacak Seçimle,Millet ayaklanması ile veya gerçi iyice ortadan kalktı ancak Darbe ile, her hangi şekilde olursa olsun bunları İKTİDAR’dan indirmeye kalkıldığında, ABD ve işbirlikcileri çok çabuk müdahale edebilsinler diye yol verildi gibi geliyor bana, belkide ben çok kötü düşünceliyim.Ancak sizlerde bu konu üzerinde düşünürseniz belki bir sonucada siz varabilirsiniz,buradada paylaşırız daha sonra.

    İyi Günler Dileğiyle;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  119. helin demir demiş

    ÖRGÜTTEN KAÇAN KAÇANA
    PKK/Kongra-Gel içinde yaşanan görüş ayrılıklarının boyutlandığını ve örgütün büyük bir çözülmeyle karşı karşıya olduğunu gören militanların her türlü tehdide rağmen ayrılmayı tercih ettikleri gözleniyor. Teslim olanların ifadelerinden de anlaşılacağı üzere, örgüt içerisinde teslim olmak isteyen çok sayıda militanın bulunduğu ve ceza almaktan kaçındıkları ya da örgüt tarafından öldürülmekten korktukları için, bu konuda çekimser davrandıkları biliniyor.
    Öte yandan; Türk Ceza Kanunu’nun 221/2 maddesine göre, PKK’dan kaçıp güvenlik güçlerine teslim olanlara yönelik olarak, eğer silahlı eyleme katılmamışlarsa ceza almamaları için bundan böyle ‘pişmanlık’ ya da ‘topluma kazandırma’ yasaları gibi yeni bir yasa beklenmesine gerek kalmadan, “etkin pişmanlık” hususlarının uygulanması yönünde karar alındığı ve bu kararın da, teslim olanların sayısında artışa neden olduğu söyleniyor.
    Terör örgütü PKK üyesi ”Partizan” kod adlı Y.C’nin, Şemdinli ilçesinde güvenlik güçlerine teslim olduğu bildiriliyor. Y.C, kendisi ile yapılan mülakatta, 3 yıl önce terör örgütüne katıldığını, örgüte katıldıktan sonra, kendisine anlatılan ortamdan farklı bir ortamla karşılaştığını belirtiyor. ”Alt birimlerdeki bireylere, birbirlerine şüphe ile yaklaşmalarını sağlayacak bir sistem dayatıldığını, buna bağlı olarak, örgütte her bireyin karşısındakini ajan olarak gördüğünü, ailesi ile 3 yıldır görüşme imkanı bulamadığını” anlatan Y.C, “Örgütte aşırı şiddet ve baskıdan dolayı kendisi gibi birçok teröristin kaçmak istediğini, ancak örgütün buna fırsat vermemek için insanlık dışı uygulamalara başvurduğunu” kaydediyor. “Örgütün, araziyi mayın ve el yapımı patlayıcılar ile kirlettiğini, önemli bir eylem gerçekleştirmekten uzak olduğunu” aktaran Y.C, ”Yalan açıklamalarla çok başarılı olunduğunun gösterilmeye çalışıldığı ve bu yalanlara artık kimsenin inanmadığı, bütün bu nedenlerden dolayı teslim olmanın tek kurtuluş yolu olarak görülebileceği” değerlendirmesinde bulunuyor.

    Bu arada Şırnak’ın Silopi ilçesinde de terör örgütü PKK’dan kaçan 4 teröristin teslim olduğu kaydediliyor. PKK’dan kaçan teröristler C.A., A.S., M.B. ve T.A., Habur Sınır Kapısı’nda güvenlik güçlerine teslim olurken, ilk ifadelerinde teslim olmak isteyen çok sayıda terör örgütü PKK mensubunun bulunduğunu belirttikleri vurgulanıyor.

    PKK yanlısı “Urumiye.com” adlı internet adresinde 16 Ağustos 2008 tarihinde yayınlanan Kürtçe-Farsça bir haberde ise Şehmus Karataş, Fuat Yılmaz, İzettin Turan ve Halil Doğan isimli 4 PKK’lının Türkiye’ye teslim edildiğine dikkat çekiliyor. Sözkonusu şahısların çalışmak maksadıyla yasa dışı olarak pasaportsuz İran’a giriş yaptıkları, Urumiye’de İran polisince PJAK üyesi olmak suçundan tutuklandıklarına işaret ediliyor.
    PKK’nın şiddet uygulamaları ve örgüt içindeki antidemokratik uygulamalar, çalkantılar devam ettiği sürece, örgütün gelecek günlerde daha da fazla karışacağı, ayrılanların sayısında her geçen gün artış olacağı görülüyor. PKK, kendi kazdığı kuyuya kendisi düşerken, mensuplarının da bu çıkmazdan kendilerini ayrıştıramayacakları, girdaba sürüklenecekleri değerlendiriliyor. PKK’nın en büyük kötülüğü yine kendi üyelerine yaptığını anlayanlar örgütten kaçışı sürdürüyor. Örgütten kaçanlar barış ve huzur dolu bir geleceğe doğru adım atarken, PKK da, sona doğru ilerliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  120. merve demiş

    heyyy gençler MUSTAFA KEMAL ATATÜRK UN yazdiği BURSA NUTKUNU hiç okudunuz mu gençleri cesaretlendırmek ve yenılıklerın sahıbinin gençlerinin olduğunu yek yolun devrim olduğunu anlatıyor ama sımdıkı gençler atasının ne doğum nede ölüm yıl donumunu bılıyor sımdıkı gençler uç beş parça çapulcunun elınde kımı içki kımı uyuşturucu tuzağında heyyyy gençlık ATAN SESLENIYOR UYAN VE DİRİL diye ATATÜRK TÜRK GENCİ İNKILAPLARIN VE REJIMIN SAHIBI VE BEKÇİSİDİR DİYOR AMA ŞİMDİKİ GENÇLER BAR KAPILARININ BEKÇİSİ heeyyyy gençlik uyuma atana ata toprağına sahıp çık bayrağa sahıp çık ılkelerıne devrimlerine vatan anana sahıp çık uyan gençlık uyan TÜRK UYAN VE DIRIL SIMDI SENIN BUTUN OLMA ZAMANIDIR NE MTLU TÜRKÜM DİYENE

  121. merve demiş

    PKK VE KÜRT TÜRK KAVGASIDIR GİDİYOR BİRİ DİYOR YILLARDIR BIR SEY YOKTU KARDES KARDES YASIYORDUK BIRI HAYALI BIR ULKE KURMA UMUDUYLA BU ÜLKE BIZIM DİYOR BUNU DIYEN KIŞİLER TÜRKIYEDEN BASKA GIDECEK BIR YERI OLMAYANLAR O YUZDEN KENDILERINE YER ARIYORLAR AMA UNUTMASINLAR ONLARA TÜRKIYEDEN BAŞKA ADAM GIBI BIR ULKE SAHIP ÇIKMAZ

  122. merve demiş

    HADI GENÇLIK UYAAAAAAAAAAAAAANNNNNNNNN VATAN TOPRAĞIN ELINDEN GITMEDEN UYAAAAAAAAAAAAANNNNNNNNNNNNNN DEVRİMLERİNE SAHIP ÇIK VE UNUTMA TEK YOLLLLLLLLL DEVRRRRRRRRİİİİİİİİİİİİİİMMMMMMMMMM

  123. kingggcobra demiş

    selamunaleyküm kardeşim kusura bakma msn adresim yabancı hareketinizi destekliyorum askerim bursadan yazıyorum,
    birebir görüşebiliriz vatan bizim onların değil herkes işine baksın
    istemeyen yol alsın gitsin
    kürtler kürtistana, çarşaf giyecekler iran a gitsin, atatürkkü sevenler ilke ve inklaplarına sahip çıkanlar türkiyemde yaşasın
    ismet beyin kulağı sağırdı atamın dedğini duymamazlıktan geldi, ibne başımıza bu belyı o sardı, ya seveceksik yada gideceksin, şerefsizliğin luzumu yok kardeşim

  124. adnanince demiş

    öncelikle böyle bir site hazırladığınız için herbirinizi tebrik ediyorum, ayrıca emeği geçen herkeze teşekkürler.; bazı at gözlüklü ve mercimek beyinli veyahut delalet içindeki zavallılar veyahut düpedüz ihanet içindeki düşüncelerini öz savunmayla bastıran,partizan şahıslara;behey cahiller,behey hainler,burada,bu sitede bir başka parti propogandası yapılıyorda benimmi haberim yok;gördüğüm kadarı ile belli bir partinin yayın organı değil,bu siteyi yazdığı doğrular nedeniyle eleştireceğine vatan hainliği yapan başka bir parti varsa ( chp,mhp,dsp veya başka biri) sende onları yaz bu platform vatansever olan herkeze açık,siz siz olun partizanlık yapmayın,vatanhaini değilseniz! hem tüm yazıları okudunuzmuki akp savunuculuğuna soyunuyorsunuz;forumda vatanhainleri listesinde erdoğanın söylediği söz eklenmiş forum uydurmamış medyada boyboy çıkmıştı hala körükörüne neyini savunuyonuz,belliki üstünüze alındığınız ihtimali geliyor aklıma,o halde ihanet konusunda bir haltınız varsa sizide ekliyelim. KAHROLSUN AB-ABD VE SİYON EMPERYALİZMİ! YAŞASIN KUVVA-İ MİLLİYE RUHU-ÖLÜMÜNE VATAN: MEVZUBAHİS OLAN VATANSA GERİSİ TEFERUATTIR! ARTIK SAĞ – SOL YOK –VATANSEVER VE VATANHAİNİ VAR! YERİNİZİ AYIRTIN!

  125. adnanince demiş

    bugün sabah yazdığım yazı nden onaylanmadığını öğrenebilirmiyim,biri bilgilendirirse sevinirim

  126. adnanince demiş

    pardon yeni çıktı ; 124 ve 125 nolu mesajları silebilirmisiniz

  127. adnanince demiş

    Sevgili M.Bahaddin DOĞAN;Emperyalistlerin karadenize sokulma tahminin olası ihtimal,paranoyakça gelicek ancak benim aklıma daha korkuç bir plan aklıma geliyor,SEVR evet yanlış duymadınız sevri hayata geçirmek için gibi geliyor,bu paralelde türkiyeye müdahale içinmi geldiler,acabamı? gürcüstan bahane sanki ve bundanda birilerinin haberi var gibi ( abd’deki zatı muhterem gibi)daha niceleri; du bakalım ne olcek hep birlikte görücez………..KAHROLSUN AB-ABD VE SİYON EMPERYALİZMİ! YAŞASIN KUVVA-İ MİLLİYE RUHU-ÖLÜMÜNE VATAN: MEVZUBAHİS OLAN VATANSA GERİSİ TEFERUATTIR! ARTIK SAĞ – SOL YOK –VATANSEVER VE VATANHAİNİ VAR! VATANSEVERLER SAFLARINIZI SIKLAŞTIRIN!

  128. helin demir demiş

    • TERÖRDEN HUZURA GİDEN YOL

    • Terör örgütü PKK’nın çökertilmesi amacıyla kara ve havadan operasyonlar devam ederken, bir yandan da teröristlerin dağdan indirilmesine yönelik çalışmalar sürdürülüyor. Teröristlerin ikna edilmesi için kimi zaman aileler devreye sokuluyor, kimi zaman da havadan atılan broşürlerle ‘etkin pişmanlık’ konusunda bilgilendirme yapılıyor.

    1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK’nın “Etkin Pişmanlık” başlıklı 221. maddesinden şimdiye kadar güvenlik güçlerine teslim olan teröristlerden 320’sinin faydalandığı kaydediliyor. 2008 yılında ise şimdiye kadar, “Etkin Pişmanlık”tan 35 terörist yararlanırken, kanun sayesinde teröristlerin yeni bir hayata ilk adımı attıkları görülüyor.

    • Aileler, terör örgütünün pençesindeki çocuklarını eve dönmeleri için ikna etmeye çalışıyor. Doğu ve Güneydoğu’da valilikler bünyesinde kurulan komisyonlar, çocukları dağda olan ailelerle görüşüyor.
    ‘Etkin pişmanlık’ hükümleri kapsamında aileleri aracı kılan yetkililer, teröristlerin örgütten ayrılmalarını sağlıyor. Kimi aileler çocuklarıyla telefon yoluyla kimileri de örgüt kamplarına giderek irtibat kuruyor. Tek bir amaç var, o da teröre son vermek.

    Operasyonlarla birlikte son aylarda örgütten kaçışların artması üzerine terör örgütü de, teröristleri aileleriyle görüştürmemeye dönük önlemler geliştiriyor. Çünkü aileleriyle görüşen teröristlerin duygusallaşıp örgütten kaçmaya çalıştıkları vurgulanıyor.

    • Terör örgütünün Kuzey Irak’ta bulunan Kandil başta olmak üzere Zap, Hakurk, Hınera, Haftanin, Avaşin, Keleraş ve Metina kamplarından kaçan teröristler güvenlik güçlerine sığınıyor. Haklarında terör örgütü üyesi olmak suçundan hapis istemiyle dava açılan örgüt üyeleri, “Herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmeksizin terör örgütünden gönüllü ayrıldıkları” gerekçesiyle serbest kalıyor. Son olarak terör örgütü PKK’dan kaçarak güvenlik güçlerine teslim olan ikisi kardeş 6 teröristin, “Etkin pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak serbest kaldıkları belirtiliyor.
    • Ortadoğu gazetesinin haberine göre, 2007 yılında 109, 2008′de ise 95 teröristin teslim olduğu, 2005′den şimdiye kadar teslim olan teröristlerin 320’sinin “Etkin Pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak ailelerine kavuştukları, 2008′de ise, güvenlik güçlerine teslim olan 35 teröristin, “Etkin Pişmanlık” hükümlerinden yararlanarak evlerine döndükleri bildiriliyor.
    • Terörle mücadelenin önemli ilkeleri, halkın desteğini almak, bu desteğin alınabilmesi için güvenilir olmak, güvenilir olabilmek için gerçek teröristlere ulaşmak şeklinde açıklanabiliyor. Çünkü terörle mücadele sürecine, toplumun tüm kazanımları ve dolayısıyla da sadece yönetici elit değil, aynı zamanda tüm halkın dahil olduğu biliniyor. Sözün özü, terörle mücadelenin bir akıl ve erdem işi olup, bu mücadelede toplumdaki her bireyin hiç kuşkusuz rolü ve sorumluluğunun bulunduğu görülüyor.
    • Helin Demir
    helindem@mynet.com

  129. helin demir demiş

    PKK’DAN ROJ TV İTİRAFI

    Avrupa Birliği tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK/Kongra-Gel’in propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin Danimarka’dan yayınlarını sürdürmesine kamuoyunun tepkisi sürerken, ROJ TV ekranlarından bölücü ve ayrılıkçı yayınlar ile PKK övülerek, yalan haberlerle, Kürtler kışkırtılmaya devam ediliyor.

    Hapisteki terör örgütü lideri Abdullah Öcalan, Danimarka’dan yayın yapan ROJ TV’yi kullanarak Avrupa’daki örgüt üyelerine mesajlar yolluyor. Öte yandan Türkiye’nin kapatılması için girişimlerini sürdürdüğü ROJ TV, yayınlarında Türkiye’yi bölünmüş gibi göstermeyi sürdürüyor. Kanal hava durumunu verirken halâ Diyarbakır, Ağrı gibi illeri iç merkez, Ankara ve İstanbul’u ise Londra ve Paris gibi dış merkezler arasında gösteriyor. Vücudu saran kangren nasıl dış etkenlerden kaynaklanan mikroplarla besleniyorsa, PKK/Kongra-Gel de, Kürtlerin etrafını saran bir kangren olarak nitelendirilebilecek ROJ TV’den yapılan yayınlarla beslenmeye devam ediyor. Duran Kalkan’dan Murat Karayılan’a kadar PKK/Kongra-Gel’in tüm lider kadrosunun neredeyse hergün canlı yayına çıkması, Öcalan’ın mesajlarının yorumlandığı açık oturumlar ve tartışma programları düzenlenmesi, hemen her gün yayınlanan serhildan çağrıları, PKK tarafından hedef gösterilen ve öldürülmeleri için sürekli talimatlar verilen sivillere yönelik duyurular, ROJ TV’nin, örgüte hizmet ettiğini gösteren kanıtlardan sadece bazıları…

    Son günlerde örgütten kaçışların artmasıyla birlikte, ROJ TV’nin PKK’nın yayın organı olduğu hususu, terör örgütü mensuplarının ağzından bir kez daha belgelendi. Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde, güvenlik güçlerine teslim olan terör örgütü PKK üyesi A.D, Roj TV yayınlarında bazı sloganlarla kırsal alandaki teröristlere şifreli mesajlar gönderdiklerini, talimatla uydurma haberler yaptıklarını söyledi. A.D’nin, kendisi ile yapılan mülakatta, 1998 yılının Ekim ayında, Yüksekova kırsalından terör örgütü üyeleri tarafından kaçırılması sonucu örgüte katıldığını söylediği, örgüte katıldıktan sonra örgüt içerisinde yapılan bütün faaliyetlerin dış güçlerin desteği ile gerçekleştiğini gördüğünü, örgütün yaptığı faaliyetlerin yanlış olduğunu, örgüt mensuplarına da bölgedeki vatandaşlara da yarar sağlamadığını bildirdiği kaydedildi.

    Terör örgütünün yayın organı Roj TV’de çalışırken örgütün üst düzey yöneticilerinin talimatı doğrultusunda haber yaptığını, bu haberlerin büyük çoğunluğunun uydurma haber olduğunu, doğrulukla ilgisinin bulunmadığını belirten A.D, az sayıdaki doğru haberlerin ise abartıldığını ve çarpıtıldığını vurguladı. Bu şekilde örgüt ve halk üzerinde propaganda yapıldığını anlatan A.D,
    ”yayın içerisinde bazı sloganları kullanarak kırsaldaki örgüt mensuplarına şifreli mesajlar verdiklerini” belirtti. Gerek örgüt mensuplarınca, gerekse sözde üst düzey yetkililerce bu işin sonunun olmadığının anlaşılmaya başlandığını aktaran A.D, bu konunun örgüt mensupları arasında da konuşulduğuna dikkat çekti.

    Gençliğinin en güzel yıllarını örgüt içerisinde boşa harcadığını anlatan A.D, ancak örgütten kaçıp kurtulma cesaretini bulamadığını, terör gerçeğinin ne olduğunu anladığını, bu gerçeğin ölüm, ıstırap, uyuşturucu kaçakçılığı, halkın parasının ve yaşantısının zorla gasp edilmesi olduğunu anladığını ifade etti.

    Türkiye, terörle mücadelede üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirmeye devam etmekte, her türlü sorunun karşılıklı diyalog, işbirliği ve açıklık politikası ile çözümlenebileceğine inanmakta ve AB ülkelerinin de, terör örgütleri listesine aldıkları PKK/Kongra-Gel’e hizmet eden ROJ TV’nin kapatılması için olumlu adım atmalarını beklemektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  130. ELİF demiş

    biz ne bozulcfaz siz bozulun

  131. ELİF demiş

    ADNAN İNCE ÇOK GÜZEL YAZMIŞSINIZ ELİNİZE SAĞLIK

  132. ELİF demiş

    merve yine çok güzel yazmışsın arkadasım ya kimin dostu be yürü kanka çok doğru yazdın

  133. DELİKANLI demiş

    türkün ekmeğini kim yemiş! türk orta asyada aç iken, gelip burda rumun kürdün ermeninin ekmeğini toprağını elinden alıp yemiş nankör olmayın!birgün gelir bu nankörlüğünüz yüzünden ekmekte bulamazsınız!!!15 bin senedir kürt rum ermeni bu tapraklarda yaşıyor allah sizi ıslah etsin

  134. the_someone Diyor ki demiş

    elif merve canlarım benim helal olsun size salaklar…

  135. helin demir demiş

    ŞEMDİN SAKIK’TAN SON AÇIKLAMALAR

    Başta Kürtler olmak üzere uluslararası kamuoyunu karşısında bularak, her geçen gün güç kaybeden ve yok olma sürecine giren PKK/Kongra-Gel’de, “iktidar” ve “rant” kavgalarının yanı sıra, aşk ve seks skandallarının da örgütün bölünmesinde etkili olduğu ortaya çıkıyor. Bu konuda eski örgüt mensuplarının yaptığı çarpıcı açıklamalar gündeme yansımaya devam ediyor.

    Rizgari web sitesinde (8 Eylül 2008) Ömer Kaçar imzasıyla yayınlanan bir yazıda; 13 Nisan 1998 tarihinde “Yarasa Operasyonu” ile Kuzey Irak’ta yakalanıp Türkiye’ye getirilen “Parmaksız Zeki” kod adlı Şemdin Sakık’ın bulunduğu Diyarbakır Cezaevi’nden yaptığı açıklamalarla terör örgütü PKK hakkında önemli bilgiler verdiğine dikkat çekiliyor. Yazıda; Şemdin Sakık’ın yazdığı ve Aksiyon Dergisi tarafından da gündeme taşınan “İmralı’da Bir Tiran” isimli kitapta; Terör örgütü içindeki idamlar, derin komplolar, Öcalan’ın talimatıyla verilen ölüm emirleri, Öcalan’ın yaşantısı ve hastalık derecesine varan komplekslerine yer verildiği belirtiliyor.

    Şemdin Sakık’a göre, Urfa’da bulunan Mehmet Öcalan başta olmak üzere ailenin bütün fertlerine örgüt kasasından yıllardır para aktarılıyor. Bir zamanlar askeri okula gidip paşa olmak isteyen Abdullah Öcalan’ın, sonradan tahsiline devam eden gençleri suçlayarak okumanın işbirlikçilik olduğunu savunduğu, okulların yakılması, öğretmenlerin katledilmesi için emirler verdiği anlatılıyor. Mardin, Şırnak ve Sivas yöresi başta olmak üzere ülkenin bir çok yerinde yaşanan köy baskınlarının ve katliam düzeyine varan eylemlerin hepsinin Abdullah Öcalan’ın talimatıyla gerçekleştiğini anlatan Sakık, 33 erin şehit edilmesi olayının talimatının da bizzat Öcalan tarafından verildiğini açıklıyor.

    PKK’da başlayan seri cinayetler ve komploların sonu gelmeyen bir çıkmaz olduğunu değerlendiren Sakık, PKK’nın kurucularından Haki Karer’in, sıradan bir kahvede çok basit bir biçimde vurulduğunu belirterek, bu olayın ardından Karer’in koruması olarak yanında bulunan kişinin de örgüt tarafından öldürüldüğünü söylüyor. Yine PKK’nın kurucu kadrosunda yer alan Mehmet Karasungur ve daha alt düzeyde görev yapan İbrahim Bilgin’in de beklenmedik bir şekilde vurulmasının cinayetlere örnek teşkil ettiğini vurguluyor.

    Abdullah Öcalan’ın ölen ve öldürülen herkes üzerinden pirim sağlamayı bildiği anlatılan kitapta; Mahsum Korkmaz’ın da Öcalan’ın görevlendirdiği Feyzi Aslan tarafından bir çatışma esnasında vurulduğu belirtiliyor. Feyzi Aslan’ın cinayetten sonra İran’a, oradan da Rusya’ya gönderildiğine, daha sonra Mahsum Korkmaz isminin bayraklaştırılarak Kandil’de bir akademiye verildiğine işaret ediliyor.

    PKK’nın kurucularından Abdullah Ekinci’nin öldürülmesinin de oldukça ilginç olduğu, intihar ettiğinin ileri sürüldüğü, oysa cesedinin Beka Vadisi’ndeki kayalıkların altında gömülü olduğu, Müslüm Durgun’un ise Nisan 1994’de Şam’da bulunduğu sırada intihar ettiğinin söylendiği aktarılıyor.

    Şemdin Sakık, son kitabında Abdullah Öcalan’ın kadın militanları nasıl istismar ettiğini örnekler vererek anlatıyor. Öcalan’ın Suriye’de bulunan “yoğunlaşma” adı verilen evlere istediği kadın militanları aldığını, cinsel tacizlere ve köleleştirme yaklaşımlarına boyun eğmeyen kızları ajan suçlamalarıyla karaladığını, düzmece ifadeler imzalatarak haklarında ölüm cezalarını onayladıktan sonra döverek, boğarak ya da kurşuna dizerek öldürttüğünü açıklıyor. Kitapta, yoğunlaşma evlerinde Öcalan’ın cinsel ilişkiye girip sonradan ajan diye öldürdüğü kızların isimleri de yer alıyor. Öcalan’ın kardeşi Osman Öcalan’ın karısını nasıl alıkoyduğu ve Selim Çürükkaya’nın eşine nasıl tecavüz ettiğinin aktarıldığı bölüm ise gerçekten dehşet verici olarak nitelendiriliyor.

    PKK/Kongra-Gel içerisinde insanların kolayca nasıl harcandıkları, Abdullah Öcalan’ın sevgi kavramını suç sayan anlayışı yüzünden kadın militanların nasıl kullanıldığı ve çarpık ilişkilerin ne şekilde ortaya çıktığı, PKK’nın kadınları erkeklere ulaşmak için bir sıçrama tahtası yaptığı vb konulara açıklık getiren açıklamaların, örgütün karanlık yüzünü bir kez daha gözler önüne serdiği görülüyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  136. DUETBİZ demiş

    Bu resmin neyini yorumlayayım ki,Basın mensupları her türlü insanla Ropörtaj yapar, bunda bir beis yoktur,ancak böyle şerefsizce can dostu,asker arkadaşı vb gibi orurup yemek yemez,şerefsiz adam yesen bile, böyle resim çektirip milletin sinirlerini oynatma bari,yani arkadaşlar bunlar televizyonlarda para karşılığı, o günkü duruma göre ahkam kesen şerefsizlerdir,bunları iyi tahlil edemeyenler, o masaya vura vura konuşmalarından dolayı adam zannediyor,bakın Osman Öcalan denen şerefsiz, hükümetin ve GENELKURMAYIN son zamanlarındaki yaklaşımından cesaret aldığından, TÜRKİYE’ye dönmeyi ciddi ciddi düşünüyormuş,tabi düşünür şerefsiz abisi hapisten çıkmayı düşünüyor o geri gelmiş çokmu,bakalım yeni GENELKURMAY Başkanı şimdilik iyi işler yapacak gibi duruyor bizi yanılmatmaz herhalde.
    Hepinize iyi hafta sonları.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  137. duetbiz demiş

    Sevgili site kurucuları;

    Bakın, uzun zamandır Fatih ALTAYLI’nın sitesinde yorumlar yapıyordum,ancak geçen hafta RTE’nin, Aydın DOĞAN’a açtığı savaş karşısında yaptığım yorumlar vede Altaylının karşı yorumları sonucunda, o sitede yorumlarım yayınlanmaz oldu,arada sırada tektük yazılarımı yayınladılar,yani şunu demek istiyorum,kendilerini Özgürlükçü ve Demokrat görenler, herkesi istedikleri gibi eleştiriyorlar, siz karşı savda bulunduğunuzda, tahammül dahi edemiyorlar.Neyse bende artık sadece bu sitede yazma kararı aldım, müsade olursa ve engellenmezsem,beni daha önceki yorumlarımdan tanıyanlar biliyor,yaşım bir hayli ilerlemiş, ( 60 )anlayacağınız tam bir CUMHURİYET çocuğuyum,aman yanlış anlamayın sizlere lafım yok, biz öyle yetiştirildik,diyeceksinizki senin yaşında bir sürü insan var ve onlar ne ATATÜRK’ü ne CUMHURİYETİ ve nede DEVRİMLERİNİ tanımıyorlar,sevmiyorlar,önemli değil onların ana babasının kusuru, iyi anlatamamışlar ATATÜRK’ü -KURTULUŞ’u – CUMHURİYETİ – DEVRİMLERİ,o zaman ne yapacağız bizler anlatmaya çalışacağız, yine anlamayacaklar yılmak yok, zira onların kafalarını elinde değnek ile, KURAN kursu veren imamlar karıştırıyor,baksanıza adam bu saydığım ATATÜRK,KURTULUŞ,CUMHURİYET ve DEVRİMLER neticesinde bu memlekete BAŞBAKAN olduğunun bile farkında değil.Hadi şimdilik eyvallah,görüşmek üzere.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  138. DUETBİZ demiş

    Sevgili Blog yönticileri;

    Artık siteyi güncelliyelim diyorum,yani yukarıya bir tarih ve güncel olayları yazarsak ona göre yorumlar yapabiliriz,ne dersiniz,mesela DENİZ FENERİ,nasılda aydınlatmış değilmi paraları zira adamlar 100 mumluk ampulle göremiyorlardı,eeeeee ne lazımdı büyükçe bir ışık,oda nerede bulunur DENİZ FENERİN’de,yahu arkadaşlar bunlar müthiş kurnaz herifler,akılları sadece vede sadece düzenbazlığa eriyor,aynı zamanda yalancılıkta öncülüğü kimseye bırakmıyorlar,hani deniyorki ancak onlar gibi olursak alt ederiz,yok efendim bizler kesinlikle onlar gibi olamayız adamlar bu işi İHL’de ders olarak almışlar bu yüzden çok zorlanacağız bu insanlara ilim,bilim,alim hava gazı,ULEMA olmak lazım bunlarla baş etmek için.

    Sağlıklı,mutlu yarınlara.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  139. DUETBİZ demiş

    Sayın Helin DEMİR;

    PKK konusunda müthiş yorumlarınızı zevkle okuyorum,bu konuda yazmıyorum zira siz bu işin uzmanısınız,kolay gelsin yeni yorumlarınızı bekliyorum,bende RTE ve yandaşlaı konularında yorumlar yapıyorum.

    Başarılı yazılarınızın devamını okumak dileğiyle;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  140. helin demir demiş

    DEVLET VE KÜRTLER

    Kürt sorunu üzerine şimdiye kadar, çok konuşuldu, çok yazıldı ve çok araştırıldı. Bundan yıllar önce de soruna çözüm arıyorduk bugün de arıyoruz. Çeşitli basın organlarında ve devlet adamlarının, akademisyenlerin yazdığı kitaplarda da konu ile ilgili detaylı açıklamalar yer alıyor. Doğan Yayınları’ndan çıkan ve Prof. Dr. Metin Heper tarafından kaleme alınan “Devlet ve Kürtler” isimli kitap, konu ile ilgili örneklerden bir tanesi olarak karşımızda duruyor.

    Ne zaman devlet ile Kürtler arasındaki bir anlaşmazlık sona ermiş gibi görünse, devletin pek çok insanın yaşamını yitirdiği ciddi bir çatışma döneminden yeni çıkılmış gibi davranmadığını vurgulayan Prof. Heper, böyle dönemlerde herhangi bir devletin diğer vatandaşlarından farklı görmediği bir grup vatandaşına yapacağı gibi Kürt vatandaşlarına karşı da çoğu zaman oldukça bağışlayıcı bir tutum takındığını belirtiyor.

    Türkiye’de devletin Kürtleri bütünüyle hiçe sayan bir politika benimseme eğilimi göstermiş olduğu görüşünün doğru olmadığı değerlendirmesini yapan Heper, Atatürk ve arkadaşlarının, ülkenin yalnızca Türklerden oluştuğunu görmek istediği varsayımının, Kürt konusunu inceleyen bazı bilim insanlarının Cumhuriyetin kurucularına böyle bir ülke oluşturma niyeti yüklemelerine yol açtığını aktarıyor. 1925-1938 ve 1984-1999 çatışma dönemlerinden önce, bu dönemler sırasında ve daha sonra devletin Kürtlerin zorla asimile edilmesi yoluna gitmediği açıklamasını yapan Heper, çünkü devletin kurucularının yüzyıllardır Türkiye’deki Türklerin ve Kürtlerin özellikle Kürtlerin gönüllü hatta farkında olmadan bir entegrasyon sürecinden geçtiklerini, yani karşılıklı bir kültürel etkileşimin meydana geldiğini, bu durumun sonucu olarak Türkler ve Kürtler arasında çok belirgin kültürel farklılığın kalmadığını düşündüklerini kaydediyor.

    1990’lı yılların başından itibaren devletin Kürt kimliğini bilinçli olarak göz ardı etme politikasından vazgeçtiğini ve önce Kürt sorununun serbestçe söylenmeye, daha sonra da Kürtlere kültürel haklar verilmeye başlandığını anlatan Prof. Dr. Metin Heper, Osmanlı Devleti’nin bütün inançlara ve etnik gruplara zamanın koşulları çerçevesinde mümkün olduğunca eşit davranan kozmopolit bir devlet olduğuna, zapt ettiği ülkelerin kültürlerini dönüştürmeye çalışmadığına, gayrimüslimlerin Osmanlı yönetimi altında yalnızca dini yönden özgür olmakla kalmayıp, aynı zamanda serbestçe ticaret ve tarımla uğraşabildiklerine dikkat çekiyor.

    II.Abdülhamid döneminde ve daha sonrasında da Osmanlı İmparatorluğu’nun Kürtleri daha fazla boyunduruk altına almak, böylece zorla asimile etmeye hazır hale getirmek gibi bir politika izlemediğine, aksine Kürt topluluğu içinde cehaleti ortadan kaldırmak ve onları İmparatorluğun diğer unsurlarıyla eşit statüye sahip bir unsuru haline getirmek amacıyla göçerleri yerleştirme ve çağdaşlaştırma politikası benimsediğine işaret eden yazar, Ziya Gökalp’in, Kürtlerin Türklerle ortak bir dine inandıklarını, geçmişte Türklerle aynı başarılara imza attıklarını, aynı başarısızlıklara uğradıklarını ve Türklerin dış tehditlerle karşılaştıkları zaman onların yanında yer aldıkları hususunda tespitlerde bulunuyor.

    Osmanlı İmparatorluğu’nda olduğu gibi Türkiye Cumhuriyeti’nde de isyanlar ve ayrılıkçı hareketler sırasında bile Türkler ile Kürtlerin uyum içinde birlikte yaşadığını, Lozan Barış Konferansı sırasında da bazı Kürt ileri gelenlerinin Türklerle birlikte yaşamaktan memnun olduklarını beyan ederek Türkiye’ye açıkça arka çıktıklarını, ortak bir dilde beceri kazanmanın yanı sıra Kürtlerin Güneydoğu dışındaki kentlere yoğun göçü ve böylece çok sayıda Türkle temasa geçmesinin Kürtlerin Türklerle entegre olmasına yol açtığını, iki halkın fiziksel görünümlerinin ve dinlerini yaşamalarının arasında pek fark olmamasının da bu hususta önemli rol oynadığını söylüyor.

    İkinci Dünya Savaşı’nın ardından çok partili siyasi hayata geçildikten sonra Kürtlerin siyasette daha da etkin olarak yer aldıklarını, Cumhuriyet Dönemi boyunca bazı ayrıcalıklı durumlar dışında ihtilafın doruk noktasına çıktığı dönemlerde bile Türkler ile Kürtler arasında yaygın ve kalıcı bir düşmanlık görülmediğini anlatarak, “Cumhuriyet tarihinde ilk kez 1922 yılında Kürtlerin daha yüksek bir uygarlık düzeyine çıkarılması gerektiğinin açıkça dile getirildiği, 1930’larda Celal Bayar’ın Kürtlere uygulanan sert politikaların değiştirilmesi gerektiğini düşündüğü, Kürtlerin genel kültür düzeylerinin yükseltilmesini gerekli gördüğü, 1987 yılında Süleyman Demirel’in Kürt gerçeğinin tanınması gerektiğini belirttiği, 1996 yılında Orgeneral Doğan Güreş’in bölgede toplumsal ve ekonomik koşulları düzeltmenin yanı sıra Kürtlerin haklarından ve özgürlüklerinden de söz etmeye başladığı, 2005 yılında Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Kürtleri Türklerle aynı değerde etnik bir grup olarak değerlendirdiği,” şeklindeki söylemlere yer veriyor.

    “Kürtçüler” şeklinde tanımlanabilecek bazı kişilerin, nihai hedeflerine ulaşmak için demokratik ve siyasi çözümlerden dem vurmaları, bir takım masumane kültürel ve ekonomik taleplerle içeride ve dışarıda sempati toplamaya yönelmeleri, onların bu politikasına Türkiye’deki bazı aydınların da alet olmaya çalışması devam ederken, diğer taraftan PKK terörü de bütün acımasızlığıyla sürmektedir. Bu tablo karşısında bir yandan tabandaki Kürtleri ırkçı-bölücü Kürtlerden ayırarak her türlü sosyal ve ekonomik destekte bulunurken, diğer yandan da teröristlere karşı bütün tedbirleri almak, Türkiye’nin en doğal hakkıdır.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  141. mustafa demiş

    şehitler ölmez vatan bölünmez…

  142. AHMET OĞUZ demiş

    Merve sen ve senin gibilere sesleniyorum;
    dewrimmiş bu zamana kadar dewrim yapıldı da noldu .Onları bu şekilde yukarlara getirenler de sizlersiniz.dilerim Allah tan yarın bir gün senin de canından kanında biri şehit olur da o zaman anlarsın VATAN ın ne demek olduğunu. ayrıca elif sende kendi yorumunu yap kişiliğin karakterin olsun onun bunun yorumuna yavşama.APO NUN İTLERİ YILDIRAMAZ BİZLERİ…..

  143. helin demir demiş

    YALANNAME

    Son aylardaki avukat görüşmelerinde İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’ın, sürekli şekilde örgütten ayrılanlar hakkında yalan ve iftiralarda bulunduğu görülüyor. Bazı sözde Kürt aydınları ise; Öcalan’ın bir tutuklu olduğunu, kendisini savunma hakkının bulunmadığını, dışarıdaki muhaliflerinin ona boş yere saldırdıklarını ve Öcalan’ın kendisi yerine fikirlerinin tartışılmasının uygun olacağını savunuyor. Oysa bu tür görüşlerin de gerçekle alakası olmayan demagoji olduğu anlaşılıyor. Çünkü PKK’da tüm infazların, binlerce kadronun, Apo’nun deyimiyle; “Kemalizmin etkisindedir, Kemalizmin ajanıdır” denilerek etkisizleştirildiği ve Öcalan’ın kendisine ait kayda değer bir fikrinin bile bulunmadığı biliniyor.

    Nasname’de 20 Eylül tarihinde Sait Çürükkaya imzasıyla yayınlanan bir yazıda; Basına intikal eden ve “Yalanname” olarak adlandırılan görüşme notlarında, Kürtlerin tek yaratıcısı, hatta en büyük savaşçısı olduğunu söyleyecek kadar megolaman, bir dakika sonra ise hiçbir şeyden haberi olmayan zavallı bir adam rolünü oynayan Öcalan’ın son hezeyanlarının okuyuculara izlettirilmek zorunda kalındığı belirtiliyor.

    Öcalan, 19 Eylül 2008 tarihinde Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan görüşme notlarında Çürükkayalar’ın haklarında hiçbir yasal işlem yapılmadığını, Türkiye’nin onların iadesini istemediğini, korkusuzca Almanya’da barındıklarını söylüyor. Fakat Öcalan’ın açıkça yalan söylediği, TC’nin Sait Çürükkaya hakkında 7 ayrı dava açtığı, 2004 yılında Almanya’nın Hamburg kentinde tutuklandığı, iltica başvurusunun elinden alınması ile ilgili davanın halen Bremen İdari Mahkemesi’nde devam ettiği, bilinen gerçekler arasında yer alıyor. İtirafçıların ifadeleri sonucu Sait Çürükkaya’nın yengesi Aysel Çürükkaya hakkında Frankfurt’ta dava açıldığı, beraat ettiği, ancak İnterpol tarafından arandığı hususlarına da yine Nasname sayfalarında rastlanabiliyor. Sait’in ağabeyi Selim ile ilgili olarak da Türk Devleti’nin iade isteminin Hamburg Savcılığı tarafından reddedildiği ve kırmızı bültenle arandığı şeklindeki haberlere de çeşitli internet adreslerinden ulaşılabiliyor.

    Öcalan, Çürükkayalar’la ilgili olarak ayrıca, Sait Çürükkaya’nın, üç kardeşini şehit veren Mustafa Marangoz’u intihar eylemine gönderdiği, bu tip eylemlerden haberi olmadığı, böyle bir yeteneğinin bulunmadığı yalanını savuruyor. “Belge Net” adlı internet sitesine göre, 1996 yılında Şam’da Öcalan sorumluluğunda toplanan PKK’nın IV.Konferansında, “Her eyalete intihar timleri gönderilebilecek şekilde hazırlık ve altyapı çalışmalarının yapılması ve intihar eylemlerinin geliştirilmesi” kararının Öcalan’ın dayatması ile alındığı kaydediliyor. Bu karar neticesinde Zeynep Kınacı’nın (Zilan) intihar saldırısında bulunduğu, Öcalan tarafından tüm PKK’lıların Zilanlaşması ve Zilan’ın bir tanrıça olduğunun belirtilerek her bölgede gönüllü intihar eylemcilerinin çıkmasının gerektiği şeklinde emir verildiği vurgulanıyor.

    Öcalan’ın ve dolayısıyla PKK’nın yalanları saymakla bitecek gibi görünmüyor. Terör, kan ve gözyaşı istemeyen duyarlı ve kararlı insanların bu yalanlara kanmayacakları ümit ediliyor.

    Her zaman arkadan vuran, sözde savaşlarının Kürtlere karşı olmadığını savunan Öcalan ve bu yolun yolcuları, bazı kişileri hedef göstermekle, terörist kişiliklerini başka çevrelere yönlendirmek mi istiyorlar artık orası okuyucuların takdirlerine kalıyor. Bilinen bir gerçek var ki, o da, terörle ve yalanlarla bir yerlere gelinemeyeceği, bu dünyada var olunamayacağı…

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  144. elif demiş

    bak her kimsen doğru konuş sewni varya azımı bozdurma benm o salaklar seni varya…. her kimsen fena kaşınan bi tipsin

  145. elif demiş

    bak her kimsen doğru konuş sewni varya azımı bozdurma benm o salaklar seni varya…. her kimsen fena kaşınan bi tipsin bak cnm biz kürtlere ve diğerlerine hakaret etmedik ve biz kimsenin ekmeğininide almadık tamam mı yarası olan gocunur

  146. elif demiş

    slm ahmet oğuz benm kimsenin aklına ihtiyacım yok sen emin ol benm bana yetecek kadar aklım var merve konusuna gelince dewrim demiş ne kadarı doğru bilemem merve benm arkadasım bu arada sennide bi yakının şehit olsunda gör demişsin bu olan sehitler kimin bizm değil mi illaki aynı sülaleden mi olmak gerek aynı kanı tasımak yetmiyomu işte hepimiz aynı taraftayız ama fikir ayrıcalıkları bizi bir birimize düşürüyo tekrar diyorum ve çekinmiyorum APONUN PİÇLERİ YILDIRIMAZ BİZLER

  147. hakan demiş

    PKK GERÇEĞİ:PKK NEDİR NE DEĞİLDİR

    PKK nın kendini tanımlaması ve bazı batılı sivil toplum örgütleri ile türkiye karşıtlarına göre PKK kürt özgürlük hareketi, kürt kurtuluş savaşçıları, kürt halkının temsilcisi gerillalar,direnişçiler,asiler vb.

    meşrulaştırıcı,sempati yaratıcı nitelemelerle yansıtılıyor.
    Sanırsınız ki ; Kürdistan diye bir devlet varmış Türkler gelmiş orayı işgal etmiş kendi topraklarına katmış kürtleri esir almış köleleştirmiş, kürtleri sömürmüş verimli topraklarını talan etmiş kızılderililere,zencilere,

    yahudilere yapılan ırk ayrımını yapmışta onun üzerine kürt halkı isyan ederek örgütlenmiş dağlara çıkıp özgürlük mücadahalesi vermeye başlamış ve sanırsınız ki PKK kürtlerin haklarını koruyor onların yararına

    çalışıyor; Bu PKK değilmidir ki kürt köylerini basıp çoluk çocuk yaşlı kadın bebek demeden katleden, haraca bağlayan,çocuklarına el koyup dağa kaldıran. Bir örnek verelim Kıbrıs Barış Harekatı öncesini düşünün beş

    parmak dağlarındaki türk mücahitleri hatırlayın o mücahitler Kıbrıs Türk köylerini basıp böyle bir eşkiyalık yaparlarmıydı veya dışardan bir örnek verelim Eta nın İspanya Bask bölgesinde kendi köylerini basıp böyle bir

    şey yaptıgını düşünün. O zaman bu hareketlere ne gözüyle bakılırdı nasıl adlandırılırdı.
    PKK izlediği karanlık ve yıkıcı faaliyetlerle kürtlere hangi faydayı sağlamış aksine terörle mücadele için gayri ihtiyari nedenlerle alınan önlemler neticesi olağanüstü hal koşullarıyla zararmı vermiş,faturayı kürt türk herkes

    ödüyor ama doğu dahada çok ödüyor,bırakın türkiyeyi yurt dışında başka ülkelerdeki kürtlerde pkk nın zararını görüyor. Demek ki PKK konusunda hem kürt halkına hemde dünyaya karşı büyük bir yalan ve aldatmaca

    var.pkk ve bazı sivil toplum örgütlerinin dezenformasyon ve propagandalarıyla haber terörü var.

    Ayrıca birde ATATÜRK e maledilen efendim kürtlere vaatlerde bulunulmuş ama sözler tutulmamışda bu iş oraya dayanıyormuş rivayeti var,yahu ta osmanlıdan beri doğudaki isyanların pkk ya yani 1980 lere gelinceye

    kadar böyle bir vaat ve taleple alakası varmıydı,feodal yapının aşiret reislerinin çıkarları ve bunların emperyalistlerce kışkırtılması dışında bu anlamda hiçbir toplumsal altyapısı,bilinç yapısı yok o bölgede..bölge halkının

    böyle bir derdi davasıda yok,bu bölge halkında yaratılmak yeşertilmek istenen bir emel,çünkü kürdünde,türkünde,lazında bu vatan herkesin; vatandaş bunun bilincinde.
    Belki çok küçük bir azınlık belki bir dönem bazı devlet yetkilileri hariç bu toplumun kafatasıyla,kanla bu anlamda ırkla işi yok olamazda kim safkan türk yada kürtki bu topraklarda,öyle olsanız bile aranızdaki fark neki

    kültür,örf,adet,inanç aynileşmiş,olmuyor ayrımcılık tohumları işe yaramıyor,milletin derdi çok başka şeyler,küçük bir azınlığın bu işlerden geçinen satılmışların derdi başka.bu ülkede vatandaşın türk kürt diye bir sorunu

    yok, pkk ve pkk ayla bağlantılı gayrimeşrucu sokak çetelerinin yarattığı ortama rağmen toplumda kürtlere karşı bir ayrımcılık ve tepki gelişmiyor gelişmezde çünkü bin yıllık birliktelik,akrabalıklar,kaynaşma, iç içelik var

    ve vatandaş neyin ne olduğunun kimin kim olduğunun yani sorunun ve sorumlularının gayet iyi farkında.pkk nın meclisteki maşası etki ajanı DTP nin bürolarına karşı münferit tepkiler bile bekledikleri ortamı toplumda

    yaratmak için çok cılız.

    Peki PKK aslında nedir ? PKK ile ilgili değişik varsayımlar var.Rus gizli servisinin soguk savaş dönemi bölgedeki çıkarları nedeniyle kurduruldugu, İsrail gizli servisi tarafından Türkiyeyi Suriye İran Irak ve diğer islam

    ülkelerine karşı bölgede kendi safına çekmek Türkiyenin bölgedeki tek müttefiki olmak için kullanıldıgı, Mit derin devlet eliyle sol örgütler ve kürtlerle ilgili gizli poitikalar nedeniyle kurduruldugu sonrada kontrolden çıkıp

    bazı komşu ve batılı emperyalist ülkelerin gizli servislerince kullanıldıgı gibi iddaalar.

    Tabi PKK nın ne oldugunu işlevinin ne olduguna bakmakla daha iyi anlaşılır.

    1- PKK öncelikle Türkiyeyi istikrarsızlaştırıyor.Yani huzur ve güveni bozuyor, gerilim ve kutuplaşmalara neden olup ülkede kaos ortamı yaratıyor,devletin,hükümetlerin vatandaşın öncelikli sorunlarının çözümüne

    yönelmesi gerekirken ve tabi Demokrasi insan hakları özgürlük adalet gibi ülkenin rejimin vatandaşın çağdaş uygarlık standartlarına ulaşması güvenlik kaygıları olaganüstü koşullar nedeniyle sekteye ugruyor,ülke içinde

    vatandaş bunun sıkıntılarını çekerken uluslararası platformdada Türkiye zor durumda kalıyor,elinin güçlenmesi engelleniyor.terörle ülke zaman ve kan kaybediyor, önü tıkanıyor.bölgemizde gelişmiş istikrarlı bir güç

    konumuna gelmemiz istenmiyor.çünkü öyle olursa etrafta[o.doğu,kafkaslar,balkanlar,orta asya] olup bitenlere hop durun bakalım ne oluyor burda biz varız diyeceğiz ,batılı emperyalistlerin tekerine çomak

    sokacağız,burdan bu işin arkasındaki batılı emperyalistleri ortaya çıkarabiliriz..

    2- Türkiyenin savunma harcamalarının artmasına neden olarak sanayi egitim sağlık vb. vatandaşın yararlanacagı alanlara aktarılması gereken kaynaklar savunmaya güvenliğe aktarılıyor buda bütçenin %20 si,terörle

    mücadelenin TÜRKİYE ye direk 150, dolaylı harcamalarla 300 milyar dolara malolduğu düşünülürse uluslarası silah ve savunma sanayi şirketlerininde bu işteki payıda ortaya çıkıyor.

    3- Bölücülükle üniter yapıyı yıpratarak ülkenin parçalanmasına sevr emellerine hizmet ediyor.Bu da Türkiyeden toprak talebi olanların işine yarıyor bu anlamda PKK Asala nın taşeronlugunuda üstlenmiş durumda ki

    ASALA PKK işbirliği görev paylaşımı bilinen bir gerçek.alın size bu işin arkasındaki bir başka el.ama o el tabi yine batılı emperyalistlerin böl,parçala, yönet ve sömür,o olmazsa destabilize[kargaşa,istikrarsızlık] edip

    yönet stratejilerinin ürünü,çünkü batılı emperyalistler için Kürt,Türk,Ermeni hiç farketmez.stratejik bölgelere hükmetmek,sömürmek önemlidir..

    4- Uyuşturucu,insan,silah,sigara,akaryakıt kaçakçısı uluslararası suç örgütlerinin bölgedeki taşeronlugunu yapıyor.Bu konu yanlış bir yorumla PKK nın gelir kaynakları olarak tanımlanıyor oysa Organize suç örgütlerinin

    gelir kaynagı PKK demek daha dogru.pkk sicilya mafyasının kürtçülük maskesi takılmış türkiye versiyonu. BU talibanın Afganistandaki işlevini akla getiriyor orda taliban burda PKK.esasen bölgemizde bir kürt devletiyle

    bir başka afganistan ,bir mafia devleti yaratılmak isteniyor.ve tabi ABD ve iSRAİLİN kuklası,Ermenistanın payandası olacak bir devlet,KÜRESEL ÇETE işbirliğinin ürünü korsan devlet.buda son el.

    İŞte PKK bütün bu işlevleri yerine getirerek geçmişte sağ sol örgütlerin yarattıgı iç savaş ortamı ve Asalanın suikastleri ile ülkemizde terör estirenlerin işlevini günümüzde üstlenmiş durumda..şimdi böyle devasa çapta

    yıkıcı faaliyetler ve karanlık ilişkiler yumağındaki bir örgüt için idealist kürt asiler denebilirmi, bu basit bir terör örgütünüde aşan ULUSLARARASI SUÇ ÖRGÜTÜ işte pkk gerçeği bu.Dağdakininde ovadakininde geçim

    kaynağı,sektörleşmişler ve bu sektörün ayakta kalmasının asıl dayanağı uluslararası kirli çıkar odakları yoksa bunlar bölgenin taşeronu, e taşeronlukta bayağ kazançlı, işte sözde kürt hareketi maskesinin arkasındaki

    aşalık,pejmurde satılmışlık.

    ve hala bazı besili aydıncıklarımızın kürt sorunu,insan hakları,demokrasi,özgürlükler diyerek pkk konusunu ele almaları klişe kavramlarla entel züppeliği yapmaktan başka ne olabilir,oluru şudur küreselleşme enayiliği

    veyahut uşaklığıdır yani vatansız aydınlık.tabi onlara bakarsanız onlar çok zeki,evrensel ölçütlerde düşünen,aşmış insanlar biz garipler cahil,onların seviyesinde dünyayı algılayamıyan basit ve içe kapalı düşünen

    insanlarız..
    acaba daha ne gibi bir demokrasi,özgürlük olacaktı,cezaevindeyken milletvekili olup meclise girmek,kocası dağda terör örgütü elebaşılarından karısı mecliste milletvekili,pkklı olmaktan 10 yıl ceza yat vekil seçil meclise

    gir parti başkanı ol daha ne istiyorsunuz,e artık sıra öcalan ve özerk kürdistanda desenize.yahu varmı dünyada böyle bir dallama demokrasisi ,siz düşünebiyormusunuz almanyada eski bir naziye yada ABD de sol bir

    örgüt militanına veya eski bir koministe bu imkanlar tanınır.kimse kimseyi evrensel normlar hikayesiyle kandırmasın dünyanın enayisi biz değiliz.
    demokrasi,insan hakları,özgürlük havarilerimiz neden şu doğudaki aşiret düzenini feodal yapıyı öncelikle ele almaz kürtler bölge halkı özgürleşecek,insan haklarına kavuşacak demokrasi oraya gelecekse öncelikle bu

    aşiret ağa,şıh düzeni kul köle düzeni ortadan kalkmalı, yok o öyle kalsın özerk olsun sonra k.ıraktakine katılsın sözde kürt ama aslında mafia devleti kurulsunki kirli çark devam etsin,kimsenin kürtle kürdün hakları ve

    özgürlüğüyle işi yok aksine onlar için uygun bir toplum ve coğrafya seçilmiş ve bölge halkının geleceği sözde o yörenin temsilcileri eliyle satılmış gerçek bu.

    Tabi bütün bu gerçekleri değerlendirdiğimizde mantıklı olmak gerekirse böyle çok ayaklı uluslararası bir çarkı ortadan kaldırmak sadece sınır ötesi operasyonla olabilecek şey değil,çok geniş çaplı karmaşık ilişkiler

    ağını,çıkar odaklarını Türkiye tek başına çözüp,çökertemez,bunu ululararası büyük aktörlerde istemeli o zaman bu iş kısa sürede biter eseri bile kalmaz.hani nerde 12 eylül öncesi bir yığın sağ sol örgüt hepsi

    tedavülden kalktı,pkk da kalkar ama yerine başka şey koyarlar,küresel çetenin planları bitmez,çünkü bu topraklar bu bölge konumu itibariyle kilit bölge belalı bir coğrafya,burda ya büyük bir dünya gücü olacaksınız

    yada herşeye hazırlıklı olup göğüs gereceksiniz.bu ülke bu millet birincisini her zaman başaramasada ikincisini her dönem başarmaya mutedirdir.gereken her türlü tecrübeye,tarihsel birikime,toplumsal inanç ve

    fadakarlığa sahibiz,ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ sözü basit bir sloganın ötesinde bu millet için çok derin anlamlar içeriyor,TOPRAK EĞER ÜSTÜNDE ÖLEN VARSA VATANDIR bilinci bu milletin genlerine

    işlemiş.Bu ülkeyi KANLA İRFALA KURDUK öylede koruyacağız,imparatorluk mirası,çanakkale ve kurtuluş savaşı destanları,çocuk yaşında bu vatan için toprak olan şehitlerimiz, herşeyimizi onlara borçlu olmanın

    bilinciyle biz onlardan razıyız ama onlarında bizden razı olmaları ve bu vatanda huzur içinde yaşamamız için boynumuzun borcu olan herşeyi yerine getirmeye hazır bir milletiz,dini bütün müslümanından sokaktaki

    ayyaşına hatta ateistine kadar VATAN,BAYRAK,DEVLET,MİLLET KUTLU bir dava bu anlatılabilecek bir ruh yüceliği değil,biz gerçekten eşi benzreri olmayan büyük bir milletiz.

    hakan ataman
    eyüp-ist.

  148. hakan demiş

    Kürt Sorunu Dayatması ve Çözüm

    Ülkemizin G.doğusunda kürt vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadığı yörelerde terör saldırılarıyla Devletin güvenlik güçlerini ve asker,sivil,kürt,türk ayırdetmeksizin her vatandaşımızı hedef alan vahşice katleden, karanlık

    ellerde karanlık emeller için yaratılan bir örgüt ve bunun yarattığı sorunlar önceleri Bölücü terör,G.Doğu sorunu,ayrılıkçı kürtçülük gibi adlarla tanımlandı,derken bir sonraki aşamaya geçildi batılı ülkelerdeki örgüt

    temsilcileri ve batılı insan hakları kurumları,sivil toplum örgütleriyle el ele kampanyalarla Kürt sorunu olarak işlendi,propagandası yapıldı. bu önce AB,ABD yönetimlerince kabul gördü sonrada ülkemizdeki benzer

    yandaş kuruluşların sözcülerince bizede dayatıldı.bu dayatma ülkemizdeki küreselci,ABci,dönek,liboş,medyamızın palazlatıp zenginleştirdiği uzmancık,aydıncık,entel vs. ne varsa hepsince kabul görüp dillendirilmeye

    başlandı,sonrasındada bunlara bütün bu çevrelere şirin gözükmeye çalışan islamcılarda eklendi.
    Günümüzde artık bu soruna kürt sorunu demek bir maharet,demokrasi insan hakları konusunda bir aydın açılımı,fikri bir sıçrama ve gelişim,evrensel ölçekte düşünebilme gibi görülmeye,gösterilmeye başlandı.kürt

    sorunu diye söze başlıyanlar efendim artık bu realiteyi kabullenelim,siz kabul etsenizde etmesenizde böyle bir sorun var, sorunu kürt sorunu olarak ifade etmekten korkmıyalım,sorunun çözümü aşamasında bu önemli

    bir adımdır yok sayarak bir yere varamayız vb. 5.kol stratejisine uygun psikolojik savaş söylemiyle demokrasi ve özgürlük havarisi kesiliyorlar.
    yani sadece kişisel bir fikri tercihle kalınmıyor herkese dayatılıyor,bilen bilmiyen bazı safdillerde bunu bilinsizce kabullenip söylemlerine katmaktalar.
    böylece karanlık ellerce asıl amaçlanan yavaş yavaş sinsice uygulamaya geçiriliyor.topluma,medyaya,meclise hükümete kadar kabul görüncede mademki kürt sorunu var çözelim,kimle çözelim pkk,dtp,AB,ABD kim

    muhatap alınıcak sorunun tarafları olarak, öyle ya etnik bir sorun varsa bir ülkede sorunun ülke içinden ve dışından muhatapları masaya oturucak,uluslararası sözleşmeler devreye giricek,iş bu noktaya getirilmeye

    çalışılıyor kısmende getirildi.
    kürt s(z)oruncularına peki bu kürt sorunu nedir anlatın açın dendiğinde genellikle kem kümle başlayan sonrada bu sorunun ta osmanlıdan cumhuriyete uzanan bir gangren olduğu işte kürt isyanlarından başlayıp

    devletin kürtlere sözde vaatlerine,kürtçe yasağına,kürt varlığını inkar ve asimilasyon politikalarına,devletin doğuya yatırım yapmadığı iş,eğitim,hastane vs.konularda geri bırakıldığı gibi mühpem bir tablo ortaya konuyor.

    bütün bunlara şöyle bir bakıcak olursak..

    öncelikle osmanlıdan cumhuriyete kürt isyanları, aşiret reislerinin bir takım çıkar ve ayrıcalıkları elde etmek yada kaybetmemek için çıkardıkları isyanlardır, sonrasındada batılı emperyalistlerin kışkırtmalarıyla çıkarıldı.

    Devletin cumhuriyetin kuruluşunda kurucu unsur olarak kürtlere vaatlerde bulunulduğuysa bir rivayetten ibarettir kaldıki böyle bir kurucu unsurdan sözedilemez çünkü sadece kürtler değil laz,çerkez vs.tüm kesimleriyle

    kurtuluş mücadelesi verilmiş ve cumhuriyet kurulmuştur tümünede etnisite anlamında değil vatandaşlık anlamında türk denerek, parça parça edilmiş bir devletten üniter bir ulus devlet doğmuştur.

    Devletin kürt varlığını inkar ve asimilasyon politikalarıyla ilgili iddialara gelince bilindiği üzere cumhuriyetle amaçlanan bir ulus devlet yaratmaktı bu amaç doğrultusunda o bölgenin suistimallere,kışkırtmalara açık yapısı

    nedeniyle birtakım raporlar,planlar hazırlanmış bazılarıda uygulanmış olabilir ama bunlar üniter ulus devlet yapısını yerleştirme ve koruma amaçlıdır, çünkü bu topraklar sevr den kurtulmuştur ,ayrıca bu tür uygulamalar

    cumhuriyetin kurulduğu çağın ulus devletler modelinin gereği olarak o çok demokratik insan haklarına saygılı batılı devletlercede başvurulan yöntemlerdir.

    Bölgenin geri kalmışlığı devletin ihmali yatırım yapılmadığı konusunda ise,bir kere türkiyenin 3-5 ili dışında ihmal edilmiyen,geri kalmıyan yatırım getirilen yeri varmıdır, bunca başka başka illerden bölgelerden insanlar

    neden bu 3-5 ile toplanmış bunun açıklaması varmı,haa doğu ve g.doğu coğrafyasının koşulları nedeniyle biraz daha geri kalmış olabilir ama bu coğrafyayı da devlet yapmadı ya.ayrıca bilindiği üzere devletin götürdüğü

    yatırım ve hizmet terör örgütünce sayısız kereler kundaklanıp sabote edilmedimi,devletin görevlendirdiği öğretmen,doktor,mühendis kaçırılıp öldürülmedimi.demek ki sorun buda değil yatırım hizmet kimsenin umurunda

    değil aksine bunlar hiç götürülmesin ki suistimal potansiyeli devam etsin.

    yine bu kürtçülerin savunmasına göre Deniyorki siz türkler bir başka ülkede yaşasanız sizin tarihiniz,diliniz,kültürünüz,coğrafyanız inkar edilse,asimile edilmeye çalışılsanız ne yapardınız.

    çok güzel tamda bahsedilen konuda bir çok türk toplumu çevre ülkelerde aynen bunları yaşadılar hala yaşıyanlarda var.AB üyesi yunanistanda yaşıyan hakları uluslararası sözleşmelerle sözde garantiye alınmış azınlık

    statüsündeki türklerin yaşadıkları,siz türk değilsiniz müslüman rumlarsınınız denerek inkar edilmeleri ve halihazırda Türk olmanın Türk adıyla bir araya gelip örgütlenmenin suç olması;yine yakın geçmişte sosyalist

    sözde eşitlikçi bulgar rejiminin aynı şekilde türklere siz türk değilsiniz müslüman bulgarlarsınız diyerek nufüs kayıtlarından türkçe adlarını bulgar adlarıyla değiştirilerek devlet eliyle açıkça asimilasyona tabi

    tutulmaları,göçe zorlanmaları;kıbrıs türklerinin dramı adanın yunanistana ilhakı girişimleri rum çetelerinin soykırıma katliamlara girişmeleri,eğer türkiyenin garantörlüğü olmasaydı bugün kıbrısta türk kalmazdı ada

    yunanistana bağlanmıştı bugünse sözde etnik ayrımcılığa karşı mücadele eden AB tarafından dışlanmaları ve izolasyona tabi tutulmaları;bir başka örnek kırım türkleri yurtlarından sibiryaya sürüldüler darmadağınık

    edildiler bugün yurtlarına geri dönmeye gayret ediyorlar ama yerlerine yerleştirilen ruslardan atalarının babalarının arazilerini mülklerini geri alamıyor yokluklar içinde arazi satın alıp gecekondularda yaşıyorlar;bu örnekleri

    çoğaltabiliriz,kazan tatarları,azerbaycan karabağ gibi.. peki ne yaptı tüm bu türk toplulukları terör örgütleri kurup dağa çıkıp katliamlarmı yaptılar hayır asla sadece kanunlar imkanlar çerçevesinde haklarını aradılar ama

    haklar türk olunca elde edilemiyor,ne hikmetse batılı insan hakları kuruluşları AB yetkilileri buralarda yoktu bunlar dünya kamuoyunun gündemindede olmadı,olamazdıda nasıl olsunki günümüzde almanya ve fransada

    Türk işçilerin çocuklarına Türkçe yasaklanıyor asimilasyonları gündemde , onlara mübah bize gelince aman ha kürt,kürtçe dokunulmaz ayrıcalıklardır…ayrılıkçı kürtçülerin dikkatine sunulur..

    Şu kürt dili,tarihi ve coğrafyası konusuna gelince.kürtçe dedikleri arapça farsça türkçe bilmem kaç dil alaşımı ve bir çok lehçe..hadi onu kabul edelim.kürt tarihi nedir bilen varmı..eski mezopotamya uygarlıklarına

    zorlama uyduruk bağlantılar dışında ne var,coğrafyaya gelince ne hikmetse bu coğrafyada yapılan arkeolojik kazılarda her millete uygarlığa ait buluntular çıkıyor ama kürtlere özgün hiçbir arkeolojik bulgu yok.bu nasıl bir

    tarih kültür ve kürt coğrafyası anlayan beri gelsin..Sanırsınız ki ; Kürdistan diye bir devlet varmış Türkler gelmiş orayı işgal etmiş kendi topraklarına katmış kürtleri esir almış köleleştirmiş, kürtleri sömürmüş verimli

    topraklarını talan etmiş kızılderililere,zencilere, yahudilere yapılan ırk ayrımını yapmışta onun üzerine kürt halkı isyan ederek örgütlenmiş dağlara çıkıp özgürlük mücadahalesi vermeye başlamış..kürt sorunu diye

    dayatılanın tarihsel etnik bir kökenide yok.

    çözüme,sadete ne istiyorsunuza gelince kürtçülere göre çözüm siyasi idari hukuki ve kültürel yani anayasadan başlayıp kanunlara,bölgenin idari yapısına,anaokulundan üniversiteye kürtçe eğitime kadar sözüm ona

    demokratik çözüm adı altında kürt ayrıcalıkları.sonra sonrası malum ayrılık,peşinden diğer unsurların kışkırtılmaları ve tabi ermeni pontus projeleri gelicek yani anadoluyu etnik bir cehenneme dönüştürecek sevr

    projeleri..kimse Türkiye Cumhuriyeti Devletinden,hükümetlerinden bu devletin parçalanmasına,yıkımına götürücek yolu kendi elleriyle döşemesini beklemesin.
    bu ülkede türk kürt vd. aynı mahallede yaşar komşuluk arkadaşlık dostluk eder aynı okulda okur aynı işte çalışır aynı hastanede yan yana yatıp tedavi olur birbiriyle evlenir akraba olur kimse kimseye karışmaz

    dışlamaz,kürtlere karşı bir ayrımcılık,dışlamamı varda bizim haberimiz yok;devlet kademelerine,TBMM ne girememe,devlentin imkanlarından yararlandırmama vs. Türk vadandaşı olmanın hangi haklarından

    yoksunlar,Türk,Laz,çerkez vd. neyse onlarda o.peki sizin bu derdiniz ne,açıkça deyin bizim geçinmeye gönlümüz yok hedefimiz kürdistan bu devletten doğu ve g.doğuyu alarak ayrılıp barzaniye bağlanmak

    istiyoruz,bizde o zaman derizki ya kardeşce tek devlet tek millet tek bayrak altında yaşıcaz yada hodri meydan,arkanıza AB yi yanınızada barzaniyi alın elinizden geleni ardınıza koymayın yeter artık .sinsi planlarını

    gizleyip kardeşliğe kurşun sıkanlar türktende kürttende karşılığını görüceklerdir.

    sorunun aslında ne olduğuna ve çözümüne gelirsek;Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve milletinin kürt sorunu diye bir sorunu yoktur.Türkiye Cumhuriyetinde sadece kürtlerde yoktur,sorun varsa her sorun hepimizin

    sorunudur,hiç bir etnik,dini,siyasi vb. kesim toplumun diğer kesimlerinden ayrıcalıklı haklar talep edemez.

    Birkaç sözde cumhuriyetimize otoriter deyip demokratik cumhuriyet isteyenlere, demokrasi düşmanı vahşet saçan bir terör örgütüne,diktatör elebaşılarına,cani militanlarına açıkça tavır alamama aczinde olanlar

    utanmadan nasıl demokrasiden bahsedebilir ve demokrasi talep edebilirler,Türkiye cumhuriyetine demokrasi kabadayılığı yapanlar terör örgütüne gelince pısarlar bu nasıl bir iki yüzlü demokrasi ve özgürlük anlayışıdır,a

    zavallılar siz önce pkk ya karşı özgürlük kazanın sonra feodaliteye en sonra cumhuriyeti demokratikleştirin.ayrıca birde utanmadan çetelerle mücadeleden sözediyor bu eşkiya sözcüleri.

    SORUN:

    1-Terör-pkk denen suç örgütünün uluslararası suç örgütlerinin bölgemizdeki ayağı olarak uyşturucu,silah,insan,akaryakıt,sigara kaçakçılığıyla devasa ranta kürt maskesi takarak hizmet eden bundan geçinen bazı kürt

    ailelerinin,aşiretlerinin her ne pahasına olsun ayakta tutmaya çalıştıkları mafia şebekesiyle alakalı kriminal bir sorundur.ortada yeni bir gayrımeşru istihdam alanı oluşturuldu narkoterör..diyarbakır lice şebekenin üssü

    konumuna getirilmiş, bir yığın uyuşturucu baronu ortaya çıkmış, ortada çok büyük bir rant dönmekte kapıların önünde son model jipler uluorta uyuşturucu kullanan çocuklar ve bu çarkın devamı için kürt türk hiç

    farketmez her cana kıyacak kadar gözü dönmüş kü(u)rt baronlar,güvenlik güçlerini başka tarafa çekip oyalayan teröristler, öbür taraftan geçirilen uyuşturucu konvoyları.

    2-Bölücülük[kürdistan,ermenistan,pontus]-kürt sorunu olarak telaffuz edilen dava batının şark meselesi çerçevesindeki projelerden birinin bir ayağıdır yani sevrin.bugün ermenistan lozanı kars gümrüyü tanımıyor sevr i

    tanıyor.ırağa demokraside özgürlükte bu çerçevede ırak üçe bölünerek getirildi, bu çerçevede bir demokrasi,özgürlük anlayışı bizede dayatılıyor.sevr,AB uyum yasaları,medeniyetler çatışması yada ittifakı,BOP derken

    hep bu çerçevede değerlendirilmesi gereken batılı emperyalistlerin şark emelleridir. Böl,parçala,yönet ve tabi sömür,Türkiye gibi dünyanın stratejik bölgelerinde asla büyük bağımsız güçlü devletler oluşmasın ki onlar

    dünyayı rahat idare etsin sömürsünler strateji bu yoksa Kürtte,Türkte kimsenin umurunda değil.

    3-aşiret-tarikat düzeni-Doğu ve g.doğu bölgemizdeki feodal düzen.işte asıl kürt sorunu kürtlerin sorunu,bir taraftan aşiret reisleri ağalar öbür taraftan yozlaşmış tarikatların şeyhleri şıhlar..ağaların ve şıhların iki dudağı

    arasındaki çağdışı baskı ve sömürü düzeni.kürt sorunu diye yaygara yapanlar kürtleri çok düşünenler kürtlere demokrasi özgürlük diyenler başta AB si pkk sı dtp si kadep i nedense bu konuya hiç yanaşmazlar
    oysa sorunun temeli bu, kürtlere demokrasi ve özgürlük o feodal düzen kalkmadıkça nasıl gelecek ama hiç kimse ne hikmetse bu konunun üzerine gidemiyor gitmiyor çünkü bu feodal düzen herkesin işine geliyor

    herkes bu antidemokratik çağdışı düzenden nemalanıyor,bölgenin yumuşak karnı bu konu.terörde,batılıların sevr projeleride bu aşiret ve tarikat temelli feodal düzenden besleniyor.aynı ortam iktidarı muhalefetiyle

    siyasetçilerimizinde işine geliyor.

    işin esası bir tarafta pkk denen terörist mafia şebekesi öbür tarafta kürtçülük yapan bölücü sevr şebekesi her ikiside sözde kürtlerin haklarını savunuyorlar görüntüsüyle kendi amaçları doğrultusunda kürtleri

    sömüren,kendi çıkarları için kullanan ihanet dayanışması.ama en önemlisi bunlara çanak tutan bu insanları kendileri sömürdükleri gibi başkalarınada yem eden feodal düzen..

    Çözüme gelince:

    1-Askeri-Güvenlik güçlerimiz gereken mücadeleyi en etkin şekilde veriyor ama klasik metodlar yeterli olmuyor, hava operasyonları klasik yöntemlerin dışında önemli bir adımdı,devamında etkin bir kara harekatıda şarttı

    ama pkk yı bitirmek en azından dağıtmak istiyorsak mutlaka pkk üst yönetimini askeri ve siyasi planlayıcıları,karar vericilerini özel kuvvetlerimizin operasyonuyla bitirmeliyiz bu adamların hükümranlığı sonlandırılmalı

    ancak o zaman dağdaki gençler evlerine dönebilir yoksa dağdaki 16-20 yaşlarındaki militanları bombalamakla bu iş olmaz,ayrıca bu operasyona pkk nın yurt içi yurt dışı kaçakçılık baronlarını ve devlete sızan görevi

    vatanı savunmak,devlete hizmet olan hainleride eklememiz şart..

    2-Karşı Propaganda-başta AB ülkeleri ABD,Rusya,İran,Suriye,Irak olmak üzere Meclis,G.Kurmay,Üniversiteler,İşadamları,ünlü medya mensuplarımızdan oluşturulucak özel heyetler o ülkelerdeki muhataplarıyla

    görüşmeler,brifingler düzenleyip pkk nın uyuşturucucu ve kaçak mülteciler arkasındaki şebeke olduğu,kürt gençlerini uyuşturucuya alıştırıp avrupada sokak satıcısı haline getirdiğini ,pkk nın diğer uluslararası suç

    bağlantıları vb. konularda istihbarat raporları, emniyet ve adli verilerle ortaya konularak yoğun,ısrarlı yabancı kamuoylarını bilgilendirme ve karşı propaganda faaliyetine derhal başlanmalı ve bu çalışmalarla ilgili faaliyet

    raporları meclise,milli güvenlik kuruluna rapor edilmeli..

    3-Diplomatik -pkk ya kürtçülüğe açık ve gizli destekle,o ülkelerdeki faaliyetlerine izin veren ülkelerle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ciddi bir hesaplaşmaya gitmeli,bu sorunun bir kürt sorunu olmadığı ayrılıkçı kürtçülük

    olduğu ve arka planı özellikle sevr ermeni ve pontus davaları topluma ve dünyaya anlatılmalı,batılılarla ciddi bir hesaplaşmaya gidilerek,kurtuluş savaşında olduğu gibi hodri meydan denerek,istihbarat raporları dünya

    kamuoyuna açıklanmalı,nota vermekten diplomatik ilişkilerin,ticaretin durdurulmasına,ürünlerine ulusal ambargo,ihalelere almama vb. ciddi cesur net karşı duruş ortaya konmalı sesimiz yükselmeli.batılılar ancak bu

    dilden anlar,çıkarları mevzubahis oluncada hemen harekete geçer,arkasını dödüğüne yüzünü yüzünü döndüğünede arkasını dönerler.ama tabi bu en zor olanı çünkü ekonominiz bu kadar dışa bağımlı AB kapısında

    beklerken bu imkansız gibi..işte ATATÜRK ün emperyalist batı karşısındaki TAM BAĞIMSIZLIK Poltikasının bu coğrafyada ne kadar hayati olduğunun kanıtı..

    4-Bölgesel-bataklığın temeli olan feodal düzenin kırılması,çözülmesi için devlet,millet,hükümet,muhalefet elele bu bölgenin fakirlik ve cehaletten kurtulmasını sağlamak adına başta toprak reformu,tüsiad müsiad ticaret

    ve sanayi odaları bölgedeki işadamlarının katılımıyla geniş ortaklı sanayi ve ticari yatırımlar işsizliğe çare olucak dolayısıyla bu işsiz güçsüz insanların örgüte yem olmasını engellicek yeni istihdam alanları,eğitim

    kurumları hızla devreye girmeli,bölge canlanmalı cazibe merkezleri meydana getirilmeli.bölgenin azgelişmişliği geri kalmışlığına çareler üretilsin ki kaçakçılık,terör,bölücücülük yanında o bölgenin yarası kandavaları,töre

    cinayetleri,çok eşlilik,berdel ve genç kız intiharlarının önüne geçilebilsin çünkü hepsi bu feodal ortamın ürünü..
    ayrıca dağdaki teröristlerin aileleriyle birebir temasa geçilmeli onlara sahip çıkılmalı imkanlar sağlanmalı, o ailelere yönelik sosyal programlar uygulanmalı, bölge insanı pkk ve bölücülerin kucağından ,aşiret reislerinin ve

    şıhların hegomonyasından kurtarılmalı işte kürtlerin asıl sorunu bu, bir çözüm lazımsa bölgedeki bu düzen değişmeli..

    hakan ataman-eyüp-ist.

  149. hüseyin demiş

    bence siz kendi kafanızdan bazı şeyler uydurarak tanımadığınız kişileri karalıyorsunuz.
    bahsettiğiniz şahıs kendi bildiklerini söyleyebilir.
    sizin kolunuzdan zorla tutmuyor ya
    sizde kendi amaçlarnız ne olursa olsun başkalarına anlatıp ikna etmiyormusunuz. çoğunluk neye inanırsa onda gerçeklik payı daha çoktur.
    Bunu aklnızdan çıkarmayın

  150. EMRE YILDIZ demiş

    akp millet vekilleri ve başbakanın yakın arkadaşları pkknın kadrosundan daha cok zarar veriyor bu ülkeye ,ulusalcılar koluk derdine düşüp birleşmez iseler akp türü partiler adım adım türkiyeyi parçalayacalar yarısı (batı)şeriat doğu kürdistan olucak bu gidişte ordu törenlerde laiklikle ilgili laf söyleyeceklerine geregini yapsınlar –söz konusu vatansa gerisi teferruattır.
    laf degil icrat istiyoruz yoksa akp demokrasi adına türkiyeyi bölecek

  151. ALPARASLAN demiş

    asıl vatan haini siz ve sizin gibi bu siteyi kuranlar bu kafatasçı milliyetçilik size ne kazandıracak LÜTFEN BİRAZ İNSAN OLUN….YADA EN AZINDAN İNSAN TAKLİDİ YAPIN …ÜLKEMİN BAŞBAKANI ÇOK DEĞRLİ VE SÜPER BİR İNSANNNNN

  152. zafer demiş

    bu siteye ilk defa girdim ve anlıyorum ki bu siteyi kuranlar ve onlarının yandaşlarının ki; tam olarak vatan hainleri, beş para etmez. işiniz gücünüz ortalığı karıştırmak , sinir bozmak. bu milletin çoğu mal mı da oy vermiş. siz bir avuç …….. doğruları anlatıyorsunuz .!..

  153. DUETBİZ demiş

    İçim yanıyor,ABD ve uşakları bugün 15 çocuğumuzu şehit ettiler,Cumhurbaşkanı,Başbakan ve Genelkurmay Başkanı çıkıp her zaman yaptıkları gibi,bugünde kanları yerde kalmayacak en kısa sürede hesap soracağız diyerek içimi daha çok acıttılar,halbuki onurlu olsalardı hemen istifa edip bir daha bu devletin hiçbir yerinde görev almazlardı,ancak nerede o onurlu insanlar,bu şerefsiz Amerikalılara başımıza çuval geçirdiklerinde bile neredeyse askerlerimizin orada olmalarından dolayı özür dileyeceklerdi,bilmiyorum daha neler söyleyeyim içim yanıyor içim.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  154. DUETBİZ demiş

    Doğu ve Güneydoğuda kuduz vakalarında artış görülmüş,en kısa sürede bu kuduz köpeklerin itlaf edilmeleri gerekiyor,biran önce bu işi halletmek lazım,sakın çekinmeyin,hayvan severler bu sefer karşı çıkmayacaklar,zira onlarda bu köpeklerin gebertilip leşlerinin ibret için sokaklarda sürüklenmesi taraftarı,bu yüzden kim bu köpekleri gebertirse TÜRK Milletinden teşekkür alacaktır.
    Hadi kolay gelsin,avınız bol olsun.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  155. DUETBİZ demiş

    Zafer denen oğlan çocuğu,bu siteye ilk kez girdiğini yazmışsın,mongol herif bir daha girme senin gözlerin kapalımı ki ortalık yerde olanları göremiyorsun,daha ne olması lazım senin gibi moronların uyanması için,her şey ortada DİŞLİ,YİMPAŞ,KOMBASAN,İSLAMİ HOLDİNGLER,DENİZ FENERİ,DENGİR MİR FIRAT,BELEDİYELER,ÇOCUKLARIN GEMİLERİ ve hatta Sevim ÇAĞLAYAN’ın ehliyetsiz BİLAL’in trafik kazasına kurban gitmesi,oraya buraya harcanan paralar,bunun yanıda gecekondu sınır karakolları onlarca ŞEHİT ne istiyorsun senin donunuda kıçından almalarınımı o zamanmı anlayacaksın bunların VATAN HAİNİ olduklarını,AB diye kıçımızı vereceğiz,adamlar istiyor diye TERÖRLE mücadele yasasını neredeyse siz istediğinizi yapın biz göz yumarız yasası haline getirdiler,hadi sen başka kapıya,hele bu günlerde hiç girme bu siteye PKK köpekleriyle bir tutarım senide.

  156. DUETBİZ demiş

    DTP’nin proteinsiz beyinleri,ROJ TV’ye konuşmuşlar,efendim Milliyetçi çatışmalar kimseye yaramazmış,aptal kadınlar ortada Milliyetçi bir çatışma yokki,PKK denen kudurmuş köpek sürüsü ile, topraklarını bu kuduzlar ve onları besleyen ABD,IRAK yavşaklarından korumak isteyen, TÜRK Vatandaşları ve TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ var,ulan sizi genelevde bile çalıştırmazlar, ancak TBMM’ye alıyorlar,pislikler.Yellozlar, bizim KÜRT vatandaşlarımızla hiç bir sorunumuz yok,beyniniz olsa düşünürsünüz, 937 yıldır bu topraklarda beraberce birbirimizden kız almış vermişiz,çocuklarımız,torunlarımız olmuş, onlarla nasıl bir sorunumuz olabilirki,bu söylediklerim için, aman sende üç beş evlilik diyebilirmisiniz, binlele belkide milyonlarla, iç içe geçmiş aileler var, nasıl bunları göz ardı edersiniz,buldunuz cahil insanları kandırıp dağlara çıkartıyorsunuz,dikkat edin sonunda sizin bir yerlerinize o silahları ve mayınları sokup patlatacaklar.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  157. DUETBİZ demiş

    Benim söylediklerimi, tam olarak anlamayan bazıları yazdıklarımı eleştirmişler,onlara kızmıyorum, ancak aşağıda ne demek istediğimi açık olarak anlattım,bu sefer anlarlar umarım.
    Biz TSK’yı eleştirirken, tabiki terörle yalnız onların mücadele ettğini ve hükümetinde bu mücadelede yer almasının gerektiğini bilerek eleştiriyoruz,eleştirimizin nedeni o karakollar dün yapılmadı, yıllardır var ve bu şekilde,o zaman bunun önlemini aldırmak ve almak TSK’nın üst düzey yöneticilerine düşüyor,ayrıca 300 civarındaki teröristin burunlarının dibine kadar ağır silahlar getirip baskın yapmalarını eleştiriyoruz,her zaman ne dedik kendi ğöbeğimizi kendimiz keselim öyleyse rehavete kapılmak yoktu, istihbaratımızı bize çuval geçirenlere havale edersek bunlar her zaman olur,hükümetin beraber olmasını söylüyorsun,bunu içinden gelerek söylediğine inanamıyorum,bu hükümet ve yandaşları ellerinden gelse TSK’yı top yekün ortadan kaldıracak,o zaman onlardan nasıl katkı bekleyebilirizki,eğer bu bir ekip işi ise bizler üzerimize düşeni her durumda yapmaya hazırız,bu hükümetten hiçbir beklentimiz yok,G.Kurmay ikinci Başkanı Jandarmanın yeterli parasının olmadığını söyleyerek bizleri bir kere daha acı içine soktu, eleştirimiz buna,yeterli paran yoksa ve hükümet vermiyorsa, nasıl gece yarısı e – muhtıra yayınlıyorsan bunuda tüm millete çıkıp anlatabilirdi, çözüm için bir sürü emekli komutan ne yapılmasını defalarca anlattı anlatıyor ve tekrar söylüyorum,üzerimize düşen bir görev varsa hemen yerine getirmeye milletçe hazırız ben bundan eminim,bak şu an kayıp olan iki askerimizin daha şehit oldukları ve bulundukları haberlerde geçiyor.
    Al işte, şuanda haberlerde AKTÜTÜN karakoluna yapılan baskını, o köyde yaşayan bir köylü telefonla bir haber kanalına anlatıyor,fakat yanında telsizli birisi neler söyleyeceğini kısık sesle kendisine aktarıyor,buda şunu gösteriyor bunlar o köydende yardım almışlar,belkide yanlarında bize istihbarat verecek olan ABD’li kişiler de var,onun için diyorumki böyle çok önemli yerlere kesinlikle sivil insanları yaklaştırmamak gerekiyor,bunları ben değil komutanlar düşünecekler.
    Yani kendi ğöbeğimizi kendimiz keseceğiz.
    Sağlıkla kal;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  158. helin demir demiş

    ROJ TV’NİN MUMU YATSIYA KADAR…..

    Avrupa Birliği tarafından terör örgütleri listesine alınan PKK/Kongra-Gel’in propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin Danimarka’dan yayınlarını sürdürmesine kamuoyunun tepkisi sürerken, ROJ TV ekranlarından bölücü ve ayrılıkçı yayınlar ile PKK övülerek, yalan haberlerle, Kürtler kışkırtılmaya devam ediliyor.

    ROJ TV’nin 09 Ekim 2008 tarihindeki haber bülteninde “Diyarbakır’da polis aracına yönelik gerçekleştirilen eylemi PKK’ya bağlı Kürdistan Özgürlük Şahinleri (TAK) adlı grubun yan kolu ‘Şehit Özgür Roni İntikam Tugayı’ adlı birimin üstlendiği belirtiliyor. Yayından 3 gün sonra 12 Ekim 2008 tarihli haber bülteninde ise eylemi bu kez Halk Savunma Güçleri (HPG)’nin yaptığı vurgulanıyor. ROJ TV, provokatör yayıncılığına devam ederken, her geçen gün devam eden sınır ötesi operasyonlarla ne yapacağını bilemez durumda olan PKK’nın çirkin yüzünü bir kez daha gözler önüne seriyor. ROJ TV’nin her zamanki karakteristik, kışkırtıcı ve yalancı özelliği bu hain eylemde yine ortaya çıkıyor.

    Haberin devamında ise HPG’nin avcı ve ormancıların, operasyon ve çatışmalar nedeniyle teröristlerin üslenme alanlarına girişlerini güvenlik gerekçesiyle durdurduğu söyleniyor. Tunceli, Diyarbakır, Batman, Şırnak, Kars ve Hatay illerine sivillerin girmesinin güvenli olmadığı aktarılıyor. Hepsi güvenli bir il olan bahsedilen yerleşim bölgelerinde Kürtler ve Türkler bir arada yaşarken, ROJ TV’nin bu haberiyle de halkı tahrik etmeyi amaçladığı, Türk Ordusu’na karşı kışkırtmaya uğraştığı belli oluyor. Oysa güvenlik güçlerinin sınır ötesi operasyonlarda olduğu gibi Türkiye içerisinde de sivillere zarar vermek gibi bir niyetinin asla bulunmadığı, ayrıca TC’nin birlik ve bütünlüğüne yönelik herhangi bir tehdit içermediği sürece hiç kimseye karşı bir operasyon düzenlemeyeceği hususunda her gün açıklamalar yapılıyor.

    PKK’ya hizmet etmeyi sürdüren ROJ TV’nin önünü bile göremeyecek kadar kör olduğu ekranlarından kustuğu yalanlarla kanıtlanmaya devam ederken “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar” atasözünde olduğu gibi ROJ TV’nin ışığının da çok yakında söneceği anlaşılıyor. Bu arada terörle mücadelede küresel işbirliğinin öneminin her ortamda vurgulandığı günümüzde ROJ TV yayınlarının içeriği konusunda tüm ülkelerin objektif ve gerçekçi bir tutum benimsemesi bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  159. helin demir demiş

    KÜRT GAZETESİNDEN PKK GERÇEĞİ

    PKK’nın saldırılarına yönelik tepkiler her geçen gün artış gösteriyor. Kürt aydın ve siyasetçileri tarafından; “PKK eylemlerinin Irak’taki Kürt halkının kazanımlarına vereceği zararların, PKK’nın umurunda olmadığı, PKK’nın, Kürt halkının genel çıkarlarından çok, kendi çıkarlarını düşündüğü, PKK’nın bu yaklaşımıyla Kürt hareketinde tekelci ve statükocu ve o oranda da tıkayıcı bir rol üstlenmiş bulunduğu, yaptıklarının Türkiye’nin demokratikleşmesine, ortamın normalleşmesine hizmet etmediği, bunun için şiddet yanlılarına karşı Türkiye’nin bütün demokratlarının birleşmesi gerektiği” yönünde açıklamalar yapılıyor. Bu arada Kürt gazeteleri de PKK’nın anlamsız şiddetini onaylamadıklarını göstermek için çeşitli yorumlar yayınlıyor. Irak’ta çıkarılan Hewlerpost gazetesi de bunlardan bir tanesi.

    “PKK’nın Irak topraklarını Türkiye’ye yönelik saldırılarında bir üs olarak kullanmaya ve Kürtlerin kaderiyle oynamaya asla ve asla hakkı olmadığını” vurgulayan gazete, “Kürt bölgesi ve Kürt halkı olarak gerçeğin bilincinde olunması gerektiğini” belirtti.

    Hewlerpost gazetesi editörü Rebvar Kerim Veli tarafından kaleme alınan makalede; “PKK’nın Cuma akşamı gerçekleştirdiği eylem, PKK’nın geçen yıl düzenlediği ve tezkerenin kabul edilmesinin yolunu açan eylemlerle aynı. PKK geçen yıl da önce Beytüşşebap’ta, daha sonra da Çukurca’da Türk ordusuna saldırmış, bir çok asker öldürmüş ve bazı askerleri de esir almıştı. Bu eylemler Kürt bölgesi için büyük sorunlara neden oldu. Söz konusu eylemler sadece PKK’yı ilgilendirse hiçbir sorun yok. Ama PKK’nın geçen yıl gerçekleştirdiği saldırılar Kürt bölgesinde yaşayan halka zorluklar ve sorunlar yaratmaktan öte bir işe yaramadı. Aralarında elektrik üretimi de bulunan bir çok önemli proje, PKK’nın eylemleri nedeniyle 6 ay durdu. Kürtlerin kaderini yakından ilgilendiren Kerkük referandumu büyük bir yara aldı. PKK bölge gündemini işgal etti. PKK, Amerika’dan uygunsuz bir talepte bulunarak Kürtler ile Türkiye arasında bir seçim yapmasını istedi… Ve bahsedilmeyecek daha nice olumsuz şeyler…” ifadeleri yer aldı.

    Rebvar Kerim Veli, makalesinin devamında; “PKK’nın söz konusu eylemleri, Kürt bölgesel başkanlığı ve Kürt hükümetinin açıklamalarında da belirtildiği gibi istikrara ve kardeşçe yaşama hizmet etmiyor. Biz Kürt bölgesi Kürtleri şu gerçeğin bilincinde olmalıyız. Biz bir ülkeyiz, anayasal bir yapımız var. Ortak sınırlara, uluslararası yasalara bağlı olmamız gerekiyor. PKK’nın eylemleri devam ettiği sürece, geleceğe yönelik hayallerimizin gerçekleşmesi mümkün değildir.” şeklinde yorumlarda bulundu.

    Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya karşı birlikte atılacak adımları gözden geçirmek için Iraklı Kürtlerle görüşmek istemesinin ve Hewlerpost gazetesinde yayınlanan bu makalenin ardından bölgesel Kürt hükümeti Divan Başkanı Fuat Hüseyin de, kapılarının her zaman açık olduğunu açıkladı. Fuat Hüseyin, yaşanan sorunun çözümü için her türlü diyaloğa hazır olduklarını vurgularken, bölge olarak barışı istediklerini belirtti.
    Durum böyle iken barış ve huzur ortamının devamından yana olan herkesin, mevcut ve olası sorunların tartışılması ve çözümlenmesi konusunda, çağın gereği olan demokratik hukuk sistemi içerisinde faaliyetlerini sürdürmesi, asla insanlık dışı şiddet yolunu tercih etmemesi gerekiyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  160. DUETBİZ demiş

    “ ‘İrecep Bey!..’

    ‘İrecep bey sen bize, meydanlarda söz verdin.
    Memleketi düzlüğe, götcem dedin götmedin.
    Garşımızda safilce, boynun büküp durdun,
    Haydut, hırsız, haksıza, çatcem dedin çatmadın.

    Müslümanız çok şükür, Batıyınan işimiz
    Olmaz bizim, bizlere yeter gendi aşımız,
    Dedin emme, sayende, tasmalandı başımız,
    IMF cavırını, atcem dedin, atmadın.

    Kerkükte gızanları, Kürde teslim eyledin,
    Türk’e vurana güldün, vurulanı payladın,
    Bir ara sevindiydik, böyük laflar eyledin ,
    Kerkük gırmızı çizgim, gitcem dedin gitmedin.

    Bizden oy ister iken, cavırlara hep çattın,
    Denizli meydanında, bol bol palavra attın,
    Amerika’ya karşı, söyle bakam, ne ettin,
    Çilli horozlar gibi, ötcem dedin ötmedin.

    Push denen o pis cavir, şeyhin mi oldu senin,
    El pençe divan durdun, her lafına sen onun,
    Bir tek vatansever yok, hayalin dolu dört yanın,
    Memleket davasını, gütcem dedin gütmedin.

    Mesuttan gurtulduyduk, rahmet okuttun ona,
    Nah bu eller gırılsın, daha oy versem sana,
    Rezil rüsvay eyledin, bizi tekmil cihana,
    Devleti böyük devlet, etcem dedin etmedin .

    Aşiret artığından, gorkup gaçacak millet,
    Esgerinin başına, çuval geçecek millet,
    Senin gibi içi boş, balon seçecek millet,
    Değildik, amma yemin ettin, dutcem dedin dutmadın.’ ”

    Yukarıdaki şiir,Denizli’li bir vatandaşımızdan,Odatv’ye gönderilmiş,ben beğendim birde sizler okuyun beğenecekmisiniz.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  161. DUETBİZ demiş

    Yasemin ÇONGAR,denen ve uzun yıllardır ABD’de yatak üzerinde, zaman zaman yüzüstü,zaman zaman sırt üstü yatarak,doğduğundan,okulu bitirdiği yıların sonuna kadar, aşırı solda olup,ne olduysa Amerika’ya gittikten sonra kapitalizme ısınan orospu,yandaşları tarafından TÜRKİYE’ye gönderilerek,babası ve kardeşi ile her zaman bu DEVLETE karşı olan şerefsiz herifin para kaynağı kesinlikle ABD’de bulunan Fethullah GÜLEN,Avrupa’da bulunan kendilerini KÜRT milliyetçisi olarak tanımlayan PKK köpekleri ile birleşip TSK ( TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİ )yı zayıflatmak ve kışkırtmak için kurdukları paçavra gazetelerinde,AKP ve RTE Hükümetinin, yanlarıda olduğunu bildikleri için, uzun süredir ara ara yaptıkları ısırmaları, artık hergün,hatta her saate indirerek, saldırılarını artırmışlardır,ne yazıkki bu Millet, bunlara ses çıkaramaz duruma getirilmişler,sadece seyici olmuşlardır.
    Birde sözde,bu VATANI ve TSK’yı sevdiklerini söyleyen,yazan anlı,şanlı Gazeteciler,Köşe yazarları,akılları sıra DEMOKRASİ diyerek,isteyerek veya istemeyerek bu pisliklerin TARAF’ında yer almışlardır.
    İnancım odurki,bu sefer hepsi birlikte Türkiye Cumhuriyeti’ni kurtarılamayacak duruma getirmişlerdir.Başta tüm MEDYA olmak üzere herkes AKTARLARA koşsun,zira KINA tükenebilir.

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  162. helin demir demiş

    ALMANYA’DAN ROJ TV’YE BİR DARBE DAHA!
    Terör örgütü PKK’nın yayın organı olan ROJ TV ile ”Mesopotamia Broadcast” adlı yayın kuruluşunun faaliyetlerinin 19 Haziranda yasaklanması, söz konusu yayın kuruluşlarına program hazırlayan, merkezi Wuppertal kentinde bulunan Alman ”VIKO Fernseh Produktion GmbH” adlı kuruluşun kapatılması ve adı geçen tüm kuruluşların mal varlıklarına el konulmasının ardından, karara yönelik olumlu tepkiler, basın organlarında yer almaya devam ederken, örgüt yandaşları tarafından ROJ TV’nin açılması için sürdürülen girişimler de etkisiz kalıyor.
    Almanya´da yayın yapması yasaklanan PKK yanlısı yayın organı ROJ TV´nin yeniden açılması için hükümete karşı soru önergesi veren Sol Parti milletvekillerine sert bir yanıt verildiği kaydediliyor. “Kanalın yapısının, PKK yandaşlarının yanı sıra, Kürt kökenli izleyicilerin, Almanya´da yasak olan ve Avrupa Birliği tarafından terör örgütü olarak sınıflandırılan PKK´nın çıkarları ve amaçları için zemin hazırlamaya çok uygun olduğu, ROJ TV´nin önemli Alman çıkarlarını da tehdit ettiği” hususlarının yer aldığı hükümet tarafından verilen yanıtta, “Dernek yasaklarının, önleyici güvenlik siyasetinin birer aracı olduğu, somut bir olayın meydana gelmiş olmasının gerekmeyeceği” ifadeleri yer alıyor.
    Alman haber kuruluşlarının internet sitelerinde, ROJ TV’nin Almanya’daki faaliyetlerinin yasaklandığına dair haberlerin yayınlanması yoğun bir şekilde sürerken, yazılı basında da ROJ TV’nin, PKK’yı yıllarca desteklediği ve faaliyetlerini açık açık övdüğü vurgulanıyor.
    Alman basınında yer alan haberlerde, Federal İçişleri Bakanı Schaeuble’nin aldığı kararla Almanya’da ROJ TV’ye “faaliyet yasağı” getirildiği ve ROJ TV adına program hazırlayan “VIKO Televizyon Prodüksiyon Şirketi”nin lağvedildiği belirtiliyor. Schaeuble’nin ifadelerine atıfla, “Danimarka’da kaim ROJ TV’nin yasaklı PKK’nın sözcülüğünü yaptığı; faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde desteklediği; ROJ TV’nin, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik ettiği ve Türkiye’yle sürdürülen silahlı ihtilaf için gerilla savaşçıları kazanmaya çalıştığı” kaydediliyor.
    Bu arada tüm dünyada ROJ TV’nin kapatılmasına yönelik girişimlerin hız kazandığı bir ortamda, terör örgütü PKK, propaganda ve ajitasyonda sınır tanımıyor. Daha önce de Abdullah Öcalan’ın hücrede ölü bulunduğu, yediği yemeklerden zehirlendiği gibi iddialarla yaygara koparan terör örgütü ve yandaşları, şimdi de ROJ TV ekranlarından “Abdullah Öcalan’a İmralı’da dayak atıldığını” haykırarak, hayali bir iddianın peşinde koşuyor. Asrın Hukuk Bürosu tarafından İstanbul’da yapılan açıklamada, Öcalan’ın İmralı’da kendisini korumakla görevli olan gardiyanlardan dayak yediği söyleniyor.
    Gece saatlerinde PKK’nın Danimarka’dan yayın yapan televizyonu ROJ TV’nin, İmralı Adası’nda tutuklu bulunan PKK’nın elebaşına işkence ve insanlık dışı muamele yapıldığını iddia etmesi üzerine PKK yandaşları sokağa dökülüyor. İstanbul’un çeşitli mahallelerinde, Diyarbakır’da ve Hakkari’de ateş yakarak slogan atan gruplar, gerçekte böyle bir şey olmadığı halde, ROJ TV’nin kışkırtması ve provokatörlüğü nedeniyle boşu boşuna eylem gerçekleştiriyor. ROJ TV, aslında iddia ettiği gibi Kürtlerin televizyonu olmadığını bir kez daha kanıtlıyor. Ekranlarından yaptığı bu tür yayınlar, Kürtleri birbirine düşürmekten başka bir işe yaramıyor. Sürekli kargaşa ve göstermelik eylemler peşinde koşarak, seyircilerini zehirlemekten öteye gidemiyor.
    Terörizmle mücadelede küresel işbirliğinden yana olan herkes, kaos yaratmaktan başka bir amacı olmayan ve her gün ekranlarından hainlik kusan ROJ TV’nin bir an önce kapatılmasını ve özellikle Danimarka makamlarının terörizme karşı duyarlı olmasını bekliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  163. helin demir demiş

    PKK’NIN TAHRİKLERİ BERABERLİĞİMİZİ BOZAMADI! BOZAMAYACAK!
    Abdullah Öcalan’a İmralı Cezaevi’nde kötü muamelede bulunulduğu şeklindeki asılsız iddialar bahane edilerek tırmandırılan terör eylemleri nedeniyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’nde gerginlik devam ediyor.
    DTP’nin Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinde düzenlediği mitingde çıkan olaylarda barikat kuran göstericilerin, güvenlik güçlerine taş ve sopalarla saldırması sonucu, göstericileri dağıtmak için havaya açılan uyarı ateşinde kendi halinde çobanlık yapan ve eylemcilerle hiçbir ilişkisi olmayan 20 yaşındaki Ahmet Özkan’ın öldüğü, 5’i polis 20 kişinin de yaralandığı belirtiliyor. Güvenlik güçlerinin etkili operasyonları sonucu köşeye sıkışan örgütün tahrikleri, PKK’nın yayın organı ROJ TV’nin Öcalan’ın avukatlarının cezaevinde dayak olayı meydan geldiği şeklindeki açıklamasını yayınlayarak kışkırtması sonucu meydana gelen kaos ortamında yine gencecik insanların ziyan olması da işin en acı tarafını oluşturuyor. PKK ve ROJ TV ele ele her zamanki gibi en büyük zararı Kürtlere veriyor.
    Esnafın olaylar nedeniyle dükkanlarını kapattığı, PKK’ya bağlı “Halk İnisiyatifi” tarafından yapılan açıklamada; örgütün bu uyarısına uymayanların kendilerinin ve ailelerinin hedef haline geleceği yönünde tehdit edildiği kaydediliyor. DTP’nin Van’da düzenlediği basın açıklaması öncesinde de kentte olaylar çıktığı, DTP İl Binası önünde toplanan eylemcilerin AKP binasının bulunduğu caddeye doğru yürüyüşe geçtikleri ve yaşanan arbedede 8 kişinin daha yaralandığı ve çok sayıda kişinin de gözaltına alındığı vurgulanıyor.
    Hakkari’nin Çukurca ilçesinde yolcu minibüslerinin kontak kapatması, Yüksekova ilçesinde göstericilerin yürüyüş düzenlemesi, sokaklarda barikat kurarak yolu trafiğe kapatması, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde çocuklardan oluşan 100 kişilik bir grubun sloganlar atarak dükkanları taşlaması, Tunceli’de bir grup DTP’linin basın açıklaması yapması da, yine ROJ TV’nin provokatörlüğü neticesinde meydana gelen olaylardan bazıları.
    Bu arada İstanbul’da Kadıköy’de park halindeki araçların yakılması, Tuzla’da bir minibüsün kundaklanması, Ümraniye ve Büyükçekmece’de 3 aracın ateşe verilmesi ise, terörün ve provokasyonun ekonomiye verdiği zararların göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.
    Daha önceleri de Abdullah Öcalan’ın zehirlendiği, saçının kazıtıldığı gibi bahanelerle yerli yersiz olay çıkaran ve her geçen gün kan kaybeden örgütün bu kez de dayak olayını gündeme getirerek gerçekleştirdiği eylemlerin yurt içinde olduğu kadar Avrupa’da da devam ettiği bildiriliyor. Almanya’nın Hamburg kentiyle Fransa’nın başkenti Paris’teki Türk işyerlerine düzenlenen saldırılarda
    bir Türk manavı ile seyahat bürosunun camlarının kırıldığı ve içeriye yanıcı madde atıldığı, Wilhelmsburg ilçesinde de bir Türk seyahat bürosuna saldırı düzenlendiği, saldırganların ofisin duvarlarına “PKK” yazarak kaçtıklarına dikkat çekiliyor.
    Bir taraftan demokrasi ve hukuktan yana olduğunu söyleyen, diğer taraftan esnafın ticaret yapmasını tehditle ortadan kaldırarak demokrasi ile ekonomiyi birlikte eşit götürmemek için çaba gösteren, nedense Türkiye’de demokrasi ve ifade özgürlüğü konularında çağdaş standartların yakalandığı bir ortamda adeta paniğe kapılan terör örgütü PKK’nın gerçekleştirdiği eylemler, üzerinde yaşadığımız topraklara maddi manevi zarar vermekten başka bir işe yaramıyor. PKK, Kürt halkının çıkarları için savaştığını iddia etse de yine her zamanki gibi en büyük kötülüğü Kürtlere yapıyor.
    Toplum olarak birlik ve beraberliğe, kardeşliğe ihtiyacımız olduğu bu günlerde, örgütün tahriklerine kapılmayalım, sağ duyulu olalım, yalan yanlış bahanelere inanarak boşu boşuna birbirimizi kırmayalım, barış ve huzur içinde yaşayalım. Tarihten beri süregelen ilişkilerimizi bozmayalım, terörden uzak duralım, kan ve gözyaşına sebep olmayalım.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  164. helin demir demiş

    PKK KENDİ KENDİNİ İMHA EDİYOR

    Terör örgütü PKK’da, örgütün şiddet eylemleri, despotik uygulamaları ve dağdaki sefil hayattan kaçarak kurtulmak isteyen militanların etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak serbest kalmaları sonucu, yoğun kopuşlar yaşanıyor. Yıllardır bir tas sıcak çorba ve ana kucağına hasret olan örgüt mensupları, her geçen gün yumuşak kucaklayıcı güce sığınmaya devam ediyor. Bu arada güvenlik güçlerinin operasyonları sonucu büyük darbeler alan örgüt mensupları, ölülerini bile toplayamadan kaçmaya çalışıyor. PKK’nın her zamanki “Kullan- at” taktiği de, yaralı örgüt mensuplarının kendi arkadaşları tarafından öldürülmeleriyle yine gündeme yansıyor.

    Teröristlerin kendi aralarındaki konuşmaları içeren ve basına yansıyan, 2 PKK’lı grup arasında gerçekleşen diyalogda, 34 teröristin etkisiz hale getirildiği, teröristlerin yaralı arkadaşlarını da taşımamak için vurarak öldürdükleri yer alıyor. Etkili vuruşlar neticesinde geri çekilmek zorunda kalan grupların yardım isteklerinin geri çevrilerek, ölü arkadaşlarını oldukları yerde bırakarak kaçmaları yönünde talimat veriliyor. Hatta kayadan düşüp kalçası kırılan bir teröristin hiç beklenilmeden ve zaman kaybedilmeden “Kafasına sıkılarak” öldürülmesi ve emrin hemen uygulanması isteniliyor. Havan atışları nedeniyle iyice köşeye sıkıştıkları ve gruplar arasında temaslarının kesildiği, yaralılar ile sınırdan geçilemeyeceğinden onların da vurularak öldürülmeleri emrediliyor.

    Öte yandan, örgütün firar ya da kaçmaya teşebbüs eden teröristler için korkutma ve sindirme amaçlı olarak infaz kararı aldığına dikkat çekiliyor. Örgüt içi infazlar ile kaçma niyetinde olan teröristlere gözdağı verildiği, örgütten ayrılmak isteyen örgüt mensuplarının, güvenlik güçlerine yakınları aracılığıyla, “teslim olacağım” mesajları gönderdikleri bildiriliyor.

    Bu arada örgütsel çevrelerde, özellikle yurt içerisindeki bir çok grubun başında sorumlu olarak eski katılım militanların bulunduğu, söz konusu militanların kendisini örgüt yerine koyarak, “ben bilirim” havasında “bana bir şey olmaz” mantığıyla hareket ettikleri, talimatları dinlemedikleri ve örgütün kayıplarına sebep oldukları konusunda sohbetler yapılıyor. Bu durumun önüne geçmek amacıyla gerekirse, talimatlara uyan, söz dinleyen genç ve tecrübesiz militanlara sorumluluk verileceği, örgütte tam bir uyuşmazlık yaşandığı, astların üstleri dinlemediği ve başıboşluk havasının hakim olduğu konuşuluyor. Genç ve tecrübesiz militanların ise, silah kullanmayı dahi bilmedikleri, sırf sayısal olarak örgütü güçlü göstermek amacıyla sözü edilen militanların örgüt içinde tutulmaya çalışıldığı, artık örgütü toparlamanın çok zor olduğu, kısacası, örgütün askeri olarak da ümitsiz bir durumda bulunduğu kaydediliyor.

    Örgüt mensupları kendi kendilerini imha ede dursunlar, her yerde ve her zaman barış ve huzur ortamının devamından yana olan ve vicdan sahibi olan Kürtler ve Türkler, PKK’nın şiddet eylemlerini kabul etmediklerini, kan ve gözyaşı istemediklerini her fırsatta dile getiriyorlar. Şırnak’ta 18 Ekim 2008 tarihinde sivil toplum örgütlerince düzenlenen mitinge katılan çok sayıda vatandaşın, ellerinde bayraklarla, Kürtçe terör örgütü aleyhinde sloganlar yazılı dövizlerle yürüyerek terör örgütü PKK ve saldırılarını kınamaları, bunun en güzel örneği olarak karşımıza çıkıyor. Barış ve kardeşlik içinde yaşamaktan yana olan Şırnaklılar’ın gerçekleri dile getirmek için toplandıkları mitingde, Kürt kökenli vatandaşlar olarak ülkenin bölünmez bütünlüğü ile devletin ve ordunun yanında yer alındığı tüm dünyaya haykırılıyor.

    Teröre ve şiddete hayır! Barış ve huzura evet!

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  165. DUETBİZ demiş

    Sayın Helin DEMİR;

    e – postanıza ulaşamadığımdan dolayı,buradan yazmak zorunda kaldım,cevap verirseniz memnun olurum.

    Burada, yazmış olduğunuz bazı yazılarınızı, bir başka sitede ( TEKE TEK ) kullanabilirmiyim,zira yorum,yazı ve tespitleriniz çok güzel ve güçlü.Bu konuda müsaade ederseniz memnun olurum.

    İyi Günler Dileğiyle;

    M.Bahaddin DOĞAN
    ANTALYA

  166. helin demir demiş

    PKK BU CESARETİ NEREDEN ALIYOR?

    Terör örgütü PKK’nın bir yandan bölge insanına ve bazı haklarına sahip çıktığını iddia etmesi, diğer yandan şiddetten vazgeçmediğini sergilemesi çelişkili bir durumun göstergeleri olarak topluma yansıyor. Bir adım daha ilerisi düşünüldüğünde devletin bölgeye götürdüğü hizmetlerin terör örgütü elemanları tarafından engellenmesi, hizmet araçlarının yakılması bölge insanına karşı düşmanlık şeklinde kendini gösteriyor.

    PKK’nın çelişkili tutumunun izahı, kuruluşundan bugüne kadar militanların yetiştirilmesi ve eğitiminde, her türlü silah ve diğer maddi desteklerin sağlanmasında yabancı unsurların önemli rol üstlendikleri, örgütün arkasındaki yabancı destekler çekildiğinde kendi gücü ile ayakta durmasının mümkün olmadığı görüşü ile açıklanabiliyor. Türkiye’de terör denilen olgunun sadece bir avuç kandırılmış insandan ibaret olmadığı, arkasında uluslararası güçlerin yer aldığı gerçeği karşımızda duruyor. Bu durumda; Türkiye’nin terörle mücadelesinde, karşısındaki güçleri iyi değerlendirmesi, ciddi stratejiler belirlemesi, teröre destek veren dost görünümündeki ülkeleri iyi tanıması gerekiyor. Yüzümüze gülüp, arkadan teröre desteklerini sürdüren devletlerle ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi bir zorunluluk olarak ortaya çıkıyor.

    Terörün kökünü kazıyacak her türlü önlemin alınması şart iken, bölge insanıyla kucaklaşmak, problemleri çözümlemek açısından en çıkar yol olarak görülüyor. Özellikle son günlerde PKK lehine olan gösterilerde polisle çatışan, onlara taş atarken görmeye başladığımız çocukların ortak özelliklerinin, gelecekten beklentilerinin olmaması, mücadelede insana verilecek değerin önemini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bazılarının oyun sandığı, bazılarının birbirinden gördüğü, bazılarının harçlık alabilme umuduyla saldırdığı, bazılarının ise polisten intikam alma duygusu ile hareket ettiği düşünüldüğünde, küçükten büyüğe bölge insanının her türlü ilgi ve desteğe ihtiyaç duyduğu hususu dikkati çekiyor. Yani olayın maddi boyutunun yanında manevi yönünü de göz ardı etmemek gerekiyor.

    Söz konusu olan şey, terör örgütünün aslında sanıldığı ya da örgüt yanlısı basın yayın organlarında yansıtıldığı kadar güçlü olmadığı. Sadece arkasındaki sahte güçlerden medet umduğu veya bazı lüzumsuz gerekçelere alet olduğu. Tabi bu güçler, o çok kolladıkları ve bir türlü vazgeçemedikleri belanın bir gün kendilerine de bulaşacağını düşünebiliyorlar mı acaba, bu da merak ediliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  167. Biri,bu millet mal mıda bu iktidara oy versin,deyip bu siteye yazı gönderen herkese hakarette bulunmuş,Mal’lığın önce kendisinden başladığını söyleyerek şunları söylemek istiyorum.
    Siz ve sizin gibi düşünenler olduğu müddetçe,mal iktidarları başımızdan eksik olmayacak,sizin gibi malların yüzünden geri kalan yüzde 53 lük kesimde mal yerine konuldu,ülke ona buna mal oldu,sizin gibi malların yüzünden Türkiyede yerli malı kalmadı,mal’lara dahi toplam yüzde 82 lik doğalgaz zammı ağır geldi,Türkiye malların yüzünden,Cumhuriyet tarihinde,toplam bu kadar dış borç yapmadı.Bu borçlar sadece mal’ların gelecekteki yedi sülalesine kalsa neyse.
    Daha anlatayımmı,Türkiye bölünüyor haberin varmı,eskiden bizim olan illere vize ile gideceksin,az kaldı.Şimdi al MAL’ını hayrını gör diyeceğim ama,bu Ülke maalesef bizim,şu Mal’ın gözü kör olsun,belkide kör ne bilelim…

  168. helin demir demiş

    ROJ TV’DEN SON HABERLER!
    Faaliyetleriyle PKK’nın birliğini ve devamlılığını kuvvetli bir şekilde destekleyen, PKK’nın otonomi çabalarını başarılı kılmak için şiddeti yöntem olarak teşvik eden Danimarka’da kaim ROJ TV’nin bir ihaneti daha ortaya çıktı. Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen davada, ROJ TV’nin yeni şeytanlığının, Başbakan Tayip Erdoğan’ın gezisini protesto etmek için zanlılara eylem çağrısı yapmasıyla ortaya çıktığı belirtildi. Hazırlanan iddianamede, PKK’nın Diyarbakır’daki izinsiz gösterileri için eylem çağrısını ROJ TV ve bazı internet siteleri aracılığıyla yaptığı vurgulandı. İzinsiz gösterilerin, terör örgütü elebaşının cezaevinde sözde fiziki işkenceye maruz kaldığı ve Başbakan Erdoğan’ın Diyarbakır’ı ziyareti bahane edilerek gerçekleştirildiği ifade edilen iddianamede; “20 Ekim’de Diyarbakır’ın muhtelif semtlerinde iş yerlerinin genelde kapalı olduğu ve kepenklerinin indirildiği, Büyükşehir Belediyesi’ne ait toplu taşıma araçlarının ve halk otobüslerinin bir kısmının kontak kapatmak suretiyle çalıştırılmadığı, çöp konteynerlerinin tamamının dolu olduğu, çöplerin yerlere döküldüğü ve gün boyu toplanmadığı, okul servislerinin yapılan baskınlar neticesi çalışmadığı…” şeklinde açıklamalara yer verildi.
    ROJ TV’nin bütün bu kışkırtmalarına rağmen aslında bugünlerde Kürtlerin çoğunluğunun da şiddet yanlısı kanalı izlemediği ya da izlemek istemediği bildirildi. Kürt vatandaşlar tarafından ROJ TV yetkililerine gönderilen mektuplarda; “ROJ TV’de sanki her şeyin Abdullah Öcalan etrafında döndüğü, Kürtlerden hiç bahsedilmediği, gerilla denilen kişilerin ne için savaştıklarının bile anlaşılamadığı, her gün çatışmalarda hayatını kaybeden ve gerilla diye tabir edilen gençlere yazık olduğu ve bunların boşu boşuna öldüğü, tartışma programlarında Kürtlerle adeta dalga geçildiği, içten içe Kürtler arasında nifak yaratılmaya çalışıldığı, bütün bu nedenlerden dolayı ROJ TV’nin izlenmek istenilmediği” şeklinde şikayetlerin yer aldığı kaydedildi.
    PKK’nın propaganda faaliyetleri için kullandığı yayın organı ROJ TV’nin yaptığı yayınların, kendi üyelerini de bıktırdığı vurgulandı. PKK kamplarında barınan örgüt üyelerinin Türk TV’lerini izledikleri ve artık şiddetin hiçbir ortamda kabul görmediği dünyamızda boş amaçlar uğruna yapılan propagandanın örgüt içerisinde etki yaratmadığı gibi, militanları da motive etmediği bildirildi.
    Bu arada PKK muhalifi Kürtlerin ROJ TV’ye rakip olacak Kurd 1 adlı yeni bir televizyon kurdukları, Fransa’dan yayın yapan televizyonun kuruluş çalışmalarını Paris Kürt Enstitüsü Başkanı Kendal Nezan’ın yürüttüğü açıklandı. Kurd 1 televizyonunun ROJ TV gibi siyaseti çarpıklaştırmayacağı, daha çok Türkiye ve Avrupa’daki Kürtlere hitap edeceği, terör kanalı haline gelen ROJ TV’yi izlemek istemeyenlere alternatif bir kanal olarak yayın yapacağı aktarıldı.
    Kürtlerin, PKK tarafından yapılan bağlayıcı propagandalara rağmen artık terör söylemlerinden, her gün yapılan boş ve amaçsız yayınlardan bıktıkları, çağa uygun daha çağdaş yayınları takip etmek istedikleri, motive etmek için bütün uğraşları sarfettiği halde dağdaki militanları bile etkileyemediği düşünüldüğünde, ROJ TV’nin provokatör yayıncılıktan bir adım öteye gidemeyeceği anlaşılıyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  169. helin demir demiş

    DTP’NİN SEÇİM ÇEKİŞMESİ HALKA ZARAR VERİYOR

    Bugünlerde Türkiye’nin gündemini meşgul eden en önemli konulardan biri seçimler. Seçim takviminin huzur içinde, olaysız ve zararsız olarak sürmesi ise hepimizin tek beklentisi ve belki de demokratik ortamda olması gereken de bu. Adayların seçim vaatlerinin inandırıcı ve sorunları çözümleyici karakterde olması da halkın yegane arzusu. Ancak maalesef bazı partilerin sergilediği seçim politikaları yüzünden olan yine her zamanki gibi halka oluyor ve huzur ortamı zarar görüyor.

    Van ve Hakkari’de çıkarılan gerginliklerden en büyük zararı esnaf ve sanatkarların gördüğü dikkati çekerken, yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte Van ve Diyarbakır başta olmak üzere bölgedeki belediye başkanlıkları için çekişme başladığı, DTP’nin diğer partilerin bu illerde yoğun seçim faaliyeti yapması endişesiyle hırçın görüntüler sergilediği görülüyor. DTP’liler, esnafın işyerlerini açmamasını “protesto” olarak göstermeye çalışırken, olayların arka yüzünde başka gerçeklerin yattığı ortaya çıkıyor.

    Başbakan Erdoğan’ın açılış ve temel atma törenlerine katılmak üzere gittiği Van ve Hakkari’de yaşanan olaylardan zarar görmemek için işyerlerini açmayan esnafın sıkıntılı ruh halini özetleyen Van Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Zahir Kandaşoğlu, “Bu halka yazık oluyor. Seçim çekişmesi yapıyorlar. Olan bize oluyor. Esnafa, ticaretimize, malımıza, canımıza, kariyerimize, kredimize oluyor. Siyaset yapan yapsın. Yerel seçimde herkesin ayrı bir hesabı var. Peki bizim halimiz ne olacak? Siyasetçiler sorun çözecek yerde sorun üretmemeli. Halkta büyük bir panik var. Ne yapacağımızı, kime oy vereceğimizi bile bilmiyoruz. Huzur istiyoruz” şeklinde konuşuyor.

    Van esnafının yaşadıkları nedeniyle terör belasına lanet okuyan Van Esnaf ve Sanatkarlar Odası Birliği Başkanı Mehmet Ali Can, “Hepimiz kardeşiz. Camlarımız kırıldı, işyerlerimiz ve araçlarımıza zarar verildi. Oluşturulan baskı ortamı sebebiyle lokantalar yemeğini satamadı, fırıncı hamuru ocağa süremedi” diyerek, birlik ve beraberlik ortamını bozmak isteyen unsurları eleştiriyor.

    Benzer olaylardan yakınan Hakkari Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ahmet Şen ise, “Hiç bitmeyen gerginlik ortamının bölge halkını hem malından hem de canından bezdirdiğini” vurgulayarak, “Sıkıntılı ve zor durumda olduklarını, olup bitenleri kesinlikle tasvip etmediklerini” belirtiyor.

    Durum böyle iken, Türkiye partisi olacağını savunan DTP’nin, demokrasi mücadelesini baskı, şiddet, maddi manevi halka zarar verme şeklinde sürdürdüğü düşünüldüğünde, halktan beklediği desteği, yani oyu alması düşünülebilir mi?

    Helin Demir helindem@mynet.com

  170. helin demir demiş

    PEJAK’IN ÇARESİZLİĞİ

    İran’ın terör örgütü PKK ve PEJAK’a karşı gerçekleştirdiği operasyonlarla çok sayıda örgüt mensubunu ölü ve diri olarak ele geçirdiği, İran topraklarında PEJAK’ın barınmaması için katı önlemler aldığı biliniyor. PEJAK ya da PKK’ya destek verdikleri için mahkumiyet cezası alanların bulunduğu, hatta idam cezalarının yoğunlaştığı kaydediliyor. Hatta hatta İran’daki çok sayıda idam cezalarından, çoğunlukla Kürt bölgelerinin özerkliği için bir gerilla savaşı yürüttüğünü iddia eden PEJAK’ın gerçek ya da sözde yandaşlarının nasibini aldığı söyleniyor.

    İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın terör örgütü PKK ve PEJAK’la savaşmak için Türkiye, İran ve Irak hükümetleri arasında işbirliği yapılması çağrısında bulunması da bilinenlerden. Ahmedinejad’ın Irak ziyareti esnasında Irak Yüksek İslam Konseyi Başkanı Şii lider Abdülaziz El Hekim ile birlikte yaptığı basın toplantısında, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyine yönelik sınır ötesi harekatı konusundaki bir soruya verdiği cevapta, terör örgütü PKK ve PKK’nın İran’daki kolu olan PEJAK’la savaşmak için Türkiye, İran ve Irak hükümetleri arasında işbirliği yapılması gerektiğini belirttiği vurgulanıyor. Ayrıca, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın yaptığı açıklamada terörizmin herkesi etkilediğini açıkladığına dikkat çekiliyor.

    Bugünlerde PEJAK’ın bir bildiri yayımlayarak, örgütün İran’daki silahlı faaliyetinin durdurulduğunu duyurduğundan bahsediliyor. Tirajı günde 300 bin olan muhafazakar eğilimli bir İran gazetesinin 11 Kasım 2008 tarihli sayısında yer alan bildiride, PEJAK’ın İran’daki faaliyetlerini durdurmasının sebebinin Türk ordusunun saldırıları karşısında PKK’ya askeri yardımda bulunmak olduğunu iddia ettiği söyleniyor.

    Haberin devamında ise, PEJAK’ın, bölgedeki mevcudiyetiyle ilgili olarak yaşadığı güçsüzlüğü örtbas etmek için böyle bir iddiada bulunduğuna inanan askeri uzmanların, İran askeri güçlerinin güçlü varlığının terör örgütünün bölgede hiçbir askeri ve siyasi faaliyette bulunamamasına sebep olduğunu ve bu yüzden askeri faaliyetlerinin durdurulmasını bölgeden kaçmak için bir bahane olarak kullandığını söylediklerine işaret ediliyor.

    Bütün bu gelişmelere bakılacak olursa, PKK gibi PEJAK’ın da gerek finansman, gerekse lojistik açıdan zor durumda olduğu ve ağır darbeler aldığı görülüyor. “Yıkılmadım ayaktayım” demek, en azından militanları gözünde böyle bir imaj yaratabilmek için PEJAK’ın izlediği yol ve yayınladığı bildirideki gerçek dışı söylemler, terör örgütlerinin var oluş göstergelerini ispatlamak için izledikleri klasik yöntemlerden biri olarak değerlendirilebiliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  171. helin demir demiş

    KADINLAR DA PKK ŞİDDETİNE KARŞI

    Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo Diktatörlüğü’ne karşı mücadele yürüten Patria, Minerva ve Maria Teresa adlı kardeşlerin, 25 Kasım 1960 tarihinde tecavüz edilerek katledilmesi ile bir isyana dönüşerek dalga dalga büyüyen ve diktatörlüğün sonu olan gün, Birleşmiş Milletler tarafından “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” olarak karar altına alınıyor. O zamandan bu yana her 25 Kasım’da dünyanın her yerinde kadın örgütleri ve insan hakları örgütleri, şiddetin sona ermesi ve yaşam hakkına saygı gösterilmesi için etkinlikler gerçekleştiriyor. Günümüzde şiddetin hiçbir ortamda kabul görmediği gerçeği terör örgütlerinde de yansımasını buluyor.
    PKK’nın kollarından biri olan Özgür Kadın Birlikleri (YJA) Koordinasyonu üyesi Bese Hozat, Yeni Özgür Politika gazetesine verdiği demeçte; “PKK’nın yürüttüğü savaşın en büyük mağdurunun kadınlar olduğunu, PKK’nın yaptığı şiddet eylemlerinden bıktıklarını, zoraki uygulamalar sonucu vicdan azabı duyduklarını, tahrik, kin ve öfke dolu propagandalar neticesinde örgütün daha çok eleman yitirdiğini ve artık örgüte olan inancın kaybedildiğini” vurguluyor.
    Bese Hozat; “Gerçekten Barışa Duyarlı tüm örgüt mensuplarının bir seferberlik ruhuyla sürece katılması şarttır. Barışı barış severlerin çabası ve mücadelesi inşa edecektir. Bu kadın olur erkek olur. ‘Kadın ve barış’ konusuna yeterince önem verilmiyor. Oysa savaşın ve şiddetin kökeninde cinsiyet ayrımcılığı yatıyor. Bu nokta eksik te tartışılsa kadının bu süreci sahiplenmesi ve katılımı çok önemlidir. Hiç kuşkusuz savaşın bedelini en ağır ödeyen kesim kadınlar oldu. PKK’nın şiddet eylemleri sonucunda evlatlarını kaybetmiş bütün Kürt ve Türk analar, çektikleri acıların bir daha tekrarlanmamasını istemektedir. Kadınlar şiddet süreciyle sorunun çözülemeyeceğini görerek, seslerini yükseltmeye başlamalıdırlar. Kalıcı bir barışın gelişiminde kadın çabasının etkisi olacaktır. Kadınlar her ne kadar örgüt içerisinde bir ‘hiç’ sayılsalar da, ikna kabiliyetleri yüksektir. Örgüt içerisinde her gün yaşanan kadın intiharları, uygulamalara itiraz edildiği için yaşanan cinayetler, sınır tanımadan gelişen ve kangrenleşmeye dönüşen tecavüz olayları, örgütün uyuşturucu ticaretinde kullandığı kadınlar ve daha nice sorun… Bütün bunların hepsi şiddetin ürünü. Şiddeti doğuran PKK zihniyetidir. PKK’daki iktidarın çıkar kavgasıdır. İşte o yüzden diyorum barış, en fazla kadının çıkarınadır.” şeklindeki sözlerle açıklamalarını sürdürüyor.
    25 Kasım, “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü” nedeniyle Fırat Haber Ajansı’nda yayınlanan bir röportajda da; özellikle PKK’nın ortaya çıkmasıyla birlikte Kürt kadınına karşı şiddetin daha fazla tırmandırılmasının söz konusu olduğu, PKK’da egemen olan sistemin “önce kadınları vurun” şiarıyla hareket ettiğinden bahsediliyor. Bugün Kürt kadınlarının her alanda, “Biz hiç kimsenin malı değiliz, namusumuz özgürlüğümüzdür. Biz özgürlüğümüze kavuştuğumuz oranda namuslu olabiliriz” şiarıyla hareket ettiğinden söz ediliyor. Bunun çok önemli olduğu ve ilk kez Kürt kadınları tarafından, egemenlikli zihniyete karşı çok radikal bir eleştiri ve duruş halinde ortaya konulduğu vurgulanıyor. Bundan dolayı her kadının reddetmeyi ve direnmeyi bilmesi gerektiği ve bu konuda mücadeleyi geliştirip ben de varım diyebilmesinin şart olduğu, bunu diyen kadının özgürlüğe adım atmış ya da atmaya yakın kadın olarak değerlendirilebileceği belirtiliyor.

    Yıllarca örgüt içerisinde terör eylemlerinden bunalmış olan, hiçbir duygusuna değer verilmeyen, kendisine hiçbir hak tanınmayan, ana, bacı, kardeş olan kadınlar, artık terör, şiddet, kan ve gözyaşı istemiyor. Kalbinde vicdan duygusu olan tüm kesimlerin konuya duyarlı olması ve tepkilerini dile getirmeleri bekleniyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  172. helin demir demiş

    DTP VE SEÇİMLER

    Türkiye’nin terörle mücadelede attığı kararlı adımlar ve teröristle değil terörle mücadele konseptinde yaptığı değişikliklerin ardından gerilim politikası üretmeye başlayan DTP, başlattığı gerilim politikasını her geçen gün daha da arttırıyor. DTP’nin, sırtını demokrasi dışı bir güce dayadığı, önüne sunulan tüm imkanlara rağmen kendini bu güçten soyutlayamadığı yadsınamayacak bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Durum böyle olunca da DTP hakkında yapılan eleştirilerin ardı arkası kesilmiyor.

    Nasname’de yayınlanan “Seçim: Çatıda Birlik mi, yoksa zeminde halkın birliği mi?” başlıklı yazıda; “Her seçim öncesinde tanık olduğumuz ve ahlak sınırlarını fazlasıyla zorlayan ilişki/ittifak/transfer manzaralarının gittikçe artmaya başladığı, bu manzaralardan bazılarının komik yanlarıyla hafızalarda yer alsa da, ilkesizliğin günümüz politikasında ne kadar geçerli bir ilke olduğunu göstermesi bakımından öğretici özellikler taşıdığı” belirtiliyor.

    İkiyüzlü politikalar yerine tüm inançların özgürce ve bir diğer inanca baskı yapmadan kendisini ifade edebileceği/gerçekleştirebileceği bir ortam içinde çabalamak gerektiği, bu tutumun toplumun farklı dinamikleriyle ortak hareket etme zeminini yaratacağı vurgulanıyor.

    2009 yerel seçimleri birilerinin söylediği gibi Kürtler açısından bir referandum niteliği taşımıyor. DTP’nin seçime bir referandum havası vermesinin, halkı “biz ve düşman” ikilemiyle karşı karşıya bırakmasının, kendisine oy vermeyenleri, korucu, asker ve diğer devletçi kesimlerle birlikte hareket etmekle suçlamasının çirkin olduğuna, DTP ve onu yönlendiren akıl hocalarının bu çirkinliği bilinçli yaparak tereddüt yaşayan Kürtleri kendilerine mahkum bırakmaya çalıştıklarına dikkat çekiliyor.

    PKK güdümünde olmayan örgütlerin/bireylerin geçmişte olduğu gibi DTP ile ittifak veya DTP’den adaylık beklentisi içinde olmamaları gerektiğine, böyle bir beklentiden dolayı DTP’yi olumlayan ama umduğunu bulamayınca da onu eleştirmeye kalkışanların inandırıcılığının olmayacağına, 22 Temmuz seçimlerinde bu hataya düşen kurum ya da kişilerin ne yazık ki var olduğuna işaret ediliyor.

    DTP’nin hazır potansiyelinden yararlanmaya çalışanların, DTP’nin Kürt halkının % 20’sinden oy alabildiğini göz önüne alıp, geri kalan % 80 oya yönelerek hem kişiliklerini korumak hem de halkın taleplerine cevap olmak gibi bir olanağa sahip oldukları gibi, evlerinde onurluca oturmak gibi bir seçeneğe de sahip olduklarına değiniliyor.

    Kürt halkının içinde bulunduğu zor koşullar dikkate alındığında, seçme ve seçilmenin birilerinin kişisel tatmin aracına dönüşmesine izin verilmemesinin uygun olacağı, bu tür kişisel kaygısı olanları teşhir etmenin ve seçilmenin kişisel çıkar sağlayacak şekilde avantaj/rant kapısına dönüşmesinin önünü kesmek gerektiği aktarılıyor.

    Hem kişisel kaygılarla hareket edenlerin önünü kesmek hem de şeffaf/demokratik bir belediyecilik anlayışını geliştirmek için bir seçim bildirgesiyle “nasıl bir birlik, nasıl bir yönetim anlayışı, nasıl bir tutum” gibi konularda halkı önceden bilgilendirmek ve vaadleri yazıya dökerek bağlayıcı bir sözleşme imzalamak gerektiği kaydediliyor.

    Seçimlerde aday olacak şahısların, kişisel kaygılardan uzak ve kişilikli bir duruş sergileyebilecek nitelikte olmasının doğal görüldüğü, günümüzde kimin ne söylediğinin fazla bir değerinin kalmadığı, kimin ne yaptığının ve sisteme karşı nasıl bir duruş sergilediğinin önemli olduğu, bu nedenle adaylar belirlenirken dar ideolojik kalıplardan sıyrılmak, en yakındaki kişilere yoğunlaşmak yerine kişilikli bir duruş sergileyebilecek halkın tüm kesimlerine yakın olabilecek insanları önermenin olumlu olabileceği değerlendiriliyor.

    Seçmenlerin kan ve gözyaşından uzak durmaları için bölücü yaklaşımlara sırtlarını dönmeleri en çıkar yol olarak görülüyor. DTP aslında terör örgütünü kınamadığı için hem kendine hem de inananlarına yazık ediyor. Kürtler adına yola çıktığını izah etse de yakın gelecekte terörist örgütle bağı olmadığını ortaya koyması imkansız görünürken, PKK tuzağına düşmemek ve sorunlara kalıcı çözümler bulmak için her açıdan dikkatli, kararlı ve tutarlı olması gerekiyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  173. helin demir demiş

    PKK KAN KAYBEDİYOR

    Her geçen gün biraz daha taban kaybeden PKK’da, vazgeçmediği şiddet kullanma tehdidi ve ırkçı görüşleri nedeniyle yoğun kopuşlar yaşanıyor. Basın yayın organlarında yer alan haberlerde bölücü örgüte katılımın yüzde 80 azaldığı belirtiliyor.
    Bu gerçeğin, geçenlerde İstanbul’da yakalanan bir örgüt mensubunun ifadelerine de yansıdığı görülüyor. Örgüte katılımların eski dönemlerde binlerle ifade edildiğini belirten E.A. isimli teröristin, “Daha önceki dönemlerde ayda 300 kişi İstanbul’dan Kuzey Irak’a gelerek örgüte katılırdı. Son dönemlerde ayda en fazla 10 kişi PKK’ya katılıyor.” şeklinde konuştuğu vurgulanıyor. Söz konusu teröristin verdiği bilgiye göre; Türkiye dışında bölücü örgüte en fazla İran’dan katılım oluyor. Bu ülkeyi Suriye ve Iraklı Kürtler izliyor. Dağdaki teröristlerin ise keşif uçakları ve hava harekatı nedeniyle psikolojilerinin bozuk olduğu aktarılıyor. E.A., “Çok sayıda örgüt mensubunun kaçmak için fırsat kolladığını” söylüyor.
    İstanbul’da Zeytinburnu’nda yakalanan E.A., son dönemlerde yeni eleman katılımı konusunda büyük sıkıntı yaşandığını kaydediyor. “Örgüt yeni militan bulmakta zorlanıyor.” diyen E.A., PKK’ya katılımın en büyük sebebinin ise ekonomik zorluklar olduğunu anlatıyor. Ayrıca, dağdaki teröristlerin psikolojilerinin bozulduğunu, kaçmak için fırsat kolladıklarını, kaçamayanların ise intihar etmeyi bile düşündüğünü açıklıyor.
    E.A, ifadesinde, terör örgütü kamplarında verilen siyasi ve askeri eğitim konularını anlayamadığı için aç bırakıldığını, dayak yediğini ve bir bardak çay için örgüt mensuplarının güvenini kazanmaya çalıştığını belirterek, “Terör örgütünden insanlık dışı muamele dışında bir şey görmediğini”, dile getiriyor.

    E.A’nın, “Etkin pişmanlık yasası sayesinde çok sayıda insanın serbest kalmasının PKK liderlerini fazlasıyla endişelendirdiğini” itiraf ettiği, bu durumun da PKK yöneticilerinin kaçışlar konusunda yaşadıkları paniğin boyutlarını daha iyi yansıttığı kaydediliyor.
    PKK’nın şiddet uygulamaları ve örgüt içindeki antidemokratik uygulamalar ve terörden uzak yeni bir yaşam kurma arzusu devam ettiği sürece, örgütten ayrılanların sayısında her geçen gün artış olacağı görülüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  174. helin demir demiş

    DTP’NİN ÇOCUK İSTİSMARI

    DTP’den PKK’nın sözcüsü gibi davranmaktan vazgeçmesi beklenirken, adeta kamuoyunun hışmını çekmek istercesine “PKK’yı reddedemeyiz” söylemlerinde bulunması, kendi ifadeleriyle “onurlu ve kalıcı barışa” gölge düşürüyor. Sergilediği seçim politikaları yüzünden, olan yine her zamanki gibi halka oluyor ve huzur ortamı zarar görüyor. Seçim çekişmesi yüzünden çıkarılan gerginliklerden en büyük zararı esnaf ve sanatkarların gördüğü dikkati çekerken, özellikle küçük yaştaki çocuklar DTP tarafından siyasi amaçlarla istismar ediliyor.

    Bugün gazetesinin 14 Aralık tarihli haberinde, Başbakan Erdoğan’ın Van gezisini protesto eden DTP’nin çocukları nasıl kullandığının ortaya çıktığı bilgisi yer alıyor. DTP’li vekil Özdal Üçer’in, polislere taş atan çocukları “Hediye vereceğiz” bahanesiyle eyleme davet ettiği kaydediliyor.

    Van’ı adeta savaş alanına çeviren olaylarda DTP İl Başkanlığı önünde toplanan kalabalığın, taş ve molotoflarla güvenlik güçlerine saldırdıkları, çıkan olaylarda 7 gösterici ile 6 polisin yaralandığı ve 100 civarında eylemcinin gözaltına alındığı biliniyor. Göstericiler arasında DTP Van Milletvekili Özdal Üçer’in de bulunması ise dikkat çekici ayrıntılardan sadece bir tanesi.

    Eylemin dikkat çekici bir başka özelliğinin ise onlarca ilköğretim ve lise öğrencisinin de eylemcilerle birlikte yer alması olduğu vurgulanıyor. Bu çocukların kimler tarafından kandırılarak eyleme getirildiği tartışılırken, çocukları eyleme taşıyan kişinin DTP Van Milletvekili Özdal Üçer olduğunun ortaya çıkması gündemde şok etkisi yaratıyor. Milletvekili olmadan önce Eğitim-Sen Van Şube Başkanlığı görevini yürüten ve Karşıyaka mahallesindeki bir ilköğretim okulunda da öğretmenlik yapan DTP’li Üçer’in, milletvekili olduktan sonra eski okulu ile irtibatını koparmadığı ve sık sık ziyaretlerde bulunduğuna işaret ediliyor.

    Bu arada Üçer’in okuluna son ziyaretinin ise DTP’nin Van’ı savaş alanına çevirdiği 1 Kasım’daki eylemden hemen öncesine denk geldiği belirtiliyor. Eski öğrencilerinin yanı sıra okuldaki diğer sınıflarla da görüşen Üçer’in çocuklara, “Yarın bizim İl Başkanlığı’nın önüne gelin, size hediye vereceğiz” dediği vurgulanıyor. Polis kayıtlarına göre eyleme Üçer’in eski okulundan 100′ü aşkın çocuğun katıldığı, bazı öğrencilerin kendilerini Üçer’in davet ettiğini itiraf ettikleri aktarılıyor.

    Olayın en vahim yanı ise, öğrencilerin, sadece 1 Kasım’daki eylemde kullanılmadığı, DTP ve örgüt yandaşlarının, daha önceki eylemlerinde de aynı okulun öğrencilerini kullanma yolunu seçtikleri şeklinde değerlendiriliyor. Okulun bulunduğu Karşıyaka Mahallesi’nde DTP’nin birinci parti olması ve terör örgütünün aileleri tehdit ederek çocuklarını eylem zamanlarında okula göndermemesi yönünde baskı yapmasının da olaylarda etkili olduğu belirtiliyor. Okul idaresinin, çocukların eyleme götürülmesini engelleyemediği de çarpıcı ayrıntılardan.
    Siyasetçilerin sorun üretmek yerine sorun çözmesi bekleniyor. Halk, oy verdiği vekiline güvenmek istiyor. DTP’lilerin de, kuracakları insani ilişkilerle siyaseti ucuz bir iddia olmaktan çıkartacak potansiyele sahip olduklarını göstermek için ellerine geçen fırsatları iyi değerlendirmeleri gerekiyor. Demokrasi mücadelesini baskı, şiddet, maddi manevi halka zarar verme şeklinde sürdürdükleri düşünüldüğünde, halktan beklediği desteği, yani oyu alması mümkün görünmüyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  175. helin demir demiş

    TERÖRİZMLE MÜCADELEDE ÖRNEK YAKLAŞIMLAR
    Türkiye, çeşitli sorunlarla karşı karşıya bulunan bölgesinde, siyasal barış ve güvenlik ortamının, siyasi ve ekonomik işbirliği potansiyellerini harekete geçirmek ve refahı yaygınlaştırmakla mümkün olabileceğine inanmaktadır. Bu nedenle gayretler, küresel ve bölgesel planda barış ve güvenliğe katkıda bulunmaya yönelmektedir. Avrupa güvenliğinin Balkanlar, Doğu Avrupa, Ortadoğu ve Kafkasya’da pekiştirilmesi, barış ve işbirliğinin güçlendirilmesi hedefleri ancak Türkiye’nin katılımıyla ve somut katkısı ile gerçekleştirilebilir. Türkiye uluslararası ilişkilerde geçerli olması gereken çağdaş norm ve davranış kurallarının savunucusudur. Bunların global ve bölgesel düzeylerde yaşama geçirilmesi için her türlü çabayı göstermektedir.
    Türkiye’de teröre karşı verilen kararlı mücadele sonucu normal yaşama dönüşün belirtileri hayatın her alanında görülürken, ekonomi ve kalkınma içerikli gelişmeler de gündeme yansımaya devam ediyor.

    Bingöl’ün Kiğı İlçesi Kaymakamı Ercan Çiçek, ilçe ekonomisinin canlanması için hazırladığı ve ilçeye yaklaşık 18 milyon YTL’lik para girişi sağlaması öngörülen projeyle, terör, işsizlik ve göç sarmalından kurtulmaya çalışan bölge insanının umudu oldu.

    Trabzon’un Hayrat ilçesinden 2004 yılı sonunda Kiğı’ya atanan Kaymakam Çiçek, hem bölge halkının sevgisini kazandı hem de ilçe ekonomisini canlandırmaya yönelik önemli projeleri hayata geçirdi.

    “Kiğı’ya atandığında ilk iş olarak kapalı olan halk kütüphanesine kendi sekreterini görevlendirdiğini ve burayı hizmete açtığını” söyleyen Çiçek, “Görev yaptığı yerlerde önceliği her zaman eğitime verdiğini, Kiğı’da da eğitim konusunda çalıştıklarını, ilçe dışına orta ve yüksek öğretim için giden 35 öğrenciye yıllık 500 YTL burs vermeye başladıklarını, ayrıca genç kızların meslek sahibi olması için kuaförlük kursu açtıklarını, 6 ay süren kursu birincilikle bitiren genç kızı ise öğretmen evinde faaliyete geçirdikleri kuaför dükkanında maaşlı çalıştırmaya başladıklarını’ belirtti.

    “İlçede terörün bıraktığı izleri silmek için de çalıştığını” kaydeden Çiçek,
    “1994 yılında teröristlerce yakılan ve 14 yıldır kullanılmayan atıl durumdaki TEKEL’e ait binanın bakım ve onarımdan geçirilmesinin ardından, öğrenci yurdu ve aile hekimliği merkezi olarak kullanılacağını” aktardı. Çiçek, yine 1994 yılında teröristlerce yakılan okul binasında ilçe ekonomisi için büyük önem taşıyan bal paketleme tesisi kurma çalışmalarına başladıklarını, arıcılık projesi kapsamında 15 aileye, 30′ar kovan arı dağıttıklarını, ailelerin, sadece 1 yılda yaklaşık 30 bin YTL gelir elde ettiklerini, ifade etti. İlçede modern yöntemlerle yapılan tarım ve hayvancılığın yaygınlaşması için çalıştıklarını vurgulayan Çiçek, Kiğı’nın gelecekte yatırımcılar için cazibe merkezi olacağını vurguladı.

    Gençleri sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere yönlendirdiklerini, bu kapsamda Kiğı Kaymakamlığı Gösteri Sanatları Topluluğu’nu kurduklarını anlatan Çiçek, ”Tiyatro grubumuz çeşitli illerde gösteri düzenledi. Elde ettikleri gelirle de terörle mücadele sırasında şehit olan bir askerimiz için hatıra ormanı oluşturdular. Ayrıca gençlerimizin spor yapabilmeleri için 250 kişilik spor salonu yapacağız. Kiğı Barajı’nı yapan firma da spor salonunun beton ve demir ihtiyacını karşılayacak.” şeklinde konuştu.

    Ülkemizin, nüfus bakımından yüzde 15, toprak bakımından ise yüzde 33′lük bölümünü oluşturan Doğu ve Güneydoğu Anadolu, bölgesel gelişme sorununun en yaygın, en sürekli ve en kapsamlı yaşandığı bölgedir. Çözüm, kültürel, demokratik ve sosyal politikalarla eşzamanlı olarak bölgenin geri kalmışlığında belirleyici faktörlerden biri olan terörün de panzehiri ekonomik kalkınma öncelikli bir yaklaşımla bulunacaktır. Bu çözüm Türkiye’yi ayağındaki prangadan da kurtaracaktır. Bu nedenle Ercan Çiçek’in doğuya yatırım yapmayı düşünenlere örnek teşkil etmesi beklenmektedir.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  176. helin demir demiş

    TRT’NİN KÜRTÇE YAYININA YÖNELİK ELEŞTİRİLER
    TRT’nin Kürtçe yayını başladı başlayacak derken, ekranlarımızda yerini aldı. Çeşitli kesimlerden yeni kanala ilişkin olumlu ya da olumsuz çok sayıda görüş bildirildi. PKK yanlısı çevreler, TRT’nin yeni Kürtçe kanalının hükümetin seçim yatırımı olduğunu savundular. Oysa Doğu bölgelerimizde yaşayan Kürt vatandaşlar, özellikle Diyarbakır halkı, televizyon kanalının yayına başlamasından duydukları memnuniyeti her fırsatta dile getirdiler. Önümüzdeki günlerde de kanala yönelik eleştiriler devam edeceğe benziyor.
    Yapımcı Nilüfer Akbal da 4 Ocak 2009 tarihli Birgün gazetesinde yer alan yazısında; “Bir şeyi görmeden, izlemeden ve tanımadan değerlendirmenin doğru olmayacağını, bir yola girildiğinde bu yolda eksik ve yanlışlar olabileceğini, fakat yeni fikirlerin, toplumsal taleplerle düzeltilerek ilerleyebileceğini, daha iyi bir hale getirilebileceğini, bu durumun hayatın her alanı için geçerli olduğunu” belirtiyor. Akbal, TRT’de Kürtçe yayın yapılmasının kendisi için pozitif bir şey olduğunu, birtakım ön yargıların kırılabileceğini ve Kürt halkının kendini daha rahat ve doğru ifade edebileceği alanların gerekli olduğunu, Kürtçe televizyon kanalının yayına başlamasının, kendini ifade etme anlamında olumlu yansımaları olacağını vurguluyor. Hatta şimdiden, Şeş TV’nin çok yeni olmasına rağmen toplumda olumlu bir tartışma yarattığını da sözlerine ekliyor. Topluma olumlu yansımaları olduğunu ve insanlara bir anlamda cesaret aşıladığını, televizyon kanalının arkasında iyi bir ekip olursa daha ileriye gidebileceğini, bunun için de bu konuda bilgili insanların kanalın içinde yer alması gerektiğini savunuyor. Esas itibariyle kendisi gibi düşünen insanların kanalın içerisinde yer almasının, Kürt dili ve kültürünün daha doğru ve güzel bir şekilde anlatılmasının gerektiğini, kendisinin de katılma nedeninin esasen bu olduğunu anlatıyor.
    PKK terörünün herkes için anlamsız ve yorucu olduğunu, toplumsal barışa bir katkı sunmak istediğini, Kürt halkının artık savaş değil barış istediğini ve Kürtçe kanalın da bunun için bir adım olduğunu aktarıyor ve bu adımın olumlu yansımalarının şimdiden sokaklarda görülmeye başlandığını kaydediyor. Artık insanların sokaklarda ve toplum arasında kendi dillerini daha rahat konuşabildiklerini, çünkü devletin resmi bir kanalının Kürtçe yayın yaptığını ifade ediyor.
    Nilüfer Akbal, kanalda iyi bir kadronun bulunduğuna, fakat yeni olduğu için tam anlamıyla yeterli görülmediğine, özellikle edebi çevirilerde biraz eksiklikler vukuu bulduğuna, daha dikkatli olmak gerektiğine, çeviri ve akademik anlamda sadece kanalda değil Kürtler arasında da önemli bir eksikliğe rastlandığına, araştırmaların yeterli düzeyde olmadığına, bu tür araştırmaların genelde İsveç’te yapıldığına ve ileriki dönemde orada entelektüel ve aydın kesimin yaptığı araştırmalardan yararlanılabileceğine işaret ediyor.
    Profesyonel bir ekip oluşturulabileceği, Kürtlerin politik çevrelerinin bile konuyla ilgili çok fazla bilgiye sahip olmadıkları, kendi kültürlerine çok fazla hâkim görülmedikleri değerlendirmesinde bulunan Akbal, yapacağı programın müzik-eğlence ağırlıklı olacağını belirtiyor. Kanalı destekleyenler ve desteklemeyenler arasında bir kutuplaşma olunca programa çıkacak konuk bulamadığını, fakat bu sorunun da birkaç program sonra aşılacağına inandığını, kanalı toplumsal bir barış projesi olarak gördüğünü, Kürt halkının bir kısmının bu kanala karşı olmasına rağmen Türkiye’de pozitif bir gelişme olduğunu söylüyor. Sorumluluk duygusuyla hareket ettiğini, halka daha iyi hizmet etmek için bu kanalda olması gerektiğini ve elini taşın altına koyduğunu vurgulayan Akbal, bu çerçevede Sezen Aksu’ya programa katılması yönünde çağrıda bulunduğunu anlatıyor. Kendisine medyada “Kürtlerin Sezen Aksu’su” denildiği için, Sezen Aksu’yla birlikte aynı programda olmayı, Kürtçe ve Türkçe barış şarkıları söylemelerini, kardeşlik mesajları vermelerini istiyor. Şu an görüşme aşamasında olsa bile, Aksu’nun bu konuda pozitif düşündüğünü, genel anlamda toplumda böyle bir kardeşlik havasının oluşturulmasının çok da kolay bir iş olmadığının farkında olduğunu, fakat bunu başaracaklarına inandığını kaydediyor.
    Aslında kanalı destekleyenlere karşı bir saldırı havasının estiği ve bunu anlamanın biraz güç olduğunu aktaran Nilüfer Akbal, asıl üzüntü veren şeyin, 20 yıldır Kürt müziğine hizmet eden bir insan olduğu, iyi eserler verdiğine inandığı, mitinglerde, konserlerde, toplumsal mücadelenin içinde olduğu halde, bütün bu yaptıklarının göz ardı edilerek, Kürtçe kanala destek verdiği için kötü biri olma iftirasına maruz kalması olduğunu belirtiyor. İnsanların eleştiri haklarının her zaman var olduğu, fakat eleştirilerin bir düzey ve saygı çerçevesinde olması gerektiğini anlatan Akbal, kanal başarılı olduğu zaman bu eleştirileri yapanların da pişman olacağına inandığını aktarıyor. Başarıyı istemeyen ve bu konuda çalışmalar yapan insanların da olduğu gerçeğini hiçbir zaman göz ardı edemeyeceğini söyleyen Akbal, tüm bu olumsuzluklara rağmen başarılı olacaklarına inandıklarını bildiriyor.
    DTP Siirt Milletvekili Osman Özçelik de, TRT’nin Kürtçe yayına başlamasının olumlu bir adım olduğu görüşünde. Her ne kadar Kürt kültürünü tam ifade edip etmeyeceği konusunda bilgi sahibi olunmasa da, sonuçta Kürtçe bir yayın bulunduğunu, bunu önemsemek gerektiğini, bu konuda siyasetçi arkadaşlarının tereddütlü davrandıklarını, buna gerek olmadığını belirtiyor.
    Osman Özçelik’e göre, önemli olan burada yapılacak yayınların kalitesi. Daha yayına başlamadan programların içerikleri ile ilgili kaygılar ileri sürmek ön yargı. Basında yer aldığı üzere birtakım aksiliklerin mutlaka yaşanacağını, alt yapı eksikliğinin bunduğunu aktaran Özçelik, bu tür alt yapı ihtiyaçlarını karşılamak için eğitimli insanlardan yararlanılabileceğini vurguluyor.
    Yeni yılın ilk gününde TRT’de Kürtçe olarak yayın yapan yeni bir kanalın açılması sevindirici bir gelişme olarak düşünülüyor. Üstelik TRT-6′nın Türkiye’de yaşayan 14 milyon Kürde ulaşması ve Roj TV’nin etkisini azaltması yeni kanalın en önemli başarı kriterlerinden biri olarak değerlendirilebiliyor. Bütün olumsuz eleştirilere rağmen görünen o ki, TRT’nin yeni Kürtçe kanalı daha şimdiden akılları ve gönülleri fethetmişe benziyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  177. helin demir demiş

    PKK’NIN TASFİYESİ
    PKK’ya yönelik tasfiye planının uygulamaya konulması için ülkeler işbirliklerini sürdürmeye devam ediyor. Konu ile ilgili her gün basın yayın organlarında yeni makaleler yayınlanıyor ve planın ayrıntıları su yüzüne çıkarılarak okurların aydınlanması sağlanıyor. Newsweek dergisinde yayınlanan bir yazıda; PKK’nın silahsızlandırılmasından, teslim olanlara kadar çeşitli hususlara değiniliyor.
    15 yaşında PKK’ya katılan Nazlı’nın, İstanbul’dan Van’a oradan İran’ın Urumiye kenti sınırlarındaki Kelareş Kampı’na gittiği, burada dört yıl kaldıktan sonra her türlü tehlikeyi göze alarak Erbil’e kaçtığı, kurtulur kurtulmaz ailesiyle irtibata geçtiği, aile bireylerinin de güvenlik birimleriyle bağlantı kurarak Nazlı’yı 2008 başında Türkiye’ye getirdiklerinden bahsediliyor. Nazlı 20 gün cezaevinde kaldıktan sonra serbest bırakılıyor ve şimdi hayatını yeniden kurmaya çalışıyor.
    Son bir yılda Nazlı gibi Irak’ın kuzeyinden İstanbul’a getirilen militan sayısının 100’ü geçip, pişman olan ve ailesiyle temasa geçerek güvenlik güçleri aracılığıyla Türkiye’ye gelmek isteyen PKK’lıların dönüşü sürerken, taraflar daha köklü çözüm için bir plan üzerinde çalışıyor. Newsweek’e bilgi veren HAKPAR yetkilileri, PKK ile ilgili Türk ve Irak hükümeti arasında gerçekleşen yoğun görüşme trafiğinin değişmeyen maddesinin PKK’nın silahsızlandırılması ve Kürt sorununun çözümü olduğunu söylüyor.
    Aldığı 11 yıllık cezayı çektikten sonra Almanya’ya yerleşen, Nasname’nin yayın koordinatörü Şükrü Gülmüş, ABD’nin teşvik ve desteğiyle Türkiye’nin PKK’ya silah bıraktırmak amacıyla bir planı devreye soktuğu görüşünde. Gülmüş’e göre yeni planda öncelikle örgüt mensupları Kandil ve Mahmur gibi kamplardan Kuzey Irak’a indirilecek ve onlara “silahlarınızı bırakın” denecek. ODTÜ Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç.Dr Mesut Yeğen de ABD’nin etkisine vurgu yaparak, “ABD, Türkiye ve Irak Bölgesel Kürt yönetimi arasındaki uzlaşmaya bağlı olarak yürürlüğe konmuş planın unsurlarından birisinin PKK’nın etkisizleştirilmesi olduğunu söylüyor.
    Türk, Irak ve ABD taraflarının plan üzerinde bir uzlaşma sağladığı iddiasındaki Şükrü Gülmüş, planın hayata geçirilmesi konusunda ayak direyen tarafın Abdullah Öcalan ve PKK olduğunu savunuyor. Hatta Öcalan’ın silahsızlanmaya ayak dirediğine örnek olarak DTP’li vekillerin Aralık 2008’de bölgeye yaptığı ziyareti gösteriyor. Ona göre “DTP’liler, Barzani ve Talabani’ye Abdullah Öcalan’ın ‘Bizim olmadığımız bir planı uygulayamazsınız’ mesajını iletmeye gitti.”
    Newsweek’te yayınlanan yazıda; Kürt sorununun çözümünü ve PKK’nın silahsızlandırılmasını amaçlayan planın ayrıntılarının 2009’da daha da netleşeceği vurgulanıyor. Bu konuyu gündemde tutacak uluslararası konferansların eli kulağında. HAKPAR Genel Başkanı Bayram Bozyel 24 Aralık’ta Barzani’yle yaptıkları görüşmede bunun gündeme geldiğini söylüyor. Bozyel’e göre Irak’lı Kürt liderler, Türkiye’de barışın inşası ve PKK’nın silahtan arındırılması için uğraşıyor. Türkiye’nin bir dönüşüm yaşadığını, Kürt sorununun çözümü konusunda Iraklı Kürtlerin, Ankara hükümetinden artık esnek davranacağına ilişkin sinyaller aldıklarını belirten Bozyel, “Talabani ve Barzani’nin bu konudaki beklentileri pozitif” diyor.
    Konunun ele alınacağı organizasyonlardan biri Ortadoğu Barışı ve Güvenlik Konferansı. 2009 Şubatı’nda İzmir’de gerçekleştirilmesi beklenen konferans Nato’nun ev sahipliğinde iki yılda bir düzenleniyor.
    PKK’nın üst düzey kadrosunda ve Zeli kampı sorumlusuyken örgüt tarafından hakkında ölüm emri verilen, Abdullah Öcalan’ın kardeşi olduğu gerekçesiyle PKK’dan dışlanarak cezalandırılan, Irak’ın Erbil kentinde yaşayan Osman Öcalan, PKK’yı dağdan indirme planının uygulamaya konduğunu söylüyor. Osman Öcalan’a göre Türkiye ile bölgesel Kürt ve Irak hükümeti yetkilileri arasındaki görüşme trafiği Ortadoğu’nun güvenliğini sağlama amaçlı. Tabii bunun yolu da Kürt sorununun çözülerek PKK’nın silahlarını bırakmasından geçiyor. Osman Öcalan, Kuzey Irak’ta silahlarını bırakmış 3500-4000 kişinin olduğunu ve bunların Türkiye’ye gelmek istediğini söylüyor.
    Kuzey Irak Kürt yönetimi bugüne kadar PKK’yı tam olarak dışlamadı. Ancak planın ayrıntıları ortaya çıktıkça ve PKK tepki gösterdikçe Barzani de PKK’ya karşı sertleşti. Bunun sinyallerini açıklamalarıyla verdi. Talabani de PKK’nın silahlı olarak Irak topraklarında dolaşmasını istemiyor ve bu yüzden Türkiye ile ilişkilerin sürekli bozulmasından hoşnut değil. Ancak örgütün silahtan vazgeçmesi sürecini hızlandırmak için de bazı adımların atılması gerektiğini savunuyorlar.
    Bilgi Üniversitesi Siyaset Bilimi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Ayhan Kaya gelişmeleri, “Sosyoekonomik açıdan istikrara kavuşmuş bir Irak’ın Türkiye ekonomisi açısından çok olumlu gelişmeleri beraberinde getirebileceği” değerlendirmesini yapıyor. Bu iradeyle Ankara Bağdat Erbil hattında yürütülen ilişkiler, silahsız çözüme hiç olmadığı kadar yaklaşıldığını gösteriyor. Barzani’nin “Yolumuz açık” sözleri, Talabani’nin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Irak’a ziyaret planı konusundaki “Bu, Irak ve Türkiye arasındaki tarihi ve köklü ilişkileri geliştirecek” açıklaması bunun açık ifadesi olarak yorumlanıyor.
    Gelişmeler böyle iken terörizmle mücadelede uluslararası işbirliğinin önemi bir kez daha gözler önüne seriliyor. Türkiye, terörizm konusunda her türlü işbirliğine açık olduğunu ve çok uzun zamandan beri terörizmle mücadele etmesi nedeniyle edindiği birikim ve deneyimi paylaşmak istediğini her fırsatta dile getiriyor. Bölge ve dolayısıyla dünya barışından yana olan tüm ülkelerin, bir gün aynı acı ve üzüntülerin kendilerine de dönebileceği endişesiyle terörizme karşı duyarlı olması ve kararlı adımlar atması bekleniyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  178. helin demir demiş

    PKK KÜRT KÜLTÜRÜNÜN VE SANATININ GELİŞMESİNİ ENGELLİYOR

    Sorunların demokratik kanallardan aktarılabilmesi sayesinde istismar edebileceği konuların azalması ve güvenlik kuvvetlerinin teröre karşı sağladığı başarı sayesinde, şiddet ekseninde hareket eden PKK’nın, önemli ölçüde zayıfladığı görülüyor. Kitlelerin demokratik kurallar içerisinde taleplerini gerçekleştirmeleri demokratik siyasetin en doğal unsuru sayılırken, PKK bu doğal gelişmeyi de terör yoluyla önlemeye çalışıyor. Mevcut sorunlara çoğulcu demokrasi çerçevesinde çözüm bulunmasını engellemek, PKK’nın en temel uğraşlarından biri olarak gündeme yansıyor. PKK en büyük zararı, haklarını savunduğunu iddia ettiği Kürt halkına veriyor. Son günlerde Kürt basın organları, adında “Kültür Merkezi” kelimesi geçtiği halde, Kürt kültürünü baltalamaktan başka bir işe yaramayan Mezopotamya Kültür Merkezi’ndeki (MKM) skandallarla çalkalanıyor. Nasname sitesine Kürt sanatçıları tarafından gönderilen ve adeta isyan eden mektuplarda söz konusu merkezdeki dehşet verici uygulamalar bir bir deşifre ediliyor.
    Güvenlik nedeniyle mektupları yazanların kimliklerinin açıklanmadığı Nasname sitesinde, onlarla dayanışma içinde olunacağı, onların MKM’nin demokratik bir kurum olması yönünde gösterdikleri saygıdeğer/cesur tavrı destekleyecekleri, Nasname’ye gönderecekleri ve yayınlamalarını isteyecekleri bütün yazıları yayınlayacakları, despotik uygulamaları teşhir edecekleri belirtiliyor.
    Mektuplardan birinde MKM’de çalışan bütün sanatçıların yurtsever olduğu, yıllardır emek verdikleri, fakat bunun görmezlikten gelindiği, adeta kültür sanat çalışmalarının bırakılarak, tamamen siyasal argümanların ağırlıkta olduğu kuru bir despotizmin hakim olduğundan bahsediliyor.
    Kimin hangi sanatsal üretimi geliştireceği, Kürt halkının kültürünün nasıl korunacağı, insanların nasıl sanatsal olarak geliştirileceğinin belli olmadığı merkezde, kendisine Apocu denilerek sanatçıların başına musallat edilen, deyim yerindeyse sanatın s’sinden anlamayan bir kaç kişinin özellikle son bir yıldır bütün kurum ve sanatçıları sindirmekte olduğu belirtiliyor.
    MKM’de daha önce de belirli yetersizlikler yaşandığına, ancak bunların bile son bir yıldır yaşananlar kadar etkili olmadığına işaret ediliyor. Özellikle dağda yapılan ve “Tevcand 3. Konferansı” olarak adlandırılan toplantıdan sonra merkezdeki sanatçılara dayatılan ve kendilerinden istenenlerin sadece “PKK ve Apocu’luk” olduğu aktarılıyor. Bunun da kaba tehdit ve programlara çıkarmama, kurumdan uzaklaştırma tehditleriyle yapıldığı anlatılıyor.
    Başta İstanbul MKM olmak üzere Türkiye’deki bütün kültür kurum faaliyetlerinden sorumlu olan, temsil yeteneği bulunmayan ve PKK yanlısı T….,E….. ve A….’nın yılda bir yapılan kültür konferanslarında seçime bile tabi tutulmadan doğrudan ağabeyleri tarafından atandıkları, sanattan anlamayan bu üçlü çete dağının acımasız ve sorumsuzca, yıllarca emek harcayan halkın tanıdığı bir çok değerli sanatçıyı sahnelere çıkarmadığı, çeşitli yaptırımlar uyguladığı vurgulanıyor. Baskılara boyun eğen, uzlaşan, itaat edenlerin kasetlerinin çıkarıldığı, oyunlarının sergilendiği kaydediliyor. Geçen yıl iyi bir ses sanatçısı olan Serap Sönmez’in kendi istemiyle MKM’den ayrılmasına rağmen hiçbir programa çıkarılmadığı, yine tanınan ses sanatçısı Rojda’ya altı ay programlara çıkartılmama cezası verildiği, Tiyatro Jiyana-nu’dan Kemal Orgun’un ilişkilerinin bu ekip tarafından dondurulduğu ve bu sanatçıların neden bu yaptırımlara tabı tutulduğunun açıklanmadığı belirtiliyor.
    Söz konusu uygulamaların sadece sanatçılara değil diğer çalışanlara yönelik olarak da yapıldığına, örgütün direktifleri doğrultusunda yıllardır MKM genel sorumluları olan Hasan Şeker, Yakup Soylu, Mehmet Akdoğan ve Kom Müziğin başında olan Zübeyir Perihan’ın da nasibini aldığına, bu arkadaşların her toplantı ve platformlarda üçlü çete tarafından teşhir edildiğine dikkat çekiliyor.
    Nasname’de mektupların yayınlanmasının ardından, PKK’lı üçlü çete tarafından, mektupları yazanların ortaya çıkarılacağına, kendilerine biat edilmesi gerektiğine, aksi davranışta bulunanların MKM’den uzaklaştırılacağı hususunda sanatçıların tehdit edildiğine, korku ve sindirme yoluna gidildiğine, yapılan toplantılarda çalışanların azarlanarak, herkesten rapor istendiğine, işaret ediliyor.
    Nasname’ye gönderilen mektuplarda ayrıca, tek marifetleri dağla olan ilişkileri ve dağın verdiği yetkiyle hareket etmek olan ve kim oldukları bilinmeyen üçlü çetenin zulümlerine ne zamana kadar boyun eğileceği, bunlara dur demenin ve cesurca bazı gerçeklikleri açıklamanın zamanının geldiği yönünde isyankar cümlelere de yer veriliyor.
    MKM sanatçılarının gönderdiği mektuplardan da anlaşılacağı üzere, PKK Kürt halkının kendisini ifade etmesini istemediği gibi, Kürt kültürünün de gelişmesini engelliyor. Kürt halkının haklarını koruduğunu söylese de aslında en büyük engelin kendisi olduğu gerçeğini görmezlikten geliyor.
    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  179. helin demir demiş

    PKK’YA MAHMUR KAMPI’NDA DA YER YOK!
    Birleşmiş Milletler tarafından Kuzey Irak’ta oluşturulan ve süreç içinde terör örgütü PKK’nın üssü haline gelen Mahmur Mülteci Kampı’nın kapatılması için uluslararası kamuoyunun çabaları devam ederken, PKK’ya yönelik tasfiye planı çerçevesinde ülkeler işbirliklerini sürdürüyor.
    PKK’nın yayın organı Fırat Haber Ajansı’nın web sayfasında 9 Ocak 2009 tarihli ve “Mahmur Kampı’nın Faaliyetleri Sınırlandırılıyor” başlıklı makalede; “Türkiye-Irak-ABD arasında oluşturulan Üçlü Komite çalışmaları çerçevesinde, Irak makamlarının Mahmur Kampı’nı kontrol altına alma ve kampta bulunanlar için bir kimlik kartı düzenleme çalışması yürüttüğü” kaydediliyor.
    Türkiye, Irak ve ABD arasındaki üçlü koordinasyonun Mahmur Mülteci Kampı’ndaki mültecilerin IKYY Bölgesi’ndeki faaliyetlerini sınırlandırma kararı aldığı bildirilerek, Irak Ulusal Güvenlik Bakanı’nın kampın giriş ve çıkışlarının kapatıldığını ifade ettiği belirtiliyor.
    Irak Ulusal Güvenlik Bakanı ve üçlü koordinasyon üyesi Şirwan El Waili yaptığı açıklamada, “Irak, Türkiye ve ABD arasındaki üçlü koordinasyonun Mahmur kampındaki mültecilerin PKK ile IKYY Bölgesindeki faaliyetlerini sınırlandırma kararı aldığını” vurguluyor.
    Hewler yakınında bulunan Mahmur Kampı üzerinde gerekli önemlerin alındığını söyleyen El Waili; “Şu an lrak güvenlik güçleri kampı tamamen kontrol etmiş durumda, kampın tüm giriş-çıkışları da kapatıldı. Mültecilere özel kimlikler hazırlandı. Kamptan çıkışlara sınırlandırmalar getirildi.” şeklinde konuşuyor.
    Fırat Haber Ajansı’nın haberinde ayrıca; “Mahmur Mülteci Kampı’na yönelik kısıtlama kararının Irak Başbakanı Nuri El Maliki’nin Türkiye ziyaretinden sonrasına denk geldiği, El Maliki’nin Aralık 2008 ayının son haftasında Türkiye’ye ziyarette bulunduğu, ardından da İran’a geçtiği, 20 Kasım 2008 tarihinde Bağdat’ta Türkiye, Irak, ABD ve IKYY’den üst düzeylilerin katıldığı toplantıda PKK’ya karşı bir komisyon ve alt komite kurma kararı alındığı, komitede IKYY Bölgesi İçişleri Bakanı’nın da yer aldığı” şeklinde bilgilere yer veriliyor.
    Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin kayıtlarına göre, Mahmur kampında yaklaşık 12 bin mülteci Kürt bulunuyor. “Mahmur Mülteci kampının nüfusunun başlarda 20 bin olduğu, ancak daha sonra IKYY’ye dönenlerin bulunduğu, bir kısmının Avrupa’ya sığındığı, diğerlerinin ise IKYY’ye yerleştiği, kampın trajik geçmişinin herkesçe bilindiği, mültecilerin Mahmur Kampı’na gelene kadar Bihere, Etruş, Geliye Qiyamet, Besive, Nehdara ve Ninova kamplarında sürekli saldırılarla taciz edildikleri, açlık ve susuzlukla mücadele ettikleri, kurşunların, infazların hedefi oldukları, akreplerle birlikte yaşamak zorunda kaldıkları” hususları ise, makalede yer alan dipnotlardan bazıları…
    Barış ve demokrasi söylemlerinin arkasına sığınan PKK’nın, sadece Türklere ve Kürtlere değil, organize suç faaliyetleriyle, tüm dünyaya zarar veren bir terör örgütü olduğu gerçeği her geçen gün yeni kanıtlarla su yüzüne çıkıyor. PKK mağdurları, Birleşmiş Milletler’in kararları ve uluslararası anlaşmalar kapsamında, terör örgütünün üssü haline gelen ve insanlık dışı uygulamaların her geçen gün arttığı Mahmur Kampı’nda alınan yeni önlemleri olumlu şekilde karşılarken, bir adım daha öne gidilerek kampın bir an önce kapatılmasını bekliyor.

    Helin Demir
    helindem@mynet.com

  180. helin demir demiş